ara
Evet! Olman gereken yerdesin!
Sen de neokur ailesine katıl, yeni arkadaşlar edin.

Bayır gülü

@bayirgulu

Neydi çekiç?
ya zincir neydi?
Beynin nasıl bir fırın içindeydi?
Neydi örs?
ve hangi dehşetli kabza Ölümcül korkularını alabilir avcuna?
Masumiyet ve Tecrübe Şarkıları
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
11 beğeni · 8 yorum
lililerle (@lililerle)
Her Sabah ve her Gece
Doğar bazıları tatlı Hazza. Doğar bazıları tatlı Hazza,
Doğar bazıları Sonsuz Gece'ye.
5 sa beğen 2 cevap

Vizyondaki Filmler

FEBİHÂ

@kadim-cumlei-vecize

Aşk mücadelesi içinde değil, mücadele aşkı içinde ol..!
"Aşk mücadelesi içinde değil, mücadele aşkı içinde ol..!"
Bu yol yalnızca senin,
başkaları seninle yürüyebilir,

Fakat hiç kimse senin için yürüyemez…

Sen yolunu bil yolcu…
Mevlana Celaleddin Rumi
ünlüye puan vermedi, inceleme eklemedi.
3 beğeni · 0 yorum
Macaristan'ın başkenti Budapeşte'nin tarihi binalarını ve gezilmesi gereken ünlü mekanlarını kısaca tanıyalım...
NeHaber - 29 Mayıs Pazartesi 2017

FEBİHÂ

@kadim-cumlei-vecize

...
...
Beni de boynu ıssız kedilerden sayın,
Nasılsa ağzım var dilim yok…

Kedilerimin kardeşiyim,
İnceliği ve mahcubiyeti onlardan öğrendim

Beni turnasız türkülerin
Beni solgun bir kedinin kalbinde unuttular.
Haydar Ergülen
ünlüye puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğeni · 0 yorum

Çok Satan Kitaplar

20 sa

Babayev

@babayev

pekmen nedir?

Milyon.
20 sa

Babayev

@babayev

FEBİHÂ

@kadim-cumlei-vecize

 Sen sen ol, kelimelere fazla takılma.
" Sen sen ol, kelimelere fazla takılma."
“Zavallı akıl, gönül kıran bir insafsızı bulur da onu bağrına basar.

Ruh da yol kesen eşkıyayı bulur, onu kendine dost sanarak, alır, gönül evine getirir.”
Mevlana Celaleddin Rumi
ünlüye puan vermedi, inceleme eklemedi.
4 beğeni · 0 yorum

FEBİHÂ

@kadim-cumlei-vecize

Kuru duayı bırak..! Ağaç isteyen tohum eker.
"Kuru duayı bırak..! Ağaç isteyen tohum eker."
Aşk ateşinden dünyada sıcaklıklar vardır.

Aşkın vefa sütünden cefa bile yumuşar.

Güneşin bile utandığı bir ay'dan utanmayan kişi,

Ne utanmazdır, hem ne utanmaz..!
Mevlana Celaleddin Rumi
ünlüye puan vermedi, inceleme eklemedi.
2 beğeni · 0 yorum

Esranın Dünyası

@esranindunyasi

Ben senin sokağına ulaşamam dardayım,
O masum gözlerine bakamam firardayım
Deniz Tekin
ünlüye puan vermedi, inceleme eklemedi.
3 beğeni · 0 yorum

Gül Tanrıverdi

@gul-tanriverdi899

Düşünmeden dalgın okumak, güzel bir Kırda gözleri bağlı olarak gezmeye benzer.

Bize edebiyat yapma, şiirle hayat geçmez diyenler, akıllı cihazlara ruhlarını teslim ettiler.

Herman Hesse
Herman Hesse
ünlüye puan vermedi, inceleme eklemedi.
4 beğeni · 0 yorum

Senem

@kitapvekahve

Stefan Zweig usta bir yazar bunu okuduğum 2.ci kitabı ile birkez daha anlamış oldum. Kitapları kısa olabilir ama etkileri çok uzun süre akılda kalacağı kesin.Erkek bir yazarın bir kadının duygularını bu kadar içten anlatması ise şaşkına çevirdi beni. Zweig ile tanışmayan arkadaşlara ise mutlak önerim her kitabını okuyun çünkü ben öyle yapacağım.
2 beğen · 0 yorum
Camus ve Edgü'de Yabancılık
Lafı kısa keseceğim abi. İleride zamanım olursa bu romandaki yabancılık olgusunu ile Camus'un yabancılık olgusunu karşılaştırarak bir harita çizmek istiyorum -sadece yabancılık kavramı üzerine-. Ki, bu romanda yabancılık kavramını Camus'tan çok daha başarılı anlattığı kanaatindeyim demiştim...

Camus’un Yabancısı, Edgü’nün yabancılığı üzerinden her iki yabancılık unsurunu incelemeye çalışacağım. Öncelikle yabancılığın ne olduğu, ne anlama geldiğini belirtmek isterim. Ardından kimlik unsuruna değinmek istiyorum. Kimlik ile yabancılık iç içe geçen bağımsız ve bağımlı iki kavramdır. Kimlik: Birey, ait olduğu toplumun sosyolojik normlarını kendi benliğinde eriterek kimlik kazanır. Yani birey yaşadığı toplumdaki tarihini, kültürünü; kısacası medeniyetini kendi içinde yontar, biçimlendirir ve kabullenir. Bütün yaşamı boyunca dışarıdan(yabancı) gelebilecek her türlü yabancı öğeyi yetiştiği topluma göre değerlendirir. Bu değerlendirme sonucunda ya kabul eder ya da ret eder. Böylece kendine göre bir kimlik kazanır. Toplum içindeki birey, toplum içinde çok az farklılıkları olurken toplum dışında başka bir toplumun içinde ise oldukça büyük bir farklılık oluşturur. Her neyse kimliğini kazanmış olan birey böylece yaşamını sürdürebilir hale getirir. Yabancılık bu noktada devreye girer. Yabancılık: Yabancılaşma önce düşünce boyutuyla başlar. Ait olduğu kimliği sorgulaması ve ret etmesi… Toplumun kendi kimliğiyle kendi kimliği ters bir çizgi çizer. Toplumun değerleriyle çatışmaya giren birey neden, niçin, nasıl, kim, ne gibi sorular sorar diğer yandan bu sorulara cevap arar. Bu sorulara cevap bulamayınca bir yabancılaşma başlar ve hızla kendisini kuşatır. Bazen bu sorulara cevap bulur ama bulduğu cevaplar toplumun değerleriyle ters düşer. Bu terslik bireyi toplumdan tamamen uzaklaştırır…

Pekâlâ, Camus’ta geçen yabancılık nasıl bir yabancılıktır? Edgü’de geçen yabancılık nasıl bir yabancılıktır? Öncelikle, Camus’ta, varoluşsal bir sorun yatmaktadır temelde. İnsanın evreni ve kendisini keşfetme merakı, ilk insandan itibaren insanı düşünmeye sevkeden bir dinamizmdir. Camus, yaşadığı toplumu tanıyor(dil ve kültür açısından), fakat kendisinin ne istediğini, neyi merak ettiğini, neyi niçin yaptığına anlam veremiyor. Bu anlamsızlık onun için bütün toplumu absürt bir konuma indiriyor. Arayış sürecinde kendi varoluşunu, başkalarının yok oluşuyla öğrenen birey; varoluş problemi sebebiyle doğumundan ölümüne kadar ontolojik bir kıskaçtadır. Romanın kahramanı Meursault, kendisine sorulmadan verilen bir hayatı ve yine kendisine sorulmadan alınan hayatı çözmeye, anlamaya ve anlamlandırmaya çalışır. Ancak bir türlü içinden çıkamaz. İçinden çıkamadığı için iş yeriyle, yakın arkadaşlarıyla ve onun çevresi dışındaki her türlü yabancıyla sorun yaşar, bu sorun ise onu idama götürür. Ölümü ve hayatı absürtleştirir ve trajik bir duruma düşer. Hayat algılaması; kimlik/benlik bütünlüğüne bağlı olan birey, benliğin parçalanmış durumu sonucu hayatı sağlıklı algılayamaz. Laing’in “Bölünmüş Benlik” kuramında, ontolojik güvenlik ile benlik arasında kurduğu ilişkiye göre bunalımlar ortaya çıkar. Kendi ‘ben’ine yabancılaşarak kendini sürekli olarak kendi dışında tanımlanmış sahte bir benlikte görür. İç benlik ile dışa yansıyan benlik arasındaki fark açıldıkça birey, kendisiyle ve çevresiyle bunalıma girer(Davutoğlu 2014:59). Ancak Meursault, hayata/çevreye o derece kayıtsızdır ki çevresinin etkisiyle dahi oluşan sahte benliğe sahip değildir. Meursault; hayatla, toplumsal değerler ve iç benlik arasında denge kurmaya çalışır. Ancak bunu başaramaz. Romanın özüne damgasına vuran etken işte budur: Denge. Bu dengeyi başaramayışının nedeni ise benliğinden kaynaklı yabancılaşma ve bunun sosyo-psikolojik boyutudur.

Uzun lafın kısası: Camus, yabancılık öğesini bir bireye yüklemiş ve bireyin kayıtsızlığı, anlamsızlığıyla örülmüş bir tablo sunar. Edgü’de ise birey hem kendi kendine tamamen yabancıdır hem de yaşadığı(sürgün edildiği) topluma karşı tamamen yabancıdır. Gökten düşmüş gibi. Âdem ile Havva’nın dünyaya düşüşü gibi adeta. Sürgün edilmiştir Hakkâri’ye. Ancak bu sürgün onu geçmişinden/anılarından da sürgün etmiştir. Yine kimlik sorunu kendini Edgü’de de göstermektedir(hem toplumsal hem de bireysel kimlik sorunu). Her karşılaştığı kişiye yabancı der, her yeni gittiği yere yabancı der. Birinci bölümde ilk karşılaşılan başlık da ‘’Yabancılar Arasında Bir Yabancı’’… Yabancılar dediği toplum Hakkâri toplumudur ve bu toplum bütün toplumlara yabancıdır. Bu toplum yabancılaştırılmış bir toplumdur. Tanrının unuttuğu, insanların unuttuğu bir toplum, bir yer. Bu bakımdan Edgü, Camus’tan tamamen ayrılır. Bu eserde kahraman hem kendini tanımak, anlamak zorundadır hem de toplumu. Bu yönüyle bu şiirsel roman bana göre Camus’un bir adım önündedir. Burada bir parantez açmayı farz görüyorum. Garip olan bir şey var ki… Sitede Hakkâri’de Bir Mevsim’i okuyan oran 776 iken, Camus’un Yabancısını okuyan sayısı sekiz bini aşmıştır. Bu şaşırtıcı, ilginç ve lanet edilesi bir durumdur. Ki, bizim toplumun kendine ne kadar yabancı olduğunu da göstermektedir. Edgü’nün kahramanı bir kazazededir. Nasıl oraya(Hakkâri) gittiğini yahut geldiğini bilmiyor. Kendisi daha önce bir denizci. Kızgın kumlarda sırtını kızartıp ardından denizde yüzen tatlı bir su balığıdır. Ama nasıl olduysa kendini burada(Hakkâri) buluyor. Anıları hafızasından silinmiş, kendini ve geçmişini unutmuş. Bir yandan kim olduğunu ve buraya nasıl geldiğini merak ederken diğer yandan olduğu yeri öğrenmeye çalışıyor. Bir Süryani ile tanışıyor, kitaplar alıyor parasız. Anlamaya çalışıyor ama Süryani sır vermiyor. Kendisinin arayıp bulacağından emin olduğundan. Başıboş bir dünya, dağınık bir dünya, kendi kendine sıkı sıkı bağlanan ve bu bağlayışla hayatta kalınan bir dünya. Kar, yağmur, fırtına dolu çığlıkla dolu bir tablo. Kendini tanımak, ne olduğunu, ne yaptığını anlamak için aynaya bakıyor. Sakallarını ovuyor, yüzüne bakıyor. Ama hiçbir şey yok. Silinmiş bir hafıza, köksüz bir ağaç. Hatırlar umuduyla berbere koşuyor. Ama yine hiçbir şey yok.

Kentte sağır(vali, memurlar, görevliler) insanlar var. Sürekli geçiştiren ve önemsizleştiren insanlar. Köye geçiyor, bebek ölümleriyle karşılaşıyor. Ölüme de yabancı. İnsanlar var ama ne yaptıkları ve düşündükleri hakkında tek bir fikri dahi yok. Dillerini, kültürlerini bilmiyor, kendini bilmiyor. Bilinmezlik içinde yüzüyor, yabancılık içinde tanıdığı tek bir şey yok. Mektuplar geliyor sevgiliden, dosttan, arkadaştan ama kimseyi tanımıyor. Tanımadığı için nasıl bir cevap vereceğini bilmiyor, cevapsız bırakıyor hepsini. İlk gün ile ilk düşünce beliriyor düşüncede: ‘’Doğan günle birlikte gereği düşünüldü: Yaşamak, yaşamayı sürdürebilmek için kişiliğini bulmak zorundasın(sayfa:23).’’ Ama bu kişiliğini nasıl bulacak? Neyin aracılığıyla bulacak? Geçmiş yok, gelecek belirsiz, şimdiki zaman anlamsız, belirsiz. ‘’ Adım adım ilerliyordum. Kişilik. Bulmak mı, yaratmak mı?’’ Bir zamanlar güneşlerde yanan kahraman şimdi karın ayazında yanıyor. Tek bir çaresi kalıyor: Yaratmak. Bulamaz, çünkü hatırlamıyor, hiçbir şey yok hafızasında. O zaman yaratacak. Ama bu da belirsizlik içinde. Neyi yaratacak? Neyi anlıyor ki yaratsın?

Okul açılıyor. Okula yabancılar(öğrenciler) geliyor. Dillerini bilmiyor, kültürlerini bilmiyor. Neye sevinip neye ağladıklarını bilmiyor. Yabancılar da bilmiyor ne kahramanın(öğretmenin) dilini ne de kültürünü. Nasıl anlaşacaklar? Denizci olan kahramanımız deniz dese ne anlayacaklar? Bu çözümsüzlük ve anlamsızlık(anlamsızlığın da kendisi bir anlamdır, en azından bunun farkında) içinde ne yapacağını, nasıl davranacağını(kendisini de tanımıyor) bilmiyor.

Edgü, romanda onlarca hatta her parağrafta yabancı kelimesini kullanması romanın bir yabancılık üzerine kurulu olduğunu da apaçık göstermiştir. Bireyin parçalanmışlığı, toplumun parçalanmışlığını çok açık bir biçimde vermektedir. Bir bakıma doğudan uzakta olanların hepsinin oranın yabancısı olduğunu, oranın da geri kalan her yere yabancı olduğunu gösteriyor. Edgü, Camus’un yaptığı gibi bireyi ve toplumu absürt bir biçimde vermemektedir. Ve romanın sonunda kişinin anlama çabasından sonra doğan bir parça anlamı başarıya ulaştırır. Fakat Camus bunu başarıya değil sona(felaket) götürür. Bu bakımdan bu her iki yabancı romanı benim için Edgü farkını ve tarzını ortaya koymada yeterlidir.

Sonuç olarak…

Modern insanın çaresizliği, parçalanmışlığı, kayıtsızlığı, anlamsızlığı Camus’ta yankılanırken… Edgü’de ilkel insanın(sıfırdan başlayan insanın) hayatta kalma, anlama, anlamlandırma, toplumsallaşma göze çarpmaktadır. Edgü’de birey bir şeylere ait olmaya çabalarken, Camus’ta birey hiçbir şeye ait olmamayı tercih etmektedir. Camus’ta birey bohemli, uyuşturucuya elverişli, intihara meyilli, boşluğun getirdiği yerde birey kendini boşluğa bırakıyor. Ancak Edgü’de birey denge unsurunu gözetiyor, kendini bir şeylerle teskin etmektedir. Hiç kuşkusuz bu iki farklılığın oluşumunda yazarın dünyaya bakış açısı, metafizik anlayışları, yaşadığı toplum ve vermek istediği mesaj gibi unsurlar etkili olmaktadır. Eğer Edgü’nün kahramanını(öğretmen aynı zamanda öğrenci) Camus ele alsaydı hiç şüphesiz ya kahraman olduğu yerden(Hakkâri) kaçardı ya intihar ederdi ya da valiyi öldürürdü. Eğer Edgü Camus’un Meursault karakterini ele alsaydı… Kahramanı idama götürmez, kahramana bir çıkış noktası yaratırdı. Diğer yandan Avrupa medeniyetinin geldiği noktaya dikkat çekmek gerekiyor. Avrupa insanı temel ihtiyaçlarını(fizyolojik, güvenlik/barınma, ait olma ve sevgi ihtiyacı, kendini gerçekleştirme / Maslow'un İhtiyaçlar Hiyerarşisi) karşılamıştır ama ait olma ve sevgi ihtiyacını gerçekleştirememiştir. Bu nedenle Camus kendi toplumu açsından yarattığı karakter böyle bir kişilik göstermektedir. Edgü’de ise fizyolojik ihtiyaçlar dahi karşılanmamıştır. Bu neden belki de her ikisinin yabancılığa (Edgü’de dil ve ırk kaygısı/meselesi/mesajı etkili olmuştur) bakış açıları çok farklılık göstermektedir.

Hakkâri’de Bir Mevsim için… ''Size öğrettiğim her şey yalan'' demekle tekrar başa dönüyor yabancı.. İnsanoğlu her zaman başa dönecektir her zaman kim olduğunu kendine soracaktır, her zaman nasıl yaşayacağını ilkel insan kafasıyla düşünecektir. Ne kadar okursak okuyalım dönüp dolaşıp başa döneceğiz. Romanın şiirsel mükemmel dili/üslup ayrı bir inceleme mevzusu, romanın politik duruşu ayrı bir inceleme mevzusu, romanın gerçekçilik öğesi ayrı bir inceleme mevzusu… Kürt sorununun altında yatan başka bir gerçekliğe odaklanması da ayrı bir mevzu. Romanda geçen karakterlerin dünyası ve hayal dünyası ayrı bir mevzu… Hepsini tek tek incelemek, kendi toplumumuza yabancı kalmamak adına iyi bir çalışma olacaktır. Ben neden bu yabancılık öğesi üzerinde durdum onu da bilmiyorum.


Günümüzün modern insanı, zamanın şartlarından etkilenen, varolma mücadelesinde yabancılaşmayı kendi benliğinde hisseder. Sosyal düzeni de baskıcı bir şekilde algıladığı zaman sosyolojik boyutta da yabancılaşır. Psikolojik temelli olan bu olgu, sosyolojik boyuta doğru genişler. Camus’a göre varoluş insanın maddi özünden önce gelir, vesselam…
Hakkari'de Bir Mevsim
kitaba puan vermedi
2 beğen · 1 yorum
Bayır gülü (@bayirgulu)
Yine uzun bir inceleme, okumadım... beğendim her zaman ki gibi, güzel bir Şeyler yazma ihtimalini gözardı etmeme adına.. Umarım beğendiğime değecek güzel şeyler anlatmışsındır..
5 sa beğen cevap

iremşanti

@iremsanti

Jose Mauro De Vasconcelos'in başyapıtı Şeker Portakalı için uzun bir inceleme yazmayacağım. Şeker Portakalı benim için dünyanın neresinde olursa olsun acı çeken tüm çocuklar ve çocukluğunu yaşayamayıp içinde ukte gibi taşıyanlar için yakılmış bir ağıttır.
Belkide insanlığın en sağır edici ağıdıdır.
Şeker Portakalı
kitaba puan vermedi
7 beğen · 0 yorum

Gülcan

@gulcann

Mantar olmayın adam olun adam!
“Bir gezegen görmüştüm, kırmızı suratlı biri yaşıyordu orada. Bir kerecik olsun çiçek koklamamış, hiç yıldız görmemiş, hiç kimseyi sevmemiş. Sayıları toplamaktan başka bir şey yapmamış hayatında. Yine de bütün gün senin gibi ‘Önemli bir adamım ben! Ciddi bir adamım!’ der dururdu. Gururundan yanına varılmazdı. Ama adam değil mantarın tekiydi.”
“Neyin tekiydi?”
“Mantarın.”
Küçük Prens
kitaba 10 verdi, inceleme ekledi.
9 beğeni · 3 yorum
lililerle (@lililerle)
Mantar çorbasını severim Gülcan.Bu aralar çok gerginim Gülcan gidip kendime Ozmo yumurta kafalardan alayım.
11 sa beğen 2 cevap

Gülcan

@gulcann

Önemli Tabii ki
Önemli Tabii ki
“Çiçeklerin milyonlarca yıldır dikenleri var. Yine de milyonlarca yıldır koyunlar onları yer. Şimdi, çiçeklerin bunca güçlüğe göğüs gerip hiçbir işe yaramayacak dikenleri neden büyüttüklerini anlamaya çalışmak önemli değil mi sence? Koyunlarla çiçekler arasındaki savaş önemli değil mi? Kızarık suratlı şişko bir bayın toplama işlemlerinden daha mı az önemli? Ya ben kendi gezegenimden başka hiçbir yerde yetişmeyen, eşine rastlanmadık bir çiçek tanıyorsam ve günün birinde ne yaptığını bilmeyen bir koyun onu bir lokmada yutuverirse, sence önemli değil mi bu?”
Kıpkırmızı kesilmişti.
“Sevdiğiniz çiçek milyonlarca yıldızdan yalnız birinde bile bulunsa yıldızlara bakmak mutluluğumuz için yeterlidir. ‘Çiçeğim işte şunlardan birinde,’ deriz kendi kendimize. Ama bir de koyunun çiçeği yediğini düşün, bütün yıldızlar bir anda kararmış gibi gelir. Bu mu önemli değil?”
Arkasını getiremedi. Hıçkırıklar boğazını tıkamıştı.
Küçük Prens
kitaba 10 verdi, inceleme ekledi.
7 beğeni · 0 yorum

Karanlık Sokaklar

@karanliksokaklar

Martin Eden, Jack London
Martin Eden, Jack London
"Bu acı ölüm değildi, sersemlemiş bilincinde bocalayarak dolaşan düşünceydi. Ölüm acı vermezdi. Hayattı, hayatın sancısıydı bu feci, bu insanı yasa boğan his.."
Martin Eden
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
6 beğeni · 1 yorum

Ömer Aydemir.

@seyyah73

Sınav
Sınav
Çağlar öncesinden bir öngörü. Şu günler de bana daha bir anlamlı geldi:
“Bir insan iktidar ve yasalarla sınanmadı mı; düşüncelerini, tercihlerini ve ruhunu anlamak mümkün değil.”
Sophokles.
Sophokles
ünlüye puan vermedi, inceleme eklemedi.
11 beğeni · 0 yorum

FEBİHÂ

@kadim-cumlei-vecize

....
....
Kuşlar uçar,
Ben koşarım.
Onların kanatları var,
Benim kanadım kollarım.

Kuşlar kanadını çırpar,
Ben de kolumu sallarım.
Uçun kuşlar, uçun kuşlar...
Hepinizle yarışım var.
Tevfik Fikret
ünlüye puan vermedi, inceleme eklemedi.
4 beğeni · 0 yorum

ayse gülce

@aysegulce

HASRET

Denize dönmek istiyorum!
Mavi aynasında suların:
boy verip görünmek istiyorum!
Denize dönmek istiyorum!

Gemiler gider aydın ufuklara gemiler gider!
Gergin beyaz yelkenleri doldurmaz keder.
Elbet ömrüm gemilerde bir gün olsun nöbete yeter.
Ve madem ki bir gün ölüm mukadder;
Ben sularda batan bir ışık gibi
sularda sönmek istiyorum!
Denize dönmek istiyorum!
Denize dönmek istiyorum! N.HİKMET
Ne Güzel Şey Hatırlamak Seni
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
6 beğeni · 0 yorum

Esranın Dünyası

@esranindunyasi

Tanıdığın herkesi kendine düşman görecek kadar arkadaşlığa yabancı mısın?
Vikingler
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
6 beğeni · 0 yorum
Güzel Hareketler