ara

RT.D.

.

RT.D.

@312

Henry James'in bu romanını İş Bankasının Modern Klasikler Dizisinden okudum, açıkçası okumak isteyenlere tavsiyem de bu romanı YKY'den ziyade İş Bankası Kültür Yayınlarından okumalarının daha verimli olacağıdır.
Bunun nedeni Yapı Kredi Yayınlarındaki baskısını incelemem değil sadece diğer pek çok okurun değindiği gibi kitabın aslındaki 'The Portrait Of Lady' nin Bir Kadının Portresi olarak çevrilmesini doğru bulmadığımdan kaynaklanıyor.

Romanın analiz kısmına geçersem okurken Avrupa-Amerika çatışmasını gerçekten iyi bir şekilde göreceksiniz. Yazarın bunu gelenekselin ve modernin çatışması olarak ifade ettiği satırlar olmuş.
Bu karşıtlığa örnek ise; izlediğim bir belgeselde Amerikalıların bağımsızlık sonrası İngilizlerden tamamen ayrılmalarının ve İngiliz sömürgesi olma fikrinden nefret ettiklerinin göstergesi olarak tonlarca çayı bir gemiden aşağı döktüklerini hatırlıyorum. Beni etkileyen bu durum İngilizlerin çay Amerikalıların da kahve düşkünlüğünü bir bakıma açıklamış oluyor.

Bir Hanımefendinin Portresi adlı roman ise hayatın akışı içinde kadın özgürlüğünü sorguluyor. Isabel, Amerika'dan gelip Avrupa sosyal geleneğine uyum sağlamaya çalışırken özgürlüğünden ve kendine ait özelliklerinden vazgeçiyor. Romanda kahramanın hayata dair pek tecrübesi bulunmuyor.
Amerikalı gezgin ve hayran karakter düşünceleriyle birilerinin ağına düşmeye hazır olunca, burada geleneksel düzenin deneyimli tipleri ortaya çıkıyor, ve kahramanımızın başına çeşitli olaylar geliyor. Tüm bu olayların sonucunda ise onu hayat savaşında mağlup halde buluyoruz.

"...James’in estetik ayrımlara, psikolojik kesinliğe verdiği önem insanları hafifçe esnetiyor, gözlerini kahkahayla değil uyuşuklukla sulandırıyor veya bazen romanlarındaki birkaç sayfayı okuduktan sonra onları tatlı bir uykuya yolluyordu." Yazarın tam da bu paragraftaki gibi bir anlatım tarzı var fakat bu kötü bir özellik değil, Henry James sizi romanın içine alıyor olayların durağan akışı içinde değişen noktaları fark ediyorsunuz.

Bir Hanımefendinin Portresi beğendiğim bir roman oldu, tavsiye ederim.
Bir Kadının Portresi
kitaba 10 verdi
6 beğen · 0 yorum

RT.D.

@312

Bozkırkurdu yazarından izler taşıyan bir kitap, okurken bunları net bir şekilde göreceksiniz. Almanya'nın savaş çığırtkanlığına karşı yazarın aldığı tavır Bozkırkurdu'nunki ile örtüşmekte; ilk gençlik yıllarında intihara kalkışmış sonrasında ise Hindistan'a giden, oradaki mistik ögelere, Budizme, Doğu kültürüne gönül veren bir yazar, hepsi ana karakterin başlıca özellikleri içerisinde. Kısacası hayatından ufak kesitler de veriyor bu kitabında.

Klasik müzikten güzel parçalar da vardı kitabın içinde. Mozart'ın Sihirli Flüt adlı eserini daha önce de dinlemiştim ama Bozkırkurdu'nu okurken dinlemekten ayrı bir zevk aldım. Kitaba uyum sağlayan Mozart besteleri ise Don Giovanni ve biraz da Lacrimosa idi benim için.

Yazarın Siddhartha adlı kitabından daha alt seviyede olduğunu düşünmüyorum. Açıkçası ben bu romanını daha çok katmanlı, edebi ve doyurucu buldum. Her iki kitabı da klasikler içinde yer alıyor. Son kısımlarında beni biraz düş kırıklığına uğratsa da okunmaya değer bir roman. Tavsiye ederim.
Bozkırkurdu
kitaba 9 verdi
3 beğen · 0 yorum

RT.D.

@312

Steinbeck etkileyici bir roman yazmış. Gazap Üzümleri'nin klasikler içinde yer alması şaşırtıcı değil. Daha önce Fareler ve İnsanlar bir de İnci adlı kitaplarını okumuştum; yazarın bu kitapları daha bitirici, kısa ve özdür. Ama Gazap Üzümleri sayfalar dolusu zevk oldu benim için.
Yazarın anlatım tarzını, betimlemelerini çok beğendim.

Kapitalizmi eleştiri için yazılmış bir roman. Birinci Dünya Savaşı sonrası, 'Büyük Buhran' (1939) adı verilen o dönemde; makineleşme, kolay ve hızlı üretim derken Amerika halkının, nasıl içler acısı hale geldiği anlatılıyor. Yazıldığı dönem bir çok eleştirinin de odak noktası olmuş bir klasik.

Doğudan batıya doğru bir göç akımı gerçekleşiyor, yani Kaliforniya'ya doğru ki zaten halen Amerika'nın en kalabalık eyaleti Kaliforniya. Aslında bu her ülkenin kaderi; gelişme ile birlikte çiftçi traktöre yeniliyor, yurdundan oluyor ve yeni arayışlara yöneliyor umudun peşinden sürükleniyor.

Bir Amerikalının gözünden işte özgürlükler ülkesi deyişinin açılımı;
"Burası özgürlükler ülkesi.
Yaa... Hele biraz kullanmaya kalk bakalım o özgürlüğü. Cebindeki parayla ne kadar özgürlük satın alabiliyorsan o kadar özgürlük tanıyor herif sana."

Ağır bir eser değil, fakat başları biraz durağan sonrasında açılıyor ve içine çekiyor sizi roman; okurken hem edebi zevk alıyorsunuz hem de tüm hatlarıyla olayın içinde buluyorsunuz kendinizi. Kesinlikle tavsiye ederim, okunması ve üstünde kafa yorulması gereken bir yapıt. Okuyunuz.
Gazap Üzümleri
kitaba 10 verdi
12 beğen · 1 yorum
Leandros (@leandros)
Beşyüzbinkişiden Beşmilyona Yükselen GÖÇ Hareketi... Bakış açısı olarak inceleme GÜZEL olmuş...
09.02.17 beğen cevap

RT.D.

@312

Paul Lafargue. Kendisi cumhuriyetçi, sosyalist, materyalist ve ateist. Karl Marx'ın damadı, düşünce ve eylem adamı. İçinde bulunduğu dönemde, 1870'de, yaşanan Fransız-Alman savaşıyla birlikte ekonomik bunalım patlak verir. Bu olay sonucunda Fransa'da sömürülen işçi sınıfı ayaklanır. Lafargue, İşçilerin haklarını korumak için kapitalist kölelik sistemine karşı oluşturduğu çalışmalarıyla tanınmış. Yetmiş yaşına gelmeden de kendi isteğiyle yaşamına son vermiş.
"1911 yılında karısıyla birlikte intihar etti. Yaşlılığın, beden ve zihin güçlerini azar azar kemirdiğini görmek istemeyen Lafargue, yetmiş yaşını aşmamak üzere kendine verdiği sözü böylece tutmuş oluyordu."

Tembellik Hakkı adlı kitabı aslında çok kısa deneme yazılarından oluşuyor. İlk olarak da 1880'de bir gazetede bölüm bölüm yayınlanıyor.

O dönemde işçi sınıfının çektiği sıkıntılardan, on iki saatlik yorucu çalışma koşullarından; kadın ve çocukların da erkek işçilerle birlikte, benzer muamelelerle, köle gibi çalıştırılmasının ne kadar ezici bir uygulama olduğundan bahsediyor.

Okurken geçen dönemin etkili kişilerini de araştırmanızı tavsiye ederim. Bilgilendirici bir kitap, okumanızı öneririm.
Tembellik Hakkı
kitaba 7 verdi
2 beğen · 0 yorum

RT.D.

@312

Kahramanımız Joseph K. bir sabah uyandığında tutuklandığını öğrenir. Halbuki daha kahvaltısını bile yapmamıştır! Bu duruma çok içerlenir ve kendini harıl harıl savunmaya başlar.

Başlarda fazlasıyla olağandışı geldi. Tutuklu olduğunuzu öğreniyorsunuz, neyle suçlandığınızı bile bilmeden varoş bir mahallede de mahkemeniz görülüyor. Avukatlar, savcılar, davalılar, yandaşlar, ara bulucular...
Tüm bunlar Joseph K.'ya da tuhaf gelmiş olmalı, fakat, sanırım alışıyor bu duruma ve bozuk düzenin eksiklikleri olarak görüyor başına gelenleri ve tabiri caizse yaşamaya devam ediyor.
Çok detaylı bir anlatımı olmasına rağmen aniden bitirilmesi bana yeterli gelmedi.

Ahmet Cemal'in çevirisini okudum. Önsözde çok güzel bir noktaya değinmiş. Klasik eserlerin klasikleşme nedeninin kavramların simgeleştirilmesi olduğunu söylemiş. Şöyle bir cümlesi var; "Konuları her çağın içine kendi içeriklerini yerleştirebileceği kavramlar oluşturabilecek biçimde incelemek, kalıcı yazarların başarılarının gizidir."

Yavaş ilerleyen, durağan bir anlatım vardı. Bu yüzden herkese hitap edeceğini düşünmüyorum. Fakat klasik bir eser okumak ve Franz Kafka'nın düşünce dünyasını biraz daha anlamak isteyenlere öneririm.
Dava
kitaba 8 verdi
7 beğen · 1 yorum
Martin Eden (@muhendiss)
Çok tatlı bi inceleme yazısı olmuş belirtmeden geçemeyeceğim
27.01.17 beğen cevap

RT.D.

@312

1921'de Nobel Edebiyat Ödülü almış bir yazar Anatole France. Tanrılar Susamışlardı adlı bu romanını ise 1912 yılında yazıyor. Konusu ise, genel olarak, Fransız Devrimi sırasında yaşananlar.

18. Yüzyılın sonları, Fransa Krallığı çökmüş durumda, cumhuriyetçilerin her yönden üstün olduğu bir dönem, son Fransa Kraliçesi Maria Antoinette hapishanede giyotin için sırasını bekliyor.
Düzensizlik ve kaos; açlık ve yolsuzlukları da beraberinde getiriyor.
"Aşırılıklar yanında yıkımı da getirir."

Çevirmen Erdoğan Alkan'ın tanıtım yazısında şöyle bir cümlesi var; "Giyotin sürekli işler ve Devrim kendi çocuklarını da yemeye başlar." Romanın konusunu en iyi anlatan cümle bu.

Fransız Devriminde, Terör Dönemi olarak tarihe yansıyan bir yıllık kıyım sürecini anlamak için ufak bir anekdot;
Maximilien Robespierre, kendisi Terör Döneminin mimarı, bir yılda 1400 kişiyi daracağına gönderen kişi; 1793'de son Fransa Kralının öldürülmesini sağlar ve 1794'de ise bu zatın da boynu vurulur.

Yeterli bilgi birikimiyle hazırlanmış nitelikli bir tarihi roman; devrim döneminin anlayışını; tüm kurumlara etkisini ve halkta oluşan tezahürlerini çok iyi yansıtmış

Tek sıkıntım yazı puntolarının küçük olmasıydı o da yayınevinin hatası; bu yüzden zorlandım. Bunun haricinde olaylar ve karakterlerden etkilendim. Kurguyu beğendim.

Tarihi romanlar okumayı sevenlere tavsiye ederim.
Tanrılar Susamışlardı
kitaba 9 verdi
6 beğen · 0 yorum

RT.D.

@312

Öncelikle fazlasıyla yorucu bir romandı. Okurken olayları takip etmekte zorlandım. Belirli bir olay döngüsü içinde yazar aniden farklı yer ve zamanlara dönüş yapıyor; siz daha gerçekleşen olayı kavrayamadan bambaşka bir anda buluyorsunuz kendinizi. Özellikle ilk iki kısımda bilinç akışı tekniği fazlasıyla etkili idi. Sonrasında ise olaylar nispeten açıklığa kavuşuyor. İtalik yazı kullanılarak başka zamana geçiş yapıldığı gösterilmeye çalışılmış sanırım. Fakat bu yeterli olmadı benim için. Bazı yerleri kaçırdım. Bitirdikten sonra acaba sondan mı başlasaydım diye düşündüm, ama herhalde aynı tadı alamazdım.

100 Temel Eser içinde yer alıyormuş. Okunması gereken bir roman, farklı bir tarz, yoğun ve okuyucuyu uğraştıran bir anlatıma sahipti. Fakat biliyorum ki olaylar direk verilseydi herhangi bir ruhsal çözümleme, geçmiş gelecek ikilemi olmasaydı bu kadar etkili ve vurucu da olmazdı.

2014'de aynı isimle (The Sonund And The Fury) sinemaya uyarlanmış. Benjy'e hayat veren oyuncunun James Franco olduğunu öğrenince aklıma 127 saat adlı filmdeki mükemmel performansı geldi. Aynı ustalıkla Benjy'i de canlandırdığına eminim. Bu yüzden de kesinlikle izlemeyi düşünüyorum.

Tavsiye ederim. Okuyunuz.
Ses ve Öfke
kitaba 9 verdi
7 beğen · 0 yorum

RT.D.

@312

Kitap felsefenin tarihini basitçe ve biraz da hafif olarak öğrenmek isteyenler için yazılmış. Fakat öncelikle sorduğum soru şu oldu: Antik Yunan ve Roma temelli ve sonrasında Avrupa'ya yayılan bir felsefi anlayış ne kadar doğru olabilir ki?
Şunu kabul etmeli batı felsefeyi Antik Yunan'da başlatır, Roma'da devam ettirir, Avrupa'da kapanışı yapar. Bunun haricindekileri ise Felsefe dışı kabul eder öyleyse Doğu Felsefesi mitolojik, mistik, temeli olmayan bir ideoloji batı dünyası için... Ne kadar gerçekçi bir düşünce: Japon, Hint, Çin, İran ve İslam felsefeleri nasıl yok sayılabilir?

Çeviri eserlerde dil biraz daha geri planda kalıyor benim için çünkü çeviren kendi birikimine göre yeni bir dil oluşturuyor, bu bağlamda yazarın dilinin sadeliğinden bahsetmek biraz anlamsız oluyor. Sabir Yücesoy'un çevirisi ise işleyiş açısından yeterli ve anlaşılır idi.

Yazarın kitapta birkaç yerde tekrarladığı Goethe'nin "Üç bin yılın hesabını göremeyen karanlıkta yolunu bulamaz günü gününe yaşar ancak." sözünü ne kadar idrak edip romanına uyguladığı tartışılır.

Nitelikli bir felsefe tarihi anlatımını bulamadım fakat batı felsefesi tarihi için rehber bir kaynak olarak gösterilebilir.
Sofie'nin Dünyası
kitaba 8 verdi
6 beğen · 0 yorum

RT.D.

@312

İnfaza Çağrı Vladimir Nabokov'un 1939 yılında yazdığı bir romanı Rus olan bu yazarın kitabının ilk baskısı İngilizce yapılmış; fazlasıyla düşsel, mistik ve biraz da yabanıl. Çünkü karakteri infaz emrinin uygulanma zamanını hücresinde bekleyen Cincinnatus C. yabani, pasif ve aslında fazlasıyla silik bir karakter. Totaliter, baskıcı rejimlerin yönlendirmelerine karşı gelen biri, bu yüzden de yok edilmeli.

Ayrıntı Yayınlarının 1989 basımlı kitabından okudum biraz sıkıntılı bir süreç oldu çünkü yazıları fazlasıyla küçük puntolarla basılmıştı. Bunun haricinde bir eksiklik ya da gözüme batan bir nokta olmadı.

Şunu söylemeliyim Nabokov betimlemelerde, gözlemlerde, zamanı ve olayları özümseyip an be an yansıtmada kesinlikle usta bir yazar. Farklı bir yolculuğa çıkmak isteyenlere, biraz değişiklik yapıp düşünsel olarak sınırları zorlamak isteyenlere öneririm.

Roman ve yazarı hakkında ayrıntılı bir bilgi alıp sonrasında okumanızı tavsiye ederim. http://birguloguz.blogspot.com.tr/2011/02/nabokovun-infaza-cagrs.html?m=1
ufak bir araştırma yapayım dedim ve en güzel açıklamayı bu sayfada buldum. Herkesin beğenebileceği bir kurgu değil ama edebi yönden değerli bir roman. Okuyabilirsiniz.
İnfaza Çağrı
kitaba 8 verdi
3 beğen · 0 yorum

RT.D.

@312

Çok yönlü yazarları seviyorum; yani yalnızca edebiyat ile değil diğer çeşitli alanlarda da yetkinlik gösteren yazarlar daha çok şey katabiliyor okurlarına. Anton Çehov da böyle bir yazar; kendisi bir doktor, aynı zamanda da kısa öykü ve oyun yazarı. Çocukluğu da bir hayli dolu geçmiş Çehov'un, bakkal çıraklığı yapmış bir yandan da okuluna devam etmiş.
Bu yüzdendir ki hikayelerinin konuları hayatın içinden, gündelik yaşama dayanıyor; amacı ise ufak, anlık bir olayı ele alıp karakterlerin olay ve sonuçları karşısında şekillenen durumunu çözümlemek.

Korkulu gece adlı kitabında on dört öykü bulunmakla beraber, birçoğu ortalamanın altında kaldı benim için.
Anlamadığım şey ise en yavan kalan öykünün neden kitaba isim olarak seçildiği oldu.
Bana göre ise; Edebiyat Öğretmeni, Grişa ve Düşmanlar en kaliteli hikayelerdi.

Durum hikayelerini ve gerçekçilik akımını sevenler için önerilen yazar en başta Anton Çehov'dur. Bu tarz öyküleri sevenler için tavsiye ederim. İyi okumalar.
Korkulu Gece
kitaba 6 verdi
5 beğen · 0 yorum
/ 5