ara
Evet! Olman gereken yerdesin!
Sen de neokur ailesine katıl, yeni arkadaşlar edin.
10 sa

Nil 🦄🌵

@nill

Boobquake nedir?

Bildiğiniz gibi, depremler olsun, seller olsun hepsi günah ve günahkarların bol olduğu yerlerde oluyor. Türkiye için konuşursak İzmir ve İstanbul başı çeker bu felaketlerin sık yaşandığı yerler olarak. Çünkü buralarda günah ve günahkarlar gırladır. O kadar ki Allah buralara şimşeklerini çaktırmaya, evlere ateş saçmaya ve daha bir sürü şey yapmaya doyamaz. Neden? Çünkü buralar günah yuvası!!

Bu boobquake de gavurca bilenlerin anlayabileceği bir şeydir. Bak işte bir günah daha. Halbuki ne gerek var gavurcaya? Arapça neyimize yetmiyor değil mi?

"2010 yılında İran'da meydana gelen depremin ardından da İranlı bir gazeteye açıklamalarda bulunan Hüccetülislam Kazım Sedici /Ayatollah Kazem Sedighi şöyle demişti: “Edepli giyinmeyen kadınlar genç erkekleri yoldan çıkarıyor, iffetlerini bozuyor ve toplumda zinayı yaygınlaştırıyor. Bu da depremleri artırıyor”. Akabinde Amerikalı bir blogcunun başlattığı ‘bilimsel’ deneyde, kadınların dekolte giyimiyle dünyadaki depremler arasındaki korelasyon aranarak deneye çok sayıda kadın ‘göğüs dekolteleriyle’ katılmış ancak bu sayıya paralel bir deprem meydana gelmediği görülmüştü. Mc Creight ’in 'Boobquake’ adını verdiği 'bilimsel' deneyi göstermiştir ki depremler dekolte yüzünden olmuyormuş. "
Yani bütün o din alimleri(!) yalan mı söylüyormuş? Başımıza daş yağacak daş!

Bulabildiğim kaynaklar aşağıda, ama ne yazık ki onlar da arapça değil:
http://metro.co.uk/2010/0...c-wrong-263057/

http://news.blogs.cnn.com...-theory/?hpt=T2
Örn: Az önce boobquake oldu, hissettiniz mi?
12 sa

Ceyhun köse

@ceyhun-kose

Toygun aliza kimdir?

Bursa 1980 doğumlu. İletişim ve iç mimarlık okudu. Gazeteci,Şair, yazar ve film yönetmeni. Genellikle sanat yönetmeni ve yardımcı yönetmen olarak çalışıyor ve kitap yazıyor. Eskiden tanıtım filmleri de çekerdi. Genellikle eski kitap ve yazılarını takma isim kullanarak yayınlatırdı. Yeni kitabı kurban Toygun adıyla yayınlandı. Sanat filmleri emekçisi sayılır. Fotoğrafçılığı çok iyidir. Çektiği fotoğrafları ve çizdiği resimleri sergiler ya da galerilere bırakıp sattırır.
Örn: Toygun Aliza biyografi
17 sa

Rakı çay

@fotopati

Para mı Aşk mı ? nedir?

Asiri saçma soru. Hatta arttiriyorum. Para diyip bir de bonus çakarak Dış güzellik diyorum.
21 sa

Cem

@koraycem

Neden Hristiyan değilsiniz nedir?

Örn: Özgün adı "Why I am not a Christian" olan "Neden Hıristiyan Değilim" adlı yapıtı, yayınlandığından bu yana, bağnazlığa karşı aydınlanma düşüncesini savunan temel yapıtlardan biri olmuştur.
21 sa

Cem

@koraycem

Bertrand Russell'ın Gelecek Nesillere Bıraktığı İki Tavsiye nedir?

Örn: Uzun zamandır düşünüyorum, bizlerin sorunu nedir diye? Ulaştığım tek sonuç, birbirimizi boş vermeyi öğrenemeyişimiz... Üstelik birbirimizi ciddiye de almıyoruz. Peki nedir bizim birbirimizle kurmak istediğimiz ilişki? Sadistçe bir aşağılama ve sindirme mi?
22 sa

aykü nedir?

Aküdür o akü. Boşalmış arada şarz etmeli:D
21.07.17

Gamze

@gamzep

Chester Bennington kimdir?

Linkin Park'ın solisti. Kendini asarak intihat etmiş.
21.07.17

Cem

@koraycem

Chobani’nin kurucusu Hamdi Ulukaya'nın Girişimcilere Önerilerİ nedir?

1) Siz yürüyün…

Mevlâna, “Sen yürümeye başlayınca yol kendiliğinden görünür” demiş. Ben Chobani’yi kurmaya giriştiğimde, ne daha önce bir şirket yönetmiştim ne de ortada bir iş planım vardı. Gözüme fabrikanın eskimiş duvarları takıldı; bu duvarların fena halde boyanmaya ihtiyacı vardı ve bu kolaylıkla halledilebilecek bir sorundu. Ben de gidip biraz boya aldım ve ilk beş çalışanımızla beraber kolları sıvayıp işe giriştik. Bu, benim o güne kadar aldığım ilk ve en iyi karardı. Harekete geçmenin, bir eylemde bulunmanın sihirli bir tarafı var; insana düşünmenin, yeni fikirler geliştirmenin kapısını açıyor ve bir ilerleme kaydettiğinizi hissettiriyor. Bu yüzden, oturup beklemeyin, yürümeye başlayın, merak etmeyin yol kendiliğinden görünür.

2) …Ama yalnız yürümeyin

Her şeyi tek başınıza yapamazsınız, özellikle de belirli bir noktaya geldikten sonra. Bunun imkânı yok. Chobani’yi sıfırdan kurarken kendi potansiyelime inanmam, kendi kararlarıma güvenmem gerekiyordu ve bugün de hâlâ böyle yapıyorum. Fakat hem Chobani’yi kurarken hem de şirketi bugünkü noktaya taşırken, hayatın her alanında güvenebileceğim pek çok insanla birlikte yürüdüm. Her şeyi tek başınıza yapamazsınız, güvenebileceğiniz bir ekip şart.

3) Herkesle konuşun

Unvanlara ya da karşınızdakinin ne kadar “önemli” olduğuna odaklanmayın. İşe başlarken, hatta başarıya ulaştıktan sonra bile, tanıştığınız her bir insan hem şirketiniz hem de sizin için çok önemli olabilir. İlk zamanlar konferanslara gidip de girişimcilerin daha insanların gözünün içine bile bakmadan bir unvan ya da önemli bir isim arayışıyla yaka kartlarına baktıklarını görünce çok şaşırmıştım. Berbat bir zihniyet, gerçekten hiç hazzetmiyorum bundan. Size uzun vadede kimin yardım edebileceği hiç belli olmaz. Herkesle konuşun, herkese saygı duyun.

4) Ortaklarınızı dikkatli seçin

Yatırımcılar söz konusu olduğunda dikkatli olmanız şart. Siz büyüme arzusundayken birilerinin sunduğu yardım ya da finansman teklifinin cazibesine karşı koymak zor olabilir ama ortaklık kuracağınız insanların sizinle aynı iş kafasına ve vizyona sahip olmaları kritik. Size yalnızca iyi günde değil, esas ihtiyaç duyacağınız kötü günlerde de yardımcı olacak insanları arayın. Elbette böylelerine çok sık rastlamazsınız ama o insanlar da yok değil.

5) Basite indirgeyin

Chobani’de ben, şirket 600 milyon dolarlık değere ulaşana kadar QuickBooks diye, daha ziyade küçük şirketler için tasarlanmış bir muhasebe yazılımı kullandım. Zahmetsizdi, ben rahatlıkla anlayabiliyordum ve işlerin nasıl gittiğini kolaylıkla takip edebiliyordum. Bir girişimci olarak karşınıza işinizi çok daha karmaşık hale getirmek için bin dereden su getiren bir sürü insan çıkacak. Tüm bu kargaşa içinde başlangıçtaki yalın vizyonunuzu ve basit iş yapma biçiminizi unutmayın; ona elinizden geldiği kadar uzun süre, var gücünüzle sarılın.

6) Ayrıntılar önemlidir

Neredeyse bütün girişimciler birer hayalperesttir. Bu iyi bir şey: Eğer öyle olmasaydınız, risk alacak ve kendi yolculuğunuza başlayacak cesareti hiç bulamayabilirdiniz. Ama ayrıntılar da bir o kadar önemli. Chobani’de ben sürekli küçük şeyleri mercek altına alıp kendimizi geliştirmenin, daha iyiye doğru gitmenin yeni yollarını arıyorum. Yeni hayallere kapılmaktan asla vazgeçmeyin.

7) Bir kültür inşa edin

İlk günden itibaren kurucu olarak sizin davranış biçiminiz, girişiminizin karakterini ve çalışanlarınızın ruh halini belirleyecektir. Herkesin takdir ve saygı gördüğü, herkesin kendini evinde hissettiği, kendisi gibi olmaktan çekinmediği bir kültür inşa etmeye çalışın. Yalnızca böylesi doğru olduğu için değil, aynı zamanda böylesi akıllıca olduğu için.

Son söz: Bunlar, bir girişimci olarak benim yolda öğrendiklerim. Yola çıkarken hepsini bilmiyordum. Siz de yola çıkın… Bilmediklerinizi yolda öğrenmeye hazır olarak.

Örn: Bir kimse kendisinin ne olduğunu bildikten sonra, kendisini bilmeyenlerin onun hakkında söylemekte oldukları sözlerin onun nazarında hiçbir önemi ve etkisi yoktur.
21.07.17

hayat nedir?

Son bardağına kadar içtiğimiz, yine de tadına doyamadığımız, demlikteki çaya benzer hayat. (bkz: çay edebiyatı nedir?) Şaka len şaka. Kendimden tiksindim şu anda. Şimdi size zerre romantizm katmadan ve de yukarıdaki örnekteki gibi vıcık bir edebiyat yapmadan hayatı anlatacağım.

1. İlk Yarış

İnsanın seks gibi bir eylemin mahsulü olması bence iğrenç bir şey. Aynı zamanda da komik. İki insan bir araya geliyor, soyunuyor, çıplak, kan ter içinde, bacak omuza, harala gürele çalışıyor, birazdan bir işi tamamlamanın sevinci içerisinde bir cigara yakıyor. Sıvılar, mıvılar... Ne acayip. Halbuki bir düğme olacak, basacaksın çocuk olacak, seks bu durumdan tamamen ayrı keyfemayeşa bir eylem olmalı. Evet seks güzel, iyi, hoş ama sadece yapmak güzel. Dünyaya gelişimize neden olduğu için başka iki insanın seks yapması dışarıdan bakınca iğrenç bir şey.

Heyhat! Hormona dayalı azgınlıklar ve bir takım sıvıların dökülmesi neticesi dünyaya gelmek ne çirkin şey. Pekiyi bu başlangıçtan sonra ne oluyor: 2.500.000 sperm yumurtaya ulaşmak için amansız bir yarışa başlıyor.Pek çoğu yolda telef oluyor, kimileri yolunu kaybediyor, kimileri yumurtaya ulaşıyor fakat ulaşmak yetmez, delmek lazım, uğraş bakalım! Pek çoğu da bu aşamada telef oluyor. Geriye bir tanesi galip geliyor ki işte bu biziz. Demek ki hayat, bir yarışı kazanmak neticesi kazanılan bir hak. O halde hayatımızın devam aşamasında şu üç eylem bizim için hayatidir: Koşmak, bulmak ve delmek. Fakat tüm bunlar dışarıdan değerlendirildiğinde iğrenç.

2. Islak ve pis ortam

Yok mucizeymiş, yok bilmem neymiş. Ulan bu cenin kadar iğrenç bir şey var mı? Kocaman bir kafa, altta henüz yeni oluşan uzuvlar. Parmaklar çıkıyor zamanla... Yani pis bir şey bu. Pekiyi ya bulunduğu ortama ne demeli. Islak, pis, muhtelif sıvılarla dolu anne karnı. Mikrop ve bakteri yuvası. Karanlık... Bir de bir başka insanın sindiriminden beslenmek nedir? Yani hayata hazırlandığımız ortam bu! Demek ki hayat ne iğrenç bir şey ki bu zorlu ortama, anne karnı gibi daha az pis bir ortamda hazırlanıyoruz. Kadınlar gücenmesin ama içlerinin pis olduğunu düşünüyorum.

3. Doğum

Sezaryen yine bir nebze iyi. Ya normal doğum? Ikınma ve ebelik mesleğini icra eden birinin anne karnına soğuk elleriyle baskı uygulaması suretiyle, seni vajinadan tevlit etmeye zorlaması da bir diğer iğrençlik. En başta zaten çıktığımız yer acayip. Kardeşim bunun başka bir tahliye kapısı olamaz mıydı? Neden yani? Düşününce ne saçma. Bir de doğum öncesi pis sular falan akıyor kabus gibi. Bir çıkıyorsun, her yerin buruş buruş. Şimdi sıcak ve nemli bir odada 9 ay takıldığını düşün, her yerin fil derisine dönmüş, sonra dar ve ıslak bir kapıdan buz gibi odanın içine çıkıyorsun. İnsan bu pis yollardan geçtiğine mi yanmalı, yoksa buz gibi ortama çıkıp üşüdüğüne mi yanmalı? Kış günü sabah yataktan çıkmak bile eza iken doğumda yaşanan travmaya bir düşünün. Çok kötü, çok çok kötü...

4. Öğrenme

Sıra geldi gereksiz bilgilerle kafayı doldurmaya. Nereden baksan 20 25 sene karnımı doyurabileyim diye, bir sürü gereksiz bilgi ediniyorsun. En basitinden meslek öğrenmek nedir yaa? Bu kadar uzun hazırlık aşaması mı olur? İlk başta ana, baba, kardeş, akraba gibi salak tiplerin sana agu, gugu, hoppidi gibi salakça dil öğretme çabaları ile karşılaşıyorsun. Bu arada en nefret ettiğim şey: küçük çocuklarla acayip konuşmalar yapan yetişkinlerdir. Ulan bir adam olun ibneler, adam gibi konuşun, bağırmayın sağır mı var karşınızda.Bir ikincisi siz öyle konuşunca çocuk daha iyi mi öğrenecek dili. Bir ciddi olun bu ne sululuk. Siktirin gidin lan adamın kafasını bozmayın! Ohhh beee! Her neyse, devam edelim, devam yıllarında bir sürü aptal insan yanlış bilgileri kafana koyuyor. Misal öğretmenlerime bakıyorum, bu adamların çoğuna bugün saygı duymuyorum. Bir sürü salağın elinde oyuncak olmuşuz, yazık değil mi bize? Sonrasında okul, üniversite, staj, meslek derken hayatımız heder oldu gitti. Şimdi ben meslek sahibi bir adam oldum, diyelim ki yarın başka bir ülkeye göç etmek zorunda kaldım. Düşünüyorum: "Ulan böyle bir hal olsa kafamdaki bunca gereksiz bilgiyi ne yapacağım" diye. Mesela a evraklarını b klasörüne koymak, bilgisayarımda kayıtlı excel listelerinin ne işe yaradığı, vs... Bu nedir yahu?

5. Yetişkinlik, Aile Kurma, Üreme

Belli bir yaşa gelince insanın canı sıkılıyor. Diyor ki: "Ulan bunca milletin bir bildiği var, ben de onların yaptığını yapayım" Bir eş buluyor. Bu eş bulma işi hakkında da yazarım da uzun gider, hiç girmeyim. Zira insan en aşağı şeyleri bu aşamada yapar. Merak eden arkadaşlar, milli gelirin, Meursault Samsa'nın ve benim kadın erkek yavuşaklığı üzerine yazılarımıza bakabilirler. Bu aşama çok büyük derttir ya neyse, bizimkiler evlensin . Devamında yukarıda bahsini ettiğim şekilde kendi açılarından güzel, fakat birazdan yukarıda saydığım kaderi yaşayacak kişi açısından iğrenç olan malum eylemi gerçekleştiriyorlar. Kan, ter, bacak, sigara... Derken nur topu! Bundan sonra da bununla uğraşmaya başla, ilacıydı, mamasıydı, beziydi, okuluydu, defteriydi, kitabıydı, cebine sigarasıydı derken, 30 40 yıl uğraşıp nihayetinde bir meslek sahibi olarak para kazanmaya başladığın ve tam keyif süreceğin çağda ardı arkası kesilmeyecek masraf silsilesini karşılamak maksadıyla afedersiniz götün çıksın. Tamamen ölü yatırım. Bunu da izah edeceğiz.

6. Geçimsizlik

Her eş iyi olacak diye bir şey yok. Ekseriyetle kötüdür zaten. Nasıl ki bir insanın içinde yaşamayı iğrenç bir şey olarak tarif ettik, bir insan ile aynı ev içinde yaşamak da iğrenç bir şeydir. İlk başlarda iyi gelir, "ulan ne güzel canımız isteyince seks yapıyoruz" falan diye düşünür insanoğlu. Bu sebeple karşı tarafın kötü huylarına katlanır. Sırf bu sebeple Ramazan bayramının ikinci günü gider, eşinin pis akrabalarının pis ellerini öper. Fakat devam eden yıllarda, ilk gençlik yıllarında güzelliğine kanıp aldığınız eşiniz bijamayı çekip, vileda fırçasına dönmüş saçlarıyla evin içinde uyuşuk sokak kedileri misali dolaşmaya başladığında, değil pis akrabalarını, eşinizi bile öpmek içinizden gelmez. Uzatmayalım.

7. Yaşlılık

Nice çileler çektik, nice gereksiz ihtiyacı karşılamak adına nice yorulduk, nice çalıştık. Ne gereksiz paralar harcadık, ne ölü yatırımlar yaptık. Ömür sermayesini de ne gereksiz yollarda harcadık. Pekiyi elimizde ne var şimdi ona bakalım: huysuz bir eş, hayın bir evlat, emekli maaşı, apartman dairesi, 1 ton metalin birleşiminden oluşan bir araba, bir yazlık ev, bankada üç beş kuruş, tansiyon, şeker, kalp, prostat... Ne iki kadeh rakı içecek, ne de bir kadını dölleyecek dermanın kalmış. Derin buruşmuş, kılların ağarmış, iskelet yapın bozulmuş, çökmüşsün. Değer mi haa değer mi?

8. Ölüm

Bütün bu çileli, yarış dolu hayatın nihayetinde mutlak huzura kavuştuğun yer ölümdür. Artık hayatın üç beş basit zevkini tadacağım diye, ağır bedeller ödemek zorunda değilsin. İşin bitti. Oynadın gittin geçmiş olsun! Güzelce yıkadılar, pamuğu tıkadılar, eşin dostun geldi, kara toprağa yatırdılar, üzerini kapattılar. Bütün bu aşamalardan sonra bu eş dost da içten içe ferahladı. Ulan ipneler yıllarca hayatımızı heder ettik size, daha eve gider gitmez gülüşmeye başladınız. Yavuşaklar... Neyse...

Yazının başında, bir apaçi sözü uydurmuştum. Bu söz içinde çay geçmesinden ötürü bir apaçi sözüdür. Çünkü onlar her meseleyi çayla ilişkilendiriyorlar. Ama genel olarak hayat bize verilen ve içip tükettiğimiz bir şeye benziyor. Bunu ilk defa Goethe'den duymuş pek de beğenmiştim. Şimdi o sözü yazacak ve meseleyi kapatacağım. Aslında zaman olsa bu konu daha uzun incelenir ya, kısaca geçtim işte. Sevgiler, saygılar:
Örn: "İnsan yazgısı, payına düşene katlanmaktan, sunulan kaseyi sonuna kadar içip bitirmekten başka nedir ki?" W.Goethe
21.07.17

Beyhude

@mamafih

Paylaşımlara eklenen kullanıcı isimleri nedir?

Paylaşımı yapıyorum ama bak senin ismini ekliyorum, ilgilen benimle( paylaşımımla) kardeş gibi birşey sanırım. Madem kişiye özel bir durumsa git mesaj bölümünden yaz. Konuşun koklaşın, anlatın, dertleşin.. Hiç sevmem paylaşımların altına eklenen isimleri.. eklenen şahısta içinden der ki .. yaw siktir git seninle mi uğraşacağım, ama işte göstermelik samimiyetten uzak nezaketlere bayılırız ya.. Bence iyi birşey, nezaket güzel bir şey göstermelik olsa bile.. . altına gelir eklenen kişi, bir şey yazma ya da bir şey ekleme ihtiyacı hisseder.. Bazen şunu düşünmüyoruz.. tamam abi o kullanıcı seninle iletişim halinde, arka planda can ciğer kuzu sarma.. ama bu durumun arenada ifşa edilmesinide istemiyor olabilir... :D işte böyle iki yüzlüyüz, keşke iki yüzümüz olsa bence benim en az 5-6 yüzüm var! Bugün hangisini kullansam bilemiyorum!.. Bu eleştirdiğim şeyi yapmadım mı yapmışımdır bir kaç kez, ama fazla değil sanırım alkollüyken.. Sık sık yapılmasının nedenini hiç anlamamışımdır. Bazı paylaşımları beğenmeme rağmen altına eklenen isimlerden dolayı, ( sevmediğim ) ondan dolayı beğenmem .. Ulan bunca işimin arasında düşündüğüm şeylere bak?!? Nerden geldi şimdi aklıma? Kesin bir şey gördüm. Benim acil bu iş yerinden uzaklaşmam gerekiyor!.,., Bu yıl herşeyi çok karıştırdım, temizle temizleyebilirsen !..
Güzel Hareketler