ara

Fyodor Mihailoviç Dostoyevski

the.arhez

@thearhez

Fyodor Mihailoviç Dostoyevski
Ben kötü bir insan değildim. Ne aksi bir adamım,ne de uysal biriyim. Ne alçağın biriyim,ne de namuslu,ne onurlu biriyim,ne bir kahramanım,ne de bir korkak. Ben hiçbir şey olamadım.
15 beğeni · 1 yorum
Güner 📚 (@kitaphirsizi)
Halbuki bizler için "çok şey" olmuşken
13.08.17 beğen 1 cevap

Nazım İlgin

@nazim-ilgin

Fyodor Mihailoviç Dostoyevski
“Yarının hiçlik olması tehdidiyle mutlu olamam ve olmayacağım. Derin bir hakaret bu... Bu yüzden, beni acı çekmem ve yok olmam için, fikrimi sormadan ve küstahça var eden bu doğayı; su götürmez davacı, savcı ve davalı rolümle, kendimle birlikte mahkûm ediyorum... Doğayı yok edemediğim için de, sadece kendimi yok ediyorum, hiçbir suçlunun bulunmadığı bir tiranlığa katlanmaktan bezmiş olarak...”
8 beğeni · 0 yorum

adsız

@adsiz

Fyodor Mihailoviç Dostoyevski
..."Dur" diye bağırdı. "Dinle: Hepiniz birer gevezeden ve farfaracıdan başka bir şey değilsiniz!
Küçücük bir acınız olsa, on paralık yumurtası için ortalığı birbirine katan tavuklara dönersiniz!
Üstelik burada bile başka yazarların düşüncelerini çalarsınız!
Ruhlarınızda bağımsız bir yaşamdan iz bile yok! İspermeçetten yapılmış yaratıklar!
Damarlarınızda da kan yerine serum dolaşıyor! Hiçbirinize inanmıyorum!
İlk işiniz, ne pahasına olursa olsun insana benzememektir!"...
(Suç Ve Ceza)
13 beğeni · 0 yorum

kafesteki@dam

@kafestekidam

İnsan çelişkili bir varlıktır
İnsanlar hep böyle inanmıştır; bir melek vardır, bizi iyilik yapmaya yönlendirir; bir de şeytan vardır, kötülük yapmak için bizi ayartır. Eğer salt güdülerimizle hareket edecek olursak, bu yargının doğruluk payı vardır. Yok eğer düşünme yeteneğimizi geliştirirsek, yeterince insanca duyarlılığa sahip olursak, şeytandan olduğu kadar melekten de uzak dururuz. Böylece kendi yaptığımızdan kendimiz sorumlu oluruz.

Gerçekte Raskolnikov çevresinde iyi, özverili bir genç olarak tanınmıştır. Zor durumda, tehlikede olan insanların yardımına koşmak ister. Bunun için canını tehlikeye bile atmıştır. Örneğin arkadaşı Razumihin'in anlattığına göre Raskolnikov üniversitede öğrenci iken, son anlarını yaşayan bir hasta arkadaşına son kuruşunu bile harcar ve öğrenci öldüğü zaman, geriye eli ayağı tutmayan babası kalmıştır; bu adam öldüğünde de Raskolnikov hastaneye gider ve onun da gömülme giderlerini öder. Yine ev sahibinin tanıklığına göre bu genç, iki çocuğu yangından kurtarmış, bunu yaparken kendisi de yanmıştır.

Peki Raskolnikov insanlara acıdığı ve onlara yardım etmek için mi cinayet işler, yoksa Napolyon gibi büyük adam olmak için mi? Burası belli değildir. Gerçekte Dostoyevski çok şeyi belirsiz bırakır. Ya da yazara göre insanlarda birden çok eğilim ortaya çıkar; hangisi ağır basar, hangisi fırsat bulursa, insanın kişiliğine o damgasını vurur. İşte toplumsal etkenler burada kendini gösterir. Gerçekte de insan çelişkili bir varlıktır, bunun en iyi örneğini de Dostoyevski'nin kendi yaşamı ve çalışmaları verir.
3 beğeni · 0 yorum

kafesteki@dam

@kafestekidam

Fyodor Mihailoviç Dostoyevski
Dostoyevski'nin "Karamazov Kardeşler"in beşinci bölümü için tuttuğu notlar.
7 beğeni · 0 yorum

kafesteki@dam

@kafestekidam

''Yoksul ve çıplağım çünkü; beşeriyet kasırgasının ortasında sefil bir toz tanesiyim.''
5 beğeni · 0 yorum

kafesteki@dam

@kafestekidam

Akıldışılık artık yeni bir şey olmaktan çıktı ve biz Dostoyevsky'nin deliliğinden eskiye nazaran daha az etkileniyoruz.Ne zaman onun romanlarından birine baksam, edindiğim ilk izlenim gerçekçilik ve aklilik oluyor."
V.S Prıtchett
2 beğeni · 0 yorum

Fatih S.

@fsalim54

Fyodor Mihailoviç Dostoyevski
Arenanın can çekiştiği ve gereksiz bir sürü ergenin resimleri olduğu bir günde, Dostoyevski'nin çalışma odasını yani Dünyanın gelmiş geçmiş en iyi en edebi romanlarından birine ''''ne imza attığı çalışma odasını paylaşmaktan utanç duyuyorum.... #Dostoyevski
45 beğeni · 3 yorum
AFD (@afd)
Ben bu kitabı yıllar önce 1 senede okumuştum. Acaba kaç yılda yazıldı :) ve bu onun sın romanıydı..
20.06.14 beğen 1 cevap
Fatih S. (@fsalim54)
Wikipedia sitesinde iki yıla yakın yazıldığı söyleniyor.
20.06.14 beğen 2 cevap
kumral temel (@kumral-temel)
davutoglu musul turk konsoloslugu basıldıktan sonrakı basın toplantısında ''Irakta guvenlık zaafı var gıbı gosterılıyor'' demişti gıbı cahıt sende şimdi neokuru kotu gosterme:=)
21.06.14 beğen 1 cevap

Gökhan Başkan

@gokhan-karaderili

DOSTOYEVSKİ’NİN CİNLERİ
Orada dağda büyük bir domuz sürüsü otluyordu. Cinler ol kişiden çıkıp domuzlara girdiler. Sonra gidip uçurumdan aşağı atladı sürü. Boğuldu. Çobanlar bu olayı görüp koştular, köylülere haber verdiler. Halk koşup geldi.
Biraz ötede, dağda içinden kötü ruhların çıktığı ol kişioğlunu giyinmiş kuşanmış, aklı başında, İsa’nın ayakları dibinde oturur bulduklarında dehşete kapıldılar. Olanları görenler görmeyenlere, içine kötü ruhlar girmiş ol kişioğlunun nasıl kurtulduğunu anlattılar.
Luka’nın İncili.

Şatov – Stepan Trofimoviç:
Burada karıştı söze Şatov. Sabırsızca sandalyesinde şöyle bir kıpırdandıktan sonra, başını öne eğerek asık bir yüzle mırıldandı:
- Sizin bu söylediğiniz insanlar hiçbir zaman sevmemişlerdir halkı. Onun için acı çekmediler, bir şeylerini de vermediler ona. Bir eğlence olarak yapıyorlardı bunu!
- Onlar sevmemişlerdir halkı ha! Diye haykırdı Stepan Trofimoviç. Ah hem de nasıl seviyorlardı Rusya’yı.
Şatov gözleri parlayarak yükseltiyordu sesini bu kez:
- Ne Rusya’yı ne de halkı sevdiler. İnsan bilmediği bir şeyi sevemez. Onların da Rus halkından haberi yoktu. Onların tümü, siz de beraber olmak üzere, Rus halkına göz ucuyla bakıyordunuz, özellikle Belinski! Halkımıza göz ucuyla bakmanızdan başka, aşırı bir hafifseme, iğrenme ile ilgileniyordunuz onunla. Bunun nedeni halk deyince aklınıza yalnızca Fransız halkının, hem de ancak Paris’te yaşayanın gelmesi, Rus halkının öyle olmamasından sıkılmanızdı. Gerçektir bu! Halkı olmayanın tanrısı da yoktur oysa. Şuna kesinlikle inanın ki, halkını anlayamayan, onunla bağlarını koparan insan bunu yaptığı ölçüde yurduna inancını yitirir, ya dinsiz olur ya da duygusuz bir odun.
“PENÇELERİNİ GÖSTEREN CANAVAR” STRAVROGİN’ İN BİR ANISI
Parmaklarıyla kitabın kapağını tıklatarak gülümsedi.
- Sözünü ettiğiniz Fransızcadan bir çeviri mi yoksa?
Liputin tuhaf bir öfkeyle ürperdi.
- Hayır, Fransızcadan çevrilmedi o! Yalnızca Fransızcadan değil, insanlığın ortak dilinden bir çeviri olacaktır o! İnsanlığın sosyal devletinin, ahenginin dilinden bir çeviri
Stravrogin gülümsemeyi sürdürüyordu.
-of be böyle bir dil yok yeryüzünde!
Bazen pek önemsiz bir ayrıntının, dikkati uzun süre kendine bağladığı olur. Stravrogin’in kentimizde edindiği izlenimlerinden belleğinde en çok yer edineni bu kıskanç cimri, faizci, sofra artıklarını, mumların yanmamış diplerini kilit altında saklayan taşra memurunun; Tanrı bilir, geleceğin nasıl bir “sosyal ahenginin” ateşli taraftarının; pek yakın bir gelecekte Rusya’da, kentimizde görüleceğine kendisinin var olduğuna inandığı mutlu günlerin hayaliyle geceleri kendinden geçen, sarhoş olan bu küçük memur parçasının çirkin, neredeyse iğrenç anısıydı. Kendisinin bile biriktirdiği parayla bir evceğiz yaptırdığı, ikinci kez evlenerek karısı için paracıklar aldığı, belki iki yüz versta yakınlarda; dış görünüşünden bile olsa, geleceğin “insanlığın sosyal devletinin, ahenginin” üyesi olabilecek insanın bulunmadığı orada hem de…
Bazen bu yerden bitme Furyerist’i anımsadığında Stravrogin şaşkın şaşkın, “ nereden türer bu adamlar, Tanrı bilir” diye geçiriyordu içinden.
*** “Beni dinle Daşa: kendini feda etmedeki mutluluğu başka hiçbir yerde bulamaz insan”
TANRI OLABİLECEĞİNE İNANAN KİRİLLOV
- Baş isteme masalını kendisi uydurdu, bir kitapta okumuş, önce o anlattı bunu bana, kötü bir şey olduğunu da biliyor hani. Bense yalnızca, insanların kendi kendilerini öldürecek kadar yürekli olmamalarının nedenlerini araştırdığımı söyledim, hepsi bu. Neyse, önemi yok.
- Yürekli mi olamıyorlar, bunca intihar olayı az mı sence?
- Hem de çok az.
- Gerçekten böyle mi düşünüyorsunuz?
Sorumu cevaplamadı, yerinden kalktı, odanın içinde dalgın dolaşmaya başladı.
- İnsanların intihar etmelerine engel olan ne sizce? Diye sordum.
Ne üzerinde konuştuğumuzu anımsamaya çalışıyormuş gibi dalgın baktı yüzüme.
- Ben de… Henüz ben de iyice bilmiyorum… İki önyargı, iki şey engelliyor. Yalnızca iki şey. Biri pek küçük diğeri pek büyük olan iki şey. Ama küçüğü de pek büyük.
- Küçüğü dediğiniz ne?
- Acı.
- Acı mı? Böyle bir şeyde acının bu kadar önemi var mı?
- En önemli olan odur. İntihar edenler iki çeşittir: büyük bir üzüntünün, öfkenin etkisi altında kalıp, ya da çıldırıp, ya da buna benzer durumlarda canlarına kıyanlar… Böyleleri birden bitirirler her şeyi. Acıyı düşünmezler. Akılları başlarında olanlar ise çok düşünürler.
- Akılları başlarındayken de intihar edenler var mıdır yani?
- Hem de pek çok. Önyargı olmasaydı daha da çok olurdu. Pek çok, herkes intihar ederdi.
- Herkes mi?
Susuyordu.
- Acı çekmeden kendi kendini öldürmenin yolları yok mudur acaba?
Gelip karşımda durdu.
- Şöyle düşünün, dedi, büyük bir taş kadar bir ev var; asılı duruyor, siz de tam altındasınız, birden üzerinize düşüp ezse sizi, acı duyar mısınız?
- Ev kadar büyük bir taş mı? Korkunç bir şey bu kuşkusuz.
- Korkudan söz etmiyorum, acı duyar mısınız siz onu söyleyin.
- Dağ kadar bir taş demektir bu, tonlarca ağırlığı vardır. Hiç acı duymam sanırım.
- Ama taş asılı dururken gerçekten de geçip altında dursanız, acı çekmekten korkarsınız. Her büyük büyük bilgin, her en iyi doktor, hâsılı herkes çok korkar. Herkes hiç acı çekmeyeceğini bile bile acı çekeceğinden korkar.
- Peki ya, büyük dediğiniz ikinci neden?
- Öbür dünya
- Yani ceza, demek istiyorsunuz
- Önemli değil bu, öteki dünya, yalnızca öteki dünya.
- Öteki dünyaya hiç inanmayan dinsizler yok mu ki?
Yine sustu.
- Belki de kendinizden pay biçiyorsunuz, dedim.
Yüzü kızardı.
- Herkes kendinden pay biçmeyebilir. Kişioğlu için ölmekle yaşamak arasında bir fark olmayacağı zaman özgür olacaktır insanlık. Herkesin amacı bu olmalı işte.
- Amacı mı? Ama o zaman kimse yaşamak istemezdi, öyle değil mi?
Kararlı bir sesle:
- Hiç kimse, dedi.
- Bence insan yaşamı sevdiği için ölümden korkuyor, dedim, doğa böyle buyurmuş.
Gözleri parladı.
- Bayağı bir şey bu, sizi aldatan da bu zaten! Yaşam baştan aşağı acı, korkudur. İnsan da mutsuzdur. Bugün her şey acı, korkudur. Bugün insan yaşamayı seviyor; çünkü acı ve korkuyu seviyor. Böyle olagelmiş. Şimdi acıya korkuya karşılık yaşam veriliyor; aldandığımız nokta da burası. İnsan o insan olmadı henüz. Bir gün gelecek, insan bambaşka, mutlu, mağrur olacak. Her kime göre ölmekle yaşamak bir olacaksa o olacak sözünü ettiğim yeni insan. Acı ile korkuyu kim yenerse Tanrı o olacak. Öteki tanrı ise olmayacak.
- Demek öteki Tanrıya inanıyorsunuz
- Öteki Tanrı yok ama O var. Taşta acı yok ama taştan duyulan korkuda var acı. Tanrı ölüm korkusunun acısıdır. Acıyla korkuyu yenen insan Tanrı olacaktır. O zaman yepyeni bir yaşam, yepyeni bir insan, her şey yepyeni… O zaman iki bölümde incelenecek tarih. Gorillerden Tanrının yok edilmesine dek olan çağ. Tanrının yok edilmesinden…
-
- Gorillere dek olan çağ, herhalde.
- …yeryüzünün, insanın bedenen değişmesine dek olan çağ. İnsan tanrı olacak, bedenen değişecek. Dünya da işler de, düşünceler de, duygular da değişecek. Ne dersiniz, insan bedeni d değişecek misin o zaman?
- Yaşamakla yaşamamak aynı şey olacaksa herkes kendi kendini vuracak, tek değişiklik bu olacak belki de.
- Bunun hiç önemi yok. Yanılmayı öldürecekler. En büyük özgürlüğü isteyen herkes, kendi kendini öldürme cesaretini göstermek zorundadır. Kendisini öldürebilen kişi yanılmanın sırrına ermiş kişidir. Bundan öte özgürlük yoktur. Her şey burada biter. Kendisini öldürebilen kişi Tanrıdır. Bugün herkes Tanrıyı da her şeyi de yok edebilir. Ama daha kimse yapmadı bunu.
- Milyonlarca intihar eden oldu.
- Ama hiçbir bu amaçla, bunun için değil bu intiharların. Korkuyla olmuş şeylerdir. Korkuyu öldürmek için intihar etmedi kimse şimdiye dek. Yalnızca korkuyu öldürmek için intihar eden kimse bir anda Tanrı olacaktır.

- Öyle mi düşünüyorsunuz? Niçin? Hayır, ben… Bilmiyorum başkaları nasıldır, ama herkes gibi olamayacağımı da sezinliyorum. Herkes düşünür, düşünür, bakarsınız bir dakika sonra bambaşka bir şey düşünüyor. – olağanüstü heyecanlanarak- başka bir şey düşünemiyorum ben, hayatım boyunca hep aynı düşünce var kafamın içinde… Ömrüm boyunca eziyet etti bana Tanrı…
ŞATOV BATICI SOSYALİSTLERE ATEŞ PÜSKÜRÜYOR
- Kâğıttan adam bunlar, dedi. Bütün bu düşünceleri uşak yaradılışlarından doğuyor.
Bir dakika sustuktan sonra ekledi:
- Nefret de karışıktır burada; Rusya’da birden bir düzen değişikliği olsa ( isterse özlemini çektikleri değişiklik olsun bu), ülke birden olağanüstü zenginleşse, mutluluktan herkesin içi gülse önce onlar mutsuz olurlar. Nefret edecekleri, taş atacakları, hor görecekleri kimse kalmazdı o zaman! Onların ruhlarına işlemiş, hayvanca, sonsuz bir Rusya nefreti söz konusudur burada… Görünen bir gülüş altında gizlenmiş, dünya için dökülen görünmez gözyaşı yoktur burada! – Öfkeyle bağırdı- bu görünmez gözyaşları üzerine söylenen kadar yalan bugüne dek söylenmemiştir Rusya’da.
• Şatov : “ Görüyorsun ya”, dedi, “herkesin kendisine göre bir dünyası var”
• “ Anlayabiliyor musun”, diye bağırdım ona, “insanoğluna mutluluk kadar mutsuzluğun da gerekli olduğunu anlayabiliyor musun”
• Kirillov: öte dünyadaki değil bu dünyadaki sonsuz hayata inanıyorum. Öyle anlar var, kişi öyle bir ana varıyor ki, zaman duruyor birden, sonsuzluk başlıyor…
HER ŞEY GÜZELDİR – HER ŞEY İYİDİR
( STRAVROGİN – KİRİLLOV DİYALOĞU)
- Ama bir süre önce pek ateşlenmiştiniz! Liputin’e kızmıştınız.
- Hım… Şimdi kızmıyorum, küfür etmiyorum. Mutlu olduğumu o zaman bilmiyordum. Hiç yaprak, ağaçtan düşmüş yaprak gördünüz mü?
- Gördüm.
- Birkaç gün önce ben de bir tane gördüm. Sarıydı, ortasında az yeşilliği kalmıştı, kenarları çürümüştü. Rüzgâr savuruyordu onu. Daha on yaşında bir çocukken kışın gözlerimi kapar, yemyeşil, damarları pırıl pırıl bir yaprak düşler; güneşin gökyüzünde parladığını getirirdim gözlerimin önüne. Sonra açardım gözlerimi, inanmazdım, öylesine güzeldi ki öteki dünya, hemen tekrar kapardım gözlerimi.
- Söz oyunu mu yapıyorsunuz?
- Ha-hayır… Ne gereği var? Basbayağı bir yapraktan söz ediyorum. Güzeldir yaprak. Her şey güzeldir.
- Her şey mi?
- Evet, her şey. İnsan mutlu olduğunu bilmediği için mutsuzdur. Tek nedeni budur mutsuzluğunun. Püf noktası buradadır işte. Bunu öğrenen hemen mutlu oluverir, hemen o anda. Kaynana ölecek kız kalacak, yine her şey iyi. Birden anladım bunu.
- Açlıktan ölen biri için, küçük küçük bir kızın ırzına geçen biri içinde mi iyidir her şey?
- Evet. Küçük kız için başını taşa vurarak parçalayan için de, parçalamayan için de! Her şey iyidir, her şey. Her şeyin iyi olduğunu bilselerdi onlar da mutlu olurlardı; ama mutlu olduklarını bilmedikleri sürece mutsuz olacaklardır. Tüm düşünce budur işte, bundan başka bir düşünce yoktur.

- İnsanlara her şeyin iyi olduğunu öğreten, dünyanın sonunu getirecektir.
- Öğreteni çarmıha gerdiler.
- Böyle biri gelecek yeryüzüne. Adı da İnsan-Tanrı olacak.
- Kandili siz mi yakıyorsunuz yoksa?
- Evet, bugün ben yaktım… #ruscinleri
2 beğeni · 1 yorum
Sevil Yılmazer (@sevil-yilmaz44)
"İnsan mutlu olduğunu bilmediği için mutsuzdur."
12.04.14 beğen 1 cevap

Fatih S.

@fsalim54

Fyodor Mihailoviç Dostoyevski
Dostoyevski'nin kendi el yazısı ile '''' romanının taslak çalışması...#Dostoyevski
19 beğeni · 3 yorum
Merve Ceydanur Özcan (@merveceydanurozcan)
Bu nasil bi taslak yaa :)) cok sukur kitap karismamis da o guzel eser duzgun bi sekilde elimize ulasmis :))
17.02.14 beğen cevap
mehmet emin ırmak (@mehmet-emin-irmak)
ben bu romanı okumuşdum.tek kelimeyle muhteşemdi.beni çeken bir kurgusu vardı.romanı elimden bırakamıyordum.geçe gündüz o romanı okumak istiyordum..bu romanı okuduktan sonra kendime soramadan edemedim;Baba,dedikleri şey nedir.Hangi insan, gerçek bir baba olarak görülmeye layıktır..biyolojik baba mı yoksa manevi baba mı.Bu romanda geçen çok güzel bir söz vardır.Bir insanın sahip olduğu en değerli hazine küçükken yaşadığı deneyimlerdir.Bilmiyorum bu sözü tam olarak hatırlamıyorum.Öyle olmalı.Şayet bir insanın anne baba evinde kazandığı tecrübeler önemli olmalı
11.03.14 beğen cevap
Fatih S. (@fsalim54)
Mehmet söz tam olarak; Hayatımızda en yüce, en güçlü, en faydalı dayanağımız ana baba evinden kalan hatıralarımızdır. .......... sanırım
11.03.14 beğen cevap
/ 1