ara

Yeni Bir Betik Daha

ruhadam

@ruhadam

Yeni Bir Betik Daha
Ruh Adam kitabında da bahsi geçen bu kitabı uzun süredir okumayı istiyordum, başlamak bugüne kısmetmiş...

-----------

Kitabın ilk iki paragrafı:

Bir hikaye yazsam onu mevzu seçerdim; bir efsane donatsam, onu alır işlerdim. Zira o, şiir de olur masal da olur, kıssa da...

Daha, daha neler olmaz, neler?... Aşk ve hamaset destanı, mey ve mahabbet fermanı, bu yanık gönülden derya misali, gece demez gün demez akar durur. Cemiyetin görünmez temellerinin oturduğu bu sağlam toprak, bu bereketli zeminden daha neler ve neler fışkırmaz?

-----------

Rastgele bir sayfa çevirip bir paragraf seçiyorum:

Varlık aleminde görünür ve görünmez her şey insana aşıktır. Her şey sessiz bir vurgunlukla şu özleyiş yalvarasını okur: "Beni anla, beni yen, beni kullan. Yaradılışımın manasına kavuşmaklığım senin eline verilmiştir, ademoğlu beni hasretime ulaştır, senin zafer anıtında ben malzeme olayım..."
Gülcan (@gulcann)
😊Abi o küçük küçük parmaklar kızına mı ait? Benim yerime de öpüver ponçiği 😁
20.07.17 beğen 2 cevap
Gayb (@gayb)
:)
20.07.17 beğen 1 cevap

ruhadam

@ruhadam

Yeni Bir Betik Daha
Ey benim nazlı cananum
Severüm kimseler bilmez
Bir işdür geldi başuma
Çekerüm kimseler bilmez.

ruhadam

@ruhadam

Yeni Bir Betik Daha
İlk mitolojik kitabım ve bir Hakas destanı...
semih güler (@himesrelugse)
Okuduktan sonra yorumunu Benimle paylaşır mısın 😊
20.06.17 beğen 2 cevap

ruhadam

@ruhadam

Yeni Bir Betik Daha
-Al elmaya taş atan çok olur.

-Allah bilir ama kul da sezer.

-Almazsın, satmazsın, pazarda ne işin var?

-Almış, satmış, çekmeceyi kapatmış.

-Ay görmüşün yıldıza minneti yok.

-Ayağında donu yok, başına fesleğen takar.
kübra (@kubra94)
Bir adam belki de en çok bir rüzgardır şimdi
Sisli yabancı gölge gibi gezgin bir rüzgar
Şehri bir yabancı gibi dolaşıyor
Şehrin mabetleri bir bir tükeniyor
Başlıyor içinde sonsuz susuzluk
Avuçlarının içi terliyor. ~Erdem Beyazıt
05.06.17 beğen 6 cevap
Seyr-i Sükut (@seyrisukut)
Mükemmel... gezindim mısraların derinliğinde. Bu güzel paylaşımınız için müteşekkirim. İhtiyacıma binaen ruhuma doldu mısralar . Teşekkürümü en içten şekilde borç bilirim.
05.06.17 beğen 5 cevap
ketumpinokyo (@kekum)
İsmini sürekli duyduğum ancak şiirlerine pek hakim olmadığım bir şairdi Erdem Bayazıt. En azından ben oyle sanıyordum. Bu paylaşımın ardından biraz araştırdım kendisini ve aslında bildigim şiirleri varmış ancak kime ait olduğunu bilmiyormusum. Teşekkürler @ruhadam :)
05.06.17 beğen 2 cevap

ruhadam

@ruhadam



GÜLÜ İNCİTME GÖNÜL
Çiçeklerle hoş geçin,
Balı incitme gönül.
Bir küçük meyve için
Dalı incitme gönül.

Konuşmak bize mahsus,
Olsa da bir güzel süs,
‘Ya hayır de, yahut sus,’
Dili incitme gönül.

Sevmekten geri kalma,
Yapan ol, yıkan olma,
Sevene diken olma,
Gülü incitme gönül.

Başın olsa da yüksek,
Gözün enginde gerek,
Kibirle yürüyerek
Yolu incitme gönül.

Mevlâ verince azma,
Geri alınca kızma,
Tüten ocağı bozma,
Külü incitme gönül.

Dokunur gayretine,
Karışma hikmetine.
Sahibi hürmetine
Kulu incitme gönül.

Bestami YAZGAN
33 beğeni · 17 yorum · Edebiyat Köşesi ·
Fethiye 📚 (@fthykc)
Keyifle okuyun :)
01.06.17 beğen 4 cevap
ketumpinokyo (@kekum)
"Bir gamlı hazânın seherinde
Isrâra ne hâcet yine bülbül?
Bil, kalbimizin bahçelerinde
Cân verdi senin söylediğin gül!

Savrulmada gül şimdi havâda,
Gün doğmada bir başka ziyâda..." Güle bulbul eşlik eder ya siirlerde, bu şiir de Ahmet Haşim'den ufak bir hediye olsun... Keyifli okumalar, bol alıntılar olsun.... :)
01.06.17 beğen 6 cevap
Misafir
Eğer çekemezsen gülün nazını / Ne dikene dokun ne gülü incit. Keyifli okumalar:)
01.06.17 beğen 5 cevap

ruhadam

@ruhadam

Yeni Bir Betik Daha
Sunuş Kısmının İlk Paragrafı:

Geçen yüzyılın başlarında başlayan ve imparatorluğun yıkılıp Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna giden yıllarda etki derecesi en yüksek fikir ve bilim adamlarının başında hiç şüphe yok ki Ziya Gökalp gelmektedir. "Bedenimin babası Ali Rıza Efendi, hislerimin Namık Kemal, fikirlerimin Ziya Gökalp'tir" diyen Mustafa Kemal, aslında bir bakıma bu gerçeği ifade etmektedir. Ziya Gökalp, büyük bir fikir adamıdır. Ama aynı zamanda çağının bütün modern ve pozitif bilgilerini bilimsel bir disiplinle okuyup irdeleyen ve Türk toplumuna uyarlayan öncü bir bir bilim adamıdır. Sosyolojinin kurucusudur, kültür ve medeniyet tarihi biliminin öncülerindendir, Fuat Köprülü'yle beraber halk biliminin bilim olmasını sağlayan ilk isimlerdendir. Gökalp, çöküş ve kurtuluş döneminde ortaya çıkan siyasi lider Mustafa Kemal'in uygulayıcılığının arkasındaki fikri ve teorik güçlerin en etkilisidir. Belki günümüzde Gökalp'a ihtiyaç duyulmasının sebeplerinden birisi de yeni yüzyılın başlarında toplumun aynı sancıları ve felaketleri yaşamam arzusu olmalıdır. Aslında bizi Gökalp'ın yeniden okunması, anlaşılması ve değerlendirilmesinin, dolayısıyla eserlerinin yineden yayına hazırlanmasının gerektiğine iten düşünce de budur.

ruhadam

@ruhadam

Yeni Bir Betik Daha
Yazarın Önsözü


TÜRK İLİ ZEYBEKLERİNE

Bu kitabı sizi düşünerek, sizin için yazdım. Bela gecelerinde, yaşım sızarak, yüreğim sızlayarak yazdım.

Ey Türk! Bu satırlarda mazinin destanlarını, halinin hicranlarını söylemek ve inlemek istedim. Bir keman gibi...

Bu kemanı ana vatanın sinesinden yonttum. Tellerini kalbimin damarlarından çıkardım. İstedim ki bu sazın ahengini yalnız sen duyasın. Bu acıklı iniltiler yalnız sana dokunsun.

Cihanın tarihi, vatanın uğrunda senin kadar uğraşan, kanını döken bir millet daha gösteremez. Senin kadar kimse kendi vatanına sahip olmağa hak kazanmamıştır. Bu vatan ya senindir, ya kimsenin!...

Dünyanın her tarafındaki taşsız mezarların, azametinin malikaneleridir.

Göğsünde tutuşan gönül, gönül değil, cephane oldu. Bu uğurda parçalandıkça kinin ve feyzin çoğaldı.

Ey zeybek! Bu kitabın yapraklarını hançerinle yırt! Ve hançeri onun kalbinin üzerine bırak! Bundan sonra silahının siperi bir kitap olsun.

Ey yurttaşım! Senin boynuna geçirilmek istenen esaret halkası ne bir gem, ne bir tasmadır. Boyunduruk altında olduğun halde, sen üşürken düşman ocakları için sana odunlar, sen açken düşman sofraları için sana buğdaylar taşıtacaklar. Gençleri kanda, tazeleri gözyaşında boğmak istiyorlar.

Asırlardır, dinin, milletin aşkına başına yağan, sonu gelmez bir beladır... Yurdun nihayetsiz bir Kerbela'dır... Memleketin, içinde cenaze namazı kılınan, cenaze duası okunan bir mabed halini aldı. Ne yoncan, yongan kaldı. Bir Allah'ın, bir de Muhammed'in kaldı.

Çile çekmeyen varlığını duyamaz... Bundan sonra duy ve anla ki medeniyet denilen büyük gürültünün manası makinedir. Ve makineyi Avrupa'nın elinden aldığın zaman, senin ruhunun onunkinden daha asil, senin kalbinin onunkinden daha temiz olduğunu meydana koyacaksın. Senin de dükkanını, tezgahını fabrika ile; sapanını, tırpanını makine ile; pazunun emeğini, öküzünün gücünü buhar kuvvetiyle değiştirdiğin zaman alnının onunkinden daha yüksek olduğunu göstereceksin. Bunu göstemeğe çalışmalısın. Rahat bırakırlarsa...

Vaktiyle, Çin ve Hind'in medeniyetleriyle İran'ın feyzini birleştirdiğin gibi, bugün de Avrupa'nın irfanını Asya'ya ileteceksin. Ey kervan başı yürü!...

Bir Cuma namazından sonra çoluğun, çocuğun ile beraber, cılız davarlarının otladığı yamacın ötesinde, derenin başındaki çağlayanların yanında çınarın gölgesinde otur. Mavi yeldirmeli, sarı başörtülü Ayşeciğini, güneşten saçları sararmış, yüzü kararmış yavrularını etrafına al. Yaralı geniş göğsünü girdgara ve rüzgara aç.

Senin için ben ağlarım,
Benim için kim ağlasın?
diye, gürüldeye gürüldeye çağlayan, köpüren sinesini taşlara çarpa çarpa kabaran, atılan derenin karşısında başından geçenleri düşün. Tükenmez düşmanları, tükenmez savaşları, tükenmez kanları düşün ve bu çilelerin sebepleri kalbinde, dimağında coşsun... ve durulsun. O zaman arslan gibi ölmenin ecri, insan gibi yaşamak olduğunu anla! İnsan gibi yaşamağa, efendi gibi yaşamağa, ataların gibi yaşamağa azmet. Evlatlarına temiz ve mamur taştan bir ev, temiz ve mamur, malumatlı bir dimağ bırakmaya ahdeyle. Ve ahdinin ayalinin, evladının alınlarına kondurduğun sıcak öpücüklerle imza et!... İşte o zaman Ayşeciğinin beş yapraklı al kır gülüne benzeyen kınalı parmakları bu sayfaları çevirsin. Kanatlı hercai menekşeler gibi kelebekler ekinlerin sükununda uçuşurken bu kitapçıktan birkaç sayfa okunsun. O sırada çehrenizde parlayacak bir tatlı gülümseyiş, bir ılık yaş çocuklarınızın melül ruhunda, bel bir ışık, bir rahmet olur.

Akşam üstü gün batarken, ak öküz kağnıyı köyün çeşme yalağı önündeki çamurlu yoldan sürüklediği, caminin imamı minareden kızıl meydana gömülen güneşe telkin verdiği zaman, çağlayanlar seyrinden kulübene dönerken ufukları delip daha öteleri görmek istercesine bakışların dalsın ve derinleşsin. İşte o zaman Hazret'i Muhammed'in feyzinden gönlünde sönmez bir çırağ, Yavuz'un damarından sende de bir damla kan, Alparslan'ın yelesinden sende de bir tutam saç olduğunu hatırla ve evladını ona göre hazırla!...

Bu satırları yazarken masallarımı süslemedim. Senin ruhun gibi sade olmasını istedim. Ötesinde berisinde, eğer varsa, göreceğim özentiler sana beğendirmek, gururunu okşamak içindir. Gurur! O, her Türk'ün yaradılışındadır. Biz, birbirimizi bundan tanırız, değil mi?...

Bu masallar ile arzı ettim ki senin firuze ruhuna tatlı bir renk, kalbine parlak bir cila vereyim. Görüyorum o renk siyah oldu, o cila donuk... Matem günlerinin taksiratı...

Ahmet Hikmet Müftüoğlu
Şişli, 20 Mart 1922
36 beğeni · 14 yorum · Edebiyat Köşesi ·
Efnan (@merdumgiriz)
Müthiş.
03.05.17 beğen 5 cevap
Gayb (@gayb)
Çoook güzelmiş. Paylasim için, üşenmeyip yazdığın için teşekkürler. Yüreğin dert görmesin.
03.05.17 beğen 5 cevap
Hasan ÖZDEMİR (@hsnzdmr60)
Paylaşım için Teşekkürler...
03.05.17 beğen 2 cevap

ruhadam

@ruhadam

Yeni Bir Betik Daha
Ateşin hemen kenarındaki ibrik, bir yandan düşünüyor, bir yandan ısınıyordu. Kim kaç kere abdest aldı, kim kaç sevap kazandı, ibrik hepsini bilirdi. Abdest dualarını da bilirdi ibrik. O bilmeyecek de kim bilecekti? Sabahın köründe, herkesten evvel uyandırırdı. Sıcak suyu hazır etmesi lazımdı. Bu yüzden çok az uyurdu ibrik. Hep ateşe bindirildiğinden, kapkara is bağlamıştı dışı. İçi her şeyden temizdi ama bunu kimse bilmezdi.

-------

Ekin demek ekmek demekti. Ekmekse her şeyden mübarekti. "Mübarek"in ne demek olduğunu bilmiyordu ama iyi bir şey olduğunu biliyordu. Öyle olmasa, Topal İsmail buğday çuvalına işedi diye neden topal kalsındı. Dökmek de günahtı, döküleni kaldırmamak da.

-------

Duvarın dibine, geçen sene iki sıra kavak dikmişti öğretmen. Kavaklar tutmadığından söküp yeniden dikti. Oysa buranın toprağı kistliydi, burada kavak tutmazdı. Öğretmen bunu bilmiyordu. Belki biliyordu ama inat ediyordu. Kimsenin karşı koyamadığı öğretmene, bu kistli toprak mı karşı koyacaktı.
- Şükrü Karaca
10 (1 oy)
33 beğeni · 11 yorum · Edebiyat Köşesi ·
POST_MORTEM (@post-mortem)
Keyifli okumalar :)
26.04.17 beğen 5 cevap
Fethiye 📚 (@fthykc)
Kirazlar 🍒 çıksada yesek 😋. Keyifli okumalar 😊
26.04.17 beğen 3 cevap
CEVİZKABUĞU (@karacurin)
"İnsan bir yanlışı yapmaktan utanmalı ,düzeltmekten değil" J.J.Rousseau
26.04.17 beğen 2 cevap

ruhadam

@ruhadam

Yeni Bir Betik Daha
ÖNSÖZ

DESTAN... FAKAT HAKİKAT!

Elinizdeki kitapçık, roman değildir: Çeşitli sebeplerle bugüne kadar ifşa edilmemiş bir kahramanlık destanının hikayesidir. Boğuşanlar, Türkler ve Moskoflardır. Tarihi düşmanlar; İmparatorluğumuzun son devrinde, ordularımıza kumanda eden Enver Paşa'nın şahsında, Ana Vatanda ölüm - kalım mücadelesi yaptılar. Enver Paşa, Anadolu Türklerinin müstevliyi vatanın bağrında boğdukları 26 Ağustos 1922 Cuma sabahı Kızıl'larla savaşırken kalbinden vurularak Türk Ana Vatanında şehit oldu. Hiç bir romana mevzu olamıyacak kadar vak'a ve hareketlerle dolu bir devre, Enver Paşanın yanında bir avuç kahraman, Buharaya geldiği 4 Ekim 1921'den itibaren on ay sürdü... Fakat bu on ayın destanlara mevzu hayatı, Kızıl rejimin zulmü altında inleyen Ana Vatanda, yeni yetişenlere hala fısıldanır... Bugün Enver Paşanın Çöğen Köyündeki taşsız mezarı, devrimiz için yüz karası zulümlerle yok edilmek istenen Kırk Milyon Türk'ün kalbinde kurtuluş ümidi olarak yaşamaktadır. Türk Cumhuriyetinin nesilleri ve bütün dünya, Enver Paşanın Lenin'e karşı yaptığı mücadeleyi bilmelidirler... Cihanın ya hürriyetlere sahip, huzur ve barış içinde yaşamak veya Orta-Çağ karanlıklarına ve görülmemiş istibdada mahkum olarak manen ve maddeten yıkılmak saflarına riyazi kat'iyyetle ayrıldığı şu günlerde, Enver Paşanın macerası, kurtuluş yolunun destanıdırç Komünizm'e karşı savaşmanın, bir kuvvet muvazenesi mevzuu olmadığını anlatmak bahsinde hiçbir muhayyile, Enver Paşanın Türk Ana Vatanında geçen son on aylık ömrü kadar heyecan verici, inandırıcı, güvendirici bayrak eser yaratamaz... Enver Paşanın kanıyla yazdığı bu eser, elbetteki büyük ciltlerin mevzuudur. Biz, bilhassa, o masal kahramanı Enver Paşanın yiğit halefi Kuşçubaşıoğlu Hacı Selim Sami'nin hatıratına istinad ederek büyük destanın esas safhalarının tesbite çalışacağız. "Yeni Turan" yolunda seve seve can vermiş aziz şehitlerin destanlarına bir lahzacık olsun gönlünüzde yer vereceğinize inanarak...

Cemal KUTAY
/ 5