ara

ruhadam

@ruhadam

Yeni Bir Betik Daha
Sunuş Kısmının İlk Paragrafı:

Geçen yüzyılın başlarında başlayan ve imparatorluğun yıkılıp Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna giden yıllarda etki derecesi en yüksek fikir ve bilim adamlarının başında hiç şüphe yok ki Ziya Gökalp gelmektedir. "Bedenimin babası Ali Rıza Efendi, hislerimin Namık Kemal, fikirlerimin Ziya Gökalp'tir" diyen Mustafa Kemal, aslında bir bakıma bu gerçeği ifade etmektedir. Ziya Gökalp, büyük bir fikir adamıdır. Ama aynı zamanda çağının bütün modern ve pozitif bilgilerini bilimsel bir disiplinle okuyup irdeleyen ve Türk toplumuna uyarlayan öncü bir bir bilim adamıdır. Sosyolojinin kurucusudur, kültür ve medeniyet tarihi biliminin öncülerindendir, Fuat Köprülü'yle beraber halk biliminin bilim olmasını sağlayan ilk isimlerdendir. Gökalp, çöküş ve kurtuluş döneminde ortaya çıkan siyasi lider Mustafa Kemal'in uygulayıcılığının arkasındaki fikri ve teorik güçlerin en etkilisidir. Belki günümüzde Gökalp'a ihtiyaç duyulmasının sebeplerinden birisi de yeni yüzyılın başlarında toplumun aynı sancıları ve felaketleri yaşamam arzusu olmalıdır. Aslında bizi Gökalp'ın yeniden okunması, anlaşılması ve değerlendirilmesinin, dolayısıyla eserlerinin yineden yayına hazırlanmasının gerektiğine iten düşünce de budur.

ruhadam

@ruhadam

Yeni Bir Betik Daha
Yazarın Önsözü


TÜRK İLİ ZEYBEKLERİNE

Bu kitabı sizi düşünerek, sizin için yazdım. Bela gecelerinde, yaşım sızarak, yüreğim sızlayarak yazdım.

Ey Türk! Bu satırlarda mazinin destanlarını, halinin hicranlarını söylemek ve inlemek istedim. Bir keman gibi...

Bu kemanı ana vatanın sinesinden yonttum. Tellerini kalbimin damarlarından çıkardım. İstedim ki bu sazın ahengini yalnız sen duyasın. Bu acıklı iniltiler yalnız sana dokunsun.

Cihanın tarihi, vatanın uğrunda senin kadar uğraşan, kanını döken bir millet daha gösteremez. Senin kadar kimse kendi vatanına sahip olmağa hak kazanmamıştır. Bu vatan ya senindir, ya kimsenin!...

Dünyanın her tarafındaki taşsız mezarların, azametinin malikaneleridir.

Göğsünde tutuşan gönül, gönül değil, cephane oldu. Bu uğurda parçalandıkça kinin ve feyzin çoğaldı.

Ey zeybek! Bu kitabın yapraklarını hançerinle yırt! Ve hançeri onun kalbinin üzerine bırak! Bundan sonra silahının siperi bir kitap olsun.

Ey yurttaşım! Senin boynuna geçirilmek istenen esaret halkası ne bir gem, ne bir tasmadır. Boyunduruk altında olduğun halde, sen üşürken düşman ocakları için sana odunlar, sen açken düşman sofraları için sana buğdaylar taşıtacaklar. Gençleri kanda, tazeleri gözyaşında boğmak istiyorlar.

Asırlardır, dinin, milletin aşkına başına yağan, sonu gelmez bir beladır... Yurdun nihayetsiz bir Kerbela'dır... Memleketin, içinde cenaze namazı kılınan, cenaze duası okunan bir mabed halini aldı. Ne yoncan, yongan kaldı. Bir Allah'ın, bir de Muhammed'in kaldı.

Çile çekmeyen varlığını duyamaz... Bundan sonra duy ve anla ki medeniyet denilen büyük gürültünün manası makinedir. Ve makineyi Avrupa'nın elinden aldığın zaman, senin ruhunun onunkinden daha asil, senin kalbinin onunkinden daha temiz olduğunu meydana koyacaksın. Senin de dükkanını, tezgahını fabrika ile; sapanını, tırpanını makine ile; pazunun emeğini, öküzünün gücünü buhar kuvvetiyle değiştirdiğin zaman alnının onunkinden daha yüksek olduğunu göstereceksin. Bunu göstemeğe çalışmalısın. Rahat bırakırlarsa...

Vaktiyle, Çin ve Hind'in medeniyetleriyle İran'ın feyzini birleştirdiğin gibi, bugün de Avrupa'nın irfanını Asya'ya ileteceksin. Ey kervan başı yürü!...

Bir Cuma namazından sonra çoluğun, çocuğun ile beraber, cılız davarlarının otladığı yamacın ötesinde, derenin başındaki çağlayanların yanında çınarın gölgesinde otur. Mavi yeldirmeli, sarı başörtülü Ayşeciğini, güneşten saçları sararmış, yüzü kararmış yavrularını etrafına al. Yaralı geniş göğsünü girdgara ve rüzgara aç.

Senin için ben ağlarım,
Benim için kim ağlasın?
diye, gürüldeye gürüldeye çağlayan, köpüren sinesini taşlara çarpa çarpa kabaran, atılan derenin karşısında başından geçenleri düşün. Tükenmez düşmanları, tükenmez savaşları, tükenmez kanları düşün ve bu çilelerin sebepleri kalbinde, dimağında coşsun... ve durulsun. O zaman arslan gibi ölmenin ecri, insan gibi yaşamak olduğunu anla! İnsan gibi yaşamağa, efendi gibi yaşamağa, ataların gibi yaşamağa azmet. Evlatlarına temiz ve mamur taştan bir ev, temiz ve mamur, malumatlı bir dimağ bırakmaya ahdeyle. Ve ahdinin ayalinin, evladının alınlarına kondurduğun sıcak öpücüklerle imza et!... İşte o zaman Ayşeciğinin beş yapraklı al kır gülüne benzeyen kınalı parmakları bu sayfaları çevirsin. Kanatlı hercai menekşeler gibi kelebekler ekinlerin sükununda uçuşurken bu kitapçıktan birkaç sayfa okunsun. O sırada çehrenizde parlayacak bir tatlı gülümseyiş, bir ılık yaş çocuklarınızın melül ruhunda, bel bir ışık, bir rahmet olur.

Akşam üstü gün batarken, ak öküz kağnıyı köyün çeşme yalağı önündeki çamurlu yoldan sürüklediği, caminin imamı minareden kızıl meydana gömülen güneşe telkin verdiği zaman, çağlayanlar seyrinden kulübene dönerken ufukları delip daha öteleri görmek istercesine bakışların dalsın ve derinleşsin. İşte o zaman Hazret'i Muhammed'in feyzinden gönlünde sönmez bir çırağ, Yavuz'un damarından sende de bir damla kan, Alparslan'ın yelesinden sende de bir tutam saç olduğunu hatırla ve evladını ona göre hazırla!...

Bu satırları yazarken masallarımı süslemedim. Senin ruhun gibi sade olmasını istedim. Ötesinde berisinde, eğer varsa, göreceğim özentiler sana beğendirmek, gururunu okşamak içindir. Gurur! O, her Türk'ün yaradılışındadır. Biz, birbirimizi bundan tanırız, değil mi?...

Bu masallar ile arzı ettim ki senin firuze ruhuna tatlı bir renk, kalbine parlak bir cila vereyim. Görüyorum o renk siyah oldu, o cila donuk... Matem günlerinin taksiratı...

Ahmet Hikmet Müftüoğlu
Şişli, 20 Mart 1922
36 beğeni · 14 yorum · Edebiyat Köşesi ·
intizar gülüm (@merdumgiriz)
Müthiş. - 03.05.17
Gayb (@gayb)
Çoook güzelmiş. Paylasim için, üşenmeyip yazdığın için teşekkürler. Yüreğin dert görmesin. - 03.05.17
Hasan ÖZDEMİR (@hsnzdmr60)
Paylaşım için Teşekkürler... - 03.05.17

ruhadam

@ruhadam

Yeni Bir Betik Daha
Ateşin hemen kenarındaki ibrik, bir yandan düşünüyor, bir yandan ısınıyordu. Kim kaç kere abdest aldı, kim kaç sevap kazandı, ibrik hepsini bilirdi. Abdest dualarını da bilirdi ibrik. O bilmeyecek de kim bilecekti? Sabahın köründe, herkesten evvel uyandırırdı. Sıcak suyu hazır etmesi lazımdı. Bu yüzden çok az uyurdu ibrik. Hep ateşe bindirildiğinden, kapkara is bağlamıştı dışı. İçi her şeyden temizdi ama bunu kimse bilmezdi.

-------

Ekin demek ekmek demekti. Ekmekse her şeyden mübarekti. "Mübarek"in ne demek olduğunu bilmiyordu ama iyi bir şey olduğunu biliyordu. Öyle olmasa, Topal İsmail buğday çuvalına işedi diye neden topal kalsındı. Dökmek de günahtı, döküleni kaldırmamak da.

-------

Duvarın dibine, geçen sene iki sıra kavak dikmişti öğretmen. Kavaklar tutmadığından söküp yeniden dikti. Oysa buranın toprağı kistliydi, burada kavak tutmazdı. Öğretmen bunu bilmiyordu. Belki biliyordu ama inat ediyordu. Kimsenin karşı koyamadığı öğretmene, bu kistli toprak mı karşı koyacaktı.
- Şükrü Karaca
10 (1 oy)
33 beğeni · 11 yorum · Edebiyat Köşesi ·
POST_MORTEM (@post-mortem)
Keyifli okumalar :) - 26.04.17
Fethiye 📚 (@fthykc)
Kirazlar 🍒 çıksada yesek 😋. Keyifli okumalar 😊 - 26.04.17
CEVİZKABUĞU (@karacurin)
"İnsan bir yanlışı yapmaktan utanmalı ,düzeltmekten değil" J.J.Rousseau - 26.04.17

ruhadam

@ruhadam

Yeni Bir Betik Daha
ÖNSÖZ

DESTAN... FAKAT HAKİKAT!

Elinizdeki kitapçık, roman değildir: Çeşitli sebeplerle bugüne kadar ifşa edilmemiş bir kahramanlık destanının hikayesidir. Boğuşanlar, Türkler ve Moskoflardır. Tarihi düşmanlar; İmparatorluğumuzun son devrinde, ordularımıza kumanda eden Enver Paşa'nın şahsında, Ana Vatanda ölüm - kalım mücadelesi yaptılar. Enver Paşa, Anadolu Türklerinin müstevliyi vatanın bağrında boğdukları 26 Ağustos 1922 Cuma sabahı Kızıl'larla savaşırken kalbinden vurularak Türk Ana Vatanında şehit oldu. Hiç bir romana mevzu olamıyacak kadar vak'a ve hareketlerle dolu bir devre, Enver Paşanın yanında bir avuç kahraman, Buharaya geldiği 4 Ekim 1921'den itibaren on ay sürdü... Fakat bu on ayın destanlara mevzu hayatı, Kızıl rejimin zulmü altında inleyen Ana Vatanda, yeni yetişenlere hala fısıldanır... Bugün Enver Paşanın Çöğen Köyündeki taşsız mezarı, devrimiz için yüz karası zulümlerle yok edilmek istenen Kırk Milyon Türk'ün kalbinde kurtuluş ümidi olarak yaşamaktadır. Türk Cumhuriyetinin nesilleri ve bütün dünya, Enver Paşanın Lenin'e karşı yaptığı mücadeleyi bilmelidirler... Cihanın ya hürriyetlere sahip, huzur ve barış içinde yaşamak veya Orta-Çağ karanlıklarına ve görülmemiş istibdada mahkum olarak manen ve maddeten yıkılmak saflarına riyazi kat'iyyetle ayrıldığı şu günlerde, Enver Paşanın macerası, kurtuluş yolunun destanıdırç Komünizm'e karşı savaşmanın, bir kuvvet muvazenesi mevzuu olmadığını anlatmak bahsinde hiçbir muhayyile, Enver Paşanın Türk Ana Vatanında geçen son on aylık ömrü kadar heyecan verici, inandırıcı, güvendirici bayrak eser yaratamaz... Enver Paşanın kanıyla yazdığı bu eser, elbetteki büyük ciltlerin mevzuudur. Biz, bilhassa, o masal kahramanı Enver Paşanın yiğit halefi Kuşçubaşıoğlu Hacı Selim Sami'nin hatıratına istinad ederek büyük destanın esas safhalarının tesbite çalışacağız. "Yeni Turan" yolunda seve seve can vermiş aziz şehitlerin destanlarına bir lahzacık olsun gönlünüzde yer vereceğinize inanarak...

Cemal KUTAY

ruhadam

@ruhadam

Yeni Bir Betik Daha
Papa Eftim'in dostlarından Yüzbaşı Üzeyir Bey bu meşhur konuşmayı şöyle anlatmaktadır.

Papa Eftim'in ölünceye kadar unutamayacağım bir hatırasını da sırası gelmişken anlatıvereyim. Tarihini pek günü gününe hatırlayamayacağım... Bir gün Büyük Millet Meclisi binası önünde büyük bir miting tertiplenmişti. Birçok hatipler, halkın maneviyatını yükseltecek ve milli duyguları harekete geçirecek nutuklar irat etmişlerdi. Bu mitingi Büyük Millet Meclisi binası önünde takip eden Mustafa Kemal Paşa, o esnada gözüne ilişen Papa Eftim'in de halka bir hitapta bulunmasını ister. Papa Eftim, hazırlıksız olduğunu ileri sürerek Paşa'dan affını rica eder. Fakat Paşa'nın ısrarı üzerine derhal halka doğru ilerleyerek söze başlar.

"İsrail kavminin Filistinliler ile yaptığı bir savaşta İsrail komutanı Yalvaç Davut, Filistinlilerin komutanı ile orduların çevrildiği meydanda düello ederler. Yalvaç Davut bu savaşa dağarcığında daima bulundurduğu bir sapan ile çıkıyor. Rakibi olan Filistin komutanı'da, her tarafı zırhlarla bürünmüş ve silahlanmış olarak meydana geliyor. Bu suretle karşılaşan iki rakip komutan, askerleri tarafından şiddetle alkışlanıyor. Fakat Filistinliler komutanlarına çok güvendikleri için elinde sapanla duran Davutla alay ediyorlar. Haklı ve meşru davasına inanan ve Tanrı'nın yardımına dayanan ve sığınan Davut, sapanına küçük bir taş yerleştiriyor. Sapanı bütün kuvveti ile sallıyor ve ileri doğru fırlatıyor. Bu taş gözünden başka vücudunun bütün azası zırhlarla bürülü olan kumandanın tam gözüne isabet ediyor ve bu acı ile sırt üstü yere seriliyor. Bu fırsattan istifade etmeği bilen Davut hemen rakibinin üzerine çullanıyor. Düşmanının kendi kılıcı ile kafasını kesiyor ve Suriyelilere fırlatmak suretiyle galibiyetini ilan ediyor."

Papa Eftim bu hikayeyi heyecanlı jestlerle anlattıktan sonra, bu zamanki Türk-Yunan savaşı üzerindeki benzerliğinden bahsediyor. Müttefik devletlerin yardımları ile kalkınan Yunan ordusunun harp vasıtaları bakımından zenginliği, Suriyeli kumandanın baştan ayağa zırhlarla bürünmüş vaziyetine ve milletimizin sarsılmaz azim ve imanını da Davut'un durumuna benzerliğini iddia ve buna yakın bazı hadiseleri de misal göstererek dinleyenlerin ümitlerini kuvvetlendirecek şekilde de ispat ediyor. Bu arada Türk milletinin milli davası ve sarsılmaz azim ve imanı karşısında bütün düşmanların eriyeceğine hiçbir Türk'ün zerre kadar şüphe etmemesi gerektiğini uzun uzadıya izah ettikten sonra, bütün düşman taarruzlarının ve milletimize musallat olan bütün kötülüklerin müsebbibi olan, dini vazifesini unutan İstanbul Patrikhanesi'nin de mumunu kendisinin söndüreceğini ilave ederek "Yaşasın muzaffet Türk ordusu ve milleti! diyerek hitabesini bitiriyor.

Gayb (@gayb)
Bismillah deyip başlayayım bende okumaya o zaman :) - 24.03.17

ruhadam

@ruhadam

Yeni Bir Betik Daha
SELAM DAR AĞACI

Yolumu gözledin her seher-akşam,
Selâm darağacı...
Aleyküm selam!
Ecelle ölmeye doğulmamışam...
Selâm darağacı...
Aleyküm selam!

O hansı milletdir, talehi sirdir?
Yüz adla bölündü... Yene de birdi!
Meni huzuruna bu derd getirdi,
Selâm darağacı...
Aleyküm selam!

Hezer'i Baykal'ı, Aral'ı gördüm
Gördüm can üstedir, yaralı gördüm,
Tanrı'nı Mendeden aralı gördüm.
Selâm darağacı...
Aleyküm selam!

Çarhı ters fırlanır felek garının,
Turan kölgesinde budaglarının,
Rengi bayrağımda yarpaglarının,
Selâm darağacı...
Aleyküm selam!

Evvelin ahiri, sonun evveli,
Buymuş, bilmemişsem bunu men deli,
Korkum yok, ne olsun boyun göy delir!
Selâm darağacı...
Aleyküm selam!

İli yağmalanan, bölünen, bölen,
Çayları guruyan, gölleri ölen
Hak- hesap çekmeye gelen menem, men.
Selâm darağacı...
Aleyküm selam!

Danış, Emir Timur, bu son neydi be?
Boynumda ağ kefen, dilimde tövbe,
Dersini ters bilen, menimdi növbe,
Selâm darağacı...
Aleyküm selam!

Seni men ekmişem... Mene sen genim,
Seni savurmağa helaldir kanım.
Yarpağın reng alsın ganımdan menim,
Selâm darağacı...
Aleyküm selam!

Ey darın ağacı! Kimden kemem?... kem?
Ya seni yendirrem, ya sene yennem,
Ya da budağında yarpağa dönnem.
Selâm darağacı...
Aleyküm selam!

Kırgız'am, Özbek'em, Kazak, Türkmen'em,
Başkırd'am, Kerkük'em, ile görk menem.
Senin gözlediğin garip türk menem,
Selâm darağacı...
Aleyküm selam!

Kabul et, növbeti kurbanın menem,
Menim canım sende, bil, canın menem,
ele kurrelenme... her yanın menem.
Selâm darağacı...
Aleyküm selam!

Rüstem Behrudi

36 beğeni · 25 yorum · Edebiyat Köşesi ·
Misafir
Alakasız olacak abi kusura bakma; burası benin staj yaptığım yer, yda. Next level da mı çalışıyorsun sen :)) - 21.03.17
CEVİZKABUĞU (@karacurin)
Demek bizim o güzelim yeşil alanlarımızı siz betonlaştırıyorsunuz! .:)) - 21.03.17
Misafir
Ankara manzaralı bir dar ağacı iyiymiş:) Ankara da artık beton manzarasından başka bir şey görmüyoruz ya neyse! - 21.03.17

ruhadam

@ruhadam

Yeni Bir Betik Daha
Biraz alıntı ekleyim.

"Kelam'da Yunanca "Logos" sözünün türemesinden başka bir şey değildir. (Ferit Kam: Vahdet-i Vücud, ümmet. Mat. Amire - 1331, s. 76, Şemseddin Sami: Kaamus-ı Türki, tasavvuf ve sufi maddeleri)

---------------------

Sufi yer yüzüne benzer; ona her kötü şey atılır; fakat ondan ancak güzel ve temiz şeyler biter; üstünde iyi de gezer, kötü de. Bulut gibidir sufi; her yere, her şeye gölge salar; yağmur gibidir; herkesi sular. Sufiyi, dışı bezenmiş gördün mü, bil ki içi harap olmuştur.

---------------------

Kuran-ı Kerim'de "Öyle bir Tanrıdır ki sana kitabı indirdi. Onun bir kısmı, manası açık ayetlerdir ve bunlar, kitabın temelidir. Öbür kısmıysa çeşitli anlamlara benzerlik gösterir ayetlerdir. Yüreklerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onları yormak için anlamları açık olmayan, ayetlere uyarlar. Oysa ki onların yorumun Ancak Allah bilir. Bilgide şüpheleri olmayacak kadar kuvvetli olanlarsa derler ki: Biz inandık ona; hepsi de rabbimizdendir; bunu aklı tam olanlardan başkaları düşünmez" mealinde bir ayet vardır (III, 7). Anlamı açık olan ayetlere, hükümleri kesin anlamına "Muhkem", çeşitli anlamlara gelenlere "Müteşabih" denir.

---------------------

Sufilere bir kısmı dolaştığı, inancını yaymaya çalıştığı, yer yurt edinmediği için garipler ve seyyahlar anlamına "Gureba, Seyyahin", az yemeyi adet edindikleri, çok zaman aç bulundukları için açlar, açlığı kabul edenler anlamına "Cu'iyye", mala-mülke sahip olmayı hoş görmediklerinden yoksullar anlamına "Fukara", çöllerde, mağaralarda yaşadıkları, ev bark sahibi olmadıkları için mağara ehli anlamına "Şükiftiyye" gibi adlar da verildiğini kaydedelim (Avarif-ül-maarif, I, s. 231-232, Et-Taaruf li Mezhebi Ehl'it-Tasavvuf, s. 6 Taraık, s.109)

---------------------

Gazali'nin (505 H.1111), tasavvufa dair "İhyau Ulum'id-din" adlı kitabı yalan hadislerle doludur. Bu yorum islama çok zararlar vermiştir.

---------------------

Süfyan-ı Sevri ile çağdaş Ebu-Haşim'i Küfi'ye sufi dendiği ve ilk tekkenin, bir Hristiyan beyi tarafından Şam'a bağlı Remle'de kurulduğu bildirilmektedir (terceme, s. 86)

Bu tekkenin kuruluşu hakkında da şöyle bir rivayet var:

Hristiyan beyi ava çıkmış. Yolda iki kişinin birbirine rastlayıp elele tutuşarak koçuştuğunu, oturup yanlarında ne varsa ortaya koyduklarını, yiyip içtikten, konuşup gülüştükten sonra ayrıldıklarını görmüş. Bu hal pek hoşuna gitmiş. Orada kalanı çağırıp, giden adamı evvelce tanıyıp tanımadığını sormuş. Tanımadığını anlayınca peki demiş, neden birbirinize sarıldınız, oturup yemek yediniz, konuştunuz? Adam, nereli olduğunu bile bilmem, fakat bizim yolumuz budur deyince, sizin buluşup toplandığınız yerler var mı diye sormuş. Olmadığını anlayınca size ben bir yer yapayım da orada buluşun demiş ve Remle'de onlara bir yer yaptırmış (aynı sahife).

Bu rivayete göre sufi ve tasavvuf sözleri, hicretin ikinci yüzyılında (VIII) meydana çıkmıştır.

ruhadam

@ruhadam

Yeni Bir Betik Daha
Üzümün tatlısı bağbozumunda kalır.

Yüzümüzdeki bugünkü tebessüm, yarınki buruşuğu hazırlar.

İnsana en güzel sıfatı "fani" diyen vermiştir.

Bilgiyi ihmal edersek mahkeme, meclis, mescit, her ne bina etmiş olsak, hapishane olur.

Kalp söze başlayınca akıl sağır olur.
Merve T. (@mtrv)
Bir tane de ben ekleyeyim: En geveze kuş ümittir: Kalbimizde hiç susmaz. - 04.03.17

ruhadam

@ruhadam

Yeni Bir Betik Daha
Milyonlarca çocuğu bozucu, körletici bir eğitimin pençesinde bırakıyorsunuz. Erdem çiçekleri açabilecek bu körpe fidanlar gözlerinizin önünde kurtlanıyor; büyüyüp suç işledikleri zaman, yani içlerine çocukluktan giren kötülük tohumları acı meyvelerini verdiği zaman ölüm cezasına çarptırıyorsunuz onları. Sizin yaptığınız nedir, biliyor musunuz? Asma zevkini tadabilmek için hırsız yaratmak.
ketumpinokyo (@kekum)
Yeni kitaplar, yeni alıntılar demek :) Keyifli okumalar :)) - 21.02.17
Misafir
düşünceli düşünceli okumalar, "açlıktan ölmemek için çalan adama en korkunç işkenceleri de yapsanız yine çalar" bu da kitabın içindeki unutamadığım bir kısım. - 21.02.17
Gayb (@gayb)
- 21.02.17

ruhadam

@ruhadam

Yeni Bir Betik Daha
Arka Kapak Yazısı: Türkistan'ın Ceyhunötesi'nde başlayıp Afganistan'daki Gazne'de sona eren çarpıcı bir hayat hikâyesi...İlimlere karşı inanılmaz bir merak besliyen Ebû Reyhân el-Bîrûnî, muhteşem dehasıyla XI. Yüzyılın ilk yarısına damgasını vurmuştur. Bu dönem, onunla bir süreliğine aynı mekânı paylaşan ünlü bilgin İbn-i Sînâ başta olmak üzere, bir çok bilim adamının tarihi onurlandırdığı bir dönemdir.Bîrûnî 150 civarında eser vermiştir ki, ele aldığı jeoloji, matematik, coğrafya, astronomi, farmakoloji, tarih gibi bilim dallarının çeşitliliği hayret vericidir. Pozitif bilimler yanında bugün batılı bilim adamlarını referans göstererek andığımız etnoloji, antropoloji, tarih felsefesi gibi beşerî bilim alanları ile objektif tarihçilik kaygısı, iktisadî tarih anlayışı gibi meseleleri ilk ortaya koyan da Bîrûnî olmalıdır.Bîrûnî, barış ve adâlet yanlısıdır; aksi durumlarda karşısındaki kim olursa olsun mücadele etmeye çalışmıştır. Ona göre toplumsal barışı bozabilecek hastalıklardan biri, insanların kendi kavim ve dinlerini üstün görerek bu konularda bağnazlık sergilemeleridir. Bu bağlamda, Sanskritçe'den Arapça'ya tercüme ettiği Patanjali'ye yazdığı girişte şu aşkın değerlendirmeyi yapmaktadır: "İnsanların fikir ve yaklaşımları türlü türlüdür; ve dünyanın gelişmesi bu yaklaşımların çeşitliliği ile gerçekleşir."
/ 4