ara

ah mine'l-mevt

@ahminelmevt

"Herkesin okumayı öğrenmesine izin verilmesi, zaman içinde yalnızca yazmayı değil, düşünmeyi de yozlaştırır." (s.48)
- Friedrich Wilhelm Nietzsche
8.2 (449 oy)
0 beğen · 0 yorum · alıntı ·

Sinan Ateş

@sinnates

İyilik, yolda bulunan, gökten düşen bir şey değildir. İnsan, insandan göre göre öğrenir iyiliği.
0 beğen · 0 yorum · alıntı ·

tabula rasa

@tabula-rasa

Yazma işi genelde böyle bir iştir. Yazım kuralların da hata yapmamayı öğrensek bile sözcükleri niyetlerimizi yansıtacak biçimde yan yana dizebilmek gerçekten mücadele gerektirir. Bir olayı yazıya döktüğünüz zaman yazdıklarınız onun yüzeyini şöyle bir yalayıp geçer, güneşin batışını izleriz, sonra güncemizi yazarken doğru sözcükleri ararız, 'güzel' diye betimleriz o gün batımını, ama güzelden fazlasını hak ettiğini biliriz, fazlasını bulamayınca da unutur gideriz gün batımını tam betimleyemediğimizi. Bugün olan her şeyi kayda geçirmek istediğimizde gittiğimiz yerlerin ve gördüğümüz herkesin ve her şeyin bir listesini çıkarırız, sayfayı doldurduğumuzda yazıya dökemediğimiz, küçük olayların olduğunu hatırlarız, ama onları bir türlü betimleyemeyiz, en kötüsü de biliriz ki günün gerçeklerini bir tek o anlatamadığımız küçük olaylar yansıtır.
- Alain de Botton
8.8 (16 oy)
3 beğen · 0 yorum · alıntı ·

Sinan Ateş

@sinnates

Gençliğinde insana her şey yakışır, kar bile..
0 beğen · 0 yorum · alıntı ·

Betül Zeyrek

@betul-zeyrek

Beni Onlara Verme
Aşk, âşık olduğun kadını bir defadan sonra, gerçek gözüyle görmektir.

Aşk, insanın gözlerini kendi elleriyle oyup kör etmesidir. Çünkü bakandan da, görenden de âşık olmaz. Gözünü gönüllü olarak kör eden âşığın gönlü, sevdiğinin özlemiyle aydınlanır. Âşık, aşkının yüzünü kendi öuhayyilesinde yeniden yaratır. Görmek âşık için yüktür; gönlü açılan için göz zindandır.

Aşk razı gelinen bşr körleşme biçimidir.

Aşk, âşık olduğunun yüzü dışında bütün ışıkların sönmesidir. Âşık olduğun kadının bakışlarından başka hiçbir aydınlığın kalmamasıdır yüzünde.


Aşk akılda değil, kalptedir.

Birine duyduğun sevgi arttıkça yüzüne doğrudan bakabilme gücün azalır. Gercek aşıklar ölmemek için uzaktan bakarlar.zaten aşktan ölecek hale geldiklerinde, sevgilinin yüzüne bir kez doğrudan bakmak yeterlidir. Gerçek aşık, sevgilinin yüzüne, bütün perdeleri yırtarak, doğrudan ama gerçekten kalbiyle, ruhuyla bir kere bakarsa o an içinde ölür. Aşığın ölümünden sual olunmaz. Öldüyse aşk için, aşk acısıyla, aşktan ölmüştür.


birini gerçekten sevmişsen kalbinden başka hiçbir şeyin kalmamıştır; aşk, evvela aklından başlayıp ne var ne yok herşeyini birer birer terk ettiğin uzunca bir yoldur. Bu yolda kalbinden başka ihtiyaç duyabileceğin hiçbir şey yok nasıl olsa. ihtiyacı bırak, aşk yolunda olanın kalbinden ötesi perdedir., yüktür. Aslında bir yerden sonra kalbi de yüktür ama taşımaya değer tek yük bu olduğundan,sevgiliyi taşımanın hatırına kendi kalbine tahammül eder insan.
- Tarık Tufan
10 (1 oy)
0 beğen · 0 yorum · alıntı ·

Ayşegül

@aysegull

'' Keşke ölseydim ve yeniden dirilebilseydim ve dünyanın başkalaştığını, dünyanın bu denli acımasız olmadığını ve insanların bu her zamanki aşağılık ve kahpeliklerini unuttuklarını... ve kimsenin evlerinin etrafına duvar örmediklerini görseydim. ''
- Füruğ Ferruhzad
8.9 (11 oy)
1 beğen · 0 yorum · alıntı ·

Ayşegül

@aysegull

'' Ne zaman geçmiş yaşantıma, sizin evinizde geçirdiğim son bir yılı hatırlasam ödüm kopar. Bir hırsız gibi, iyisi ve kötüsüyle her şeyim gizliceydi. Neden beni adam yerine koymuyordunuz ve neden evden kaçar olmaya zorluyordunuz ki, ben bir yürür gezer gibi nerede olduğumu ve ne yaptığımı ve kiminle konuştuğumu bilmeyeyim? Neden arkadaşlarımı eve getirmekten korkardım ve neden kötü ya da iyi arkadaş olduklarını bana ikaz edesiniz ve bana yardım edesiniz diye sizinle tanıştırmaktan çekinirdim? Ama şimdi neden buraya gelmişim ve neden açlık, avarelik ve bin bir sıkıntıya katlanıyorum? Çünkü ben evi seviyorum. Ben sabahtan akşama caddelerde aylak aylak dolaşmak ve yorgunluktan her önüme gelen ile konuşmanın verdiği ruhsal sıkıntıya katlanmak istemiyordum. Sırf evde yabancı olduğum için ve kendimi tanıtamadığım ve rahat olamadığım için, şimdi kalkıp buraya gelmişim.
Özgürüm, bana vermekten korktuğunuz özgürlük ve benim sizden gizli olarak elde etmek istediğim ve bu nedenle de hatalar yaptığım özgürlük. Hâlbuki benim bu özgürlüğü elde etmemde bana yardımcı olmalıydınız, doğru olan buydu. Şimdi buradayım. Ama kim benim bir gece dışarıda yattığımı söyleyebilir? Hayır kimse! Ben sabahtan akşama odamdayım ve kendi işimle uğraşıyorum ve dışarı çıkmayı da pek sevmiyorum... Masası başında oturup okuyan, şiir yazan ve düşünen bir kadınım. Neden? Çünkü kendime ait olduğumu biliyorum. Artık kimsenin nefret ve aşağılama dolu gözleri üzerimde değil. Artık kimse bana bunu yap veya bunu yapma demiyor. Kimse beni kafasız bir çocuk olarak görmüyor. Ve ben kendim için, kendi benliğim ve varlığım için sorumluluk duyuyorum ve bundan sonra olası hatalar için kendimi affetmem. ''
- Füruğ Ferruhzad
8.9 (11 oy)
2 beğen · 0 yorum · alıntı ·

Ceren

@itsmeceren

Elbette ki müslüman iseniz,inandığınız Allah , ister mutasavvıf olun ister ilahiyatçı olun ,nesnel olarak daima Kur'an'daki Allah'ın aynısı kalmaya devam edecektir. Fakat bu Allah'ın sizce algılanış (ki O'nunla ilgili düşüncelerinizde kendini belli eder), her bir durumda oldukça farklıdır.
- Toshihiko İzutsu
9.5 (2 oy)
1 beğen · 0 yorum · alıntı ·

Ceren

@itsmeceren

Allah kavramı artık 'öz ' (zat ) ve vasıflar (sıfat ) la anlaşılmaya başlamıştır. Bu da şu anlama gelir :ilahiyatçılar,artık tipik olarak bütün varlıkları ve hayatı 'özler' ve 'sıfatlar' bağlamında yorumlayan Yunan düşunme tarzını benimsemişlerdir.
- Toshihiko İzutsu
9.5 (2 oy)
1 beğen · 0 yorum · alıntı ·

tabula rasa

@tabula-rasa

Romantik anların en yoğununu başka birinin yanında romantik olmak zorunda olmayanlar yaşarlar. İşten insanlar ya da arkadaşlarımız tarafından rahatsız edilmeden yalnızlığımızın derinliklerine daldığımızda doğanın varlığını ve aşka duyduğumuz ihtiyacı fark etmeyi başarırız. Telefonun hiç çalmadığı, yemeklerin tümünün bir konserve kutusundan BBC spikerinin (Kenya'daki antilopların çiftleşme alışkanlıklarını anlatan) tarazlı sesi eşliğinde yendiği bir haftasonu geçirince Platon'un neden sevgisiz bir insanın uzuvlarının yarısını kaybetmiş bir yaratıktan farksız olduğunu söylediğini anlarız.
- Alain de Botton
8.8 (16 oy)
3 beğen · 0 yorum · alıntı ·