ara
ayse gülce
2.236 139

ayse gülce

neokur.com/aysegulce
Bütün iyi kitapların sonunda bütün gündüzlerin, bütün gecelerin sonunda meltemi senden esen soluğu sende olan yeni bir başlangıç vardır..Edip Cansever

ayse gülce

@aysegulce

Kadınlara Dayatılan 1000 Yıllık İşkence : Lotus Ayak
Dün başladığım Çin'de yaşamış 3 kuşak kadının hayatını anlatan “Yaban Kuğuları" kitabında anlatılan, hepimizin bildiği, fakat ayrıntılarını okuyunca ürperdiğim ayak bağlama ile ilgili küçük bir araştırma yaptım..  Buyrun.. :)

Çinde 10. yüzyılda başlayan bir gelenek vardı. Bu geleneğe göre kız çocuklarının ayakları bandajla çok sıkı şekilde sarılıp (yada gerekirse kırılıp) ayaklarının küçük olması sağlanıyordu.Bu ayaklara lotus veya zambak ayak deniyordu. Bu o günlerde eş bulabilmenin tek yoluydu.
10. yüzyılda başlayan bu gelenek 1911’de sona erdi, yani neredeyse 1000 yıl boyunca devam etti. Kız çocukları daha 4 ile 7 yaş arasındayken ayaklarının küçük kalması için ilk önce ayakları sıcak suyun içerisine sokulduktan sonra uzun süren bir masajla yumuşatılıyordu. Yumuşatma işleminden sonra ayak uzun bir bandajla ömür boyu çıkarılmamak üzere sıkıca bandajlanıyordu. Bu işlem ayağın normal boyuta gelmesini engelliyor ve zamanla baş parmak önde olmak üzere geri kalan dört parmak büyülerek ayağın altında kalıyordu. Böylece ayak ucu sivri bir üçgen şeklini alıyordu.
Bu uygulamanın neden olduğunu kangren yüzünden kız çocuklarının %10’u hayatını kaybediyordu.
Sadece temizlik amacıyla zaman zaman çıkartılan bandaj henüz küçük yaştaki kız çocukları için gerçekten çok acı verici oluyordu. Eskiden Çin’de ayağı bağlanmamış kadınların eş bulmalarına neredeyse imkansız gözüyle bakılıyordu ki, Erkekler de ayağı bağlanmamış kadınların ayakları hakkında doğanın onlara verdiği ucube bir özellik şeklinde bir düşünceye sahipti.
Bunun nedenine gelince bu konuda birkaç teori var. Teorilerden biri Çinli kadınların ayak bağı ile daha kolay kontrol edilebileceği ile ilgili. Buna göre eskiden Çinde kadının özgürlüğü babaları tarafından kontrol ediliyordu, daha sonra eşleri en son olarak da oğulları tarafından konan kurallar kadar özgürlüğe sahiptiler. Böylece kadınların acı yüzünden özgürce oradan oraya gitmesine engel olunuyordu. Bir diğer teori ise küçük ayaklı kadınların daha çekici olduğuydu. Bu konuda son teori ise ayak bağlamanın tırnak uzatma gibi bir statu sembolü olarak görüldüğü.

Lotus ayaklara giyilen ayakkabılara da altın lotus deniyordu. Altın lotus cinsel cazibenin ve yüksek toplumsal statünün sembolü haline geldi yıllar içinde. İdeal ayak büyüklüğü 10 cm idi,bu da ayakkabı numarası olarak yaklaşık 17 numaraya denk geliyor.Fakat derin acılara katlanıp bu küçüklüğe erişmek de hiç kolay olmuyor , çoğu kişinin ayakları an fazla 13- 14 cm arasında kalıyor. Ayakların büyümesini engellemek ve iltihaptan dolayı kötü kokuları örtbas etmek için ayakkabılarını gece yatarken bile çıkarmıyorlar. Bu şekilde işleme tutulmuş ayaklara sahip olan kadınlar tabii ki uzun mesafe yürüyüş bile yapamıyorlar, bir işte çalışamıyorlar..
Çok şükür ki bu 1000 yıllık işkence kızıl devrimden sonra sona eriyor.Hatta Mao’nun askerleri o dönemde ülkede küçük ayaklı kız avına çıkmışlar tabir caizse aristokrat ailelerin kızlarını küçük ayaklarından tanıyıp öldürmüşler ne yazık ki. Devrim ayakları tek tip pabuçla kontrol altına almış ve bu kısa sürede işe yaramış. bu korkunç gelenek 1950 lere kadar azalarak yok olmuş
Günümüzde yaşayan lotus kadınları hala var. Fakat hemen hepsi yaşlanmış. Ve yeni nesil çinli kadınlar belki başka konularda değil ama en azından ayak işkencesinden kurtulup daha özgür bir şekilde yaşayabiliyorlar..
Aşağıdaki fotoğraflar yaşanan acıları değil ama durumun vehametini biraz olsun anlatıyor.. 
9 beğeni · 1 yorum · Biliyor musun?
ayse gülce (@aysegulce)
Hangi fotoğraflar ? :)) fotoğrafları ekleyememişim.. - 12 sa

ayse gülce

@aysegulce

Kuzey Işıkları
Kuzey ışıkları, Güneş fırtınalarının uzaya yaymış olduğu yüklü parçacıkların Dünya’nın manyetik alanı ile etkileşmesi sonucu oluşan göz alıcı ışıklardır. “Kutup Işıkları” da denilen bu parıltılar, tarih boyunca insanları büyülemiş muhteşem ışık şovlarıdır.

Kuzey ve Güney kutup noktalarında gözlemleyebildiğimiz Auroralar, Aurora Borealis (Kuzey Işıkları) ve Aurora Australis (Güney Işıkları) olarak da bilinirler.

Olmeden önce görmek istediklerim listesinde, üst sıralardaki yerini koruyor hala..Çok üşüyen biri olarak bu eskimo evinde kalmak istermıydim bilmiyorum ama böylesi bir güzelliğe tanık olmak için, insan donarak ölmeye bile razı olabilir gibi geliyor bana :)
30 beğeni · 15 yorum · Biliyor musun?
Semih Oktay (@semih-oktay)
Geçenlerde televizyonda bir Türk dizi filminde ikide bir kulağıma çalınıyordu "Kuzey Işıkları" diye;elimdeki kitabı rahat okuyamamıştım.Ben hiç bu görüntünün güzelliğine aldanıp donmayı istemem doğrusu.Sıcağı tercih ettiğim için de o buzevlerde:iglolarda kalmak isterdim ama ısıtma düzeneği var ise. - 18.01.17
neokur ahalisine danışıp bir organizasyon düzenleyelim iskandinavya'ya :) - 18.01.17
ayse gülce (@aysegulce)
O buz evlerde bir ısıtma sistemi olduğunu sanmıyorum Semih abi :) Ama geçen sene bir arkadaşım gitmişti, Norveç'te iyi bir otelde kalarak da izlenebiliyor aslında. Ama otantik olmaz öyle diye ben eskimo evlerini bir denemek isterdim doğrusu. - 18.01.17

ayse gülce

@aysegulce

Büyük İnsanlık
Büyük insanlık gemide güverte yolcusu
Trende üçüncü mevki
Şosede yayan
Büyük insanlık.

Büyük insanlık sekizinde işe gider
Yirmisinde evlenir
Kırkında ölür
Büyük insanlık.

Ekmek büyük insanlıktan başka herkese yeter
Pirinç de öyle
Şeker de öyle
Kumaş da öyle
kitap da öyle
Büyük insanlıktan başka herkese yeter.

Büyük insanlığın toprağında gölge yok
Sokağında fener
penceresinde cam
Ama umudu var büyük insanlığın
Umutsuz yaşanmıyor.

Nazım HİKMET

ayse gülce

@aysegulce

DUA EDEN ELLER
On beşinci yüzyılın başlarında, Nuremberg yakınlarında küçük bir köyde on sekiz çocuklu Dürer ailesi yaşamaktadır. Aile reisi babanın esas mesleği kuyum ustalığıdır fakat kalabalık ailesini geçindirebilmek, hatta sadece doyurabilmek için birçok ek işte de çalışmaktadır.

Bu ailenin erkek çocuklarından ikisi sanata çok meraklıdır ve en büyük hayalleri de Nuremberg’deki sanat akademisinde eğitimlerini tamamlamak, yeteneklerini geliştirmektir. Fakat babalarının bu imkânı onlara sağlayamayacağının da farkındadır iki kardeş.

Uzun tartışmalardan sonra bir karara varırlar. Yazı tura atacak, kurada kim kazanırsa akademiye gidecek, kaybedense yakınlardaki madenlerde çalışarak kardeşini okutacaktır. Kazanan ve akademiye giden de okulu bittikten sonra eserlerini satarak ya da kardeşi gibi madende çalışarak diğerinin okumasına yardımcı olacaktır.

Kurayı kazanan Albrecht Dürer olur ve Nuremberg’e gider.

Sonraki dört yıl boyunca Albert söz verdiği gibi tehlikeli madenlerde çalışarak kardeşinin okumasına yardımcı olur. Bu arada Albrecht ise akademideki çalışmalarıyla büyük başarı gösterir. Yağlıboya çalışmaları ve gravürleri, ustalarının yaptıklarından bile çok daha iyidir. Mezun olduğu sırada komisyonla çalıştığı işlerden büyük paralar kazanmaya başlamıştır.

Genç sanatçı köyüne dönünce Dürer ailesi onun şerefine büyük bir ziyafet düzenler. Coşku içinde geçen yemek sırasında masanın başında oturan Albrecht kadehini kardeşi Albert’te kaldırarak dokunaklı bir konuşma yapar ve sözlerini şöyle tamamlar “sevgili kardeşim Albert şimdi sıra sende, akademiye gideceksin ve ben sana her türlü desteği sağlayacağım.”

Kardeşinin konuşmasını yaşlı gözlerle dinleyen Albert kafasını sallar ayağa kalkar ve gözlerindeki yaşları silerek masada kendilerini dinleyen sevdiği yüzlere bakarak şöyle der “Hayır kardeşim benim için artık çok geç Nuremberg’e gidemem. Madenlerde geçen son dört yıl ellerimi ne hale getirdi bak, parmaklarımdan her biri defalarca ezildi ve kireçlenmeden dolayı da öyle acı çekiyorum ki senin şerefine bile kadeh kaldırmaktan acizim, bu ellerle kalem ve fırçayla nasıl yazıp çizeyim? Çok geç artık benim için çok geç”.

Kardeşinin durumundan çok etkilenen Albrecht Dürer kardeşi Albert’in avuçları bitişik, parmakları gökyüzüne bakan zarar görmüş ellerine dikkatlice bakar. Ellerin ne kadar önemli olduğunun ve kutsal olduğunun farkına varır.

Bu olaydan sonra Albrecht Dürer için ellerin anlamı değişir. Artık sadece vücudun bir parçası değildir eller. Bir yandan yaşam mücadelesinin en önemli parçasıdır ki, onlar olmadan iş yapabilmek, yaşam için gerekli parayı kazanabilmek, ne de sanat yapabilmek mümkün değildir. Diğer yandan eller insanla Tanrı arasındaki iletişimde, yalvarma, şükretme gibi davranışta en kutsal organdır. Böylece Albrecht Dürer elleri kutsallaştırır onları somut gerçeklikten soyut gerçeğe uzanan değerler olarak göstermek ister. Madde ile maneviyat arasındaki köprü olarak gösterir.

Albrecht Dürer bu eserini 1508 de 37 yaşında iken yapar. Bu tarihe kadar pek çok eser yapmıştır. Bu eserini yapmak için neden bu kadar beklediği bilinmez ama sanatçının sanatının doruk noktasına ulaştığını söyleyebiliriz. Eller adlı resme baktığımızda kardeşinin ellerinin olmadığını hemen anlayabiliriz. Bir işçi eli değildir bunlar. Güzelliğin ve zarafetin simgeleridir. Tanrıya yalvaran elleri güzelleştirme kaygısı taşır. Gerçekliğin değil güzel olan şeyin peşine düşer. Aslında bu düşünce o yüzyılın en önemli özelliğidir. İdealize etme, ülküselleştirme ve yüceltme hakimdir. Gerçeği olduğu gibi değil, olması gerektiği gibi göstermek önemlidir ki, bu düşünce, antik çağın sanat estetiğinin, 15. ve 16. yüzyılda tekrar alınmasından başka bir şey de değildir. Sanatçı eli büyük bir duyarlılıkla ve gözlemle ele almıştır. En ince ayrıntı aşırıya kaçmamak kaydıyla gösterilmiştir. Çizginin biçim üzerindeki hakimiyeti, ışık ve gölgenin formu göstermedeki başarısı Albrecht Dürer’in ne kadar usta bir sanatçı olduğunun bir göstergesidir. Albrecht Dürer bir çizgi ustasıdır. Boticelli’den aldığı bu mirası daha da ileriye taşımasını da bilmiştir. Kuzeyli bir sanatçı olması da onu daha fazla ayrıntıya ve işçiliğe sürüklemiştir. Kuzeyli sanatçıların en belirgin özellikleri de zaten budur. Bir de kendisinin kuyumculuktan gelen titizliği ile sanatını birleştirdiğinde ortaya böyle bir sonucun çıkması kaçınılmaz olacaktır.

Evet işte bütün dünyanın görmeye aşina olduğu Praying Hands isimli bu eser, sanatçının kardeşinin ellerinden doğmuş olup, var olmaya karşı Tanrı’ya şükretmenin ve Tanrı’ya yakarmaya karşı kutsallığın bir simgesidir.
EK 1
Sanatçının diğer kara kalem resimleri de harika, fakat buraya ekleyemedim.. 05.01.17
10 beğeni · 0 yorum · Biliyor musun?

ayse gülce

@aysegulce

Yazı Özleyenlere..
Kıştan sıkılıp, yazın tatlı sohbetlerinin hayalini şimdiden kuranlar için .. :)
Kendi objektifimden..
22 beğeni · 4 yorum · Fotozilla
ae (@yesilfular)
yazın o bunaltıcı sıcaklarının yoğun olduğu dönemlerde -artık o sıcaktan ne kadar bunalmış ve bıkmışsam-şöyle bir cümle kurduğumu hatırlıyorum: " kesinlikle ama kesinlikle kış geldiğinde soğuktan şikayetçi olmayacağım, şu an keşke buz gibi bir hava olsa idi." evet bu cümleyi kurduğumdan hayal kurmaya hakkım yokmuş gibi geliyor şu an :) - 04.01.17
Tokmakan (@tokmakan)
Ya ama @aysegulce m - 04.01.17
ayse gülce (@aysegulce)
Yürü! Hür mâviliğin bittiği son hadde kadar,
İnsan, âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar.@yesilfular :) - 05.01.17

ayse gülce

@aysegulce

Leon' dan..
Mathilda: Bitkini çok seviyorsun, değil mi ?
Leon: En iyi arkadaşımdır. Hep mutludur, soru sormaz. Ve bana benzer, kökleri yok.
Mathilda: Eğer onu gerçekten seviyorsan, onu bir parka dikmelisin ki kök salsın.
46 beğeni · 10 yorum · Sohbet
ae (@yesilfular)
ne kadar izlersem izleyeyim yetmiyor...hoş bir film. - 03.01.17
Fethiye (@fthykc)
Bu filmi belki sevebilirdim, nefret ettirmeselerdi :) Sevenlere selam olsun :) - 03.01.17
ayse gülce (@aysegulce)
Her yerde fazlasıyla paylaşıldığı için mi @fthykc ? Bu durumda nefretinize nefret mi eklemiş oldum? - 03.01.17

ayse gülce

@aysegulce

Steinbeck'ten Oğluna Mektup
Aşağıda, Steinbeck 'in 1958 yılında, yatılı okulda okurken, Susan isimli bir kıza âşık olduğunu söyleyen büyük oğlu Thom’un mektubuna verdiği cevap var.

Steinbeck bilgelikle, şefkatle, iyimserlikle, o kadar güzel bir cevap yazmış ki oğluna sizlerle paylaşmak istedim..

Not : "Kızlar senin ne hissettiğini bilmek gibi bir özelliğe sahiplerdir ama yine de hissettiklerini duymak isterler." cümlesi ile bilgeliğini konuşturmuş ayrıca :)

New York

10 Kasım 1958

Sevgili Thom,

Bu sabah mektubunu aldık. Mektubuna kendi bakış açımdan cevap vereceğim, Elaine de kendi bakış açısından.

İlk olarak, eğer âşıksan bu iyi bir şeydir, hatta bir insanın başına gelecek en iyi şeydir. Sakın bunu küçümsemelerine izin verme.

İkincisi, aşkın çok çeşidi vardır. Biri bencil, cimri, açgözlü, egoist ve aşkı kendini beğenmek için kullanır. Bu aşkın, çirkin ve sakat çeşididir. Diğeri, senin içindeki iyi olan her şeyi dışa vurmanı sağlar. İyilik, itibar ve saygı. Sadece toplumsal saygı meselesi değil, bir başkasını eşsiz ve değerli görebilmeni sağlayan o daha yüce saygıyı da.

İlk çeşidi, seni hasta, küçük ve zayıf yapabilir, ikincisi seni güçlendirir, sahip olduğunu bilmediğin cesareti, iyiliği ve bilgeliği ortaya çıkarmanı sağlayabilir.

Bunun gelip geçici bir gençlik aşkı olmadığını söylüyorsun. Eğer bu kadar yoğun duygular hissediyorsan elbette gençlik aşkı değildir.

Fakat benden sana neler hissettiğini söylememi istemiyorsun diye düşünüyorum. Hissettiklerini, sen herkesten daha iyi biliyorsun. Sana bu konuda ne yapman gerektiğiyle ilgili yardımcı olmamı istiyorsun; bunu yapabilirim.

Öncelikle sonuna kadar hissettiklerinin tadını çıkar, müteşekkir ol ve şükran duy.

Aşkın amacı en iyi ve en güzel amaçtır. Ona ulaşmaya çalış.

Eğer birine âşıksan o kişiye açılmakta bir tehlike yoktur; yalnızca bazı insanların çok çekingen olabileceğini unutmamalısın, bazen ilan-ı aşk ederken bu çekingenliği göz önünde bulundurmak gerekir.

Kızlar senin ne hissettiğini bilmek gibi bir özelliğe sahiplerdir ama yine de hissettiklerinizi duymak isterler.

Bazen hislerine bazı sebepler dolayısıyla karşılık alamazsın; ama bu hissettiklerinin değerini ya da güzelliğini azaltmaz.

Son olarak, senin ne hissettiğini biliyorum, çünkü ben de aynı şeyleri hissediyorum; sen de böyle hissettiğin için memnunum.

Susan’la tanışmayı çok isteriz. Bu görüşmenin planlarını Elaine yapacak, çünkü bu onun uzmanlık alanı; çok da memnun olacaktır. O da aşkı biliyor, belki sana benden daha fazla yardımcı bile olabilir.

Ve sakın kaybetmekten korkma. Eğer doğruysa devam edecektir. Acele etme yeter. İyi şeyler asla elden kaçmaz.

Sevgiler,

Baban
14 beğeni · 0 yorum · Biliyor musun?

ayse gülce

@aysegulce


GÜNAYDIIIIIN arkadaşlar :) @nill , @tokmakan ,@semih-oktay ,
Günümüz güzel geçsin :)
14 beğeni · 22 yorum · Müzik Kutusu
Tokmakan (@tokmakan)
Benden de GÜNAYDIINNNNN .Herkese mutlu bir gün diliyorum. - 03.01.17
Semih Oktay (@semih-oktay)
Günaydın Arkadaşlar.Hepinize huzurlu bir gün diliyorum. - 03.01.17
Korkmaz. (@kgk)
Vay abi, sen bana yazma hiç! Bende seni merak edeyim. Yok sana günaydın @semih-oktay - 03.01.17

ayse gülce

@aysegulce

kısa ve net
Platon haklı :)
20 beğeni · 0 yorum · Komik

ayse gülce

@aysegulce

10. yüzyılda bugünkü İran’da baş vezir olan Abdul Kasım İsmail’in kütüphanesinde 170 bin cilt kitap varmış. Evinden ayrıldığında kütüphanesinden uzak kalmaya tahammülü olmadığından her yola çıktığında, peşinden 170 bin ciltlik kütüphanesini taşıyan 400 deve gelirmiş. İstediği kitabı bulabilmesi için develerin alfabetik sıraya uygun olarak yürütüldüğü söylenir.32 harften oluşan Pers albabesinin tüm harfleri ayrı deve gruplarına yüklendiğinden develer bir anlamda eser kataloğu görevi de görüyormuş.
Böylelikle kitapları savaştan, yangınlardan ve en önemlisi insanlardan korumayı amaçlamış olan Abdul Kasım İsmail, bu günkü seyyar veya gezici kütüphanenin de temelini atmış böylece..
EK 1
Ayrıca 18. yüzyılın sonunda, aristokratlar, bir yerden bir yere giderken, küçük valizlerde seyahat kütüphanelerini taşırlarmış. Cep kitabı boyutunda, 30-40 cilt halinde.. 30.12.16
EK 2
Bunları okuyunca, eskiden bilginin ne kadar değerli olduğunu ve ona ulaşmanın hiç de öyle kolay olmadığını anlıyor insan.. Günümüzde her şeye ulaşmak çok kolay bir "tık" ötemizde çoğu şey.. Acaba farkında mıyız ve bunun değerini biliyor muyuz ? 30.12.16
6 beğeni · 0 yorum · Biliyor musun?
/ 10