ara

B.K.Ü

Kitap okumayı severim. Çiğköfteyi fena severim.

B.K.Ü

@bku

Öze Dönüş
Batı'nın, bütün insanları, öz kültürlerinden, üretken, dinamik, heyecan dolu ve kendini arayan vasıflarından uzaklaştırıp yalvaran, dilenen, zelil ve taklitçi köleler durumuna getirmesi karşısında bugün ne yapmak gerek? Tek çare "öze dönüş"tür.

Eğer bu dönüş ırka olursa rasizm olur, faşizm olur, nazizm olur, bir tür ahmakça cahiliye şovenizmi olur. Ben ırka dönmek istemiyorum, insanları kana ve toprağa tapmaya sürüklemek istemiyorum. Yüz yirmi dört bin peygamber gelip bu mağrur ve kötü düşünceli beşeri, mutlak güzellik sahibi Allah'a kulluğa davet etmişlerdir. İnsan kulak vermiyor.

Söz konusu ettiğimiz öze dönüş bizzat toplumun ruh ve vicdanındaki mevcut öze dönüştür. Bu, canlı bir özdür. Hâlâ yaşayan, hayat ve hareket sahibi bir öz. Acaba bu öz dini bir öz müdür? Evet İslami bir özdür. Peki hangi islam?
- Ali Şeriati
8 (4 oy)

B.K.Ü

@bku

Eşekli kütüphaneciden alacağımız çok ders var
YIL 1943....

Genç Mustafa Güzelgöz’ün tayini kütüphaneci olarak Ürgüp Tahsin Ağa Kütüphanesi’ne çıkar. Bizimki kütüphanede heyecanla okurları bekler; bir gün olur, beş gün olur, gelen giden yok. Etraftakilerle konuşur, herkese anlatır: “Bakın kütüphane bomboş duruyor, gelin kitap okuyun.” Gelen giden olmaz. O da amirlerine durumu bildirir.

– Kardeşim otur oturduğun yerde, maaşını düzenli alıyon mu, almıyon mu?
– Alıyorum.
– Eee, o zaman ne karıştırıyon ortalığı, gelen giden olsa maaşın mı artacak? Başına daha fazla bela alacan, o kütüphaneye yıllardır kimse gelmez zaten.

23 yaşındaki genç memur “Ne yapayım, ne edeyim?” diye düşünür durur. Sonunda aklına bir fikir gelir ve bu fikri eşiyle paylaşır. Eşi önce “Deli misin sen?” der, ama kocasının bir şeyler üretme, işe yarama çabasını takdir eder, fikri kabullenir.

O dönemde,koltuklarına yayılmış amirlerinin çıkardığı tüm engelleri, bin bir güçlükle de olsa, tek tek aşar…

O bıyıklı, kravatlı, asık yüzlü, sigara kokan, arkalarındaki Atatürk resminden utanmayan, ülkesine gram faydası olmayan bürokratları zorlukla ikna eder ve bir eşek alır. İki tane de sandık yaptırır. Üzerine “Kitap İare Sandığı” yazdığı (kalınlıklarına göre 180-200 kitap sığan) iki sandığı eşeğe yükler ve köy köy gezmeye başlar. Kütüphaneye de bir yazı asar: “Sadece Pazartesi ve Cuma günleri açıyoruz.”

Dolaştığı köylerdeki çocuklar şaşkındır... Eşeğe bir sürü kitap yüklemiş bir amca, o gariban çocukların küçücük ellerine kitaplar tutuşturur. Düşünün, Noel Baba gibi...

Noel Baba hayali, Mustafa Amca ise gerçek. Geyikler yerine eşeği var...

Eşek de gerçek, Mustafa Amca da...

Bu hikayenin bir de Fakir Baykurt versiyonu var. Sanki bu daha gerçek.

Fakir Baykurt ışıklara karışmadan önce son kitabı olan Eşekli Kütüphaneci üzerinde çalışmış. Kitabı kızı Işık Hanım yayıma hazırlamış. İşte bu kitap, herkesin alıp okuması gereken kitapların başında gelir.

Neden?

Sadece Eşekli Kütüphanecinin hikayesini okumak için değil kuşkusuz, aynı zamanda Fakir Baykurt’un usta kalemiyle satırların arasına sıkıştırdığı bilgece öğütlerini de okumak, ders almak için...
EK 1
YAZININ DEVAMI İÇİN: http://odatv.com/esekli-k...1405171200.html 16.05.17
16 beğeni · 0 yorum · Biliyor musun? ·

B.K.Ü

@bku

Atatürk/Belgeler, Elyazısıyla Notlar, Yazışmalar
Mustafa Kemal Atatürk'ün kendi el yazısıyla kaleme aldığı notlar ortaya çıktı.

Milliyet'ten Mert İnan'ın haberine göre; Mustafa Kemal Atatürk'ün kendi el yazısıyla kaleme aldığı ve Yapı Kredi Bankası arşivlerinde bulunan notlar ilk kez gün yüzüne çıktı. Yücel Demirel'in hazırladığı "Atatürk/Belgeler, Elyazısıyla Notlar, Yazışmalar" adlı kitapta Atatürk'ün Türkler'in ilk atası olan "Türk" adlı kişi ile Hz. Muhammed hakkındaki düşünceleri dikkat çekiyor. Atatürk, Hz. Muhammed'den bahsederken 'Fahr-ı Âlem Efendimiz' ifadesini kullanıyor. Atatürk'ün notlarında, Osmanlı Padişahı Vahdettin, "Türkiye halkının hayatını, namusunu, onurunu yok eden kişi" olarak tanımlanmış.

Kitapta, Atatürk'e ait notların görselleri, hem eski Türkçe hem de günümüz Türkçe çevirileriyle yer alıyor. Atatürk'ün Birinci Dünya Savaşı sırasındaki yazışmaları, Birinci Meclis'e milletvekili yollamak istemeyen Yozgat eşrafının mektubu, Mustafa Kemal Paşa'nın Meclis Başkanı seçilmesinden sonra yaptığı konuşmanın metni, Şehzade Ömer Faruk Efendi'nin Anadolu'ya geçmesiyle ilgili yazışmalar, Anadolu'daki savaşın olumsuz sonuçlanma ihtimali karşısında Meclis'in Kayseri'ye taşınmasıyla ilgili yazışmaların yer aldığı eserde, Başkumandanlık tartışmalarıyla ilgili muhaliflerin eleştirilerine cevaplar, saltanatın kaldırılması hakkında Meclis'te yaptığı konuşmanın el yazısı notları bulunuyor.

Yunan Ordularının mağlup edilmesinden sonra TBMM Başkanı Başkumandan Mustafa Kemal imzasıyla notlar kaleme alan Atatürk; "Büyük ve Asil Türk Milleti" diye başlayan bu notlarında, şu düşünceleri paylaşmış:

"Ordularımız İzmir'i ve Bursa'yı zaferle kurtardı. Asya imparatorluğuna yeltenen küstah bir düşmanın savaş meydanlarına gelmek cesaretinde bulunan ordu kumandanları ile kumanda kurulları günlerden beri TBMM hükümetinin savaş esiri bulunuyorlar. Düşmanın başkumandan atadığı General Trikopis, umutsuzca savaştıktan ve her kurtuluş çaresini denedikten sonra sonuçta, emrindeki generaller ve kurmayları ve kumanda ettiği ordunun elinde kalabilen artıklarıyla teslim oldu. Eğer Yunan Kralı da bugün esirlerimiz arasında bulunmuyorsa bu hükümdarların belirleyici özellikleri yalnız milletlerinin eğlencelerine katılmak olduğundan, savaş alanlarının felaketli günlerinde onların saraylarından başka bir şey düşünmemek huylarındandır. Batı fabrikalarının çelik zırhlarıyla kapanarak büyük Yunan orduları artık Anadolu dağlarında subayları tarafından terk edilmiş zavallı sürülerden ibaret kaldı."

Kitapta, Atatürk'ün Hz. Muhammed hakkındaki düşüncelerini notlar halinde kaleme aldığı bölümler ise günümüz Türkçesiyle şöyle aktarılıyor: "Efendiler, yine bilinmektedir ki dünya yüzünde yüz milyonluk bir Arap kitlesi vardır ve bunların Asya'daki kısmı Arap Yarımadası'nda yoğun olarak bulunur. Peygamberliğe ulaşmış olan Fahr-ı Âlem Efendimiz (Hazret-i Muhammed) bu Arap kitlesi içinden Mekke'de dünyaya gelmiş bir mübarek varlıktı. Tanrı birdir ve büyüktür ve bu büyük olan Allah insanları yarattığı andan Cenab-ı Peygamber'in ölümüne kadar onları aydınlatmak, doğru yolu göstermek için aracılarla onlarla ilgilenmiştir. Allah, kullarının bir gelişmişlik noktasına ulaşmasına kadar kendi araçlarını kullanmasını tanrılığın gereklerinden saymıştır. Onlara Hazret-i Adem Aleyhisselâm'dan başlamak üzere sınırsız peygamber ve elçiler göndermiştir. Peygamberimiz aracılığıyla en son dinsel ve yaşamsal gerçekleri verdikten sonra artık insanlık ile aracı ile ilişkide bulunmaya gerek görmemiştir. İnsanlığın kavrayış, aydınlanma ve gelişme düzeyleriyle her kulun, doğrudan doğruya Allah tarafından gönle doğan şeylerle ilişki kurma yeteneğine ulaştığını kabul etmiştir ve bu nedenle Hazret-i Muhammed son peygamber olmuştur."

Atatürk'ün el yazısı notlarında Türk adındaki ilk kişinin Hz. Nuh'un torunu olduğunu belirtirken, "Efendiler, bu dünyada en az yüz milyondan fazla nüfusa sahip büyük bir Türk milleti vardır ve bu milletin yeryüzündeki genişliği oranında tarih anlamında da bir derinliği vardır. Efendiler, bu derinliği isterseniz iki ölçütle ölçelim. Birinci ölçüt, tarih öncesi devirlere ilişkin ölçüttür. Bu ölçüte göre Türk milletinin büyük atası olan Türk adındaki insan, ikinci insanlığın babası Nuh Aleyhisselâm'ın oğlu Yafes'in oğlu olan kişidir. Tarih dönemlerinin belge bulmakta pek hoşgörülü olduğu ilk evrelerine biz de hoşgörülü olalım. Fakat en açık ve en kesin ve en objektif tarihsel kanıtlara dayanarak diyebiliriz ki Türkler on beş yüzyıl önce Asya'nın göbeğinde büyük devletler kurmuş ve insanlığın her türlü yeteneklerini gerçekleştirmiş bir unsurdur" ifadelerini kullanıyor.
POST_MORTEM (@post-mortem)
Ara ara arşivlerden böyle notlar, böyle belgeler çıkmalı. Yoksa hafızamızı manipüle etmeye meraklı güruh, sahte belge uzmanı tarihçi bozmalarıyla meydanı boş bulup saldırıyor. - 16.05.17

B.K.Ü

@bku

Arena Paslaşmaları : Acayip Hikayeler 1
Bu kelimeleri kullanarak bir hikaye yaz, arkadaşını etiketle : asansör, espresso, ıslanmak/ıslak, tokat, fiyaka/fiyakalı, selfie, parmak arası terlik, dans, sarı, utangaç/utanmak, Einstein
Bu aşağıda görmüş olduğunuz kuş benim patronumundu cinsi sultan papağanı.

Patron yurt dışına çıkacağı zaman garibim evde tek kalırdı 3 gün bilemedin 5 gün hep aynı su ve sadece çekirdek yerdi. Patrona bir gün dedim abi kuşu bana ver ben bakim sen yurt dışına çıkıyorsun yazıktır hayvana ölmesin. İyi tamam al dedi. Aradan bir hafta geçmişti ve patron yurt dışına çıkacaktı o akşam beni aradı. Kuşu almıyor musun dedi? Alim abi dedim. İyi tamam bekliyorum dedi. Tamam abi geliyorum dedim bende. Hemen parmak arası terliğimi giyip patronun evine gittim. Apartmanın önüne geldim aradım patronu abi apartmanın kapısını aç geldim dedim. Açtı kapıyı evi apartmanın en üst katındaydı asansörün düğmesine bastım geldi bindim hemen en üst kata çıktım. Açtı kapıyı patron içeri girdim oturduk biraz bana işten felan konuştuk sonra bana bi espresso koydu bana içtik bu makineyi de ofise götürelim dedi. Espressoyu ofiste içeriz dedi. Tamam abi dedim bende. Neyse kuşu aldım ben evden çıkıp tekrar asansöre binip aşağıya indim evime geldim.

Kuşu evde tv nin yanına koydum. İlk başlarda çok utangaçtı hiç ses çıkartmıyordu ama zaman geçtikçe artık alıştı namussuz. İsmi de RIFKI koymuştum tabi erkek zannederek. Neyse zaman geçtikçe alıştı kuş artık evi ve bizi benimsedi. Zavallıcık patronun evinde sadece çekirdek yiye yiye halsiz bitap düşmüştü. Ben ona en güzel yemleri aldım. Kafesin içini türlü türlü yemler koydum. Ballı krakerler, meyveli kraker, kalamar kemiği, çekirdek vs. Rıfkı iyice şişmanlamıştı ve hareketlenmişti artık. Artık susmuyordu odadan çıksam hemen bağırıyordu yalnız kalmak istemiyordu adeta. Sonra dedim buna bir dişi alalım. Evden çıkıp evin aşağısındaki kuşçuya gittim. Dedim ben bi tane dişi sultan papağanı alacağım. Benim kuşum fotoğrafını gösterdim kuşçuya abi bu zaten dişi dedi. Hadi ya dedim şaşırmıştım oysaki ben erkek biliyordum ismini bile RIFKI koymuştum. Neyse o zaman erkek alayım dedim. Elinde yoktu haftaya gelecek dedi. İyi dedim haftaya bi tane sağlamlarından. Tamam dedi. Hava da bozmuştu yağmur yağmaya başladı. Kuşçuda biraz oyalanim de hava yumuşasın dedim. Ama yumuşayacak gibi değildi mecbur yağmurda çıkıp eve geldim. Eve gelene kadar donuma kadar ıslandım resmen. Eve gelip üstümü değiştirdim. Beş gün sonra kuşçu aradı beni abi sana bi tane kuş getirdim dedi. Tamam geliyorum dedim. Parmak arası terliğimi giyip kuşçuya gittim. Bi tane sarı sultan papağanı getirmiş aşağıda gördüğünüzü.


Kuşçu bunu kafesten çıkarana kadar resmen elini delik deşik etti. Çok hırçın bir kuştu. Güç bela yakalayıp kutuya koydu. Kuşu eve götürüp diğerinin yanına koydum. İlk başlarda hiç yanaşmadılar bir birlerine konuşmadılar bile. Zaman geçtikçe alıştılar ve bir birlerine aşık oldular. Ve artık ayrılmaz oldular.


Beraber uçuyorlardı artık. Hatta birlikte selfie bile çektik.

ama onlar artık bir birini bulmuşlardı ve bir birlerine kur yapıyorlardı. Hatta dişi kuş erkeğine dans ediyordu. Erkek de bunun yanında kalır mı hiç o da çok fiyakalı ötüyordu. Adeta bir musiki dinletisindeymişim gibi hissettim kendimi. Gel zaman git zaman bunlar artık çiftleşmeye başlamıştı. (Çiftleşme resimlerini koymicam sormayın :)
Yumurtaları oldu sonra bunların 6 tane internetten araştırıp ne yapmam gerektiğini felan bakıyordum ama nalet olsun kimse bir bok bilmiyordu. En son Einstein yanında bok yemiş @mauser kardeşi aradım. Dedim böyle böyle ne yapmam gerekiyor. O da bir hımmm çekti ve bunu bilse bilse eskilerden @kisibasinadusenmilligelir bilir dedi. Kapat lan o zaman dedim meşgul etme beni dedim ve sıfatına kapattım telefonu. Hemen @kisibasinadusenmilligelir i arayarak böyle böyle dedim ne yapmam gerekiyor dedim. O da anlattı bana bir bir. Dediklerini yaptım aradan 21 gün geçti ama nafile yumurtalar boş çıkmıştı. Sonra aklıma geldi @superkimyonn un kuşçu çevresi vardı. Hemen aradım ipneyi. Telefonu buyrun Şengül pavyon diye açtı hemen. Adam pavyonlardan çıkmıyor yavşak. Neyse bir iki küfürlü selamlaşmadan sonra konuya girdim. O da yok olm burdakiler güvercin besliyor anlamazlar senin kuştan dedi. Kapat lan o zaman dingil diyerek o pis suratına kapattım telefonu. En son kuş için yem almaya giderken kuşçuda ak sakallı nur yüzlü bir amca vardı onunla muhabbete girdik böyle böyle dedim. Bana kuşların yerini değiştir biraz da yüksek yere koy dedi. Senin kuş ilk defa acemi olduğu için yumurtayı kıramaz dedi 21. günde sen yumurtayı kıracaksın dedi. Tamam amca eyvallah deyip eve geldim. Kuşçudan aldığım en pahalı yemleri (versele laga, vitakraft) alarak eve geldim. Yaşlı amcanın dediklerini yaptım ve en güzel, en kaliteli yemlerle besledim kuşları. İki hafta sonra tekrar yumurtladı. Bu sefer her yumurtanın üzerine rakam yazıp tarihlerini not aldım. 21. gün olduğunda ben kıracaktım yumurtayı. Zaman hızla akıp geçerken ilk yumurtanın kırılma anı gelmişti. Yumurtayı elime aldığımda resmen içindekini hissediyordum kıpırdıyordu. Yumurtayı kırıp tekrar yerine koydum fakat ölmüştü. Çok mu kırmıştım acaba düşünürken 2. yumurtanın da günü gelmişti. Bu sefer onu kırmadım incelttim. Fakat o da ölmüştü geriye 3 yumurta kalmıştı. 3. Yumurtanın tepesine toplu iğne başı kadar bir çatlaklık açtım ve geri yerine koydum yumurtayı. Sabah kalktığımda baktığımda yumurtaya can veren Allah'ım resmen can vermiş ve yavru çıkmıştı. Çok sevinmiştim. Geriye kalan 2 yumurtaya hiç dokunmadan kendiliğinden çıkmışlardı. Belki de anne kırdığım yumurtayı görmüş ve öğrenmişti. Artık 3 tane yavruları vardı. Hint bülbülleriyle birlikte toplam 17 tane kuşum olmuştu. Aradan 4 gün geçtikten sonra kontrol en son doğan yavru ölmüştü. Yerin dar olmasından dolayı sanırım altta kalıp ezilerek can vermiş. Çok üzüldüm ama yapacak bişey yoktu. Mukadderat diyerek ölü kuşu aldım ve bahçeye koydum. Geriye iki tane yavru kalmıştı ve onlar gün geçtikçe büyüyordu. En büyük kuş 21 günlük olmuştu artık. Bi 21 gün daha geçerse artık tek başına yemek yiyebilecek duruma gelecekti. Akşam saat 9 gibi yemlerini ve sularını tazeledim. Yavruları kontrol ettiğimde ikisi de gayet iyiydi.

Adeta poz veriyorlardı bana daha gözleri açılmadan.

Yemlerini ve sularını tazeledikten sonra kafesin altını temizleyip içeri geçtim. İçerdeki sesleri dinliyordum anne kuş hemen yavruları beslemeye başlamıştı. Besleme sesi bile çok güzeldi. Neyse sabah olduğunda kahvaltımı yaptım kuşların yemini kontrol ettiğimde sarı kuşun gagasında kan gördüm ve hemen yavruları kontrol etmek için yuvalığı açtığımda adeta sert bir tokat yemiş gibi oldum. Yavrulardan bi tanesi ölmüştü piç kurusu sarı baba öldürmüştü. O an deliye döndün sağlı sollu tokat yemiş gibiydim.

Hemen kafesten çıkarttım piç kurusunu başka kafese koydum. İki gün başka kafeste kaldı sessizleşti boynunu büküp büküp baktı dedim herhalde akıllanmıştır diye tekrar kafesine koydum bir süre gözlemledim. Gördüm ki bu piç kurusu dişiye kur yapıyor tekrar çiftleşmek istiyor. O yüzden yuvalıkta çocuk istemiyor. Yuvalıktaki diğer yavruya da saldırdı. Piç kurusunu tekrar çıkarttım bu sefer yavru 40 günlük olana kadar tek başına kalacak ve döndün piç kurusuna dedim ki "Utanacağını bilsem yüzüne tükürmek isterdim ama sen ondan da anlamazsın ki.
Yavruyu artık annesiyle tek başına.


Ona adeta bir bebekmişçesine bakıyorum artık. Yeri geldiğinde kendi elimle besliyorum. Onun için gittim süpermarketten bebelac alıp mama yaptım.



Yavru kuş şimdilik iyi inşallah bu da ölmez. Eğer bu da ölürse çocuk katili piç kurusunu satıp yerine başka bir kuş alacağım.

Bu gece ve her gece böyle artık. Ta ki yavru büyüyüp yemi kendi başına yiyene kadar.

ETİKET @esracan @ozge-selcuk @gulcann @lacrima @buderinbirtutku, @tabula-rasa, @zeynep3, @seyyah73, @khaos, @ebru-g-, @mtrv, @erguvan, @mamafih, @belkibirazflu @tokmakan @edaa @meursaultsamsa @aysegulce @nill @dai @fthykc @alone @leandros @kedilikitapsever @buglem-oner @glbn @tokmakan @tiffany @kadim-cumlei-vecize @nilzehes @hercai @lavina @serap-ozen @madison @mtrv @eda-seker195 @tabula-rasa @nisf @lotus @tiffany @koraycem @sumeyra-olgar @serappp @kgk @seren @solen-b @afd @karacurin @bs @ebru-g-
Leandros (@leandros)
Bebek gibi beslemek... waowww... - 12.05.17
Leandros (@leandros)
Yeryüzünde, tutulamayan matemler kadar acı bir şey yoktur. - 13.05.17
doğala özdeş (@superkimyonn)
Yalin içten ve samimi cok guzel reis 😂😂 sivastaki geyik ve katir maceralarını da bekliyoruz - 13.05.17

B.K.Ü

@bku

Mavi Türkü


Bu gece de böyle :)

Sosyal mesaj içerir. :D
3 beğeni · 0 yorum · Müzik Kutusu ·
20 beğeni · 4 yorum · Müzik Kutusu ·
Erguvan (@erguvan)
Bu ayriliq neden oldu Rubabe Muradova: http://youtu.be/w_RSSLZnP8M - 16.03.17
@bku çok sevdiğim parça biliyor musun ? Bilmezsin tabi ki nereden bileceksin :) İlk duyduğum gün defalarca üst üste dinlemiştim . Teşekkürler yine dinlememe vesile olduğun için . - 17.03.17
Gölge (@golge2010)
çok gözelmiş - 17.03.17

B.K.Ü

@bku

Neokur Hediyeleştirir Vol.9959
Neokur'dan tanıdığım ve değer verdiğim hocalarımdan @dunyali-perizan hocam üşenmemiş bu soğukta karda kışta teeeee uzaklardan yüksekliği 2 metre olan kar'a aldırmadan bana bu güzel hediyeleri göndermiş. Her zaman ki gibi bir de o güzel kalemlerinden koymuş pakete. Sıcak çikolatayı da sıcak tutsun diye herhal :D malum oralar soğuk olur.

Bu güzel hediyeler için hocama çok ama çok teşekkür ediyorum gerçekten.
51 beğeni · 16 yorum · Anın Fotosu ·
Dünyalı (@dunyali-perizan)
Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır. :P Keyifli okumalar... ;) - 16.03.17
B.K.Ü (@bku)
Valla kapıdan baktırdı namussuz mart :D teşekkürler @dunyali-perizan - 16.03.17
Dünyalı (@dunyali-perizan)
Alplerde keyif sürmeye benzemiyor İstanbul'da olmak.:P - 16.03.17
11 beğeni · 2 yorum · Müzik Kutusu ·
Koray Cem (@koraycem)
Yer etmedi adalet duygusu
içimde benim
çünkü ben
ömrümce adle boyun eğdim. - 06.03.17
Bize ait olan ne kadar uzakta ! - 08.03.17

B.K.Ü

@bku

Gelir dalgın bir cambaz.
Geç saatlerin denizinden
Üfler lambayı
Uzanır ağladığım yanıma
Danyal yalvaç için
Aşağıda bir kör kadın
Hısım
Sayıklar bir dilde bilmediğim
Göğsünde ağır bir kelebek
İçinde kırık çekmeceler
İçer içki üzünç teyze tavan arasında
İşler gergef
İnsancıl okullardan kovgun
Geçer sokaktan bakışsız bir
Kedi Kara
Çuvalında yeni ölmüş bir çocuk
Kanatları sığmamış
Bağırır eskici dede
Bir korsan gemisi girmiş körfeze
-Ece Ayhan-
/ 145