ara
Halil korkut
3.646 414

Halil korkut

@blackgarden

Erlend Loe
Erlend Loe - Doppler

Halil korkut

@blackgarden

Pierre Rey
2006 senesinde 76 yaşında hayatını kaybeden Fransız yazar Pierre Rey'in dilimize çevrilen dört romanından en can alıcı olanı 'PARA'yı okumadan geçmeyiniz. Fakat, bunu yaparken sakın Erko Yayıncılık'tan 2005 senesinde basılanını değil de, 1978 senesinde Hürriyet Yayınları'ndan basılmış olanı okuyunuz. Çünkü bunun kapak resmi daha güzel desem de inanmayın bunun sebeplerinden öğrenmek ve faha fazla ayrıntı için @semih-oktay abimizle irtibata geçebilirsiniz. Zaten bu paylaşım onun misyonuna katkıda bulunma uğraşıdır. Semih Abi'ye saygılarımı iletip ilgisinden dolayı teşekkür ediyorum...
24 beğeni · 11 yorum · Sohbet ·
Semih Oktay (@semih-oktay)
Rica ediyorum Halil.Sen yeter ki sıkı romanları sor benden zaman zaman! Asıl bu romandaki tercümeye bir bak ve bana Atilla Tokatlı Ağabeyden de bahset Halil.Bak bakalım bu kadar muhteşem bir Türkçe ile karşılaştın mı daha önceleri!.. :) - 06.04.17
Halil korkut (@blackgarden)
Rahmetli Atilla Tokatlı'nın ismini çok duydum Semih Abi, ünlü çevirmenlerimizden. Son dönemlerdeki çevirmenlerimizden ise benim 'Avi Pardo' ismi çok dikkatimi çekiyor... Bilmiyorum, Tokatlı kadar var mıdır ama Pardo'nun Türkçesi müthiş, özellikle 'Trainspotting' çevirisini okumanızı dilerim... - 06.04.17
Semih Oktay (@semih-oktay)
Teşekkür ediyorum sana Halil.Trainspotting romanını okudum ve tam incelemesini yazıyorken Avi Pardo'nun da bu eseri Türkçemize kazandırdığını öğrendim.Bakalım.Kısmet! - 06.04.17

Halil korkut

@blackgarden

Bir sosyal paylaşım sitesindeki ''Düşünen Deli'' diye bir sayfadan araklamadır, bu.
64 beğeni · 35 yorum · Diyorum ki ·
CEVİZKABUĞU (@karacurin)
Bende beğendim ve suçuna ortak oldum! - 05.03.17
face of face (@doktorno)
patron 370 000 tl verip araba alıyor hayırlı olsun dediğinde Allah size daha iyisini versin diyor.bu maaşlarla dua mı ediyor bedduamı orasınıda Allah biliyor... - 06.03.17
Semih Oktay (@semih-oktay)
Padrone haklı! Üstelik doğru söylüyor;yalan mı? Allah daha çok versin 'Padroneler'e! - 08.03.17

Halil korkut

@blackgarden

Maksim Gorki
İnsanları yok ediyorlar, biliyor musunuz? Çalıştırarak yok ediyorlar. Ya hapishane köşelerinde veya fabrikalarda... Ben bir zamanlar Nefedof ’un fabrikasında çalışmıştım. Buna çalışmak denemezdi ve âdeta bir kaleye hapsedilmiştim. Patron, bir şarkıcı kıza altın vazo hediye etmişti. İşte bu beni çok yaraladı. Yani bütün emeğimiz ve gücümüz böyle vazolar alınıp hediye edilsin diye kullanılıyor, biliyor musunuz?
EK 1
Bu sadece benim değil, benim gibi düşünen binlerce insanın şarkısı... Belki onlar, yaşadıkları sefil hayatın farkında değil ve halka eziyet ettiklerini düşünmüyorlardır. Çalışarak sakat kalmış çok insan vardır yeryüzünde. Hapislerde açlıktan ölüp gitmiş ve tek bir şikâyet cümlesi konuşmamış nice insan vardır dünyanın birçok köşesinde. 03.03.17
Semih Oktay (@semih-oktay)
Sarsıcı "Altın Vazo"! - 03.03.17

Halil korkut

@blackgarden

Maksim Gorki
İnsanların kötü yaşadıklarını biliyorsunuz. Daha nice insanlar var yeryüzünde sizden daha yetenekli ama affedersiniz, hayvanlar gibi yaşıyorlar. Kazandıklarıyla övünüyorlar. Hayatta her şey para kazanmak kadar ve onu harcamak kadar basit mi sizce? Çocuklarına da aynı yolda yürümeleri için baskı yaparlar. Kendileri gibi hayvan yetiştirirler yani. Çocuklar da durmaz sürekli midelerini doldurmak için çalışırlar. Ruhları ne bir zevk, ne bir sevinç duyar. ........ Kanunlar da haince yapılmıştır. Halkın başına memur diye eli sopalı insanlan koymuşlar. Memurlara herkesi bu kanunlara uydurma emri vermişler. Bunu sağlarlarsa halkın kanını emebileceklerinin hesabını yapmışlardır. Siz de tam bunun tersine, kendine konulan zincirleri kırmak için çabalayan birisiniz ve bununla övünmelisiniz.




Maksim Gorki'nin ''Ana'' başlıklı romanından alıntıdır.
ayse gülce (@aysegulce)
"Ruhları ne bir zevk, ne bir sevinç duyar." Modern zamanların hastalığı, hatta bir çeşit kanser :( - 28.02.17
Halil korkut (@blackgarden)
Yüz yıl önce yazılmış eser günümüze daha çok hitap ediyor. Gorki'dir bu, öneriyorum @aysegulce - 28.02.17
ayse gülce (@aysegulce)
Yarım bıraktığım kitaplardan biri Ana, Halil bey, uzun zaman oldu baştan başlamam gerekecek :) - 28.02.17

Halil korkut

@blackgarden

Maksim Gorki
-Yasak kitaplar okuyorum anne. Devletimiz bu kitapların okunmasını yasakladı; çünkü bu kitaplarda, halkın gerçekleri yazıyor. Halk eğer bu gerçeklerin farkına varırsa, devlet onu idare edemez. Bu kitaplar gizli gizli basılır. Eğer bende bu kitapların olduğunu bilseler, hemen hapse tıkarlar. Yani kendi gerçeğini öğrenmek isteyen birini hapse atarlar anne, anladın mı?




Maksim Gorki'nin ''Ana'' başlıklı romanından alıntıdır.
EK 1
-Ağlama anne. Düşünsene, bu yaşadığımız hayata hayat mı denir? Kırk yaşındasın ve bugüne kadar doğru dürüst yüzün gülmedi. Hep acı çektin. Babamı düşün anne. Çaresizlikten ve âcizlikten her gün döverdi seni. Onu daha iyi anlıyorum, çünkü hiçbir şey yapamamanın verdiği sıkıntıyla böyle davranıyordu. Otuz yıl çalıştığı fabrika bir zamanlar sadece iki tane binaydı. Şimdi koskocaman bir şehir oldu. Fabrikalar insanlar çalıştıkça gelişir ve çoğalır ama insanlar çalıştıkça ölürler... 27.02.17

Halil korkut

@blackgarden

Maksim Gorki
Fabrikanın işbaşı sireni her sabah öttüğünde, asık suratlı ve mutsuz insanlar, çok kötü görünen gecekondularından çıkarak koşar adım bu devasa binaya doğru yönelirlerdi. Ayaklarının altında biriken ve yürüyüşlerini güçleştiren çamurlara bile aldırmadan kendilerini kapıdan içeri atarlardı. Her sabah, kaderlerine isyan ederek aynı şeyleri tekrarlarlardı. Fabrikanın içinde büyük homurtalar çıkaran makineler karşılardı onları... Bir de heybetli ve bütün mahalleyi hükmü altına almış olan bacalar...

Güneş batmaya başladığı zamanlarda bunun tam tersi yaşanmaya başlardı. Büyük bir iştahla içine aldığı onca insanı yine aynı şekilde dışarı püskürtürdü koca bina... Yağ kokusu ve metal şıkırtısından kurtulan işçiler, sabahkinin tersine, biraz daha mutlu bir şekilde dağılırdı sokaklara... _ İş bitmişti ve artık evlerine döneceklerdi. Bütün hayatları bu fabrikadan ibaret olan işçiler, emeklerini, gençliklerini, sağlıklarını bu gürültülü ve sıkıcı dört duvar arasına hapsetmişlerdi. Ama onlar, iş saati bittiğinde bütün bu kederlerden uzak, yine de mutluydular. Çünkü akşam olmuştur... Ya bir meyhane köşesine gidecekler, ya da evlerine dönüp acılarını unutmak için rahatlayacaklardı.




Maksim Gorki'nin ''Ana'' başlıklı romanından alıntıdır.
EK 1
Bayram sabahları onlar için çok önemliydi. Geç saate kadar uyurlar, uyandıkları zaman çok önemli adamlarmış pozuna bürünüp en güzel elbiselerini giyerler, kiliseye giderler, işleri bittikten sonra yeniden yatıp uyurlardı.

Ömürlerinin büyük bir bölümünü bu fabrikaya veren işçiler çok yorgun olduklarını her fırsatta belli ediyorlardı. Yıyememek,, fazla içememek ve sallana sallana yürümek onların yorgunluklarının en önemli belirtileri arasındaydı. 26.02.17
EK 2
Erkeklerin çoğu eve döndüklerinde ya karılarıyla kavga ederler, ya da etrafı dağıtırlardı. Gençler ise ya bir meyhane köşesinde sızıp kalır veya arkadaşlarıyla bir araya toplanıp kafaları çekerek açık-saçık fıkralar anlatırlardı. Bütün vücutları gibi beyinleri de yorulan bu genç insanlar çoğu zaman da içip içip sağa sola sataşırlar ve sonunda birbirleriyle ciddi kavgalar ederlerdi. Bu tür davranışlar işçi sınıfındaki herkesin en belirgin özelliklerindendi. Çünkü yapacak bir şeyleri yoktu ve küçücük dünyalarına renk, heyecan ve hareket getirecek başka bir eylemleri bulunmuyordu. Bu durum, onlara babalarından kalmıştı ve onlarla birlikte mezara kadar gidecekti. Her fırsatta kavga etmeye hazır böyle bir ruh hâliyle ömürlerini sürdürüp giderdi bu insanlar... 26.02.17

Halil korkut

@blackgarden

...
Buğlem Öner (@buglemoner07)
Nur içinde uyusun değerli üstat - 25.02.17
/ 13