ara
Halil korkut
3.003 362

Halil korkut

@blackgarden

Maksim Gorki
Fabrikanın işbaşı sireni her sabah öttüğünde, asık suratlı ve mutsuz insanlar, çok kötü görünen gecekondularından çıkarak koşar adım bu devasa binaya doğru yönelirlerdi. Ayaklarının altında biriken ve yürüyüşlerini güçleştiren çamurlara bile aldırmadan kendilerini kapıdan içeri atarlardı. Her sabah, kaderlerine isyan ederek aynı şeyleri tekrarlarlardı. Fabrikanın içinde büyük homurtalar çıkaran makineler karşılardı onları... Bir de heybetli ve bütün mahalleyi hükmü altına almış olan bacalar...

Güneş batmaya başladığı zamanlarda bunun tam tersi yaşanmaya başlardı. Büyük bir iştahla içine aldığı onca insanı yine aynı şekilde dışarı püskürtürdü koca bina... Yağ kokusu ve metal şıkırtısından kurtulan işçiler, sabahkinin tersine, biraz daha mutlu bir şekilde dağılırdı sokaklara... _ İş bitmişti ve artık evlerine döneceklerdi. Bütün hayatları bu fabrikadan ibaret olan işçiler, emeklerini, gençliklerini, sağlıklarını bu gürültülü ve sıkıcı dört duvar arasına hapsetmişlerdi. Ama onlar, iş saati bittiğinde bütün bu kederlerden uzak, yine de mutluydular. Çünkü akşam olmuştur... Ya bir meyhane köşesine gidecekler, ya da evlerine dönüp acılarını unutmak için rahatlayacaklardı.




Maksim Gorki'nin ''Ana'' başlıklı romanından alıntıdır.
EK 1
Bayram sabahları onlar için çok önemliydi. Geç saate kadar uyurlar, uyandıkları zaman çok önemli adamlarmış pozuna bürünüp en güzel elbiselerini giyerler, kiliseye giderler, işleri bittikten sonra yeniden yatıp uyurlardı.

Ömürlerinin büyük bir bölümünü bu fabrikaya veren işçiler çok yorgun olduklarını her fırsatta belli ediyorlardı. Yıyememek,, fazla içememek ve sallana sallana yürümek onların yorgunluklarının en önemli belirtileri arasındaydı. 13 sa
EK 2
Erkeklerin çoğu eve döndüklerinde ya karılarıyla kavga ederler, ya da etrafı dağıtırlardı. Gençler ise ya bir meyhane köşesinde sızıp kalır veya arkadaşlarıyla bir araya toplanıp kafaları çekerek açık-saçık fıkralar anlatırlardı. Bütün vücutları gibi beyinleri de yorulan bu genç insanlar çoğu zaman da içip içip sağa sola sataşırlar ve sonunda birbirleriyle ciddi kavgalar ederlerdi. Bu tür davranışlar işçi sınıfındaki herkesin en belirgin özelliklerindendi. Çünkü yapacak bir şeyleri yoktu ve küçücük dünyalarına renk, heyecan ve hareket getirecek başka bir eylemleri bulunmuyordu. Bu durum, onlara babalarından kalmıştı ve onlarla birlikte mezara kadar gidecekti. Her fırsatta kavga etmeye hazır böyle bir ruh hâliyle ömürlerini sürdürüp giderdi bu insanlar... 12 sa

Halil korkut

@blackgarden

...
Buğlem Öner (@buglemoner07)
Nur içinde uyusun değerli üstat - 25.02.17

Halil korkut

@blackgarden

Nigel Warburton
Thomas Hobbes (1588-1679), İngiltere'nin en büyük siyaset düşünürlerinden biridir. Daha az bilinen şeyse, ilk zindelik tutkunlarından biri olduğudur. Her sabah, nefes nefese kalmak için hızlı adımlarla tepeleri tırmanırdı. Dışarıdayken aklına iyi bir fikir gelirse diye sapında hokka olan özel bir baston yaptırmıştı. Bıyığı ve bir tutam sakalı olan bu uzun boylu, al yanaklı, neşeli adam hastalıklı bir çocukluk geçirmişti. Yetişkinliğinde ise oldukça sağlıklıydı ve ilerleyen yaşlarında bile tenis oynamayı bırakmadı. Bol bol balık yer, çok az şarap içer ve ciğerlerini çalıştırmak için —kapalı kapılar ardında ve işitme menzili dışında— şarkı söylerdi. Şüphesiz, diğer pek çok filozof gibi o da oldukça faal bir zihne sahipti. Sonuç olarak ortalama ömrün 35 yıl olduğu on yedinci yüzyılda, istisnai bir yaş olan 91 yaşına dek yaşadı.
EK 1
Güler yüzlü karakterine rağmen Hobbes da Machiavelli gibi insanın zayıf bir varlık olduğu görüşündeydi. Hepimizin, ölüm korkusu ve kişisel kazanç umuduyla hareket eden temelde bencil varlıklar olduğumuza inanırdı. Fark etsek de etmesek de hepimiz başkalarının üzerinde hâkimiyet kurmaya çalışırız. Hobbes'un insanlığa dair bu tanımını kabul etmiyorsanız, neden evinizden ayrılırken kapınızı kilitliyorsunuz? Şüphesiz bunun sebebi, dışarıda sahip olduğunuz her şeyi memnuniyetle çalabilecek çok sayıda insanın olduğunu bilmenizdir. Ama yine de sadece bazı insanların bencil olduğunu öne sürebilirsiniz. Hobbes bu konuda size katılmaz. O özünde herkesin bencil olduğunu ve kanun kuralları ile ceza tehdidinin bizi kontrol altında tutan yegâne şey olduğunu düşünür. 04.02.17
EK 2
Sonuç olarak toplum çöker de kanunlar ya da kanunlara uyulmasını sağlayacak biri olmadan, Hobbes'un deyimiyle "doğa durumu"nda yaşamak zorunda kalırsanız, Hobbes sizin de herkes gibi gerektiğinde hırsızlık yapıp öldürebileceğinizi söyler. En azından, hayatta kalmayı istiyorsanız bunları yapmak zorunda kalırdınız. Kaynakların kıt olduğu bir dünyada hayatta kalmak için yiyecek ve su bulma mücadelesi veriyorsanız, diğer insanlar sizi öldürmeden önce onları öldürmek gerçekten de akıllıca olabilirdi. Hobbes'un unutulmaz tanımıyla toplumun dışındaki hayat, "yalnız, zavallı, kötü, zalim ve kısa" olacaktır. 04.02.17
EK 3
Nigel Warburton'un Felsefenin Kısa Tarihi isimli kitabından alıntıdır. 04.02.17
9 beğeni · 3 yorum · Biliyor musun?
fisun (@fisun)
Jose Saramago nun Körlük kitabi tam da bu konuyu dogrular nitelikte. Bilmiyorum okudunuz mu ? @blackgarden - 04.02.17
Halil korkut (@blackgarden)
Hayır okumadım, bir dönem okumayı düşünmüştüm fakat satışta yoktu fakat tekrar bir bakayım o zaman, sağolun @fisun :) - 04.02.17
fisun (@fisun)
Yine satısta yok:) Ben sahaftan bulup okudum ;) - 04.02.17

Halil korkut

@blackgarden

Hayat kısa, kuşlar okuyor...
28 beğeni · 4 yorum · Diyorum ki
Ebru G. (@ebru-g-)
"Hayat kısa filler uçuyor. " modeli de var bunun ama gif atmayı beceremedim. - 26.01.17

Halil korkut

@blackgarden

Dostoyevski

Halil korkut

@blackgarden

Jed Rubenfeld'in Bir Cinayetin Psikanalizi isimli romanından alıntıdır.
25 beğeni · 34 yorum · Edebiyat Köşesi
Semih Oktay (@semih-oktay)
"Psikanaliz" Fransızca imiş.Ruh bilimi ve/ya ruhsal çözümleme anlamlarını taşıyormuş...Bir Cinayetin Ruhsal Çözümlemesi.Kafa karıştıran bir roman...Fakat üslubu basit;rahat okumuştum. - 23.01.17
Halil korkut (@blackgarden)
Ben de rahat okumuştum @semih-oktay abi bu bir heyecanlı cinayet hikayesi olması yanı sıra aynı zamanda Sigmund Freud, Carl Jung ve hatta Shakespeare hakkında oldukça bilgi veren kapsamlı bir roman... Buradan arkadaşlara tavsiye ediyorum... - 23.01.17
Semih Oktay (@semih-oktay)
Ben bir arkadaşımın önerisi ve bizzat kitabı getirip bana ödünç bırakması sayesinde okumuştum "Bir Cinayetin Psikanalizi" başlıklı bu romanı Halil. Şimdi baktım da tam puan vermişsin.Seninle şu puanlar konusunda anlaşamıyoruz Halil!.. :) Ben 6 puan vermişim.Şimdi bu roman tam puanlık bir roman mı Allah aşkına Halil?! - 24.01.17

Halil korkut

@blackgarden

Nigel Warburton
Bilinçdışı arzuları ve hatıraları olanlar, sadece nevrozlu ve histerik hastalar değildir. Freud'a göre onlar hepimizde vardır. Bu, toplumsal yaşamın nasıl mümkün olduğunu gösterir. Gerçekte ne hissettiğimizi ve ne yapmak istediğimizi kendimizden saklarız. Bu düşüncelerden bazıları şiddet içerir, pek çoğu ise cinsel içeriklidir. Açığa çıkarılamayacak kadar tehlikelidirler. Zihin onları bastırır, bilinçdışının derinliklerinde tutar. Bunların çoğu, biz henüz küçük bir çocukken şekillenir. Bir çocuğun hayatındaki ilk olaylar yetişkinlikte yeniden ortaya çıkabilir. Örneğin Freud, erkeklerin hepsinin, babalarını öldürmek ve anneleriyle birlikte olmak gibi bilinçdışı bir isteğe sahip olduğuna inanıyordu. Bu, adını Yunan mitolojisinde kehaneti gerçekleştirerek babasını öldüren ve annesiyle evlenen (iki durumda da böyle yaptığının farkında değildir) Oedipus'tan alan Oedipus kompleksidir. Erken döneme ait bu utandırıcı arzu, bazı insanların hayatını onlar farkına bile varmadan şekillendirir. Zihindeki bir şey, bu karanlık düşünceleri tanımlanabilir bir biçimde yüzeye çıkmadan durdurur. Ancak bu ve diğer bilinçdışı arzuların bilinçli hale gelmesini engelleyen bu mekanizma, tamamen başarılı olmaz. Düşünceler kılık değiştirerek kaçmayı başarır. Örneğin rüyalarda ortaya çıkarlar.
EK 1
Freud için rüyalar, "bilinçdışına giden kral yolu"dur. Saklı düşünceleri ortaya çıkarmanın en iyi yollarından biridir. Rüyalarda gördüğümüz ve deneyimlediğimiz şeyler, göründükleri gibi değildir. Rüyaların görünürde olup biten bir açık içeriği vardır. Oysa rüyanın gerçek anlamı saklı içeriğinde yatar. Psikanalistlerin anlamaya çalıştığı şey budur. Rüyalarda karşılaştığımız şeyler sembollerdir. Bilinçdışı zihinlerimizde gizlenen arzularımıza karşılık gelirler. Örneğin içinde yılan ya da şemsiye ya da kılıç geçen bir rüya, genellikle gizli bir cinsel rüyadır. Yılan, şemsiye ve kılıç, klasik "Freudcu semboller"dir —penisi temsil ederler. Benzer bir şekilde, rüyadaki para kesesi ya da mağara vajinayı temsil eder. Bu fikri hayret verici ve saçma buluyorsanız, Freud muhtemelen, zihninizin sizi bu tür cinsellikle ilgili düşüncelerin farkına varmaktan koruduğunu söylerdi. 16.01.17
EK 2
Bilinçdışındaki arzulara dair işaretleri görmenin bir başka yolu da dil sürçmeleridir. "Freud sürçmesi" diye adlandırılan bu dil sürçmeleri, sahip olduğumuzun farkında olmadığımız arzuları açığa vururlar. Televizyondaki pek çok haber spikeri, bir adı ya da ifadeyi dile getirirken takılmış, kazara müstehcen konuşmuştur. Bir Freudcu, bunun bir tesadüf olamayacak kadar sık meydana geldiğini söylerdi. 16.01.17
EK 3
Nigel Warburton'un Felsefenin Kısa Tarihi isimli kitabından alıntıdır. 16.01.17

Halil korkut

@blackgarden

Nigel Warburton
Kariyerine nörolog olarak başlamış bir psikiyatr olan Freud, Avusturya'nın hâlâ Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun bir parçası olduğu dönemde Viyana'da yaşadı. Orta sınıfa mensup Yahudi bir babanın oğlu olan Freud, on dokuzuncu yüzyıl sonlarında bu kozmopolit şehirde, iyi eğitimli ve köklü ailelerden gelen çok sayıda genç adamdan biriydi. Gelgelelim, birkaç genç hastayla yürüttüğü çalışmalar dikkatini gittikçe ruhun bazı bölümlerine doğru çekti. Bu bölümlerin, hastaların davranışlarını yönettiğine ve farkında olmadıkları mekanizmalar yoluyla hastalardaki problemleri yarattığına inanıyordu. Histeri ve diğer nevroz çeşitleri onu cezbediyordu. Çoğunluğu kadın olan bu histeri hastaları sıklıkla uykularında yürüyor, halüsinasyonlar görüyor ve hatta felç geçiriyorlardı. Ne var ki tüm bunlara neyin sebep olduğu bilinmiyordu. Doktorlar, bu belirtileri ortaya çıkaran fiziksel bir neden bulamamıştı. Freud, hastaların kendi problemlerine dair anlattıklarını ve kişisel hikâyelerindeki bilgileri dikkatle inceleyerek, bu insanların problemlerinin gerçek kaynağının bir çeşit rahatsızlık verici hatıra ya da arzu olduğu sonucuna vardı. Bu anı ya da arzu bilinçdışıydı ve hastalar ona sahip olduklarından habersizdi.


Nigel Warburton'un Felsefenin Kısa Tarihi isimli kitabından alıntıdır.
EK 1
Freud, hastalarını kanepeye yatırır ve akıllarına ne gelirse söyletirdi. Bu, düşüncelerinin açığa çıkmasını tetiklediği için hastaların kendilerini sıklıkla çok daha iyi hissetmelerine yol açardı. Düşüncelerin akmasına izin veren bu "serbest çağrışım," önceden bilinçdışı olanı bilinçli hale getirerek şaşırtıcı sonuçlar ortaya çıkarıyordu. Freud hastalarından rüyalarını anlatmalarını da isterdi. Bir şekilde bu "konuşma tedavisi," hastaların sorunlu düşüncelerinin kilidini açıp bazı belirtilerin ortadan kalkmasını sağlıyordu. Sanki konuşma eylemi, yüzleşmek istemedikleri düşüncelerin neden olduğu baskıyı rahatlatıyordu. Bu, psikanalizin doğuşuydu. 16.01.17
17 beğeni · 2 yorum · Biliyor musun?
Özge (@ozge-selcuk)
Freud'un en ünlü vakası Anna O.'dur. Konuşma tedavisini Anna O.'nun tedavisinde uygulamış ve bu tedavi için "baca temizliği" ismini kullanmışlardır. Birkaç bilgi de ben eklemek istedim :) - 16.01.17
Halil korkut (@blackgarden)
Sağolun. Ann O.'nun ilk psikanaliz hastası olduğu ve psikanalizden iyileşen ilk hasta olduğu kabul edilir fakat sonraları tam olarak iyileşmedigi de konuşulur. - 16.01.17
/ 14