ara
Halil korkut
3.580 406

Halil korkut

@blackgarden

Bir kaç yıl önce bir haber okumuştu bir İtalyan gazetesinde: Zamanın İtalyan bakanlarından biri, fazla hız yaptığı için bir motosikletli polis tarafından durdurulmasına öfkelenip bir sürü tehdit yağdırmıştı görevliye. Ama disiplinli -ve tabii biraz da dangalak- bir kimse olan polis görevlisi, ayak diremiş ve tutanağı hazırlamıştı. Bakan hazretleri de görevliyi sürmeğe kalkınca iş bütün İtalya'yı ayağa kaldıracak, sonunda da çürük diş, demir leblebiyi kırıp çarçalayacaktı: Gerçekten de motosikletli polis, gene motosikletli polis kalmış ama bakan hazretleri istifa etmek zorunda bırakılmıştı. Sittiri boktan bir hikayeydi aslında bu, ama ibret verici bir hikâye!
- Pierre Rey
8.3 (20 oy)
4 beğen · 0 yorum · alıntı ·

Halil korkut

@blackgarden

Genç müzik öğretmeniyle ben buraya gönül eğlendirmeye değil, iş yapmaya geldik. Ama bilirsiniz, severek ve hakkıyla yapılan her iş bir keyiftir. Bizim görevimiz, hanımefendinin bedeninde tutkular tutuşturmak, beş duyusunun küllerini korlar saçana kadar eşelemek, o güzel kafasını muzır düşlerle doldurmak. Don Rigoberto onu kendisine böyle teslim etmemizi istiyor; istekten tutuşmuş, ahlak ve dinin getirdiği bütün çekingenlikleri atmış, kafasıyla ve gövdesiyle tepeden tırnağa doyum peşinde. Gerçekte hoş bir görev bizimki, ama hiç de kolay değil. Sabır ve cinlik istiyor, içgüdünün çılgınlığını aklın şeytanlığı ve yüreğin sevecenliğiyle uyumlu kılma ustalığını gerektiriyor.
- Mario Vargas Llosa
9 (1 oy)
7 beğen · 0 yorum · alıntı ·

Halil korkut

@blackgarden

Orgun sürüp giden, insanın ruhunu yücelten ezgilerinden ortalığa esenlik dolu bir hava yayılıyor. Genellikle org ile dua ve ilahiler arasında yakın bir bağ kurulur, orgun Tanrı’nın ölümlü kullarını titreşimleriyle arındırıp cinsellik ve tensellikten uzaklaştırdığı sanılır. Ne kadar büyük bir yanılgı. Aslında org müziği saplantılı gevşekliği ve yumuşak mırıltısıyla Hıristiyanları dünyadan ve olağan işlerden kopartır, zihinlerini yalıtarak benzersiz ve farklı bir şeye yöneltir onları; çok doğru, genellikle Tanrı ve ruhun kurtuluşudur bu, ama bazen da günah, cehennem azabı ve kösnüdür, o saydam haz sözcüğünün uzaktan yakından çağrıştırdığı daha birçok şeydir.
- Mario Vargas Llosa
9 (1 oy)
5 beğen · 0 yorum · alıntı ·

Halil korkut

@blackgarden

Anımsadığım kadarıyla, sol kulağımı bir kavgada başka bir insan ısırıp koparmıştı. Ama kulağımın yerinde kalan ince yarıktan yeryüzündeki sesleri bütün ayrıntılarıyla işitebiliyorum. Üstelik, belli belirsiz ve güçbela da olsa görebiliyorum. Çünkü belki ilk bakışta pek anlaşılmıyor, ama ağzımın solundaki şu mavimtırak yumru aslında bir göz. Onun orada bulunması, işe yaraması, biçimleri ve renkleri algılaması, tıbbın yarattığı bir mucize, çağımızda meydana gelen olağanüstü gelişmelerin bir kanıtı. Oysa tümden karanlığa gömülmem işten bile değildi, çünkü o büyük yangından bir bombardıman mıydı, yoksa bir hükümet darbesi mi, anımsamıyorum sağ çıkanların hepsi oksitler yüzünden hem kör oldular, hem de saçlarını yitirdiler. Bense talihli çıktım, yalnızca bir gözümü yitirdim, öteki gözümü cerrahlar tam on altı ameliyattan sonra kurtarmayı başardılar. Gerçi gözkapağı yok ve sık sık yaşarıyor, ama yine de işime yarıyor, televizyon seyrederek vakit geçirebiliyor, en önemlisi de karşıma çıkan bir düşmanı hemen saptayabiliyorum.
- Mario Vargas Llosa
9 (1 oy)
4 beğen · 0 yorum · alıntı ·

Halil korkut

@blackgarden

Kollarım da yok, bacaklarım da, ama koptukları yerlerdeki yaralar ustalıkla iyileştirilip kapandığı, kuruyup sertleştiği için bir yerden bir yere kolaylıkla gidebiliyorum, gerekirse koşabiliyorum bile. Düşmanlarım şimdiye kadar beni bir türlü yakalayamadılar. Ellerimle ayaklarımı nasıl mı yitirdim? Belki bir iş kazasında, belki de annemin gebeliği rahat geçsin diye aldığı bir ilaç yüzünden (bilim ne yazık ki her zaman doğruyu bulamıyor).
- Mario Vargas Llosa
9 (1 oy)
6 beğen · 0 yorum · alıntı ·

Halil korkut

@blackgarden

Ben, yüzyıllar sonra Türkiye adını alacak bölgenin orta yerindeki, İonia ile Karia arasındaki küçük bir ülkenin, Lydia’nın Kralı Kandaules. Krallığımda bana en çok onur veren, ne ülkenin kuraklıktan çatlamış dağları, ne de gerektiğinde Phrygyalı ve Aiolialı saldırganlarla, Asya'dan gelen Dorlarla çarpışan, sınır boylarımızı yağmalamaya gelen Fenikeli, Lakedaimonlu çapulcuları, göçebe İskitleri bozguna uğratan keçi çobanlarım; beni en çok onurlandıran, karım Lucrecia'nın...
- Mario Vargas Llosa
9 (1 oy)
0 beğen · 0 yorum · alıntı ·

Halil korkut

@blackgarden

Sarayın önündeki alanda bitmek bilmeyen bir törene katılmıştık; krallığıma bağlı boylar bana armağanlar sunmaya gelmişlerdi. Hayvansı şarkılar kulaklarımızı sağır, atlıların cambazlıklarıyla savrulan toz toprak gözlerimizi kör etmişti neredeyse. Törende, ölülerin külleriyle hastaları iyileştiren büyücüler, topukları üstünde durmadan dönerek Tanrı’ya yakaran bir ermiş de vardı. Çok tuhaf bir adamdı bu ermiş. İnanç gücüyle kendinden geçmiş, döne döne dans ederken durmadan yükselen ve sanki bağırsaklarından gelen boğuk bir sesle habire soluk alıp veriyordu. En sonunda öyle bir an geldi ki, insandan bir burgaca dönüştü, dönerken vardığı hızdan adamı göremez olduk. Yeniden bedenine dönüp de durduğunda, süvari saldırısına katılmış bir savaş atı gibi kan ter içindeydi, sapsarı kesilmişti, Tanrı'yı ya da Tanrıları görmüşçesine şaşkın şaşkın bakıyordu.

........
- Mario Vargas Llosa
9 (1 oy)
0 beğen · 0 yorum · alıntı ·

Halil korkut

@blackgarden

Görünüm gerçekten korkutucuydu. Gemiler iyiden iyiye yaklaşınca, karaya çıkarma tekneleri onlardan koptu. Gemilerin tepesinden ayrılan helikopter, kulakları sağır edici bir uğultuyla Ada'ya yaklaştı ve önceden kararlaştırılmış, uygun bir noktada asılı kaldı. Sonra alçaldı, alçaldı. Uygun bir açıklığa kondu. Kapıları açıktı. İçerde çömelmiş, piyade tüfeklerini sıkı sıkı tutan, haki renkli insanlar görünüyordu. Gövdesinin yan tarafında kocaman beyaz bir yıldız ve ''Birleşik Devletler Piyadesi'' kelimeleri vardı.
3 beğen · 0 yorum · alıntı ·

Halil korkut

@blackgarden

Bronz hançerini çeken Albert, keskin ve yumuşak bir hareketle İmparatorun çadırının gergin kumaşını boydan boya kesti. Miğferinin kırmızı tüylü sorgucunu geriye doğru itti. Ocaktaki ateşin ölgün ışığında onu tanıyan Prensesin dudaklarının arasından boğuk, kısık bir çığlık koptu. Albert ona hiç ses çıkarmamasını, kendini izlemesini işaret etti.

Çadırın dışına çıkıp kumlara ayak bastıklarında bir lejyonerin zırhlı gövdesi karanlığın koynundan kopup üzerlerine doğru geldi. Bir savaş baltasının ışıltısı çakıp söndü. Savaşçının baltayı indirmesine kalmadan, Albert kenara çekildi. Ani bir vuruş, adamın şahdamarını kesmeğe yetmişti. Adam hiç ses çıkarmaksızın yere düştü.. Çölün kumu kanını içiyordu.

Beyaz aygırının sırtına atlayan Albert, çıplak Victorianın ayaklarını yerden kesip arkasına oturttu. Şöyle bir şahlanan at ileri, atıldı. Yumuşak ayak sesleri hiç duyulmaz oldu, adeta uçuyordu. Geride uyanan kampın sesleri duyuluyordu. Mısır gecesinin koynunda onları sadece sesler izledi.

Albert’in gizli vahasına vardıkları zaman, doyası a seviştiler...
2 beğen · 0 yorum · alıntı ·

Halil korkut

@blackgarden

Pansiyon sahibesinin, kaçırdığı iki akşam yemeğini hesaba katıp katmayacağını merak ediyordu. Birden böyle düşündüğü için suçluluk duygusuna kapıldı. Bir milyoner olmasına şunun şurasında sadece birkaç saat kalmıştı. Sonra evdeki şöminenin üzerinde asılı, çerçevesi işlemeli demirden, ,«Para bütün kötülüklerin anasıdır» yazılı küçük levhayı hatırladı.
3 beğen · 0 yorum · alıntı ·
/ 203