ara
Halil korkut
2.527 315

Halil korkut

@blackgarden

Mutluluğun esrarlı bir yanı yoktur. Mutsuz insanlar birbirlerine benzer. Uzun zaman
önce açılmış bazı yaralar, gerçekleşmemiş bazı dilekler, ayaklar altına alınmış gururlar, daha da kötüsü ilgisizlikle karşılanan aşk kıvılcımları, onlara yapışıp kalır; ya da kendileri onlara yapışır. Dolayısıyla her günlerini dünün bulutları altında yaşarlar. Mutlu insan ise arkasına dönüp bakmaz. İleriye de bakmaz. Böyle bir kişi anda yaşar.

Ama bunun da bir kusuru var. “An” asla bir şeyi veremez: Anlamı. Mutluluğun ve anlamın yolları aynı değildir. Mutluluğu bulmak için, kişinin sadece anda yaşaması gerekir; sadece an için yaşamaya ihtiyaç duyar. Ama eğer anlam istiyorsa hayallerinin, sırlarının, hayatının anlamı kişi ne kadar karanlık olursa olsun geçmişte, ne kadar belirsiz olursa olsun gelecek için yaşamalıdır. Böylece doğa mutluluk ve anlamı bizim için karıştırır ve bizden aralarında bir seçim yapmamızı bekler.
1 beğen · 0 yorum · alıntı

Halil korkut

@blackgarden

Hayal ettiğim şeyleri, yapmak istediğim şeyleri aklınıza bile getiremezsiniz dostum. Kadınlarla yetinmenin beni akıllı. uslu kılacağını hayal ediyordum; Cinsel organımda yoğunlaşan arzuların artık sizin organınıza yönelmeyeceğini hayal ediyordum; boş hayalmiş bu dostum; kendimi yoksun bırakmak istediğim zevkler ruhumda büyük bir şiddetle boy gösterdiler ve anladım ki insan benim gibi hovardalık için doğmuşsa eğer kendini frenlemeyi boşuna hayal etmemeli: Ateşli arzular bu frenleri çarçabuk parçalar. Sonuçta, dostum, ben amfibi bir hayvanım; her şeyi seviyorum, her şey beni eğlendiriyor, tüm türleri birleştirmek istiyorum; ama itiraf et kardeşim, şu tuhaf Dolmance’yi tanımayı istemek benim için tam bir zirzopluk olmaz mı? O ki, senin dediğine göre, ömründe hiçbir kadınla ahlâka uygun ilişki kuramamış biri. O ki ilkece bir sodomist ve yalnızca kendi cinsine tapmakla kalmıyor, bizim cinse bile ancak erkekler için kullanmayı alışkanlık haline getirdiği. pek sevdiği cilvelerle yaklaşıyor. Görüyorsun kardeşim. benim tuhaf fantezim bu işte: Bu yeni Jüpiter’in Ganymede'i olmak istiyorum, onun hazlarından, sefihliklerinden yararlanmak, zevk almak istiyorum, onun günahlarının kurbanı olmak istiyorum: şimdiye kadar, biliyorsun. kendimi bu şekilde yalnızca sana teslim ettim, o da minnet gereği, ya da bana bu şekilde davranmak için para alarak, yalnızca çıkar için kendini bu işe veren adamlarımdan birine; bugün ise artık ne minnet ne de heves için, yalnızca zevk için böyle davranacağım... Beni köleleştirmiş olan yöntemlerle bu tuhaf manyaklığa bağlayacak olanlar arasında akıl almaz bir farklılık görüyorum ve bunu anlamak istiyorum. Şu senin Dolmance’yi tarif et bana, yalvarırım. tarif et ki o gelmeden önce kafamda iyice oturtayım; biliyorsun. Geçen gün bir evde rastlamıştım ona. Yalnızca birkaç dakika birlikte olmuştuk.
1 beğen · 0 yorum · alıntı

Halil korkut

@blackgarden

Ve sizler. pek kibar hovardalar; siz ki, gençliğinizden beri. kendi arzularınızdan başka fren, heveslerinizden başka yasa bilmediniz, kinik, hayasız Dolmance size örnek olsun! Siz de onun gibi şehvetin sizin için hazırladığı çiçekli yolların tümünden geçmek istiyorsanız onun kadar ileri gidin; siz de onun ekolüne katılın ve bu hüzün dolu evrene kendisine rağmen fırlatılıp atılmış, insan denen bu zavallı yaratığın, ancak zevklerinin ve fantezilerinin alanını genişleterek, şehveti için her şeyi feda ederek yaşamın dikenleri üzerinden birkaç gül derlemeyi başarabileceğine inanın.
2 beğen · 0 yorum · alıntı

Halil korkut

@blackgarden

Bilumum yaş ve cinsiyetten şehvetperestler; bu kitabı yalnızca sizlere armağan ediyorum: Bu kitaptaki ilkelerle beslenin, sizin tutkularınızın destekçisidir onlar. Sevimsiz, duygusuz. kişiliksiz ve dalkavuk ahlâkçıların sizi korkuttukları bu tutkular, doğanın insanı eriştirmek istediği yere ulaştırmada kullandığı araçlardan başka bir şey değildir; tadına doyum olmaz
bu tutkulardan başkasına kulak vermeyin; sizi mutluluğa yalnızca bu tutkuların sesleri götürebilir.
1 beğen · 0 yorum · alıntı

Halil korkut

@blackgarden

Biliyor musun, kardeşim bugün için tasarladığımız tüm müstehcen planlar ve bende merak uyandıran şeyler hakkında biraz pişmanlık duyuyorum. Aslında dostum, sen çok hoşgörülü, çok anlayışlısın, bense aklı başında olmaya kendimi ne kadar zorlasam, şu lanetli kafam o kadar tahrik oluyor ve tam bir hovarda oluyorum. Benden kolayca vazgeçiyorsun, bu ise beni iyice mahvediyor... Yirmi altı yaşında artık sofu bir kadın olmam gerekirdi; oysaki hâlâ kadınların en taşkını, en sefihi benim...
1 beğen · 0 yorum · alıntı

Halil korkut

@blackgarden

Başka birinin otoritesine güvenmek, Aristoteles'in araştırmasının doğasına tamamen aykırıydı. Felsefenin doğasına da aykırıydı. Otorite tek başına hiçbir şeyi kanıtlamaz. Aristoteles'in kendine özgü yöntemleri soruşturma, araştırma ve açık bir şekilde akıl yürütmeydi. Felsefe tartışmayla, yanlış olma olasılığıyla, karşıt görüşlerle ve keşfedilen alternatiflerle gelişir. Neyse ki her çağda başka insanların böyle olması gerek dediği şeyler hakkında eleştirel düşünmeye hazır filozoflar vardı. Hemen hemen her konu hakkında eleştirel düşünmeye çabalayan filozoflardan biri de şüpheci Pyrrhon'du.
2 beğen · 0 yorum · alıntı

Halil korkut

@blackgarden

Yüksek bir yerden aynı boyutta bir ahşap ve metal parçası atsaydınız ne olurdu dersiniz?
Yere ilk düşen hangisi olurdu? Aristoteles ağır olanın, metal parçanın daha hızlı düşeceğini düşünmüştü. Aslında olan bu değildi. İkisi de aynı hızda düşüyordu. Ama Aristoteles doğru olduğunu söylediği için, ortaçağda herkes de bunun doğru olması gerektiğine inanıyordu. Başka bir kanıta gerek yoktu. On sekizinci yüzyılda Galileo Galilei'nin bunu sınamak için eğik Pisa Kulesinden ahşap bir topu ve savaş güneşini aşağı bıraktığı söylenir. İkisi de aynı anda yere ulaştılar. Yani Aristoteles yanılmıştı. Ne var ki, bunu çok daha önce göstermek de gayet kolay olurdu.
2 beğen · 0 yorum · alıntı

Halil korkut

@blackgarden

Peki, bu "mutluluk arayışı" ne anlama gelir? Günümüzde mutluluğu arayın dediğinizde çoğu kişi eğlenebilmenin bir yolunu düşünür. Belki de sizin için mutluluk, egzotik tatillere çıkmak, müzik festivallerine ya da partilere gitmek ya da arkadaşlarınızla zaman geçirmektir. Sevdiğiniz kitapla bir yere kıvrılmak ya da bir sanat galerisini gezmek anlamına da gelebilir. Aristoteles'e göre tüm bunlar iyi bir yaşamın parçası olabilirdi ama yaşamanın en iyi yolunun dışarıya çıkmak ve haz aramak olduğuna kesinlikle inanmıyordu. Aristoteles'e göre bu tek başına iyi bir yaşam olmazdı. Aristoteles'in kullandığı Yunanca sözcük ("you-die-moania" diye telaffuz edilen, fakat anlamı zıt olan) eudaimonia idi. Sözcük bazen "mutluluk"tan ziyade "serpilme" ya da "başarı" olarak da çevrilir. Eudaimonia mango aromalı dondurma yediğinizde ya da tuttuğunuz takım maçı kazandığında tadacağınız hoş hislerden daha fazlasıdır. Gelip geçici mutluluk anları ya da kendinizi nasıl hissettiğinizle ilgili değildir. Bundan daha nesneldir. Günümüzde mutluluk dediğimizde aklımıza kendimizi nasıl hissettiğimizden başka bir şey gelmediği için onu kavramak epey güçtür.
2 beğen · 0 yorum · alıntı

Halil korkut

@blackgarden

Platon oturduğu yerden felsefe yapmaktan hoşnut olabilirdi ama Aristoteles duyularımızla deneyimlediğimiz gerçekliği keşfetmek istiyordu. Hocasının Formlar Teorisini reddetmiş, bunun yerine, herhangi bir genel kategoriyi anlamanın yolunun, onun tikel örneklerini incelemek olduğuna inanmıştı. Yani bir kedinin ne olduğunu anlamak istiyorsanız kedi Formu hakkında soyut düşünmek yerine, gerçek kedilere bakmalıydınız.
1 beğen · 0 yorum · alıntı

Halil korkut

@blackgarden

Aristoteles, Platon'un, Platon da Sokrates'in öğrencisiydi. Dolayısıyla bu büyük düşünürler bir zincirin halkalarını oluşturur: Sokrates-Platon-Aristoteles. Zaten hep böyle değil midir? Dâhiler genellikle yoktan var olmazlar. Çoğunun onlara ilham veren bir hocası olmuştur ancak bu üç düşünürün düşünceleri birbirinden çok farklıydı. Öğrendiklerini papağan gibi yinelememişlerdi. Her birinin özgün bir yaklaşımı vardı. Basitçe ifade edersek, Sokrates iyi bir konuşmacı, Platon başarılı bir yazar, Aristoteles ise her şeyle ilgilenen biriydi. Sokrates ve Platon gördüğümüz dünyayı, yalnızca soyut felsefi düşünceyle ulaşılabilecek olan hakiki gerçekliğin soluk bir yansıması olarak düşünüyordu; Aristoteles ise tam aksine, çevresindeki her şeyin ayrıntısıyla büyülenmişti.
0 beğen · 0 yorum · alıntı
/ 188