up
ara
profil foto

D.B.

Kitaplar ebedi kalan dostlardır...
D.B.

D.B.

@db

Yekta Kopan'ın son kitabı Aile Çay Bahçesi'nde Müzeyyen’in hikayesini görüyoruz. Annesinin kuzusu, babaannesinin biriciği olan derslerinde son derece başarılı, öğretmenleri ve arkadaşları tarafından sevilen, akıllı, uslu, hanım hanımcık Müzeyyen'in hayatı, bir kardeşinin olacağını öğrendiği gün alt üst olur. Müzeyyen, ''O güne kadar ailesini üzecek hiçbir kötülük yapmamıştır, hep iyi ve örnek bir kız çocuğu olmak için uğraşmıştır ve büyüklerinin sözünü hep dinlemiştir. O halde ne suç işlemiştir de böyle bir cezayı hak etmiştir'' diye düşünür. Zamanla kendi iç dünyasındaki bu alıp vermeler, bu kurmalar kardeşine karşı bir öfke, bir kızgınlık beslemesine yol açar. Bu duygular, annesinin bir kaza sonucu ölmesiyle hat safhaya ulaşır ve kardeşinden nefret etmeye başlar. Bu acı kaybın ardından babaannenin aileyi bir arada tutma çabalarına rağmen kardeşler birbirinden zamanla koparlar ve araya giren yıllarla birlikte iyice birbirlerinden uzaklaşırlar. Babalarının ölüm döşeğinde olduğu haberini öğrenip bir araya geldikleri güne kadar da birbirlerinden bir haber yaşarlar. Bu tekrar bir araya geliş Müzeyyen'in yıllarca baskılamış olduğu o nefret duygularını su yüzüne çıkarır. Bugüne kadar sadece kendi iç dünyasında, kendi kabuğunda yaşadığı bu duygularla artık yüzleşmek zorunda kalacaktır...

Aile Çay Bahçesi, son zamanlarda adını sıkça duyduğum ve çoğu kişinin övgüyle söz ettiği bir kitaptı. Böyle fazlaca abartılarak beğenilen ve popüler olan bazı kitapların ben de hayal kırıklığı yarattığı olmuştur. Buna rağmen bu kitaba bir şans vereyim dedim ve kitapçıya gittiğim zaman ilk işim Aile Çay Bahçesi’ni almak oldu. Her zaman yaptığım gibi arka kapaktaki tanıtım yazısını hemen okudum ve çok iddialı şu satırlar dikkatimi çekti: ''Çoğu kadının kendinden izler bulacağı unutulmaz bir kahraman var: Müzeyyen…Aile yaşamının gizli şiddetine başkaldıran, kardeşinin doğumuyla kendi varlığının silinmeye başladığını hisseden bir kadın…''

Bu satırları okuyunca açıkçası nasıl bir kadın karakter yaratılmıştı, bu kadın karakter nasıl bir aile şiddetine maruz kalmıştı, nasıl başkaldırmıştı ve nasıl bir mücadele yolunu seçmişti vs. gibi sorular kafamda dolanmaya başladı ve kitap hakkında umutlarım arttı. Akşam 9 gibi başladığım romanı gece 1-2 gibi bitirdim. Kitabı bir solukta okuyuşum çok beğendiğimden dolayı değil, aksine ortalarına doğru bende hayal kırıklığı yaratan kitabın yazar tarafından artık nasıl bitirileceğini öğrenmek içindi.

Evet Aile Çay Bahçesi sade ve akıcı bir dile sahip bir kitap, çoğu okuru memnun edecek hayattan izler taşıyan bölümlere ve etkileyici bazı cümlelere de sahip. Ama ben de çok büyük izler bırakan bir eser olmadı açıkçası. Neden mi? Çünkü kitabın arka kapağındaki iddialı yazıdaki gibi öyle unutulmaz, aile şiddetine baş kaldıran duygusal veya edebi açıdan sarsıcı nitelikte bir kahraman göremedim ben. Karakterler arasındaki hesaplaşmalar ve yüzleşmeler, karakterlerin iç dünyaları, acı kayıplarının ardından çocukluk ve gençlik dönemlerinde yaşadıkları sıkıntılar ve birbirlerini anlamamış, tanımamış olmanın sonucu olarak edindikleri ön yargılar ve nefretler belki daha çarpıcı ve derinlemesine işlenebilseydi o zaman kitap ben de beklenen etkiyi yaratırdı diye düşünüyorum...
ataç ikon Aile Çay Bahçesi
kitaba 5 verdi
2 beğen · 0 yorum
D.B.

D.B.

@db

Orhan Veli’nin 1947-1950 yıllarında yazdığı 62 mektupla, gerçekten yürek burkan, buram buram özlem, hasret ve hüzün kokan kırık bir aşk hikayesine tanıklık etmiş oluyorsunuz. Kitapta her ne kadar tek taraflı bir yazışmaya şahit olsak da, Orhan Veli’nin cevaplarından Nahit Hanım’ın ne derece kaprisli, huysuz, hesap soran ve zor bir kadın olduğunu hissedebiliyorsunuz. Mektuplarda şairin sürekli özleminden ve sevgisinin büyüklüğünden bahsetmesinden, Nahit Hanım’ın yolunu gözlemesinden, sürekli ne zaman geleceğini sormasından, en ince ayrıntısına kadar İstanbul’daki hayatının ve yaptıklarının hesabını vermesinden, kendini sevdiği kadına devamlı inandırmak için çabalamasından bu aşk hikayesinde, daha çok seven ve tutkulu taraf sanki Orhan Veli’ymiş gibi geliyor insana. Dolayısıyla Orhan Veli’nin düştüğü bu duruma üzülüyor ve elinizde olmadan Nahit Hanım’a büyük bir kızgınlık duyuyorsunuz. Her sayfada, her satırda ve her sözcükte kavuşamamanın, mesafelerin, engellerin ve imkansızlıkların yarattığı o çaresizlikleri, psikolojik sıkıntıları, duygusal iniş ve çıkışları gördükçe kalbiniz sızlıyor…

Tabi bu mektuplarda sadece bir aşk hikayesine değil ayrıca o dönemde ülkede yaşanan bazı siyasi gelişmelere, şairin edebiyat ve sanat dünyasından birçok isimle kurduğu dostluk ilişkilerine, at yarışı ve piyango merakına, para ve iş bulma sıkıntılarına, bir paltoya, bir ayakkabıya muhtaç kaldığı hatta mektubunu göndermek için bir pul parası bile bulamadığı günlere tanık oluyorsunuz…Bu kadar ortak dostlarına, aralarında bu kadar laf getirip götüren kişilere ve dedikodulara rağmen bu ilişki nasıl gizli saklı kalmıştır, yine Nahit hanım boşanmayıp şairle ilişkisini uzun yıllar niye böyle sürdürmeyi tercih etmiştir gibi noktalar okuyucu için tam bir muammadır. Kitapta sadece Orhan Veli tarafıyla bu ilişkiyi değerlendirdiğimiz için Nahit Hanım'a kızgınlığımız ne derece doğrudur orası tartışılır. Belki Nahit Hanım’ın da mektupları olsaydı bakış açımız farklı olabilirdi veya bazı şeyleri daha iyi anlamlandırabilirdik. Ayrıca Orhan Veli'nin bu mektuplarda birçok ayrıntıya yer vermesine rağmen, Sabahattin Ali'yle yakın dostluğu itibariyle öldürülmesinden hiç bahsetmemesi açıkçası tuhaf geldi bana.

Sonuç olarak benim için şairin duygu dünyasını keşfetmek, edebiyat dünyasına damgasını vurmuş ve hepimizin hayranlığını kazanmış şiirlerinin oluşum aşamasını ve ham halini görmek, dostluklarını ve meraklarını öğrenmek açısından keyifli bir okuma oldu, kitapsever arkadaşlara tavsiye ederim...
5 beğen · 2 yorum
Mehtap Ç. (@fulya68)
Çok detaylı ve faydalı bir inceleme olmuş. Kendi adıma teşekkür ederim :)
03.08.14 beğen cevap
D.B. (@db)
Uzun zamandır yoktum dolayısıyla yorumunuzu yeni gördüm. Kitabı tamamlamanın
ardından sizde bıraktığı izler, duygular çok taze ve yoğun olduğu için aslında çok şey yazmak istiyorsunuz. Sonra okurları sıkmamak adına kısa tutayım dedim. Bu hali de faydalı olduysa ne mutlu bana, ben teşekkür ederim :))
10.08.14 beğen cevap
D.B.

D.B.

@db

Dönüş, Gizli Anların Yolcusu ve Bora'nın Kitabı'nı tamamlayan son eser, yani üçlemenin sonuncusu. Ama tek başına da okunabilecek, akıcı, sürükleyici ve finaliyle de sizi şaşırtan bir kitap.
ataç ikon Dönüş
kitaba 8 verdi
0 beğen · 0 yorum
D.B.

D.B.

@db

Gerçek bir öyküyü anlatan Adı: Aylin, Ayşe Kulin'in ilk okuduğum kitabıydı. Sizi içine alan sürükleyici dili ve etkileyici anlatımıyla çok beğendiğim bir kitap olmuştu...
ataç ikon Adı Aylin
kitaba 7 verdi
0 beğen · 0 yorum
D.B.

D.B.

@db

Psikolojiye ilgimden dolayı içeriğini merak edip aldığım bir kitaptı. Okuyunca açıkçası beklediğimi bulamadım.

Evet, kitapta anlatılan bazı olaylar ilginç ve dikkat çekiciydi. Ayrıca doktorun üniversite yıllarından şuan ki konumuna geliş öyküsünü, incelediği olaylar eşliğinde hayata bakışının nereden nereye geldiğini, tecrübelerinin nasıl arttığını görüyorsunuz kitapta. Bu açılardan güzel.

Psikolojik anlamda çok derin incelemeler ve ağır bir tıbbi terminoloji tabi ki beklemiyorsunuz ama çok sade ve günlük dilde yazılmış, edebi yönü olmayan, sadece vakit geçirmek için okunabilecek bir kitap diyebilirim.
2 beğen · 0 yorum