ara

ElestirmenAdam

Her İnsan küçük bir devlettir. Her insanın kendine göre yasaları ve kuralları vardır. Eleştiri, inceleme, tavsiye ve motivasyon yazıları yazan bir yazarım. İş ve Ortaklık İçin İletişim: [email protected] websitem:http://www.elestirmenadam.com/

ElestirmenAdam

@elestirmenadam

Cumhuriyet
Cumhuriyet
CUMHURİYET ŞİİRİ
İnsan akıllanmadıkça olmaz tabi dünyada HÜRRİYET
Girer düşman ülkene kalmaz tek bir MAHREMİYET
Sarmışsa ülkenin dört bir yanını CAHİLİYET
Sen uyanmadıkça ne İSLAMİYET kalır ne CUMHURİYET

Varsa içinde ülkene karşı bir NEFSANİYET*
Sende ne akıl vardır ne de küçük bir İNSANİYET
Düşmanına karşı bile olsun içinde ADALET
İşte o zaman görünür yüzünde ve duruşunda ASALET

Göster ülkenin toprağına her adımda HASSASİYET
Okuyarak, Çalışarak ve düşünerek ulaşacağın yerdir HAKKANİYET
Devir değişti diyerek gösterme Atalarına MAZARET
Kanla kazanıldı ve asla kaybedilemez CUMHURİYET !

*Nefsaniyet:Düşmanlık duygusu, kin besleme

Okuduğun için teşekkür ederim, kendine iyi bak.
Görüşmek üzere... (Bu mesaj sadece iyi insanlar için yazılmıştır.) EleştirmenAdam.
1 beğeni · 0 yorum

ElestirmenAdam

@elestirmenadam

Kadınların Kendini Ezdirmesi
Kadınların Kendini Ezdirmesi
Merhaba ben, EleştirmenAdam. Bugün kadınların kendini ezdirmesi hakkında eleştiri yazısını yayınladım. İyi okumalar dilerim.

Eskiden kadınları anladığımı sanıyordum. Ta ki onları gerçekten anlamaya çalışana kadar. Bazı kadınlar neden parası olan erkeklerle sevmese de evleniyor ve evlendikleri kişinin onlara eziyet etmesine katlanıyorlar anlamıyorum. Düşünsenize dünyaya bir sefer gelme hakkınız var ve o hakkınızı da para uğruna eziyet çekerek harcıyorsunuz. Bazı kadınlar neden bu kadar çabuk kandırılıyor? Sevgilisi veya kocası ne yaparsa yapsın onlar özür dilediklerinde hemen onları tekrar kabul ediyorlar (bu arada hatadan kastım küçük hatalar değildir, herkes hata yapar.) Karşısındaki adamı gerçekten tanımadan evlendikten sonra apar topar çocuk yapıyorlar. “Biz zayıf değiliz” diye bağırıyorlar fakat neden kendilerini hep ezdiriyorlar? Kocası onu ne kadar döverse dövsün ne kadar eziyet ederse etsin neden boşanmıyorlar? Çünkü kocaları onları öldürüyor da ondan. Bu yüzden hiçbir kadın kendini ezik, güçsüz ve saf görmemeli. Kendini eğitmeli, ne olursa olsun bedenini satmamalı. Kendi gibi akıllı, zeki biriyle evlenmeli. İçinin ısınmadığı insanları çevresine bulaştırmadan hemen uzaklaştırmalı. Çalışmalı, çabalamalı, kendini işe yaramaz biri gibi görmemeli. Fakat kendini de diğer insanlardan üstün görmemeli (Bu her cins için geçerlidir.) İnsanların onu vücuduyla değil de zekasıyla anması için çok okumalı, kendini geliştirmeli. Hayatı sanki başkasına bağlıymış gibi düşünmek yerine, ÖZGÜR yaşamalı.

Okuduğun için teşekkür ederim, kendine iyi bak.
benim için değerlisin, kendine değer ver.
Görüşmek üzere, hoşça kal… (Bu mesaj sadece iyi insanlar için yazılmıştır.) EleştirmenAdam.

Websitesi:http://www.elestirmenadam.com
5 beğeni · 1 yorum
E.A. (@ea)
Çok kötü yazı, okumuş bulundum. Kendi çevrenden yola çıkıp kadınların kendilerini ezdirdiği kanısına varman, parası için biriyle birlikte olanı, zekası için biriyle birlikte olanla aynı şey olarak göremeyip eziyet çektiğini düşünmen, kendince kadınların neyle anılması gerektiğine karar vermen falan çok vahim..Vücuduyla anılmanın nesi kötü? ya da zekayla anılmanın nesi daha güzel?..isteyen zekasıyla anılmak ister bu yönde çaba gösterir isteyen vücuduyla, isteyen ikisiyle..Öyle bi demişsin ki sanki erkelerin hepsi atomu parçalıyor, uzayı keşfe falan çıkıyor da kadınların erkeklere yetişmesi için zekasını geliştirmesi gerek gibi...Özgürlük demişsin, özgürlükten kastın "kadınların zekasını geliştirmek için çabalaması" haliyle bu birine özgür düşüme yolunda tavsiye vermek değil, kendi fikrini empoze etmeye çalışmak oluyor. Birisiyle parası için birlikte olan bi kadının da özgür olabildiğinin farkında değilsin ayrıca.. durup dururken sinirlendim yine.
01.05.18 beğen 7 cevap

ElestirmenAdam

@elestirmenadam

Yazarlık Hakkında - Eleştiri
Yazarlık Hakkında - Eleştiri
Merhaba ben, EleştirmenAdam. Bugün yazarlık hakkında düşüncelerimi bir Eleştiri yazısı olarak sizlerle paylaşıyorum. Keyifli okumalar dilerim.

Yazarlık nedir? Yazarlık sadece yazmak mıdır? Hayır değildir. Yazarlık çok yüce bir kavramdır. Önüne gelen herkes yazar olamaz. Yazar denilen kişi insanların geleceğini aydınlatması gerekir. Eğer bir yazar bir insanı geriletiyorsa o yazar değildir. Bu gerileme sakın yanlış anlaşılmasın bazı doğrular, hatta çoğu doğrular geçmişte kaldı. Bu yüzden “geriletiyorsa” değil de “yanlış yönlendiriyorsa” demek daha doğru olur. Yazarlık, öyle iki güne olunacak bir şeyde değildir. İnsan yazar olmak istiyorsa bütün hayatını buna adamalıdır. Yani ben “gerçek bir yazar” değilim. Ben sadece kendimi yazmaya mecbur hissettiğim için yazıyorum. Yazar olan bir insan hissetmelidir. Öfkeyi, adaletsizliği, ahlaksızlığı, insanların doğru bildiği yanlışları, yanlış bildiği doğruları, aşkı, sevgiyi, yalanı, ihaneti, cahilliği bilmelidir. Görmelidir dünyadaki her ayrıntıyı. Yaşarken dünyanın derdini görüp acı çekerek yorulmalıdır. Yazar olmak kolay değildir. Yazar denilen insan zeki olmalıdır. Benim için çoğu gerçek yazarlar eski yazarlardır. Dönüp bir bakalım eski yazarlara: edebiyat mezunu, felsefe mezunu, sanat bölümlerinden mezunlar ve birçok dil biliyorlar sadece kendi dillerindeki kitapları değil birçok kitabı çevirip okuyabiliyorlar. Tabi yazar olmak için çok dil bilmeniz ya da üniversiteler bitirmeniz gerekmez. Gerçekten hissetmeli ve hissettiklerinizi yazmalısınız. Yazmaya aşık olmalısınız. Eski yazarlar eğitimli insanlardır, sanattan anlayan insanlardır. Bu insanların kitaplarını okursanız size bir şey katar. Fakat birde yeni nesil yazarlara bakalım: bazıları şarkıcı, bazıları sosyal medya fenomeni, kimi Survivor yarışmasında tuhaf hareketler sergiliyor. Kitaplarına bakarsak da bomboş, insana bir şey katmayan saçma sapan aşk hikayeleri. Bu kitapların çoğu ticari amaçlarla yazılmıştır, eski kitaplar ise yol gösterme amacıyla yazılmıştır. Bu kendi işlerinden başka işlere karışan insanlar yüzündense yeni nesilin düzgün yazarları yok oluyor. İşin kötüsü insanlar gerçek yazarların kitaplarını değil, bu ticari amaçlarla yazılan kitapları alıyorlar. Böyle olduğu içinde toplum salaklaşıyor, salaklaştıkça da yok oluyor. İnsanların görmesi ve gerçek yazarların çoğalması dileğiyle…

Not: Bu eleştiri bütün yeni nesil yazarlara değil, kendini yazar sanan asalaklar için yazılmıştır.

Okuduğun için teşekkür ederim, kendine iyi bak.
benim için değerlisin, kendine değer ver. (Bu mesaj sadece iyi insanlar için yazılmıştır.) EleştirmenAdam.
2 beğeni · 0 yorum

ElestirmenAdam

@elestirmenadam

Şöhret Ve Şan
Şöhret Ve Şan
Şimdiki gençlerin istediği sadece şöhret ve şan
Elde edemezler yaptıklarıyla şöhret ve şan
Bunu anlatırken onlara,
Oldum ben perişan.

Sözlerimle aldım cahillere nişan
Bilgiyi kabul etmeyenin değeridir kaşan*
En sevdiğim insandır bilgiye koşan
İnsanları bilgilendirmek eder beni huruşan*.

Kaşan: Binek Hayvan Sidiği
Huruşan Coşmuş Olan


Okuduğun için teşekkür ederim, kendine iyi bak.
Görüşmek üzere, sağlıcakla kal... EleştirmenAdam.
4 beğeni · 4 yorum
Gökdeniz mert (@pote)
Tam söylediğiniz gibi
29.04.18 beğen 1 cevap
Melike (@hiiccc)
Kendi kendine okuyor musun bunu hiç. Sonra “evlat olsa sevilmez” diyor musun şiire ..
29.04.18 beğen cevap

ElestirmenAdam

@elestirmenadam

Bir gün padişah vehbi efendi’yi yanına çağırır ve: “bana öyle bir şiir yaz ki bir mısrasını okuyunca içimden seni öldürmek, bir sonrakini okuyunca ise ödüllendirmek gelsin” der. Padişahın emri üzerine Vehbi’nin hazırladığı divan edebiyatının en güzel ve en eğlenceli “rücû” örneği ortaya çıkar.

Azm-u hamam edelim, sürtüştürem ben sana,
Kese ile sabunu, rahat etsin cism-u can.

Lal-u şarap içurem ve ıslatıp geçirem,
Parmağına yüzüğü, hatem-i zer drahsan.

Eğil eğil sokayım, iki tutam az mıdır?
Lale ile sümbülü kakülüne nevcivan.

Diz çökerek önüne ılık ılık akıtam,
Bir gümüş ibrik ile destine ab-i revan.

Salınarak giderken arkandan ben sokayım,
Ard eteğin beline, olmasın çamur aman.

Kulaklarından tutam, dibine kadar sokam,
Sahtiyenden çizmeyi, olasın yola revan.

Öyle bir sokayım ki, kalmasın dışarda hiç,
Düşmanın bağrına, hançerimi nagehan.

Eğer arzu edersen, ben ağzına vereyim,
Yeter ki sen kulundan lokum iste her zaman.

Herkese vermektesin, bir de bana versene,
Avuç avuç altını, olsun kulun şaduman.

Sen her zaman gelesin, ben Vehbi’ye veresin,
Esselamun aleyküm ve aleykümselam.

(Mynet.com dan alıntıdır.)
0 beğeni · 0 yorum

ElestirmenAdam

@elestirmenadam

İstanbul Türküsü - Orhan Veli Kanık
https://www.youtube.com/w...h?v=KiTAS9eSyig

Tarifsiz kederler içindeyim...
Orhan Veli Kanık
ünlüye puan vermedi, inceleme eklemedi.
3 beğeni · 0 yorum

ElestirmenAdam

@elestirmenadam

Olunmaz
Olunmaz
Yazmayı bilerek,
yazar olunmaz.
Okumayı bilerek,
okur olunmaz.


Sevmeyi bilerek,
aşık olunmaz.
hacca giderek,
hoca olunmaz.


Kasapta çalışarak,
kasap olunmaz.
Neşter tutmayı bilerek,
doktor olunmaz.


Aşk acısı çekerek,
şair olunmaz.
kendini geliştirmeyerek,
gelişmiş olunmaz.


Mevla’yı bilerek,
mümin olunmaz.
Bol giyinerek, sakal bırakarak,
şeyh olunmaz.


Kendi derdine düşerek,
dertli olunmaz.
kitap yazarak,
aydın olunmaz.


İnsanları yanlış yola götürerek,
sanatkar olunmaz.
arkadan kuyu kazarak,
dost olunmaz.


Hayvanlara eziyet ederek,
insan olunmaz.
yere tükürerek,
eğitimli olunmaz.


Çok kitap okuyarak,
bilgili olunmaz.
geceleri uyumayarak,
zeki olunmaz.


Dosta küfür ederek,
samimi olunmaz.
nankörlük ederek,
haysiyetli olunmaz.


İsmin Sinan olmakla,
mimar olunmaz.
sadece zengin olmakla,
akıllı olunmaz.


Taklit ederek,
başarılı olunmaz.
insan seçerek,
terbiyeli olunmaz.


Çıplak gezerek,
medeni olunmaz.
Atalara saygı göstermeyerek,
milliyetçi olunmaz.


Yanlışı düzelterek,
medeni olunmaz.
inançlara söverek,
Adam olum olunmaz.


Okuduğun için teşekkür ederim, kendine iyi bak.
Kendine değer ver, görüşmek üzere... (Bu mesaj sadece iyi insanlar için yazılmıştır.)
27 beğeni · 7 yorum
kübra (@namtenahi)
?
24.04.18 beğen 2 cevap
Eda Nur Yıldız (@itapsevenbayan)
:))
25.04.18 beğen 1 cevap
CEVİZKABUĞU (@karacurin)
9.mısra bana hitap ediyor ve çok beğendim ? 11.mısra ise harkulade ve/de güldürdü.?
25.04.18 beğen 1 cevap

ElestirmenAdam

@elestirmenadam

Tenkit
Olgun bir adamı dost edinmek istiyorsanız tenkit edin, basit bir adamı dost edinmek istiyorsanız methedin.
- Şeyh Sadi Şirazi
11 beğeni · 1 yorum
Merve (@hempa)
"Rızâ hâlindeki kişinin dostluğuna inanmam, kızdırdığım bu kişinin gazab hâlindeki dostluğuna inanırım."
22.04.18 beğen 2 cevap

ElestirmenAdam

@elestirmenadam

Unutmak
Hikayeyi başlatan unutulur da, son noktayı koyan zor unutulur.
3 beğeni · 0 yorum

ElestirmenAdam

@elestirmenadam

AŞK ÖYKÜSÜ | DENEME YAZISI
AŞK ÖYKÜSÜ | DENEME YAZISI
Teknolojinin çok ilerlediği zamanlarda, artık insanlar yemek yapmıyor, onların yerine robotlar yemek yapıyordu. Dünyada çok az sayıda ağaç kalmış ve insanlar bu ağaçları koruyamıyorlardı. İnsanlar sadece ezbere evleniyor, kimse şarkı söylemiyor, hiç kimse ibadet etmiyordu. İnsanlar çalışmak yerine yan gelip yatıyorlardı. Hiç kimse kitap okumuyor, çocuklar dışarıda oyun oynamıyor, gençler toplaşıp gezmiyor, yetişkinler oturup sohbet etmiyorlardı. Şiir yazan, hikaye yazan ve hatta herhangi bir şey yazan bile yoktu. İnsanlar çok cahil ve çalışmadıklarına rağmen yorgun ve bitkindi. Sanat uğruna hiçbir şey yoktu, kısacası insanlar hissetmeyi unutmuştu. Bu tembel, umursamaz, hissetmez insanların arasında üç çok yakın arkadaş vardı; birincisi hafif kısa boylu esmer Zekeriya’ydı, ikincisi de hafif kısa boylu esmer adı ise Nurettin idi, üçüncüsü yani sonuncusu diğer arkadaşlarından uzun beyaz tenli Musa’ydı. Bu üç arkadaş her şeyin olmasa da bazı şeylerin farkındaydı. Düşüncelerini diğer insanlara anlattıklarında ayıplanıyorlar, bir sürü hakarete maruz kalıyorlardı. Aralarından adı Zekeriya olanı bir gün gizlice ağaç dikerken, toprağı eştiğinde üzeri toprakla pislenmiş bir kitap gördü. Bu yaklaşık on, on-beş yıldır görmediği bir şey olan kitabı büyük bir sevinçle ve içindeki sayfalara toprak bulaşmamış olmamasını dileyerek kitabı aldı. Kitabın kapağını eliyle sildi, kitabın adı “Aşk’tı”. Hemen kitabı saklayarak, ağacı dikti. Yoldan geçen insanlar onu görünce koşarak evine gidip odasına kapandı. Kitabı keyifle okudu. Her gün beş-altı kere okuyordu. Kitabın konusu kapağından da anlaşılacak üzere “Aşk” üzerineydi; sevgili aşkı, tanrı aşkı, doğa aşkı, kitap aşkı, yazma aşkı, yemek aşkı, sohbet aşkı, dost aşkı… gibi bir sürü konuyu barındırıyordu. Kitaptaki en sonuncu konu, eğer aşk kaybolsaydı ne olurdu? Soruna cevaben yazılmıştı. Zekeriya bu konuyu her okuduğunda gözünün önüne şu an yaşadığı dünya geliyordu. Aklına bir fikir geldi, arkadaşlarıyla bir buluşma ayarladı. Arkadaşları merak içinde, Zekeriya’nın aklındakileri sordu o da şuna benzer bir şekilde anlattı:” Geçenlerde fidan dikerken bu kitapla karşılaştım. Kitapta bir sürü aşk konusu var ve en sonda ise eğer aşk olmasaydı ne olurdu? Konusu var. Yıllardır şu anki dünyanın neden bu hale geldiğini düşünüp, tartışıp duruyoruz. İşte bu kitap bize söylüyor. Dünyamızın bu şekilde olması aşkın yok oluşundandır. Bugünden sonra bizim görevimiz: aşkı tekrardan canlandırarak, dünyanı eski haline döndürmektir.” Kitabı Nurettin’e verdi, okuduktan sonra Musa’ya vermesini söyledi. Bir hafta sonra, buluşup görev dağılımı yapmaları gerektiğini de ekledi. Böylece bu üç dost Aşk’ın ilkelerinden üçünü gerçekleştirmiş oldu: birincisi muhabbet etmek, ikincisi kitap okumak ve üçüncüsü paylaşmaktı. Ertesi gün, Zekeriya uyandığında çıktı, insanların bazılarının muhabbet ettiklerini gördü. Büyük bir zafer kazanmış gibi büyük bir zaferle tebessüm etti. Kitap okuyan birileri var mı diye merak etti. Koşarak bütün evlere bakındı, fakat kimse kitap okumuyordu. Demek ki daha demin gördüğü muhabbet eden insanlar sadece bir tesadüftü. Koşmaktan bitap düşmüş bir halde eve gelip yatağına uzandı. Gözlerini kapadığı sırada hemen bir daha açtı. Alt katta oturan komşunun çocuğu sanki bir şey okuyormuş gibi geldi. Yatağından zıpladığı gibi koşarak hemen alt katın kapısına gidip, kapıyı çaldı. Çocuğun annesi kapıyı açtığı anda, Zekeriya hemen içeri daldı, çocuğun odasına koştu, çocuğun odasına girdiğinde derin bir “Oh” çekti. Çocuk kitap okuyordu. Çocuğun annesi telaşla “Ne oldu?” diye sordu. Zekeriya da çocuğun kitap okuduğunu duyduğunu ve çok beğendiği için geldiğini söyledi. Çocuk bir an durduktan sonra “İstersen okuyabilirsin, al” dedi. Zekeriya bir kez daha “Oh” çekti çünkü paylaşmakta, başarılı olmuştu. Çocuğun alnından öptükten sonra hızlıca evine çıktı, zafer kazanmış edasıyla yatağına uzanıp hayaller kurdu. Bir hafta sonra buluştuklarında, Nurettin arkadaşlarının elini sıkıp, sarılarak dünyaya Samimiyet ve Dostluk aşkını kazandırdı. Daha sonra herkes kendisi için hazırladığı yapacaklar listesini okumaya başladı. Musa anlatmaya başladı:” Ben şehrin meydanında saz çalarak insanlara müzik aşkını hatırlatabilirim. Dedemin, dedesinden kalan tabloları sergileyerek sanat aşkını ve hissetmeyi hatırlatabilirim.” Nurettin devam etti: “Ben fıkralar anlatarak insanlara hem gülmeyi hem de düşünmeyi hatırlatabilirim, şarkı söyleyerek insanlara şarkının ne kadar güzel ve özgür olduğunu hatırlatabilirim. Şehrin dışındaki terkedilmiş hayvanları şehre getirerek insanlara tekrar hayvan sevgisinin ne olduğunu gösteririm. Musa ekledi: “Küçük yeğenlerimi sokakta oyun oynatarak, çocuklara oyunların verdiği zevki ve yetiştiriciliği tekrar kazandırabilirim.” Zekeriya anlatmaya başladı:” Bende öykü, hikaye yazarak yazma aşkını, insanların bilmediği konularda makaleler yazarak öğrenme aşkını, sokaklarda gezip gördüğüm her insana düşünce özgürlüğünü öğreterek özgürlük aşkını dünyaya kazandırabilirim.” Nurettin devam etti:” Ben anneme yemek yaptırarak yemek yapma aşkını ve ev yeme aşkını getirebilirim.” Musa ekledi: “üçümüz birden ibadethaneye giderek ibadet ettikten sonra Tanrı aşkını, ibadet aşkını, güven aşkını, sadakat aşkını, minnet ve şükür aşkını kazandırabiliriz.” Böylece üç arkadaş ertesi gün başladılar işlerini yapmaya böylece birlikte çalışma aşkını da beraberlerinde getirdiler. Her geçen gün dünya daha da güzelleşti. Güneş daha güzel ışıtmaya başladı, içekler açmaya, yeşillik alanlar çoğalmaya başladı hatta insanlar spor yapmaya bile başladı. Diğer aşklar kendiliğinden gelmeye başladı, kelebekler ve arılar çiçekten çiçeğe konmaya başladı. Kocaman gökdelenler yıkılmaya yerine daha küçük fakat daha samimi olan evler yapılmaya başladı. İnsanlar artık sabahları uyanıp kahvaltı yapar, çiçeklerini sular komşularını ziyaret etmeye başladı. Gençler; kitap okur, aralarında tartışır, kendi fikirlerini ve kendi düşüncelerini beyan etmeye başladılar. Okullar tekrar açıldı çocuklar okuma yazma öğrenmeye başladılar. Göl, dere kenarlarında çocuklar ve gençler gezip şarkılar söylemeye başladılar. Kısacası hemen hemen her şey düzeldi, düzelmeye de devam etti. Üç arkadaş tekrar toplanmış; çok önemli, çok yüce bir “Aşk” daha vardı, fakat hiçbirinin aklına gelmiyordu. Zekeriya, Musa’ya en son kitap ona verildiği için kitabın yerini sordu. Musa kitabı kütüphaneye bıraktığını söyledi. Zekeriya kitabı bulmak için kütüphaneye gitme kararı aldı. Yola çıktı, kütüphaneye vardı, içeriye girdi. Kitabı ne kadar arasa da bulamadı. En son umudunu kaybetmiş bir şekilde son defa bakınırken, rafta kitabı görmüş hızlıca koşarak kitabın yanına gidip, kitabı alırken bir kız sesi: “O kitabı çok aradım, eğer mümkünse bana verir misiniz?” dedi. Kızın bu hoş ve rahatlatıcı sesini duyan Zekeriya arkasını döndüğünde kızla göz göze geldi ve kalbi hızlıca atmaya başladı, aynı şekilde kızında kalbi hızlıca atmaya başladı. Uzun süre bakıştıktan sonra Zekeriya kıza ilk görüşte aşık olduğunu itiraf etti. Kızda onunla aynı fikirde olduğu için yani Zekeriya’ya aşık olduğu için en önemli aşkı da dünyaya kazandırdılar. Dışarıda bir yerde oturup sohbet etmeye başladılar. Zekeriya, kıza o kitabı neden uzun süredir aradığı sordu, kız da başladı anlatmaya: “Babam bu dünyayı şuan ki haline bu kitap sayesinde başarabileceğine inanıyordu. Fakat kanser oldu ve çok fazla yaşayamayacağı için bu kitabı bana verdi ve ben başaramadım ama sen başaracaksın kızım dedi. Fakat babam öldükten sonra Annem kitabı dışarıya fırlattı, tam kitabı alacakken sokak hayvanlarından biri kitabı ağzına alıp kaçtı.” Zekeriya o kitabın oraya nasıl geldiğini şimdi anladı. Kızı eve bırakmak istedi, kız kabul etti. Kızı evinin kapısına kadar götürdü, kız eve girmeden önce Zekeriya’ya sımsıkı sarıldı, işte o zaman yaklaşık on beş senedir yağmayan yağmur yağmaya başladı. İki aşık, Tanrının aşk ile yağdırdığı bu yağmurun altında sırılsıklam oldular. Kız eve girdi, Zekeriya yağmurun tadını çıkara çıkara sevgilisini düşüne düşüne eve gitti.
Bu arada kızın adı “Aşk’tı.”

Okuduğun için teşekkürler, kendine iyi bak.
Aşk ile kal… (Bu mesaj sadece iyi insanlar için yazılmıştır.) EleştirmenAdam.
0 beğeni · 0 yorum
/ 7