ara

Ergün Çil

Daha ilkokulda başladım okumaya. Babam köy ilkokulu öğretmeni olduğundan ve yaz tatilinde bütün köy çocukları bağa, bahçeye, yaylaya gittiğinden hiç arkadaşım olmazdı, ama kocaman bir okul kütüphanesi vardı. İki köy değiştirdik. Tüm kitaplığı okuyarak bitirdim mecburen. Hatta köylüler için olan kitapları bile okuduğumu hatırlıyorum. Tarım, arıcılık ve hayvancılık kitapları, casus romanları, efelerin veya yağlı güreşçilerin biyografilerileri vb. O zamandan beri de okuyorum...

Ergün Çil

@ergun-cil

KNUT HAMSUN KİMDİR?
KNUT HAMSUN KİMDİR?
Tesadüf, tam da bu günlerde KNUT HAMSUN’un en meşhur kitabı AÇLIK'ı okuyordum. Kitabı okudukça adamın yaşadıklarına üzülüyordum. İçim acıyor, kendimi kötü hissediyordum. Çektiği acılara yine üzülüyorum, ama ağağıda okuduklarımdan sonra birden gözümden düştü, saygı ve sevgim yok oldu.
Sedat Kaya’nın yazdıkları ilginç bir hikaye ve tepki de çok güzel bir tepki.
Bu, hapse atmaktan da idam etmekten de ağır bir ceza bence. Ne zamanki bizim gibi ülkelerin halkları da gururlarından vazgeçmeyip, rüşvet olarak verilen, iyilik olsun diye değil, iradelerini satın almak için dağıtılan yiyecek ve kömür torbalarını kabul etmeyerek, götürüp verenlerin kapısına koymaya başlamadıkça bu düzenden kurtulmak çok zor… İnşallah görürüz o günleri…

KNUT HAMSUN
Norveç’in yetiştirdiği en önemli edebiyatçılardan biriydi. Yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş, çok sıkıntılı bir gençlik yaşamıştı.
İşsizliğin, açlığın ne olduğunu daha küçük yaşta öğrenmişti. Ezen ile ezileni görmüştü.
Edebiyata da meraklıydı. Bir kaç kitap denemesi oldu, ama başarısızdı.
Sonra gerçeği yazdı. Yaşadıklarını, yaşananları yazdı.
Kitabının adı, “Açlık”tı. Büyük yankı yaptı…
Açlık romanıyla ünlendi. Ardından Göçebe, Gizemler, Dünya Nimeti kitapları yok sattı.
1920 yılında yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandı.
Norveç’in en sevilen ve okunan yazarlarından biri oldu.
Ünü Norveç’i aşmış, dünyaca tanınan bir yazar olmuştu.
Ancak… 1930’larda ülkesindeki faşist partiye katıldı.
1. Dünya Savaşı’nda Norveç’in işgali sırasında faşist Almanlar’ı destekledi.
Norveç hükümetinin Naziler’e teslim olması için kampanya yaptı.
Hitler’i öven yazılar yazdı. İşgal sırasında hep Nazilerle birlikte oldu.
Kazandığı Nobel ödülünü Hitler’e armağan etti. Halkını sattı.
Norveçliler onu hayal kırıklığıyla izledi.
Yıllar sonra savaş bitip Almanlar Norveç’ten çekilince tutuklandı.
Yaşı ileri olduğu için para cezasıyla kurtuldu.
Ama Norveç halkından kurtulamadı.
Norveçliler, kendilerine ihanet eden bu yazara hiç bir şey söylemedi.
Tek kelime etmediler.
Ne bir protesto.
Ne bir yazı.
Ne saldırı.
Ama bir gün evinin önüne bir genç kız gelip onun kitaplarını bıraktı..
Biraz sonra yaşlı bir adam geldi ve o da kitapları bıraktı.
Derken insanlar ellerindeki kitaplarıyla akın akın gelmeye başladılar.
O bütün bunları penceresinden izliyordu.
Oslo’lular çıt çıkarmadan, en ufak bir tepki vermeden sakince kitapları bırakıyordu.
Birinci günün sonunda kitaplar koskoca bir yığın ediyordu artık.
Ertesi gün aynı durum devam etti.
Kitap yığını büyüdükçe, Norveç’e ihanet etmiş olan yazar küçüldükçe, küçüldü.
66 yıl önce böylesine bir Şubat gününde banyosunda ölü bulundu.
Yüzünde acı bir pişmanlık vardı.
Halkına ihanetin bedeli ağır olmuştu.
Tarih unutmuyor.
Tarih halkı için savaşanı da, halkına ihanet edeni yazıyor.
Günümüz Knut Hamsun’larına ve onun yolunda gidenlere ders ola…

Sedat Kaya
Knut Hamsun
ünlüye puan vermedi, inceleme eklemedi.
7 beğeni · 0 yorum

Ergün Çil

@ergun-cil

MUTENA İNSAN TÜRKAN SAYLAN
MUTENA İNSAN TÜRKAN SAYLAN
Aşağıda paylaşacağım yazı Gökşin Ablamın bilgisayarında bulduğu bir mektup. (Kendisi benim tesadüfen internetten tanıştığım ve 10 yıldan fazla sadece sanal ortamda görüştüğüm ve çok değer verdiğim emekli bir öğretmendir.) Gökşin Ablam biliyorsunuzdur belki, çocukluk arkadaşı olan sayın hocamız Prof. Dr. Türkan Saylan'ın kendisine göndermiş olduğu ve sakladığı mektupları ortak arkadaşları Ayşe Kulin'e vererek Türkan romanının yazılmasını sağlamıştı. Romanda da adı Gökşin olarak geçer ama soyadı yazmaz. Okumayan varsa o kitabı hala, lütfen okusun.

Hocam…
Soğuk bir Aralık sabahı Çapa’daki odasının kapısından içeri giren,üniversiteyi bitireli birkaç yıl olmuş genç bir biyologdu.
Kapıyı iki kere çaldıktan sonra kafasını uzattı.
─Hocam müsait misiniz? Biyoloji Bölümü’nden Avni Bey gönderdi beni. Aramıştı sizi.
─Hatırladım, hatırladım. Melanoma (cilt kanseri) genetiği ile ilgili çalışıyormuşsun, gel, içeri gel.
Yüzünde son nefesini verirken bile eksilmeyen o tatlı gülümsemeyle genç adama “Kahve mi içersin, çay mı?” diye sordu.
─Zahmet olmasın hocam. Bir, iki sorum vardı. Onları sorup sizi çok yormadan gideyim ben.
─Zahmet filan olmaz. Ben de şimdi tomografiden çıktım. İki laflarız işte.
Genç adam duraksadı…
─Meme kanseri tedavisi görmüştüm. Geçti, bitti diyorduk. Bugün öğrendim ki karaciğerimde de küçük bir leke varmış.
“Küçük bir leke” dediği, memesinde başlayan kanserin vücuduna yayıldığının ilk haberiydi aslında.
Genç adam durumunun farkına varınca, endişe dolu bakışlarla, nazikçe,
-“Daha sonra rahatsız edeyim sizi isterseniz?" dedi.
Hoca güldü ve “Çevrende hiç kanser teşhisi konan oldu mu çocuk?” diye sordu.
-“Hayır hocam." dedi.
─Bak o zaman sana ilk dersi veriyorum: Bu kanser denen mikrop tek başına hiçbir gücü olmayan zavallıcıktır. Kanser tek başına kimseyi öldürmez; ölümcül olması bir yalnızlık, bir çaresizlik, bir umutsuzluk, bir üzüntü, bir stres arar. Ona bu fırsatı vermezsen, er ya da geç çeker gider. O yüzden sen şimdi hocanı bu zavallı mikropla yalnız bırakmayı çıkar aklından ve anlat bakalım,ne yapıyorsun, ne ediyorsun?”
Böyle tanışmıştık Hocam Türkan Saylan’la.
“Tanışmıştık” diyorum ama bazen tanımak için tanışmak yetmiyor. Bazı insanları tanımak için onları yaşamak, anlamak, attıkları her adımdan, ağızlarından çıkan her heceden bir şey öğrenmek gerekiyor. Hoca da öyle biriydi.
O gün kapısından çıkarken "Sakın ha literatürü açıp 'Hocanın ne kadar ömrü kaldı?’ diye bakma, literatür insan hikâyesi yazmaz, rakam yazar." demişti.
Aradan geçen yıllar içerisinde hocayı çok daha yakından tanıma fırsatım olmuştu.
Ne zaman başım sıkışsa telefona sarılıyordum.
Bir gün “Ben bilim adamı olmaktan vazgeçtim Hocam!" diye aradım.
Kızacağını sanıyordum, kızmadı. Sadece bir öğüt verdi ki hâlâ kulağıma küpedir: “İnsan olmaktan vazgeçme yeter.”
Hoca haklıydı. Her karar aslında bir vazgeçiştir. O yüzden vazgeçebilirdi insan birçok şeyden ama insan kalmakta ısrar etmeliydi.
Böyle bir Mayıs ayında kaybettik Türkan Hoca’yı. “Kanserden öldü." dediler.
Yalan!
Hocayı kanser öldürmedi.
Genç kızlar da okula gidebilsin diye hayatını ortaya koyan, bu ülkenin yetiştirdiği en aydınlık yüzlü kadındı Türkan Saylan. Onu ölüm döşeğinde “terörist” ilan edenler öldürdü.
Onu televizyonların canlı yayınlarında, gazete köşelerinde “muhabbet tellalı” ilan eden medya p*z*venkleri öldürdü.
Bakmayın siz şimdi kurdukları sahnede oynadıkları “masum” rollerine…
Türkan Saylan’a ölüm döşeğinde ‘darbeci’ diye operasyon yapılırken sessiz kalan, cenazesine katılmaya tenezzül etmedikleri gibi bir çiçek bile göndermeye korkanlar yüzünden öldü Hoca.
Tanıştığımız gün kapısından çıkarken “Bakma” dediği o literatüre Türkan Hocam öldüğü gün bakmıştım. Biliyor musunuz ne yazıyordu? “En fazla bir sene…”
Oysa Hoca o günden sonra tam 13 sene daha yaşadı.
Ve bıraksalar belki bir 13 sene daha yaşayacaktı…
Hatırlıyor musunuz ne söylemişti? ,
“Kanser kimseyi tek başına öldürmez…”
C. T. I.
Ayşe Kulin
ünlüye puan vermedi, inceleme eklemedi.
2 beğeni · 0 yorum

Ergün Çil

@ergun-cil

SAVAŞ VE İNANÇ
SAVAŞ VE İNANÇ
Nasıl ki Homeros’un İlyada’sı, Musa’nın Tevrat’ı, İsa’nın İncil'i, Muhammed’in Kur'an’ı ve yüzlerce filozofun yazdığı binlerce sayfalık metinler işe yaramadıysa Patasana’nın tabletleri de insanoğlunun yüreğindeki vahşeti durdurmaya yetmeyecektir.

Bütün bu metinler yazıldıktan sonra insanoğlu vahşetini katlayarak sürdürdü. XX. Yüzyıl tarihe vahşet çağı olarak geçecektir. İnsanoğlu tarihin hiçbir döneminde Nazilerin yaptığı soykırımı yaşamamış, Hiroşima’da olduğu gibi bir anda yüz bin kişiyi yok etmemiştir.
Patasana, insanın düzeleceğine ilişkin umut taşımasaydı bu tabletleri yazmazdı. İnsanlar dilleri dinleri, ırkları farklı oldukları için birbirlerini öldürmesin diye yazdı bunları. Öteki büyük metinlerde bunun için yazıldı.

Ama söyler misiniz ne işe yaradı. Şu anda dünyanın pek çok bölgesinde insanlar toprak için kâğıt için, pazarları ele geçirmek için dillerin, dinlerin, ırkların ayrılığını bahane ederek birbirlerini boğazlamıyorlar mı? Dikkat edin aradan tam 2700 yıl geçmiş insanoğlu toprağı, denizi, gökyüzünün gizini çözmüş ama birbirini öldürmekten vazgeçmemiş. Milyonlarca insanı etkileyen kutsal kitapların yapamadığını Patasana’nın tabletleri mi yapacak. Buna inanacak kadar saf mısınız?

Patasana bir aydındı. Bir çok saf aydın gibi yazdıklarını insanları etkileyeceği onları değiştireceği yanılgısına kapılmıştı. Oysa insanın dinden bilimden, sanattan, felsefeden etkilenerek olumlu yönde değişmesi içi boş pembe bir düşten başka bir şey değildir. İnsanı asıl etkileyen ne din, ne sanat, ne bilimdir. İnsanı asıl etkileyen olgu ölümdür.
Patasana
kitaba 8 verdi, inceleme ekledi.
3 beğeni · 0 yorum

Ergün Çil

@ergun-cil

KAPALI TOPLUMLARDA CİNSELLİK NEREYE GİDER?
KAPALI TOPLUMLARDA CİNSELLİK NEREYE GİDER?
Toplumsal kurallar nedeniyle baskılanan cinsel güdüler, bir şekilde sapkın bir cinsellikle ortaya çıkabilir. Ensest, homoseksüellik ya da pedofilinin zemininde, cinselliğe yoğun baskılar olması bulunmaktadır. Cinsel yasakların olduğu bir gelişim sürecinde şekillenen cinsellik, kolay ulaşılabilen ya da gizlenmesi daha kolay olan yollar üzerinden cinsel eğilimlerle kendisini gösterecektir. ("Yaşam, Evrim ve Biz" kitabından alıntıdır.)

(Kapalı ya da din baskısı altındaki toplumlarda sapkınlıkların daha çok olması bundan zaten. Yeni yapılan bir çalışma Türkiye'de ensestin %40'larda olduğunu söylüyor ama bunu açıklamak bile yasaklandı. Linki aşağıda... Anlayın durumu.

Hastalıkları teşhis etmez gizlerseniz tedavisi de mümkün olmaz. Aids hastalığını utandığın için gizlersen ölümü kabul etmişsin demektir.)

http://www.abcgazetesi.co...rani-63204h.htm
4 beğeni · 16 yorum
HANIMCI (@koraycem)
Şimdiki yüzyılda batı cinselliği doğudan çok daha açık baskısız bir biçimde yaşıyor ensesti ve eşcinselliği sıradanlaştıran o kadar dizi ve filmler yapılıyor ki küresel düzeyde izlenme rekorları kırılıyor. Örneğin son dönemde en çok popüler olan, "Game of thrones" dizisi.
03.09.17 beğen 5 cevap
HANIMCI (@koraycem)
Sizin de inceleme yazdığınız "Ölümsüz Aşk" filminde de, önce babasıyla sonra da oğluyla aşk yaşayıp ikisiyle de ayrı ayrı cinsellik yaşayan aktristin hikayesini büyük bir duygusallık sonrası izleyicinin gözünde normalleştirilmesi acaba Batı'nın cinselliği baskıllamayışının nasıl bir etkisi olduğunu gösterebilir doğu toplumlarına?
03.09.17 beğen 5 cevap
Ergün Çil (@ergun-cil)
Her toplumda var olan ve olmaya da devam edecek sapkınlıkları kapalı toplumlar yok sayarak ve gizleyerek önleyemez. Sadece bilinmesini önleyerek sapkınlığı da önlediğini sanarak gizliden gizliye özendirir. Mesleki nedenlerle o kadar rezilliklerle karşılaşıyoruz veya duyuyoruz ki, kanınız donar. İnsanlığınızdan utanırsınız. Doğrusu saklamak değil açığa çıkarıp hak ettiği cezayı vermek, hafifletici neden filan olmadan. Rızası vardı da ne demek? Çocuğun rızası mı olur? Hüküm vericiler empati yapmadan, kurbanları kendi çocuğu yerine koymadan karar vermemeli derim ben...
03.09.17 beğen 5 cevap

Ergün Çil

@ergun-cil

ÖDÜLLÜ SORU: POLİTİKA NEDİR, NE DEĞİLDİR? BU ÇELİŞKİYİ YAŞAYANA NE KADAR GÜVEN NDUYULUR SİZCE?
ÖDÜLLÜ SORU: POLİTİKA NEDİR, NE DEĞİLDİR? BU ÇELİŞKİYİ YAŞAYANA NE KADAR GÜVEN NDUYULUR SİZCE?
BANA BU ÇELİŞKİYİ VE DEĞİŞİMİ MANTIKLI BİR ŞEKİLDE AÇIKLAYANA 5 KİTAP ÖDÜL VERECEĞİM...

https://www.facebook.com/...54501309067099/
22 beğeni · 25 yorum
Ömer Aydemir. (@seyyah73)
Bu soru bana Epimenides paradoksu'nu hatırlattı doğrusu.
15.03.17 beğen 5 cevap
aLoNe (@alone)
Çünkü herkes karşısındakini kendi kalıbına koymaya çalışıyor :)
15.03.17 beğen 3 cevap
Yrd.Doç.CEVİZKABUĞU (@karacurin)
Çünkü sizde kitap yollama konusunda yalan söylüyorsunuz :)
30.03.17 beğen 4 cevap

Ergün Çil

@ergun-cil

Balıkların neden kuyrukları dikey de balina ve yunuslarınki yatay?
Balıkların neden kuyrukları dikey de balina ve yunuslarınki yatay?
10-15 gün kadar önce bu soruyu sormuş ama yanıt alamamıştım.
Canlılık denizlerde başladı ve ilk çok hücreli canlılar balık öncesi yumuşakçalar ve sonra omurgalı balıklar olarak evrimleşti. Balıkların ya da balık benzeri tüm canlıların bu nedenle kuyrukları dikey ve hareketleri sağa sola olmaktadır. Canlılar karaya geçip yüz milyonlarca yıllık aşamalardan sonra memeliler evrimleştikten sonra balina, fok ve yunus gibi memelilerin bazıları tekrar su yaşamına döndüler. Artık balıklar gibi dikey kuyrukları olmadığından işe yaramayan arka ayakları evrimleşerek kuyruk haline geldi. Bu nedenle de kuyruk hareketi yatay değil dikey olmak zorunda kaldı. Bu aşamalar fosil kayıtlarıyla belgelenmiştir. Fotoda gördüğünüz gibi zaman zaman gazetelerde 3. sayfa haberi olarak yayınlanan garip hayvan ve yenidoğan bebek fotoları bu evrim sürecinin sapmalarından oluşmaktadır.
Bak: Yaşam, Evrim ve Biz: yazar Prof. Dr. Tamer Kaya
11 beğeni · 1 yorum
Red Red (@khaos)
Sn. @ergun-cil, "evrim" yaşamın kaynağını açıklayamadığı sürece daha iyi açıklaması olan bir yaratıcı gücün varlığı insanlık üzerinde her daim etkin olacaktır. Evrim bir noktadan sonrasını geliştirebiliyor. İnsanları buna inandırabilmek için yaşamın denizde başladığını belirtmenin ötesinde nasıl başladığını şüphe götürmez bir gerçeklikle ortaya koymak gerekir ki ben bunu göremiyorum. Paylaşım ve bilgi için teşekkürler.
11.03.17 beğen cevap

Ergün Çil

@ergun-cil

ATATÜRK ve ANZAK GENERALİ (GERÇEK BİR HİKAYE)
ATATÜRK ve ANZAK GENERALİ (GERÇEK BİR HİKAYE)
Siyah beyaz fotoğrafa bir bakın önce. Bir cenaze töreni yapılıyor. Tabloya bakılırsa önemli biri olmalı. Balkonda ise tabutta yatanı selamlayan bir asker var. Kıyafetine bakılırsa Türk değil gibi. Ama yüksek rütbeli bir asker olduğu belli. Hadi gelin bu adamın hikayesine kulak verelim. Bu adamın duygu dolu ibretlik hikayesine.
devamını okumak için tıklayınız:

http://erguncil.blogspot....gercek-bir.html
12 beğeni · 0 yorum

Ergün Çil

@ergun-cil

Balıkların kuyrukları neden farklı?
Balıkların kuyrukları neden farklı?
Tüm balıkların kuyrukları dikey ve hareketi iki yana doğru iken, neden balina, yunus ve fokların kuyrukları yatay ve hareketi aşağı yukarı doğrudur acaba???
EK 1
Beğeni değil yanıt bekliyoruz... :) 03.03.17
11 beğeni · 7 yorum
Lotus (@lotus)
Kütlesel ağırlıklarından dolayı mı ki :O
04.03.17 beğen 1 cevap
Elif duygu petenkaya (@elifduygu)
Balık değil de memeli hayvan oldukları içindir belki, morfolojik benzerlik falan ..
04.03.17 beğen 4 cevap
Sinan Ateş (@sinnates)
Hep merak ettiğim ama hiç araştırmadığım bir konu..
04.03.17 beğen 1 cevap

Ergün Çil

@ergun-cil

TEK TAŞINI HERKES KENDİ Mİ ALSA ACABA???
TEK TAŞINI HERKES KENDİ Mİ ALSA ACABA???
Böyle bir kız var mıdır sizce? Bence ütopik bir beklenti... Tamam okumayı çok seven kızlar vardır kabul ama tektaş yüzüğün yerini hiç bir şey tutamaz bence de... Altında ne gizli anlamlar var onun... :)
20 beğeni · 14 yorum
Ergün Çil (@ergun-cil)
Haa bir de kabul etmemesinin altında, çocuğun tipi de rol oynuyor olabilir? :)
05.02.17 beğen 2 cevap
Zeynep (@zeynep3)
@ergun-cil ben deger atfedilen madenlerle gonul calmaya calisanlara karsiyim, kitap almadi diye trip atmam ama pirlanta alirsa trip atabilirim :)
05.02.17 beğen 1 cevap
Almadığı kitaptan başlayalım bence düşünmeye :)
05.02.17 beğen 1 cevap

Ergün Çil

@ergun-cil

BEKTAŞİLİK VE HACI BEKTAŞ VELİ
BEKTAŞİLİK VE HACI BEKTAŞ VELİ
Bütün tarikatlar, Şamanizm’den gelen bir alışkanlıkla keramete ve tarikat büyükleri ile ilgili menkıbelere büyük önem vermişlerdir. Bu yüzden Hacı Bektaş-ı Veli’nin de gerçek hayatının dışında bir de efsanevi kişiliği ve bu hayatın kerametlerle süslenmiş bölümleri vardır. Hacı Bektaş-ı Veli hakkında bilgi veren en eski kaynaklar arasında yer alan Vilayetname ve diğer birçok eserde dile getirildiği gibi, Hacı Bektaş-ı Veli’ye olağanüstü güçler atfedilmektedir. Kendisinde olan manevi güçten kaynaklanan ve kendisine ait kerametler olarak da gösterilen bu rivayetlerden bazıları şunlarıdır: ” Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli, istediği anda dağları yürütüp, taşları, kayaları konuşturmaktadır. Bir anda birçok yerde görünebilmekte, çok uzun mesafeleri çok kısa zamanda kat edebilmektedir. Bastığı yerde kayalar un gibi ezilmekte veya bastığı taşlarda ayaklarının izleri kalmaktadır. Yıkılan duvarları eliyle doğrultmakta, bütün gemileri kurtarmaktadır. Susuz yerlerden su fışkırtmakta, dua ve himmetiyle olmayacak şeyler vuku bulmaktadır. Yerine göre güvercin ve şahin olup silkinince insan şekline dönmekte, darı ve susam yaprağı üzerinde namaz kıldığı rivayet edilmektedir. Yırtıcı ve vahşi hayvanları zararsız hale getirdiği, ölüleri dirilttiği, denizde batmadan yürüdüğü, suyu kan haline dönüştürdüğü haber verilerek yapamayacağı hiçbir şeyin olmadığı inancı dile getirilmeye çalışılmaktadır. Böylece kendisine olağanüstü bir güç atfedilmektedir.

Yeniçeriler arasındaki yakınlığı kuvvetlendirdi. Yeniçerilerin; " Allah, Allah! İllallah! Baş üryan, sine püryan, kılıç al kan. Bu meydanda nice başlar kesilir. Kahrımız, kılıcımız düşmana ziyan! Kulluğumuz padişaha ayan! Üçler, yediler, kırklar! Gülbank-i Muhammedi, Nur-i Nebi, Kerem-i Ali... Pirimiz, sultanımız Hacı Bektaş-ı Veli..." diyerek savaşa başlamaları ve Bektaşi tarikatına girmeleri adet haline geldi.

Hacı Bektaş-ı Veli’nin düşüncesinde, insana kıymak büyük bir günahtır. Cihat veya gaza denilen savaş ise, insanın kendi nefsiyle yaptığı savaştır. Bektaşi düşüncesinde en büyük düşman, insanın içinde bulunan kötü arzular, kötü düşüncelerdir. İşte bunların tepelenmesi bir insan için birinci görev sayılmıştır. Bu böyle iken, Osmanlılar tarafından Hacı Bektaş-ı Veli’nin saldırgan bir ordu olan Yeniçerilerin piri kabul edilmesi, bir ironidir.

Hacı Bektaş Veli’nin halifeleri, onunla birlikte Horasan’dan Anadolu’ya gelmiş olan Sarı Saltuk Dede Rumeli’nde, Abdal Musa Sultan Elmalı’da, Karaca Ahmet Sultan İstanbul’da ve Akhisar’da, Akça Koca Akyazı’da, Barak Baba Bigadiç’te, Hızır Samut Bozok’ta Yozgat’ta, Sultan Şüca Eskişehir’de, Hacım Sultan Uşak’ta, Taptuk Emre Sakarya bölgesinde, Geyikli Baba Bursa’da inançlarının, gelişip kök salması için çalışmışlardır.

ANADOLU MERKEZLİ TARİH /ESİN-ARDA KISAKÜREK
9 beğeni · 1 yorum
Muhayyel (@balanced)
Hacı Bektaş-ı Veli’nin düşüncesinde, insana kıymak büyük bir günahtır. Cihat veya gaza denilen savaş ise, insanın kendi nefsiyle yaptığı savaştır. Bektaşi düşüncesinde en büyük düşman, insanın içinde bulunan kötü arzular, kötü düşüncelerdir. İşte bunların tepelenmesi bir insan için birinci görev sayılmıştır. Bu böyle iken, Osmanlılar tarafından Hacı Bektaş-ı Veli’nin saldırgan bir ordu olan Yeniçerilerin piri kabul edilmesi, bir ironidir.
24.03.18 beğen cevap
/ 9