ara

Ergün Çil

Daha ilkokulda başladım okumaya. Babam köy ilkokulu öğretmeni olduğundan ve yaz tatilinde bütün köy çocukları bağa, bahçeye, yaylaya gittiğinden hiç arkadaşım olmazdı, ama kocaman bir okul kütüphanesi vardı. İki köy değiştirdik. Tüm kitaplığı okuyarak bitirdim mecburen. Hatta köylüler için olan kitapları bile okuduğumu hatırlıyorum. Tarım, arıcılık ve hayvancılık kitapları, casus romanları, efelerin veya yağlı güreşçilerin biyografilerileri vb. O zamandan beri de okuyorum...

Ergün Çil

@erguncil

CEHALET VE BİLE BİLE KANDIRILMA...
CEHALET VE BİLE BİLE KANDIRILMA...
“Bir toplum gerçeklerden ne kadar uzaklaşırsa, gerçeği söyleyenlerden o kadar nefret eder.” George Orwell

George Orwell bugünü 70-80 sene önceden görmüş gibi bir klişe söz kullanmayacağım... İnsanlık yüz hatta bin yıllardır aynı aslında... Teknoloji, zenginlik ve imkanlar artmış olabilir ama kafa yapımız bunlarla paralel gelişmiyor, genetik evrimimiz çok yavaş çünkü. Başkalarının yarattığı teknolojiyi kullanmak bizi akıllı ya da kültürlü yapmıyor. Paran varsa teknolojiyi alırsın ama aklı, bilgi ve özellikle kültürü alamazsın. Onun için gerçekten çaba sarfetmek, iyi bir eğitimden geçmek gerek, hatta birey olarak da değil en az 2-3 kuşak...
Şu an ülkemizde olan da tam işte bu. Çeşitli şekillerde eli para görmüş kişiler nimetlerden yararlandıkça kendilerine güvenleri gelince bilgili, kültürlü oldukları zannına vararak, gerçekten emekle on yıllar boyu çalışarak eğitim ve kültür sahibi olanlarla eşit olduklarını hatta daha bile iyi olduklarını düşünmeye hatta inanmaya başladı... Bilseler altın kaplama ile gerçek som altın aynı şey değildir. Kısa vadede kendini ve çevreni kandırabilirsin ama uzun vadede her şey apaçık ortaya çıkar...

"Gerçeklerin er veya geç ortaya çıkma gibi bir huyları vardır."
19 beğeni · 20 yorum
BEDEVI (@nusretk)
Fotoğraf düşüncelerimi yansıtıyor. Diktatör olmayı düşünüyorum.
26.08.18 beğen 8 cevap
BUKALEMUN (@karacurin)
Sayın @erguncil Sn.@semihoktay beğ'in lolita incelemesine yazman gereken bir/kaç cümle yazmanız gerekiyor sanırım!
26.08.18 beğen 2 cevap
Selim Akif (@acupofcoffee)
Bu tarz paylaşımlar tamamen hayal ürünü ve beyin spazmı geçirmenin yansıma halidir.
Sürekli aynı terane, evrilip çevrilip dönüyorsunuz : ) debelenerek hem de ...
Tayyip Erdoğan'ı eleştirin eyvallah. Oy verin vermeyin çokta "tın".
Ama kalkıp da diktatörmüş, yok şuymuş buymuş.Karikatürdeki gibi benzetmeler, altındaki "hehe tamamen işte bu parmak göstermeleri" olum çok komiksiniz : ) .
Yıllardır güldürmekten alamıyorum kendimi : DDD
27.08.18 beğen cevap

Ergün Çil

@erguncil

DİKTATÖRLER NEDEN NORMAL YOLLARDAN GİTMEZ?
DİKTATÖRLER NEDEN NORMAL YOLLARDAN GİTMEZ?
Ben ve benim gibi biraz siyasetle ilgilenen, az da olsa gündemi takip eden herkesin ortak düşüncesi ülkemizde uzun zamandır demokrasinin işlemediği, eskiden de tam oturmamış olan demokrasinin iyice çığırından çıkarak tek kişi ve tek bir zümrenin hakimiyetine girdiği, ne kanun, ne anayasa, ne hak, ne hukuk ne de adalet gibi kavramların kaldığı şeklinde... Bunun demokratik yollardan değişmesi normali olsa da, şu an yönetici konumunda olanlar hiç bir oyunu kuralına göre oynamadığı ve her türlü haksız rekabet koşullarını dayattığı için bu konuda pek çok kişinin şüphesi var... Tam da bunları düşünürken aşağıdaki yazarını tanımadığım yazıya rastladım. Bana maalesef oldukça mantıklı geldi ve içim ürperdi, kendimi kötü hissettim, bu olasılıkları okuyunca. Aslında çoğumuzun düşündüğü ama söylemeye hatta düşünmeye bile cesaret edemediği şeyler sanki. Bireysel olarak kendimi değil ama çocuklarımızın, ülkemizin geleceği için oldukça endişelendim... Siz ne dersiniz???

Şimdi düşünün. Adam kırmızı ışıkta geçmiş. Durmamış. Bir arabaya arkadan çarpmış, iki bisikletliyi ezmiş. Devam etmiş. Yaya geçidinde bebek arabasına çarpmış. Polis arabaları sirenlerle peşinde. Hızla ilerliyor. Yeni bir kırmızı ışıkta durmayıp önündeki arabaları şarampole itip yola devam ediyor. Kavşakta metro durağına dalıp beş kişiyi daha çiğniyor. Kaçıyor. Polis arabaları durması için anons ediyor. Beyhude…

Soru: “Bu kişi bu kadar vukuattan sonra normal yollarla arabayı sağa çekip durur mu?”

Suç arttıkça hukuktan uzaklaşma hızı artar.

2.soru bugünden: “Erdoğan normal yollarla seçimi kaybettiğinde Saray’ı bırakıp uslu uslu kapıdan çıkar mı?”

Karşımızda Ne Süleyman Demirel var ne de Ahmet Necdet Sezer.

En tepeden an aşağıya yüzlerce üst düzey örgüt yöneticisinden oluşan bir suç şebekesi var. On binlerce suç: Anayasayı ihlal, cinayet, gasp, hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet…

Legal hiç bir şey yok. Saray kaçak, ev sahibi diplomasız. Devlet veya hükümet yok. Bakan ve milletvekilleri çakma veya süs bitkisi. Erdoğan’a yakınlığın oluşturduğu bir hiyerarjik rütbe sıralamasıyla oluşan bir mafya. Bazen danışman, bakandan önde; bazen sekreter başbakandan yukarıda…

Mafya filmlerindeki gibi. Emniyet müdürü makam olarak mafya liderinin ayakçısının altında olması gibi.

Erdoğan, Saray’dan ayrıldığı an bunların hepsinin suç dosyası yürürlüğe girer.

ORTAK ÖZELLİKLERİ

Onun Saray’daki varlığı sadece kendisi için değil, yüzlerce çete üyesi için hayat- memat meselesi.

Dolayısıyle ne Erdoğan ne de çete üyeleri demokratik bir şekilde gitmez.

Yani arabayı sağa çekip durmaz. Direksiyonu teslim etmez.

Ayrıca kaç yıldır uğraştı, kendine dünyanın en lüks ve şatafatlı Saray’ını yaptırdı. Oraya o kadar bağımlı ki 15 Temmuz’da sadece bahçe duvarının bombalanmasına izin verdi!

Şimdi Marmaris Okluk Koyu’nda 300 odalı yazlık saray yaptırıyor.

Bunları bırakıp gidebilir mi?

Soruyu değiştireyim. Bırakıp gidecek olsa, bu kadar uğraşır mıydı?

“Kendine saray yaptıran diktatörler”in ortak bir özelliği var.

Normal yolla gitmiyorlar.

Kesinlikle seçimle gitmiyorlar. Ölene kadar orada kalmayı planlıyorlar. Ya ecelleriyle ölüyor veya intihar ediyorlar. Veya öldürülüyorlar. Bazısı da hazinesini sırtlayıp arka bahçeden kaçıyor.

Tarihi gerçek bu.

Kendisiyle 5 yıl omuz omuza çalışan eski bakan Abdullatif Şener onun karakterini şöyle özetliyor:

“O kadar kendisine odaklı bir kişiliğe sahip ki, düşmemek, devrilmemek, ayakta kalmak, koltuğu kaybetmemek için gerekirse ülkeyi iç savaşa bile sürükler. Bu kadar kire batmış bir insan bu kadar güç merkezi haline dönüştükten sonra her şeyi kendisini ayakta tutacak şekilde ayarlamak ister.”

Ahmet Altan’ın Başkanlık referandumu öncesi sözlerini hatırlayalım:

“Erdoğan başkan olursa 2015’te Türkiye, 1925’leri, büyük devlet şiddetini, yasaklamaları yaşar, bir ya da iki sene içinde iç savaşa gideriz. Çünkü devlet şiddeti ekonomik çöküntüyle bir araya geldiğinde toplumu patlatır. Şu anda AKP’nin toplumu götürdüğü yer orası. Eğer Tayyip Erdoğan başkan olursa oraya daha da süratli götürecek. Çünkü ekonomik bütün veriler olumsuz, devlet şiddeti yükseliyor. Bu ikisi yan yana toplumu patlatır.”

Dua edelim bunlar olmasın. Bizim “Saray yaptıran diktatör”ün gidişi Allah’ın inayetiyle farklı ve demokratik bir usulle olsun.

Ama gidişin normal yolla olması için ön şart şu:

Milyonlarca seçmenin oyuna sahip çıkması ve sandığı koruması.

Yoksa atı alan referandumda olduğu gibi ıslık çala çala Üsküdar’ı geçer.

ATI ALIP ÜSKÜDAR’I GEÇERSE NE OLUR?

Yunan kralı Pirus, Romalılarla yıllarca savaştı. Son olarak Heraklia savaşında onları hezimete uğrattı. Ama kazandığı zafere rağmen çok fazla zayiat verdi. Pirus’un ordusunda o zamanın en etkili askeri gücü kabul edilen filler vardı. Romalılar, attıkları ateşli oklarla, mızraklarla filleri ürkütüp kaçırdı. Dev filler askerleri eze eze kaçıyordu. Pirus, çok büyük kayıp verdi. Ama zor bela da olsa Romalıları püskürtmeyi başardı, savaş meydanına hakim oldu, bayrağını dikti. Ama…

‘BİR ZAFER DAHA KAZANIRSAM TAMAMEN BİTECEĞİM’

İşte o yüzden getirisi olmayan göstermelik zaferlere siyasi literatürde “Pirus zaferi” deniyor.

Yunanlı tarihçi Plutark’ın aktardığına göre Pirus bu savaşı kazanırken ordusunun büyük çoğunluğunu kaybettiği için, onu tarihe geçirecek şu sözünü söyledi: ‘’Bir zafer daha kazanırsam tamamen biteceğim.’’

İşte Erdoğan ve AKP tam bu pozisyonda. Zaten bitmiş durumda ama bir daha kazanırsa tamamen bitecek. Şu an öteledikleri ekonomik kriz ve diğer krizler 25 Haziran sabahını bekliyor.

Seçmen sandığa sahip çıkmazsa binbir entrika ve oy hırsızlığıyla 24 Haziran’ı kazanabilir. Ama bu “zafer” onun tarihten tamamen kazınmasından başka bir işe yaramayacak.

Dua edelim normal yolla gitsinler de memleket “tamamen bitmesin.”

(VEYSEL AYHAN | TR724)
Veysel Ayhan
ünlüye puan vermedi, inceleme eklemedi.
4 beğeni · 0 yorum

Ergün Çil

@erguncil

KNUT HAMSUN KİMDİR?
KNUT HAMSUN KİMDİR?
Tesadüf, tam da bu günlerde KNUT HAMSUN’un en meşhur kitabı AÇLIK'ı okuyordum. Kitabı okudukça adamın yaşadıklarına üzülüyordum. İçim acıyor, kendimi kötü hissediyordum. Çektiği acılara yine üzülüyorum, ama ağağıda okuduklarımdan sonra birden gözümden düştü, saygı ve sevgim yok oldu.
Sedat Kaya’nın yazdıkları ilginç bir hikaye ve tepki de çok güzel bir tepki.
Bu, hapse atmaktan da idam etmekten de ağır bir ceza bence. Ne zamanki bizim gibi ülkelerin halkları da gururlarından vazgeçmeyip, rüşvet olarak verilen, iyilik olsun diye değil, iradelerini satın almak için dağıtılan yiyecek ve kömür torbalarını kabul etmeyerek, götürüp verenlerin kapısına koymaya başlamadıkça bu düzenden kurtulmak çok zor… İnşallah görürüz o günleri…

KNUT HAMSUN
Norveç’in yetiştirdiği en önemli edebiyatçılardan biriydi. Yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş, çok sıkıntılı bir gençlik yaşamıştı.
İşsizliğin, açlığın ne olduğunu daha küçük yaşta öğrenmişti. Ezen ile ezileni görmüştü.
Edebiyata da meraklıydı. Bir kaç kitap denemesi oldu, ama başarısızdı.
Sonra gerçeği yazdı. Yaşadıklarını, yaşananları yazdı.
Kitabının adı, “Açlık”tı. Büyük yankı yaptı…
Açlık romanıyla ünlendi. Ardından Göçebe, Gizemler, Dünya Nimeti kitapları yok sattı.
1920 yılında yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandı.
Norveç’in en sevilen ve okunan yazarlarından biri oldu.
Ünü Norveç’i aşmış, dünyaca tanınan bir yazar olmuştu.
Ancak… 1930’larda ülkesindeki faşist partiye katıldı.
1. Dünya Savaşı’nda Norveç’in işgali sırasında faşist Almanlar’ı destekledi.
Norveç hükümetinin Naziler’e teslim olması için kampanya yaptı.
Hitler’i öven yazılar yazdı. İşgal sırasında hep Nazilerle birlikte oldu.
Kazandığı Nobel ödülünü Hitler’e armağan etti. Halkını sattı.
Norveçliler onu hayal kırıklığıyla izledi.
Yıllar sonra savaş bitip Almanlar Norveç’ten çekilince tutuklandı.
Yaşı ileri olduğu için para cezasıyla kurtuldu.
Ama Norveç halkından kurtulamadı.
Norveçliler, kendilerine ihanet eden bu yazara hiç bir şey söylemedi.
Tek kelime etmediler.
Ne bir protesto.
Ne bir yazı.
Ne saldırı.
Ama bir gün evinin önüne bir genç kız gelip onun kitaplarını bıraktı..
Biraz sonra yaşlı bir adam geldi ve o da kitapları bıraktı.
Derken insanlar ellerindeki kitaplarıyla akın akın gelmeye başladılar.
O bütün bunları penceresinden izliyordu.
Oslo’lular çıt çıkarmadan, en ufak bir tepki vermeden sakince kitapları bırakıyordu.
Birinci günün sonunda kitaplar koskoca bir yığın ediyordu artık.
Ertesi gün aynı durum devam etti.
Kitap yığını büyüdükçe, Norveç’e ihanet etmiş olan yazar küçüldükçe, küçüldü.
66 yıl önce böylesine bir Şubat gününde banyosunda ölü bulundu.
Yüzünde acı bir pişmanlık vardı.
Halkına ihanetin bedeli ağır olmuştu.
Tarih unutmuyor.
Tarih halkı için savaşanı da, halkına ihanet edeni yazıyor.
Günümüz Knut Hamsun’larına ve onun yolunda gidenlere ders ola…

Sedat Kaya
Knut Hamsun
ünlüye puan vermedi, inceleme eklemedi.
10 beğeni · 0 yorum

Ergün Çil

@erguncil

MUTENA İNSAN TÜRKAN SAYLAN
MUTENA İNSAN TÜRKAN SAYLAN
Aşağıda paylaşacağım yazı Gökşin Ablamın bilgisayarında bulduğu bir mektup. (Kendisi benim tesadüfen internetten tanıştığım ve 10 yıldan fazla sadece sanal ortamda görüştüğüm ve çok değer verdiğim emekli bir öğretmendir.) Gökşin Ablam biliyorsunuzdur belki, çocukluk arkadaşı olan sayın hocamız Prof. Dr. Türkan Saylan'ın kendisine göndermiş olduğu ve sakladığı mektupları ortak arkadaşları Ayşe Kulin'e vererek Türkan romanının yazılmasını sağlamıştı. Romanda da adı Gökşin olarak geçer ama soyadı yazmaz. Okumayan varsa o kitabı hala, lütfen okusun.

Hocam…
Soğuk bir Aralık sabahı Çapa’daki odasının kapısından içeri giren,üniversiteyi bitireli birkaç yıl olmuş genç bir biyologdu.
Kapıyı iki kere çaldıktan sonra kafasını uzattı.
─Hocam müsait misiniz? Biyoloji Bölümü’nden Avni Bey gönderdi beni. Aramıştı sizi.
─Hatırladım, hatırladım. Melanoma (cilt kanseri) genetiği ile ilgili çalışıyormuşsun, gel, içeri gel.
Yüzünde son nefesini verirken bile eksilmeyen o tatlı gülümsemeyle genç adama “Kahve mi içersin, çay mı?” diye sordu.
─Zahmet olmasın hocam. Bir, iki sorum vardı. Onları sorup sizi çok yormadan gideyim ben.
─Zahmet filan olmaz. Ben de şimdi tomografiden çıktım. İki laflarız işte.
Genç adam duraksadı…
─Meme kanseri tedavisi görmüştüm. Geçti, bitti diyorduk. Bugün öğrendim ki karaciğerimde de küçük bir leke varmış.
“Küçük bir leke” dediği, memesinde başlayan kanserin vücuduna yayıldığının ilk haberiydi aslında.
Genç adam durumunun farkına varınca, endişe dolu bakışlarla, nazikçe,
-“Daha sonra rahatsız edeyim sizi isterseniz?" dedi.
Hoca güldü ve “Çevrende hiç kanser teşhisi konan oldu mu çocuk?” diye sordu.
-“Hayır hocam." dedi.
─Bak o zaman sana ilk dersi veriyorum: Bu kanser denen mikrop tek başına hiçbir gücü olmayan zavallıcıktır. Kanser tek başına kimseyi öldürmez; ölümcül olması bir yalnızlık, bir çaresizlik, bir umutsuzluk, bir üzüntü, bir stres arar. Ona bu fırsatı vermezsen, er ya da geç çeker gider. O yüzden sen şimdi hocanı bu zavallı mikropla yalnız bırakmayı çıkar aklından ve anlat bakalım,ne yapıyorsun, ne ediyorsun?”
Böyle tanışmıştık Hocam Türkan Saylan’la.
“Tanışmıştık” diyorum ama bazen tanımak için tanışmak yetmiyor. Bazı insanları tanımak için onları yaşamak, anlamak, attıkları her adımdan, ağızlarından çıkan her heceden bir şey öğrenmek gerekiyor. Hoca da öyle biriydi.
O gün kapısından çıkarken "Sakın ha literatürü açıp 'Hocanın ne kadar ömrü kaldı?’ diye bakma, literatür insan hikâyesi yazmaz, rakam yazar." demişti.
Aradan geçen yıllar içerisinde hocayı çok daha yakından tanıma fırsatım olmuştu.
Ne zaman başım sıkışsa telefona sarılıyordum.
Bir gün “Ben bilim adamı olmaktan vazgeçtim Hocam!" diye aradım.
Kızacağını sanıyordum, kızmadı. Sadece bir öğüt verdi ki hâlâ kulağıma küpedir: “İnsan olmaktan vazgeçme yeter.”
Hoca haklıydı. Her karar aslında bir vazgeçiştir. O yüzden vazgeçebilirdi insan birçok şeyden ama insan kalmakta ısrar etmeliydi.
Böyle bir Mayıs ayında kaybettik Türkan Hoca’yı. “Kanserden öldü." dediler.
Yalan!
Hocayı kanser öldürmedi.
Genç kızlar da okula gidebilsin diye hayatını ortaya koyan, bu ülkenin yetiştirdiği en aydınlık yüzlü kadındı Türkan Saylan. Onu ölüm döşeğinde “terörist” ilan edenler öldürdü.
Onu televizyonların canlı yayınlarında, gazete köşelerinde “muhabbet tellalı” ilan eden medya p*z*venkleri öldürdü.
Bakmayın siz şimdi kurdukları sahnede oynadıkları “masum” rollerine…
Türkan Saylan’a ölüm döşeğinde ‘darbeci’ diye operasyon yapılırken sessiz kalan, cenazesine katılmaya tenezzül etmedikleri gibi bir çiçek bile göndermeye korkanlar yüzünden öldü Hoca.
Tanıştığımız gün kapısından çıkarken “Bakma” dediği o literatüre Türkan Hocam öldüğü gün bakmıştım. Biliyor musunuz ne yazıyordu? “En fazla bir sene…”
Oysa Hoca o günden sonra tam 13 sene daha yaşadı.
Ve bıraksalar belki bir 13 sene daha yaşayacaktı…
Hatırlıyor musunuz ne söylemişti? ,
“Kanser kimseyi tek başına öldürmez…”
C. T. I.
Ayşe Kulin
ünlüye puan vermedi, inceleme eklemedi.
3 beğeni · 0 yorum

Ergün Çil

@erguncil

SAVAŞ VE İNANÇ
SAVAŞ VE İNANÇ
Nasıl ki Homeros’un İlyada’sı, Musa’nın Tevrat’ı, İsa’nın İncil'i, Muhammed’in Kur'an’ı ve yüzlerce filozofun yazdığı binlerce sayfalık metinler işe yaramadıysa Patasana’nın tabletleri de insanoğlunun yüreğindeki vahşeti durdurmaya yetmeyecektir.

Bütün bu metinler yazıldıktan sonra insanoğlu vahşetini katlayarak sürdürdü. XX. Yüzyıl tarihe vahşet çağı olarak geçecektir. İnsanoğlu tarihin hiçbir döneminde Nazilerin yaptığı soykırımı yaşamamış, Hiroşima’da olduğu gibi bir anda yüz bin kişiyi yok etmemiştir.
Patasana, insanın düzeleceğine ilişkin umut taşımasaydı bu tabletleri yazmazdı. İnsanlar dilleri dinleri, ırkları farklı oldukları için birbirlerini öldürmesin diye yazdı bunları. Öteki büyük metinlerde bunun için yazıldı.

Ama söyler misiniz ne işe yaradı. Şu anda dünyanın pek çok bölgesinde insanlar toprak için kâğıt için, pazarları ele geçirmek için dillerin, dinlerin, ırkların ayrılığını bahane ederek birbirlerini boğazlamıyorlar mı? Dikkat edin aradan tam 2700 yıl geçmiş insanoğlu toprağı, denizi, gökyüzünün gizini çözmüş ama birbirini öldürmekten vazgeçmemiş. Milyonlarca insanı etkileyen kutsal kitapların yapamadığını Patasana’nın tabletleri mi yapacak. Buna inanacak kadar saf mısınız?

Patasana bir aydındı. Bir çok saf aydın gibi yazdıklarını insanları etkileyeceği onları değiştireceği yanılgısına kapılmıştı. Oysa insanın dinden bilimden, sanattan, felsefeden etkilenerek olumlu yönde değişmesi içi boş pembe bir düşten başka bir şey değildir. İnsanı asıl etkileyen ne din, ne sanat, ne bilimdir. İnsanı asıl etkileyen olgu ölümdür.
Patasana
kitaba 8 verdi, inceleme ekledi.
5 beğeni · 0 yorum

Ergün Çil

@erguncil

KAPALI TOPLUMLARDA CİNSELLİK NEREYE GİDER?
KAPALI TOPLUMLARDA CİNSELLİK NEREYE GİDER?
Toplumsal kurallar nedeniyle baskılanan cinsel güdüler, bir şekilde sapkın bir cinsellikle ortaya çıkabilir. Ensest, homoseksüellik ya da pedofilinin zemininde, cinselliğe yoğun baskılar olması bulunmaktadır. Cinsel yasakların olduğu bir gelişim sürecinde şekillenen cinsellik, kolay ulaşılabilen ya da gizlenmesi daha kolay olan yollar üzerinden cinsel eğilimlerle kendisini gösterecektir. ("Yaşam, Evrim ve Biz" kitabından alıntıdır.)

(Kapalı ya da din baskısı altındaki toplumlarda sapkınlıkların daha çok olması bundan zaten. Yeni yapılan bir çalışma Türkiye'de ensestin %40'larda olduğunu söylüyor ama bunu açıklamak bile yasaklandı. Linki aşağıda... Anlayın durumu.

Hastalıkları teşhis etmez gizlerseniz tedavisi de mümkün olmaz. Aids hastalığını utandığın için gizlersen ölümü kabul etmişsin demektir.)

http://www.abcgazetesi.co...rani-63204h.htm
8 beğeni · 22 yorum
HANIMCI (@koraycem)
Şimdiki yüzyılda batı cinselliği doğudan çok daha açık baskısız bir biçimde yaşıyor ensesti ve eşcinselliği sıradanlaştıran o kadar dizi ve filmler yapılıyor ki küresel düzeyde izlenme rekorları kırılıyor. Örneğin son dönemde en çok popüler olan, "Game of thrones" dizisi.
03.09.17 beğen 4 cevap
HANIMCI (@koraycem)
Sizin de inceleme yazdığınız "Ölümsüz Aşk" filminde de, önce babasıyla sonra da oğluyla aşk yaşayıp ikisiyle de ayrı ayrı cinsellik yaşayan aktristin hikayesini büyük bir duygusallık sonrası izleyicinin gözünde normalleştirilmesi acaba Batı'nın cinselliği baskıllamayışının nasıl bir etkisi olduğunu gösterebilir doğu toplumlarına?
03.09.17 beğen 6 cevap
Ergün Çil (@erguncil)
Her toplumda var olan ve olmaya da devam edecek sapkınlıkları kapalı toplumlar yok sayarak ve gizleyerek önleyemez. Sadece bilinmesini önleyerek sapkınlığı da önlediğini sanarak gizliden gizliye özendirir. Mesleki nedenlerle o kadar rezilliklerle karşılaşıyoruz veya duyuyoruz ki, kanınız donar. İnsanlığınızdan utanırsınız. Doğrusu saklamak değil açığa çıkarıp hak ettiği cezayı vermek, hafifletici neden filan olmadan. Rızası vardı da ne demek? Çocuğun rızası mı olur? Hüküm vericiler empati yapmadan, kurbanları kendi çocuğu yerine koymadan karar vermemeli derim ben...
03.09.17 beğen 7 cevap

Ergün Çil

@erguncil

ÖDÜLLÜ SORU: POLİTİKA NEDİR, NE DEĞİLDİR? BU ÇELİŞKİYİ YAŞAYANA NE KADAR GÜVEN NDUYULUR SİZCE?
ÖDÜLLÜ SORU: POLİTİKA NEDİR, NE DEĞİLDİR? BU ÇELİŞKİYİ YAŞAYANA NE KADAR GÜVEN NDUYULUR SİZCE?
BANA BU ÇELİŞKİYİ VE DEĞİŞİMİ MANTIKLI BİR ŞEKİLDE AÇIKLAYANA 5 KİTAP ÖDÜL VERECEĞİM...

https://www.facebook.com/...54501309067099/
23 beğeni · 25 yorum
Ömer Aydemir. (@seyyah73)
Bu soru bana Epimenides paradoksu'nu hatırlattı doğrusu.
15.03.17 beğen 5 cevap
aLoNe (@alone)
Çünkü herkes karşısındakini kendi kalıbına koymaya çalışıyor :)
15.03.17 beğen 3 cevap
BUKALEMUN (@karacurin)
Çünkü sizde kitap yollama konusunda yalan söylüyorsunuz :)
30.03.17 beğen 4 cevap

Ergün Çil

@erguncil

Balıkların neden kuyrukları dikey de balina ve yunuslarınki yatay?
Balıkların neden kuyrukları dikey de balina ve yunuslarınki yatay?
10-15 gün kadar önce bu soruyu sormuş ama yanıt alamamıştım.
Canlılık denizlerde başladı ve ilk çok hücreli canlılar balık öncesi yumuşakçalar ve sonra omurgalı balıklar olarak evrimleşti. Balıkların ya da balık benzeri tüm canlıların bu nedenle kuyrukları dikey ve hareketleri sağa sola olmaktadır. Canlılar karaya geçip yüz milyonlarca yıllık aşamalardan sonra memeliler evrimleştikten sonra balina, fok ve yunus gibi memelilerin bazıları tekrar su yaşamına döndüler. Artık balıklar gibi dikey kuyrukları olmadığından işe yaramayan arka ayakları evrimleşerek kuyruk haline geldi. Bu nedenle de kuyruk hareketi yatay değil dikey olmak zorunda kaldı. Bu aşamalar fosil kayıtlarıyla belgelenmiştir. Fotoda gördüğünüz gibi zaman zaman gazetelerde 3. sayfa haberi olarak yayınlanan garip hayvan ve yenidoğan bebek fotoları bu evrim sürecinin sapmalarından oluşmaktadır.
Bak: Yaşam, Evrim ve Biz: yazar Prof. Dr. Tamer Kaya
12 beğeni · 1 yorum
Red Red (@khaos)
Sn. @ergun-cil, "evrim" yaşamın kaynağını açıklayamadığı sürece daha iyi açıklaması olan bir yaratıcı gücün varlığı insanlık üzerinde her daim etkin olacaktır. Evrim bir noktadan sonrasını geliştirebiliyor. İnsanları buna inandırabilmek için yaşamın denizde başladığını belirtmenin ötesinde nasıl başladığını şüphe götürmez bir gerçeklikle ortaya koymak gerekir ki ben bunu göremiyorum. Paylaşım ve bilgi için teşekkürler.
11.03.17 beğen 1 cevap

Ergün Çil

@erguncil

ATATÜRK ve ANZAK GENERALİ (GERÇEK BİR HİKAYE)
ATATÜRK ve ANZAK GENERALİ (GERÇEK BİR HİKAYE)
Siyah beyaz fotoğrafa bir bakın önce. Bir cenaze töreni yapılıyor. Tabloya bakılırsa önemli biri olmalı. Balkonda ise tabutta yatanı selamlayan bir asker var. Kıyafetine bakılırsa Türk değil gibi. Ama yüksek rütbeli bir asker olduğu belli. Hadi gelin bu adamın hikayesine kulak verelim. Bu adamın duygu dolu ibretlik hikayesine.
devamını okumak için tıklayınız:

http://erguncil.blogspot....gercek-bir.html
13 beğeni · 0 yorum

Ergün Çil

@erguncil

Balıkların kuyrukları neden farklı?
Balıkların kuyrukları neden farklı?
Tüm balıkların kuyrukları dikey ve hareketi iki yana doğru iken, neden balina, yunus ve fokların kuyrukları yatay ve hareketi aşağı yukarı doğrudur acaba???
EK 1
Beğeni değil yanıt bekliyoruz... :) 03.03.17
12 beğeni · 7 yorum
Lotus (@lotus)
Kütlesel ağırlıklarından dolayı mı ki :O
04.03.17 beğen 1 cevap
Elif duygu petenkaya (@elifduygu)
Balık değil de memeli hayvan oldukları içindir belki, morfolojik benzerlik falan ..
04.03.17 beğen 4 cevap
Sinan Ateş (@sinnates)
Hep merak ettiğim ama hiç araştırmadığım bir konu..
04.03.17 beğen 1 cevap
/ 9