ara

Çavdar Tarlasındaki Asi

Rebel in the Rye (2017)

Çavdar Tarlasındaki Asi Konusu, Özeti ve Türleri

Çavdar Tarlasındaki Çocuklar romanının yazarı J.D. Salinger'in hayatını ele alan biyografik film Rebel in the Rye, 6 Ekim 2017'de vizyona girdi. Filmde, İkinci Dünya Savaşı sırasında cephede bulunmasından kaynaklanan travmaları, gençlik yılları, aşk hayatı ve yazarlığa başlama hikayesi ele alınıyor.
Çavdar Tarlasındaki Asi
Süre: 106 dk
Yapım: 2017 ABD
Vizyon Tarihi: 6 Ekim Cuma 2017
Yönetmen:
Senaryo:
Çavdar Tarlasındaki Asi filmi Yazarlıkla İlgili İzlenesi Filmler listesinde yer almaktadır.
Gösterimi devam eden filmler için vizyondaki filmler sayfamızı ziyaret edin.
J.D. Salinger
Dorothy Olding
Oona O'Neill
Whit Burnett
Claire Douglas
10
FİLM
Yazarlıkla İlgili İzlenesi Filmler
Kitap severlerin mutlaka izlemesi gereken, içinde yazar, yayıncı, kütüphaneci geçen, yazın dünyasıyla ilgili filmleri bu list...

Meursault Samsa

@meursaultsamsa

Bir Holywood filmi var karşınızda, belgesel değil. En başta bunu unutmamak gerek diye düşünüyorum. Abartı sahneler, abartı yorumlamalar ve hayali diyaloglar mevcut fazlasıyla. Evet, ben de pek çokları gibi Salinger ölmeseydi bu filmin çekilmesine asla müsaade etmezdi diye düşünüyorum. Belki ona bir saygısızlık olarak bile nitelenebilir bu film. Yine de koşa koşa gittim izlemeye ve iyi ki çekilmiş dedim.

Bir kere daha açılış sahnesinde Çavdar Tarlasında Çocuklar' ın o meşhur girişiyle karşılıyor bizi film "Anlatacaklarımı gerçekten dinleyecekseniz, herhalde önce nerede doğduğumu, rezil çocukluğumun nasıl geçtiğini, ben doğmadan önce annemle babamın nasıl tanıştıklarını, tüm o David Copperfield zırvalıklarını filan da bilmek istersiniz, ama ben pek anlatmak istemiyorum.'' Bu kitabı sevenlerin bu andan itibaren filme kayıtsız kalabilmesi bence çok zor. Bu açılışın ardından Salinger' ın geçmişine gidiyoruz. Whit Burnett ile tanışması, harika kontra diyaloglar, güzel esprilerle klasik bir Hollywood filmi izliyoruz. Bu kısımlarda özellikle ‘’yazmak’’ üzerine olan diyaloglar harika. Yazının bundan sonrası filmden ziyade benim Salinger ve Çavdar Tarlasında Çocuklar üzerine yorumlarım olacak;

Çavdar Tarlasında Çocuklar benim hayatta okuduğum en iyi kitaplardan, Holden ise Meursault ile birlikte öykündüğüm, taklit ettiğim, olmak istediğim iki karakterden biri. Ne var ki ikisi olmak için de yeteri kadar cesur değilim. Holden’ ın dürüstlüğüne, insanları yorumlayışına hayranım. Kitabın önemini, orijinalliğini bilene anlatmaya gerek yok, bilmeyen de merak ederse kendi öğrenir zaten. Kimileri ise bu kitabı pek sevmez. Sevmeyenlerin bir kısmı anlayıp sevmez ki bu bir tercihtir, bir kısmı ise anlamadan sevmez ki bunları zaten herhangi bir konuda ciddiye almam. Benim için böyle bir turnusol görevi de görür yani bu kitap. Kitabı sevenler arasında ''Holden aynı beni anlatıyor'' diyenlerin sayısı azımsanmayacak düzeydedir. Bunlara en güzel cevabı veriyor film. Bu tip insanlara önceden gülerdim ama filmden sonra sadece acırım artık. Gerçi filmi izleyenler önceden diyorlarsa bile filmden sonra ‘’Holden beni anlatıyor’’ demeyeceklerdir diye düşünüyorum, zira Holden’ ın kendisini anlattığını iddia edenlerin Holden ile uzaktan yakından alakalı olamayacakları, kendi ezikliklerini Holden üzerinden kapatmaya çalıştıkları çok açık şekilde gösterilmiş filmde ya da ben öyle görmek istedim belki de.

Filmden de kitaptan da çok alakasız olarak değinmek istediğim bir nokta mevcut. Whit Burnett ile Salinger arasındaki ilişkinin başlarında Salinger, Whit Burnett’ ın peşinde koşarken Salinger’ in ünlenmesinin ardından o güçlü, ukala, kendinden emin Whit Burnett, Salinger’ ın karşısında küçülüyor, adeta yok oluyor. İşte sevgililik de –hatta en çok o- dahil olmak üzere insan ilişkileri böyledir. Bu noktada iki oyuncunun da (Kevin Spacey, Nicholas Hoult) oyunculuğuna övgüler düzdüğümü eklemeleyim.

Bir konuda Salinger ile kendimi benzeştirdim gerçekten; Salinger canını sıkan şeyleri engellemeyi tercih ediyor, ben de bu sitede sıklıkla bunu yapıyorum, tavsiye ederim.

Son olarak Amerikan filmlerindeki kafelere ve barlara hayranım. Öyle yerler arıyorum sürekli ama bulamıyorum. Gerçi bu film de 1940’ larda geçiyor, şimdi şu tarz bir kafe bulmak sanıyorum ki imkansızdır; büyük pencereli, bol ışık alan, birbirine yakın tahta masalarda oturan bir dolu insanın sohbet eder ya da bir şeyler okurken büyük fincanlarda kahve içtiği kafeler.

Keşke Salinger' ın izni ile olsaydı o zaman daha çok içimize sinerdi sanki. Yine de biliyoruz ki Salinger böyle bir şeye muhtemelen asla izin vermezdi. Alexandre Dumas tarafından söylendiği anlatılan bir söz vardır; ''tarihe tecavüz ettiğimi söylediler ama çok güzel çocuklar doğdu'' Bu film Salinger' ın değerlerine, isteklerine, mahremiyetine tecavüzdür belki de ama yine de çocuk görülmeye değer.
4 beğen · 0 yorum

Benzer Filmler

7/10
1 oy
Sence kaç puan almalı?
0