ara

Gürcan Öztürk

Takıntılı Müşkülpesent

Gürcan Öztürk

@gurcanozturk

‘’Bu kitap birbirine sadık kalan insanlara ithaf edilmiştir’’ girişiyle başlayan tamda birbirine ve meselelerine sadık kalan insanların anlatıldığı bir roman ‘’Kozmik Haydutlar’’
Kendisi hakkında pek bir şeylerin bilinmemesi taraftarı olduğunun sık sık altını çizen yazar ‘’A.C Weisbecker’’ ‘’Kozmik Haydutlar’’ sayesinde okura bol felsefe, farklı dünya görüşleri ve keyifli bir aksiyon sunuyor.
Oldukça eğlenceli ve farklı karakteri bir araya getiren kitapta olaylar: bir uyuşturucu kaçakçısının gasp ettikleri eşyaları karıştırırken arasından çıkan kuantum fiziği ve atom altı parçacığı kitaplarına merak sarması ve bir anda değişen hayata bakış açısı etrafında şekil alıyor.
Müşkülpesent köpeği ‘’High Pockets’’ en yakın haydut arkadaşı ‘’Jose’’ ve çetenin diğer üyelerinin de ara ara olaylara dahil olmalarıyla, işsiz uyuşturucu kaçakçısı bir anda dünyanın varoluş sırlarının peşinde oradan oraya sürüklenen bir kaşife dönüşüveriyor.
Yazar kitap boyunca olayları birinci ağzı ana karakter üzerinden aktarıyor, ancak karakterin ismine yer vermiyor. Olaylara hakim gözlemci olarak bakan karakter hikayesi boyunca okuyucuya bol bol dipnot veriyor.
Kitap genel olarak iki bölüm halinde ilerliyor. İşsizliği dolayısıyla fiziğe merak saran karakterin değişen görüşlerinin ve dönüşüme uğrayan tutumunun anlatıldığı birinci bölüm ve tüm öğrendiklerinden yola çıkarak okuduklarını yazan fizik profesörünü aramaya karar verişinden sonra gelişen olayların anlatıldığı aksiyon dozu yüksek ikinci bölüm.
Hikaye başlarda karmaşık ve sıkıcı gibi görünse de ilk elli sayfadan sonra kendisini açıyor. Yazar zen öğretisi, atom parçacığı teorisi, büyük patlama, kuantum mekaniği, çeşitli fizik ve varoluş kuramları üzerine eğlenceli ve her yaştan okurun rahatlıkla anlayabileceği bir felsefe sunuyor.
Tüm bunları yaparken bilim ve öğrenme tutkusu birleştiğinde insanların nasıl değişimlerden geçebileceklerini sorgulatıyor. Bilimin etkisi herkes üzerinde aynı mıdır ? sorusu ise ilerleyen sayfalarda kitabın ana sorunlarından birisi halini alıyor. Okuyucusundan, önce Kara düşünce, tek bakış açısı, boş yaşam, boş insan, kaybeden… gibi önyargılarla soğuttuğu karakterlerini ‘’VAY BE!’’ nidaları arasında sevdirmeyi başarıyor. Bu başarısını önyargıların geçersizliği fikrini kanıtlayarak ise ikiye katlıyor.
Hikaye, temposu hiç düşmezken sıkılan kurşunlar arasına düşünce kırıntıları serpiştiriyor. Kırılan kapıların ardından o kapılara karşı masa başında yapılan derin sohbetlere geçebiliyor. Okur ‘’hah tamam şimdi bitti!’’ derken kurnaz haydutlar bir kez daha şaşırtmayı başarabiliyor.
Kozmik Haydutlar hava, kara, deniz dinlemeden kıtalar arası seyahat eden uçarı bir macera. Haydutların her durağı ise apayrı bir felsefe. Kendince varlık nedenlerini arayan bir grup amaçsızın amaçlı hale dönen yaşamlarından 194 sayfalık bir izlek.
Çok kültürlü dokusu, kutuplaşan dünyaya yönelttiği ince hicvi, çılgınlıkta sınır tanımayan karakterleri ve boğmadan anlatmaya çalıştıkları ile okuyanın yanına kar kalacak bir kitap Kozmik Haydutlar. ilgilisine…

>>Gürcan Öztürk
Kozmik Haydutlar
kitaba 8 verdi
4 beğen · 0 yorum

Gürcan Öztürk

@gurcanozturk

Sıradan insanın dünya üzerindeki sırdan çabasına dair hiçte sıradan olmayan başarılı bir Atılgan romanı. Kullandığı sade ve abartısız dille önceki metinlerinden ayrı bir duruş sergiliyor. Her ne kadar tamamlayamadan aramızdan ayrılsa da Atılganın metni yarım kalmışlık havası bırakmıyor. Güçlü gözlem yeteneği,kırsala olan hakimiyeti ve bireyi anlatmadaki başarısıyla derin bir hikaye.
1 beğen · 0 yorum

Gürcan Öztürk

@gurcanozturk

Dolambaç, Hollandalı yazar Gerbrand Bakker’in son romanı. Ayrılmanın,bırakabilmenin ve kabuğundan çıkıp uçabilmenin anlatısı. Okuru yetişkin bir kadının labirentlerine sokup kitabın son sayfasına dek orada sessizce dolaştıran yazar, abartısız anlatımı ve süssüz diliyle yormadan, sıkmadan derdini anlatmayı başarıyor.
İsminin Emilie olduğunu söyleyen Hollandalı akademisyen bir kadının yaptığı bir hata yüzünden işini ailesini ve kocasını bırakıp Galler’in kuzeyindeki eski bir çiftlik evine taşınması kitabın temel meselesi olarak veriliyor.
Ancak bu kadının kim olduğu, isminin gerçekten Emilie olup olmadığı, kimseye haber vermeden gelip yerleştiği dağ başındaki bir çiftlik evinde bulunma sebepleri kitap boyunca yavaş yavaş sallamak suretiyle ince bir elekten geçiriliyor.
Bakker’ın metni için bu eleğin üstünde kalanlar ve altına dökülenler diyebiliriz. Zira okur’a çift taraflı bakış açısı yürütme şansını veren yazar roman boyunca takip ettiği izlek sayesinde bunu olayların içine başarılı bir şekilde yedirmeyi başarmış.
Kitabın Aralık ayına dek süren ilk bölümü boyunca Emilie’nin kendiyle hesaplaşması yavaş yavaş ortaya çıkan küçük sırlarıyla birlikte ait olduğu şeylerden kırılıp kopması ve savruluşunu inceliyor yazar. Kır hayatına yabancı olan karakterin aidiyetsizlik duygusu üzerinden ünlü şair Emily Dickinson ile aralarında ustaca parallelikler kuruyor. Romanın geneli boyunca Emilie’nin Dickinson dizelerine tutunarak içini kendisine açması, tutunacak hiçbir şeyi kalmayan kentli bireyin kendi gibi olana yönelişini gözler önüne seriyor.Tüm bunların yanı sıra roman şiir’i yüceltmesi bakımından da büyük önem arz ediyor.
Kitab’ın Aralık ayı bölümünden sonrasında ise çiftliğe tıpkı Emilie gibi bir anda yolu düşen,onun gibi ruhsal kayıpları olan Bradwen Jones isimli 20 yaşındaki genç erkek damgasını vuruyor. Başta yalnızlığına gölge düşüren bu genç adamdan korkan Emilie sonraları bir anda kendisini Bradwen ile yaralarını sararken buluyor. Emilie iyileşirken yazar okur’u kadının kocası ve ailesiyle tanıştırıyor. Eksik kalan parçaları yine gürültüsüz bir şekilde fark ettirmeden yerine oturtuyor. Emilie kendi sırlarından arınırken onların kirinden bir türlü kurtulamıyor…
Yazar Bradwen karakterini öyküye tam da Emilie’nin yalnızlığa alışmak üzere olduğu bir noktada dahil ediyor ve bu yolla kentli bireyin yalnızlığa olan özlemini ilginç bir şekilde baltalıyor. Emilie yalnız kalamayacağını,yalnız yapamayacağını anladıkça yazar amacına hizmet etmeyi başarıyor.
Öykü Emilie’nin bahçesinden birbir eksilen kazlar, göl ve porsuk imgeleri,kasaba doktoru ve çiftliğin eski sahibesinin yaşamı gibi küçük yan öykücüklere sahip. Bakker bu yan olayları yine ana hikayenin belli başlı noktalarına başarılı bir şekilde ilmeklemiş ve her küçük olaycık içinde ana karakterin ruhsal hayatını anlamayı daha da kolaylaştıracak büyük dipnotlar sunmuş.
Dolambaç çareyi uzaklaşmakta arayan bir kadının,sorunlarından yalnızlıkla kurtulacağına inanan kalabalıktan sıkılmış insanın romanı. Neden ve sonuçları çok kesmeyen bir metin. Zaten farkında olunan şeylerin tozunu attıran bir rehber. Sessiz hüznüyle ince ince şipleyen türden bir öykü.
Hafif bir jazz müzik, battaniye, kahve ve şömine eşliğinde şehrin kalabalığından ustaca uzaklaştıran bir sonbahar romanı… ilgililerine…
>>Gürcan Öztürk
Dolambaç
kitaba 10 verdi
1 beğen · 0 yorum

Gürcan Öztürk

@gurcanozturk

"Heba" Hasan Ali Toptaş'ın son romanı. Derinlikli, ince işlenmiş, kendisini kolay açmayan bir metin. 308 sayfada noktalanan 7 bölümden oluşan bir iç muhasebenin kitabı. Ana Karakter Ziya’nın 42 yıl önce öldürdüğü küçük bir kuş yüzünden çektiği vicdan azabı etrafında şekillenen ve yer yer geçmiş, yer yer günümüze dönük anlatılan hikayesi. Kitap; şehir ve kır yaşantısının çıkmazlarına dokunurken, Suriye sınırında büyük fedakarlıklar ve zorluklarla geçirilmiş bir askerlik ve burada ölümsüzleşen bir dostluğun öyküsü aynı zamanda.

Toptaş bu noktadan bakıldığında karakter sahibi bir eser ortaya koymuş, zira her bir bölümde anlatılan olayların kendi içinde bir duruşu ve tavrı var. Olaylar geçmiş, bugün ve gelecek zinciriyle birbirine başarılı bir şekilde bağlanmış. Bölümlere kısaca değinmek gerekirse: Toptaş okuyucuyu "Anahtar" başlıklı bölümle karşılıyor. Bu bölümde Ana karakter Ziya’nın şehir hayatı karşısındaki isyanına, bıkmışlığına, ayrılma arzusuna şahitlik ederken ev sahibesi Binnaz Hanım’ın hikayelerini okuyup yazarın okura verdiği anahtarla metnin gizleri kurcalanmaya başlanıyor.

"Rüya" başlığını taşıyan ikinci bölümde ise yazar okuyucuyu Ziya’nın çocukluk yıllarına, yakın dostlarına ve ailesine bir rüya aracılığıyla götürüyor. Bu bölümde okur Ziya’nın karakteristik özelliklerini derinlemesine analiz etme fırsatını elde ederken 42 yıl boyunca peşini bırakmayan kuş simgesiyle tanışıyor ve Ziya’yı psikolojik olarak önemli bir şekilde yaralayan bu olayın hikayesini öğreniyor.

105. sayfada başlayan "Huzur" isimli bölümde Ziya’nın en yakın arkadaşı Kenan’ın köyüne olan yolculuğu, şehir hayatından sonra köy hayatı karşısındaki tepkisi,yaşadığı büyük kayıp ve bunun ruhunda açtığı yaralar ustaca bir anlatım ve kusursuz betimlemeler eşliğinde aktarılıyor. Bu bölümde ana karakterin buhranları, kalbinin üzerinden eksik olmayan kara bulutlardan kurtulmak için verdiği sessiz mücadele aracılığıyla günümüz kent insanının sıradanlaşan ve tekdüzeleşen yaşantısına da güzel göndermelerde bulunuluyor.

"Yazıköy" başlıklı bölümde isminden de anlaşılacağı üzere Ziya’nın bundan sonrası için yaşamaya karar verdiği Kenan’ın köyü işleniyor. Hikayenin düğümlenme ve çözümlenme sürecinde etki edecek karakterler yavaş yavaş okurun ilgisine sunulurken köy ve kent yaşamı arasındaki derin farklılıklar, toplumsal yapıdaki zıtlıklar belirgin bir şekilde sergilenmeye başlanıyor. Yazar bu bölümlerde tarafını belli etmeye başlıyor.

147. sayfada başlayan "Sınır" bölümünde Ziya ve Kenan’ın dostluğunun başlangıcına götürüyor yazar okuyucuyu. Ziya ile Kenan dostluğu üzerinden geçmiş ve günümüz dostluklarını sorgulatıyor. Dostluk kavramının geçirdiği dönüşümü, eksilenlerini, bünyesine katıp getirdiklerini oldukça güzel bir olay örgüsü içinde yine kendine özgü büyüleyici betimlemeler eşliğinde aktarıyor. Ziya ve Kenan ikilisinin Suriye Sınırında geçen askerlikleri ve burada yaşadıkları acı tatlı olaylardan oluşan bu bölüm kitabın en kapsamlı ve en uzun kısmını oluşturuyor. Bu bölümü okurken Hakan Günday’ın Ziyan kitabını okumuş olan okuyucuların ilginç benzerlikler ve paralellikler keşfetmeleri muhtemel. Zira karakterin adının Ziya oluşu ve bölüm boyunca anlatılan olaylarda yazarın takındığı tavır iki metin arasındaki ilginç benzerliği açıkça belli ediyor. Bu bölümde Ayrıca yazarın Türkiye’de askerlik ve askerlik kurumunun ideolojisi üzerine söyledikleri ve vermek istediği mesajlar da kendisine yer buluyor.

"Minnet ve Fena" isimli son iki bölümde yazar okurunu geçmişten çıkartıp hikayenin tüm soru işaretleriyle birlikte günümüze getiriyor. Bu bölümlerde Kenan’ın köyüne yerleşmiş olan Ziya’nın şehirli düşünceleri ile küçük köylü insanının düşünce çekişmelerini inceliyor yazar. Yine bu bölümde Toptaş’ın kır ve kent yaşamını ne denli iyi bildiğini metinde izlediği yoldan ve çizdiği rotadan açıkça gözlemlemek mümkün.

Toptaş Hikayesini koşturabildiği kadar koşturuyor ve nabzın en yükseldiği noktada fişi çekip bırakıyor. Son derece başarılı bir anlatım, akıp giden bir üslupla kotarılmış olan "Heba" yazının başında da belirttiğim gibi kendisini kolay açmayan bir metin. Özenle işlenmiş dolayısıyla okurdan da özenle çözülmesi bekleniyor. Sıcak yaz günlerinde vicdan muhasebesi yapmak isteyenlerin ilgisine...

Gürcan Öztürk
Heba
kitaba 10 verdi
5 beğen · 0 yorum

Gürcan Öztürk

@gurcanozturk

Anayurt oteli'nin son varisi Zebercet. Biraz sorunlu biraz psikopat, duygusal biraz ve çok yalnız. Bunalımları var, cinsel kimliği konusunda kararsız. Tüm bunlara rağmen okurken sevimli gelen,derdi kendisiyle olan bir adam. Yusuf Atılgan'ın aylak adam'dan sonra okuduğum ikinci kitabı ve kesinlikle aylak adamdan daha çok sevdim. Müthiş psikolojik tahliller güzel saptamalar gündeliğin içindeki ayrıntılar derken muazzam bir okuma keyfi sunuyor.
Anayurt Oteli
kitaba 10 verdi
2 beğen · 0 yorum

Gürcan Öztürk

@gurcanozturk

Özgün bir tarz yakalamayı başarmış kitaplardan. yazarın dil ve üslubu gayet yerinde. Hikaye ve içindeki küçük hikayecikler okuyanı çekmeyi başarıyor. Ben sevdim ilginç bir kitap okumak isterim diyenler için ideal.
4 beğen · 0 yorum

Gürcan Öztürk

@gurcanozturk

Muazzam br kadından muazzam bir yaşamın öyküsü. Kitap bittikten sonra baştan bir kez daha okudum o denli eşsiz ve hala söylerim Kadın olarak dünyaya gelecek olursam Mina Urgan olmak isterim.
Bir Dinozorun Anıları
kitaba 10 verdi
2 beğen · 0 yorum

Gürcan Öztürk

@gurcanozturk

Barış Bıçakçı'nın her zamanki sade yalın duru anlatımından muhteşem bir kitap daha. Başak intihar eden ancak öldükten sonra geride bıraktıklarının hayatlarını baştan değiştiren bir karakter. Roman Başak'ın intihar sebebini(lerini) yavaşça irdelerken geride bıraktıklarının hayatlarına da usul usul sokuyor okuyucuyu ve bu karakterler üzerinden kendimizi yaşantımızı başarılı bir biçimde sorguya çekmemizi sağlıyor.
1 beğen · 0 yorum

Gürcan Öztürk

@gurcanozturk

Holden isimli bir çocuğun sıradan hayatına farklı bakış açısı üzerine kurgulanmış farklı bir kitap. Eğlenceli iyimser mutlu. Yormayan sıkmayan derdi olmayan bir kitap. Ama amaçsız değil. Bu,hayata karşı bilenmiş karakter vasıtasıyla alt metinlerde herkes kendine bir şeyler bulabiliyor. Başarılı...
2 beğen · 0 yorum

Gürcan Öztürk

@gurcanozturk

İnsanlardan üşüyen bir kadın Tezer Özlü insanlardan soğumasının temeline iniyor bu kitapta onu soğutan üşüten her şeyi acımasızca yazıyor. Derin bir hissiyatla...
5 beğen · 0 yorum
/ 5