ara

Kitap İncelemeleri ve Yorumları

Fâtıma

@yitiktheology

Lise yıllarımın unutulmaz yazarların başında olan Dostoyevski' yi uzun bir aradan sonra tekrar okumak güzel..Yaşam serüveninin kapılarını aralamaya yardımcı birkaç anıdan yola çıkarak hem kendi psikolojisini hem de diğer insân psikolojilerini anlatmaya ve aydınlatmaya amaçlayan bir eser olduğunu şahsım adına söyleyebilirim. Okurken gülümseten yanları yanı sıra sorgulama melekenizi daima aktif halde tutan soru ve tespitleriyle güzel bir zihin yolculuğu yapabilirsiniz..

İyi ki kitaplar var..Feyizli okumalar dileriz efendim..
0 beğen · 0 yorum

Zeynep YILMAZ

@zynpylmzgs

Kitabın ismini o kadar çok sevdim ki ama kitap için öyle diyemem tamamen hayal kırıklığı keşke öyle olmasaydı. Heyecanla siparişini verdim kitabın ama hayal kırıklığı yaşadım.
0 beğen · 0 yorum

damla

@damla817

''Bir şeyin asıl değerini kaybettiğinde anlarsın.
Dünyanın en salak insanı olsan yine anlarsın.
Kaybetmek de öyle bir şey.''
Soğuk Kahve Satın Al
kitaba puan vermedi
2 beğen · 0 yorum

Alan Greenmor

@alangreenmor

Rehber niteliğinde, sınava gireceklerin anne-babalarının ihtiyaç duyabileceği tarzda bir yapıt.
1 beğen · 0 yorum

A.ÇALIK

@acalik

Naif bir hikaye;
Bahadır Yenişehirlioğlu'nun, Ermeni Tehciri sırasında yaşananlara insan ilişkileri açısından baktığı romanı... Kendisinin okuduğum ilk kitabı idi. Oyunculuğundan sonra Edebiyat'ta da kaliteli eserler verdiğini öğrenmiş oldum. Kendisini keyifle takip etmeye devam edeceğim.

Kitaptan bahsetmem gerekir ise; 1915 ve 2013 arasında zamanda gidiş gelişleri olan ve birbiri ile ilintili olaylar ihtiva eden bir kurgusu var. Aşk, toplumsal sevgi ve kardeşlik, kişisel bunalım ve buhranlar işlenmiş satır aralarında.

Zengin içeriği ve sürükleyici anlatımı ile kısa sürede bitirilebilecek, lezzetli bir okuma serüveni sunacak kitaplardan. Okunmasını tavsiye ederim.
Kanaviçe Satın Al
kitaba 9 verdi
1 beğen · 0 yorum

Ceren Akyol

@cerenakyol

Gurur, İhtişam
Tolkien'in ihtişam arzusunu yansıtma biçimini öylesine takdir ediyorum ki... Sauron, Boromir, Isildur, hatta Bilbo. Hepsinin ihtişam tutkusunu aktaran ayrı ayrı, ama ne de güzel hikayeleri var.
En çok neyi seviyorum bu kitapta? İşte bu saydığım karakterlerden birine ait olan ve geleceğin temellerinin atıldığı hikayeyi. Isildur'un hikayesi...
Güneşin bulutların ardında kaybolduğu, çığlıkların etrafı inlettiği ve orkların savaş naralarının işitildiği bir günde olur her şey. Gözyaşlarının sel olup akmasına neden olacak olan hikaye o gün başlar işte.
Bir düşünün... Vadi halkı Sauron'a karşı verilen büyük mücadeleyi kazanmış, Orta Dünya daimi bir barışa kapı aralamak üzere. Ancak ihtişam tutkusu kudretli ama zaaflarla başı dönmüş Isildur'un gönlüne düşmüştür.
Isildur Sauron'un eşsiz yüzüğünü yok etmemiştir tutkuları yüzünden. Ve kan, ter, çelik ve ölüm bir anda hortlayıverecektir.
Isildur orkların saldırısından kaçmaya çabalamıştır. Yüzüğü parmağına takıp, gözlerden uzaklaşmıştır. Ancak Sauron'un ruhu intikam için fırsat bulmuş ve yüzük Sauron'un iradesiyle dolu iken onu ihtişam için kendine saklamış olan Isildur sağ kalabilir mi...
Orta Dünya'nın yarım kalan hikayeleri bize gerçek bir mazi sunuyor. Muhteşem! Tek kelimeyle muhteşem.
1 beğen · 0 yorum

aybike dönmez

@aybike-donmez

Yazara ait okuduğum 3 kitaptan(Gelin-Yazgı ve bu) en iyisiydi diyebilirim.Karakterleri gerçekten çok sevdim.Yazar Gelin kitabındaki gibi gereksiz oyalanmalara ve boş konuşmalara girmeden gayet eğlenceli,akıcı ve aksiyonlu bir kitap ortaya çıkartmış ve tarihi romans türünde en iyi örneklerinden birini ortaya koymuş.Kısaca tarzını konuşturmuş.✌Bu tarzı seviyorsanız zaten yolunuz çoktan Julie Garwood ile kesişmiştir.Yok ilk defa okuyacaksanız da bu kitap en güzellerinden biri ✌
1 beğen · 0 yorum

Alan Greenmor

@alangreenmor

Güzel ve olması gereken bir derleme, başlarken çok heyecanlandım. Fakat havada kalan bir yanı da yok değil, keşke derleyen kişi konuşmaları olduğu gibi koysaydı bölük bölük olması anlasılırliligini parçalamış.
1 beğen · 0 yorum

elif kimya salt

@elif-kimya-salt

21 Haziran 1905 yılında Paris' te doğan düşünür Jean Paul Sartre, aynı zamanda döneminin en iyi yazar, anlatıcı ve denemecisi olarakta da kabul görmüş, entellektüel bir aydındı. Ama Sartre' ı , Sartre yapan Varoluşçuluk felsefesinin mihenk taşı olmasıdır. Peki, Varoluşçuluk nedir?


Varoluşçuluk (Egzistansiyalizm); kökü İlk Çağ (Antik Yunan) a kadar uzanan bir felsefe sistemidir. 2. Dünya Savaşı ' nın sonlarına doğru bağımsız bir felsefe olarak ortaya çıkmıştır. Varoluşçuluk akımına göre insan; kendi özünü kendisi belirler. Bu görüşü şöyle özetleyebiliriz: Var olma özden önce gelir. Yani insan önce dünyaya gelir, var olur, ondan sonra olmak istediği gibi biri olur, özünü kendi belirler. Daha fazla açıklamak gerekirse, hepimiz bir şekilde yaratıldık, bu dünyaya geldik. Ama hiçbirimiz şartlanmış bir iyilik ya da kötülükle doğmadık. Zaman içinde özümüzü kendimiz var ettik. Kimimiz dürüst bir insan olmayı, kimimiz alçak bir hırsız, katil vs olmayı kendi seçti. Yani hiç kimse önceden belirlenmiş bir öze sahip değildi. Yaptığımız eylemler, verdiğimiz kararlar varoluşumuzu belirler. Sartre bu durum için; " İnsan kendi özgürlüğüne mahkum edilmiştir." der. Sartre ' a göre tercihlerimizle, yaptıklarımızla kendi varoluş özgürlüğümüzü gerçekleştirmek için özümüzü ortaya çıkarmak zorundayız hepimiz. Varoluşçuluk, hümanizm ve eşitliği en savunan felsefelerin başında gelir. Soren Kierkegaard' ın kitaplarını okumuş olanlar kadın - erkek eşitliğine ne denli önem verdiğini fark etmişlerdir. Egzistansiyalizm bizim bildiğimiz adıyla Varoluşçuluk, Hz İsa' dan itibaren görülen bir akımdır. Ancak 2. Dünya Savaşı ' nın sonlarına doğru adı konmuştur. Bu akım en çok Kierkegaard, Dostoyevski, Heidegger, Nietzsche, Andre Gide, Camus ve Kafka ile bütünleşmiş, eserlerinde görülmüştür. Buna rağmen kendini varoluşçu diye tanımlayan tek isim Sartre olmuştur. Kierkegaard bu terimi hiç kullanmamış olsa da ilk varoluşçu kabul edilir.


Varlık ve Hiçlik, Jean Paul Sartre' ın en önemli eseri, başyapıtı. Yayımlandığı günden, günümüze kadar felsefe tarihi açısından en önemli fenomenolojik (görüngübilim) ontoloji (varlıkbilim) denemesi olarak kabul edilir. Sartre felsefeye yön veren bu dev eseri 2. Dünya Savaşı ' nın sonlarına doğru birkaç ay gibi kısa bir sürede yazmış. Ancak birkaç ayda yazılan bu kitap, Türkçeye 66 yılda çevirilmiş. Bunun sebebi varoluşçuluk felsefesinde düşünürlerin kendi kendilerine terimler üretmesi ve diğer dillerde bu terimlerin bir karşılığının bulunamaması. Bu yüzden Varlık ve Hiçlik yıllarca çevirmenlerin önüne gelip bir türlü Türkçeleştirilemeyip tekrar rafa kaldırılmış. Kitabı okurken de bu terimlere sık sık rastlayacaksınız. Çünkü çevirmenler ( Gaye Çankaya Eksen, Turhan Ilgaz) bu terimlerin Türkçe karşılığını bulamayıp genelde orjinal dilindeki (Fransızca) haliyle bırakmış ya da parantez içinde belirtmişler. Çok iyi bir çeviri değil, fakat uydurulmuş onlarca terimden dolayı bu kadarına da şükür. Çevirmenler de büyük ihtimalle çevirinin yeterince anlaşır olmadığını bildiğinden kitabın sonuna 6 sayfalık bir sözlük eklemişler.


Sartre bu kitabı müthiş anlaşılmaz bir şekilde yazmış. Ama aynı zamanda iyi bir yazar, denemeci olmanın verdiği avantajla da aralara öyküleyici bir anlatım serpiştirmiş. Bu öyküleyici anlatım sayesinde savlarını daha iyi anlayabiliyorsunuz. Mesela " Kendini Aldatma Davranışları " bölümünde bahsettiği ilk randevusuna giden kadın gibi. Kadın, ilk randevusunda karşısındaki erkeğin niyetini gayet iyi bilir. Ama kendi kendini kandırıp bunları düşünmeyi red eder ve erkeğin nazik, saygılı tavırlarına tutunur.


Radyoda işittiğimiz sesin bir gramafondan yükselen şarkı değil de bir adamın sesi olması yalnızca tahmine dayalı değildir, muhtemeldir de ya da yoldan geçtiğini gördüğümüz kişinin mükemmel bir robot değil de bir adam olması sonsuzcasına muhtemeldir. Bu durumda radyodaki sesin de, sokaktaki adamın da bir "varlık" olduğu tartışmaya açık değil. Ama özgürlük bir "varlık" değil, insanın hiçliğidir. İnsan gerçekliği yeterince olmadığı için özgürdür, durmadan kendi kendisinden koparıldığı ve olmuş olduğu şey olduğu ve olacağı şeyden bir hiçlikle ayrıldığı için özgürdür. Şimdiki varlığımızın kendisi de “yansı-yansıtan” formunda hiçleyiş olduğu için özgürdür, insan özgürdür, çünkü kendi değildir ama kendine mevcudiyettir. Ne ise o olan varlık özgür olamaz. Özgürlük, tam da insanın yüreğinde oldurulan ve gerçekliğimizi olmak yerine kendini yapmaya zorlayan hiçliktir. İnsan gerçekliği için olmak kendini seçmektir. Alabileceği ya da kabul edebileceği hiçbir şey bize dışarıdan da içeriden de gelmez. Hiçbir türden yardım olmadan, en küçük ayrıntıya varana kadar kendimizi varlık kılmanın dayanılmaz zorunluluğuna bütünüyle terk edilmişizdir. Böylece özgürlük bir varlık değildir. İnsanın varlığıdır, yani insanın varlık hiçliğidir. Eğer insan önce bir doluluk gibi düşünülseydi, onda daha sonradan özgür olacağı bir takım anlar ya da psişik bölgeler aramak saçma olurdu. Tıpkı önceden ağzına kadar doldurduğumuz bir kapta boşluk aramak gibi. Sartre' a göre dünya bir saçmalıktan ibaret ve bizler de bu saçmalığa fırlatılmış birer varlığız. Sartre kitaptaki " KENDİNDE VE KENDİ-İÇİN: METAFİZİK YAKLAŞIMLAR" başlığı altında varlığı bilinçli ve bilinçsiz varlıklar diye ikiye ayırmış. "Kendi için varlık" dediği bilinçli, irade sahibi varlıklar kategorisine insanları ve "kendinde varlık" adını verdiği bilinçsiz varlıklar kategorisine de insanın dışındaki tüm varlıkları yerleştiren Sartre'a göre, aslında varlığın hiçbir anlamı yoktur. Yani varlık aslında hiçliktir.


Varlık ve Hiçlik, okuduğum kitaplar içinde beni en çok zorlayan, en uzun süre elimde kalan, Allahım sana geliyorum dedirten kitap oldu. Kesinlikle ileri seviyede felsefe, psikoloji ve mitoloji birikimi olmayan arkadaşlara bu kitabı önermiyorum...
Varlık ve Hiçlik Satın Al
kitaba puan vermedi
2 beğen · 0 yorum

GençKitap

@genckitap

Kitabın özeti yazar mısınız?
Lütfen bu kitabın özetini yazın proje ödevim var ve ben bu kitabı bulamadım lütfen özetini yazınız veya yorumlara bu kitabı okuyan bir site bulursanız yorumlara yazınız.
Fatma Seher Hanım Satın Al
kitaba puan vermedi
0 beğen · 1 yorum
Lilu Helenium (@lalalakv)
Kurtuluş Savaşı'nın İlk Türk Kadın Subayı Fatma Seher'in Kahramanlık Öyküsü “Bu kahramanlık öyküsünü yazmaya başlarken ellerim titredi Büyük bir kahramanı layıkıyla yazabilmek, onu tarihin tozlu sayfalarından çıkartıp sizlerle buluşturmak kolay değildi Savaş yıllarının yetersiz arşivi korkmama neden olsa da beni yıldırmadı Çünkü Türk Edebiyatı Kurtuluş Savaşı'nda çarpışan bir kadın subayın hayatını konu alan bir romandan mahrumdu Ben bir tarih kitabı yazmadım Kendimi Fatma Seher'in yerine koyup onunla özdeşleştirdim Bu, benim Fatma Seher'im Tarihin karanlıkta kalmış, dillenmemiş sayfalarında kendi kahramanımı yazdım Unutulmuş gerçek bir kahramanı gözümden, yüreğimden sizlere aktarmaya çalıştım Fatma Seher'in tekrar canlanıp aramıza hak ettiği gibi bir kahraman olarak katılacak olmasında benim de bir payım olursa bundan onur duyarım Anlı şanlı tarihimizin, cephelerde çarpışıp rütbe alan ilk Türk kadın subayı olan Fatma Seher Hanım, kahramanlıklarıyla tarihe damgasını vurmuştur İzmit, Gemlik, Bursa bölgelerinde Kuvayı Milliye askeri olarak çarpışan, oğlu ve kızıyla canını siper eden Fatma Seher Hanım, Büyük Taarruz'da üsteğmen rütbesini almış, savaştan sonra bağlanan maaşını Kızılay'a bağışlamıştır”

Kaynakça: Eodev.com - https://eodev.com/gorev/4459717#readmore
35 dk beğen cevap