ara

İncelemeler

Kenan

@enron

Yoğun ısrar üzerine okudum; Türk edebiyatının "yaratıcılık" konusundaki büyük eksikliğini en azından kendi adına giderebilmiş olan bu kitabını. Hem yazarı hem de kitabı epeyce geç tanıdım. Bunun yerli edebiyata olan ön yargımla da ilgisi var elbette.

Felsefeyi, tarihi bir roman içine yedirerek üstelik bunu Osmanlı tarihi içinde yaparak, kurgulayarak ortaya böyle bir hikaye çıkarması müthiş bir iş. Yazarın felsefeci olmasının da bunda katkısı çok büyük tabiki. Zaten öyle olmasaydı muhtemelen böyle bir eser ortaya çıkmazdı. Ön yargımdan dolayı beklentimin düşük olması da tatmin olmamı sağlamış olabilir.

Bölümlerden oluşan kitap, bölümler içinde de bölümlere ayrılmış. Bazen bambaşka bir hikayeye giriş yapıp ve öyle geliştirirken, hikayenin ana konuya bağlanması iyi bir kurgu ve zekanın ürünü.
Konusu, bu konunun işlenişi, kurgu, üslup, bağlantılar, atıflar çok iyi oturtulmuş. Okunmayı fazlasıyla hak ediyor.

Teknik olarak;
Kitapta bilinmeyen sözcük çok fazla kullanılmış ki hakkıdır tarihi bir roman(aslında felsefi) en nihayetinde ancak kitabın son birkaç sayfasına küçük bir sözlük ekleselerdi daha iyi olabilirdi. Sayfalardaki satır sayısı azaltılıp sayfa sayısının arttırılması da akıcılığına katkı sağlardı.

Ben de düşünüyorum, dolasıyla varım, ama kimim?
Puslu Kıtalar Atlası
kitaba 9 verdi
1 beğen · 0 yorum

serkan gündem

@serkangundem

Abartılmış !
Bu kitabı alırken çok heyecanlanmıştım adını defalarca duyduğum bir eseri çok ucuza bulmak beni çok sevindirmişti . Fakat şu an kitaba verdiğim cüzi ücreti bile çöpe gitmiş gibi görüyorum. Kişisel gelişim kitaplarına her zaman mesafeli davranmışımdır fakat bu kitaptaki sorun benlik değildi bundan eminim . :D Kitap sadece 1 sayfa olsa ve içinde kötü her ne varsa uzak durun yazsa en azından sayfa israfı olmazdı. Biliyorum biraz ağır bir eleştiri ama kitabın herhangi bir insanın hayatına pozitif bir etki yapabileceğini sanmıyorum . Kitapta biz normal geçinen normal bir ücret alan insanlar için bence hiçbir tavsiye yok üst gelirli insanların yaşam tarzına daha çok dokunuyor.
Ferrari'sini Satan Bilge
kitaba 1 verdi
0 beğen · 4 yorum
Melihcan ÖZSOY (@melihcanozsoy)
Şuan onu okurken söyledin tamda bırakıyım mı son kararın mı kötü mü😂
1 sa beğen cevap

Evren Erarslan

@evrenerarslan

Bazı kitapların müthiş mi yoksa çok mu saçma olduğuna dair arada kaldığım durumlar olur. Bunun en iyi örneği Palahniuk kitaplarıdır bana göre. Okursunuz, hoşunuza gider okuduklarınız, fakat okuduklarınız size tuhaf bir şey hissettirse de bütün olarak baktığınızda ne anlamı var dersiniz. Daha da açayım, mesela bir betim okursunuz, size hiç yaşamadığınız bir duygu ya da anı hissettirir. Tekrar okuduğunuzda bu his bir anda kaybolur. Az önce neden öyle hissettim peki bu cümlede ilginç bir şey var dersiniz. Gariptir yani böyle kitaplar. Cümlelerin sizlerle bağ kurduğu belki yazarın bile düşünmediği bir atmosferi siz yaratmışsınızdır kafanızda. Bu kitap da biraz böyle. Çok katmanlı yapısı ile beyin yakan cinsten. Katmanlar arasındaki geçiş ise pamuk ipliği kıvamında, bazen de hiç bulunmamakta. Özellikle kitaba ismini veren öykü çok acayipti. Farklı bir kitap okumak isteyenlere tavsiye ederim.

Öykülere geçersek:


1- Denizin Dibindeki Çam Ağaçları : Babasını kaybettikten sonra annesinin yeni eş adayı ile çıktığı denize girme macerasını hayalgücü yardımı ile eşsiz bir deneyime dönüştüren ufaklığın hikayesi

2- Levathan Meseli : Dev bir deniz canlı tarafından yutulan Orhan'ın herkesin takdir ettiği bir adama dönüşmesinin hikayesi

3- İlahi Bugs Bunny Komedyasına İki Ciltlik Metro Bileti : Bir feniküler hattında gençliğe doğru çıkılan bir yolculuk. Üstelik iki ciltlik bir kitap ile. Üstelik bugs bunny thsirtlerle.

4 katmanlı bir hikaye.

4- Müthiş Bir Klip : Bir klibin görüntülerinden yola çıkarak sevdiği kadına methiyeler yazan yine tuhaf bir hikaye.

5- Bay A ve Bay B: Yine çok katmanlı, bir rüyayı temel alan, öykü içerisinde öykü içeren bir yazım.

6- Ruh Doktoru: Ölümden sonraki belli bir süre ruhun bedenden ayrılmadığı andaki hayat/varoluş ismi ne ise artık; durumu ele alan, önerme ve felsefe ile dolu bir hikaye.

7- Adını Sen Söyle: Konudan konuya geçen, konulara neden geçildiği hiç anlaşılmayan adını sizin koyabileceğiniz bir hikaye.
3 beğen · 0 yorum

Semih

@sc

Uzun zamandır okumayı planladığım ancak bulamadığım kitabı @ebrug sayesinde edindim-teşekkür ediyorum- ve bugün bir solukta okudum.
Daha önceki incelemelerimde yayınevi ve çeviren bilgisi yazmadığımı fark ettim. Bunun büyük bir eksiklik olduğuna karar verdim. Önceden sitede her yayınevi için bir kitabın farklı sayfaları açılırdı daha sonra bu sayfalar birleştirildi ve bir bakıma iyi olsa da yayınevinin etkisini veya çeviren kişinin etkisini daha az hisseder olduk. Bazı yayınevleri ve çevirilerin kitap yorumlarına olumlu veya olumsuz doğrudan etkisi oluyor. Okuyan kişinin bunu anlaması adına, bundan sonra(eğer unutmazsam) incelemelerimde bu kısım olsun istiyorum.

Yayınevi: parantez
Eseri dilimize kazandıran: Avi Pardo
3. Baskı, Ocak 2018

Bukowski'nin okuduğum ikinci kitabı. Ekmek Arası'nı da okumuş ve yazarın anlatımını sade, içten bulmuştum. Atarlı ergenlere benzeyen tavırlarından olsa gerek. Bu kitap için de bu samimiyetin olduğu söylenebilir. Zaten kitap Bukowski'nin 1991-1992-1993 senelerindeki günlüklerinden oluşuyor. Günlük dediğiniz yazı samimiyet içermeyecek de hangi yazı samimiyet içerecek değil mi?

Kitapta çok kısa olmasına rağmen bolca alıntılanacak cümle buldum. Bir kısmını burada paylaştım zaten. Kitapta Bukowski'nin değindiği konuları kısaca yazayım ki, neyle karşılaşacağınız hakkında ufak bir fikriniz olsun; yazar/şair olmak konusundaki fikirler, ünlü olmanın getiri ve götürüleri yani Bukowski'nin meşhur olduktan sonraki hayatı, sıradan insanların ve kendini sıradan bulmayan çağın yazar ve şairlerinin tahlili, Bukowski'nin 70'li yaşlarında artık ölüme yaklaştığını hissetmesi ve bunun yazılarına, yaşamına yansımaları, bolca hipodrom ve at yarışları :). İnsanlardan ve onların iğrençliğinden kaçan bir yazar.

Bukowski kaliteli eserlerin ne kadar az bulunduğundan yakınmış, ona göre kaliteli eserler bir solukta okunup bitiyor ve sonra insan büyük bir boşluğa düşüyor. Okuyacak kaliteli bir şey bulmak zor diyor. Bu yorumdan sonra 500'ün üzerinde okunacaklar listesi olan biri olarak tabii ki derin düşüncelere dalıyorum. Demekki listemin bir kısmı boş kitaplardan oluşuyor. Ya da Bukowski çok ön yargılı. :) Holywood filmlerine de bolca laf söylüyor yazarımız. Televizyon da tabii ki aptal kutusu! Uzunca bir süredir okumayı beklediğim, ismi ile dikkat çeken bu kitap beni hayal kırıklığına uğratmadı diyebilirim.
7 beğen · 7 yorum
Gülşah Sönmez (@gulsahsonmez)
İnceleme için teşekkür ediyorum. Ben de en kısa zamanda Bukowski’ye başlamayı düşünüyordum, tabii ki ilk olarak Ekmek Arası, ikinci olarak da bu kitabın olması gerektiğini hissettim incelemenizi okurken. Kaleminize sağlık.
3 sa beğen 1 cevap
Ebru G. (@ebrug)
Unutursan ben hatırlatırım @sc. Yine benden önce okumuşsun ya ben daha bitirmedim. (:
2 sa beğen 1 cevap

özgür özer

@ronin

ben buradayım, sen neredesin?
Oğuz Atay’ın takıntılı kahramanlarının buhranlarını ve iç çekişmelerini anlattığı öyküler kitabı.

Göreceli olarak zeki ve farkındalık sahibi kahramanların takıntılı ve miskin karakterlerinden dolayı hayatta başarıyı yakalayamaması öykülerin temelini oluşturuyor. Beyaz mantolu adam’la Atay’ın iç dünyasına çarpıcı bir giriş yapıyorsunuz. Unutulan ise içinizde bir burukluk yaşamanıza neden oluyor. İlerleyen öykülerde ise biraz sinir bozukluğu yaşamanız işten bile değil. Babama mektup karakterin “Oğuz Atay ‘in demek daha doğru olabilir “ ne kadar yadırgasa da babası ile benzeştiği noktalara parmak basması açısından önemli bir öykü. Asıl çarpıcı olan öykü ise kitabın sonunda karşımıza çıkıyor. Hapsedilmiştik, elimizde olmadan çevremizdeki değişim ve birşey yapamayışın aciziyeti içinize işliyor. En sonunda yazar karakterin ağzından bize “ben buradayım sen neredesin sevgili okur” diyerek sitemini dile getiriyor.

Bireylerin başarısızlıklarının sadece kişiye yüklenecek bir sorumluluk olmadığını, toplumunda üzerine düşeni yapması gerektiğini zaman zaman ince bir tebessüm çoğu zaman ise kaygılı gözlerle satırlar arasında yakalayabiliyorsunuz.
Korkuyu Beklerken
kitaba 8 verdi
5 beğen · 0 yorum

Mert

@mertaksu

Benim için Japon edebiyatına giriş niteliğinde olan roman, kendine has bir kültüre sahip bu toplumdan yetişmiş başarılı bir yazarın ürünü olması dolayısıyla bende yüksek beklentiler oluşturmuştu. Doğan anormal çocuğunun kendisini hapsettiği içinden çıkılmaz durumdan kendini, yoksunluğunu yaşadığı alkolün ve cinsel dürtülerinin hakimiyetine bırakarak kurtulmaya çalışan bir adamın hikayesini anlatan bu romanda, işlenen konunun hassasiyeti nedeniyle -yazarın kendi çocuğunun da kusurlu doğduğu gerçeği gözden kaçırılmazsa- çok daha dramatik bir hikaye okumayı beklerdim.
Kişisel Bir Sorun
kitaba 7 verdi
1 beğen · 0 yorum

Mert

@mertaksu

Balzac, Tılsımlı Deri romanıyla Marquez'in temsil ettiği büyülü gerçekçiliğin temelini atmış olabilir. Sıradışı konusuyla, çok detaylı psikolojik betimlemeleriyle ve çoğu Fransız romanında işlenen imkansız aşk temasıyla okunmaya değecek bir roman.
Tılsımlı Deri
kitaba 8 verdi
1 beğen · 0 yorum

Ömer Aydemir.

@seyyah73

Külrengi yalnızlık.
Otobiyografi yazmak her zaman riskli ve zor bir iş. Yazarın bu kitabı bir otobiyografik roman, değil elbette, ama o kadar çok kendisine ait izleri korkmadan çekinmeden sunmuşki okura, inanamıyorsunuz. Roman çok lirik bir eser, o kadar naif dokunuşları var ki hayata, sanata, ikili ilişkilere...
“Sonuna kadar hiçbir zaman bir bütün oluşturmamış, hep paramparça akmış bir hayatın betimlenmesinden bütünlük beklemek. Gerçeklik diye adlandırdıkları bu mu? Yani örneğin bir parçalanmışlığı bir bütün oluşturan bir tasvirin yapaylığında bütünleştirmek mi? Peki ama, gerçeği gerçek kılan şey, onun hiçbir yanına benzememesi değil midir?”
Kenti yaşarken kaçırdığımız kentsel yalnızlıkları anlatmış yazar, tane tane, vura vura. Sıradanlaşan tüm hayatlara sövgüsünü dile getirmiş çevirdiği veya yazdığı tüm yazılar eşliğinde. Tek başına olmanın bir seçim mi bir zorunluluk mu olduğunu sormuş küçük hiç büyümeyen bir erkek bedeni işinde. İkili bir hayatı yazmış kendine yabancı kendinden bir parça. İkizini anlatmış, asla var olmayan. Ona kızmış “babasının karısına” kızmış. Yaranmaya çalışırken kaybettiği kendi rengini aramış roman boyunca. Oyunlaştırdığı pek çok karekteri oynamış hem sahnede hem de kendi hayatında.
Elalem denen illeti anlatmış hiç bir kalıba sığdırmadan. İkili ilişkilerdeki ikiyüzlüğü, sergilemiş ve terk edilişi. Sıradan yaşamda dikkat etmediğimiz bizi yaralayan ayrıntılarda yolunu aramış...
“İyisin, değil mi? Neden sorarsın, neden hep sorarsınız bu basmakalıp, eskitilmekten delik deşik olmuş, neye benzediği, ne anlama geldiği bile artık anlaşılmayan soruyu?”
Sahi neden sorarız ki bu soruyu? Bilmek için mi gerçekten yoksa kafamızdakini teyit etmek için mi? Kitap o kadar çok güzel ve anlaşılır cümle içeriyor ki okurken hem mutlu oluyorsunuz hem de sorguluyorsunuz. Bir sürgün hayatı yazmış yazar sıradan hayattan sürülmüş bir yalnızlık hissini. Bir çok öfkeyi de yazmış aslında “coğrafya kaderdir”i destekler nitelikte...
“Yani yaşadıklarının ahlakını bile savunamayanlar, benim diyebilecekleri bir hayatı değil, ama ancak elden düşme hayatlardan oluşma bir tür yamalı bohçayı yaşayabiliyorlardı. Çünkü nasıl üzerinde düşünülmemiş bir hayat, yaşanmaya değer bir hayat değilse, kendi ahlakını türetememiş, kendi değerlerini oluşturanmamış, hep, “Ne derler?” kompleksleri içersinde tükenip gitmiş bir hayat da insan onuruyla bağdaşır bir hayat olmazdı.”
Felsefeci yönünü her satırda tekrar yaşadığınız bir sorgulama yaratmış yazar. Ölüme yakın, ölümü beklerken ve belki de ölümü arzularken, kendini, hayatı, yaşadığı yaşamı sorgulamış.
Keyifle okuyunuz!
Kıyıda Yaşamak
kitaba 9 verdi
6 beğen · 4 yorum
Gülşah Sönmez (@gulsahsonmez)
Okunacaklar listeme alıyorum. İnceleme için teşekkür ediyorum. İncelemenizle beni alıp götürdünüz gene. Sizin bir kitapla ilgili düşüncelerinizi okuduğumda, o kitabın tam aradığım kitap olduğunu hissediyorum satırlar arasında. Teşekkürler.
3 sa beğen 2 cevap

SweetHexe

@glbn

Büyük.bir zevkle defalarca izlediğim filmin kitabını okudum sonunda. Filmini cok sevdiğimden mi yayınevinden mi bilmiyorum ama bana o kadar etkili bir anlatım gelmedi. Yani bazen diyaloglar ve karakterler o kadar karışıyordu ki tekrar tekrar okumak zorunda kaldığın yerler oldu. Kitabı okurken hep filmin sahneleri gözümün önüne geliyordu aslında ve filmde olduğu gibi kitapta da en sevdiğim karakter baba Bay Bennet'ti.

Kitap hakkında böyle olumsuz düşüncelere kapılmışken yazarın hayatını merak edip baktim. Aslında bu kitap onun gerçek hayatta kavuşamadığı aşkını anlatıyormuş. Ve gerçekte yaşadığı mutsuzluğa inat kitabını mutlu sonla bitiriyor. Yazıldığı dönemde kadınların yazar olması hoş gorulmedignden gerçek ismini paylaşmıyor ve yazar olarak sadece "by a female" adını veriyor. Bu bilgilerden sonra kitabı olumsuz eleştirmeye çekindim aslında. Ama yine de filmi çok daha güzeldi 🎈🎈
Aşk ve Gurur
kitaba 8 verdi
9 beğen · 3 yorum
Semih Oktay (@semihoktay)
Herkes filmi övüyordu Gülben,sen de aynı şeyi söylüyorsun!
7 sa beğen 1 cevap

Müjde Tekin

@mujdetekin

Yazarın tarzını seviyorum. Kitaplarında duyguları o kadar naif bir şekilde işliyor ki aşırılık hissi vermiyor. Ama şu da bir gerçek ki kitapları arasında en çooooooook bu seriyi sevdim.
Louisa Clark’ı okumayı özlemişim.
Louisa, kendisinde derin izler bırakan Will’in söylediğini yapıp daha cesaretli daha özgüvenli olmasına yardım olması açısından - serinin ilk kitabından tanıdığımız Nathan’ın da desteğiyle - evini bırakıp New York’ta bir ailenin yanına çalışmaya gidiyor. Tabii uzun mesafe ilişkisi Sam ile inişli çıkışlı ilişkileri, kıskançlıkları kitabın tadı tuzu olmuştu. Tabi birde sonradan ilişkilerinin arasına giren üçüncü kişiler vardı ki sinir bozucuydular.
Kitaptaki diğer yan karakterleri de sevdim. Louisa’nın işvereni Agnes’i de sevmeye başlamıştım yalnız sonlara doğru gelişen bazı olaylara sebep olduğu içi gözümden düştü.
Bana göre çok güzel bir finalle bir seriyi daha bitirdik.
Sonsuza Dek Sen
kitaba 9 verdi
1 beğen · 0 yorum