ara
Hüseyin Nihal Atsız

Hüseyin Nihal Atsız

Yazar

Hüseyin Nihal Atsız Kimdir?

12 Ocak 1905 Kadıköy- İstanbul doğumlu olup, 11 Aralık 1975 yılında İstanbul’da vefat etmiştir. Türk yazar, şair, düşünür ve öğretmendir. Türklerin tarihini konu edindiği edebi eserleri ve tarihi araştırmaları vardır.

Hüseyin Nihal Atsız Hayatı

Hüseyin Nihâl Atsız’ın babası Deniz Güverte Binbaşısı Mehmet Nail Bey, annesi Deniz Yarbayı Fevzi Bey’in kızı Fatma Zehra Hanım’dır. Baba tarafından aslen Gümüşhaneli olmalarına rağmen, babasının deniz subayı olması nedeniyle İstanbul’da doğdu ve orada yetişti.

İlk ve orta öğrenimini Kadıköy’de sürdürdü. Daha sonra Askeri Tıbbiye’ye gitti. Bu sıralarda Türkçülük akımının etkisine girmeye başladı. Bu yüzden yaşadığı problemlerden dolayı 1925’te Askeri Tıbbiye’den atıldı. Kısa bir süre sonra Kabataş Erkek Lisesi’ne yardımcı öğretmen olarak girdi, sonra da şehirlerarası vapurlarda kaptan olarak çalıştı.

(Fotoğraf: Hüseyin Nihal Atsız'ın çocukluğu ve gençliği)

1926’da yatılı olarak İstanbul Darülfünunu Edebiyat Bölümü’ne kaydolan Atsız, bundan bir hafta sonra askerliğini yapmak için okula ara verdi. Üniversiteye geri döndükten sonra, bir arkadaşıyla birlikte ‘’ Anadolu’da Türklere Ait Yer İsimleri’’ adlı bir makale yazdı ve bu makale Türkiye Mecmuası’nda yayınladı. 1930 yılında mezun oldu.

Yazdığı makale öğretmeni Mehmet Fuat Köprülü’nün dikkatini çekmişti. Bu yüzden Atsız’a bir şekilde yardımcı olmaya, onu yanına almaya çalıştı. Atsız mezun olduktan sonra 8 yıl boyunca liselerde mecburi hizmet yapmalıydı ancak Köprülü bu mecburi hizmeti affettirdi ve O’nu 1931’de asistanı olarak Üniversiteye aldı.

Asistanlık görenine başladıktan sonra Atsız, hocası köprülü, Zeki Velidi Togan, Abdülkadir İnan gibi isimlerle birlikte ‘’ Atsız Mecmua’’ adlı Türkçülük yanlısı bir dergi çıkartmaya başladı. Ancak dergide yayınlanan ‘’Dârülfünûn’un Kara ( Yüz kızartacak listesi ) makalesi yüzünden 1933 yılında asistanlıktan uzaklaştırıldı.

Ve öğretmenliğe geri döndü. Malatya’ya tahini çıktı, burada birkaç ay Türkçe öğretmenliği yaptıktan sonra yeni tayin yeri Edirne’ye gitti. Bu sırada ‘’Türkçe Dergi’’ sıfatıyla ‘’Orhun’’ adında bir dergi çıkartmaya başladı.Bu derginin yayınına, ders kitaplarında okutulan tarihi açık ve ağır şekilde eleştirdiği için Bakanlar Kurulu Tarafından son verildi.

(Fotoğraf: Hüseyin Nihal Atsız öğrencileriyle beraber)

1934’te İstanbul’daki Deniz Gedikli Hazırlama Okulu’na tayin oldu. Burada 4 yıl çalıştı görevden alındı. Öğretmenliğe 1939 yılına kadar Özel Yüce- Ülkü Lisesi’nde devam etti.1939-1944 arasında ise Boğaziçi Lisesi’nde çalıştı. Bu sırada Orhun adlı dergiyi tekrar yayınlamaya başladı.

Bu yıllar, İkinci Dünya savaşının sonuna gelindiği ve Türkiye’de ideolojilerin çarpıştığı bir dönemdi. Atsız, Orhun Dergisi’nin bir sayısında o sırada başbakan olan Şükrü Saracoğlu’na bir çağrı yayınladı. Pertev Naili Boratav, Sebahattin Ali gibi isimlerin Marksist bir hareket içinde olduğunu öne sürdü ve Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in istifa etmesini istediğini belirtti. Bu çağrı, birçok ilde Komünizm aleyhinde ufak çaplı ayaklanmaları tetikledi. Tepki uyandıran bu mektubun ardından Atsız, Boğaziçi Lisesi’ndeki görevinden alındı ve Orhun Dergisi tekrar kapatıldı. Sebahattin Ali, mektupta suçlanması üzerine Atsız’a bir hakaret davası açtı çünkü Atsız Ali’ye ‘’vatan haini’’ demişti. Bunun üzerine 6 ay mahkûm oldu. 1944 yılında dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Nihal Atsız ve 34 arkadaşı aleyhine bir konuşma yaptı. Bunun üzerine grup yargılanmaya başladı ve Atsız 6,5 yıl hapse mahkûm edildi ancak karar temyize gidince bu süre 1,5 yıla indirildi.

Atsız 2 yıl kadar iş bulamadı. 1949’da bir arkadaşı Milli Eğitim Bakanı olunca onun aracılığıyla bir kütüphanede çalışmaya başladı. Bu sırada Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle Haydar Paşa Lisesi’ne atandı ve 1950 yılında burada öğretmenlik yapmaya başladı.

1952’de ‘’ Türkiye’nin Kurtuluşu’’ adlı konferansı üzerine bazı gazeteler Atsız’ın aleyhinde yazılar yazdı, konferans bazı kesimlerden tepki gördü. Bunun üzerine görevinden alınarak tekrar kütüphaneye tayin edildi. Süleymaniye Kütüphanesi’nde emekli olduğu 1952 yılına kadar çalıştı.

Atsız, 1950 yılında ‘’Orkun’’ adlı dergide yazarlık yapmaya başladı. Bu yıllarda ‘’Ötüken’’ adlı dergiyi de yayınlamaya başladı. Bu dergilerde yayınladığı bazı makaleler, genel anlamda ‘’ Markisitlerin Doğu’daki gizli çalışmaları’’ diye adlandırdığı yazıları tepki topladı. Bu sırada ‘’Ötüken’’deki yazıları yüzünden Atsız ve bir arkadaşı açılan dava sonucunda 15 ay hapse mahkum edildi. Bu mahkûmiyet kararının ardından çalıştığı üniversitedeki öğretmen ve öğrencileri dönemin Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ten Atsız’ın affını istedi ve bu istekleri Cumhurbaşkanı tarafından kabul edildi. Atsız, geçirdiği kalp krizi sonucu 11 Aralık 1975’te öldü.


Özel Hayatı

1931 yılında ilk eşi Mehpâre hanımla evlenmiştir.1936 yılında evlenip 1975’te ayrıldığı ikinci eşi Bedriye Hanım’dan 1939 doğumlu Yağmur Atsız ve 19346 doğumlu Buğra Atsız isimli 2 oğlu vardır. Oğlu Yağmur’a 4 Mayıs 1941’de yazdığı vasiyetname çok konuşulmuştur.

Hayattaki Duruşu

Atsız, dil, tarih ve edebiyat alanında dönemin önde gelen bilim adamlarından dersler almış, bu alanda uzmanlaşmaya çalışmıştır. Şu anda bile üniversitelerin dil, tarih ve edebiyat bölümlerinde okutulan kitapların yazarlarının birçoğuyla aynı sınıfta okumuş veya onlarla düşüncelerini paylaşacakları ortamlarda bulunmuştur. Bu nedenle kendi alanında uzmanlaşması ve geniş bir görüşe sahip olması uzun sürmemiştir. Atsız, yaşamı boyunca Türkçülüğünden taviz vermemiş, yazdığı makaleler ve çıkardığı dergiler yüzünden birçok kez mahkemelik olmasına rağmen düşüncelerini kararlılıkla ve haykırırcasına savunan bir ülkü eridir. Türkçülük ve Turancılık akımının ateşli bir savunucusudur. Yazıları keskin ve dolaysızdır. Aynı zamanda Türk tarihini ve edebiyatını çok iyi bilmektedir Atsız, dil, tarih ve edebiyat alanında dönemin önde gelen bilim adamlarından dersler almış, bu alanda uzmanlaşmaya çalışmıştır. Şu anda bile üniversitelerin dil, tarih ve edebiyat bölümlerinde okutulan kitapların yazarlarının birçoğuyla aynı sınıfta okumuş veya onlarla düşüncelerini. Özellikle Göktürkler üzerine uzlaşmıştır. 34 tane kitabı ve onlarca şiiri mevcuttur. Türkçülük hareketini etkileyen en önemli isimlerden biridir.

Eserleri


Romanları
Dalkavuklar Gecesi, İstanbul 1941
Bozkurtların Ölümü, İstanbul 1946
Bozkurtlar Diriliyor, İstanbul 1949
Deli Kurt, İstanbul 1958
Z Vitamini, İstanbul 1959
Ruh Adam, İstanbul 1972

Öyküleri
'Dönüş', Atsız Mecmua, sayı.2 (1931) , Orhun, sayı.10 (1943)
'Şehidlerin duası', Atsız Mecmua, sayı.3 (1931) , Orhun, sayı.12 (1943)
'Erkek kız', Atsız Mecmua, sayı.4 (1931)
'İki Onbaşı, Galiçiya...1917...', Atsız Mecmua, sayı.6 (1931) , Çınaraltı, sayı.67 (1942) , Ötüken, sayı.30 (1966)
'Her çağın masalı: Boz oğlanla Sarı yılan', Ötüken, sayı.28 (1966)

Şiirleri
Yolların Sonu, (Bütün şiirlerinin toplandığı kitap) İstanbul 1946
Afşın'a Ağıt
Aşkınla
Ay Yüzlü Güzel Konçuy
'Asker kardeşlerime', Atsız Mecmua, sayı.2 (1931) , 'Boz kurt' imzasıyla Ergenekon, sayı.3 (1938)
'Ayrılık', Atsız Mecmua, sayı.17 (1932)
'Bahtiyarlık', Kopuz, sayı.10 (1944)
'Bugünün gençlerine', Atsız Mecmua, sayı.1 (1931) , 'Boz kurt' imzasıyla Ergenekon, sayı.1 (1938)
'Bugünün gençlerine' (başlıksız) , Atsız Mecmua, sayı.16 (1932)
Davetiye
Dosta Sesleniş
'Dünden sesler: Yarın türküsü', Orkun, sayı.53 (1951)
'Dünden sesler: Koşma', Orkun, sayı.58 (1951)
'Dün gece', Orhun, sayı.1 (1933)
Eski Bir Sonbahar
Gel Buyruğu
'Geri gelen mektup', Orkun, sayı.44 (1951)
'Harıralar', Çınaraltı, sayı.2 (1941)
Kader
Kağanlığa Doğru
Kahramanların Ölümü
Kahramanlık
Karanlık
Kardeş Kahraman Macarlar
Korku
'Koşma', Atsız Mecmua, sayı.2 (1931)
'Koşma' (başlıksız) , Atsız Mecmua, sayı.12 (1932)
'Kömen', Ötüken, sayı.2 (1964) , Ötüken, sayı.28 (1966) , Ötüken, sayı.95 (1971)
'Macar ihtilâlcileri', Ötüken, sayı.79 (1970)
'Macar ihtilâlcileri', Ötüken, sayı.82 (1970)
'Muallim arkadaşlarıma', Atsız Mecmua, sayı.5 (1931)
Mutlak Seveceksin
'Nejdet Sançar'a ağıt', Ötüken, sayı.138 (1973)
'O gece', Orhun, sayı.2 (1933)
Özleyiş
Sarı Zeybek
Selam
Sona Doğru
'Şehit tayyareci Erkânıharp Yüzbaşı Kâmi'nin büyük hatırasına', Atsız Mecmua, sayı.6 (1931)
'Şiir' (başlıksız) , Atsız Mecmua, sayı.8 (1931)
'Şiir' (başlıksız) , Orhun, sayı.3 (1934)
'Topal Asker', Atsız Mecmua, sayı.4 (1931) , Kopuz, sayı.4 (1943)
'Toprak-Mazi', Atsız Mecmua, sayı.14 (1932) , Kopuz, sayı.3 (1943)
Türk Gençliğine
'Türk kızı', Tanrıdağ, sayı.4 (1942)
'Türkçülük bayrağı', Ötüken, sayı.119-120 (1973)
Türkistan İhtilalcilerinin Türküsü
'Türklerin türküsü', Atsız Mecmua, sayı.3 (1931) , 'Boz kurt' imzasıyla Ergenekon, sayı.2 (1938)
Unutma
'Varsağı' (başlıksız) , Atsız Mecmua, sayı.9 (1932) , Atsız Mecmua, sayı.10 (1932) , Atsız Mecmua, sayı.17 (1932)
Yakarış I
Yakarış II
Yalnızlık
'Yarının türküsü', Çınaraltı, sayı.10 (1941)
Yaşayan Türkçülere Ağıt
'Yolların sonu', Atsız Mecmua, sayı.17 (1932)

Makaleleri
(Ahmed Naci ile birlikte) 'Anadolu'da Türklere ait yer isimleri', Türkiyat Mecmuası, sayı.2 (1928)
'Türkler hangi ırktandır? ', Atsız Mecumua, sayı.1 (1931)
''İzmirden Sesler' hakkında', Atsız Mecmua, sayı.4 (1931)
''İzmirden Sesler' hakkında', Atsız Mecmua, sayı.5 (1931)
'Hindenburgun sözleri', Atsız Mecmua, sayı.8 (1931)
'Bugünün meseleleri: Aynı tarihî yanlışlığa düşüyor muyuz? ', Atsız Mecmua, sayı.11 (1932)
'Bugünün meseleleri: Aynı tarihî yanlışlığa düşüyor muyuz? ', Atsız Mecmua, sayı.12 (1932)
'Bugünün meseleleri: Millî Seciye' buhranı, Atsız Mecmua, sayı.14 (1932)
'Türk vatanını peşkiş çekenlere', Atsız Mecmua, sayı.15 (1932)
'Sadri Etem Bey'e cevap', Atsız Mecmua, sayı.16 (1932)
'Bugünün meseleleri: Askerlik aleyhtarlığı', Astız Mecmua, sayı.17 (1932)
'Darülfünunun kara, daha doğru bir tabirle, yüz kızartacak listesi, Atsız Mecmua, sayı.17 (1932)
'Vâlâ Nurettin Beyden bir sual', Atsız Mecmua, sayı.17 (1932)
('Çiftçi-Oğlu H. Nihâl' imzasıyla) 'Dede Korkut Kitabı hakkında', Azerbaycan Yurt Bilgisi, c.1 (1932)
'Kuş bakışı: Orhun', Orhun, sayı.1 (1933)
'Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar I. Türkeli, II. İlk Türkler', Orhun, sayı.1 (1933)
'En eski Türk müverrihi: Bilge Tonyukuk', Orhun, sayı.1 (1933)
'Kuş bakışı: Türk Dili', Orhun, sayı.2 (1933)
'Türk tarihi Üzerine Toplamalar III. Yabancıların Türkeline saldırışı, IV.Milâttan önceki 5-4üncü asırlarda Türkelinde doğudan Çinlilerin, Batıdan Yunanlıların saldırışı', Orhun, sayı.2 (1933)
'X meselesi', Orhun, sayı.3 (1934)
'Haddini bil! ', Orhun, sayı.3 (1934)
'Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar: V. Milâttan önce 3-2nci asırlarda Türkler arasında dahilî savaşlar', Orhun, sayı.4 (1934)
'Edirne Mebusu Şeref Bey'e cevap', Orhun, sayı.4 (1934)
'Ahmet Muhip Bey'e cevap', Orhun, sayı.4 (1934)
'Şarkî Türkistan', Orhun, sayı.4 (1934)
'Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar: VI. Kun devletinin dahilî teşkilâtı, VII. Kun (Oğuz) sülâlesi devrinde Türk birliği', Orhun, sayı.4 (1934)
'Komünist, Yahudi ve Dalkavuk', Orhun, sayı.5 (1934)
'İkinci Türk Müverrihi: Yulıg Tigin', Orhun, sayı.5 (1934)
'Alaylı Âlimler', Orhun, sayı.5 (1934)
'Edirne Mebusu Şeref ve Hakimiyeti Milliye muharriri A. Muhip Beylere Açık mektup', Orhun, sayı.5 (1934)
'Alaylı âlimlerden Sadri Maksudi Beye bir ders', Orhun sayı.6 (1934)
'Cihan Tarihinin en büyük kahramanı: Kür Şad', Orhun, sayı.6 (1934)
'Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar' Orhun, sayı.6 (1934)
'Edirne Mebusu Şeref Beye İkinci Mektup', Orhun, sayı.6 (1934)
'Gaza topraklarının gazi ve şehit çocukları', Orhun, sayı.7 (1934)
'Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar', Orhun, sayı.7 (1934)
'Edebiyat Fakültesi Talebe Cemiyetinin değerli bir işi', sayı.7 (1934)
'Baş makarnacının sırtı kaşınıyor' (Benito Mussolini'ye hitaben yazılmıştı) , Orhun, sayı.7 (1934)
'İnkilâp Enstitüsü Dersleri', Orhun, sayı.7 (1934)
'Musa'nın Necip (!) evlâtları bilsinler ki:' (Yahudilere kasten yazılmıştı) , Orhun, sayı.7 (1934)
'Tavzih', Orhun, sayı.7 (1934)
Yirminci asırda Türk meselesi I. Türk Birliği', Orhun, sayı.8 (1934)
'Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar', Orhun, sayı.8 (1934)
'Kanun Ahmet Muhip Efendiyi çarptı', Orhun, sayı.8 (1934)
'Moyunçur kağan âbidesi, Orhun, sayı.8 (1934)
'İstanbulun Fethi yılına ait bir mezar taşı', Orhun, sayı.8 (1934)
'Yirminci asırda Türk meselesi II. Türk Irkı = Türk milleti', Orhun, sayı.9 (1934)
'Türk Tarihi Üzerine Toplamalar', Orhun, sayı.9 (1934)
'16ncı asır şâirlarinden Edirneli Nazmî ve bu eserin Türk dili ve kültürü bakımından ehemmiyeti', Orhun, sayı.9 (1934)
(Nâmık Kemâl hakkındaki fikirleri) , 'Namik Kemal', Millî Türk Talebe Birliği, sayı.3 (1936)
On beşinci asıra ait bir türkü, Halk Bilgisi Haberleri, yıl.7, sayı.84 (1938)
'Dede Korkut', Yücel, c.VIII, sayı.84 (1939)
'Cihan tarihinin en büyük kahramanı: Kürşad', Kopuz, sayı.3 (1939)
('Çiftçi-oğlu' imzasıyla) 'Atalarımızdan kalan eserleri yıkmak vatana ihanettir', Kopuz, sayı.5 (1939)
'Türk tarihine bakışımız nasıl olmalıdır? ', Çınaraltı, sayı.1 (1941)
'Koca Ragıp Paşa, Haşmet ve Fıtnat hanım arasında şakalar', Çınaraltı, sayı.3 (1941)
'Dilimizi Türkçeleştirmek için amelî yollar', Çınaraltı, sayı.5 (1941)
'Türk ahlâkı', Çınaraltı, sayı.7 (1941)
'10 İlkteşrin 1444 Varna meydan savaşı', Çınaraltı, sayı.15 (1941)
'Büyük günler', Çınaraltı, sayı.16 (1941)
'İki mühim eser', Çınaraltı, sayı.17 (1941)
'En eski zamana ait Türk destanı. Alp Er Tunga Destanı', Çınaraltı, sayı.19 (1941)
'Namık Kemal', Çınaraltı, sayı.22 (1942)
'Mühim bir dergi', Çınaraltı, sayı.27 (1942)
'Millî şuur uyanıklığı', Çınaraltı, sayı.33 (1942)
'Türk gençliği nasıl yetişmeli? ', Çınaraltı, sayı.35 (1942)
'İran Türkleri', Çınaraltı, sayı.36 (1942)
'Dil meselesi', Çınaraltı, sayı.38 (1942)
'Rıza Nur', Çınaraltı, sayı.42 (1942)
'Yeni bir Selçukname', Çınaraltı, sayı.52 (1942)
'Günümüzün baş müverrihi ve büyük bir eseri', Çınaraltı, sayı.58 (1942)
'Osmanlı Padişahları', Tanrıdağ, c.1, sayı.10 (1942)
'Osmanlı Padişahları II', Tanrıdağ, c.1, sayı.11 (1942)
'Yeni eserler: 'Adana fethinin destanı'', Çınaraltı, sayı.82 (1942)
'Türk milletinin şeref şehrahı', Kopuz, sayı.1 (1942)
'Fatih Sultan Mehmet', Çınaraltı, sayı.88 (1942)
'Azizim Tevetoğlu', Kopuz, sayı.7 (1942)
'Türk Sazı', Türk Sazı, sayı.1 (1942)
'Türkiyenin Millî Futbol Maçları', Türk Sazı, sayı.1 (1942)
'Türkçülük', Orhun, sayı.10 (1942)
'Türkçülere birinci teklif', Orhun, sayı.10 (1942)
'İki büyük yıl dönümü', Orhun, sayı.10 (1942)
(İmzasız) 'Türk gençlerine düşündürücü levhalar: 1', Orhun, sayı.10 (1942)
('T. Bayındırlı' imzasıyla) 'Türkiye'nin Millî Futbol Maçları', Orhun, sayı.10 (1942)
'Büyük bir yıl dönümü', Orhun, sayı.10 (1942)
'Türkçülere ikinci teklif', Orhun, sayı.11 (1942)
(İmzasız) 'Türk gençlerine düşündürücü levhalar: 2. 1915 Çanakkale savaşlarının bilançosu', Orhun, sayı.11 (1942)
'Türkiyenin Millî Atletizm Maçları', Orhun, sayı.11 (1942)
'Savaş aleyhtarlığı', Orhun, sayı.12 (1942)
'İki şanlı yıl dönümü', Orhun, sayı.12 (1942)
'Türkçülere üçüncü teklif', Orhun
(İmzasız) 'Türk gençlerine düşündürücü levhalar: 3', Orhun, sayı.12 (1942)
('T. Bayındırlı' imzasıyla) , 'Türkiyenin Millî Kılıç Maçları', Orhun, sayı.12 (1942)
'Şanlı bir yıl dönümü', Orhun, sayı.13 (1944)
('T. Bayındırlı' imzasıyla) 'Türkiyenin Balkanlararası Millî Güreş Maçları', Orhun, sayı.13 (1944)
'Türk kızları nasıl yetiştirilmeli', Orhun, sayı.13 (1944)
'Türk gençlerine düşündürücü levhalar: 4', Orhun, sayı.13 (1944)
'Türkçülere dördüncü teklif', Orhun, sayı.13 (1944)
'Türkçülere beçinci teklif', Orhun, sayı.14 (1944)
'Yabancı bayraklar altında ölenlere ağıt' (Stalingrad muharebesinde şehit düşen Türk asıllı Kızıl Ordu askerleri için yazılmıştı) , Orhun, sayı.14 (1944)
'Ülküler taarruzîdir', Orhun, sayı.14 (1944)
'Varsağı', Orhun, sayı.14 (1944)
'Başvekil Saracoğlu Şükrü'ye Açık Mektup (20 Şubat 1944 Pazar) ', Orhun, sayı.15 (1944)
'Başvekil Saracoğlu Şükrü'ye İkinci Açık Mektup (21 Mart 1944, Maltepe) ', Orhun, sayı.16 (1944)

Engin Şahinşah

@engin-sahinsah

Biz güleriz Façyoların felsefesine,
Dayanır mı kırkı bir tek Türk efesine?
Bizim yanık Fuzuli'miz engin bir deniz!
Karşısında bir göl kalır sizin Dante’niz!
Hüseyin Nihal Atsız
ünlüye puan vermedi
0 beğen · 0 yorum

Sezgi

@sezgii

‘’Yalnızlığınız bir bakıma kuvvet kaynağı, bir bakıma da acıdır. Yalnızlık en ciddi mekteplerden biridir ve nihayet yalnızlık kaderimizdir. Çevremiz ne kadar kalabalık olursa olsun, yalnızız. Tıpkı son yolculukta, kalabalık ortasındaki yalnızlık gibi. ''
Hüseyin Nihal Atsız
ünlüye puan vermedi
0 beğen · 0 yorum

Sezgi

@sezgii

‘’Hayat sadece ızdıraptan ibaret değildir. Güzel anıları ve onların unutulmaz hatıraları da vardır. Vardır amma, insan beyninde hem azdır, hem de, nedense, daha çabuk unutulurlar. Herhalde insanların sevince susamış olmalarının neticesi…’’
Hüseyin Nihal Atsız
ünlüye puan vermedi
0 beğen · 0 yorum

Sezgi

@sezgii

Kür Şad'ın Sofrasında

Atsızlığı nam eden yiğitlerim atlansın;
Kor taşıyan avuçlar,pas çözsün,pusatlansın!
Yıkılsın Ergenekon; yurtlarım azatlansın!

Hainlere kargışlı,kahpe acun dar olsun!
“Vaktiyle bir Atsız varmış”; var olsun!


Ayzıt yarenlik etsin,kurt doğursun Almıla,
Demir yığan,vade az,koşsun Atam Irkıl’a,
Kara Ozan söyleye,gök çöke yer yıkıla,

Bay kılınsın budunum,kalanı bizar olsun!
“Vaktiyle bir Atsız varmış”; var olsun!


Sançar bas kahkahayı,çınlat Tanrı Dağı’ndan,
Kara Kağan gafleti,az bu gaflet çağından,
“Kurtkaya elini çöz”,çık sürgün otağından,

“Kanlı sınır boyları yağıya mezar olsun”
“Vaktiyle bir Atsız varmış”; var olsun!


Deli kurt Çakır alsın, Gökçen’i terkisine,
Açığma-kün kul olsun, Burkay’ın kargısına,
İ-çing katun delirsin, Kürşat’ın korkusuna

“Hayat çelik kollarla atılan bir zar olsun”,
“Vaktiyle bir Atsız varmış”, var olsun!


Geçmesin geri gelen o mektubun yarası,
Selim Pusat sorgusu,bir mektebin sırası,
Yurt olmaya yetmesin iki kutbun arası,

Atam’a süngülerim, kılıçlarım yar olsun,
“Vaktiyle bir Atsız varmış”, var olsun!


Bozkurtlar diriliyor,ey kutlu atam Atsız,
Yolların başıdır bu; onun için pusatsız,
Bir işimiz hep yarım! Yapılmıyor Kürşat'sız!

Ve katında ona da kırk ayrı selam olsun,
'Vaktiyle bir Atsız varmış', var olsun!

Anılmadan yaşarsın ve bilmeden acımı,
Belirsiz mezarlarda bir “tabutluk” geçimi,
-ki bugünün erleri, iyi görsün öcümü,

Böyle düzen, böyle çağ, böyle devran kahrolsun,
“Vaktiyle bir Atsız varmış”, var olsun!

Sen ömründe bir kere,bir kere sevinirken,
Tanrı yolu uzaktır! Biz sıkı giyinirken,
Ve demirdağ bir daha,bir daha delinirken,

Yastığımız mezar taşı,yorganımız kar olsun,
“Vaktiyle bir Atsız varmış”, var olsun!

Tayma
Hüseyin Nihal Atsız
ünlüye puan vermedi
0 beğen · 0 yorum

Sezgi

@sezgii

Atsız, yaşamı boyunca Türkçülüğünden hiç taviz vermemiş, yazdığı makaleler ve çıkardığı dergiler yüzünden birçok kez mahkemelik olmasına, tabutluklarda işkenceler görmesine rağmen düşüncelerini kararlılıkla ve haykırırcasına savunan bir ülkü eridir. Sert üslubu ve kararlı duruşu, her ne kadar Türkçülüğe karşı olanların –çoklukla da Türk soylu olmayanların– düşmanlıklarına neden olmuşsa da, bu kişilerin verdiği zararlar Atsız’ın bir bozkurt gibi başı dik yaşayışında en ufak bir tavize neden olmamıştır. Atsız, olgun ve üstün bir kişiliğe sahip ciddi bir karaktere sahip olduğundan, yine takdir edilmesi gereken bir dava adamıdır.
Hüseyin Nihal Atsız
ünlüye puan vermedi
0 beğen · 0 yorum

Thranduil

@thranduil

Turancılık Milli Değerler ve Gençlik
Turancılık Milli Değerler ve Gençlik
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum

Arzu Beyaz

@arzubeyaz

En hazin şey muhakkak öksüz kalan ocaktır.
Bu ocak hüzünlerle dolup boşalacaktır.
Eski bir sonbaharı, küçük kuşları anmak
Belki veda etmektir sana birkaç satırla…
Yine bir sonbaharda ordan yalnız geçersen
Beraber geçtiğimiz serin günü hatırla!..

( Eski Bir Sonbahar - ötüken neşriyat )
Yolların Sonu
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum

Arzu Beyaz

@arzubeyaz

Yolların Sonu
Gözler ki birer parçasıdır sende İlahın,
Gözler ki senin en katı zulmün ve silahın,
Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin;
Sen öldürüyorken de vururken de güzelsin!

( Geri gelen mektup şiirinden )
Yolların Sonu
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
1 beğen · 0 yorum

Thranduil

@thranduil

Tarih, Kültür ve Kahramanlar
Tarih, Kültür ve Kahramanlar
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum

Thranduil

@thranduil

Tarih, Kültür ve Kahramanlar
Tarih, Kültür ve Kahramanlar
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum

Muhammet

@msengoz

Ey hırçın genç, ey güzel kız! Bırakın yası...
Yeter temiz gönüllerin bizi anması...
Toprak ana uyuturken koynunda bizi
Yarınkiler biçecektir ektiğimizi,
Yeşermesi ektiğimiz tohumun haktır,
Íşte o gün ruhlarımız şad olacaktır!
Yolların Sonu
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum

DAVUT SEÇER

@davut38ks

Yasasin Milliyetci TÜRKİYE
atsız ata'ya mussolini ve hitler özentisi, saçlarını da hitler gibi yapmış ehü ehü ehü diye iftira atanlara atsız ata'nın 'davetiye' adlı şiiri okumaları tavsiye olunur. hitler şeklinde saç taraması da o günlere özel bir moda olmasıdır. atsız ata sadece bir türk'ü örnek alır.

işte nihal atsız'ın mussolini ile adeta dalga geçtiği davetiye adlı şiiri;

ey benito musolini! ey gayet yüce, 
italyanlar başvekili muhterem düce! 
duydum ki, yelkenleri edip de fora 
gelecekmiş orduların yeşil bosfora. 
buyursunlar... bizim için şavaş düğündür; 
din arab'ın, hukuk sizin, harp türk'lüğündür. 
açlar nasıl bir istekle koşarsa aşa 
türk eri de öyle gider kanlı savaşa. 
hem karadan, hem denizden ordular indir! 
çarpışalım, en doğru söz süngülerindir! 
kalem, fırça, mermer nedir? birer oyuncak! 
şaheserler sungtilerle yazılır ancak! 
çağri beg'le tuğrul beg'in kurduğu devlet 
ıtalyalı melezlerden üsttündür elbet; 
bizim eski uşakları alda yanına 
balkanlardan doğru yürü er meydanına; 
çelik zırhlı kartalları göklere saldır... 
fakat zafer sizin için söz ve masaldır... 
dirilerek başınıza geçse de sezar 
yine olur anadolu size bir mezar. 
belki fazla bel bağladın şimal komşuna, 
biz güleriz cermenliğin kuduruşuna, 
tanıyoruz atilla'dan beri cermeni, 
farklı mıdır prusyalı yahut ermeni? 
senin dostun cermanyaya biz nemşe deriz, 
bir gün yine bec onünde düğün ederiz. 

soyle, kara gömlekliler etmesin keder; 
olum-dirim savaş bir gün mukadder! 
gerçi bugün eskisinden daha çok diksin; 
fakat yine biz osmanli, sen venediksin! 
tarihteki eski roma hoş bir hayaldir, 
hayal bütün insanlarda olan bir haldir. 
bu hayaller zamanları hızla asmalı, 
gök türklerle romalılar karşııaşmalı! 
görmüyorsan gönılumüzün içini, korsun! 
kılıçlarımız kınlarından çıkmayagörsün! 

top sesleri, bomba sesi bize saz gelir; 
17'ye karşı 44 milyon az gelir. 
arnavud'u yendim diye kendini avut, 
yiğit türkle bir olur mu soysuz arnavut? 
kayalara çarpmalıdır korkunç türküler! 
dalmalıdır gövdelere çeıik süngüler! 
sert dipçikler ezmelidir nice başları! 
ecel kuşu ayırmalı arkadaşları! 
en yiğitler serilmeli en önce yere! 
kızıl kanlar yerde taşıp olmalı dere! 
ülkü denen nazlı gelin erde şan ister! 
büyük devlet kurmak icin büyük kan ister. 

damarında var mi senin böyle bol kanın? 
türkün kanı bir eşidir lavlı volkanın! 
tarihteki eski roma hoş bir hayaldir, 
kurulacak yeni roma boş bir hayaldir, 
karşısında olmasaydi şanli 'türk budun' 
belki gerçek olacaktı bir gün umudun, 

ınsan oğıu ümitlerle dolup taşmalı, 
aryalarla turanlılar karşılamalı. 
tabiatın yürüyüşü belki yavaştır; 
hız verecek biricik şey ona savaştır! 
keskin olur ıikörlerden ayranla kımız, 
karnera'yı yere serer tekirdağ'lımız. 
yurdumuzun çok tarafı olsa da kuru 
makarnadan kuvvetlidir yine bulguru... 
biz guleriz façyo'ların felsefesine, 
dayanır mı kırkı bir tek türk efesine? 
bizim yanık fuzuli'miz engin biz deniz! 
karşisinda bir göl kalır sizin dante'niz! 
bizler ulu bir çınarız, sizler sarmaşik! 
'generaller 'paşalarla atamaz aşık! .. 
ey italyan başvekili! ey musolini! 
iki ırkın kabarmalı asırlık kini... 
hesabınıi göreceğiz elbette yarın 
yedi yüzlü, yedi dilli ıtalyan'ların! 

ırkınızı hiçe saydı hazreti fatih. 
biraz daha yasasaydi hazreti fatih 
ne venedik kalacakti, ne floransa... 
hoş geldiniz diyecekti bize fransa! 
haydi, hamle kafirindir... ilkönce sen gel 
ecel ile zaman bize olmadan engel! 
burda tanklar yürümezse etme çok tasa; 
sungtilerle çarpışmadır şavaşta yaşa. 
olma boyle sinsi çakal, yahut engerek! 
bozkurt gibi, kartal gibi doğüşmek gerek! 

kılıç arslan öldü sanma, yaşıyor bizde! 
atila'nin ateşi var içimizde! 
kanije'nin gazileri daha dipdiri! 
sınırdadir pilevne'nin kırk bir askeri! 
edirne'de sükrü paşa bekliyor nöbet! 
dumlupınar denen şeyi bilirsin elbet! 
şehitlerden elli milyon bekaçisi olan 
asılmaz bir kayadır bu ebedi vatan! 

hüseyin nihal atsız.
Hüseyin Nihal Atsız
ünlüye puan vermedi, inceleme eklemedi.
2 beğeni · 7 yorum
Emine 🍁 (@solukbirgolge)
ve burada @ruhadam :))
28.12.17 beğen 1 cevap

ruhadam

@ruhadam

Ve Şiir
O gece ne kadar güzeldi mehtap
Gönülden fışkıran nağmeler gibi.
Ruhumu yıkayan bir seldi mehtap
En tatlı ilk ve son buseler gibi.

O gece o müthiş deniz durgundu,
Ömründe susmayan rüzgar yorgundu,
En kara gönüller aya vurgundu
Leyla’yı içinde bulan er gibi.

O gece zevkini duydum hayatın,
Sırrını anladım mükevvenatın.
Gönlümde yıkılan bir kainatın
Sesini işittim giryeler gibi.

O gece hayatım sanki masaldı,
Şuurum o anın içinde kaldı,
Kalbime ışıktan bir füsun doldu
İnsanı çıldırtan handeler gibi.

O gece felekten bir gece çaldım,
Ömrümde son defa bahtiyar oldum;
Ölürken yaşadım, yaşarken öldüm
Ve, sustum, sükutu besteler gibi.

O gece ne kadar güzeldi mehtap,
Sandım ki ruhumda yükseldi mehtap,
Gönlümü yıkayan bir seldi mehtap,
Rüyada çalınmış buseler gibi.

O gece gönlüm de aya vuruldu;
İçimde küllenen ateş dirildi.
Dünyada ne varsa yere serildi,
“O” kaldı... Kalbimi seyreder gibi.

O gece sevgim coşkun ırmaktı,
Kalbimden taşarak o kalbe aktı;
Gözlerime en keskin bakışla baktı:
”Ben de seni Atsız, ben de ....” der gibi...

Hüseyin Nihal Atsız
Hüseyin Nihal Atsız
ünlüye 10 verdi, inceleme eklemedi.
24 beğeni · 4 yorum
Gülşah Sönmez (@gulsah-sonmez)
Ölürken yaşadım, yaşarken öldüm...Ne güzel söylem, şiir için teşekkürler @ruhadam
11.12.17 beğen 2 cevap

Muhammet

@msengoz

Beşeriyyet denilen fertlerde
Var mıdır olmayan ahmak ve alık?
Bu cihan sanki salaş bir sahne
Ve piyes maskaralık, maskaralık...

-Atsız
Hüseyin Nihal Atsız
ünlüye 10 verdi, inceleme eklemedi.
4 beğeni · 0 yorum

Alper Ergin

@aeturk

Topal Asker'in Hikayesi
Ahmet Turan, Kars'ın derecik köyündendir. iki yıldır evlidir. bir kızı vardır. annesi, babası ve eşiyle vedalaşıp bir gece yarısı köyünden ayrılır.
bütün Türk anne ve babalar artık evlatlarının Ermenilerle, Ruslarla mücadele etmelerine, onlara karşı savaşmalarına engel olmuyorlar, hiç bir eğitim almayan yavrularının cepheye koşmalarına ses çıkarmıyorlardır. çünkü yapacakları başka şey kalmamıştı. Rusların fedailiğini yapan Taşnak ve Hınçak Ermenileri ve Rumlar gemi azıya almışlardı. Türklere yapmadıklarını bırakmıyorlardı. köyleri basıyorlar, insanları öldürüyorlar, mallarını yağmalıyorlar, kadınlarını kızlarını kaçırıyorlardı. halk çâresizdi. ya canlarından olacaklardı ya da sefil zelil yaşayacaklardı. ölmeyi sefil ve zelil yaşamaya tercih ediyorlardı.
Ahmet Turan'ın da annesi ve babası ona engel olmamışlar, bilâkis ardından su serpmişler dualar etmişlerdi.
Ahmet Turan, Oltu önlerinde Türk ordusu'na kavuşur. ona destek kıtaların birisinde görev verilir. ordu hareket halindedir.
Türk ordusu aralık ayının son günlerinden Aşkale tarafından Allahüekber dağı'na yönelir. çok zorlukla çıktıkları dağın üzerindeki platoda tipiye tutulurlar. ordunun büyük bir bölümü donarak şehit olur. sağ kalan askerlerden birisi Ahmet Turan'dır. hatta birkaç askeri de donmaktan o kurtarmıştır.
komutanı o geceki gayretlerinden dolayı onu çok beğenir ve yanına alır.
Türk ordusu, büyük bir talihsizlik olarak düşmanla savaşamadan iklimin azizliğine uğrar ve savaşamaz duruma gelir.
büyük kayıplar veren Türk ordusu Erzurum'a çekilir. kısa süre sonra destek kıtalarından birkaçı ırak cephesine gönderilir. Ahmet turan da bu kıtalardan birisinin komutanının yaveri olarak ırak cephesindedir.
İngilizlere karşı savaşan 6. Türk ordusu'na destek verirler. İngilizleri bozguna uğratırlar. bir İngiliz tümenini generalleriyle birlikte esir alırlar. ne yazık ki Türk ordusu bu cephede de Arapların azizliğine, daha doğrusu ihanetine uğrar. İngilizlerin bağımsızlık vaadlerine ve dağıttıkları altınlara aldanan Araplar Türk ordusu'nu arkadan vururlar. bu amansız çatışmalarda Ahmet Turan bacağından yaralanır. iyi bir tedavi göremez. yaraları iyileşir ama bacak kemiğinin eğri tutması sebebiyle ayağı garip bir görünüm alır. topallayarak yürümektedir.
iki yıl kadar bu bölgede İngiliz-Hint ve aldatılmış Araplara karşı savaşırlar. ne hazin ki Bağdat'ı Araplara bırakmak zorunda kalırlar. o günlerde İstanbul'dan bir emir gelir. destek kıtalarından birkaçı Galiçya'ya gidecektir. Ruslara karşı savaşan Türk kolordusuna katılacaklardır.
Ahmet Turan'ın içinde bulunduğu kıta da gidecektir. komutanı onu götürmek istemez. Ahmet Turan, kıtasından ayrılmamak için komutanına yalvarır yakarır. sonunda arzusuna kavuşur. komutanı onu yine yanında götürür. aylardan sonra Galiçya önlerindedirler.
iki yılı aşkın bir süre de bu bölgede bulunurlar. Almanlarla birlikte Ruslara karşı savaşırlar. zaman zaman çok sor durumlarda kalırlar.
Ahmet Turan birçok arkadaşını kaybeder. birçok arkadaşı sakat kalır. nice arkadaşı atılan bombaların altında parçalanıp meleklere katılır. kendisi de bir kez daha yaralanır. siperdeyken kafasına hedeflenen kurşun sakat bacağına saplanır. bir şarapnel parçası da burnunu, çenesini dağıtır. yine iyi bir tedavi yapılamaz. ayağı daha da eğri ve sakat kalır. yüzü gözü tanınmaz olur.
Türkler bu cephede de Amerika'nın ve Bulgaristanların hıyanetine uğrar ve perişan bir vaziyette çekilirler.
birinci dünya savaşı sona ermiş, Türkler, Avusturya-Macaristan ve Almanya ile birlikte savaşı kaybederler. uzun ve meşakkatli bir yolculuktan sonra İstanbul'a dönerler.
askerler terhis edilir. Ahmet Turan da silahını teslim eder. silahı ile birlikte ruhunu, canını bıraktığını zanneder. kendisiyle özdeşleşen silahından ayrı yaşayamayacağını düşünür. düşmanları için göz dağı, kendisi için arkadaş, kardeş olan, güvendiği, dayandığı silahı artık onunla değildir. bir değnek bulur, şimdiden geri ona dayanarak yürüyecektir.
memleketine, köyüne dönmek istemektedir. yedi yıldır köyünden, eşinden, çocuğundan, anne ve babasından haber alamamıştır. onların hasretiyle buram buram yanmaktadır. onlarla kucaklaşacağı anı, onlara savaş hatıralarını anlatacağı günü aramaktadır. topal bacağıyla kanatlanmış kuş gibidir. uçmak istiyor, havalanıp köyüne konmak, yıllardır yolunu gözleyen eşine, çocuğuna ulaşmak istiyor.
komutanı ülkesinin neresinde neler olduğunu iyi bilmektedir. yunanlıların İzmir'i işgal ettiğini, İtalyanların Antalya'yı, Fransızların Kahramanmaraş'ı, İngilizlerin Adana'yı, Rus ve Ermenilerin doğu illerini aldıklarını biliyor. hatta Rus ve Ermenilerin Erzincan'dan Gümrü'ye kadar yol güzergâhındaki bütün Türk köylerini yaktıklarını, insanlarını öldürdüklerini, bütün varlıklarını alıp götürdüklerini biliyordu. bu köyler arasında Ahmet Turan'ın köyünün de talan edildiğini ve bütün halkının samanlıklara doldurularak yakıldığını öğrenmişti.
komutan, bütün bunları bildiği için Ahmet Turan'ı İstanbul'da alıkoymak istemektedir. yıllardır yanından ayırmadığı ve cepheden cepheye birlikte koştukları bu kahraman ve yiğit vatan evladını bırakmak istememektedir. ancak bir türlü gerçekleri de ona söyleyememektedir.
Ahmet Turan vedalaşmak için komutanının yanına gelir. elini öpmek helallik almak ister. komutanı elini öptürmek, o yaralı dağ parçası yiğidi kucaklar bağrına basar. bir süre onu bırakmaz. vücudunun büyük bir parçasının kopup gittiğini zanneder. yüreği yanar, gözleri yaşarır ama Ahmet Turan'a hissettirmez. kollarını çözüp bu defa omuzlarından tutup bir müddet yüzünü seyreder. iç cebinden bir kağıt çıkarır, üzerine bir şeyler yazar ve katlayıp Ahmet Turan'a uzatır ve ekler:
-Ahmetçiğim, adresimi yazdım. sakın kaybetme. memleketine, köyüne git. bir müddet kal, hasret gider. eğer sıkıntıya düşersen, iş güç bulamazsan dön, bana gel. sana iş güç bulabilirim. burada birlikte yaşarız.
ardından yan cebinden çıkardığı birkaç kuruşu da Ahmet Turan'ın eline tutuşturur.
-bu birkaç kuruşu da al, gereğin olur.
Ahmet Turan pusulayı alıp sürekli göğsünde taşıdığı hamailin arasına koyar. parayı almak istemez. komutanın ısrarı üzerine onu alır paltosunun iç cebine koyar. teşekkür eder.
Ahmet turan İstanbul'dan ayrılır. o artık Kars yolundadır. eşine, annesine, çocuğuna, babasına gitmektedir. köyden köye, şehirden şehire, o topal bacağı ile sürünüp yürümektedir. kimi gün yaya, kimi gün rastladığı at arabalarına binerek kimi zaman at, katır kafilelerine katılarak aylardan sonra Kars'a ulaşır.
şehir tanınmaz hâldedir.sanki yedi yıl önce bıraktığı şehir gitmiş yerine başka bir şehir gelmiştir. sözün gerçek anlamı ile harpten çıkmış bir şehir. çarşıyı pazarı dolaşır bir tek tanıdık simaya rastlayamaz. içinde ağır bir sıkıntı oluşur. kalbi sıkışır.. duman dolmuş bir aşhaneye girmiş gibidir. bir an önce şehirden çıkmak ister. tenha bir bakkalda biraz şeker, çay ve şekerleme bulur, alır. annesi, babası, eşi ve çocuğu için İstanbul'dan satın aldığı hediyelerin yanına kor ve bohçayı bağlayıp omuzuna atar. köyün yolunu tutar. ata ocağı , yâr kucağı olan köyü, Kars'ın 10 km. doğusundadır. normal bir insan iki saatte varır. ancak Ahmet Turan topaldır, üç dört saatte ancak varacaktır.
yol boyunca eşini, evlilik günlerini, kızı elif'i , annesini, babasını düşünür. elif'in şimdi sekiz yaşında güzel bir kız olduğunu hayâl eder.
köyün yanıbaşındaki derin vadinin karşı kaşına varır. oradan köy nispeten görülmektedir. elindeki değneğe dayanıp biraz dinlenmek ve köyünü seyretmek ister. garip bir hava hisseder. burnuna yanık kokuları gelir. köyün camisinin ahşap minaresi, o güzelim ağaçlar, ağaç, direklerin başındaki leylek leylek yuvaları, hiçbirisi görülmüyor. sanki köy yere gömülmüş. bir şeyler göremez. ortalıkta kimseler de yoktur. herkes yaylaya gitmiş gibi. oysa yayla mevsimi değil. bir anlam veremez. yerinde duramaz, kafası, beyni uğuldamaktadır. aklına çok garip şeyler gelir. bir solukta vadinin dibine iner ve karşı yamaca tırmanmaya başlar. kocaman yokuşu nasıl çıktığını bilemez. vadinin diğer kaşına çıktığında köyün tamamını karşısında bulur. acı gerçekle yüz yüze gelir. dünyası yıkılır. köy baştan başa yakılmıştır. kimse yoktur. bütün evler yerle bir olmuştur. donakalır. birden kendi evine doğru koşar. bütün köy evleri gibi onun evi de yakılıp yıkılmıştır. Ahmet Turan'ın vücudu çözülür. kolu kanadı yanına düşer. dökülüp dağılacak gibidir. bohça omzundan yere düşer. ayakta duramaz. takati kesişir. bir taşın üzerine yığılır. ellerini değneğine, alnını da ellerinin üzerine dayayıp donup kalır. gözlerinin yaşı yerleri ıslatmaktadır.
başından geçenler gözlerinin önünden geçer. komutanının sözlerinin hatırlar. adresini ona niçin ısrarlar verdiğini o anda anlar.
bir müddet yanıp kavrulduktan sonra kalkıp yakılıp yıkılan evlerin arasında dolaşır. köyün kenarındaki mezarlığa varır. alelâde yapılmış mezarları görür. ölülerin, kimseler tarafından toplanıp gömüldüğünü anlamakta gecikmez. çünkü birçok cephede defalarca bu işi kendisi de yapmıştı. mezarların toprağına yüzünü sürer, ağlar. fatihalar okuyup ruhlarına bağışlar. yanıp kül olan annesinin, babasının, eşinin, çocuğunun, hısım akrabalarının, ellerini yüzlerini öpmeyi umarken küllerini, topraklarının öpmek durumunda kalır.
geceye kalmadan köyden ayrılır. yola iner, Kars'a gitmekte olan bir at arabasına biner. arabacı, epey ötede bulunan Subatan köyünün ermeni katliamından kurtulan sakinlerinden birisidir. tanışırlar. Ahmet Turan, köylerinin ve köylülerinin başına gelenleri sorar. adam, içi sızlayarak anlatır.
Kâzım Karabekir Paşa'nın ordusunun Erzurum'a geldiğini öğrenen Ermenilerin Kars ve çevresinden katliama başladıklarını, derecik köyü'nün 671 sakinini samanlıklara doldurup, gazyağı, benzin dökerek yaktıklarını, kaçmaya çalışanları ise balta, kılıç ve yaylım ateşi ile öldürdüklerini, 671 kişiden sadece 11 kişinin kurtulabildiğini, bütün bu bölgedeki köyleri aynı şekilde yakıp yıktıklarını, talan ettiklerini göz yaşlarını boğularak söyler.
Ahmet Turan durumu bütün açıklığı ile öğrenir. artık Kars'ta durmanın yersiz olduğunu anlar. arabacıdan ayrılırken düşürdüğü bohçayı hatırlar. arabacıya köyünün girişinde bıraktığı bohçayı almasını içindekileri ihtiyacı olanlara dağıtmasını rica eder.
tekrar yollara düşer. aynı yollardan aynı sıkıntı ve engellerle
karşılaşarak aylardan sonra İstanbul'a ulaşır.
komutanın adresi Avrupa yakasındadır. yolcu vapuruna binerek karşı tarafa geçmek ister. rıhtımın, güvertenin tutacaklarına tutunarak güçlükle vapura biner. vapur fazla kalabalık değil. kimsenin oturmadığı büyük bir banka sendeleyip tutunarak oturur. perişan hâldedir. vücudu ve ruh hâli ülkesinin durumu gibidir. saçı sakalı birbirine karışmış, avurtları çökmüş, çenesinin eğriliği ve yüzündeki derin yara izleri çehresini garip bir görünüme sokmuştur. ayağının topallığı ise yürek yakmaktadır.
karşı tarafta birkaç kadın ve yetişkin bir kız oturmaktadır. bunlar Ahmet Turan'ı seyretmektedirler. onun yedi yıldır sırtından çıkaramadığı parça parça olmuş paltosuna , şalvarının uyumsuz çarpık yamalarına, yüzünün yamukluğuna ve eğik bükük topal ayağına bakıp durmaktadırlar. aralarındaki, dış görünüşü ve tavırlarıyla yabancıyı andıran bakımlı ve alımlı kız, Ahmet Turan'a bakıp bakıp güler. Ahmet Turan bu durumdan çok müteesir olur. yıllardır onlar için savaştığı insanlardan ilgi, sevgi beklerden böyle bir tavırlar karşılaşması onu perişan eder. kalkıp oradan uzaklaşır. güvertenin en kenarından bir direğe tutunup denizi ve uzakları seyre dalar. kendisine karşı yapılan bu hakarete bir anlam veremez. aklına, bir arkadaşının geçende anlattıkları gelir. işgal kuvvetleri komutanı Fransız generali İstanbul'a girerken bazı İstanbullu kızlar, kadınlar Fransız ve İngiliz askerlerine çiçekler atmış. onlara pasta çörek ikram etmişler. acaba bu kadın ve kızlar da onlardan mıdır diye aklından geçirir. şaşkın vaziyettedir. vatanında kendisini garip hissetmektedir. herkese küsmüş gibi kimsenin yüzüne bakmaz.
vapurdan inip epey uzaklaştıktan sonra hamailin içerisinden adresi çıkarır ve rastladığı kimselere sora sora komutanının evine varır. kucaklaşırlar. gözyaşları birbirine karışır. Ahmet turan çocuk gibi ağlamaktadır. hıçkıra hıçkıra, içini çeke çeke dakikalarca ağlar, anlatır. o sırada komutanın arkadaşlarından Mehmet Nail Bey'in oğlu askerî tıbbiye öğrencisi Hüseyin Nihâl olayı seyretmekte anlatılanları dinlemektedir.
Hüseyin Nihâl, bu fedâkar ve kahraman Türk gazisine yapılan densizliğe çok üzülür ve gençlik heyecanını da katarak Ahmet Turan'ın ağzından o arsız kıza bir şiirler cevap verir.

(Youtube yorumundan alıntıdır.)
Hüseyin Nihal Atsız
ünlüye puan vermedi, inceleme eklemedi.
5 beğeni · 2 yorum
Hasan ÖZDEMİR (@hsnzdmr60)
olaya nerden bakarsanız bakın hep hüzün, bir yandan ailesi yok oluşu, bir yandan ülkenin durumu, bir yandan arsız insanların durumu, tüylerim diken diken okuduğum bir hikaye.. Ahmet'in istikbal mücadelesi gururumuz bir parçası oldu, ülkenin zor durumlardan nasıl çıktığı hangi badirelerden atlatdığının da bir parçası olmuş bu yazı.
28.03.18 beğen 1 cevap

Erica

@ericache

Kahramanların Ölümü
Kahramanların Ölümü
Gerilir zorlu bir yay
Oku fırlatmak için;
Gece gökte doğar ay
Yükselip batmak için.
Mecnun inler, kanını
Leyla’ya katmak için.
Cilve yapar sevgili
Gönül kanatmak için.
Şair neden gam çeker?
Şiir yaratmak için.
Dağda niçin bağırılır?
Feleğe çatmak için.
Açılır tatlı güller
Arılar tatmak için.
Tanrı kızlar yaratmış
Erlere satmak için.
İnsan büyür beşikte
Mezarda yatmak için.
Ve...........................
Kahramanlar can verir
Yurdu yaşatmak için..


(Şehit tayyareci Kurmay yüzbaşı Kami’nin büyük hatırasına)
Hüseyin Nihal Atsız
Hüseyin Nihal Atsız
ünlüye puan vermedi, inceleme eklemedi.
3 beğeni · 0 yorum
Sence kaç puan almalı?
6.6
8 oy
0
SAYFA EDİTÖRÜ
Hüseyin Nihal Atsız sayfasının içeriği Emine 🍁 isimli üyenin katkılarıyla oluşturulmuştur.