ara
İbrahim Tenekeci

İbrahim Tenekeci

Ruknettin♥

@ruknettin

Dağların durduğu böyle anlarda
Yalar yarasını içte bir geyik.
Her yerden görülen bir şeyken dünya
Sağa çekip ağaçları seyrettik.
Kimsenin Kalbi
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
2 beğen · 0 yorum

Ruknettin♥

@ruknettin

Yoğun Ateş
...
Senin her şeyin, gökyüzün bile
Kurumadan giyilmiş bir gömlek gibi
Duruyor üstümde.
...
Kimsenin Kalbi
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
1 beğen · 0 yorum

Lümeya

@ayriksii

Çiçeklere su verdim, serçeler için camın önüne ekmek koydum, Amerika ve siyonistler hakkında kötü şeyler düşündüm, sonra da şunu mırıldandım: Allah benden razı olsun...
Uçuş Denemeleri
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum

Lümeya

@ayriksii

AV

Ömrünün son onbeş dakikasını gözlerimin önünde geçiren hasta, son nefesini verirken, not defterime şunu yazdırdı:

Ey ölüm, kaç yıl yaşamam lazım, seni avlamak için?
Uçuş Denemeleri
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum

Lümeya

@ayriksii

BENİM HAYATIM

Hızla giden bir taksiyi durdurup şöföre saat sormak...

Benim hayatım böyle bir şey olmalı.
Uçuş Denemeleri
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum

Lümeya

@ayriksii

HATIRA

Ondan bana kalan tek hatıra kendi fotoğrafım. Fotoğrafa baktıkça onun yüzünü görüyorum. Çünkü makinanın arkasında o vardı ve "bana bak, hah böyle" demişti.
Uçuş Denemeleri
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum

FEBİHÂ

@kadimcumleivecize

“Kişi  aklından  çıkarıp atmak istediği şeyleri  fotoğraflar.”
“Kişi aklından çıkarıp atmak istediği şeyleri fotoğraflar.”
" ..herkes gelip geçer, insan kendine kalır...
İbrahim Tenekeci
ünlüye puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğeni · 0 yorum

FEBİHÂ

@kadimcumleivecize

 Taşın kalbi yok; ama onu bile yosun sarar.
" Taşın kalbi yok; ama onu bile yosun sarar."
Bir yalnızlık bu, hiç izin kullanmamış

Dışardan kilitlenir, sen içerde kalırsın.

Herkesin lehine çekilmek gitmek İstersin, yapamazsın.
İbrahim Tenekeci
ünlüye puan vermedi, inceleme eklemedi.
3 beğeni · 0 yorum

Onur CİN

@onnurcnn

İbrahim Tenekeci - Rahmet ile Zahmet Arasında
Birlik ve beraberlik vurgusunu bu denli sık yapmamızın birinci nedeni, hemen yanımızda duran yakıcı, yıkıcı ve yorucu örneklerdir. Irak, Suriye…

Kendi içimizde görüş ayrılıkları yaşıyor olabiliriz. Fakat ana fikrimizin daima Türkiye olması gerekir. Başkaları için değil, millet ve memleket için kullanışlı olalım.

Meclisteki bazı partiler, iktidara değil, memlekete muhalefet ediyor gibiler.

Bu toprakları vatan belleyen, kendi ülkesini müdahaleye açık hale getirmeye çalışmaz. Vatandaş ile karındaş birbirine uzak sayılmaz.

Sadece birtakım meslekler değil, kimi fikirler de insanı aslından uzaklaştırıyor. Başka bir şeye dönüştürüyor. Mesela: Hem insan hakları ve hürriyetten bahsediyor, hem de ülkemize gelen muhacirlere hasımlık ediyor. Nerede duruyor olabilir?

Fikir özgürlüğünü dilinden düşürmeyen birçok kimsenin başka bir görüşe katlanamadığını görüyoruz. Kendine isterken samimi, başkaları söz konusu olunca tutarsız. Geçen gün “halk birden büyüktür” yazan bir afiş gördüm. Bu düşünceye göre, mevcut cumhurbaşkanına oy veren milyonlarca insan halktan sayılmıyor. Bunun devamı “yaşasın halkların kardeşliği.” Nasıl ve ne şekilde olacak?

Burada siyasi görüşten yahut ideolojik farktan söz edemeyiz. Söz konusu olan, ağır tahammülsüzlüktür.

Esas dert bu gibi geliyor bana: Yıllar boyunca iç tehdit olarak görülen ve gösterilenler, bugün devleti yönetiyor. Hazımsızlığın kaynağı burasıdır. Kutuplaşma konulu cümlelere de evvela bu pencereden bakmak gerekiyor.

Orası öyle de burası nasıl? İslâm kardeşliğini savunanların birbirlerine yapıp ettikleri malumdur. Bunu görmek için siyaset kulislerine, ortak mekânlara veya dergi mahfillerine gitmeye gerek yok. Sosyal medyada kısa bir gezinti yapmak, durumun vahametini öğrenmek açısından yeterlidir.

Kardeşlik, itimat demektir. İtimat ise itikat ister. Sözle değil, gönülle olur.

Allah olmayana da versin diye dua etmekle vazifemizi yapmış, sorumluluğumuzu yerine getirmiş olmuyoruz. Bunun gibi bir şey. Kardeşlik için, birlik ve beraberlik için karşılıklı adım atmak şarttır. Tek taraflı adımlar, insanı usanç kapısına götürür. Orada bıkkınlık vardır.

Hangi görüşten olursak olalım, cevaplamamız gereken temel soru şudur: Birliğin rahmeti mi, ayrılığın ve ikiliğin zahmeti mi? Tercihimiz nedir?

Birinci şıkkı seçenlere söyleyelim: Daha anlayışlı ve kibar olmalıyız. O kadim usulü korumalı, birbirimize üslupla yaklaşmalıyız.

Adalet ve liyakatten ayrılamayız. Bu ikisinin aynı dünyaya ait olduğunu düşünüyoruz. Adalet, hakkın yerine gelmesidir.

Karşımızdakini dikkatle dinlemeliyiz. Anlamamışsak sormalıyız. Bir şeyi anlamadığımız vakit, anlamsız olmuyor o.

Nihayetinde herkeste aynı hassasiyeti bulamayacağımızı biliyoruz. İyilik, güzellik ve insaniyetle inatlaşanlar her devirde olmuştur, olacaktır. Böyle kimselerin millet katında, yani ana gövde karşısında hükmü yoktur. Numune olarak kalmaya mahkûmdurlar.
İbrahim Tenekeci
ünlüye puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğeni · 0 yorum

Onur CİN

@onnurcnn

İbrahim Tenekeci - Yazamamak
Bazen isteksizlik olur. Konuşmak, yazmak, hatta iş yapmak istemezsiniz. Buna, insanın kendine kalması diyebiliriz.

Yazmak kadar yazamamak da kıymetlidir. Kimi zaman yazmak konusunda gönülsüz olabilirsiniz. Yazma gerekçeniz kaybolabilir. Harfler, kelimeler sizden uzaklaşır.

Mesela beş aydır şiir yazamadım. Yazıyor, siliyorum: “Üvey anne dilimi, hep bunu gördük” gibi şeyler. Beklemek de sanata ve hayata dâhildir.

Anlam sadece seste aranmaz. Sessizlik de derin manalar içerir. Hal ehli için hayli okunaklıdır.

Susmak ile sükût etmek arasında fark olduğunu düşünüyorum. Susmak, dile getirmekten belli bir süre vazgeçmektir. Sükût ise sessizliğe bürünmenin kendisidir. Ormana gittiğimizde, kuş seslerine rağmen, ortamın ne kadar sessiz olduğunu söyleriz.

Cemal Şakar’ın o eşsiz cümlesiyle derdimizi anlatalım: “Seçilmiş yalnızlık olgunlaştırıcı, içine düşülen yalnızlık ise çürütücüdür.” Sanki böyle bir farktan bahsediyoruz.

Kendimize mahsus bir dünya kurmak ile dünyayı kendimizden ibaret sanmak iki zıt noktadır. Bunu da bu bahse ilave edelim.

Yalnız kendi kazancını düşünen, kayıpların en büyüğünü yaşıyor olabilir. Bilemeyiz.

***

Artık yarı zamanlı hayatlar yaşıyoruz. Birçok şey yarım. Dostluklar, fikirler, yürüyüşler. Birbirimize cevabını bildiğimiz sorular yöneltiyoruz. Bu tür sorular, çoğunlukla iyi niyet taşımaz.

Sürekli konuşarak karşımızdaki insanı anlayamayız. Anlamak, susmaktan yapılmış gibidir. İnsanı, zamanı ve mekânı anlamak için galiba susmak gerekiyor. İşitmek kolay. Önemli olan duymak ve anlamaktır.

İlgisiz gibi görünen bir örnek: Tarlayı nadasa bıraksak bile toprak beklemez. Hayat toprağın altında ve üstünde topyekûn devam eder. Bitkiler, böcekler. Aslında dinlenen tarla değil, biz oluyoruz. Anlam, varlığını sürdürüyor.

Hepimiz bir yerlere borçluyuz. Borçtan kurtulmanın iki yolu vardır; ödemek yahut inkâr etmek. Birincisinde gerçekten kurtulmuş ve huzuru bulmuş hale geliyoruz. İkinci şıkkı tercih edenler, sadece vefanın uzağına düşmüş olmuyorlar.

Camiamızda daha sık görmeye başladığımız başka bir durum: Bir insanın başarısını en son kendi çevresi kabul ediyor. İşleriniz veya eserleriniz umulmadık adreslerde, oldukça uzak diyarlarda yankı bulabiliyor. Buna karşılık, en yakınınızdaki kimseler garip ve anlaşılmaz tavırlar sergileyebiliyor.

Bazen kendime diyorum. İnşallah böyle biri değilimdir. Yanında olduğum, yakınında yer aldığım insanların değerini anlıyor, kıymetlerini biliyorumdur.

Yazımızın başlığı ‘yazamamak’ olsa da bir şeyler yazmış görünüyoruz. Bazen olur, bazen olmaz. Hayat böyledir.
İbrahim Tenekeci
ünlüye puan vermedi, inceleme eklemedi.
6 beğeni · 0 yorum

Yonca

@kitapokumakhuzurverir

-İbrahim Tenekeci
-İbrahim Tenekeci
Allah'ım annemi ve ayakları altındaki cenneti koru. . "

-İbrahim Tenekeci
İbrahim Tenekeci
ünlüye puan vermedi, inceleme eklemedi.
5 beğeni · 0 yorum

Onur CİN

@onnurcnn

İbrahim Tenekeci - Kitaplar, Dergiler ve Son Durum
Bizde kültür, kitap ve dergi üzerinden ilerler. Ana gövde burasıdır.

‘Yayıncılık sektörü’ ifadesini pek kullanmıyorum. ‘Kitap ve dergi dünyası’ demeyi tercih ediyorum. İşte bu dünyayı ayakta tutan gençlerdir, talebelerdir. Onların da maddi imkânları bellidir.

Kitap fuarlarına gittiğiniz vakit, orada hep heyecanlı, tutkulu gençler görürsünüz. Yaş ilerledikçe öncelikler değişir, hayat şartları devreye girer.

Türk edebiyatını bu kadar kuvvetli kılan, profesyonel hamlelerden ziyade amatör çabalardır. Birçok derginin özü budur. Bazı yayınevleri için de aynı tespiti yapabiliriz. Sermaye desteği olmadan, sadece satıştan dönmek zorundadırlar.

Burası kâğıdın, yeteneğin ve gayretin üzerine kurulu eşsiz bir dünyadır.

DERGİLERİN VAZİYETİ

Bir edebiyat dergisi çıkarıyoruz. Herhangi bir kurumsal desteğe ve sermayeye sahip değiliz. Üç sene evvel, dergi başına maliyet bir lira idi ve buna rağmen zarar ediyorduk. Bugün dört lira oldu. Bağımsız bir edebiyat dergisinin bu tabloya dayanma imkânı var mıdır? Bunu hep birlikte göreceğiz.

Birçok derginin aynı zorluğu yaşadığı biliniyor. Yayınevlerinden bakınca da farklı bir manzara görünmüyor.

Mesleki yayın yapan, bir sektöre hitap eden yahut büyük şirketlerin himayesinde çıkan dergiler, maliyetlerini reklâmlar üzerinden karşılayabiliyor. Edebiyat ve fikriyat dergilerinin böyle bir şansı pek yok.

Bir de dergiyi okuyucuya ulaştırmanın çilesi var. Dağıtım şirketlerinin ağır çalışma koşulları, konuya aşina olanlar tarafından iyi bilinir.

Dağıtım bedeli, satıştan kâr payı, iade masrafı derken, geriye pek bir şey kalmaz. Derginin üzeri fiyatının neredeyse yüzde altmışı bu şekilde eriyip gider. Posta ve kargo masrafları da ayrı bir derttir. Açığı kapatmak için kişisel bütçelerden takviye yapılır. Konu açılmışken: Tuncay Kara’ya yüksek özverisi nedeniyle teşekkür etmek isterim.

Bütün bu zorlukların biricik tesellisi, Kültür Bakanlığı’nın kütüphaneler için yaptığı dergi alımlarıdır. Haklarını teslim etmeliyiz.

İYİ KÂĞIT ÜRETEMİYORUZ

Yazıya başlamadan evvel biraz malzeme topladım, hazırlık yaptım. Ülkemizin en büyük kâğıt tedarikçisi olan firmalardan biriyle temasa geçtim.

Ülkemizde kitap, dergi ve gazete basımında kullanılan kâğıtların tamamı ithal ediliyor. İtiraf etmeliyim ki, bunu yeni öğrendim. Tablonun bu kadar yıkıcı olduğunu bilmiyordum.

Özel sektöre ait kâğıt fabrikaları var. Fakat bu fabrikalarda ancak ambalaj kâğıdı ve birinci hamur üretilebiliyor. Biraz da kuşe.

Asıl eksiklik, selüloz üretememek. Dünya selüloz piyasası beş altı ailelik bir tröstün elinde. Şartları onlar belirliyor. “Selüloz yok” denilse, sistem kilitleniyor. Bu ailelerin kökenlerini söylemeye gerek var mı?

Temel yanılgılardan biri de SEKA bahsidir. Orası kalitesiz kâğıdın üretim adresiydi. Yani iddia edildiği gibi, kâğıt fabrikalarının özelleştirilmesinden sonra işler bu hale gelmedi.

Devletin bu alanı boş bırakmasını elbette kabul edemeyiz. Yerli sanayi hamlesinin gündemde olduğu şu günlerde, kaliteli kâğıt üretimi de teşvik edilmelidir. Atılım şarttır.

Bir medeniyet düşüncesinin temsilcileriyiz. Buna karşılık mürekkebi bile ithal ediyoruz. Hobi amaçlı çabaların dışında, yerli üretim bir mürekkebimiz var mıdır?

YAYINCILAR NE DURUMDA?

Yayıncılar Federasyonu Başkanı ve Profil Yayınları’nın kurucusu Münir Üstün’le konu hakkında uzun bir sohbet yaptık.

Yazıyı rakamlara ve istatistik bilgilere boğmak istemiyorum. Konuşmanın özetini çıkarmakla yetineceğim.

Üç temel sorundan bahsediliyor: Kâğıt fiyatlarının tahammül sınırlarını zorlayacak şekilde artması, dağıtımda yaşanan yetersizlikler ve kurdan dolayı yurt dışı telif haklarındaki dengesizlik.

Yayınevleri ağır kur baskısı altında. Ciddi bir küçülmenin yaşanacağı anlaşılıyor. Tasarruf tedbirlerine gidecek ve daha az kitap yayınlayacaklar. İlk eser yayınlatmak zorlaşacak gibi görünüyor.

Neler yapılabilir? İnşaat sektörüne verilen desteğin küçük bir kısmı yayın dünyasına sağlansa, iklim değişir.

2013 yılına kadar, kütüphaneler yılda iki kez kitap alımı yapıyordu. Sonra bire düşürüldü. Bir defaya mahsus, kütüphaneler yayıncılardan ekstra kitap alabilir.

Yayıncılara faizsiz kredi desteği verilebilir.

Türkiye, “halkımız okumuyor” haberlerinin aksine, yayıncılığın en canlı olduğu ülkelerden biridir. Mesela geçen yıl 408 milyon adet kitap yayınlanmıştır. Dergilerin sayısı da gözle görülür şekilde artmaktadır.

SON NİYETİNE

Her şeyi devletten bekleyenlerden değilim. Dergi ve yayınevlerini de ticarethane olarak görmüyorum. Fakat: Kültürel iktidar söylemini dile getirenlerin, yayın dünyasına dönüp bakmaları, kolaylaştırıcı önlemler almaları icap etmektedir. Kişisel çabalar ve şahsi fedakârlıklar bir yere kadardır.

Kâğıt fiyatlarının dövize endeksli olması ve yerli üretim yapılamaması, kültür sahasında olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Suya atılan bir taşın oluşturduğu halkaları düşünelim. Şu ana kadar birinci ve ikinci halkayı yazdık. Okurdan önceki son halka kitapçılardır.

Anadolu’da ilim ve irfan yuvası olan kitapçılar birer ikişer kapanıyor. Beş yıl önce dergi gönderdiğimiz kitapçıların bugün itibariyle üçte biri kapanmış durumdadır. Özellikle küçük yerlerde, her kitapçının bir muhit olduğunu söyleyebiliriz. Evet, muhitler yıkılıyor. Yazımızdaki kesin bilgilerden biri de budur.

Kitap ve dergi sayısındaki artış, buna karşılık kitapçıların kapanması, birbirini tutmuyor olabilir. Kitapçıların yerini mağazalar ve internet siteleri aldığı içindir belki. Neredeyse her şehre yayılan kitap fuarlarını da unutmayalım. Fakat bunlar bize bir muhit kazandırmaz.
İbrahim Tenekeci
ünlüye puan vermedi, inceleme eklemedi.
2 beğeni · 0 yorum
Sence kaç puan almalı?
10
2 oy
0
SAYFA EDİTÖRÜ