ara
İsmail Kara

İsmail Kara

erhan

@munzevi

1920'lerin son yılları. Yüksek Muallim Mektebi'nden dört talebe ileride dizinin dibinde çalışmayı da hesaba katarak/umarak, şöhreti genç yaşta âfâkı tutmuş Fuat Köprülü'nün Darülfünun'daki odasına gidiyorlar. Abdülbaki Gölpınarlı, Pertev Naili Boratav, Kara Ziya (Ziya Karamuk), Orhan Şaik Gökyay. Hangi dilleri bildiklerini soruyor üstad. Kimi İngilizce kimi Fransızca diyor. Orhan Şaik hocanın bildiği herhangi bir yabancı dil yok ama menfi cevap verirse reddedilir korkusuyla Almanca diyor... Bir ay sonra herkese tercüme etmek üzere beyan ettiği yabancı dilden bir makale. Orhan Şaik Bey'e de Schacht'ın fıkıhla ilgili Almanca bir makalesi isabet ediyor.

"Almancayı ve müellifin adını bilmediğim bir tarafa fıkhı da bilmiyorum. Yollara düştüm, gecemi gündüzüme kattım, hocalara sordum, sözlüklere baktım, makaleyi tercüme ederek teslim ettim. İki ay sonra yine tercüme edilmek üzere Almanca bir makale daha vermesinden anladım ki hoca tercümemi beğenmiş! Almancayı öğrenmeye öyle başladım. Sonra Ahmed Paşa Divanı, sonra Kutubnâme. İkisi de yazma. Tez olarak bir Arap şairinin divanını çalıştım. İsmail Saib (Sencer) Efendi'ye, Şerafettin Yaltkaya'ya taşındım durdum. Arapçayı da böyle öğrenmeye başladım. Diğer arkadaşlarım da öyle. Bizi böyle yetiştirdi. Sonradan bazı sözler çıktı: `Köprülü talebelerini istismar etti, onları çalıştırdı, kendi adıyla kitap yazdı' filan. Çocuklar, ben onun istismar ettiklerinden yani yetiştirdiklerinden biriyim. Keşke daha çok istismar etseydi!”.

s.153
Sözü Dilde Hayali Gözde
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
1 beğen · 0 yorum

erhan

@munzevi

Hareket-Dergah camiası, bayramların ikinci günü mutad hoca ziyaretlerine çıkardı.
Heyecanla, zevkle, neşeyle…
Cağaloğlu’nda önceden tesbit edilen bir yerde buluşurduk; Sultan Ahmet Camii dış duvarına bitişik -şimdi bambaşka hallere giren- çayhanede veya Kazım İsmail Gürkan Caddesi üzerindeki Malatyalılar kahvesinde meselâ. Mevsim kış ise kitabevi veya yayınevinde… Kayserili Mehmet Doğan’ın minibüsü ne güne duruyor! Mustafa Kutlu’nun “arkayı dörtliyelim ağabiler!” nidasıyla tıkış tıkış sığışır, yola revan olurduk.
Ziyaretgâhların bir halkası Çemberlitaş Şatır Sokak’ta (Nurettin Topçu. -Hocanın vefatından sonra ilk durak medfun oldukları Kozlu Mezarlığı olmuştu-), diğeri İçerenköy Kartallı Köşk’te (Ali Nihat Tarlan). Arada Levent Manolya Sokak (Hüsrev Hatemi), Çengelköy (Tahsin Banguoğlu), Bahariye Şifa Sokak (Mehmet Kaplan), Ayşekadın/Kazasker (Osman Turan), Göztepe (Cemil Meriç), Çemenzar (Orhan Şaik Gökyay)… var.
Bir de yemek ve namaz molaları. Ezel ağabey bir yerlerden mutlaka güzel peynir, turşu, pastırma almalı, Cahit bey de fırından yeni çıkma ekmek ve simit… Yaz ayları ise karpuz ve kavunsuz olmaz, onlara da Mustafa Kutlu bakar, herkesin aldığı kavunu beğenmez çünkü. Ve tenavül-i taam için bir camii avlusundaki şadırvanın yanına yahut çınarların altına serilip oturmalı. Evlerde içilecek nefis çayların altını sağlamlaştırmak lazım.

s.58
Sözü Dilde Hayali Gözde
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
4 beğen · 0 yorum

erhan

@munzevi

Tarikat mensupları (ve hocalar) birçok zulüm ve haksızlığa uğramalarına rağmen bu konularda esas itibariyle konuşmamayı ve yazmamayı tercih ettiler. Hayatta kalanlar da büyük ölçüde hâlâ bu yolu seçiyor ve acı bir tebessümle “biz o defteri kapattık!” diyorlar. Şeyhlerin ve hocaların böyle bir yol tutmaları genellikle korku unsuruna bağlanmışsa da bunun daha çok meşrep, zihniyet ve yetişme tarzlarıyla ilgili olduğunu söylemek doğruya daha yakın olur. Milli Mücadele yıllarında büyük hizmetler vermiş olan Eyüp Hatuniye Dergâhı şeyhi Şeyh Sadeddin Ceylan Efendi’nin davranış tarzını buna örnek olarak verebiliriz. Oğlu Nazmi Efendi anlatıyor:

“Merhum pederim zaferden sonra tekkemiz mensuplarının düşman tehdidi altındaki hizmetlerinin tespit ve yazılmasına ve hatta bunlardan birçoğunun İstiklâl madalyası almasına da şiddetle muhalefet etmişti. Zaferden sonra böyle bizim gibi gizli gizli çalışanları arayıp bularak kaydeden Bahriye kaymakamı (yarbay) Tevfik Bey, ziyaretimize gelerek bu hususta bazı sualler sordu. Kendisine verdiğim cevapları yazmakta bulunduğu bir sırada, içerideki odadan konuşmalarımızı duyan merhum pederim yanımıza geldi. İkindi namazına gitmek üzere abdest almış, kollarını kuruluyordu. ‘Oğlum, bu yaptığınız nedir, ne yapıyorsunuz?’ diye sordu. Ona durumu anlattık. Bunun üzerine, ‘Oğlum, biz bu işi madalya almak için yapmadık. Biz derviş adamlarız. Bize, din ve vatan yolunda vacip olan bir hizmetin karşılığı olarak madalya almak yakışmaz. Lütfen o yazdıklarınızı yırtınız’ dedi. Tevfik Bey’in ısrarlı ricalarına rağmen kararından dönmedi. Notları gözünün önünde yırttı. İşte bu vaka dolayısıyla bugüne kadar Eyüp'teki Kuva-yı Milliye çalışmalarının birçok noktaları sır halinde kalmıştır”.

s.255-256
Cumhuriyet Türkiyesi'nde Bir Mesele Olar...
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
4 beğen · 2 yorum
Gayb (@gayb)
Allah hepsinden razı olsun.
04.03.17 beğen cevap
erhan (@munzevi)
Amin. Amin...
04.03.17 beğen cevap

erhan

@munzevi

Doğrudan din işleriyle ilgili konular olmalarına rağmen 1927’de hutbelerin, 1932’de ezan, salâ ve tekbirlerin Türkçeleştirilmesi, 1934’te Ayasofya Camii’nin müze haline dönüştürülmesi gibi kararlar siyasî merkezin tasarrufu olarak gerçekleştirilmiş, Diyanet İşleri Başkanlığı ise ya görüşüne hiç baş vurulmadan veya aykırı görüş bildirmesine rağmen alınan bu kararları uygulamaya, hatta doğruluklarını savunmaya icbar edilmiştir. Meselâ ilk Diyanet İşleri Başkanı Rıfat Börekçi, 1933 yılında, Türkçe ezan konusunda bazı ihmal ve suiistimallerin yapıldığının Diyanet Vekâleti’nce bildirilmesi üzerine müftülüklere şu tamimi göndermek mecburiyetinde kalmış/bırakılmıştır;

“(…) Şer’an memnu [yasak] olmayan böyle Türkçe ezan ve kamet hakkında bazı müftiler tarafından tereddüte meydan verildiği anlaşılmıştır. Binaenaleyh bu tamimin vusulünü müteakip umum ilmiye memurları, imam ve hatiplere katî tebliğat icrası ile en ufak bir muhalefet irtikâb edeceklerin katî ve şedid mücazâta [cezalandırmaya] maruz kalacakları tamimen beyan olunur efendim”.

s.76
Cumhuriyet Türkiyesi'nde Bir Mesele Olar...
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
6 beğen · 2 yorum
ea (@yesilfular)
neler neler..
01.03.17 beğen cevap
erhan (@munzevi)
Çok iyi gidiyor, güzel kitap. Net!
01.03.17 beğen cevap

erhan

@munzevi

Osmanlı modernleşmesinin mimarları Müslüman kalarak, İslâm âleminden de mesul Müslüman bir devlet olduklarının tamamen farkında olarak nasıl modernleşebileceğini öne çıkarırken Cumhuriyet ideolojisi İslâm unsurunu devredışı bırakarak, en yumuşak tabirle İslâmı ve Müslümanlığı paranteze alarak nasıl modernleşme projesi yürütebileceklerinin peşinde oldular denebilir. Laikliği nasıl anlarsa anlasın, dinî kurumlarla devlet arasındaki ilişkileri nasıl düzenlerse düzenlesin Cumhuriyet ideolojisin bazı dönemlerde ve birçok konuda İslâmla çatışmayı göze aldığı, İslâmla çatışarak bir kimlik oluşturmaya çalıştığı da bir vâkıadır.

Vedat Nedim Tör’ün, içinde doğrudan dinle ilgili hiçbir mesele bulunmayan veya yeni bir “din” kurmaya çalışan Dinimiz başlıklı kitabı hakkında Behçet Kemal Çağlar’ın yazdıkları bu çerçevede okunabilir:

“Kemalizmi yalnız dövizlere, rakamlara, nizamname veya programlara emanet edip geçemeyiz. Onu bir iman halinde içe sindirmek ve bütün nesillere benimsetmek gerekir. Anlamış kafanın yanında inanmış ruh ve bu anlayışla inanışın verdiği şuurlu heyecanla çarpan yürek lazım. Vedat Nedim Tör, kitabının adını işte bunun için Dinimiz koymuştur. (…) Büyük hedefler isteyen, büyük inanışlara susamış genç ruhlar için bu kitap bir millî İlmihal’dir (…) Yarının Türkiyesi içimizde öyle bir dindir ki yalnız onun için taassubu mübah ve toleransı günah sayıyoruz. (…) Bizim dinimiz Türkiye’yi cennet yapmaktır. Bizim ibadetimiz bu ideal için çalışmaktır. Eğer varsa ahiretteki cennetin yolu da Türkiye’nin cennetinden geçer”.

s.28
Cumhuriyet Türkiyesi'nde Bir Mesele Olar...
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
4 beğen · 0 yorum
Sence kaç puan almalı?
0
0 oy
0
SAYFA EDİTÖRÜ