ara
Stephane Mallarme

Stephane Mallarme

Ela koukla mou

@pisipisine

Tanrıları ve çiçekleri arasında on üç saat çalan ve hep geri kalan bu Saksonya duvar saati kimin? Düşün ki, bir zamanlar nice uzak yollardan, ta Saksonya’dan geldi.
(Acayip gölgeler sarkıyor aşınmış pervazlara.)
Ya şu Venedik aynan, donuk yılanların kıyısındaki soğuk bir kaynak gibi derin, kimler seyretti kendini orda? Kuşkusuz, o, bir değil nice kadın yıkayıp akıttı bu suya günahını güzelliğini; ki uzun zaman baksaydım çıplak bir hayalet görürdüm karşımda.
─Hınzır, aklın hep şeytanlıkta.
(Örümcek ağları görüyorum büyük pencerelerin pervazları üstünde.)
Dolabımız da çok yaşlı, bak nasıl yalıyor hazin yüzlü tahtalarını alev; ömrünü doldurdu perdeler, koltuklarda ne cila kaldı, ne yüz, ya duvarlardaki şu eski oymalar ve bütün bu kırık dökükler? Bir bak, yalan mıyım söyle, kafesteki şu Bengaldeş serçeleri, şu mavi kuş bile solmadı mı zamanla?
(Pencereler üstünde titreyen örümcek ağlarını düşünme.)
Seviyorsun bütün bunları, işte bu yüzden yanındayım. Eski zaman bakışlı güzelim, şiirlerimin birinde ‘’soluk nesnelerin zerafeti var’’ demiştim ve sen değil miydin seven bu sözcükleri? Bilirim yeni eşyaları sevmezsin; o çığırtkan güvenleriyle bilirim korkuturlar seni ve onları eskitmek gereğini duyardın, bilirim çok zordur bunu yapmak, eylemin tadına varmayan için.
Gel yanıma, kapat artık yüz yıl öncesinden kalma, köhnemiş şu Almanca kitabın kapağını, ordaki kralların hepsi de ölü, oysa, ben, uzanmış eski halıda, başım solgun entarinin sevecen kucağında, ey suskun çocuk, saatler ve saatlerce konuşacağım seninle; artık ne kırlar var benim için ne yollar, ve sokaklar boş, şimdi eşyalarımızdan söz edeceğim... Daldın mı?
(Titreyip ürperiyor bak örümcek ağları pencereler üstünde.)
Şiirler
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum

Ela koukla mou

@pisipisine

İpeği güneşle kumrallaşan
Beyaz bir bayrağın gülüp oynayışı gibi,
Teninin hoş kokuları arasından
Dalgalanıyor solgun saçların şimdi.

Suyun soluklaştırdığı bir tambur havasını
Hıçkırıklar içinde çalmaktan yorgun
Vaz geçiyor geçmişinden yüreğim
Çözüp beliğini dalgalı saçlarının

Bu ince altından bayrağı
Kasvetli bakır şatoya çekmek için
Yürüyor, çıkıyor, -ya da, esrik, yuvalanıyor
Kan bataklarının içinde

-Ya da Umut, uyuşukluktan yakınarak,
Solgun bir yıldız fışkırmadan,
Kabartıp kayganlaştırıyor
Kara bir kedi gibi kara Geceyi.
Şiirler
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum

Ela koukla mou

@pisipisine

Deliklerinden teninin çilleri ve kızıl kılların
Görünen paçavra giysini seviyorum yaşlı
Hortlak, ve bu yüzden yirmi kuruş atıyorum önüne.

Köle ve basık alnında solgun gururdan eser
Yok. Köpeğin kardeşidir yoksul ve sen
Biliyorsun bunu, şiirleştirmiyorsun pırtılarını.

Taş ininden çıkan bir çakal gibi, ey dindar,
Seni hiçe sayan adamın ardından gidiyorsun,
Kahrını sürüyerek. Kırışıklarının, ey yaşlı,
Kaçı acıyla yüzünü buruşturmadan? kaçı
Gözyaşlarından?

Soyun çırılçıplak, oyna, yala, yalan ve
Yirmi kuruşlarımla erdemi gıdıkla. Kahrol!
-Diz çök!.. çamura batır sakalını!

Bu aptal yirmi kuruş da ne? deyip gülüyor
Musun? gümüş parlar, bakırsa
Yeşille çalar bir gün, Sofu olmaktan
Çok dikbaşlıyım ben.

Kara ver. -Ya at, ya al. İşte aldın. İyi
Sık avucunda, düşün ki artık o senin,
Düşün ki bende ondan daha çok var,
Düşün ve hor gör beni.

-Eğer yeteriyle cesursan dilenci, bir
Bıçak alabilirsin bununla.
Şiirler
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum

Ela koukla mou

@pisipisine

Sen ey gizemli kadın, ey kanayan kadın,
Ey sevdalı kadın, mum ve günnük kokularıyla
Çılgın, İsa'nın kutsal yüreği tablosunu acıyla
Yolladığın akşam, seni hangi İblisin burduğunu bilmiyordum.

Hülyalı duaların sertleştirdiği dizlerini ve
Denizi dinginleştiren ayaklarını öpüyorum;
Sinirli kalçalarına başımı daldırmak ve
At kılından acı çile gömleğinin altındaki
Yanılgıma ağlamak istiyorum;

Orda, kutsal kadınım, esrik kokularla kendimden
Geçmiş, siyah Uçurumun ve sevgili Sonsuzluğun
Unutuşunda, usul usul uzun ilahiler
Söyleyip, körpe teninin üstünde uyutacağım
Yürek sızımı.
Şiirler
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum

Ela koukla mou

@pisipisine

Aşkın, erguvan rengindeki nektarsız eski
Bir güzel kokuyu saklayan kuru bir portakal
Olduğu kadınlarda insana günah
İşleten Sonsuzu aradım, ama, yalnızca, uykuya
Düşman bir Uçurum buldum.

-Sonsuz, çalkantısında ağaçları ve yürekleri
İnce bir kum gibi sallayan gururlu düş!
-Şarapla karışık iğrenç bir düzgün selinin
Yuvarlandığı buruk böğürtlenlerle dolu
Bir Uçurum!
Şiirler
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum

Ela koukla mou

@pisipisine

-''Ey eşiğin tutsak yalnızı yakınıyorsun,
Unutulmuş ağaçlarda kış geçtiği zaman
Bu iki kişilik yer ki onurumuz olan
Mezar çiçek ağırlığından yoksun diyorsun.

Akrebi boşa koşan Gece'yi dinlemiyorsun
Çoşkun bir ses içinde; gözünü yumma aman
Yüce köseği güneş Gölgemi aydınlatmadan
Yıpranmış eski bir koltuğun kollarındasın.

Kim ki sık sık ziyaret ederse ölüsünü
Çiçekle doldurmasın o mezarın üstünü
Kaldırır yoksa taşı sıkıntıyla parmağım.

Yanan ocak önünde ey sen aşkımın ruhu,
Can bulmak için yeter dudağından alayım
Bütün gece söylenmiş ismimin soluğunu.''
Şiirler
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum

Artes Lamont

@ducasse

Şiir
"Aşkın, erguvan rengindeki nektarsız eski
bir güzel kokuyu saklayan kuru bir portakal
olduğu kadınlarda insana günah
işleten Sonsuzu aradım, ama, yalnızca, uykuya
düşman bir Uçurum buldum.

- Sonsuz, çalkantısında ağaçları ve yürekleri
ince bir kum gibi sallayan gururlu düş!
- Şarapla karışık iğrenç bir düzgün selinin
yuvarlandığı buruk böğürtlenlerle dolu
bir Uçurum!

Orda, kutsal kadınım, esrik kokularla kendimden
geçmiş, siyah Uçurumun ve sevgili Sonsuzluğun
unutuşunda, usul usul uzun ilahiler
söyleyip, körpe teninin üstünde uyutacağım
yürek sızımı."
Stephane Mallarme
ünlüye puan vermedi, inceleme eklemedi.
5 beğeni · 0 yorum
Şiirler
2005
Sence kaç puan almalı?
0
0 oy
0
SAYFA EDİTÖRÜ