ara
Cemil Meriç

Cemil Meriç

Öğretmen, Yazar, Çevirmen, Araştırmacı, Düşünür

Cemil Meriç Kimdir?

Öğretmen, yazar, çevirmen, araştırmacı, düşünür. 1916 Reyhanlı doğumlu. Sosyoloji Profesörü Ümit Meriç’in babasıdır. Bu Ülke adlı deneme kitabı en çok okunan eseri.

Cemil Meriç Hayatı

Dimetoka’dan göçmüş bir ailenin çocuğu. Babası Mahmut Niyazi Bey hakimdir. Anne adı Zeynep Ziynet’tir. Yedi yaşına kadar Antakya’da yaşamış, Reyhanlı’ya dönmüştür. Fevziye Menteşeoğlu ile evlenmiştir. Bu evlilikten olma iki çocuğunu doğmadan kaybetti. Hayatının büyük bölümü Elazığ, İstanbul, Hatay’da geçti.

1945’te bir erkek, 1946’da da bir kız çocuğu oldu. Kızı Ümit Meriç hayatta ve Sosyoloji Profesörüdür.

Eğitimi ve Öğretmenlik Hayatı

İlkokulu Reyhanlı Rüştiye’sinde bitirdi. Sonrasında on ikinci sınıfa kadar Antakya Sultanisi'nde eğitimine devam etti. Burada hocalarıyla ters düşen Meriç L diplomasını İstanbul’daki Pertevniyal Lisesinden alabildi. Nazım Hikmet’le bu sırada tanışmıştır.

İskenderun’a döndükten sonra tercüme bürosunda reis muavinliği, köy okullarında sınıf öğretmenliği, Thk’da sekreterlik gibi geçici işlerde çalıştı.

Hatay hükümetini devirmek suçundan idamla yargılandı; dava sonucunda beraat etti.

Davadan sonra İstanbul’a döndü. İstanbul Üniversitesi Yabancı Dil Yüksek Okuluna burslu olarak girer ve iki yıl eğitim aldı. Ardından Elazığ Lisesine Fransızca öğretmeni olarak atandı. Kendisi gibi öğretmen olan Fevziye Hanım’la evliliği de bu atamanın hemen öncesinde olur.

Anne karnında iki çocuğunu kaybeden Meriç, sağlıklı bir doğum için Elazığ’dan ayrılıp İstanbul’a gelir.. Burslu eğitim aldığı İstanbul Üniversitesi’ne bu kez okutman olarak döner. Sosyoloji ve Kültür Tarihi dersleri de vermiştir. Emekliliğine kadar da bu iş yapmıştır.


Görme Yetisini Kaybetmesi

Cemil Meriç, Elazığ’da bulunduğu dönemde iki gözünde yüksek miyop teşhis edilir. 1954 senesinde, bir akşam misafir oldukları evden ayrılırken eşinin koluna girer ve “elektrikler mi kesik” diye sorar. Henüz otuz sekiz yaşında gözlerini kaybetmiştir. Cerrahpaşa’da birkaç ameliyat geçirmiş ancak faydasını görmemiştir. Tedavi için Paris’e giden Meriç, burada Quinze-Vingts Hastanesine yatar. Yine tedavi edilemez. Artık görme yetisi olmadan hayatını sürdürmesi gerekecektir. Jurnal adlı kitabın birinci sayısında görmeyi, görememeyi anlattığı “Quinze-Vingts geceleri” adı altında altı yazısı vardır.

Yazarlık Hayatı

Cemil Meriç, 1933’te yerel bir gazete olan Yenigün’de “Geç kalmış bir muhasebe” adıyla ilk yazısını yazar. Balzac’ın “Altın gözlü kız” kitabı da ilk çevirisi olur. Bundan sonra (görme yetisini kaybetmiştir artık) çevresindekilere okutarak İngilizce ve Fransızca çeviriler yapmaya başladı. Bunları da yardımcılarına yazdırdı.

İlk kitabı “Hint Edebiyat’ı” (daha sonra “Bir Dünya'nın Eşiğinde” adı altında tekrar yayınlanacaktır) 1964’te basıldı. Batı’nın Doğu’ya bakışını değiştirmek isteyen yazar, Saint Simon hakkında yazdığı kitabını 1967’de Can Yayınları yayınladı. Hisar’da “Fildişi Kuleden” başlığıyla denemeler kaleme aldı.

1976’da yayınlanan, en meşhur kitaplarından Bu Ülke için: “"Bana öyle geliyor ki, hayat denen mülâkata bu kitabı yazmak için geldim.” demiştir.

Deneme, İnceleme, Günlük ve farklı türde birçok kitabı yayınlanmıştır. Kitaplarının telif hakkı günümüzde İletişim Yayınları’nda bulunuyor.

İnsan, Yirminci asır, Ayın Bibliyografyası, Yurt ve Dünya, Yücel, Gün, Amaç, Pınar, Köprü, Gerçek gibi dergilerde farklı türde yazıları yayınlanır.

* 1974: Türkiye Millî Kültür Vakfı ödülü,

* 1983: Türkiye Millî Kültür Vakfı ödülü, Ankara Yazarlar Birliği Derneği'nin Yılın Yazarı ödülü,

* 1981: Türkiye Yazarlar Birliği Yılın Fikir Eserleri ödülü,

* 2015: T.C. Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü Cemil Meriç’e verilmiştir.

Ölümü

1983’te eşini kaybeder. Aynı yıl felç geçiren Cemil Meriç Cerrahpaşa hastanesini bir kez daha ziyaret etmek zorunda kalır. Üç aylık bir tedavinin ardından taburcu olur. Uzunca bir hastalığın ardından 13 Haziran 1987 günü 71 yaşında ölmüştür. Karacaahmet mezarlığında eşinin yanına defnedilmiştir.

Eserleri

Kültürden İrfana
Işık Doğudan Gelir
Kırk Ambar 2 / Lehçe-t-ül Hakayık
Kırk Ambar 1 / Rümuz-ül Edeb
Bir Dünyanın Eşiğinde
Bu Ülke
Jurnal 2.Cilt 1966-1983
Jurnal 1.Cilt 1955-1965
Sosyoloji Notları ve Konferansları
Umrandan Uygarlığa
Saint-Simon İlk Sosyolog, İlk Sosyalist
Mağaradakiler

EDİTÖRÜN GÖRÜŞÜ

Ünü, her ne kadar ülke sınırlarında kalmış ve bu konuda eleştirilmiş olsa da Cemil Meriç en iyi yetişen entelektüellerden biriydi. “Aydın” tanımına uyan nadir kişilerdendir. Kendisi, anlaşılmadığından şikayet etmiştir ve bunda da haklıdır. Ününün ülkeyi aşması gerekmiyor; zaten onu ancak bizim toplumumuz anlayabilir. Bunun için de geride bıraktığı eserlerini okuyup anlamak, üzerinde konuşmak, tartışmak gerekiyor. Başta “Bu Ülke” olmak üzere birkaç kitabı ders olarak okutulmalı görüşündeyim. Cemil Meriç ve onun gibi aydınları anlandığımız zaman eminim ki birçok konuyu aşmış olacağız.

Ali

@muhammedalierdem

Eserlerini anlamak için binlerce ismin görüşlerini ve eserlerini bilmek bunlarla mukayese ederek anlamak gerek. Ender Türk aydınlarından biridir. Her ne kadar anlayamasakta Türk Edebiyatının kilometre taşlarındandır.
Cemil Meriç
ünlüye puan vermedi
1 beğen · 0 yorum

Kalyanist

@koraycem

http://www.resimag.com/p1/02c1b1a186.jpeg

"Bana hakikati değil, kendini anlat" diyen bir adamla muhatap olmak kolay değil.

"İzm'ler idraklerimize giydirilen deli gömlekleri. İtibarları menşe'lerinden geliyor. Hepsi de Avrupalı."

Bu Ülke - 1974

***

"Yanılmışım, Medeniyetler ideoloji sayesinde ayakta durur"

1980


"Her şeyi konuşabileceğim bir insan yok, bulamadım" diyen bir insandır Cemil Meriç, okumanın olgun ve cesur haliyle...
Cemil Meriç
ünlüye puan vermedi
2 beğen · 0 yorum

Samet AKGÜL

@sametakgul

Cemil Meriç doğu'nun kılıcı batıya karşı zaferidir.
Cemil Meriç
ünlüye puan vermedi
0 beğen · 0 yorum

mustafa şenyurt

@mustafasenyurt

Televizyon kültürü diye bir mefhum tanımıyorum. Televizyon, aylak, şuuru iğdiş edilmiş, hiçbir zaman okumak ve düşünmek alışkanlığı kazanmamış sokaktaki adam için icad edilmiş bir nevi afyondur.

Televizyon, şuurdaki son pırıltıları da yok eden bir cehennem makinesidir. Kişiyi gerçek hayattan koparan ve bir hayal dünyasında yaşatan hissi bir istimna..

Tam bir kaçıştır televizyon. Yokluğa, boşluğa, şuursuzluğa açılan bir kapı… Bu korkunç tiryakilik, kurbanını Batılılaştırmaz, batırır.
Cemil Meriç
ünlüye puan vermedi
0 beğen · 0 yorum

mustafa şenyurt

@mustafasenyurt

“Büyük eksiğimiz irfanı bilmeyişimizdir. Uzun bir zaman çölde yaşadık. Fakat şimdi büsbütün imkânsızlık içinde değiliz. Bir İslam (müslüman) numune-i imtisal [örnek gösterilecek kişi] olmak mecburiyetindedir.”

Cemil Meriç
Cemil Meriç
ünlüye puan vermedi
0 beğen · 0 yorum

okunmuş kütüphane

@okunmuskutuphane

Bir adamı tanımak için, düşüncelerini, acılarını, heyecanlarını bilmemiz lazım hiç değilse. Hayatın maddi olaylarıyla ancak kronoloji yapılabilir. Kronoloji aptalların tarihi.
Bu Ülke
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum

okunmuş kütüphane

@okunmuskutuphane

İnsanı cemiyet yaratır. Hangi cemiyet? İnsan cemiyetle tam bir uyum halinde olduğu zaman tarihi yoktur; doğar, yaşar, ölür. Tarihi yaratan, fertle kalabalık arasındaki anlaşmazlık... Fert cemiyetle kaynaştığı zaman tarihi yoktur..
Bu Ülke
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum

okunmuş kütüphane

@okunmuskutuphane

Her büyük adam, kucağında yaşadığı cemiyetin üvey evladıdır.
Bu Ülke
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum

okunmuş kütüphane

@okunmuskutuphane

Kitap bir limandı benim için. Kitaplarda yaşadım. Ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim. Kitap benim has bahçemdi. Hayat yolcuğumun sınır taşları kitaplardı. Bir kanat darbesiyle Olemp, bir kanat darbesiyle Himalaya.
Bu Ülke
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum

okunmuş kütüphane

@okunmuskutuphane

Benim neslim için Avrupa, insan zekasının zirveye ulaştığı ülke demekti. Türk aydını Tanzimat'tan beri Batı'yı heceliyordu. Ama zirveleri tanımıyorduk.
Bu Ülke
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum

okunmuş kütüphane

@okunmuskutuphane

Fikri ve sanat adamının yeri: fikir ve sanat kavgasının ateş hattıdır.
Bu Ülke
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 0 yorum

YUSUF KARAKAYA

@yusufkarakaya

İnsanlar görüyorum… yangıdan kaçar gibi kaçıyorlar vazifeden. Önlerinde uçurum. Bir uçurum ki memleketin insanlarıyla dolu… bir uçurum ki uçsuz bucaksız… uçurum değil, bir ejderin ağzı.
Cemil Meriç
Cemil Meriç
ünlüye puan vermedi, inceleme eklemedi.
4 beğeni · 0 yorum

FEBİHÂ

@kadimcumleivecize

 İnsanın kâlbi insana yüktür. Ne mutlu itinayla taşıyana..!  (İbni Arabi )
" İnsanın kâlbi insana yüktür. Ne mutlu itinayla taşıyana..! (İbni Arabi )
Ey Beklenen..!

Ne zaman gözlerinin yıldızı bu heyulâyı

dağıtıverecek..?
Cemil Meriç
ünlüye puan vermedi, inceleme eklemedi.
7 beğeni · 0 yorum

FEBİHÂ

@kadimcumleivecize

...
...
insanlara kalbimin bahçesinden çiçekler devşirdim.

Ve kucağımda çiçekler kapılarını çaldım.

Kapılar açılmadı...
Cemil Meriç
ünlüye puan vermedi, inceleme eklemedi.
13 beğeni · 1 yorum
kader.cmln (@naturmort)
Açılmayacak kapılara🍷
17.09.18 beğen 1 cevap

FEBİHÂ

@kadimcumleivecize

 Bu satırların muhatabı kim..?
" Bu satırların muhatabı kim..? "
Kelimeler küskündüler, cümleler küskün.

Gönüllere dökülmüyorlardı.

İstemeyerek çıktığım kürsüden utanarak indim.
Cemil Meriç
ünlüye puan vermedi, inceleme eklemedi.
14 beğeni · 0 yorum

bayra celik

@bayracelik

Cemil Meriç
Cemil Meriç
Işıklar hiç mi yanmaz? Kör kuyular mıdır hep kucağında yattıklarımız? Ve yalnızlıklar, bir çember içerisinde koşturan fareden farksız olmaz mı hiç? İşte böyle bir yalnızlığın girdabında boğulmaktaydı Cemil. Yirmi yaşındaydı, kafasında yaşadığı dünyayla içinde yaşadığı dünya arasında tahayyül edilemeyecek mesafeler vardı. Sürekli kaçmak istedi, bir aşka, bir kadına. En adisi olsa da bir kadının kokusu, bir kadının teninin sıcaklığıydı ona yalnızlığını unutturan. Ete duyulan tarifsiz açlık ve etin daveti. Buydu işte onu tiksindiği dünyadan bir nebze de olsa koparan. Bir irini bir başka irinle temizlemek…

“O kadar, o kadar yalnızdı ki hayatına giren ilk kadını hatırlıyor. İki katlı kerpiçten bir bina. Kapıdan girince sağda bir laterna, solda ziyaretçilere mahsus birkaç sandalye. Ter kokusu, alkol kokusu, kadın kokusu. Ve sigara dumanı. Oradakilerin yüzünü hatırlayamıyor. Zaten bu murdar köy kerhanesine her gelişinde sadece tiksinti, sadece utanç duymuştu. … Ne korkunç! Herkes sıhhatli bir hayvan gibi çiftleşiyor.”

Tiksinçlikle bahsettiği kerhane müdavimleri sıhhatli hayvanlar gibi çiftleşmeye devam ederken, Cemil’in evinde tarifsiz bir dram yaşanmaktaydı. Yatalak babası, dünyadan bihaber annesi ve işten kovulmuş ablası. İç dünyası bir harabeye dönmüş olan Cemil, dış dünyasını da kaybetmekteydi. Kitapları onun için Olimpos’tu. İçindeki tanrıları ancak o kitapların içinde yaşatabilirdi, ancak onları da çalıyorlardı. Tanrılar birer parya olmaktaydılar. Bir bir yoluyorlardı onları. Cemil kökünü kaybeden bir ağaçtı.

“İşi yok, parası yok. İbni Mukaffa’nın kemiklerini kırar gibi birer birer ümitlerini kırdılar. Babası: yatağına çivili; annesi: dünyadan habersiz. Ablası: onu da işten çıkardılar. Hepsi defalarca okunan bir dolap kitap. Bir dolap kitap mı? Evet. Ama artık o dolabın yerinde yeller esiyor. Beynini yolar gibi, kitaplarını alıp götürdüler. Yok, kitabı da yok.”

Beyninde yaşayan kendinden kurtulmak ve gerçekte yaşayan kendine kavuşmak için çırpınan Cemil, bunu gerçekleştirebilmek için, sürekli olarak iğrenerek bahsettiği kasaba kerhanesine kaçmaktaydı. Kerhane onun ruhen çöküşü, bedenen yükselişiydi. Ete duyulan hasret, şehvetin narin parmaklarında okşanan baş, dolgun kalçaların tarifsiz yuvarlaklığı ve kadın memelerinin verdiği yumuşaklık duygusu. Bunları ancak bir kerhanede elde edebilirdi. Öyle bir yalnızlığın içindeydi ki “O kadar yalnızdım ki karanlıklardan İblis’in eli uzansa minnetle sıkardım.” diyordu.
“Ama ne bir genç kızın, bir tek genç kızın bakışlarında sevgiye benzer bir pırıltı görmüş, ne yanı başında bir kadın vücudunun sıcaklığını duymuş.”

Kadın, onun için tek kurtuluş buydu. Yüzünü avuçlarının içine alacak ve kulağına bir anne şefkatiyle sevgi sözcükleri fısıldayacak bir kadın. Bu kadın Linda’ydı. Onun tasviriyle bir “orospu” olan Linda… Ama yine umduğunu bulamayacaktı.

“Fuhuş… Kasaba kerhanesinde genç bir kadın. Bu akşam ilk defa görüyor onu. … İlk defa olarak bir orospuya karşı sevgi duyuyor içinde. … Bir hafta sonrası için alınan randevu. Linda’yla buluşabilmek için evin hangi eşyasını sattığını hatırlamıyor. Bir akşam, annesi yirmisini çoktan aşan bu koca bebeği yatırdıktan sonra, koca bebek odasını terk edip karanlıklara dalıyor. O geceyi de pek hatırlamıyor. Yalnız, bir kadın etinin lezzetini ilk tadış. Aşk hakkında hiç bir fikri yok. Kadın nedir bilmiyor. Ve kasaba kerhanesinin bu hasta orospusuna tutuluş. Sonra., sonrasını nasıl anlatsın. Sonrası bugünkü hayatı ile bugünkü değer hükümleriyle ondan o kadar uzak, o kadar başka sanki. Kapatılan kerhane, baba evine getirilen orospu. Baba evinden kaçan orospu. Bir başkasına kaçan, bir başkasının evinde orospuya yapılan ricalar, izdivaç teklifleri. Linda’yla kaç gece yattı? Bir veya iki. Ama dünyada tek kadın vardı onun için. … Hayır! Linda kimseyi sevmiyordu. Kimseyi sevemezdi. Artık bir eşya idi o. Yalan söylemeğe memur bir eşya.”

Bu kadın onun için ilerleyen yaşlarında adeta bir utanç vesikası olacaktı, sadece o mu diğerleri de bu utancın mimarlarından olacaklardı. Linda, ilk aşk, ilk dokunuş, bir kadının tenini ilk tadış. Linda günahların en büyüğü, en utanç verici olanıydı. Onu sevmeyen bir kadın için yaptıkları tam anlamıyla bir ruh yıkımını getiriyordu.
“Hayatının bu ilk kadınından yalan da olsa sevgiye benzer tek kelime işitmedi. Ona nelerini feda etti. Haysiyetini. Ailesinin haysiyetini. Linda o evden de kaçtı. Bu manyak, mağruni kadınını şehir şehir aradılar. Karakollarda kuzinim diye ifade verdi. Linda kayboldu. Onunla beraber dünyanın bütün kadınları, hayatının bütün şiiriyeti. Ve hatıra olarak yıllarca, yıllarca devam eden bir vesvese, bir korku: frengi korkusu. O, Linda için, benzerini görmediği bir deli idi. İşsiz, parasız… Kültürü? Linda kültürü ne yapsın! Gençliği? Erkekliği? Linda iğreniyordu erkeklerden. O artık yalnız esrardan, yalnız kokainden anlıyordu. Bu otuz yaşındaki kadın genç adamın izdivaç teklifini kahkahalarla red etti. Haklıydı da.

En acı hatıralar kelimeleşince nasıl bayağılaşıyor. Linda’yla münasebetleri üzerine hiçbir zaman ciddi bir tahlile girişmedi. Neden? Belki kendinden utanıyor, hayatının o devresinde yüzünü kızartmayacak tek gün yok. Onun için hafıza kusmuş o hatıraları. Ne yapabilirdi? Kadına susamıştı, şefkate susamıştı, hayata susamıştı. Yalnızdı. … Ve hiçbir ümidi, ama hiçbir ümidi kalmamıştı. Unutmak istiyordu. Yaşadığını unutmak istiyordu. Kitaplarını elinden almışlardı, istikbalini elinden almışlardı, onu ölüme mahkûm etmişlerdi.”

Linda onun cehennemiydi ve bu cehenneme inanılmaz bir arzu duymaktaydı. Tenin tadına varan Cemil “Linda cehennemin ta kendisi olsa tereddüt etmeden kucağına atılırdı.” diyecek kadar ona hayrandı. Linda’nın gidişi ve sonrasında büyük bir çaresizlik içerisinde İstanbul’a gidiş Emine’yi tanımakla şekillenecekti.

“Hayatına giren ikinci kadın Emine. Onu okuduğu romanlardan herhangi birinin kahramanı kadar bile hatırlamıyor. Şimdi ilk mektepte yardımcı öğretmendir. Yardımcı öğretmen. Emine Bursa Öğretmen Okulu’ndan mezun. Herhangi bir dişi. Bir sürü ümit, fakat kızın saçlarını bir kere bile okşayamadan bu “idylle” başlangıcı da sona eriyor. Emine için kırk elli sayfalık bir dünya edebiyatı şeması hazırladığını hatırlıyor. Emine kim bilir nerdedir şimdi?

Sonra Vali muavininin emriyle eşikten kaçırılan bir köpek gibi, öğretmen yardımcılığından dehleniyor. Evlenmesine imkân yok…”

Ve ardından diğer kadınlar, hepsine ama hepsine evlenme teklif etti. Onunla deli diye dalga geçiyordu bu kadınlar. Kadınların ayakları altında ezilen bir gurur, kadınların söküp çıkardığı bir kalp ve o kalbi tekrar iyileştirecek kadını bekleyiş. Onun soyadını taşımayı kabul edecek kadın ne zaman gelecekti?
“Linda, Emine ve sonrakiler., tutunmak istediği birer daldı. Düşen tutunacağı dalları seçmez. Ve hepsi de kuru bir dal kadar duygusuz-dular. Linda, Emine ve sonrakiler.. Sonrakiler kim? Abanozdan Sevim. Onunla iki gece yaşadı ve âşık oldu. Sonra? Pansiyon komşusu Alis. Kendileri için kıvrandığı bu kadınların şimdi çehresini bile hatırlayamıyor. Aşk… Ne aşkı? Aşk bir seçiş. Onun karşısına bu kadınlar çıktı. Sevim şuursuz bir orospuydu, belki eski bir hizmetçi. Alis kültürsüz, iki çocuk doğurmuş, para canlısı bir başka orospu. Emine herhangi bir ilkokul öğretmeni hatta herhangi de diyemeyiz, bodur ve sevimsiz. Ama o bunların hepsini sevdi. Açtı, şefkate, kadına açtı. Hiçbiri yüz vermedi ona. Güldüler. Deliye bak dediler. İzdivaç teklif etti hepsine de, başka silahı yoktu, kendini öylesine küçük görüyordu, reddettiler. Onları seçmemişti, kader karşısına çıkarmıştı onları. Yalnız onları çıkarmıştı karşısına.”

Kurtuluş, kurtuluş nerede? O bir savaşın en büyük mağlubu ve hayatına giren kadınların bayağılığı: “Kaderin karşısına çıkardığı kadınların üçü de fahişe idiler. İkisi profesyonel, biri profesyonelimsi.” Bu kadınların bataklığından kurtulduktan sonra bir vaha ile karşılaştı, bu vaha Râyegân’dı. “Sonra Râyegân. Ve aşka çok benzeyen bir kristalizasyon. Sonra ayrılış ye ümitsizlik. Râyegân’ı da kader çıkarmıştı karşısına. Ama o bir genç kızdı. Kibar ve… “ diyordu onun için, ama onun elini bile tutamayacaktı. Hayal kırıklıkları biriktirmek onun kaderi olmuştu. Tâ ki Fevziye’ye kavuşana kadar ve sonrasında dilinde bir tek ad olacaktı: Lamia… Lamia… Lamia
Cemil Meriç
ünlüye puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğeni · 0 yorum

FEBİHÂ

@kadimcumleivecize

 Bütün yaptığım sözcükler üzerine düşler kurmak..”
" Bütün yaptığım sözcükler üzerine düşler kurmak..”
Her şeyin yokluğunu çekmeli insan..

Yokluk varlıktan daha görkemli ve daha anlamlıdır..
Cemil Meriç
ünlüye puan vermedi, inceleme eklemedi.
8 beğeni · 0 yorum
Sence kaç puan almalı?
9.3
3 oy
0
SAYFA EDİTÖRÜ
Cemil Meriç sayfasının içeriği Hüseyin Başaran isimli üyenin katkılarıyla oluşturulmuştur.