ara

CEVİZKABUĞU

Ten kokusu ile toprak kokusu birdir bilene Biliriz, birleşiriz girdiğimizde kara toprağa

CEVİZKABUĞU

@karacurin

Yürüyüşsel Algı
Yürüyüşsel Algı
Günaydın beni seven ve sevmeyen Sn.Üyeler nasılsınız!? (...) tamam anladım 😜😜 bu sabah kitaba dalmış yürürken birden ismimin ünlenmesi ile irkildim ve sesin geldiği yöne baktığımda birde ne göreyim! Şair Cahide Yormaz-öz karşımda bir/aydır nerelerdesin diye samimi bir nükte ile hesap soruyor uzun süre ismimi hatırlaması oldukça ilginç ve sevindirici ben ise ismini hatırlamamanın sıkıntısını çekerken şair ablamız beni edebiyat ve şiir dinletisine davet ediyordu , ayak üstü hoş-beş ettik den sonra iyi dileklerle ayrıldık bu okumamı bu kitabı okumama vesile olan Sn.@psykhe'ye atfedecektim lakin ismimi unutmayan şairimiz Cahide Hanıma devredeceğim umarım Sn.@psykhe bu duruma karşısında beni anlayışla karşılar çünkü kendisinin anlayış ve samimiyetine güvenebileğimi biliyorum .:))😜 Bu kitap hakkında derinlemesine bir yorum yapamıyacağım çünkü bu kitabı hissederek ve irdeleyerek okuyan Sn.@psykhe'nin yanında güdük kalır " kafama takılan sadece ufak bir soru olacak onuda Sn.@psykhe'nin yorumundan sonra soracağım .. Sizlere mutlu bir üçüncü gün Bayramı dilerim.
EK 1
Sn.@semih-oktay; aman ha yazım ve imla hatalarımı es geçme yoksa darılırım :)) bu tekneyi sana alacağım Sn.@erguvan ve Sn.@nill ile 'kelebek vadisi' yaparsınız.. 5 sa
EK 2
Sn.@tabula-rasa; artık mesai'ye başlasak diyorum Semih Ağbi'yi tekne yolculuğunda eşlik edecek güzel bir dinleti sunarsanız çok memnun kalırız..:) 5 sa
12 beğeni · 5 yorum · Diyorum ki ·
Psykhe (@psykhe)
Kitabı okumana çok sevindim CK :) Bana gore Thomas Mann gerçekten okunması gereken bir yazar. Sorunu merak ettim bu arada ;) - 4 sa
Erguvan (@erguvan)
İlk okuduğumda tekneyi bana alıyorsun sandım! Algida secicilik mi deniyordu bu merete:)) Neyse hiç yoktan iyidir. Semih Abi de pişer bize de düşer:) - 4 sa

CEVİZKABUĞU

@karacurin

Sansürsel Sansür
Takiye yapıyorlar demek, aslında takiye yapmayı gerektiren şartlar var demektir.
Düşüncelerinden ötürü insanın başı ağrımayacaksa, aşağılanmayacaksa, dışlanmayacaksa, düşman, hain veya nankör muamelesi görmeyecekse, insan niçin olduğundan farklı görünsün, niçin düşüncelerini gizlesin?

Genelleme yapsak başımız ağrımaz: takiye yapanların varlığı, baskı olduğuna delildir. Öyle ya, baskı yoksa takiyeye niçin ihtiyaç olsun?

Medya-iktidar ilişkileri tartışılırken, neredeyse her vesile ile sansür akla gelirken, ilk basın yayın müdürümüzün niçin istifa etmek zorunda kaldığının hatırlanmaması, tuhaf oğlu tuhaftır.

Sansür konusunda hassas olan medyamızın sensörleri, sansüre karşı direnen ilk basın yayın müdürünü –nedense– algılayamamaktadır. Alkışlayamamaktadır.

Cumhuriyet''in kurulduğu "o günkü şartlar"daki sansür söz konusu olduğunda susanların kahir ekseriyeti, ''bugünkü şartlarda'', sansür var diye feryat edenlerdir.

Çelişki deyip geçmeyelim.

"Ortaçağ karanlığı"yla, 1984 romanıyla, Nazi Almanyası filmleriyle, II. Abdülhamid hikâyeleriyle ve 12 Eylül belgeselleriyle yetinmeyelim, sansür sofrasını zenginleştirelim.

Platon''u da sofraya davet edelim; bize ideal devletinde, sanatçılar için niçin sansür istediğini anlatsın.

Kusura bakmayın, bu sandalye boş değil, sahibi var: gazeteci Ahmet Emin Yalman. Yazıları yüzünden Diyarbakır İstiklal Mahkemesi''nde yargılanmaya giderken, yoldan çektiği telgraf unutulmasın:

"Affedilirsem, bir daha gazetecilik yapmayacağıma söz veriyorum."

Onların olmadığı bir sofrada sohbet olmaz, sohbete doymak olmaz… Gazeteleri kapatılan, düşünceleri yüzünden yargılanıp sürgüne gönderilen Refik Halit Karay, Hüseyin Cahit Yalçın ve diğer "sürgün"leri hatırlamayan bir sansür tarihi, sansürlü sansür tarihidir.

Meseleyi kendimize memleket bilmeden, memleket meselelerinin çözümünü bulmak/bilmek ne mümkün.

Gazetelere sansür yapmayı reddettiği için görevinden "affedilen", Cumhuriyet''in ilk basın yayın müdürünün hatıraları, medya-iktidar ilişkilerini ''içeri''den deşifre etmekte, gömleğin ilk düğmesinin nasıl yanlış bağlandığını göstermektedir.

Amerika''da gazetecilik eğitimi aldıktan sonra, idealist duygularla Türkiye''ye geri dönen Zekeriya Sertel Türkiye Cumhuriyetinin ilk basın yayın müdürüydü. "Hatırladıklarım" adını taşıyan hatıratını kaleme aldı, ''kusurlarını'' açık açık anlatmayı unutmadı…

İlk kusuru, Amerika''dan döner dönmez ayağının tozuyla çıktığı Çankaya''daki "sofra"da, Hâkimiyet-i Milliye gazetesinin başına bir komutanın (Recep Peker) görevlendirilmesi hakkındaki samimi düşüncelerini seslendirmesiydi. Falih Rıfkı ve Yakup Kadri gibi o günkü Türkiye''nin önde gelen birçok yazarı, bu durumu "münasip" bulup sesini çıkarmazken, bu genç adam, sadece işin ehline verilmesini, herkesin iyi bildiği işi yapması gerektiğini söylüyordu.

Anlaşılan o ki ''asker desteği'' de beklenen sonucu vermez, halk muhalif İstanbul gazetelerine daha çok teveccüh göstermeye devam eder.

Bu durum karşısında yeni tedbirler kaçınılmaz olacaktır.

Zekeriya Sertel yine kusur edecek, bu defa da sansüre karşı çıkacaktır.

İyi ki devlet büyüklerimiz affetmesini bilen insanlardır.

Zekeriya Sertel bu kusuru (!) yüzünden görevinden "affedilir". Özetlersek: Amerika''da öğrendiklerini hayata geçirmeyi uman ilk basın yayın müdürümüz, kısa sürede istifa etmek zorunda kaldığı, büyük hayal kırıklığı yaşadığı o günleri unutmadı. Türkiye''de sansürün tarihini anlatanlar da onu hatırlamadı.

Buna ister kaderin cilvesi, ister adaletin tecellisi deyin, kararı siz verin.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu yıllar sonra sesini çıkaracak, "Politikada 45 Yıl" adlı hatıratında, (uğradığı) sansürden şikâyet edecektir.

O gün "sofra"da gazetenin başına geçirilmesine seslerini çıkarmadıkları komutan (Recep Peker), çok geçmeden Yakup Kadri''nin dergisi Kadro''nun kapanmasına sebep olmuştur. Yakup Kadri mezkûr hatıratında derginin kapanmaması için verdiği mücadeleyi anlatır, gerekçesini şöyle açıklar: "Bende artık kendimi savunma takati kalmamıştı."

Bu da yetmezmiş gibi, Atatürk hakkında yazdığı kitap, yazarının haberi olmadan, o zamanki Cumhurbaşkanı İsmet İnönü''ye ithaf edilmiştir:

"Büyük adama dair bu küçük eserimi O''nu hepimizden ziyade seven, O''nu hepimizden ziyade anlayan ve O''na canıyla başıyla yardım etmiş olan Sayın İsmet İnönü''ye hürmet ve hayranlıkla adıyorum."

Yakup Kadri, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü''nün "direktifleriyle" Milli Eğitim Bakanı Hasan li Yücel''in, kitabını "budadığını", "sansür"leyerek yayınladığını anlatır.

Bu satırların yazarının gülmekle ağlamak arasında kararsız kaldığı araf da burası:

Yakup Kadri, kendisinden başka kimseyi düşünmeyen siyaset ve ticaret erbabının suiistimallerini anlatırken, "başıbozuk iş çevrelerinin tesirleri hiç kimsenin gözüne çarpmıyordu," der ve şikâyet eder: "susmaya alışmış olan basın ses çıkarmamakta devam ediyordu."

"Susmaya alışmış basın" bu alışkanlığı nasıl edinmişti?

Yakup Kadri ne yazık ki sorunun cevabını vermiyor.

Ankara''nın "yaban"ı Zekeriya Sertel''in başına gelenleri hatırlamıyor…

İbrahim Paşalı
EK 1
Yukarıda da belirttiğim üzere makale ibrahim paşalı'ya ait 'sansürün tarihi de sansürlü' imdi kütüphaneden 'entelektüellerin hurafeleri' adlı kitabını aldım ve hoşuma giderek okuyor sevdiğim yerleride sitede paylaşıyorum fakat 'dindar değilim Müslümanım' adlı makalesini internette bir türlü bulamadım! 26.06.17
1 beğeni · 0 yorum · Diyorum ki ·

CEVİZKABUĞU

@karacurin

Vikingsel Balkon
Vikingsel Balkon
Bu gün Hollandayı kınıyorum.:)
"Bir dahide binlerce aptalın hakkı vardır!"
9 beğeni · 3 yorum · Diyorum ki ·
kübra (@kubra94)
Afiyet olsun, keyifli okumalar. - 25.06.17
doğala özdeş (@superkimyonn)
Midene hayranım ! İyi bayramlar :) - 25.06.17

CEVİZKABUĞU

@karacurin

Yirmiliksel Bakış
Tiyatro eserlerinin sahnelendiği Muhsin Ertuğrul Sahnesi''nin kendisi bir eser değildi. Mimari bir değeri yoktu.
Eski tabirle söylersek, zarf ile mazruf alakasızdı.

Sadece nostaljik, sembolik değeri büyük olan, mimarından kimsenin bahsetmediği, tarihi tiyatro binasının üstünde medeniyet savaşları yapıldı; yapılmaya devam ediyor.

Bu tartışmalarda, eski Muhsin Ertuğrul Sahnesi, öneminin anlaşılması için, Ecyad Kalesi ve Topkapı Sarayı''na da benzetilmişti.

Fakat itiraf etmeliyim ki, bu konuda en yaratıcı olan kişi, Soner Yalçın''dı. Paris Operası''yla kıyaslamıştı.

Dolmabahçe Sarayı''nın üstüne Swiss Otel yapılmasını şiddetle eleştiren ve şehircilik dersleri veren zevatın, Harbiye Orduevi''nin Muhsin Ertuğrul Sahnesi''ni gölgelemesinden rahatsız olmaması, manidardır. Fakat üstünde durarak vakit kaybetmeyelim.

Yeni Muhsin Ertuğrul Sahnesi, yerine yapıldığı tiyatro binası gibi, inşa edildiği döneme göre modern olmak dışında bir vasfı bulunmayan bir binadır. Bir ''sanatçı'' mimarın eseri değildir.

Haddizatında "en son teknolojinin eseri" bir mühendislik başarısıdır.

Yıkılan Muhsin Ertuğrul Sahnesi''nin sembolik değeri büyük bir anıt eser olduğunu iddia edenlerin bilgisinden değil, ama cesaretinden etkilendiğimizi itiraf etmeliyiz. Nostaljik değeri olan vasat bir tiyatro binasını Paris Operası ile kıyaslamak için, çokbilmiş "google"dan başka kimse insana yardım edemez.

Muhsin Ertuğrul Sahnesi''ni Paris Operası ile kıyaslama cesaretini gösteren yazarlar, keşke, iki binanın fotoğrafını da okuyucularına gösterebilselerdi.

Sanatla ilgisi olmayan, Fransızca bilmeyen bir turist bile, Paris Operası''nın bir sanatçının elinden çıktığını, önemli bir bina olduğunu anlayabilir. ''Kendi halinde bir turist merakı'' bile yeter meseleyi aydınlatmaya.

İster eskisi ister yenisi olsun; Muhsin Ertuğrul Sahnesi, Paris Operası''na kıyasla modern gecekondu mesabesindedir.

Eski tiyatro binası ile yenisi arasında, zannedildiği gibi mahiyet/nitelik farkı yoktur; mühendislik farkı vardır.

Cemaatinin güzel hatıraları, bir camiyi sanat eseri yapmaya yetmediği gibi, tiyatro severlerin hatıraları da Muhsin Ertuğrul Sahnesi''ni nevi şahsına münhasır bir eser yapmaya yetmez.

Mongeri''yi isyan ettiren modern Türk mimarisi

Sıradan turistlerin görebileceği gerçekleri, Türkiye''nin sıradışı insanları (sanatçıları) göremiyor!

''Meraklı'' sıradan turistler ve sıradışı yazarlar Cumhuriyetin ilk yıllarında biraz dolaşsalardı, eğlenceye doyamazlardı.

Selçuklu ve Osmanlı birikimini yok saymamış İtalyan mimar Mongeri''nin İstanbul''daki dersine misafir olalım.

Mongeri''nin adı Burhan olan bir öğrencisi, Avrupa''daki mimarlık dergilerini takip etmekte, eski Osmanlı mimarisini değil "modern mimari"yi taklit etmekte, Muhsin Ertuğrul Sahnesi gibi ''şeyler'' karalamaktadır.

"Burhan''ın yaptığı şey bir kutudan ibaret, ne saçak var, ne profil var, ne detay; hiçbir şey yok…" Mongeri isyan eder: "Bak bu memlekette masmavi bir gök var, gölge var. Sen ne yapıyorsun? Bunlar şimal [kuzey] memleketlerinin formları."

Başının üstündeki masmavi gökyüzünü, penceresindeki güneşi, yürüdüğü sokaklardaki gölgeyi hesaba katmayanlar diploma aldılar, binalar yaptılar; fakat mimar olamadılar, imar planları hazırladılar, ama imar edemediler. Geçen yıllar içerisinde Muhsin Ertuğrul Sahnesi gibi binalar inşa ettiler.

Ankara Devlet Opera ve Balesi Binasındaki cinayet

Muhsin Ertuğrul Sahnesi söz konusu olduğunda susmak bilmeyenler, keşke Ankara Devlet Opera ve Balesi Binası hakkında konuşmayı bilselerdi, konuşabilselerdi.

Bale ve opera sanatçıları, başka yer yokmuş gibi, binası elinden alınmış, hayata küstürülmüş bir sanatçının hatırası üstünde sanatlarını icra ediyorlar.

Bir sanatçıya ve eserine yapılan saygısızlıktan rahatsız olduklarına dair bir işaret de yok.

Şevki Balmumcu''nun yarışmayı kazanıp yaptığı Sergi Evi Binası, kısa bir süre sonra, rızası olmadan, yabancı hayranlığı neticesinde bir Alman mimar tarafından, kulesi yıkılarak, yatay pencereleri yok edilerek opera binasına dönüştürülmüştü.

"Sergi Evi''nin opera binasına dönüştürülmesinden sonra Şevki Balmumcu bir daha Ankara''ya gitmedi, sonra büsbütün yalnızlığa itildi, hiçbir iş alamadı, nedense hep dışlandı. Ödün vermez, çalışkan, disiplinli, erdemli, inançlı bir mimar kişi olarak 20 Nisan 1982''de yalnız yaşadığı bu dünyadan ayrıldı. Altı kişi ile Edirnekapı''da toprağa verildi."

Şevki Balmumcu''nun sonuna kadar eserine sahip çıkıp bir daha Ankara''ya adım atmaması bile tek başına saygı duyulmayı gerektirecek bir davranıştır.

1931 yılında yeni mezun Türk mimarların girişimiyle yayın hayatına başlayan Mimar dergisi, Türkiye''deki tartışmaların her zaman ne kadar ''temelsiz'' olduğunu gösteren ilginç ayrıntılarla doludur.

Beş yıl Mimar adıyla yayınlanan dergi, dil devrimi sonrasında "Matbuat Umum Müdürlüğü" tarafından yazılı olarak ikaz edilir.

Derginin adı olan "mimar" kelimesi Türkçe değildir, Arapçadır; değiştirilmelidir! Adı Arapça olan "mimar" dergisi, kendisine Türkçe bir ad bulur: "Arkitekt!" Dönemin dil politikalarına göre, "arkitekt" Türkçe bir kelimedir!

Mimar/Arkitekt dergisinde zaman zaman sert yazılar da yayınlanır. Genç Türk mimarlarına fırsat tanınmaması, yabancı mimarların baş tacı edilmesi sert tartışmalara neden olur. Yabancı mimarlar konusunda Şevki Balmumcu ile Falih Rıfkı Atay arasında sert tartışmalar olduğunu söylüyor, dönemin şahitleri. Bu sert tartışmalar kısa sürede meyvesini vermiş görünüyor.

Ne ilginçtir ki, yeni başkentte Opera ve Balo Binası için boş arsa bulunamamış, Şevki Balmumcu''nun eseri olan Sergi Evi''ne el konmuştur.

Şevki Balmumcu''nun Sergi Evi Binası, Alman mimar Bonatz tarafından Ankara Devlet Opera ve Balo Binası''na dönüştürülür.

Bir yazar olarak, genç bir mimarın telif hakkına devlet eliyle tecavüz edilmesine karşı çıkması gerekirken; Falih Rıfkı Atay Hakimiyet-i Milliye gazetesinde, Alman mimarın yeni eserini (!) öven bir yazı yazacaktır. Falih Rıfkı Atay, başkent kendine yaraşan bir opera binasına kavuştuğu için memnun olmuştur.

Garnier ile Mimar Kemalettin''in ne alakası var

Paris Operası''nın mimarı Garnier''nin Fransa''da yaptığını, Türkiye''de yapan Mimar Kemalettin''in başına neler geldi?

Gazete köşelerinden, internet sitelerinden medeniyet dersleri veren, çok şey bilen yazar taifesi, Mimar Kemalettin''i bilmiyor olamaz.

"20 lira"ların üstüne fotoğrafı konulana kadar adı anılmayan Mimar Kemalettin''in günahı neydi…

"Mimar Kemalettin birdenbire geriye döndü, yüzünü saklar vaziyette odanın kapısına doğru ilerledi. Yüz yüze gelmiştik, baktım iki damla gözyaşı yanaklarının üzerinde duruyordu. Artık benden heyecanını saklayamadı; ağlar gibi bir sesle, ''Otuz sene hayatımı mimari eserlerde Türk''e has zevkin yaşamasına hasrettim, otuz sene her medeni şehrin olduğu gibi Türk şehirlerinin de milletimize has bir zevk taşıması için uğraştım. Şimdi bu üsluba türbe, cami mimarisi diyorlar, hakir görüyorlar'', dedi. Gözlerinden iki damla yaş daha aktı."

***

İyi tiyatrocularımızın var olması, Türk tiyatrosu diye bir mefhumdan bahsetmeye yeter mi bilemem. Bildiğim şu ki, tiyatro oyunlarının sahnelendiği binaların duvarlarında da Mongeri''lerin isyanı, Şevki Balmumcu''ların ahı, Mimar Kemalettin''lerin gözyaşları var…

*Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu''nun yıkılıp yeniden yapılmasına karşı çıkan tiyatrocuların yürüyüşler yaptığı günlerde kaleme alınmış bu yazı, önemine binaen, ikinci kere yayınlanmış oluyor. Affola…

İbrahim Paşalı

CEVİZKABUĞU

@karacurin

Bayram İletisi
Bayram İletisi
Değerlendirmelik..
3 beğeni · 0 yorum · Diyorum ki ·

CEVİZKABUĞU

@karacurin

Kafir geceler
Kafir geceler
Islak gecenin yapışık nefesiydik...

4 beğeni · 2 yorum · Diyorum ki ·
Prometheu (@prometheu)
crazy_mustafa_calisici_34@hotmail.com tanıdığın msni mi CK? yoksa sen misin! Geçen gün "slm qüselim tanisalim mi?" diye mesaj atmış. :( - 25.06.17

CEVİZKABUĞU

@karacurin

Zekiselliklerden bir demet
Zekiselliklerden bir demet
Sn.üyeler bir dostum ile üçüncü seviyede felsefe yaparken durduk yerde bir yumurta yumurtladık o da şü "soru soran mı , yok-sa cevap veren mi daha zeki"?
7 beğeni · 7 yorum · Arena'ya Sor ·
Pınar (@pnarz)
Cevap veren - 25.06.17
Murat Ertaş (@murat-ertas)
soruyu siz sorduğunuza göre siz mi daha zeki oluyorsunuz ? - 25.06.17
SweetHexe (@glbn)
''Bir insanın zekası verdiği cevaplardan değil; soracağı sorulardan anlaşılır.'' demiş Einstein. Tabi ki saçma sorular ve cevaplarla kıyaslayamayız ama, soru kişinin zekasını, cevap da kişinin bilgisini gösterir. - 25.06.17

CEVİZKABUĞU

@karacurin

Titatrosallıklarımız
Titatrosallıklarımız
http://www.nilgunyerli.com/

Tek kişilik bir ordu.
EK 1
25.06.17

CEVİZKABUĞU

@karacurin

Örtülü Kadın
Örtülü Kadın
Ahmet Haşim yorumu ve çiz çiz bitmiyor.
3 beğeni · 0 yorum · Diyorum ki ·

CEVİZKABUĞU

@karacurin

Balkonda sosyetelleşmek
Balkonda sosyetelleşmek
"Siz,ey kırk yaşına basanlar ,gençliğinizde kadından titrer ,aşktan korkardınız! Bugünkü gencin gözündeki sert parıltı ,dudaklarındaki zalim rebesüm, o eski tehlikeli aşkın gülünç ve ehli bir hayvana döndüğünü anlamıyor mu"?
Ahmet Haşim.
16 beğeni · 8 yorum · Diyorum ki ·
Koray Cem (@koraycem)
@karacurin bu adamın çirkinliği şehir efsanesi diyorlar doğru mu :) Hani akşamları sadece dışarı çıkarmış falan hepsi efsane yaratmak için düzmeceymiş :) diyorlar :) Doğru mu? - 24.06.17
Büşra (@darknessofblue)
Ay buraya gelmemişler 'ramazanda içmek günahtır'cılar - 24.06.17
/ 236