ara

CEVİZKABUĞU

Ten kokusu ile toprak kokusu birdir bilene Biliriz, birleşiriz girdiğimizde kara toprağa

CEVİZKABUĞU

@karacurin

Carl Gustav Jungun Kehf Suresi Tefsiri
“Kendime hayretle, hayal kırıklığıyla, hoşnutlukla bakıyorum. Kederliyim, bunalımdayım, coşkuluyum. Ben bunların hepsiyim aynı anda, ama toplayıp da sonucunu bulamam. Nihai değer veya değersizliği belirleme yeteneğine sahip değilim; kendim ve hayatım hakkında hiçbir yargım yok. Tamamen emin olduğum hiçbir şey yok. Hiçbir şey hakkında hiçbir kesin kanaatim yok. Yalnızca doğduğumu, varolduğumu biliyorum ve bana öyle geliyor ki bir şekilde taşınıp getirilmişim buraya. Bilmediğim bir şeyin temeli üzerinde yaşıyorum.”
- Carl Gustav Jung
0 (0 oy)
1 beğen · 0 yorum · alıntı

CEVİZKABUĞU

@karacurin

İroni Kavramı
"Muhammed'in tabutu gibi iki mıknatıs arasında asılı durur"

Alıntıda olduğu üzere Soren peygamberimiz Hz.Muhammed'in tabutu asılı olduğunu dile getiriyor doğrumu yoksa metni benmi yanlış anladım ?
- Soren Kierkegaard
8.7 (3 oy)
0 beğen · 0 yorum · alıntı

CEVİZKABUĞU

@karacurin

Tarihin Adları
Tarih söyleminin siyasi, bilimsel ve edebi durumuna ilişkin bu uzun "deneme" aslında Cornell Üniversitesi'nde "yazı siyaseti" konulu bir seminer dizisinde sunulmak üzere hazırlanmıştı. Burada Jacques Rancière, tarih araştırması ve tarih yazmanın politikasını konu alıyor; tarihçilerin ortak araştırma nesnesi saydıkları "tarihi" nasıl kavramlaştırdıkları, bu "tarih" üzerine nasıl konuşup yazdıkları ve bu konuda yazarken siyasi anlam taşıyan birtakım yöntemlerle bu "tarihi" nasıl fiilen kurdukları ile ilgileniyor. Başka bir deyişle, bu deneme, "geçmişin" doğasına ilişkin çok güçlü görüşler öne sürse de, belirli türde olayların vuku bulduğu "geçmiş" anlamında "tarih" üzerine bir inceleme değil. Bu geçmişe dair nasıl konuştuğumuz ve bu geçmişin bizimle nasıl konuştuğu, nasıl konuşamadığı ya da bizimle konuşmasının nasıl yasaklandığı üzerine, yani "tarih söylemi" üzerine bir tefekkür daha çok. Rancière'in kitabının ilk adı Les Mots de l'histoire (Tarihin Sözcükleri) idi. Bu önsözü yazarken önümde 1992 Kasımı'nda Paris'te aldığım bu birinci basımdan bir nüsha duruyor. Ama, öğrendiğime göre, ikinci basımda kitabın adı Tarihin Adları olarak değiştirilmiş. Yazık olmuş. Hem Sartre'ın özyaşamöyküsünü (Sözcükler), hem de Foucault'nun Batı'nın bilgi üretim tarzlarıyla ilgili o büyük araştırmasını (Kelimeler ve Şeyler) çağrıştırdığı için ben ilk adı tercih ediyorum. "Sözcükler" ile Rancière, tarihçilerin geçmişe ilişkin açıklamalarını temellendirmek için kullandığı belgesel bulguları meydana getiren bütün o "sözcükleri" ve aynı zamanda tarihçilerin bu açıklamaları yazarken kullandıkları tüm "sözcükleri" kastediyor. Tarih üzerine sözcükler üretilirken hammadde olarak kullanılan tarihe ait sözcüklerin başına ne geliyor? Tarihe ait sözcükleri ne yapmalıyız? Yalnız bir kısmı (resmi) kayıtlara giden yolu bulabilen, çoğu kaybolan ve ancak zorlu mu zorlu bir uğraşla kurtarılabilecek olan geçmişte söylenmiş sözcüklere karşı yükümlülüklerimiz nelerdir? Tarihçilerin ölülerin sözcüklerine karşı yükümlülükleri nelerdir? Bu yükümlülükler, sosyal bilimlerle yakın temas içinde olan modern tarihçilerin yapı modellerini ve süreç yasalarını geçmişe uygulama çabalarından daha mı önemlidir acaba?
- Jacques Ranciere
10 (1 oy)
1 beğen · 0 yorum · alıntı

CEVİZKABUĞU

@karacurin

Göğü Delen Adam Papalagi
"Kaç yaşındasın demek kaç dolunay boyunca yaşadığın anlamına gelir"
- Erich Scheurmann
8.8 (68 oy)
5 beğen · 0 yorum · alıntı

CEVİZKABUĞU

@karacurin

Türk Şiirinde Tanrıya Kafa Tutanlar
Bu güçlü atılım sonucu şeriatın karşısına tarikat dikilivermiştir. insan bu yolda yaratıcı gücünün bütün eylemlerini ortaya koymaya başlamıştır. Tarikat, şeriatın "verilenle" yetinmesi gereken insanın karşısına sermesi "düşünmesi" gereken insanı koymuştur, insan sıkı bağlardan birbakıma kopmuş, kendini kurtarmaya çalışmıştır. Ancak, şeriat gene boş durmamış, kendi yolunda giden başka tarikatların doğmasını da kolaylaştırmıştır. Başka bir deyimle şeriat, tarikatın karşısına tarikatla çıkma yolunu tutmuştur. Bizim burada üzerinde duracağımız yalnız şeriata karşı olan tarikat düşüncesidir. Onaltıncı yüzyıl ozanlarından Virâni, şeriatın bütün inançlarını bir çırpıda arkaya atarak, tanrının karşısına yarı insan-yarı Tanrı olarak değil, düpedüz Tanrı olarak dikilivermiştir. Ona göre insanın kendi, Ali'nin kişiliğinde
- İsmet Zeki Eyuboğlu
8.75 (4 oy)
2 beğen · 0 yorum · alıntı