ara

CEVİZKABUĞU

Dolması mümkün olmayan bir düşünceler silsilesi var insanın Zihni’nde neye , kime ve nedenler oluşur israfımızda

CEVİZKABUĞU

@karacurin

Carl Gustav Jungun Kehf Suresi Tefsiri
“Kendime hayretle, hayal kırıklığıyla, hoşnutlukla bakıyorum. Kederliyim, bunalımdayım, coşkuluyum. Ben bunların hepsiyim aynı anda, ama toplayıp da sonucunu bulamam. Nihai değer veya değersizliği belirleme yeteneğine sahip değilim; kendim ve hayatım hakkında hiçbir yargım yok. Tamamen emin olduğum hiçbir şey yok. Hiçbir şey hakkında hiçbir kesin kanaatim yok. Yalnızca doğduğumu, varolduğumu biliyorum ve bana öyle geliyor ki bir şekilde taşınıp getirilmişim buraya. Bilmediğim bir şeyin temeli üzerinde yaşıyorum.”
Carl Gustav Jung'un Kehf Suresi Tefsiri
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
1 beğen · 0 yorum

CEVİZKABUĞU

@karacurin

İroni Kavramı
"Muhammed'in tabutu gibi iki mıknatıs arasında asılı durur"

Alıntıda olduğu üzere Soren peygamberimiz Hz.Muhammed'in tabutu asılı olduğunu dile getiriyor doğrumu yoksa metni benmi yanlış anladım ?
İroni Kavramı
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğen · 1 yorum
HANIMCI (@koraycem)
Yahudiler arasında anlatılan saçma sapan bir dedikodu daha sonra efsaneye dönüşmüş.

***



Muhammed bundan sonra onlarla bir daha bu konuda konuşmadı. Adam, İsrail oğullarından bir kadını kendisine eş olarak aldı. Onu çok sevdi ve onun babasına ve ailesine mektup yazarak onları hükümranlığı süresince vergiden muaf tuttu ve onlara sürekli ihsanda bulundu. Hahamlar gördüler ki çılgınlıkla davranıyor ve düşünceleri kötülüğe koşuyor, yandaşlarına İsrail soyunu yok etme emrini vermesinden korktular.

‘Gelin ona bir oyun yapalım’ dediler ve karısıyla işbirliği yaparak yemeğine zehir koydular. Adam hastalandı ve yatağa düştü. Hastalığı iyice ağırlaştı, öyle ki ahalisine vasiyetini bildirmeye başladı. Hahamlara “Yazın ve benim adımla imzalayın ki eğer İsrail evi (halkı) dokuz yılın sonunda bana iman etmezse, onları öldürün ve mallarına el koyun!” dedi. Hahamlar da kalemi aldılar ve “Dokuz yüz yılın sonunda” yazdılar ve öfkeleri ateş gibi parladı. Adam yeniden bir ekleme yaparak “İsmimle tekrar yazın, her bayramda bir Yahudi’yi ağaca asın!” dedi. Onlar da [bu ifade yerine] “Bir kuzuyu kurban edin!” diye yazdılar ve kralın adıyla mühürlediler.
Gördüler ki eli yok etmek üzere Yahudilere uzanıyor, hahamlar ayağa kalkarak üzerine gidip onu kan dökmeden öldürdüler. Yatağında uzanmış duruyordu. Sonra da iyice bitik düştü ve öldü. Daha sonra kapıyı açtılar ve taraftarları içeriye doluştular ve onu yatağında uzanmış ölü halde buldular.
Başında ağlayıp ona “Ah efendim, vah efendim!” diye ağıt yaktılar. Hahamlar onu aldılar, kestiler, pişirdiler ve etini köpeklere attılar. Bugüne kadar ona ne olduğunu kimse bilmedi. Bir eşeğin kalça kemiğini alıp “Kalça kemiği bu, bedeni de semaya yükseldi” dediler. Sonra çelik bir tabut yaptılar ve kemiği tabuta koydular ve üzerine “Bu, onun kalıntısıdır” diye yazdılar.
Tabut yer ile gök arasında uçtu ve Mekke’nin ortasında bulunan Mitşe’ye gitti. Orada onun adına bir ev inşa ettiler. Müslümanlar o gün bugündür her sene bütün ülkelerden orayı ziyarete giderler.

Not: Metinde Muhammed’in cesedinin parçalanıp köpeklere yedirildiği bilgisi Ortaçağda yazılmış bazı eserlerde de mevcuttur. Örneğin, bugünkü İspanya’nın kuzeyinde bulunan Roncevaux’da 778 yılında yapılan savaşla ilgili kahramanlık hikayelerinin anlatıldığı 12. yüzyıla ait La Chanson de Roland adlı şiirde Muhammed’in cesedinin bir çukura atılarak domuzlar ve köpekler tarafından parçalandığı anlatılmaktadır. Hadislerde Muhammed’in cenazesinin 3 gün gömülmeden tutulduğu, 3. günün sonunda bir mezarlığa değil de, öldüğü odaya gömüldüğü aktarılır. Sebep olarak da bir zayıf hadis gösterilerek “Peygamberler öldükleri yere gömülür” denir ama öldüğü yere gömülen bir başka peygamber örneği yoktur. Aksi bir örnek, Yakup Mısır’da ölmüş ama Kenan’a götürülüp gömülmüştür. Muhammed’e bir cenaze töreni yapılmamış olmasındaki tuhaflık, bu hikayedeki cesedinin köpeklere yem edilmesi ifadeleri ile iyice tuhaflaşıyor. Mescid-i Nebevi’de olduğu iddia edilen mezarı açılmadan aydınlanamayacak bir konu…

Kaynak:

YASİN MERAL Ankara Üniv. İlahiyat Fakültesi

http://dergiler.ankara.ed.../1762/18678.pdf
01.09.17 beğen cevap

CEVİZKABUĞU

@karacurin

Tarihin Adları
Tarih söyleminin siyasi, bilimsel ve edebi durumuna ilişkin bu uzun "deneme" aslında Cornell Üniversitesi'nde "yazı siyaseti" konulu bir seminer dizisinde sunulmak üzere hazırlanmıştı. Burada Jacques Rancière, tarih araştırması ve tarih yazmanın politikasını konu alıyor; tarihçilerin ortak araştırma nesnesi saydıkları "tarihi" nasıl kavramlaştırdıkları, bu "tarih" üzerine nasıl konuşup yazdıkları ve bu konuda yazarken siyasi anlam taşıyan birtakım yöntemlerle bu "tarihi" nasıl fiilen kurdukları ile ilgileniyor. Başka bir deyişle, bu deneme, "geçmişin" doğasına ilişkin çok güçlü görüşler öne sürse de, belirli türde olayların vuku bulduğu "geçmiş" anlamında "tarih" üzerine bir inceleme değil. Bu geçmişe dair nasıl konuştuğumuz ve bu geçmişin bizimle nasıl konuştuğu, nasıl konuşamadığı ya da bizimle konuşmasının nasıl yasaklandığı üzerine, yani "tarih söylemi" üzerine bir tefekkür daha çok. Rancière'in kitabının ilk adı Les Mots de l'histoire (Tarihin Sözcükleri) idi. Bu önsözü yazarken önümde 1992 Kasımı'nda Paris'te aldığım bu birinci basımdan bir nüsha duruyor. Ama, öğrendiğime göre, ikinci basımda kitabın adı Tarihin Adları olarak değiştirilmiş. Yazık olmuş. Hem Sartre'ın özyaşamöyküsünü (Sözcükler), hem de Foucault'nun Batı'nın bilgi üretim tarzlarıyla ilgili o büyük araştırmasını (Kelimeler ve Şeyler) çağrıştırdığı için ben ilk adı tercih ediyorum. "Sözcükler" ile Rancière, tarihçilerin geçmişe ilişkin açıklamalarını temellendirmek için kullandığı belgesel bulguları meydana getiren bütün o "sözcükleri" ve aynı zamanda tarihçilerin bu açıklamaları yazarken kullandıkları tüm "sözcükleri" kastediyor. Tarih üzerine sözcükler üretilirken hammadde olarak kullanılan tarihe ait sözcüklerin başına ne geliyor? Tarihe ait sözcükleri ne yapmalıyız? Yalnız bir kısmı (resmi) kayıtlara giden yolu bulabilen, çoğu kaybolan ve ancak zorlu mu zorlu bir uğraşla kurtarılabilecek olan geçmişte söylenmiş sözcüklere karşı yükümlülüklerimiz nelerdir? Tarihçilerin ölülerin sözcüklerine karşı yükümlülükleri nelerdir? Bu yükümlülükler, sosyal bilimlerle yakın temas içinde olan modern tarihçilerin yapı modellerini ve süreç yasalarını geçmişe uygulama çabalarından daha mı önemlidir acaba?
Tarihin Adları
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
1 beğen · 0 yorum

CEVİZKABUĞU

@karacurin

Göğü Delen Adam Papalagi
"Kaç yaşındasın demek kaç dolunay boyunca yaşadığın anlamına gelir"
Göğü Delen Adam Papalagi
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
5 beğen · 0 yorum

CEVİZKABUĞU

@karacurin

Türk Şiirinde Tanrıya Kafa Tutanlar
Bu güçlü atılım sonucu şeriatın karşısına tarikat dikilivermiştir. insan bu yolda yaratıcı gücünün bütün eylemlerini ortaya koymaya başlamıştır. Tarikat, şeriatın "verilenle" yetinmesi gereken insanın karşısına sermesi "düşünmesi" gereken insanı koymuştur, insan sıkı bağlardan birbakıma kopmuş, kendini kurtarmaya çalışmıştır. Ancak, şeriat gene boş durmamış, kendi yolunda giden başka tarikatların doğmasını da kolaylaştırmıştır. Başka bir deyimle şeriat, tarikatın karşısına tarikatla çıkma yolunu tutmuştur. Bizim burada üzerinde duracağımız yalnız şeriata karşı olan tarikat düşüncesidir. Onaltıncı yüzyıl ozanlarından Virâni, şeriatın bütün inançlarını bir çırpıda arkaya atarak, tanrının karşısına yarı insan-yarı Tanrı olarak değil, düpedüz Tanrı olarak dikilivermiştir. Ona göre insanın kendi, Ali'nin kişiliğinde
2 beğen · 0 yorum