ara

kişibaşınadüşenmilligelir

Ben bi meyveli kek bi de sarı alayım

kişibaşınadüşenmilligelir.

@kisibasinadusenmilligelir

B. Russell
Eğer bütün insanlar bilinçli olarak kişisel çıkarları doğrultusunda davransalardı dünya da şimdiki durumuna kıyasla bir cennet olurdu. Hareketlerimizi yönlendirme açısından kişisel çıkarlardan daha iyi birşey olmadığını söylemiyorum; ancak kişisel çıkarın da, başkalarının iyiliği için özveride bulunma örneğinde olduğu gibi, bilerek gözetildiğinde, bilmeden gözetildiği durumdakinden daha iyi olduğunu düşünüyorum. Düzenli bir toplumda, başkalarının zararına olan bir şeyin, onu yapan kişinin çıkarına olması pek enderdir. Bir insan rasyonellikten uzaklaştığı ölçüde, başkalarını inciten şeylerin kendisini de inciteceğini göremez; çünkü nefret ve haset onu körleştirmiştir. Bu nedenle, bilerek gözetilen kişisel çıkarın en yüce ahlak ilkesi olduğunu savunmuyorsam da, eğer yaygın olarak benimsenirse dünyanın şimdi olduğundan çok daha iyi bir dünya olacağında ısrar ediyorum. Günlük yaşamda rasyonellik, sadece o anda güçlü olan arzularımızı değil, içinde bulunulan duruma ilişkin bütün isteklerimizi anımsama alışkanlığı olarak tanımlanabilir. Fikirlerin rasyonelliğinde olduğu gibi bu da bir ölçü sorunudur. Tam bir rasyonellik, kuşkusuz, erişilmesi olanaksız bir idealdir.Bununla beraber, bazı insanları deli olarak nitelediğimiz sürece, bazı insanların diğerlerinden daha rasyonel olduğunu varsaydığımız ortadadır. Dünyadaki elle tutulur her türlü iyiye gidişin, pratik ve teorik rasyonalizmin güçlenmesinden kaynaklandığı kanısındayım. Altruistik (Kendi yararını gözetmeksizin başkalarının iyiliğini düşünme; bencilliğin karşıtı.) bir ahlak öğütlemek, bana biraz da yararsız görünüyor; çünkü böyle bir öğüt onu zaten benimsemiş olanlar dışında kimseye çekici gelmeyecektir. Ancak rasyonelliği öğütlemek biraz farklıdır; çünkü, bizim kendi arzularımız her ne ise, rasyonellik genellikle onları gerçekleştirmemize yardımcı olur. Bir kimse, aklının arzularını algıladığı ve onlara egemen olduğu ölçüde rasyoneldir. Sonuç olarak inanıyorum ki, en önemli şey aklımızın eylemlerimize egemen olmasıdır.
Sorgulayan Denemeler
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
21 beğeni · 5 yorum
Hayata Gülümse (@hayatagulumse998)
Çok güzel bir inceleme. Kitap dikkat cekici. 👍Şuraya bir + koyalım. O-ku-na-cak.
13 sa beğen cevap
Yase..✏️ (@yase)
Russell'ın "Mutlu Olma Sanatı" da çok güzel. Okumadıysanız tavsiye ederim. Şu aralar Aylaklığa Övgüsü'nü okuyorum ama aşıyor beni pek anlayamasamda okumakta ısrarcıyım :)
13 sa beğen 3 cevap

kişibaşınadüşenmilligelir.

@kisibasinadusenmilligelir

Puşkin
Bir armağan ki,rastlantısal,boşuna,
Yaşam,bana neden verildin sen?
Ve gizemli bir yazgıyla
İdama hükümlüsün,neden?
Beni hangi düşmanca güç
Çağırdı yokluktan?
Kimdir o,tutkuyla dolduran ruhu
Ve aklı kuşkuyla karıştıran?
Bir amaç yok gelecek zamanda :
Yürek bomboş ve yok bir yararı aklın,
Ve üzüyor beni tasayla
Tekdüze gürültüsü yaşamın.
Seviyordum Sizi
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
30 beğeni · 2 yorum

kişibaşınadüşenmilligelir.

@kisibasinadusenmilligelir

Bu benim en sadist halim
Kadim dostum Asım Mavzer'in lise defterini ele geçirdim. Kendisinin nasıl bir manyak olduğunu burada ifşa ediyorum. Alkolik ülkücü dayı ve gül clüp favorim.
 
 
 
 
 
 
 
37 beğeni · 8 yorum
Gülcan (@gulcann)
Asım napıyor? gelsin de didişelim 😂
05.11.17 beğen 3 cevap
Hakan (@hakani)
Sahi ya, @mauser nerede. Asım buraya, yumruk havaya!
06.11.17 beğen 1 cevap
Meursault Samsa (@meursaultsamsa)
Animasyon filmi çok güzel asıl :)
06.11.17 beğen 1 cevap

kişibaşınadüşenmilligelir.

@kisibasinadusenmilligelir

Masa
Masa
@ebru-g- ve @meursaultsamsa için masa fotosu.
30 beğeni · 6 yorum
Ebru G. (@ebru-g-)
Sağ olasın Sn. @kisibasinadusenmilligelir. Lakin o klavye neden periyodik tablo gibi? Bir kendi klavyeme baktım bir o klavyeye. (:
25.10.17 beğen 7 cevap
Meursault Samsa (@meursaultsamsa)
Fazla havalı :/
25.10.17 beğen 2 cevap
Meursault Samsa (@meursaultsamsa)
Ama kalem kurtarıyor durumu :)
25.10.17 beğen 3 cevap

kişibaşınadüşenmilligelir.

@kisibasinadusenmilligelir

Armağan
Armağan
@pierre-riviere bizi düşünmüş armağan göndermiş. Kendisi burada yok lakin hatıramızda yeri müstesnadır. Teşekkürler Piyer.
23 beğeni · 0 yorum

kişibaşınadüşenmilligelir.

@kisibasinadusenmilligelir

Bu benim en mazoşist halim 2
İkinci defa "en mazoşist halim"le buradayım. Bu sefer lise ikinci sınıfta yazdığım bir ergen isyanını buldum. Nasıl bir manyak ve mal olduğumu kendime izahta zorlanıyorum.
Ergenlik cidden insanın en salak olduğu dönemmiş. Bu nedir arkadaş? Beynine zıçtığımın salağı...


EK 1
Ayrıca şunu gördükten sonra burada isyan eden ergen arkadaşlara bir daha musallat olmamaya karar verdim. Benim gibi bir dahinin ergenliği bile bu kadar gerizekalıysa huzuru mahşerde bu arkadaşlardan istimdad edemem ben. 09.10.17
43 beğeni · 27 yorum
Merve 🗡 (@mtrv)
Yerinde tespitler ben beğendim. Kendine haksızlık etme Milli Gelir. Şu an ergenliğimde yazdıklarımı anımsadım da seninki feylesof sözleri gibi kalmış yanında. Ayrıca bu yazıyı okuduktan sonra buradaki ergenlere daha acımasız olmaya karar verdim.
09.10.17 beğen 11 cevap
Eda Şeker (@eda-seker195)
O değil de benim bu içler acısı tabloda tek takıldığım nokta eğitim sistemimiz.Lise ikinci sınıfa kadar hiç mi yazım kuralları öğretilmez diye düşünüyorum düşünüyorum fakat cevap bulmakta zorluk çekiyorum.Bulanın mantıklı bir açıklamayla beni de aydınlatmasını rica ediyorum.
09.10.17 beğen cevap
M.F. (@mf)
Bişi sorcam biz nerden bileceğiz bunu lise ikinci sınıfta yazdığını ...belki" bunalımlı bir geçen pazar" ürünü he ? Naber ??
10.10.17 beğen 4 cevap

kişibaşınadüşenmilligelir.

@kisibasinadusenmilligelir

Chopin
Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi
filme puan vermedi, inceleme eklemedi.
17 beğeni · 0 yorum

kişibaşınadüşenmilligelir.

@kisibasinadusenmilligelir

Nihavend
https://youtu.be/2wSnBjgGx_Q
"Nasıl istersen öyle dinle, bakın:
Dalların zirvesindeyiz ancak,
Yarı yoldan ziyâde yerden uzak,
Yarı yoldan ziyâde mâha yakın."
21 beğeni · 13 yorum

kişibaşınadüşenmilligelir.

@kisibasinadusenmilligelir

Dipte Yaşayanlar
Dipte Yaşayanlar
Pavyon kültürü nedir? Bu kadar insan salak mı ki burada para yiyor? Konsomatrisler bu işi neden yapıyor? Kendilerini nasıl tanımlıyorlar? İşler nasıl yürüyor? Pavyon adabının incelikleri nelerdir?

Çok merak edilip bir hayli küçümsenen, alt kültür olarak telakki edilip ötelenen ve dahi örselenen bir garip ortam: Pavyon!!!

Nice yiğitlerin yok olup gittiği,nice güzellerin kezzaplandığı, kazananın ya da kaybedenin bulunmadığı akademik olarak tenkidi yapılmamış, bütün bir toplumun görmezden geldiği pavyon kültürüne neşteri bu paylaşım ile vuracağız.

Fakat şimdi biraz tetkik yapmam gerekiyor.

Pek yakında karşınızdayım...
EK 1
Evet @ahmetgokce kardeşimle sizin için bu kültürü yerinde tetkik ettik. Senelerdir taşrada yaşamanın, taşralı ile hemhal olmanın, onu tanımanın getirdiği avantajla kaleme aldığımıi bu yazı şüphesiz hakikatin ta kendisidir.

Evvela şunu ifade etmeliyim ki biz bu hayatın içerisinde yer alırken gayemiz tetkik, inceleme, analiz yapmak değildi. İlk başta iğrenerek baktığımız küçümsediğimiz, bu ne menem iş diye tahkir ettiğimiz aşağıladığımız bu kültürün içerisine girince  biz de kelimenin tam manası ile bir "alemci"ye bir "pavyoncu"ya evrildik denilebilir. Yani söyleyeceklerim biraz da bir alemcinin topluma karşı müdafası nevinden alt kültür güzellemesi olarak telakki edilebilir.

Taşranın kendisine has sıkıntılarına geçmeden evvel  hayatın siyah ve beyazdan ibaret olmadığını, ademoğlunun fikri dünyasının muhtelif renklerden teşekkül ettiğini, din, ideoloji ya da ahlaki algının insanın yetiştiği şeraite göre şekillendiğini ifade edelim. İnsanların bunu kabul ettiği takdirde içinde bulundukları saçma saplantılardan kurtulup daha esnek bir yapıya kavuşacağına inancım her zaman tam olmuştur. Hayata bir defa bu bakış açısından baktığınız takdirde derin felsefi okumalar yapan bir zat ile tarlada eşek iğfal eden bir zat arasında teorik olarak pek de bir fark olmadığını idrak edebiliyorsunuz. Bu kısa giriş kısmının bir neticesi olarak ifade etmek isterim ki birazdan söyleyeceklerimi toplumu arkasına alarak tabiri caizse tribünlere oynamak suretiyle tenkit edecek andavallar yazının devamını okumasın. Zira bir kütükle nasıl herhangi bir konuda mülâhaza edilemiyorsa benim de bu insanlarla konuşacak bir şeyim yok.

Efendim malum olduğu üzere taşrada zaman yavaş akar. Hayvancılıkla iştigal eden bir insan sabah beşte kalkıp işini gördükten sonra uyuyacak zamanı bulmakta sıkıntı çekmez. Bir sonraki hayvanlara yem verme, sütlerini sağma ve terslerini atma vaktine kadar bir hayli zamanı vardır. Eğer bir taşralı hayvancılıkla iştigal etmiyorsa vakti daha da boldur. Ekim ve hasat dönemlerinde yoğun tempoda çalıştığı bir iki aylık süre dışında birbirine benzeyen günlerin ve haftaların ağır ağır akan saatlerinde elli yüz haneli köylerde yalnız ve sıradan bir hayata mahkum bir vaziyette yaşar gider. Düşüncenin muhteviyatını bir kenara bırakırsak ve her insanın beyninin düşünmeye meyyal olduğu gerçeğini hatırlarsak bu insanların bu ağır akan zamanlarda mütemadi bir tasavvur ve tahayyül etme sürecinde olduklarını kabul etmemiz gerekir. Çünkü en çok çalışan insan hayata ve kendisine dair en az tahayyül eden insandır(bilahare bununla ilgili bir alfabe tanımı gireceğim.) Taşralının temiz hava, yoğun tempoda fiziksel çalışma, doğal beslenme ve bol ve boş vakitten kaynaklanan sağlıklı fiziksel yapısını entelektüel birikimden yoksun berrak zihni ile birleştirdiğimiz zaman dikkate ve incelenmeye değer bir insan figürü ile karşılarız. Bu figür kendi alışkanlıkları ve teamülü içerisinde sosyo-genetik mirasını koruyacak ve eylemlerini buna göre dizayn edecektir. Metropolde yaşayan insanların ellerinde bulundurdukları muhtelif araçlarla mevcut kültürel reflekslerini dikte edip diğerlerini hakir görmeleri halinde kendi iğrenç hallerini birilerinin yüzlerine vurması iktiza eder ki bunu da benim gibi üç beş hakikat neferinden başka yapacak adam olmadığı için gül gibi geçinip giderler. Lanetullahualeyhim.

Bir zamanlar bir dostumun telkini üzerine Hasan Ali Toptaş tan Gölgesizler isimli romanı okumuştum. Her ne kadar edebi olarak başarılı bulsam da bir taşralının ontolojik problemlerle zihnini meşgul etmeyeceğini, varoluşsal sıkıntılar yaşamayacağını bildiğimden beğenim mahdut bir mertebede kalmıştı. Nasıl bir taşralı bu türden problemlere düşünce dünyasında yer vermiyorsa elbette eğlenceyi ya da matemi metropolde yaşayan insandan farklı olarak algılayacaktır. Nasıl ki metropolde yaşayan bir genç gece kulüplerinde eğlenip amiyane tabirle hatun kaldırmaya ya da en basitinden karşı cinsle sosyalleşmeye ve bir münasebet kurmaya  uğraşıyorsa, taşralı bir genç de bu ihtiyacını giderecek bir mecraya ihtiyaç duyacak ve bu ihtiyacını tek mecra olan pavyonda giderecektir.

Gerçekten de pavyon beşerin temel içgüdülerinden birisi olan haz gereksinimi ve eğlence mefhumunun taşrada karşılayan tek yerdir. Eskiden köy odalarında akşam oturmaları ya da düğün eğlenceleri popüler iken medyanın kudreti vesilesi ile bunlara olan rağbet azalmış bilhassa pavyonlar yaygınlaşmış ve popüler hale gelmiştir. Bana kalırsa bu bile tek başına pavyonun meşruiyetini karşılamaya yeter, lakin muhtelif sebeplerden de bahsetmek iktiza eder.

Taşralı erkekler ve kadınlar ekseriyetle erken evlenirler. Erkek askerden sonra hemen 17 18 yaşında bir kızla evlendirilip bir an önce kendi hanesini kurmalı hatta çocuk dünyaya getirip aileye işgücüne katkı sağlayacak yeni bireyler kazandırmalıdır. Bu kadim gelenek bir teamül olarak elan devam eder. Aşk, zaten mahdut olan seçenekler arasından seçilen bir eş ile evlenildiği ve mesele olup bittiye getirildiği için taşrada mümkün değildir.(bana kalırsa metropolde de mümkün değildir ama o başka yerin konusu). Aşktan ve duygusallıktan yoksun bir cinsellik ise taşradaki evlilik müessesinin en temel problemlerinden biridir. Önsevişme olmadan, genellikle üremek maksatlı dakikalık birliktelikler belli bir süre sonra yok olup gider. Haliyle kadında da erkekte de duygusal ve cinsel bir noksanlık zuhur eder. Bunun doğal bir neticesi olarak kadın da erkek de bir arayış içerisine girer. Bu noktada erkeğin arayışını sonlandırma işlevi yine pavyondadır.

Pavyona giden ve alemci sıfatını kazanmış erkeklerin hane ekonomisi incelendiğinde bir çok kentliden daha müreffeh bir yaşam sürdüğü ve maddi olarak daha güçlü olduğu anlaşılacaktır. Babasından kalan tarlalar zaten ucuz ve kolay olan hayat şartlarını fazlasıyla karşılar üzerine de  gönlünce harcayabileceği hatırı sayılır bir para bırakır. Bu para bazılarında yatırıma dönüşür ve tasarruf edilir bazılarında ise beşeri ihtiyaçların tatmininde kullanılır.Maddi olarak bu imkanı bulamayanlar yukarıda saydığım motivasyonlar ile yine de pavyona gider ve sınırlı bütçelerine göre maksimum verimi almaya çalışır.

Eşinden ilgi görememe, taşranın katı aile kaideleri altında ezilmişlik, göz önünde yaşanan sosyal yaşamın getirdiği kendini ispatlama çabası, basit meselelerdeki yoğun rekabet, taşralı erkeği pavyona yönlendiren sebeplerin başında gelir. Ayrıca şu da bir gerçektir ki taşralı kadın bakımsız olur ve çirkinleşmeye meyyaldir. Pavyon ise taşralı erkeğin hayatında göremeyeceği kadar güzel hanımefendilerin bulunduğu bir mekandır, ve komik rakamlar mukabilinde Quasimodo Esmaraldayı öpebilmektedir.

Buraya kadar taşralı bir erkeğin pavyona gitme sebeplerinden önde gelenlerini kısaca ve basit olarak açıkladım. Yazının devamında pavyon adabı ve pavyonda çalışan kadının temel motivasyonundan ve benim pavyona gitme sebeplerimden bahsedeceğim. Pek yakında... 23.08.17
EK 2
Gelelim emekçi kadınlara. Gelelim çilekeş cefakar konsomatrislere. Gelelim bu feleğin çemberinden geçmiş hepimizi suya götürüp susuz getirecek, değme psikoloğun yanında süt dökmüş kedi misali kalacağı, psikoloji, sosyoloji ve dahi ekonomi profesörü cinsi lâtiflere.

Halk içinde muteber bir görüş vardır. Neymiş efendim bu aleme düşen bir daha çıkamazmış vay efendim kadını doğrarlarmış, esir alırlarmış ilah...
Yalan! zinhar yalan! Şimdi efendim bu emekçi kardeşlerimiz aslında emekçi değiller. Bu algı tamamen yanlış. Birazdan açıklayacağım.

Arzu ederseniz önce biraz pavyonun işletme analizini yapalım, pavyon bürokrasisinden ve adabından dem vuralım. Alemin müptelası olmuş ya da sektörden bir kişi pavyon açmaya karar verir. Elbette tehlikeli bir iş olduğu için ekibinin olması elzemdir. Yeri geldiğinde bodyguardlık yapacak yeri geldiğinde bürokratik işlemlerin takibini yapacak yeri geldiğinde garsonluk yapacak kalibresi yüksek kons piyasasına hakim ilişkileri güçlü bir ekipten bahsediyoruz. Gerekli ruhsatlar alındıktan sonra pavyon için münasip bir mekanı ya kiralar ya da alır. Daha sonra bunun dizaynı meselesi vardır. Neredeyse birbirinin aynısı olan binlerce mekan bulunduğu için iç mimara vs. gerek bulunmamaktadır. Farklı bir konsept macera olur çünkü talep bellidir. Bir pavyonun demirbaşları mutfak eşyası, loca diye tabir edilen karşılıklı koltuklar, masa, sandalye, sahne ve rahatsız edici ışık ve ses sisteminden müteşekkildir. Bunlar temin edildikten sonra mekanda çalışan kızlar ikili ilişkiler vasıtası ile işe alınır. Zaten konsomatrisler yeni bir işletme açıldığı zaman hemen haber alırlar ve futbol takımları misali mütemadiyen transferler olur. Hiç bir kadın zorla çalıştırılamaz. Emekçi diye düşündüğünüz kadınların hepsi mabadları zora gelemediği için kolay yoldan zengin olma yolunu seçmiş insanlardır. Kimisinin kuzeni kimisinin ablası bu sektörde çalışmaktadır ya da daha evvel çalışmıştır. Birbirlerine mevcut durumdan bahsedip buradan para kazanmanın ne kadar kolay olduğunu anlatırlar. Kendisini alımlı hisseden kızlarımız cesaret göstererek! bu tanıdıkları vasıtası ile sektöre dahil olurlar. Yani zannedilenin aksine zaten sektörde çalışmak isteyen tonla kız olduğu için kimse konsomatrislere eziyet etmek gereksinimi duymaz. Peki bu konsomatrisler kimlerdir ve ne kadar kazanmaktadırlar? Bu arkadaşlarımız genelikle lisans ya da önlisans bitirmiş, para harcamaya ve lüks yaşama alışmış, ailesi maddi sıkıntılar çeken kızlardan oluşur. Bizzat ben bankada çalışmaktan bunalmış, hemşirelik okuyan, tiyatro bölümünde tahsil gören kadınlarla muhabbet edip hikayelerini dinledim. Pavyonu tercih etmelerinin sebebi ise akla durgunluk veren kazancı. Bir konsomatrisin iyi çalıştığı takdirde ayda 20.000 tl gibi bir miktarı kazanması çok kolay nitekim kazanıyorlar da.

Cebinde parası olan harmanı yeni kaldırmış bir taşralı pavyona girer. İnanılmaz saygılı ve güleryüzlü garsonlar kendisine yer gösterir. Masaya oturduğu an envai çeşit meze derhal önüne gelir ve içecek olarak ne arzu ettiği sorulur. Bira, rakı, votka, viski seçenekler arasındadır ve en çok bunlar tüketilir. Biz bira üzerinden ve iç anadoluda ortalama bir mekan üzerinden tarif edecek olursak, bira 10 tldir. Mezeler ücretsiz olup bittiği (hatta çoğu zaman bitmeden) an takviye edilir. Müşteri bira sipariş eder ve bu esnada sürekli bir ekip yüksek sesle ankara havaları ya da arabesk müzik icrasında bulunur. Ortam kalabalıklaşmaya başladığı sıralarda mini etekli, son derece rüküş giyimli, makyajın dozunu kaçırmış kadınlar masaları gezerek hoş geldiniz demek suretiyle tokalaşırlar. Genellikle bütün konsomatrisler son derece güzel kızlardır. Çirkinler de bulunmakla beraber bunlar mesleğin sonuna gelmiş işçiler olup az tercih edilen mekanlarda çalışırlar. Müşteri kadını beğenirse eliyle yanına davet eder. Kons müşterinin yanına oturur ve ona dünyanın en önemli erkeği gibi hissettirir. Kons masaya oturur oturmaz garson masada biter ve kadına ne içeceğini sorar. İşte burası zurnanın zırt dediği yerdir. Müşteri burada ya da devmında kadına söz hakkını bırakırsa mahvolduğunun resmidir.

Konsomatrisin seçenekleri arasında 20lik(tl), 50lik, 100lük, şişe bira, votka, viski gibi seçenekler bulunmaktadır. Bunun üst sınırı yoktur, isterse 100lük viskiyi de açtırabilir. Genellikle 20lik söylenir. 20lik denilen shot bardağı içinde su ya da biradır. 20likle beraber yerine göre bilezik yerine göre bir emare konsa verilir. Bu bileziği konsomatris koluna takar ve mekandan çıkarken sayarak işletmeciye teslim eder. 20 liralık bileziğin 10 tlsi mekan sahibinin 10 tlsi ise Konsomatrisindir. Konsomatris içeceğini  müşteri ile olan ilişkisine göre değişmekle beraber 5 10 dakika arasında İki ya da üç yudumda içer. Bittiği an sürekli hareket halinde olan garson tekrar gelir ve müşteriye bir tane daha isteyip istemediğini sorar. Müşteri isterse devam eder istemezse konsa teşekkür edip kaldırır. Kadın başka masaya geçer müşteriye hoşgeldine başka kons gelir. İyi çalışan bir konsomatris bir gecede minimum 70 bilezik takar ki bu da günlüğünün 700 aylığının 21000 tl olması demektir.(valla bu maaşı ceo almıyor)

Ayrıca eğer erkek isterse meyve tabağı, alevli bilmemne gibi muhtelif fantezilere girişebilir. Arzu ederse yanında oturan konsla dans pistine çıkıp dans edebilir. Bu esnada konfeti patlatma, peçete fırlatma, davulcunun yanında davul çalması gibi hizmetler sunulur ve hepsi fahiş ücretlere tabidir. Müşteri bunları hesaba almazsa akıl almaz fiyatlar ödeyebilir. Bunun dışında müşterinin hesabı fazla ödemek isteniyorsa sürekli tetikte olması gerekmektedir. Çünkü muhtelif kalemlerden hesabı kabartmak işletmecinin işidir. Bir müşterinin hesabı 100 tl ile üst sınırı olamayn bir miktarda değişkenlik gösterebilir, ucu açıktır. Daha anlatılacak çok mesele olmakla beraber bu kısmı da burada sonlandıralım. Devamı gelecek pek yakında... 23.08.17
EK 3
Peki sen neden bu ortamlara giriyorsun? Okumuş, işi gücü elinde adamsın, yakışıyor mu?

Evet yakışıyor. Bu ortamların müdavimi olan Mühendis, Hakim-Savcı, Doktor, subay,avukat, akademisyen gibi toplumca kabul görmüş mesleklerden birçok tanıdığım var. Hepsi de belli bir entelektüel birikime sahip ve aklı başında insanlar. Acaba bu insanlar burada ne buluyor?

Öncelikle konsomatrisler inanılmaz insanlar. Hayatın meşakkatlerini çekmiş bahsettiğim üzere feleğe parmak atmış kişiler. Çoğunun belli bir entelektüel birikimi var ve okuyan gündemi takip eden insanlar. Böyle olmasa bile muhatap olduğu sohbet ettiği insanların bir hayli fazla olması hasebiyle otomatik olarak vizyonları çok geniş. Birçok kızla muhabbetimde göremediğim zeka belirtisini  konslarda pekala görüyorum. Başka yerde duyamayacağım hikayeleri bu ortamda duyuyorum. İnanılmaz bir yaşam enerjisi ile dolular  Bundan başka pavyona gitmenin kendisine has bir heyecanı olduğu da bir gerçek. Sosyal statüne mevcut içtimai çevrene tamamen mugayir bir mekana giriyorsun, hiç bilmediğin bir coğrafyayı keşfetmek gibi. Kubrick suçluları enteresan bulduğunu, rutini kırdıkları için sevdiğini söylemiş. Pavyon da benim zaten yeterince sıkıldığım klişe muhabbetlerden, ezbere söylenen cümlelerden çok uzakta bir yer ve haliyle dikkat çekici. Elbette pavyon bağımlısı olmaya gerek yok lakin bu ortam ve insanlar kesinlikle saygıyı hakediyor ve tecrübe edilmesi halinde insana farklı bir nazariye kattığı ise hakikat.

En azından pavyon çalışanlarının ve müdavimlerinin kendilerini hakir gören insanlardan bir çok hususta daha üstün olduklarını rahatlıkla söyleyebilirim. Saygılarımla. 24.08.17
42 beğeni · 36 yorum
Tokmakan ♌️ (@tokmakan)
Beklemedeyiz :) :)
23.08.17 beğen 5 cevap
fatih ozan (@fatihozan)
"Ooo abi burası çok iyiymiş ya" diye çıkma da karşımıza :)
23.08.17 beğen 1 cevap
Matador (@ysfcmkc)
Çatalı çerez tabağına koymayalarmış iyiymiş :)
23.08.17 beğen 2 cevap

kişibaşınadüşenmilligelir.

@kisibasinadusenmilligelir

Şükrü Erbaş
Şükrü Erbaş
Bir güncel sesle sonra, çirkin ve çiğ
Bir kirli görüntüyle hayata ilişkin
Dönüyoruz gerçeğin o kalın çizgisine..
Yeni yeni yaşamlar kuruyoruz ödünler vererek
Aklımızda yüzlerce geçerli açıklama:
"Yaşamak zorundayız nasılsa, iyidir
Hiç yoktan var olmak" adına
Karşı çıktığımız ne varsa yapıyoruz hepsini.
Bir kan pıhtısı gibi yarada kuruyan
Binlerce uyuşturucu merhemle donuyor kalbinizde
Anılar inançlar incelikler düşler..
16 beğeni · 6 yorum
Müzeyyen (@alfa)
Hoşgelmişsin.
22.08.17 beğen cevap
Promiyer (@pronuyer)
sıhhatler olsun
22.08.17 beğen 1 cevap
/ 5