ara

Kırmızı Pazartesi

İşleneceğini Herkesin Bildiği Bir Cinayetin Öyküsü - Cronica de Una Muerte Anunciada

Kırmızı Pazartesi Konusu ve Özeti

Kırmızı Pazartesi
Çevirmen:
Yayınevi: Can Yayınları
ISBN: 9789750721571
Sayfa: 107 sayfa
Basım Tarihi: 2016
Kolombiyalı büyük yazar Gabriel García Márquez'in 1981'de yayımlanan yedinci romanı Kırmızı Pazartesi, işleneceğini herkesin bildiği, engel olmak için kimsenin bir şey yapmadığı bir namus cinayetinin öyküsü. Hem Kolombiya'da, hem de yayımlandığı dünyanın dört bir yanındaki pek çok ülkede sarsıcı etkileri olmuş bir roman. Usta yazar, çocukluğunu geçirdiği kasabada yıllar önce yaşanmış bir cinayet olayını aktarıyor. Romanın kahramanı Santiago Nasar'ın öldürüleceği daha ilk satırlardan belli. Kırmızı Pazartesi, yalnızca bir cinayetin arka planını değil, bir halkın ortak davranış biçimlerinin potresini de çiziyor. Böylece, sonuna dek ilgiyle okuyacağınız bu kısa ve ölümsüz roman, bir toplumsal ruhçözümü niteliği de kazanmış oluyor.

Her yazar, yazdığı en son romanın en iyi romanı olduğunu sanır. Benim bu romanım için böyle düşünmemin nedeni, yapmak istediğimi tam olarak gerçekleştirebilmiş olmamdır. Romanlar, yazılırken yazarlarının elinden kaçıp kurtulmak isterler. Romanın kişileri, kendi özyaşamlarına dönerler, en sonunda da canlarının istediğini yaparlar. Ben hiçbir romanımda bu romanımdaki kadar ipleri elimde tutamadım. Belki bunu konu ve hacim nedeniyle başarmışımdır. Konusu çok sert olan ve hemen hemen polisiye bir roman gibi işlenen bir roman bu. Üstelik oldukça da kısa. Sonuçtan hoşnutum. Bundan önce de en iyi romanım Yüzyıllık Yalnızlık değil de Albaya Mektup Yazan Kimse Yok adlı yapıtımdı. Ben öyle sanıyordum; ve bunu da sık sık söyledim. Şimdi de en iyi romanımın Kırmızı Pazartesi (Gronica de Una Muerte Anunciada) olduğunu sanıyorum.
Kırmızı Pazartesi kitabı Mutlaka Okunması Gereken Kitaplar listesinde yer almaktadır.

Onur Tüzüngüven

@onur-tuzunguven

Kırmızı Pazartesi Toplumunun Sosyo-Kültürel Açıdan İncelenmesi
Gabriel Garcia Marquez Kırmızı Pazartesi adlı eserinde; göz göre göre işlenen bir namus cinayetini meşru hâle getiren toplumun sosyo-kültürel yapısının yansıtmak adına bir takım etmenleri gün yüzüne çıkarmaktadır. Bunlar erkek ve kadının yeri, din etmeni, ekonomik unsurların oluşturduğu sınıfsal yapı ve bu yapının sonucu olarak ortaya çıkan kalburüstü karakterlern namus kavramı ile çatışması alt başlıkları ile karşımıza çıkmaktadır. Sosyo-kültürel yapıyı irdelemek açısından tüm bu etmenlerin yanı sıra Marquez’in üslubunun sosyo-kültürel yapının aktarılmasındaki katkısına değinilimesi önem arz edecektir.

Eserde toplumdaki kadın ve erkeğin rolünün incelenmesine geniş yer verilmiş ve söz konusu karakterlerin, toplum tarafından kendileri için çizdiği kalıba girme gereksinimi üzerinde durulmuştur. Nitekim bu gereksinim metnin ana sorunsalı olan namus cinayetine yol açmasıyla karşımıza çıkacaktır.Kadının rolü romanda ;

‘’ Kızlarsa evlenmek üzere yetiştirilmişlerdi. Gergef işlemeyi, makineyle dikiş dikmeyi, kukalı dantel örmeyi, çamaşır yıkayıp ütü ütülemeyi, yapma çiçekler, kendi uydurdukları tatlılar yapmayı, aşk pusulaları yazmayı bilirlerdi. Ölüme saygıyla yaklaşma kültürünün bir yana bırakmış zamane kızlarında farklı olarak, onları dördü de eski adet olduğu için hastaların başında bekleme, ölüm döşeğinde onlara güç verme, ölüleri kefenleme sanatında ustaydılar’’ (Marquez, 2011, s. 34)

şeklinde çizilmiştir. Buradan bu eğitimle birlikte kadınların damat adaylarının beklentilerine göre yetiştirildikleri sonucuna ulaşmaktayız. ‘’Her erkek onlarla mutlu olur, çünkü acı çekmek için yetiştirilmişler’’ (Marquez, 2011, s. 34)

Toplumda erkeğin rolüne geldiğimizde ise ‘’Oğlanlar erkek adam olacak şekilde büyütülmüşlerdi’’ (Marquez, 2011, s. 34) söylemi ile karşılaşmaktayız. Peki, nedir erkek adam olmanın ölçütleri? Bu noktada namus mevzusu için metinde altı çizilen iki yöntem karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan ilki, namusunuza dil uzatan birini hiç endişe etmeden öldürmek ve sonrasında doğruca kiliseye teslim olmak şeklinde ifade edilmiştir. İkincisi ve metine göre daha mantıklı olanı ise bunları yapmak istemediklerini belirtip sonrasında yapamadıklarını topluma göstermektir. Nitekim ikizlerin ikinci yöntemi seçtiklerini fakat başarılı olamadıklarını görmekteyiz. ‘’ Biri çıkıp da onu öldürmelerini engellesin diye akla gelebilecek her çareye başvurmuşlar ama bunu sağlamayı başaramamışlardı.’’ (Marquez, 2011, s. 49). Toplum bu konuda toplum normlarının yozlaştığını düşünüp müdahil olmama yolunu seçmiştir. Sonuç olarak toplum vahşice tasvir edilen cinayete seyirci kalmayı, toplum düzeninin muhafaza edilmesi adına cinayetin engellenmesinden daha faydalı bulunmuştur.

Kırmızı Pazartesi romanına konu olan toplumu incelerken toplumun dine, dini temsil eden din görevlilerinin topluma bakış açısının incelenmesi ciddi önem arz etmektedir. Romanda din etkeninin metne yansıması, Peder Carmen Amador karakteri sayesinde okura sunulmaktadır. Din etkeninin toplum üzerine etkisini ilk önce piskoposu karşılama hazırlıklarında görmekteyiz. Peder burada halkı piskoposun gelişi şerefine yapılacak törenin hazırlıklarına teşvik ederken karşımıza çıkmaktadır. ‘’ Ayrıca en iştah açıcı ibiklere sahip horozları kendi elleriyle seçmişti’’ (Marquez, 2011, s. 23). Burada piskoposun horoz ibiği çorbası merakı ve bu merakın toplum tarafından yorumlanması toplumun dine bakış açısının incelenmesinde kilit rol oynamaktadır. Çünkü söz konusu istek ‘’ Doğrusunu istersen… Çorba yapmak için yalnızca ibiklerini kesip horozların geri kalanını çöpe adan bir adam tarafından kutsanmak istemiyordum ben’’ (Marquez, 2011, s. 23) söylemi ile dinin şekilciliğine, içinin boşaltılmışlığına ve sonuç olarak din adamlarının niteliklerinin bozulmasına dair ciddi bir eleştiri niteliği taşımaktadır. Toplumun dine bakış açısının somutlaşmış bir diğer halini ikizlerin cinayet sonrası kiliseye sığınmaları esnasındaki diyaloglarda algılamak mümkün olacaktır. Söz konusu sahnede namus cinayetinin dindeki yeri ve masumiyet kavramı tartışıldığında Pedro cinayeti bilinçli işlediklerini fakat masum olduklarını düşündüklerini Peder’e ifade ifade etmişlerdir. Peder buna karşılık olarak Tanrı katında öyle olabileceklerine ihtimal vermiştir. Buna karşılık olarak Pablo’nun verdiği cevap oldukça çarpıcı ve incelemeye değer olacaktır. ‘’ Tanrı katında da, insanların gözünde de… Bu bir namus sorunuydu’’ (Marquez, 2011, s. 48) söylemiyle toplumun dini anlayış biçimlerine ve kendilerine göre yorumlayış şekillerine ışık tutulmaktadır. Öte yandan örnekle birlikte Vicario kardeşlerin bu tutumu, dininin yapılacak eylemlere nasıl kılıf olarak kullanabileceğini net bir şekilde gözler önüne sermektedir. Doktorun temsil ettiği toplumun aydın tabakasının dinle çatışması otopsi sahnesiyle karşımıza çekmaktadır. Peder’in iyi tedavi edilmemiş sarılık hastalığıyla doktoru suçlar ‘’Ancak raporun son bölümünde karaciğerde aşırı büyüme olduğunu saptıyor, bunu iyi tedavi edilmemiş bir sarılık hastalığına bağlıyordu. ‘Yani’ dedi bana ‘zaten ancak birkaç yıllık ömrü kalmıştı’’ (Marquez, 2011, s. 70).Bu suçlama üzerine Doktor Dionisio Iguaran din eleştirisini de içeren ‘’Bu kadar ahmak olmak için ancak papaz olmak gerekir, bizler gibi tropikal bölgede yaşayanların karaciğerlerinin İspanyollarınkinen daha büyük olduğunu adamın kafasına sokmak bir türlü mümkün olmadı’’ (Marquez, 2011, s. 70) savunması ile yanıtlar. Peder Armador’un metinde oynadığı rol, dine karşı yöneltilen dinin bozulmuşluğu veya başka bir ifadeyle ‘’din eşittir çarpıklık’’ düşüncesini ortaya çıkarmaktadır.

Metinde ekonomik faktörlerinin sebep olduğu bir sınıfsal ayrım ve bunun getirdiği hukuki ve sosyal ayrıcalıkların altı çizilmektedir. Bu açıdan değerlendirildiğinde metinde iki başat karakter öne çıkarılmaktadır: Bayardo San Roman ve Santiago Nasar. Ekonomik açıdan ve bürokratik yönden güçlü iki aileden gelen bu iki karakter toplum tarafından daima el üzerinde tutulmaktadır. Para, toplum nezlinde onlara birçok konuda üstünlük ve ayrıcalık sağlamıştır. Fakat namus konusu bu serbest bölgenin dışında kalmaktadır. Bu noktada tutkularının peşinde amansızca koşan bir karakter olarak çizilen Nasar Angela’nın bekaretinin bozulmasının sorumlusu olarak toplumun önüne atılmıştır. ‘’Tıpkı babası gibi tek başına dolaşır, o dağlarda önüne çıkan ne kadar başıboş kız varsa hepsinin tadına bakardı’’ (Marquez, 2011, s. 81). Nasar’ın hatası Angela’yı başıboş kızlarla karıştırmış olmasıydı. Nasar, Angela’nın ve dolaylı yoldan Vicario ailesinin namusuna göz dikerek çizmeyi aşmış; nitekim bu hatası feci bir şekilde ölümü ile cezalandırılmıştır. Bu saldırı Vicario ailesine yapılmış gibi görülse de toplum da bu saldırıdan kendine pay çıkarmış, her ne kadar cinayete doğrudan yardımları olmasa da engellemek için hiçbir girişimde bulunmamıştır.

Tüm bunlara rağmen toplumda belli bir kesim hâlen daha namus kavramının nüfuzun üzerindeki üstünlüğünü göz ardı etmektedir. Bu durum Don Rogelio de la Flor’un cinayete ihtimal vermeyen cümlelerinde kendisini göstermektedir. ‘’ Saçmalama… O ikisi kimseyi öldüremez, hele zengin birini hiç’’ (Marquez, 2011, s. 53). Bu alıntıda verilmek istenen iki mesajın irdelenmesi gerekmektedir. Bunlardan ilki Vicario kardeşlerin normal şartlarda kimseyi öldürmeyeceği, öldüremeyeceğidir. İkincisi ve nispeten daha önemli olan mesaj ise; öldürseler bile bunun zengin biri olmayacağıdır. Bu algı bizi toplum nezlinde en ağır suçta bile nüfuzun bu konuda suçluya kalkan olarak yetişeceğine götürmektedir. Bu gibi ikilemlerin oluşturduğu para-namus ilişkisi günümüzde bile içinden çıkılamayacak bir sorunsal olarak karşımıza çıkmaktadır.

Metnin yan iletilerinden biri de mutluluğun parayla satın alınacak bir unsur olmadığıdır. Bu durum, metinde Bayardo’nun Angela’yı evliliğe ikna etmek adına yaptığı kur çabalarından sonuç elde edemeyince rotayı kısıtlı olanaklara sahip ailesine çevirmesiyle ifade edilmektedir. Nitekim ebeveynler bu birlikteliği –içtenlikle- benimsemiş ve bunu ‘’ alçak gönüllüğüyle saygınlık kazanmış bir ailenin başlarına konan talih kuşunu hor görmeye hakkının olmayacağı ‘’ (Marquez, 2011, s. 36)gerekçesiyle açıklamıştır. Bu noktada ekonomik sınıf üstünlüğünün her kapıyı açacağı açıkça belirtilmiştir. Bayardo’nun düğün hazırlıkları kapsamında Angela’nın kasabada en sevdiği ev olan Dul Xius’un evini on bin pezoya satın almasıyla mutluluğu da satın almış mıydı? Bu sorunun cevabını ‘’ Kasaba halkının çok büyük bir çoğunluğu için ortada tek bir kurban vardı, o da Bayardo San Roman’dı’’ (Marquez, 2011, s. 76)satırlarında bulmak mümkün olacaktır. Bayardo mutluluğu on bin pezosuyla satın aldığı mutluluk evinde bulamamış, aksine bu mutluluk evinde hüsrana sürüklemiştir. Nitekim toplum nezlinde derbeder olarak görülen Zengin Bayardo, daima el üstünde tutulduğu toplum tarafından ötekileştirilmiştir.

Marquez’in Kırmızı Pazartesi’de vermek istediği ana iletilerin aktarımında üslübu ve kullandığı edebi teknikler etkili olmaktadır. Bu noktada büyülü gerçekçilik akımı ışığında incelediğimiz Kırmızı Pazartesi romanında sezdirme ve röportaj teknikleri ciddi önem arz etmektedir. Roman ‘’Santiago Nasar, onu öldürecekleri gün, psikoposun geleceği gemiyi karşılamak için sabah saat 05.30’da kalkmıştı.’’ (Marquez, 2011, s. 11) cümlesiyle Santiago Nasar’ın ölümüne dair ileriye gönderme ile başlamaktadır. Nitekim bu ileriye göndermeler metin boyunca kendine sıkça yer bulacak ve olayların sebebi net olarak açıklanmadığından ötürü bu okurun heyecanını canlı tutmaya yardımcı olacaktır. Öte yandan gerek ileriye göndermelere destek niteliği taşıması gerekse yazarın olayların aktarımına müdahil olmama çabasıyla olay geniş bir yelpazede ele alınan şahıs kadrosunun röportajları ile anlatılmaktadır. Her karakter bireysel bakış açısı ile önceden gerçekleşeceğini bildiği cinayete dair şahit olduğu olayları anlatmaktadır. Yalnız okuyucu, sunulan detaylı röportajlara rağmen ‘’Nasar ölümüne sebep olan bu suçu gerçekten işledi mi? ‘’ sorununa cevap bulmakta zorluk çekmektedir. Her bir röportajdaki bilgilerin ötekiyle çelişmesi metindeki gerçeklikte muğlaklık etkisi yaratmaktadır. Nitekim büyülü gerçekçilik akımının bir özelliği olan bu muğlak anlatım okuyucuda oluşturulacak merak unsuruna hizmet etmektedir. Ayrıca metindeki büyülü gerçekçilik izlerini rüyalar ve ana iletiye katkı sağlayan imgelerde de karşımıza çıkmaktadır. ‘’Bir hafta önce de rüyasında, badem ağaçlarının arasında uçarken dalların hiçbirine çarpmadan geçip giden yaldızlı kâğıttan yapılma bir uçağın içinde tek başına oturduğunu görmüştü’’ (Marquez, 2011, s. 11) benzeri imge yüklü rüyalar metin boyunca çeşitli rüya ve tahlilleriyle devam etmektedir. Söz konusu tahliller ise toplumun sosyo-kültürel açıdan incelenmesine katkıda bulunmaktadır.

Sezdirme tekniği metinde Clotilde Armenta’nın ‘’ Daha o zamandan hayaleti andırıyordu’’ (Marquez, 2011, s. 20) kullandığı benzetme unsurları ile karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca cinayet olayından önce yaşanan tavşan parçalama hadisesinin Nasar’ın öldürülme sahnesinin vahşeti ile bağdaştırılması, beyaz tavşanın simgelediği masumiyet kavramından yola çıkarak mevcut olan muammaya hizmet etmesi ve yazarın metin başından itibaren kullandığı sezdirme tekniklerinin bir sentezi şeklinde yorumlanacaktır.

Kırmızı Pazartesi adlı romanın geçtiği topluma baktığımızda karşımıza; toplumun iç dinamiti niteliğini taşıyan namus kavramının nüfuz üzeirne olduğu gibi her şeyin üzerine tutalarak namus cinayetinin meşrulaştıran bir toplum ve bu düşünceyle şekillenen bir sosyo-kültürel yapı karşımıza çıkmaktadır. Bu sonuca ulaşmamızda yazarın seçtiği bir takım etkenler ve bu doğrultuda kullandığı biçim özellikleri kilit rol oynamaktadır

Bibliography

Marquez. (2011). Kırmızı Pazartesi. İstanbul : Can Yayınları.
http://selimtepeler.wordpress.com/2013/11/24/kirmizi-pazartesi-toplumunun-sosyo-kulturel-acidan-incelenmesi/
Kırmızı Pazartesi
kitaba 10 verdi
1 beğen · 0 yorum

Kamer

@kitapsiz2

Kitap siteden çok değer verdiğim bir arkadaşımın hediyesidir. Bu kitabı okumamı sağladığı için kendisine bir kez daha teşekkür ediyorum.

Kitabı elime ilk aldığımda kitap gitmedi, yani resmen ilerleyemedim.İncecik kitap, konusu cinayet, yazarı Marquez. 1 günlük kitap benim için derken aslında hiç de öyle olmadığı gördüm.
Ortaokulda bütün Agatha Christie serisini bitirmiş biri olarak bu tür kitaplara meylim olduğunu söyleyebilirim. Çünkü gidişat güzeldir. Bir cinayet işlenir yazar bunu son sayfaya hatta bazen son satırlara kadar saklar. Ve siz de bütün romanı, katili doğru tahmin edebilmenin verdiği heyecanla okursunuz.
Kitabı elime aldığımda ilerleyemememin sebebi belki de buydu. Başta işlenip de katili merak edilen sır gibi saklanan bir cinayet değildi bu.

Kitabın açıklamasında da sıkça rastlayabileceğiniz üzere -İşleneceği herkesin bildiği bir cinayetin öyküsüydü. E peki katil belli olay belli neydi bizi bu kitaba çekecek olan?
Tabii ki Marquez'in dili ve tarzı..
Marquez de bu romanı için -Ben hiçbir kitabımda bu romanımdaki kadar ipleri elimde tutmadım, diyor.
Kitap öyle bir tarzla anlatılıyor ki yazar Marquez küçüklüğüne dönüp o cinayeti, tüm olayları tekrar gözlemliyor ve -Röportaj havasında bize aktarıyor. Bu röportajlarla da o karakterlerin düşüncelerine tavırlarına olaylar hakkındaki saklanmış fikirlerine ulaşabiliyoruz.
Kitabın içeriğine bakacak olursak; Santiago nasar cinayetten bir gün önce evlenen Angela Vicarionun bekaretini kaybetmesine neden olmakla suçlanır. Angelanın ikiz ağabeyleri de namus meselesi der düşerler Santiagonun peşine.
Kitabı okurken net biçimde göreceksiniz ki aslında bu ikizler cinayeti işlemeyi hiç istememekte bu yüzden de gittikleri her yerde bu cinayetten bahsetmektedirler. İşte bu sayede işlenecek cinayetten bütün kasabanın haberi olur. Fakat biri haariiç. Kurban Santiago Nasar..

Öyle bir olay örgüsü öyle bir tesadüf zinciri var ki kitapta Örn; Psikoposun gelmesi, bu yüzden silahını yanına almaması, özenli giyindiği için ön kapıdan çıkması, kapının altından atılan cinayeti haber veren notun ancak cinayetten sonra görülmesi vs. Santiago Nasar pisi pisine gitti desem yeridir..
Kimse Santiago Nasarın suçlu olduğundan emin de olamaz. Tek emin oldukları Angelanın sürekli Santiagonun adını vermesidir.
Gerçek suçlunun Santiago olamayabileceği ise cinayetten sonra farkedilir. Yargıcın notunda da olduğu gibi (-Bana bir önyargı verin, dünyayı yerinden oynatayım) cinayet deliller ışığında değil varsayımlar etrafında değerlendirilir. Angelanın bekaretini kimin bozduğunu ise asla öğrenemeyeceğiz..

Kitap dönemin toplumunun sosyo-kültürel yapısını çok net biçimde gözler önüne seriyor. Örneğin kadınlardan bahsederken sadece 'Damat adaylarının beklentilerine göre yetiştirildiklerini' gergef işlemeyi dantel örmeyi iyi bilmelerinin o dönem için onların tek kurtuluşu olduğunu da görebiliriz.
Erkeklerse 'Erkek adam olacak şekilde' yetişiyorlardı. Kitaptaki namus cinayeti buna verilecek en güzel örnek. Namus meselesi olduğunda gözlerini kırpmadan öldürecek erkeklikteydiler. Ve sonrasında kiliseye teslim olacak.

Kitaptaki en ilgi çekici olay işe kuşkusuz şudur ki; İşleneceği herkes tarafından bilinen bir cinayet var ortada. Fakat birisi de çıkıp olaya müdahale edemiyor. Hem de bütün kasaba haberdarken durumdan.

İşte kitap bu noktada Santiago Nasar cinayetinin etrafında toplumun değer yargılarını inceliyor. Toplumun insanlara uyguladığı baskı ve bunun insanlar üzerindeki etkilerini rahatlıkla görebiliyoruz.
Başlangıçta da söylediğim gibi kitabı elinize aldığınızda sıradan bir cinayet kitabı muamelesi yapmayın. Bu kitapta merak edeceğiniz şey katil değil, cinayet değil, Kesinlikle -Cinayetin işlenişi.. ve anlatım tarzı. Kİtabı okurken insanlığın ahlak değerlerindeki boşluğu, ilginç tesadüfleri, olayı sorgularak okuyacak ve olayın vahşetine hak vereceksiniz. İyi okumalar.
Kırmızı Pazartesi
kitaba puan vermedi
6 beğen · 0 yorum

Oğuz Atay

@savas-yildirak13

-Santiago, yavrum diye bağırmıştı. Neyin var ?
Santiago Nasar,onu tanımıştı.
-Beni öldürdüler,Wene Hala demişti.

Son basamakta tökezlemiş ama kendini hemen toparlamıştı. Hatta bağırsaklarına bulaşan toprağı eliyle silkelemek titizliğini bile gösterdi, dedi bana Wene Halam. Sonra saat altından beri açık olan arka kapıdan evine girmiş; mutfağın içine yüzükoyun yığılıp kalmıştı.

Bu alıntıyı, bugün okumaya başlayıp bitirdiğim ''Gabriel Garcia Marquez''in 'Kırmızı Pazartesi' adlı kitabından aldım.
Kitabı az önce bitirdim. Başımı yastığa koyup bir süre odanın tavanına anlamsız anlamsız baktım. Birden engellenemez sonların acısı beni kuşattı. Nefesim boğazıma tıkandı. Bir süre kıpırdamadan, bir ceset gibi öylece durdum.

Sonra, ''bana önyargı verin, bütün dünyayı yerinden oynatayım." diyen yazarın bu cümlesini tekrar tekrar düşündüm.
Santiago madem böyle bir suç işliyor, o halde ölmeli. Çünkü kasabada bakire çıkmayan bir kadın var ve suçlu kasabanın en yakışıklısı Santiago Nasar gösteriliyor.

Santiago Nasar'ın öldürüleceğini bütün kasaba biliyor ama kimse engellemiyor. Çünkü, ortada temizlenmesi gereken bir namus var. Töre böyle emrediyor. Namus ancak cinayetle temizleniyor.
Madem Santiago böyle bir suç işliyor, o zaman ölmeyi hakkediyor.

Oysa o işi yapanın Santiago olduğu bile kesin değil. Tamamen önyargılarla suçlanıyor. Bu işi yapsa yapsa Santiago yapabilir diyorlar.

Ne kadar tanığıyız böylesi hikayelerin. Hemen hemen her gün belki yaşıyoruz. Santiago'nun bağırsaklarını deşen bıçaklar dünyanın belli bölgelerinde sadece pazartesileri değil, hemen her gün bileniyor. Bazen töre cinayetleri için, bazen başka cinayetler için.

Asıl korkunç olan, bireysel önyargıların toplumsallaşması. İşte o zaman kimse cinayete ses bile çıkarmıyor. Herkes önyargısını asıl gerçek sanıp kendi vicdanını bu şekilde rahatlatıyor.

İşte Santiago Nasar cinayetinde de durum böyledir. Herkes cinayete sırtını dönüyor. Çünkü Santiago Nasar'ın suçsuzluğu, toplumun önyargısı karşısında hiçbir şey bile değildir. Santiago Nasar'ın gerçeği, toplumun uydurma önyargısını kırmaya yetmiyor. Kıramıyor.

Ve böylece öldürülmekten kurtulamıyor.

Santiago Nasar,onu tanımıştı.
-Beni öldürdüler,Wene Hala demişti
.
İşte bu son cümle, meselenin korkunçluğunu ve çaresizliğini insanın yüreğine adeta zımbalıyor.

S.Yıldırak
Kırmızı Pazartesi
kitaba 10 verdi
2 beğen · 0 yorum

zerre-i miskal

@zerreimiskal

Derin Bir Sosyolojik Analiz.
Toplumda kadın ve erkeğin yeri, din, ekonomik unsurlardan oluşan sınıf ayrımı ve sonuçta kalburüstü bireylerin namus kavramında çatışması ile işleneceği belli bir cinayetin yine toplumca 'meşru' kılınması romanıdır. Eserde kadın ve erkeğin rolü çok vurgulanır, toplumca kendilerine çizilen kalıba girme gereksinimi üzerinde durulur.Bu gereksinim 'namus' cinayetine zemini hazırlar.
Romanı incelerken toplumun dine, din adamlarına bakış açısı da dikkat çeker. İlk örnek olarak Psikopos'u karşılama ve onun 'horoz ibiği çorbası' merakının toplumca yorumu bir 'kilit noktadır'. Dinin şekilciliğine, bozulmuş yapısına bir vurgu vardır bu kısımda. Ayrıca cinayetten sonra kiliseye sığınan kardeşlerin Peder'le konuşması da dikkat çekicidir.(bkz.s48) Yine toplum-din çatışması otopsi sahnesinde Peder ile doktor arasındaki konuşmada geçer.Romanın ilk kısımlarındaki 'Beyaz Tavşan' masumiyet temsilcisidir. Nasar'ın cinayetiyle bağdaştırdım ben.
Ekonomik sınıfsal ayrıma gelirsek Nasar ve Bayardo, bürokratik ailelelerden gelip el üstünde tutulurken, 'namus' konu olunca ikisi de halkça 'ötekileştirilir'. Flor sözlerinde ikizlerin cinayet işleyemeyeceğini üstelik bir 'zengini' hiç öldüremeyeceklerini anlatır. Bu da para-namus ikilisinin çözülmeyecek sorun olduğunu vurgular.
'Mutluluğun parayla satın alınmayacağı' Bayardo'nun Angela için kiraladığı ev ve sonrasında yaşadığı travma ile ortaya çıkar.
Teknik olarak bakarsak röportaj, sezdirme, benzetme, çeliştirme, rüya gibi imgelere sıkça başvurulur. Bu nedenle de ilk cümleden cinayet işleneceği bilinse de roman canlılığını yitirmez. Öyle ki, 'Yahu Nasar öldürülmeyi hak edecek bu suçu işledi mi?'sorusuna cevap bulunmaz.
Kırmızı Pazartesi
kitaba 10 verdi
14 beğen · 12 yorum
Halil korkut (@blackgarden)
Kapsamlı bir inceleme yazısı bu, tebrikler.
19.12.16 beğen cevap
zerre-i miskal (@zerreimiskal)
@blackgarden Teşekkürler Halil Bey, beğenmenize sevindim. Biraz kısa tutmaya çalıştım:) Şunu da eklemek istiyorum aslında, bu cinayet sadece kan akıtılan cinayet olarak düşünülmemeli, günümüz toplumu da şu an tam da eserdeki gibi...
19.12.16 beğen cevap
Nisf (@nisf)
Canım kitabın dili ağır mı peki nasıl?
19.12.16 beğen cevap
Halil korkut (@blackgarden)
Günümüzün toplumu fikrimce, bu namus cinayetleri konusunda önceki dönemlere kıyasla daha olumlu bir durumda...
19.12.16 beğen cevap
zerre-i miskal (@zerreimiskal)
@nisf can, dil ağır değil, çeviri güzel. Romanda karakterler ile olan röportajlar ve onların çelişkili ifadeleri nedeniyle biraz kafa karışıklığı yaratabiliyor ara ara. Bunu söyleyebilirim. :)
19.12.16 beğen cevap
zerre-i miskal (@zerreimiskal)
@blackgarden işte sadece namus cinayeti olarak bakmamak gerek diyorum..
19.12.16 beğen cevap
Nisf (@nisf)
Tamamdır teşekkür ettim @zerreimiskal can :)
19.12.16 beğen cevap
zerre-i miskal (@zerreimiskal)
@nisf, oy rica ettim o halde :)
19.12.16 beğen cevap
Ömer Aydemir. (@seyyah73)
İnsan eğilimleri ne kadar evrensel. Peki ayrım ne din mi bayrak mı coğrafya mı? Çıplak varoluşumuzda hepimiz aynıyız aslında vahşi eğilimleri olan bencil bir yaratık. En çok yarattığımız kurgu dünyasını ciddiye alıyoruz. Bedensel varoluşumuzu değil. Eliniz yüreğinize sağlık efendim.
19.12.16 beğen cevap
zerre-i miskal (@zerreimiskal)
@seyyah73 Evet hepimiz aynıyız, en azından aynı ve eşit olduğumuzu kabul ediyoruz. Bu nedenle çok da vahşi sayılmayız diyorum. Üstelik kabul etmeyenlerin yarattığı toplum ve dünya ortada iken. Bedensel varoluşumuzun içinde değil, yarattığımız, yaratılan dünyanın içinde yaşıyoruz, yaşamak durumunda bırakılıyoruz. Sizin de katkınıza sağlık ola teşekkürler ediyorum :)
19.12.16 beğen cevap
Ismail Korkmaz (@ismail-korkmaz800)
Çok iyi bir okursunuz anlaşılan,incelemeniz güzeldi.yeni sipariş verdim kitabı heyecanla bekliyorum
06.03.17 beğen 1 cevap

Bardamu

@bardamu

Kırmızı Pazartesi
Kitaba başladığımda bir an sonunu getiremeyeceğimi düşündüm.
Karakterler kafamı karıştırmıştı.Kim kimdir ? ne için buradadır ? nereden ne amaçla gelmiştir. ?gibi soruları sormama ve birkaç kez baştan almama neden olmuştur.
Bu yüzden özellikle bu kitaba kendinizi fazlasıyla vermelisiniz. Plajda , metro da otobüste okunacak bir kitap değildir .
Gerçekleşmiş bir olay var. En başından bunu size söylüyor yazar. Ancak neden ve nasıl olduğu okudukça anlaşılıyor.
Nasar ve Bayardo'nun ortak yanları , ikisi de zengin ve ikisi de paranın verdiği özgüvenle bir hayli şımarık.
Ancak söz konusu namus olunca biri sevdiğini bırakmak zorunda kalıyor diğeri de canından oluyor.
Yine söz konusu namus olunca kimse bu cinayete engel olmuyor çünkü namus herşeydir ve namus için cinayet işleyenler haklıdır .Onurları kurtarmak için bunu yapmak zorundadılar. İstedikleri için değil zorunda bırakıldıkları için.
İki kardeş bu cinayeti işlemeye pekte gönüllü değildirler.Hatta bunun için herkese söylüyorlar.
Ne kadar güçlü olursanız olun .İnsanların değer yargılarına dokunduğunuz anda yanınız da kim varsa sizi terkedebilir. Nitekim Santiago da sevdiği kız ve halkın bir kısmı tarafından dışlanmıştır.
Ölmeyi hakettiği düşünülür.
Burada bir başka önemli nokta. Kimse "acaba" demiyor. Yani Santiago gerçekten bu suçu işlemiş midir ? Zengin ve hovardaysa biri kesin yapmıştır gözüyle bakılıyor ve öldürülüyor.
Kırmızı Pazartesi
kitaba puan vermedi
6 beğen · 0 yorum

Kırmızı Pazartesi - S41

Vicario ailesi, duvarları tuğladan örme, damı palmiye yapraklarından yapılma, gösterişsiz bir evde oturuyordu, çatının üstündeki iki pencereden içeri ocak ayında güvercinler girip kuluçkaya yatarlardı. Evin ön cephesinde neredeyse boydan boya çiçek saksılarıyla kaplı bir teras vardı, bir de tavukların başıboş gezindikleri, içinde meyve ağaçları bulunan büyük bir avlusu. Avlunun dibine ikizler, bir domuz ahırı yapmışlardı; üstünde domuzların kesildiği, bir taşla kesilen hayvanların parçalara ayrıldığı bir masa da vardı, Poncio Vicario'nun gözleri bozulduğundan beri aileye gelir getiren iyi bir işyeri olup çıkmıştı burası. Bu işi Pedro Vicario başlatmıştı; ama o askere gidince ikiz kardeşi de öğrenmişti bu kasaplık işini. (Eski Basım)

Bu hayalle evlenmişti kız. Bayardo San Roman'a gelince; o da iktidarın ve servetin olağanüstü gücüyle mutluluğu satın alabileceği hayaliyle evlenmiş olsa gerekti, çünkü düğün hazırlıkları arttıkça, düğünü daha da muhteşem kılacak çılgınca fikirler esiyordu aklına. Piskoposun ziyareti duyulduğu zaman kendilerini evlendirebilmesi için düğünü bir gün geciktirmek istemiş ama Angela Vicario buna karşı çıkmıştı. ''Doğrusunu istersen,'' dedi bana, ''çorba yapmak için yalnızca ibiklerini kesip horozların geri kalanını çöpe atan bir adam tarafından kutsanmak istemiyordum ben.'' Yine de piskoposun hayır duası olmasa da, düğün şenliği baş edilmesi öyle zor bir hale gelmişti ki, Bayardo San Roman artık ipin ucunu kaçırmış, sonunda düğün tam bir halk eğlencesine dönmüştü. (Yeni Basım)
Ayşen Nurgül Yılmaz tarafından eklenmiştir.

Elif S.

@elifce

- Santiago, yavrum, neyin var?
- Beni öldürdüler, Wene Hala.
Kırmızı Pazartesi
kitaba 10 verdi, inceleme ekledi.
13 beğen · 0 yorum

Rana Yılmaz

@rana-yilmaz

Kader bizleri görünmez kılar.
Kırmızı Pazartesi
kitaba 9 verdi, inceleme eklemedi.
10 beğen · 0 yorum

Elif S.

@elifce

Bu kadar büyük bir üzüntünün ancak daha büyük utançları örtbas etmek için gösterilebileceğini düşündüğümü hatırlıyorum.
Kırmızı Pazartesi
kitaba 10 verdi, inceleme ekledi.
8 beğen · 0 yorum
Bana bir önyargı verin, dünyayı yerinden oynatayım.
Kırmızı Pazartesi
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
7 beğen · 0 yorum

Mehdi TOKAR

@mehdi-tokar

bana bir ön yargı verin, dünyayı yerinden oynatayım.
Kırmızı Pazartesi
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
6 beğen · 0 yorum
1134
KİTAP
Mutlaka Okunması Gereken Kitaplar
Herkesin mutlaka okuması gereken, kitaplığında bulunması gereken kitaplar listelenmektedir. Sen de mutlaka okunması gerektiği...
9
KİTAP
Nobel Ödüllü Yazarların En İyi Kitapları
Gabriel Garcia Marquez, William Golding, Hermann Hesse ve daha fazlası... Nobel Ödülü'ne layık görülen tüm yazarların mutlaka...
385
KİTAP
Bir Nefeste Okunan Kitaplar
Elinden düşüremeyeceğin, bir solukta okuyacağın en sürükleyici kitapları bu listede bulabilirsin. Sen de en sürükleyici buldu...
246
KİTAP
Okunası ve Tavsiye Edilesi Kitaplar
Satırlarından kopamayacağınız, okumaktan kendinizi alamayacağınız, okuduktan sonra mutlaka bir arkadaşınıza tavsiye edeceğini...
735
KİTAP
Okuduğum En Güzel Kitap
Okuduğumuz en güzel kitapları bu listede topluyoruz! Sen de en beğendiğin ve herkese tavsiye etmek istediğin kitapları listey...

Nisf

@nisf

Neokur hediyeleştirir

Bu sabah uyandım kahvaltıdan kalktım ve odama gittim. Kapı çalmıştı ama annem bakıyor diye umursamamıştım. Odamın penceresinden ptt kargonun arabasını gördüm dedim yine birine gönderiler gidiyor ne güzel ne mutlu. Sonra babam içeriden bana seslendi meğer o araba benim için gelmiş. Meğer sevgili @mtrv minnoşu bana süpriz yapmış ♡ Sana kargo geldi denilince kim, ne, neden, niçin ağzım açık bakakaldım pakete. Gelinin kız kardeşi konseptiyle :D beni şaşırtan sevindiren canım kız. Çeyizlerimi aldım ehe ehe ^-^ Sarı kantaronlu melisa çayımı da içiyoruuuum. Teşekkürler havada uçuşsun huu huuu piyyuuu..
Kırmızı Pazartesi
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
57 beğeni · 31 yorum
Merve 🗡 (@mtrv)
Keyifle oku canım :* Gelinin kız kardeşini yolladık bir dahakine düğünde durmadan halay çeken enişteyi yollayıp böyle böyle kadroyu tamamlamayı düşünüyorum ehehehe :P
26.01.17 beğen 11 cevap
esracan (@esracan)
Hiç şirin değil. Ama -_- keyifle oku diyeceğim tabi ne diyeceğim :D =)
26.01.17 beğen 5 cevap
tabula rasa (@tabula-rasa)
Şu satırlarda dikkatimi çeken ilk şey "umursamadım" lafzi oldu. Hayırsız evlat kargo gerisin geri gitseydi görürdün sen :D keyifli okumalar :)
26.01.17 beğen 5 cevap