ara

Yabancı

L'Etranger

Yabancı Konusu ve Özeti

Yabancı
Yazar:
Çevirmen: Samih Tiryakioğlu
Yayınevi: 576
ISBN: 9789750715709
Sayfa: 119 sayfa
Basım Tarihi: 1996
"Albert Camus"nün ( 1913-1960) en tanınmış, en çok yabancı dile çevrilmiş, en çok incelenmiş ve hala en çok satan kitaplar arasında yer alan "Yabancı", aynı zamanda yazarın en gizemli yapıtı.

Ölümün egemen olduğu bir "varlık"ın en anlamsız olgularını saçma bir düzensizlik içinde yaşayan bu romanın başkişisi "Meursault", bir simge kahraman değildir, "adı" olmayan bir "Yabancı"dır; bu eksik kimlik, gerçeklikten algıladığı şeyi yapılandıramayan, yeniden örgütleyemeyen, ama gerçekliğin yankılarını yakalamaya çalışan bir boş bilincin imgesidir. Onun kayıtsızlığı ve edilgenliği, işte bu boş bilincin ürünüdür.

Yabancı, büyüleyici gücünü, içinde barındırdığı trajedi duygusuna borçlu: Bir türlü ele geçirilemeyen anlamın sürekli aranması, bilinç ile toplumsal dünya arasındaki çatışma...

Camus'yle buluşanların hiçbiri, onunla karşılaşınca hayal kırıklığına uğramamıştır. "Mutluluk, bir yerde ve her yerde hiçbir şey beklemeden dünyayı, insanları sevmektir," der Camus. Giderek daha çok sevilen bir yazar olması, onun bu sevgisinin yansımasından başka bir şey değildir.
Yabancı kitabı Hiç Unutamayacağım Dediğimiz Kitaplar listesinde yer almaktadır.

Meursault Samsa

@meursaultsamsa

Albert Camus' un okuduğum ilk ve tek kitabıdır. Bir kez orta sonda bir kez de lise sonda okudum bu kitabı.
Kitapta Meursault diye bir karakter var ki kendisine duyduğum hayranlığı bir Catalina Otalvaro' ya duyuyorumdur, o da belki yani. Bizim ara sıra yaptığımız gibi cool görünmek amacıyla umursamaz bir tavır takınmıyor Meursault; düşünmediği hissetmediği için de bu kadar vurdumduymaz olmuyor. Aksine fazlasıyla düşünüyor karakterimiz ve her şeyin boş olduğu, ölümün olduğu yerde her şeyin anlamsız olduğu fikrine düşünerek varıyor ve baştan kabulleniyor her şeyi.

Sırf şu kitapla ilgili görüşlerim genel görüşlere uymuyor diye bile ayrıca hayran olabilirim Camus' ya ve Meursault' ya. Camus o kadar muhteşem bir kitap yazmış ki kitabın ana karakteri Meursault' nun kitap boyunca toplum tarafından maruz kaldığı dışlanmanın aynısı, kitap bittikten sonra da reel hayatta okuyucuların yorumlarıyla devam etmekte. Sırf bunun için bile duvara Meursault yazar, önüne geçer 1 dakika saygı duruşunda bulunurum lan.

Bulantı, Yabancı' nın yanında nasıl görkemli duruyorsa; Yabancı' nın kahramanı Meursault da Bulantı' nın kahramanı Roquentin' in yanında öyle görkemli durmaktadır. Roquentin' in giderken Meursault dönüyormuş denebilir sanırım. Şimdi Roquentin etrafına bir bakıyordu 'ne lan bu saçmalık, niye varız ki lan biz, var olmamız için tek bir nedenimiz bile yok, her şey aynı, amaçsız yere varız'' diye bir şeyler geveliyordu ya hani işte Meursault o evreyi çoktan geçmiş. Varız ama olmasak da hiçbir şey değişmez zaten diyerek anasının ölümüne bile duyarsız kalabiliyor. Şimdi buradan iki farklı şey çıkarabiliriz;

1- Bunlar varlar ama olmasalar da bir şey olmaz çünkü zaten varlıklarının farkında olmadıklarından, neden var olduklarını merak etmediklerinden aslında yoklar diyerek etrafa bir yabancılaşma söz konusu olabilir.
2- Ben dahil kimsenin var olması için bir neden yok dolayısıyla yok olmamız bir şeyi değiştirmez diyerek kendine karşı bir yabancılaşma olabilir. (-ki Camus mantığını düşündüğümde bu daha uygun) Kaldı kiz aten toplum tarafından maruz bırakılacağı dışlanmışlık hali de böyle düşünmesinin bir sonucu.

Tabii sen yine de bunu çok ciddiye alma zira Sartre varoluşçuluk konusunda benim fikrime göre Camus' yu ezer geçer. Dolayısıyla benim Roqu' yu sevmememden dolayı kıyaslamada Meursault öndedir muhtemelen. Allah muhafaza bir kapışsalar, varlık üzerine bir konuşsalar Roqu Abbas, Meursault Şakir durumuna geçer. Roqu 'Kabahat sen de değil seni sevende. Nabeerrrrrrrr!!' diye bitirebilir tartışmayı son olarak.

Her neyse bunlar iyi güzel de Camus' ya sorarlar be adam hepsi tamam da hayatın anlamsızlığını bu kadar içselleştirmiş ve bunun sonucu olarak 'bulantı' evresini de geçip hayata tamamen 'yabancı'laşmış bir adam nasıl oluyor da lavuğun birine ateş edebiliyor? Çünkü cinayetin, ''bu lavuk olsa da olur olmasa da olur'' diyerek işlenmesi için Meursault' un bir şeyleri hala sorgulayan bir adam olması lazım ki bu sorguyu da yapsın kafasında. Ayrıca Camus mantığına göre evet hayat anlamsızdır ama yine de uğruna yaşamaya değer. Bu şartlar altında karakterine nasıl cinayet işletir, hadi işletti diyelim nasıl pişmanlık duymasını sağlamaz Camus? Özetle hepsi tamam, Meursault' un umursamazca ölüme gitmesi de tamam ama bir başkasının hayatına bu derece rahat son verebilmesi benim kafamı karıştıran yer işte.

Ayrıca işlenen en güzel cinayetlerden biridir bu cinayet okuduklarım arasında. Yüreğine bileğine sağlık Meursault.

Yani tamam, Camus, Meursault' u mahkemeye çıkartmak zorunda zira asıl anlatmak istediği noktalardan biri için bu gerekli. Yani anasının ölümüne toplum tarafından beklenen tepkiyi vermemiş olması yüzünden de yargılanıyor aslında Meursault, ama neden cinayet, neden, neden? Yeri gelmişken kitabın giriş cümlesi de gereğinden fazla abartılan bir cümledir ki ben de bunu sonradan fark ettim ekşide okuduğum bir entryi ile. Hatta kendime çok kızdım bu kadar sevdiğini iddia ettiğin bir kitapta bu detayı nasıl atlarsın diye ve 3. kez okumaya karar verdim kitabı. Evet Meursualt annesinin ne zaman öldüğünü bilmiyor ama bunun sebebi yurt müdürünün kendisine yazdığı mektupta tarih olmaması. Elbette Meursault' nun bunu merak etmemesi, üzerine gitmemesi onun hayata ve ölüme bakışıyla alakalı ama kitabın girişindeki o sarsıcı 'bilmiyorum' meselesinin nedeni, o tarihin kendisine zaten bildirilmemiş olması hepsi o.

Kitapta baştan sona 'SAÇMA' nın penceresinden bir anlatım var. Bu noktada Sartre ile ayrılıyorlar. Şimdi Sartre' ın da içinde yer aldığı varoluşçuşuğa göre bir anlam yoktur, kişi bu anlamı kendisi yaratır. Dahası yaratmalıdır da, varoluşçuluk bir yerde odur. Camus' ya yani Meursault' ya göre ise kişi elbette kendine bir anlam yaratabilir lakin bu yarattığı anlamın doğruluğunu ispat edebilecek bir karşılık yoktur. Dolayısıyla bu anlam arayışı da gereksizdir. Bu noktada nihilizmden de ayrılıyor işte Camus.

Nobel olayına gelince de NOBEL kitaba verilmez, yazara verilir, dolayısıyla bu kitap Nobel Ödülü almış bir kitap DEĞİLDİR.
Yabancı
kitaba 10 verdi
11 beğen · 0 yorum

Gül Ayan

@gulayan

Yabancı, uzun zamandır okumak istediğim romanlar listemde yer almaktaydı. Merak ettiğim, fakat anlamakta zorluk çekeceğim bir kitap olabileceğini, söylüyordu iç sesim. Albert Camus ismini çok duymuş, oysa Yazarın eserleri hakkında fikrim olmaması, bir edebiyat sever olarak, beni rahatsız ediyordu. Velhasılıkelam Yabancı’ yı 2 Ekim 2014 tarihinde okumaya başladım. Elimdeki nüsha, 1984 yıl baskısı, Can Yayınları, çevirisi ise Vedat Günyol’a ait. Kitabın birinci bölümü devrettim, fakat okumaya devam edip edemeyeceğim konusunda kararsız kaldım. Önümüzde Kurban bayramı vardı ve maaile geçireceğim küçük tatilde bu kitabı yanıma almak istemedim, nedensiz…Belki daha sonra okumaya devam ederim, dedim kendi kendime ve kitabı kitaplığıma kaldırdım.

Tatilde, yanıma Milyarder romanını aldım ve 3 Ekim 2014 tarihinde okumaya başladım. Tesadüf bu ya kitap başka bir Fransız Yazara aitti, Michel de Saint Pierre. Daha sonra fark ettim ki Albert Camus ve Michel de Saint Pierre hemen hemen aynı dönemde yaşamışlar. Albert Camus 7 Kasım 1913, Michel de Saint Pierre ise 12 Şubat 1916 yılında dünya gelmiş iki Fransız.. “Coğrafya kaderdir”, demişti İbni Haldun. Bu sözlerin gerçekliğini her zaman hissetmişimdir… Camus, Cezayir’de maddi imkanları kısıtlı olan bir ailede doğmuş, annesi İspanyol, babası Fransız, Michel de Saint Pierre ise soylu bir Fransız ailesinde doğmuş.

Velhasılıkelam, Milyarder romanını okumaya başladım ve bu roman benim en çok sevdiğim tür roman tarzıdır, kurgu dahi olsa, olaylar sanki gerçekmiş gibi gelişiyor. Yine de Yabancı’nın birinci bölümü aklımın bir köşesinde kalmıştı, Camus beni etkilemeyi başarmıştı.
Milyarder’ in 142 sayfasında şöyle bir pasaj okudum; “Ananaslı ördekten önce, bir levrek ızgarası hiç de fena olmaz gibime geliyor. Yanında da bir şişe Meursault…” Bir şişe şarap, Meursault şarabı…Yabancı’nın kahramanı Meursault değil miydi?! Yanılmış olduğumu sandım bir an için, kontrol etmek için, Yabancı romanı yanımda değildi…Meursault nasıl okunur? Mörso mü ! Şu Fransız dili hep beni şaşırtmıştır…İnkar edemiyorum, bu dili hiç bilmediğim halde, tınısını seviyorum…Türkçe bilmediği birisi, dilimizin tınısı hakkında ne düşünür, merak ettim birden. 1989 yılında Türkiye’ye göç geldiğimde hemen hemen hiç Türkçe bilmiyordum, televizyonda konuşmaları anlayamıyordum, fakat Türkçenin tınısı çok, ama çok hoşuma gidiyordu, öylesine yumuşak ve melodik…Bir gün ben de konuşabilecek miyim, diye hayıflanıyordum.Ama ben bir Türküm ve tarafsız olamadığım gibi, belki bu hissettiklerim, gerçeği yansıtmıyordur, bilmiyorum. İnsan, sevdiğini güzel bulur. Benim merak ettiğim, bir yabancının, Türk dilini nasıl bulduğuydu.Sanki birisi, komik tınısı olduğunu söylemişti.

Saptırdım konuyu, Yabancı romanın kahramanı ile Fransa’da şarap üretilen bir bölgeyle aynı isim olduğunu öğrendim ve ossaat bu aslında bir soyad olduğunun farkına vardım. Ön ismi var mıydı ki Meursault’un? Yoktu sanki…

Yabancı çok ilginç bir romandı.Bende o kadar çok soru işareti bıraktı ki;
Tutkusu olmayan bir insanın hali bu mudur ? Aslında, hep deriz hayatta hiçbir şey ciddiye alınmamalı diye, Meursault gibi mi ? Bir insanın, sahilde, öylesine hayattan koparmak bu kadar kolay mı? Ya da bir Arabın zaten hayatının bir önemi yok mu? Camus, öldürülen kişinin neden bir Arap olduğunu seçmiş? Yargılanan Meursault, zaten öldürdüğü için değil, ölen annesine karşı tutmadığı yas için asıl yargılanmıştı…Yas nasıl tutulmalıydı? İnsan acısını içinde yaşayamaz mı? İlla birileri bu acısına şahit mi olmalı ? Meursault, işindeki yükselmeyi neden kabul etmedi? Paris'e gitmeyi neden reddetti? Toplumun kabul ettiği kurallara baş kaldırı daima giyotine mi götürür? Meursault aslında öldürmeye niyeti yoktu, kendini korumak için mi öldürmüştü? Arabın elinde bıçak vardı…Neden kendini savunmadı? Savunmaya gerek mi duymadı? Sonuçta herkesi, bir şekilde ölüm beklemiyor mu ? Sevmediği bir kadınla neden evlenmeyi kabul etti? Birisine âşık olabilir miydi? Ve pek çok soru daha...

Romanın son bölümünden çok etkilendim. Yorum yapamıyorum, yapmayı kıyamıyorum daha doğrusu.

Okuduğum tercüme oldukça başarılıydı, yine de bu romanın, özellikle son bölümlerini Fransızca okuyabilmeyi isterdim.

Albert Kamus, Cezayir’de doğmuş olması, bir sömürge ülkesinde doğmuş olması, hem Fransız, hem Arap kültürünü çok yakından tanımış olması, Arapların kendi topraklarında yaşadıklarına bizzat şahit olmuş olması, sanırım hayat felsefesini oluşturmakta önemli rol almıştır. Yazarın kısa biyografik bilgilerine baktığımda bu cümleye takıldım ; Cezayir Bağımsızlık Savaşı 1954'te başladığında, Camus kendini ahlakî bir ikilem içinde buldu. Bunun nedeni, Cezayir doğumlu Fransızları tasvir ederken kullandığı sıfat olan "siyah ayaktı" ç

Coğrafya kaderdir… İyi ki okudum bu romanı.

31 Ekim 2014
Bursa
Yabancı
kitaba 8 verdi
9 beğen · 0 yorum

Feyzanur

@vareste

Kendine misafir.
Tarz olarak değişik bir kitaptı. Ki yazarın okuduğum ilk kitabıydı.
Dili oldukça hafif, cümleleri oldukça basit. Olağanüstü bir kurgusu da yok, sadece dava kısmında Meursault'un davaya kadar okuduğumuz her davranışının davada güzel bir şekilde aleyhine sonuçlandığını görüyoruz. Bu açıdan güzel bağlamış yazar olayları. Meursault'un da isminden bahsedilmiyor hiç. Hep soyadı ile bir hitap var. İşte yabancı ismi de buradan geliyor. Toplumdaki herhangi biri. Kim diye sorsan, söyleyemezler. Kimsenin hayatında bir izi yok, gelmiş geçmiş denilecek, toplumdaki isimsiz herhangi biri. Bu ayrıntı da benim açımdan hoştu. En azından kitabın ismi ve içeriğinin uyumu bakımından. Ki ölüme bu denli gerçekçi bakması, dışarıdan ve içeriden ölüme bakış olarak , sadece son bölümünde birkaç hoş tespiti de vardı.
Fakat;
Aman aman, ben bu kitabı unutamam, herkes okumalı da dedirtmiyor insana. Fakat nedendir bilinmez, her edebiyatseverin dilindedir kendisi.
Bir de edebiyat ödülü almış. Kitabı okuduktan sonra cidden çok merak ettim, ödülü hangi kriterlere göre veriyorlar. Nedir bir kitabı harika yapan şey?
Birçok kişi, arka kapaktan hareketle kitap hakkında düşünmüş bir şeyler. Şimdi yazar, bize bu sayfaları müsvedde olarak verse, hiçbir açıklama, arka kapak yazısı olmasa ben inanmam ki bu kitaptan bu denli yorum çıkar. Hatta ne bu diye soranlar olur.
Ne tür yorumlar bunlar?
Topluma yabancı, toplumun sokmak istediği kalıba girmeyen, düşünce dünyasında kaybolmuş, nesnel düşünce sahibi Meursault'un adım adım ölümüne giden tesadüfler zinciri.
Doğru, bu yorumlar da düşününce ideal. Fakat bazı şeylerde , zoraki fikirler çıkıyor kanımca. ( Buna klişe olarak; yazar iç dünyasındaki karmaşıklığı anlatmış, nevinden incelemeler getirilebilir.)
Nitekim şiir bile denemeyecek kimi şiirlerde (hatta şiir adı altındaki yan yana dizilmiş kelimelerin oluşturduğu satır sürüsüne), şair şunu veya bunu düşünüp yazmış diyerek niyet okumalar yapıyoruz. Neden? Çünkü birileri onu beğenmiş, ve beğenilecek tarafını kendimizce bulamayınca, bir takım safsata denebilecek sonuçlar buluyoruz.

(Adam bir şiir yahut kaside yazmış, şiirinin çoğu kadın aşk bilmem ne, sonra birden ilham olmuş, çok güzel bir beyit yazıvermiş bir anda. Sonra o beyite 'beytü'l kaside' denilmiş. Diğer beyitlerden ayırma gereği duymuşlar. Ama gerçek bir şiir olsa, buna gerek kalmaz. Mesela, neden Su Kasidesi'nde taç beyit yok. Çünkü Fuzuli yazmış ama bir yazmış pir yazmış. Her satırında başka bir anlam var. İşte bunun gibi. )


Neyse, bu kitap da gözümde onlardan biri.
Yani biraz daha uzun olsa okunmaz. Yarıda bırakılır.
Sonlara doğru, cümleler uzunlaştı, hafif bir derinleşme oldu. Fakat değil mi ki ölüme giden biri de bir zahmet düşünsün bunları.
Bay Meursault'a gelecek olursam: nadide ve naif bir kamışmış kendisi. Dümdüz, fakat kibarlıktan da hafifçe nasibini almış.
Bedensel aktiviteleri büyük oranda düşüncelerine hükmediyor, bir garip insan yani. Buradan da nesnel olduğu kanısına varıyoruz.(?)
Duygusuz adamın tekiymiş vesselam.
Sonlara doğru bir insan olduğu kanısına varıyoruz, o da düşünceleri ölüme doğru kaydığından. İnancı yok yani, e vicdanını da büyük çoğunlukta dış etkenler ve bedeni kontrol ediyor. İnsanı güdüleri törpülenmiş.
Konusunu da artık diğer incelemelerden okursunuz, filhakika konuya değinmiş ve hatta özetini yazmış bir çoğu.


Ve işte "hepimiz ölüme mahkumduk."
Yabancı
kitaba 7 verdi
10 beğen · 0 yorum

Eksik Gazel

@eksikgazel

Yabancı. Albert Camus’a Nobel ödülünü kazandıran romanı. Kimisi baş yapıt diyor bu kitap için. ‘Zamanın da öyleymiş’ diyen de var., günümüz için kullanan da var bu kavramı. Ben hiçbirini demedim mesela. Neden mi? Meursault ‘un dediği gibi: Bilmem…
Kitap , baş kahramanı olan Meursault’un annesinin ölüm haberini almasıyla başlıyor. Başı ölüm, sonu yine ölüm olan bir kitap bu. Hayata dair ayağı yere basan kitapları severim .
Meursault maddi imkansızlık sebebiyle birkaç yıl önce annesini bir bakım evine yerleştirir. Zaten geçimini de bir büroda çalışararak sağlayan sıradan biridir. Fakat bununla beraber annesiyle derin bağları olmamış hiçbirzaman. Son yıl onu hiç ziyaret etmemiş mesela . Bunun gerekliliğine kafa yormuş aslında fakat mesafenin uzaklığı ve hafta sonunu yorgun geçirmemek onu caydıran noktalar olmuş. Herneyse ‘Ölüm’ün de herkesin başına gelebilecek olağan bir şey olduğunu düşünürsek, -ki o da böyle düşünen biri - bu yüzden validesinin ölümü onu derinden sarsmayacaktır elbette. Ölüm yaşam kadar gerçek olsa da kabul etmek zaman alır kimisi için. Meursault bunlardan biri değildir. Ve kısa sürede hayatına kaldığı düzende devam eder, hatta ertesi günü. Kız arkadaşıyla(maria) sinemaya gider, dostlarıyla sahilde vakit geçirir filan falan. Her ne kadar soğukkanlı, kayıtsız ve ilgisiz görünse de hayatın lezzetlerinden mahrum olan biri değildir görüldüğü üzre. Sadece anlam yüklemez ve duygusal bağlar kurmaz hiç birşeyle.Mesela Maria sadece bir ihtiyaçtır Maursault için. Diğerleri de hayatın bir parçası.
Kısacası hayattan kendi çapında lezzet almayı seven biridir . Hatta mahkemede idamla yargılandığı zaman içinden şöyle düşünür :”sonunda, avukatım konuşmasına devam ederken bir dondurmacının çaldığı boru sesinin sokaktan ve bütün salonlardan, mahkemelerden geçerek bana kadar eriştiğini hatırlıyorum . artık bana ait olmayan bir hayatın bütün hatıraları başıma üşüşüverdi. Evet, bu hayat bana ait değildi ama en küçük ve en güçlü mutluluklarımı ; sevdiğim mahalleyi ,gökyüzünün akşamları aldığı her çeşit hali, marie’nin gülüşlerini ve giysilerini o hayatta bulmuştum ben. ‘’
Meursault un en önemli özelliklerinden biri de fiziksel çevreye karşı olan aşırı duyarlılığıdır. Ortamda ki ışık, etraftaki kokular, güneşin kavurucu sıcaklığı,sinekler, gürültü… Buna uykusuzluk ve yorgunluk da eklenince kontrolden çıkabilecek davranışlarda bulunabilir. Buna katil olmak da dahil. Planlamadığı bir cinayetin baş kahramanı olan Meursault’un yaşam tarzı başına bela olur. özellikle annesinin ölümünün karşısında bukadar ilgisiz durmasını ,toplum affetmez ve onu soğuk kanlı bir katil olarak ilan eder kısa sürede. Ve idama mahkum edilir.
Kitabın en güzel bölümü Maursault un idamı beklerken ki geçirdiği zaman dilimiydi bana göre. O kadar gerçekti ki inceleme yazmaya çalışırken bir kere daha okudum diyebilirim. Annesinin ölümünü bukadar olağan karşılayan Maursault ‘un kendi ölümünü de böyle umarsız karşıladığını söyleyemiycem . Zaten beklemiyordum da. İçindeki yaşama isteği ile büyük mücadelesine ,kendi ruhunu ölümüne alıştırma çabasına tanık olacaksınız. Her insanın içinde sonsuz var olma isteği ve beka arzusu vardır. Ateist olsa dahi…
Yabancı
kitaba 6 verdi
3 beğen · 0 yorum

Beyhude

@mamafih

Albert Camus YABANCI


Yazarın okuduğum ilk kitabı ve okuduğum iyi kitaplardan birisidir! İnsanlar öğretilmiş biçimlerle duygularını ifade ediyorlar acılarını sevinçlerini ...kitapta genel anlamıyla kahramanımızın işlediği cinayeti sorgulanmasının yerine .. Öğretilmiş tepkilerin ve Duyguların kahramanimizda ifadesinin olmayışının sorgulanışı yeralıyor. Aslında roman kahramanı meursault'un ölüm cezasına çarptırılma nedeninin bir adam öldürmesinden çok , annesinin Ölümüne verdiği tepkinin , beklenen gibi duygu dışa vurumlarını yerine getirmediğinden diyebiliriz. Kitap Kafka nin dönüşüm kitabında ki yabancılaşma ile benzeşiyor. Burada Yabancılaşma roman kahramanı meursault dan çok , toplumun kendine yabancılaşması olarak görmek gerekiyor. Tepkiler üzüntüler , sevinçler... değer yargıları bireyi olmadığı bir kalıba sokarak .. Kişiyi kendinden uzaklaştırması. (Toplumun tüm değer yargıları doğuştan itibaren öğretilen bilgiler ; Kişiyi kendinden varoluş biçiminden uzaklaştıran Yabancılaştıran unsurlardır) .... Meursault'un varoluşuna Aykırı olan herşeyi abartısız , yalın en doğal haliyle kabul eden .. Anlamı olmadığını düşündüğü şeylere gereğinden fazla anlam yüklemeyen.. Yaşamı kendi nesnelliği içinde değerlendirip , olağanlaştıran hali ve tavrıyla gerçek anlamda topluma yabancı lakin kendi varoluşuna daha yakın bir kahraman. Okurken alkıma sık sık rahmetli dedemin vefatı geldi ! Sonra yitirdiğim yiğenlerim .. Dedemin vefatı sırasında bu gün kitabı okurken sık sık düşündüğüm şey .. Dedem için ağlamadığım anları anımsattı bana ... Kendisi böbrek hastasıydı haftada 3 gün diyalize giriyordu. Suya susadığı anlar gözümün önünden gitmiyordu. Onun ölümünde ( dedemiz bizim için çok önemliydi . Bütün aile dedemin Vefatından sonra kendini uzun bir süre toparlayamadı hala her ölüm yıl dönümünde bir takım dinsel etkinlikler yapılmakta ) ağlayamadığım anlar gelir ! Gözyaşlarımın aktığı anlar ise YAŞ dolu gözlerin Gözlerimi acıtması idi. Nedense kimsenin üzülmediği Şeyler beni oldum olası hasta eder büyük üzüntüye sürükler .. Lakin bir çok insanın üzüntüye düştüğü Şeyler ise özelikle ölüm beni çok etkilemez. Ölüme nedense çok trajedik bir şey gibi bakamıyorum . Jose samaronun Kitab'ında ki gibi ölemeyen bedenlerin içine sıkışmış ruhlar bana daha trajedik geliyor. Velhasıl kitap bana uzerinden uzun zaman önce yaşadığım acı diye nitelendirebilecegimiz bir çok şey anımsattı. Kendimce anlamlandırdığım Cümleler buldum içinde ve garip bir huzursuzluk hissettim. Okuduğum bir çok kitaptan alıntılara gitti beynim. Çok kısa OLMASINA rağmen bende bıraktığı duygu anılarıma yolculuk , okuduğum kitaplara yolculuk .. Kızgınlıklarıma yolculuk niteliğinde oldu. Kalbimde ve ruhumda anlamını bir türlü somutlayamadığım huzursuzluk.. Okunmalı mı ? Elbette .... Her filmin insanda bıraktığı izlenimlerin farklılığı gibi her Kitabı'n okuyucuda da farklı anlamları olabilir .... Bu bir kitap incelemesinden çok . bu bir kitabın üstümde bıraktığı huzursuzluğun ifadesidir.. !!
Yabancı
kitaba 10 verdi
10 beğen · 2 yorum
Modest (@happy)
Kaliteli bir kitap camusun mutlulukla ilgili felsefesi kitabın önsözünde etkilendiği ve beğendiğim yandi
18.08.15 beğen cevap
Beyhude (@mamafih)
beğenmiş olmana sevindim .. iyi okumalar..
18.08.15 beğen cevap

Yabancı - S41

bulup dönmeye, bir koşu evime gidip kendimizi yatağa atmaya baktık. Penceremi açık bırakmıştım; yaz gecesinin, esmer bedenlerimizin üzerinden akmasını duymak ne güzeldi !
Onur Tüzüngüven tarafından eklenmiştir.

Baran Yusuf

@baranyusuf

'' Kaldı ki susmak bile, eğer gözler konuşuyorsa bir anlam taşır.''
Yabancı
kitaba 8 verdi, inceleme eklemedi.
42 beğen · 0 yorum

Esra Özdemir

@creaturesra

"İnsan eninde sonunda her şeye alışır."
Yabancı
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
24 beğen · 0 yorum

Baran Yusuf

@baranyusuf

''Değil mi ki yaşam bir yerde ölümle -yani yoklukla- sonuçlanıyor, öyleyse nedir bu didinip durma, bu yedim-içtim, aldım-verdim, benim-senin kavgasının anlamı?''
Yabancı
kitaba 8 verdi, inceleme eklemedi.
20 beğen · 0 yorum

Lalena

@siyahkugu0

İnsan bilmediği şeyler hakkında daima abartılı düşüncelere kapılır.
Yabancı
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
18 beğen · 0 yorum

Baran Yusuf

@baranyusuf

''Umutsuzluk susar. Kaldı ki susmak bile, eğer gözler konuşuyorsa bir anlam taşır.''
Yabancı
kitaba 8 verdi, inceleme eklemedi.
17 beğen · 0 yorum
432
KİTAP
Hiç Unutamayacağım Dediğimiz Kitaplar
Bittiğine üzüldüğümüz, hayatımızda derin izler bırakan unutamayacağımız kitapları paylaşıyoruz....
338
KİTAP
Filmi de Çekilen Kitaplar
Edebiyat dünyasından sinema dünyasına taşınan unutulmaz eserler bu listede! Film uyarlamaları mevcut olan tüm kitapları bu li...
246
KİTAP
Okunası ve Tavsiye Edilesi Kitaplar
Satırlarından kopamayacağınız, okumaktan kendinizi alamayacağınız, okuduktan sonra mutlaka bir arkadaşınıza tavsiye edeceğini...
1176
KİTAP
Mutlaka Okunması Gereken Kitaplar
Herkesin mutlaka okuması gereken, kitaplığında bulunması gereken kitaplar listelenmektedir. Sen de mutlaka okunması gerektiği...
127
KİTAP
Başucu Kitaplarım
Hayatımızda yer edinmiş, zaman zaman sayfalarını yeniden karıştırdığımız ve okumaya doyamadığımız başucu kitaplarımızı bu lis...

Ceylan Bektaş

@ceylanbektas

Eylül'ü Yabancı ile kapatalım.
Yabancı
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
36 beğeni · 6 yorum
Cihan Yıldız (@cihanyildiz)
Fotoğrafta @karacurin esintileri görüyorum ;)
28.09.18 beğen 1 cevap
Dubara (@dubara)
Absürdizm felsefesinin en iyi örneklerinden biri ..
28.09.18 beğen 1 cevap
Mehmet Ali Aydın (@mehmetaliaydin)
Absürd sevenlere "Martıların Düğünü" nü de öneririm. Yerli absürd.
28.09.18 beğen 1 cevap

ali

@imamali

Ne olursa olsun, her şeyin anlamsız olduğu, her şeyden umut kesmek gerektiği düşüncesiyle nasıl kalır insan?.. Her şeyin anlamsız olduğunu söylediğimiz anda bile anlamlı bir şey söylemiş oluruz. Dünyanın hiçbir anlamı yoktur demek, her çeşit değer yargısını ortadan kaldırmak olur. Ama, yaşamak ve örneğin, yiyip içmek kendiliğinden bir değer yargısıdır. Ölmeye yanaşmadığı sürece, insan yaşamayı seçiyor demektir. O zaman da, görece de olsa, yaşamaya bir değer veriyoruz demektir. Umutsuz bir edebiyat ne demek olabilir? Umutsuzluk susar. Kaldı ki susmak bile, eğer gözler konuşuyorsa bir bir anlam taşır. Gerçek umutsuzluk can çekişme, mezar ya da uçurumdur. Umutsuzluk konuştu mu, hele yazdı mı, hemen bir kardeş el uzanır sana, ağaç anlam kazanır, sevgi doğar. Umutsuz edebiyat sözü birbirini tutmayan iki sözdür. Çünkü edebiyat olan her yerde umut vardır
Yabancı
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
3 beğeni · 0 yorum

Elif DB

@elifdemirbuken

Kitaba yeni başladım. Ama şunu belirtmeden geçemeyeceğim, daha ilk cümlesinde kafama bir balyozla vurulmuş hissi yarattı.
Yabancı
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
19 beğeni · 4 yorum
Bahri Aydeniz (@bahriaydeniz)
Kitabın geri kalanının da aynı etkiyi yaratacağı konusunda emin olabilirsiniz.
05.07.18 beğen 2 cevap

Alyoşa

@alyosafiyodorovic

Hakikaten bu aralar çok güzel kitaplar okuyorum, Toza Sor(John Fante) samimiydi bu daha bi başka güzel ?okuyanlardan kısa yorumlar alabilirim??‍♂️
Yabancı
kitaba 9 verdi, inceleme eklemedi.
23 beğeni · 7 yorum
katilinellerinde (@katilinellerinde)
kitabi okudum ve cok begendim yazarin diger kitaplarini da okumanizi tavsiye ederim .keyifli okumalar?
30.06.18 beğen 1 cevap
Şeyma (@seymasgz)
Milli şekerliğimiz .).)
30.06.18 beğen 1 cevap
İrem Kaya (@iremkaya61)
Hayata karşı umursamazlığı bu kadar iyi yorumluyan bir yazarın kitabı okunmaz mı :) Çok iyi ?
01.07.18 beğen 1 cevap

Sena kaya

@senakaya

Umut
Asıl önemli olan bir kaçma imkanı, değişmez ve şaşmaz bir gidişatın dışına atlayış, umudun bütün şanslarını taşıyan delice bir koşuştu.

Umut, koşup giderken bir sokağın köşesinde daha kurşun havadayken vurulup ölmekti.

Albert Camus- Yabancı
Yabancı
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
5 beğeni · 0 yorum
8.6/10
1283 oy
Sence kaç puan almalı?
0