up
ara
profil foto

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Konusu ve Özeti

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
Sanat Edebiyat Tenkit kitabının da yazarı Peyami Safa tarafından kaleme alınan Dokuzuncu Hariciye Koğuşu kitabı Roman (Yerli), Cumhuriyet Dönemi Roman türünde okuyucusu ile buluşuyor. Alkım Kitapçılık Yayıncılık yayınevinden 0 yılında 9756363827 isbn kodu ile kitapçılarda satışa sunulan Dokuzuncu Hariciye Koğuşu isimli kitap 128 sayfadan oluşuyor. Kitap Hiç Unutamayacağım Dediğimiz Kitaplar listesinde de yeralmaktadır. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu kitabını okuduysanız mutlaka oyunuzu, kitap incelemelerinizi ve alıntılarınızı bekliyoruz. Neokur kullanıcıları fikirlerinizi merak ediyor!
Yazar:
Yayınevi: Alkım Kitapçılık Yayıncılık
ISBN: 9756363827
Sayfa: 128 sayfa
"Ben Peyami`nin bu son romanını üç defa okudum, otuz defa daha okuyabilirim ve okuyacağım. Bu kitabın karşısında ben, yıldızlı göklerin sonsuzluğuna bakan ve o layetenahi (sonsuz) alemde yeni pırıltılar, o zamana kadar hiçbir gözün görmediği acayip, fakat hakiki alemler keşfeden müneccimin hayranlığını duymaktayım. Eğer ıstırabı, azabı ve neşeyi coşkun bir ciddiyetle duyan öz ve halis hal kitleleri okuma yazma bilselerdi, bu romanın, on bin, yüz bin, hatta bir milyon satması işten bile değildir."
Nazım Hikmet
"Dokuzuncu Hariciye Koğuşu" ile Peyami Safa, sanatın olgunluk dönemine giriyor. Bugünkü Peyami Safa`yı bize işaret eden ilk kusursuz, yetkin, bütünüyle insancıl ve her satırı göğüsten kopmuş bir damar gibi taze ve hayat fışkıran bir kitap.
Cahit Sıtkı Tarancı
Ercan Y.

Ercan Y.

@ercanyurtcu

Post-modern romana geçiş ilk defa denenmesine rağmen gerçekten de güzel bir roman olmuş. Romanda ki betimlemeler ve tasvirler gerçekten de çok iyi, zihninizde o sahneler canlanabiliyor. Kitabın içinde kendinizi hissediyorsunuz.

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu 1929 yılında Cumhuriyet gazatesinde yayımlanmış, 1930 yılında ise kitap olarak basılmıştır. Romanın yazıldığı dönem 2. Dünya Savaşı' nın en hararetli zamanlarıdır. Fakat savaşın etkileri romanda yansıtılmamış başka bir deyiş ile roman savaşla ilgilenmemiştir. Romanın yazarı Peyami SAFA' dır. Peyami SAFA 1899'da İstanbul' da doğdu, 15 Haziran 1961' de yaşamını yitirdi. Babası şair İsmail SAFA' dır. Düzenli bir eğitim almadı. Kendi kendini yetiştirdi. İlk romanı '' Sözde Kızlar'' dır.
Peyami SAFA Dokuzuncu Hariciye Koğuşu adlı eserinde hasta genç psikolojisini ve kendi otobiyografik romanı olarak ortaya koymuştur. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu' nun konusu: Küçük yaşta babasını kaybetmiş, dizinden uzun süredir hasta, İstanbul'un kenar semtlerinden birinde annesi ile birlikte yaşamakta olan on beş yaşlarındaki fakir kahramanın, birlikde büyüdükleri ve kendisinden dört yaş büyük olan Paşa'nın kızı Nüzhet' e karşı beslediği duygular; aralarındaki zıtlıklar yüzünden bu duyguların sebeb olduğu çatışmalar ve hastalığındaki olumsuz gelişmeler sebebiyle yaşadığı maddi ve manevi sıkıntı, acı, buhran ve bunalımdır.
'' Öğleye doğru muayene odasının önü doldu. Sıralarda oturacak yer kalmadığı için yeni gelenler ayakta durdular ve anneler, hasta çocuklarını dizlerine oturtabilmek için duvar diplerine çömeldiler.'' ( Sayfa.1 )
Romanın ilk satırlarından itibaren okuyucuyu '' hastane'' ve '' hastalık '' teması sarmaktadır. Kahramanın sekiz yaşından beri sol dizinde bulunan meçhul hastalık dolayısıyla '' hastane '' ve '' hastalık '' ile ilgili betimlemeler romanda sıklıkla yapılmıştır.
'' .... Yalnız başıma demir parmaklıklı kapıdan içeriye girerdim, dokuzuncu hariciye koğuşuna doğru ağaçların bile sıhhatine imrenerek yürürdüm, camlı kapıların garip bir beyazlıkla gözlerime vuran ve içimde korku ile karışarak yuvarlanan parıltıları arasında o dehlize girerdim ve yalnız başıma bir köşeye ilişirdim, kımıldamazdım, susardım, beklerdim, korkudan büzülürdüm, rengimin uçtuğunu hissederdim. '' ( s. 2 )
Kahramanın sekiz yaşından beri çektiği bu meçhul hastalık, ruhsal yapısını da alt üst eder. Bacağının kesilmesinden sakat kalmasından, çok korkar. Sakat kalma korkusu, kahramanı adeta bir gölge gibi takip eder. Çevresindeki insanların gözünde o, acınacak durumda olan bir zavallıdır. Hastalığından dolayı kendini acınacak durumda hisseden çocuk, sağlıklı insanları, ve doğanın canlılığını kıskanır.
Peyami SAFA kolundaki meçhul bir kemik hastalığı yüzünden yıllarca tedavi gören yazar, bu ramonıyla hasta insanların yaşadıkları acıları, hastanelerde ve muayenelerde yaşanan sıkıntıları, hastalığın insanların iç dünyalarında yarattığı tahribatı başarılı bir biçimde anlatmıştır. Yazar, okuyuculara hasta insanların iç dünyalarındaki acıları, bunalımları, eziklikleri, isyanları gösterir ve okuyuculardan hasta insanlara karşı daha duyarlı davranmalarını ister.
''Birçok fedakârlıklara hazırlanmak lazım geldiğini anlıyordum. İçimde hep ne olduklarını bilmediğim gizli ve meçhul ümitlere sarılmıştım; onlar olmasa bir saniye nefes alamazdım; çünkü bütün hesaplar aleyhime çıkıyordu, bu meçhul ümitler beni aldatırlarsa mahvolacaktım.” (s. 25 )
Kahramanın bacağındaki meçhul hastalık için doktorlar net bir şey söylemezler, '' çok kötü, çok tehlikeli '' gibi açıklamalar yaparlar. Doktorların soğuk kanlılıkla insalıktan, duyarlılıktan yoksun açıklamalarına rağmen Hasta Çocuk iyileşme umudunu hiçbir zaman kaybetmez. Doktorların ağzından çıkacak bu meçhul hastalıktan kurtulacağına, iyileşeceğine dair küçücük bir sözün hayaliyle yaşar. Kahramanımız ne kadar karamsar olsa da içindeki iyileşme umudunu hiçbir zaman kaybetmez.
“Yalnız Çocuğun Azabı
Ağaçların bile sıhhatine imrenerek yürürdüm.
Ben de onların arasındaydım ve onların arasında büyüğüm de yoktu. Yalnız bende meçhul bir hastalık vardı, sekiz yaşımdan beri çekiyordum.
Ben de o muayene odasının ve nice muayene odalarının önünde senelerce bekledim. Benim yanım da büyüğüm de yoktu. Yalnız başıma demir parmaklıklı kapıdan içeriye girerdim, dokuzuncu hariciye koğuşuna doğru ağaçların bile sıhhatine imrenerek yürürdüm, camlı kapıların garip bir beyazlıkla gözlerime vuran ve içimde korku ile karışarak yuvarlanan parıltıları arasında o dehlize girerdim, ve yalnız başıma bir köşeye ilişirdim, kımıldamazdım, susardım, beklerdim, rengimin uçtuğunu hissederdim.” (s.7)
Romanın en önemli temalarından biri de '' yalnızlık'' tır. Babasını yıllar önce kaybeden Hasta Çocuk İstanbul' un kenar mahallelerinden birinde annesiyle oturmaktadır. Kahramanımızın anneside ciddi bir hastalığı bulunmaktadır. Dizindeki meçhul hastalık ve annesinin de hasta olması nedeniyle yıllarca hastane koridorlarında yalnız başına beklemiş, çok acılar çekmiştir.
“Felâketimizi başka biriyle taksim etmek saadettir, fakat annelerle değil. Annelere anlatılan kederler taksim değil, zarbedilmiş olur: Çocuklarının felâketini iki kat şiddetle hisseden anneler, bu ıstıraplarını çocuklarına fazlasıyla iade ederler; böylece keder anadan çocuğa ve çocuktan anaya her intikâl edişinde büyüdükçe büyür.” (s.12)
Hasta Çocuk yalnızlığını annesiyle paylaşmayı çok istemiştir. Ancak doktorların bacağıyla ilgili olumsuz ve ümitsiz konuşmalarını annesinden saklar, annesinin hastalığı dolayısıyla onu üzmek istemez. Annesine sürekli bacağının düzeleceğini söyleyerek onu geçiştirmeye çalışır. Hastalığını, çaresizliğini, korkularını içinde yaşar. Annesini üzmek istemez.
“- Ragıp Bey diyorlar ki, İstanbul’da, gece yarıları, üçer beşer kişi, ellerinde birer kova siyah boya ile sokakları dolaşıyorlarmış ve nerede Fransızca ibare görürlerse derhal siyahla kapatıyorlarmış. Sen ne dersin? Almanlara yaranacağız diye kırk yıldır öğrendiğimiz lisanı bize unutturamazlar ya!
Mevzuyu beğendim. Kime yaranmak olursa olsun, güzel Türkçe dururken, sokak levhalarına, tabelâlara Fransızca ibareler yazılmasına aleyhtar olduğumu söyledim. Paşa ve doktor, basit kozmopolit fikirleriyle bana hücum etmeye başladılar. Paşa, Fransızlara sevgisini içtimaî bir akide seviyesine çıkarmak için nafile yoruluyor. Fransa’nın bizim kültürümüz üstündeki tesirlerine dair alelâde Tanzimat fikirlerini sıralıyordu. Doktorun samimi olup olmadığını bilmiyordum, fakat onun bütün delili, Türkçenin kifayetsizliğini iddiadan ileri geçmiyordu. ‘Reçetelerimizi bile Fransızca yazıyoruz.’ diyordu.” (s.70)
Hasta Çocuk milliyetçi bir kişiliğe sahiptir ve milli değerelere bağlı, Türkçeyi seven ve diline sahip çıkan biridir. Bu milliyetçiliğini her fırsatta dile getirir ve bunu belli ederdi. Fakat Paşa ile Doktor Ragıp' ın yozlaşmış düşüncelerine tahammül edemez. Onlara her fırsatta Türkçe' nin kullanımının daha doğru olacağını ve milli değerlerimize sahip çıkmamız gerektiği düşüncesini dile getirmiş, onları bu konuda ikna etmeye çalışmıştır. Ancak kendisini dinleyen ve kendisine değer veren Paşa dedesiylede arası bu düşüncelerinden dolayı açılmıştır.
“Nüzhet’le beraber büyüdük. Benden yaşça büyük olduğu halde, onun küçükken bebekleriyle oynamasını, ben, istihfafla seyrederdim, bilhassa hastalığımdan sonra. Ben ondan evvel, ruhen çocukluktan çıktım, daha evvel ciddileştim. O hâlâ çocuktu. (Fakat bu da benim hoşuma gidiyordu.) kendimde kaybettiğim şeyleri onda buluyordum…
Yalnız büyüdükçe birbirimize yabancılaştığımızı birkaç kere fark etmiştim, aramıza meçhul anlaşmazlık setleri yığılıyordu ve ben bunları yıkmaya çalışmaktan zevk alıyordum, fakat her birini yıktıkça daha büyüğünün önüme çıktığını görmek beni hem sevindiriyor, hem kederlendiriyordu. Birbirimize açıldıkça kapanıyorduk.” (s.26)
Tabiatın canlılığına ve çevresindeki insanların sağlıklı olmalarına karşın kendisinin hasta olması Hasta Çocuğu derin bir yalnızlığa sürükler. Çevresindeki insanların kendisine acıyan gözlerle bakmasına dayanamaz. Herkesten şüphelenir.
Nüzhet' le geçirdiği zaman Hasta Çocuğa yalnızlığını ve çektiği acıları unutturur. Fakat Hasta Çocuğun mutluluğu fazla uzun sürmez. Hasta Çocuk bir genç kız olarak Nüzhet' i beğenir, ancak kişilik yönünden durum farklıdır. Hasta Çocuk Nüzhet' ten dört yaş küçük olmasına rağmen Nüzhet' ten daha olgundur. Elli yaşın olgunluğunu taşımaktadır. Nüzhet havai, şımarık, basit bir kızdır. Bu nedenle Hasta Çocuk, sevdiği kızla beraberken bile iç dünyasında yalnızdır.
Hasta Çocuk, iyileşeceğine dair haberleri nihayet yedi yıl sonra alır. Hasta Çocuğun tek isteği bacağının kesilmemesidir. Tedavi yöntemi ve süreci ne kadar acılı olursa olsun her şeye katlanacaktır, yeter ki bacağı kesilmesin.
Romanıın sonunda Hasta Çocuk, ameliyat olmak için Dokuzuncu hariciye koğuşuna yatırılır. Hasta Çocuk yine yalnızdır.
Peyami Safa bu romanıyla hasta insanların iç dünyalarını yansıtmaya ve onların toplum içindeki değerlerini gözden geçirmemize, sağlıklı insanların hasta insanlara karşı davranış ve tutumlarını sorgulamaya çalışmıştır.
ataç ikon Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
kitaba puan vermedi
1 beğen · 0 yorum
Ruh Proletaryası

Ruh Proletaryası

@ruhproleteryasi

Peyami Safa
Adı Dokuzuncu Hariciye Koğuşuyla özdeşleşmiş Peyami Safa, sekiz dokuz yaşlarındayken yakalandığı bir kemik hastalığı nedeniyle çocukluk ve ilk gençlik yılları hastane koridorların da geçirir. Bu zor dönemde yaşadıklarını daha sonra Dokuzuncu Hariciye Koğuşu adlı eserinde romanlaştırmıştir. Özellike psikolojik romanların edebiyatımızda güçlü örneklerini ortaya koymuştur. "Benim her romanımda kendi hayatımdan parçalar vardır." diyen Peyami Safa, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu adlı büyük eserinde konu olarak almıştır. Psikolojik bir roman olan Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, olaylardan çok on beş yaşında bacağından hasta olan bir gencin bunalımları sergilenir. Davranışları, duygu, düşünce ve yorumları anlatılır. Birinci bölümde, gencin oturduğu mahalle tanitilir. İkinci bölümde, doktor Ragıp'ın portresi çizilir. Üçüncü bölümde, hastanede yattığı koğuştan atılırken birden bire hatıralarla ölüm soğukluğu karşılaşması sonucunda bunalıma sürüklenişi ayrıntılarıyla adım adım sergilenir. Peyami Safa roman kahramanlarının ruhi durumlarını başarıyla aktarır okuyucuya Dokuzuncu Hariciye Koğuşunda. Ahmet Hamdi Tanpınar Dokuzuncu Hariciye Koğuşu ile ilgili düşüncelerini "Nasıl olurda bir romancı, cicili bicili salonları, otomobil görüntülerini, kranta bekârlarla muhteris kızların aşklarını bir tarafa bırakıp da hastaneden bahseder? Hissedebiliyorum. Bu sayfalarda ne ayışığında buse, ne zârif ve kibar çay alemleri, ne baygın gözlü aşık ve ne de gurbette hatıra defteri tutan afif ve sâdık sevgili vardi. Bu yolculukların yanında insan hakiki acıyı ıstırabı gölge halinde bilir olsa seferberliğin aç İstanbulunu buluyor." Şeklinde ifade eder. Kitabı okurken büyüleyici satırlarında kısa bir yolculuğa çıkılıyor.. :) Yüksek, çıplak, mavi, dümdüz, dimdik duvarlar.
Gözümün hiçbir görüş köşesi yok ki içine bir duvar parçası girmesin. Hep ve yalnız onları görüyorum. Onlardan kaçan gözlerim onlarla karşılaşıyor.
Bakıldıkça uzuyorlar, yükseliyorlar; sertleşiyor ve korkak, yumuşak bakışlarıma kaskatı çarpıyorlar, gözlerimi ezecekler. Başım döndü.
Deniz gibi yayılıyor ve beni çeviriyorlar. Serinliklerini hissediyorum. Denizde, çıplak vücudumu saran dalgaların birdenbire taş kesilmeleri gibi, duvarları giyiyorum.
Hiç kımıldamıyorlar..
-Derinlik ve sezgilerle donatılmış bir kitap ve yazar :)
ataç ikon Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
kitaba 10 verdi
10 beğen · 0 yorum
İlhan yücel

İlhan yücel

@ilhanyucel

"Dayanırım" diye bağırdım.
Girişte bir türlü benimseyemedim, yaknılaşamadım . İçinde bolca geçen anlamını bilmediğim kelimeler sürekli sayfaların altındaki açıklamalara kaymama sebebiyet verdi. Kitaptaki kelime çeşidinin zihnimdeki belirsizliği kitapla arama mesafe koydu. Bunun yanında da bir o kadar sade ve öz anlatımlarla kitap boyunca karşılaştım. Lakin o özleri çekerken biraz zorlandım belki kelimelerin anlamlarını bilerek okumak daha iyi bir bakış açısı sağlar. Tüm bunlara rağmen bir noktada teslim oldum. "Dayanırım" diye bağırdığı noktada. Fazlaca çıkarım yapılabilecek bir hikaye değil. Genelde kelime ağırlığına rağmen akıcı. Duygular dolaysız geçiyor.

Genç bir delikanlı diziyle ilgili irinli bir hastalığı -"tumeur blanche" - yıllardır çekmektedir. Şifa bulma sürecinde duyguları anlatmaktadır. Bolca kitap okumakta hatta kendini yazarlarında üstünde bir konumda görmektedir. Yaşına rağmen paşalarla doktorlarla aşık atabilecek kadar da kendine öz güveni vardır. Türkçülüğe aşık olan zamanın yabancı ekolünü benimsemeyen yaşı küçük aklı büyük bir adam.

Güzel ifadeler birtanesi "Annelere anlatılan kederler taksim edilmiş değil zarbedilmiş olur" . Zarb etmek çarpmak anlamındaymış. Diğer kalıcı ve duyguyu geçirici ifadelerden biri onu-hasta dekilanlıyı- tam olarak anlayabileceklerin herkes olamayacağını ifade etmesidir. O zaman başından ciddi bir hastalık geçirmemiş kişi bu kitapta yazılanları tam olarak hissedemiyeceklerdir,ancak aklaşabileceklerdir. "Büyük bir hastalık geçirmeyenler her şeyi anladıklarını iddia edemezler. "

'Ey' kelimesi geçiyor yer yer. Yani bir soru ya da çağırma karşısında, dinliyorum ne olmuş vs. anlamına geliyor sanırım. Bu da eskilerde kalmış, ananemden (Allah uzun ömür versin yaşıda var hani) duyduğum ama şimdilerde hiç kullanılmayan kelimelerden.
ataç ikon Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
kitaba puan vermedi
7 beğen · 1 yorum
Şule Altınsoy (@sulealtinsoy)
[silindi]
26.10.18 beğen cevap
Kenan Taban

Kenan Taban

@kenantaban

Fakir ve dizinden rahatsız olan bir çocuğun , kendisinden dört yaş büyük bir kıza aşık olması,beraberliğe dönüşmeyen bu aşkın getirdiği sıkıntı ve heyecanlardan dolayı rahatsızlığının artması ve nihayet ameliyat edilmesi romanın konusunu şekillendirir.
Hayatın ve hayatta bizden önde yol alanların nasihatinin kıymetinin bilindiği ve bildirilmeye çalışıldığı bu kitapta; biçim/içerik uyumu vardır. Tanpınar'ın dediği gibi de o zamana ve o zamanda yazılan kitaplara göre hayli gerçekçi ve gerekli bir kitap olmuş ancak bu durum sadece yazarı nitelendiren bir durumdur. Baloların, lüks hayatların anlatıldığı bir dönemde yazarın böyle bir gerçekçiliğe yer vermesi kitabı değil yazarı niteler bir olgunluktur.
Kitabı kendi bazında ve yazarın adına bakmadan değerlendirirsek; başta da dediğim gibi içerik/biçim uyumu, konu bütünlüğü vardır. Fakat psikolojik tahlil ve durumların yer aldığı kitapları okurken olaya iyice kapılırken bu kitapta aynı şeyi yaşayamadım. Bu da kitabın hikayesindeki psikolojik durumun yoğun olarak esere işlenmesinden ve bu durumun esere fazlaca sindirilmiş olup öylece okuyucuya aktarılmasından kaynaklanan bir durum olsa gerek...
Kısaca, her okurun okumuş olması gereken bir eser...
1 beğen · 0 yorum
Semih Oktay

Semih Oktay

@semihoktay

DOKUZUNCU HARİCİYE KOĞUŞU

Peyami Safa; Ötüken Neşriyat; İstanbul, 1999, 33.baskı,109 sayfa (7) (24 Kasım 2009)

Dün bir arkadaşım ödünç getirdi Peyami Safa'nın DOKUZUNCU HARİCİYE KOĞUŞU adlı eserini.İlk baskısı 1937 yılında Suhulet Kitapevi tarafından yapılmış; okuduğum baskı ise Ötüken Neşriyat'ın 1999'da yaptığı 33.baskısıdır.

Eser onbeş yaşındaki bir çocuğu,bu çocuğun sakat dizi ile bu diz yüzünden çektiklerini ve yaşça kendisinden büyük olan âşığını anlatıyor.Toplamı 109 sayfalık bir roman diyeceğim ama roman değil DOKUZUNCU HARİCİYE KOĞUŞU.Bana göre biyografik,uzun bir hikâye.Eseri çok rahat okudum,bir akşamda devrediverdim.Benim alıştığım roman kahramanları yok-tu Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'nda. Kurguda yer alan kişileri tanıtmaya pek az yer ayrılmış.Betimlemeler zayıf; tasvirler basit kalmış.

Şayet DOKUZUNCU HARİCİYE KOĞUŞU'na roman dersek Füruzan'ın HARAÇ adlı hikâyesine de roman dememiz gerekir.Eserin bir ana fikri olduğu da söylenemez.

Akılda kalıcı bir konusunun olduğunu kabul etsek bile roman kurgularında olması gereken beklentilere karşılık veremeyen bir eser olduğu için hikâye niyetiyle okunmalı.
3 beğen · 0 yorum

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu - S41

Doktor anlatıyordu:
-Bu zavallı,dünyada hiçbir şeyleri olmayan insanlardan...Bunların öldükten sonra bir mezarları bile yoktur.Fakat bu,anatomi için iyi bir kadavra.Tepeden tırnağa kadar adaleleri sayılıyor.Hem yağsız.yavan bir ceset,anatomi bıçağını yormaz.
FULYA GÜN tarafından eklenmiştir.
ömer sevinç

ömer sevinç

@omersevinc

Az ümit edip çok elde etmek hayatın hakiki sırrıdır.
ataç ikon Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
16 beğen · 0 yorum
Oz

Oz

@oznurs26

İki hasta kadar birbirine yakın hiç kimse yoktur.
ataç ikon Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
kitaba 8 verdi, inceleme ekledi.
14 beğen · 0 yorum
Merve 🗡

Merve 🗡

@mtrv

Büyük bir hastalık geçirmeyenler, her şeyi anladıklarını iddia edemezler.

İki hasta kadar birbirine yakın hiç kimse yoktur.

Hasta olmayanlar bizi ne kadar az anlayacaklar!
ataç ikon Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
13 beğen · 0 yorum
Aleyna

Aleyna

@alynbldrc

ve bir yalan söylendiği zaman insanların değil, eşyanın bile buna nasıl tahammül ettiğine şaşıyordum. yalana her şey isyan etmelidir. eşya bile: damlardan kiremitler uçmalıdır, ağaçlar köklerinden sökülüp havada bir saniye içinde toz duman olmalıdır, camlar kırılmalıdır, hatta yıldızlar düşüp gökyüzünde bin parçaya ayrılmalıdır filan... zavallı mürahik...
ataç ikon Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
12 beğen · 2 yorum
Ahmet Enes (@artanis)
"Görülecek, işitilecek, tadılacak, okunacak, yazılacak, yapılacak o kadar çok şey birikiyor ki, bundan sonra hayatımın bütün bunlara yetişmeyeceğinden korkuyorum..."
06.06.17 beğen cevap
Aleyna (@alynbldrc)
hakikati seviniz, o da sizi sever
06.06.17 beğen cevap
Oz

Oz

@oznurs26

Kendi kendime karşı çok borçlandım Kendime vaadettiğim şeyleri yapamazsam utancımdan aynaya bakamayacağım.
ataç ikon Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
kitaba 8 verdi, inceleme ekledi.
11 beğen · 0 yorum
432
KİTAP
Hiç Unutamayacağım Dediğimiz Kitaplar
Bittiğine üzüldüğümüz, hayatımızda derin izler bırakan unutamayacağımız kitapları paylaşıyoruz....
35
KİTAP
En Baba Yazarların En Kral Dünya Klasikleri
Kalem duayenlerinin hayal güçlerini yansıttıkları, klasikleşmiş ve kültleşmiş en önemli dünya klasikleri listelenmektedir. H...
394
KİTAP
Bir Nefeste Okunan Kitaplar
Elinden düşüremeyeceğin, bir solukta okuyacağın en sürükleyici kitapları bu listede bulabilirsin. Sen de en sürükleyici buldu...
163
KİTAP
Kütüphanenizde Yer Alması Gereken Hazine Değerindeki Edebiyat Kitapları
Herkesin okuması ve kitaplığında bulundurması gerektiğini düşündüğümüz hazine değerindeki en iyi edebiyat kitaplarını bu list...
1177
KİTAP
Mutlaka Okunması Gereken Kitaplar
Herkesin mutlaka okuması gereken, kitaplığında bulunması gereken kitaplar listelenmektedir. Sen de mutlaka okunması gerektiği...
Gülşah Sönmez

Gülşah Sönmez

@gulsahsonmez

Sofa’nın tasviri
“Bu sofa yaşlı bir insan yüzü gibidir: Evimizin bütün ruhu, kederleri ve neş’esi orada görünür, her günün hâdiseleri tavana, duvarlara, döşemeye bir leke, bir çizgi, bir buruşuk ve bazan da ancak bizim görebileceğimiz gizli bir işaret ilâve eder. Bu sofa canlıdır: Bizimle beraber kımıldar, değişir, bizimle beraber dağılır, toplanır, bizimle beraber uyur uyanır; bu sofa aramızda sanki üçüncü bir simadır ve güldüğü, ağladığı bile olur.”

“Benim her girişimde, orada, hareketsiz duruşum, beni bana gösteren bu çehreye bakmak içindir.”

Evdeki sofanın tasvirine söylenecek kelime bulamıyorum...
ataç ikon Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
kitaba 9 verdi, inceleme ekledi.
10 beğeni · 6 yorum beğen ikon
ekar (@ekar)
sofaya bir ruh, bir nefes vermiş.. öyle ki okuyucu sofanın nefesini hissediyor gibi oluyorr..
07.03.18 beğen 2 cevap
turlim (@turlim369)
peyami safa çok iyi bir yazar hakikaten
07.03.18 beğen 2 cevap
Gülşah Sönmez

Gülşah Sönmez

@gulsahsonmez

Bugünkü kitabım paylaşım fotoğrafı
Bugünkü kitabım
Bugün Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’nu okuyorum...
ataç ikon Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
kitaba 9 verdi, inceleme ekledi.
44 beğeni · 14 yorum beğen ikon
turlim (@turlim369)
.dokuzuncu hariciye koğuşuna doğru ağaçların bile sıhhatine imrenerek yürürdüm..
05.03.18 beğen 4 cevap
İris ? (@irisgkt)
Yillar once cok begerek okumustum. Fakat onerdigim bir arkadasim pek begenmedigini soyledi. Umarim hosunuza gider ☺
05.03.18 beğen 2 cevap
Semih Çakır (@009)
Ya bu kitap o kadar elime geçti ki okumak hiç nasip olmadı , üniversite kütüphanesinde bulursam direkt alacağım.
06.03.18 beğen 1 cevap
Tokmakan ♌️

Tokmakan ♌️

@tokmakan

 paylaşım fotoğrafı
Pazar keyfi
ataç ikon Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
44 beğeni · 7 yorum beğen ikon
Semih (@sc)
Hep ödev diye gördük bu kitabı, kıymet bilemedik. :) Keyifli okumalar.
25.02.18 beğen 4 cevap
POST_MORTEM (@postmortem)
Haa yani pazar pazar depresyona bağlayacağım diyorsun :)
25.02.18 beğen 1 cevap
zeynep krmm (@lonelygrl)
kendi okuduğum kitap bir türlü bitiremediğim kitap var ..Bazı kitaplar sanki bitirilmek ve rafa kaldırılmak istemiyor..kitabın adı harika piç..işin tuhafı kitabın adıyla bitmemesini özleşleştircek derecede manyaklaşmış olmam...tövbe..tövbeee pazar pazar ne diyom ben?..;) ;)
25.02.18 beğen 2 cevap
DAVUT SEÇER

DAVUT SEÇER

@davut38ks

GELECEKTEN BEKLENEN. paylaşım fotoğrafı
GELECEKTEN BEKLENEN.
Yalancı istikbalin şüpheli vaatlerine degil, teminatina ve senedine ihtiyacim var.
ataç ikon Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
kitaba 8 verdi, inceleme eklemedi.
6 beğeni · 0 yorum beğen ikon
8.2/10
1166 oy
Sence kaç puan almalı?
0