ara

Hayatın Kaynağı

Hayatın Kaynağı Konusu ve Özeti

Hayatın Kaynağı
Yazar:
Çevirmen: Belkıs Çorakçı (Dişbudak)
Yayınevi: Plato Film Yayınları
ISBN: 2880000039211
Sayfa: 788 sayfa
Dünya bizleri kurtarma ve bize iyilik etme aşkıyla dolu insanlar tarafından hep kana bulandı. Tarihteki bütün savaşları yürekleri iyilikle dolup taşan, kendini bir dava uğruna feda ettiğini düşünen kurtarıcılar çıkardı.Hitler Almanları, Stalin işçileri, Mao köylüleri kurtarmak için dünyayı kana buladı. Milyonlarca insan kurtarıcıların şefkat dolu ellerinde can verdi. Onlar hep "biz" dediler, hiç ben deyip kendilerini düşünmediler. Ama bilim, zenginlik, hayatı kolaylaştıran, yaşanır kılan her türlü buluş, bilgi kendi çıkarları için çalışan, işini iyi yapan bencilerin eseriydi. Onlar hiçbir zaman biz olmadılar. Sadece işlerini iyi yapmaya çalıştılar ve bizlere rağmen başardılar.Elinizdeki kitap, dünyanın fedakarlık tüccarları tarafından yok edilmemesi için bir Akıl Kalkanıdır. Ben'in bir savunucusu ve kalabalıklara karşı duran yaratıcılara verilmiş bir ödüldür. Aklın ve mantığın yolunu izlemek isteyen herkese bu rehberi takdim etmekten onur duyuyorum.-Sinan Çetin-
Hayatın Kaynağı kitabı Mutlaka Okunması Gereken Kitaplar listesinde yer almaktadır.

Ergün Çil

@erguncil

DOĞRU OLAN MI, YOKSA TOPLUMA UYGUN OLAN MI?
Sonunda 974 sayfa ve 6 punto, cep kitap formunda yazılmış ama cebe sığmayan "Ayn Rand'ın yazdığı Hayatın Kaynağı"nı bitirebildim.

Zaman zaman hep düşünmüşüzdür: “Acaba doğru bildiğimi mi yapsam, yoksa benden bekleneni mi?” Ben de dahil ezici çoğunluğumuz bizden bekleneni yapmıştır. Bu nedenle hem biz, hem de bizden beklentisi olanlar mutlu olmuştur veya mutlu olduğunu sanmışızdır. Ama tarihe baktığımızda topluma yön veren veya çağ atlamaya sebep olanlar bizim gibi düşünenler değil, bizim toplum dışı, garip ya da sıra dışı yani aykırı kişi olarak adlandırdıklarımızdır. Bu kitabı okuduğumda Howard Roark’a hem kızdım, hem imrendim, hem de kendimi suçladım. Ama şu bir gerçek ki, herkes Howard Roark olamaz. Hepimizin çevreden, eğitimden ve aileden gelen kalıplanmışlıklarımız var. Bunun dışına çıkmayı maalesef pek çoğumuz göze alamaz. Ya da kalıba uygun davranmanın verdiği ödüller ve rahatlık bizi bundan alıkoyar.

Hayatın Kaynaği Ayn Rand’ın 1943 yılında kaleme aldığı ve 1920-30’ların New York’unda gökdelenlerin yapılma aşamasında geçen olayları anlatan romanıdır. Fountainhead olan kitabın orijinal ismi Rand’in “ insanın egosu ilerleyişinin kaynağıdır” cümlesinden gelmektedir. Hayatın kaynağı Howard Roark adındaki idealist genç bir mimarın hayatını incelemektedir. Kendisi, bina dizaynında hüküm süren zevklere sırf çıkarı için boyun eğip, artistik ve kişisel görüşünde uzlaşmaya varmaktansa, karmaşıklık içerisinde çabalayıp kendi doğrusu için savaşmayı göze almıştır.

Kitabın kahramanı Howard Roark’un kendi doğrularını kabul ettirmedeki sıkıntıların benzerini Ayn Rand da kitabını yayınlatana kadar yaşamıştır. Kitap 12 yayımcı tarafından reddedilmiş ve sonunda genç editör Bobbs- Merrill Şirketinin baş ofise dayatması sonucu yayımlanabilmiştir. Genç editörün şu şekilde bir dayatmada bulunduğu bilinir : “Eğer bu size göre bir kitap değilse, ben de o zaman size göre bir editör değilim.” Tüm olumsuz eleştirilere rağman kitap 1000’lerce insan tarafından okunmuştur.
Bizde geçtiğimiz yıl popüler olan “Azra Kohen’in yazdığı Fi, Çi ve Pi adlı seri” ye de ilham vermiş, aynı temayı işleyen bir eser Hayatın Kaynağı…

Kitabın ana fikri aşağıdaki alıntıda gizlidir:
Kolektif beyin diye bir şey yoktur. Kolektif düşünce diye bir şey de yoktur. Bir grup insanın vardığı anlaşma, ya bir uzlaşma, ödün verme sürecidir, ya da birçok bireysel düşüncelerin bir ortalamasıdır. İkincil önem taşıyan bir şeydir. Birincil eylem.. yani mantık yürütme süreci... bir tek kişinin tek başına yapması gereken bir şeydir. Yemekleri bir sürü insana paylaştırabiliriz. Ama kolektif bir midede sindiremeyiz. Hiç kimse kendi ciğerlerini, başkasının yerine solumak için kullanamaz. Hiç kimse kendi beynini, başka birinin yerine düşünmek için de kullanamaz. Vücudun ve ruhun bütün işlevleri bireysel ve özeldir. Paylaşılamazlar ve devredilemezler."

Bir arkadaşımın israrla okumamı tavsiye etmesiyle alıp okuduğum Hayatın Kaynağı gerçekten okunmayı hak eden bir roman. Daha önce neden okumadığıma hayıflandım gerçekten. Bence bütün gençlere ve üniversitelilere okunması tavsiye edilmeli.
Hayatın Kaynağı
kitaba 10 verdi
10 beğen · 0 yorum

Red Red

@khaos

ÖLÜ NESNELER ARASINDA BİR YAŞAM BELİRTİSİ OLARAK; ROARK!
Kendini gerçekleştirme cesareti elinden alınmış ve buna rağmen köleleştirilmiş özgürlüğüne şükran duyan, üzerindeki bu rezil işgalin farkında bile olmayan insanlığa, karanlıkta açılmış aydınlık bir kapıdır; 'The Fountainhead'... Herkesin içinde bir yerde olan o şüpheci ve egoist sesin, toplum yararına masallarıyla duyulamayacak hale nasıl getirildiğini, kişiliksiz bireylerin nasıl üretildiğini anlatan bu kitabın her okur tarafından muhakkak okunması ve yeter seviyede idrak edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Kitap dört ana bölümden, dört ayrı davranış ve varoluş biçiminin insan hüviyetinde cisimleşmesinden oluşmaktadır. Bunlardan ilk üçünü, yeryüzünü ne yazık ki baştan sona kuşatmış olarak görürüz. Bunlar, zevahirde yaşayan lakin gerçekte ölü olan nesnelerdir; kendi benliği olmayan insanlar. Birinci bölümün ölü nesnesi, kendi yararına en kutsal değerlerini bile hayâsızca gözden çıkarabilen, ruhunu satmak hususunda bir an bile tereddüt etmeyen, dünyanın en aşağılık insanı da olsa önemli değil, yeter ki toplum nazarında bir itibar, bir ağarlık kazanmış olsun, toplumun şekillendirdiği insan modeli Peter Keating ile hayat bulmuştur. İkinci insan tipi ise, bu kişiliksiz yığınların zaaflarını kolaçan ederek onları fetheden, kanlarından ve kırılgan hayallerinden beslenen, arzularından istifade eden, vasatlığı pompalayan, böyle büyüyen, kendi fikirlerini onların fikirleri yapan, toplumu şekillendiren, krallığını asalak olmasına borçlu olan Toohey’dir. Üçüncü yaşamın ölü nesnesi ise Gail’dir. Şekillendirilen ve şekillendiren arasında şekillenen ikiyüzlü bir imparator! Her şeyin farkında olan, tüm kokuşmuşluğu gören; ruhlarını satıp geçinenlerle bu ruhları alıp şekillendirenler arasında aracı olan, komisyoncu bir imparator! İyilik, fedakârlık, hayırseverlik, diğerkâmlık adına yapılan sömürüyü kendi çıkarına kullanan, kimin canı ne duymak istiyorsa onu duyuran, ne görmek istiyorsa onu gösteren tutsak bir gazete; Gail. Ve Roark! Tüm ölü nesnelerin arasında yaşayan bir anıt! Her şeyden ve herkesten bağımsız, ne oyuncak olmaya gelmiştir dünyaya ne de oyuncaklarla oynamaya. Ne yönetmek ister ne de yönetilmek. O ateşi keşfedendir ve keşfettiği ateşte yakılan. O tekerleği icat edendir ve icat ettiği tekerleğin altında boynu kırılan. Benliği elinden alınmışların kurşunları önünde, kendi benliğini oluşturan çelik yelektir. Kurşun işlemez. O, içimizdeki yaratıcı güçtür. Eğilip bükülemez. Geride ayak izi bırakmış her ölümsüz isme selam olsun.
Hayatın Kaynağı
kitaba 9 verdi
20 beğen · 13 yorum
Eseflal (@eseflal)
A. selam 😅 şaka şaka 😅😂 o güzel paylaşımdan sonra güzel bir inceleme olmuş, kalemine sağlık. 😇 Şu içimizdeki yaratıcı gücü gerçekten merak ettim 🤔😇
08.09.18 beğen 2 cevap
Gülşah Sönmez (@gulsahsonmez)
Güzel inceleme olmuş. Emeğinize sağlık
08.09.18 beğen 1 cevap
kader.cmln (@naturmort)
Emeğinize sağlık kitabın hakkını veren bir inceleme ☘
08.09.18 beğen 1 cevap
Cahil Cühelâ (@cahilcuhela)
Aleyküm selam.. İnceleme o kadar güzel olmuş ki gerçekten merak ettim. Kaleminize sağlık
08.09.18 beğen 1 cevap
Emine 🍁 (@solukbirgolge)
İncelemeniz beni bu kitabı okumam konusunda aşırı derecede isteklendirdi teşekkürler bunun için. Mesaj kutunuz kapalı olduğu için yazamadım ama sormak istediğim bikac şey olacak size nasıl iletişim kurabilirim acaba ?
14.10.18 beğen 1 cevap

Gülşah Sönmez

@gulsahsonmez

Hayatın Kaynağı
Karşı düşüncedeki insanlara her geçen gün yenilerinin eklendiği bir ortamda, “kendi” düşüncelerini ve fikirlerini uygulamaktan geri durmayan, cesur ve gözüpek bir insanın yaşamını konu alan romandır Hayatın Kaynağı.

Farklı kişilerin yapmış olduğu eserlerin birbirinden izler taşıması ve hatta birçoğunun taklit olması değil de, farklı fikirleri olan birinin “yanlış” kabul edildiği bir dünyada, kendi düşünceleri doğrultusunda, özgürce kendini ifade eden ve “doğru” bildiği yoldan hiç bir surette şaşmayan bir insan...Diğer yanda, çevreden kopyaladıklarını kendine aitmiş gibi övünerek sergileyenler...Hatta öyle ki, “kendi düşüncem” diyerek tanımladıklarının, farklı olmasından duydukları korkudan dolayı sürekli diğerleriyle kontrol etme ihtiyacı hissederler. Çünkü onlara göre, başkaları tarafından onaylanmak çok önemlidir. Diğerlerinin “sıradanlıkları ve korkularının” yerini, “özgürlük ve cesaretin” aldığı insanın gücünü oluşturan şeylerden belki de en önemlisidir o işi, ruhunu tam olarak vererek yapmak.

Dürüstlüğüne, sadeliğine, sıradışılığına, özgürlüğüne, hayran olurken, çevresindekilerin her bir olayda belirginleşen vicdani çöküşlerine tanık olacağınız bir kurgu...Okurken yaşatıyor insana. Bir bölüm bitiyor, sonra bir sonrakini okuma isteği, sonra bir sonraki derken bir bakıyorsunuz ki, 925 sayfalık kitap bitiveriyor. “Olmaz öyle şey!” demeyin lütfen. Okursanız, hak vereceğinizi düşünüyorum. Keyifli okumalar dilerim.
Hayatın Kaynağı
kitaba 10 verdi
10 beğen · 2 yorum
BUKALEMUN (@karacurin)
Çok güzel bir eser.
12.08.18 beğen 1 cevap

Hasan Ali Özyörük

@hasanaliozyoruk

Birey olabilmek...
Bu kitap benim için tam anlamıyla anlatılmaz yaşanır bir deneyim oldu. Hızımı alamayıp okuduktan bir süre sonra İngilizce versiyonu da okudum. Birey olmanın ne demek olduğunu ve önemini Ayn Rand'dan daha iyi ifade eden bir yazarla tanışma fırsatım olmadı bu zamana kadar. Toplum baskısı, insanların tercihlerini zorla yönlendirme hevesi ve insanların dilediklerini, içlerinden gelenleri yapmalarına engel olma amacındaki özgür düşünce düşmanlarının fiilleri çok net ve akıcı bir dille ifade edilmiştir bu kitapta. Bir solukta okunan bir kitaptır. En önemlisi hakkını vererek okuduğunuzda size kazandıracağı farkındalıktır. Bu kitap ülkemizde ne kadar çok eve girerse o kadar faydası olacak bir eserdir. Bu kitabın belki de dünya üzerinde en çok yardım edeceği ülke bizim ülkemizdir. Zira bizim toplumumuzda birey olmak zordur ve zavallı bir şekilde egoistlik olarak görülür. Kitaptaki ana karakterin yüksek basınç altında verdiği mücadele gerçekten okunmaya değer ve ilham vericidir...
Hayatın Kaynağı
kitaba 10 verdi
6 beğen · 5 yorum
bilge altınay (@bilgealtinay)
bakış açısını değiştiren müthiş bir kitap gerçekten
04.08.15 beğen cevap
çiğdem çilci (@cigdemcilci)
ben de okumayı dusunuyorum, yorumlarınız yol gosterici epey hasan bey
05.08.15 beğen cevap
çiğdem çilci (@cigdemcilci)
okudugunuz diger kitapları da yorumlayın lutfen
05.08.15 beğen cevap
Ergün Çil (@erguncil)
Yorumunuza katılıyorum ama ülkemizde 975 sayfa bir kitabı okumayı göze alabilecek kaç kişi vardır sizce. Okuma özürlü olduğumuzu sanırım biliyorsunuzdur.
29.11.15 beğen cevap
Hasan Ali Özyörük (@hasanaliozyoruk)
Çok haklısınız. Yine de tavsiye etmeye değer çünkü kitabı okumaya başlayınca alıp götürüyor. En azından okumayı denesinler, bu bile faydalı olacaktır diye düşünüyorum.
02.12.15 beğen cevap

ayse gülce

@aysegulce

Dik durmayı öğreten roman
1942 yılında yazılmış olmasına rağmen özellikle son aylarda ( sanırım Sinan Çetin'in yazdığı önsözden sonra) piyasada yok satan kitap..bir arkadaşımın tavsiyesiyle okuduğum ve keşke iş hayatımın başlangıcında okusaydım diyerek hayıflandığım kitaptır aynı zamanda..kitapta idealist olmanın, doğrularından taviz vermeden birey olmanın önemini roman kahramanı Howard Roark'la birlikte okumuyor yaşıyorsunuz..sınıf arkadaşı olan iki kahramandan birinin düzenin adamı olarak başlangıçta başarılı ve parlak bir hayatı omasını, diğerinin doğrularından taviz vermediği, eğilip bükülmediği için binbir türlü haksızlık ve zorluklarla mücadele etmesini soluksuz takip ederken, doğrunun eninde sonunda kazandığını görerek kitabı mutlu bitiriyorsunuz..baskıcı toplumun şekillendirdiği bireylerden oluşan bizim gibi toplumlarda bu kitap mutlaka okunmalı, okutulmalı.. özellikle iş hayatına yeni atılacak olan kişilere şiddetle tavsiye olunur..
Hayatın Kaynağı
kitaba 10 verdi
7 beğen · 0 yorum

Hayatın Kaynağı - S41

Keating'e tekrarlattırdı, önünde hiç kullanılmaksızın bekleyen sipsivri yontulmuş bir yığın renkli kalem arasından bir kurşunkalem seçip bloknota yazdı.
Oğuz YILMAZ tarafından eklenmiştir.

filozof şeysi

@filozofbozuntusu

- sizinki acı çekme
+ acı çekme mi? Bunu belli ettiğimin farkında değildim.
- belli etmediniz. Ben de bunu demek istiyorum. Mutlu bir insan, acıya karşı asla bu kadar bağışık olamaz.
Hayatın Kaynağı
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
11 beğen · 0 yorum

Vildan

@vildankarakaya

' Bu doğru mu? ' diye sormuyorlar. ' Başkaları bunu doğru sayıyor mu?' diye soruyorlar. Yargılamak için değil, tekrarlamak için.
Hayatın Kaynağı
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
5 beğen · 0 yorum

Red Red

@khaos

Ulaşılabilen bir şey, fazla yüksek değil demektir; mantıksal açıklaması bulunabiliyorsa, fazla büyük değil demektir; dibi görünüyorsa, fazla derin değil demektir.
Hayatın Kaynağı
kitaba 9 verdi, inceleme ekledi.
5 beğen · 0 yorum

filozof şeysi

@filozofbozuntusu

- Ne istiyorsun sen? kusursuzluk mu?
- ..ya da hiçbir şey. Bu yüzden de ''hiçbir şey''i seçiyorum.
- Mantığa uymuyor ama..
- İnsanoğlunun kendine sahip olma izni verebileceği tek arzuyu alıyorum o kadar. özgürlük.
- Sen ona özgürlük mü diyorsun? ''hiçbir şey istememek, hiçbir şey beklememek, hiçbir şeye bağımlı olmamak'' Ya istediğin bir şey çıkarsa karşına?
- Çıkmaz. Görmemeyi seçerim.
Hayatın Kaynağı
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
4 beğen · 0 yorum

Red Red

@khaos

Bir zamanlar bir yavru kedim vardı. Bana bağlanıverdi sefil yaratık. Sokağın çamurlarından gelme, pire dolu bir hayvan. Sırf kürk, çamur ve kemik. Peşimden eve geldi. Yemek verdim, sonra dışarıya attım. Ertesi gün geri geldi. Sonunda eve aldım. On yedi yaşındaydım o zamanlar. Gazette'de, çalışıyordum. Hayatım boyunca uygulayacağım çalışma biçimini öğreniyordum. Dayanabiliyordum, ama hepsine değil. Bazen iyice kötü oluyordum. Genellikle akşamları. Bir keresinde kendimi öldürmek istedim. Kızgınlıktan değil. Kızgınlık beni daha hızlı çalıştırırdı. Korku da değil. Tiksinti, Howard. Dünya tümüyle su altındaymış, o su da hareketsizmiş gibi bir tiksinti. Lağımlardan taşan, her şeyi kemirip çürüten, gökyüzünü bile, benim beynimi bile çürüten bir su. Öyle zamanlarda, o kedi yavrusuna bakardım. Benim nefret ettiğim şeyleri bilmiyor o, diye düşünürdüm. Asla bilemeyecek. Temiz o. Salt anlamda temiz. Çünkü dünyanın çirkinliğini anlayamıyor. O ufacık beynin içindeki bilinç düzeyini hayal etmek, onu paylaşmaya çalışmak, o temizliğe ve özgürlüğe ulaşmaya çalışmak ne kadar rahatlatıcıydı, anlatamam. Yere uzanır, yüzümü o kedinin karnına dayardım. Mırıltılarını dinler, kendimi daha iyi hissederdim ...
Hayatın Kaynağı
kitaba 9 verdi, inceleme ekledi.
3 beğen · 0 yorum
1176
KİTAP
Mutlaka Okunması Gereken Kitaplar
Herkesin mutlaka okuması gereken, kitaplığında bulunması gereken kitaplar listelenmektedir. Sen de mutlaka okunması gerektiği...
145
KİTAP
Tüm Zamanların En İyi Kitapları
Hem okurların hem de yazarların büyük bir kısmı tarafından başarılı bulunmuş, kitap tavsiyesi istendiğinde akla ilk gelen, tü...
756
KİTAP
Okuduğum En Güzel Kitap
Okuduğumuz en güzel kitapları bu listede topluyoruz! Sen de en beğendiğin ve herkese tavsiye etmek istediğin kitapları listey...
246
KİTAP
Okunası ve Tavsiye Edilesi Kitaplar
Satırlarından kopamayacağınız, okumaktan kendinizi alamayacağınız, okuduktan sonra mutlaka bir arkadaşınıza tavsiye edeceğini...
316
KİTAP
Tavsiye Ettiğim Kitaplar
Kitap tavsiyesi arayanlar buraya! Herhangi bir kitap türüne bağlı kalmaksızın beğenerek okuduğumuz ve herkesin okumasını tavs...

Red Red

@khaos

Hayatın kaynağı
Hayatın kaynağı
Kendini gerçekleştirme cesareti elinden alınmış ve buna rağmen köleleştirilmiş özgürlüğüne şükran duyan, üzerindeki bu rezil işgalin farkında bile olmayan insanlığa, karanlıkta açılmış aydınlık bir kapıdır; 'The Fountainhead'... Herkesin içinde bir yerde olan o şüpheci ve egoist sesin, toplum yararına masallarıyla duyulamayacak hale nasıl getirildiğini, kişiliksiz bireylerin nasıl üretildiğini anlatan bu kitabın her okur tarafından muhakkak okunması ve yeter seviyede idrak edilmesi gerektiğini düşündüğüm için böyle bir paylaşıma gidiyorum. Eseri fark etmesine ve de olursa çok iyi; okumasına etki edebileceğim bir kişi bile olsa ne mutlu bana.



"Yolun sonu nereye varıyor diye korkuyorsun. Ben korkmuyorum. Söyleyeyim sana. Geleceğin dünyasına varıyor. Benim istediğim dünyaya. İtaat ve birlik dünyası. O dünyada her adamın kafasındaki düşünce, kendi düşüncesi olmayacak, komşusunun kafasındaki düşünceyi keşfetmeye çalışmak olacak, o komşunun da kendi düşüncesi olmayacak, o da öbür komşunun düşüncesini keşfetmeye çalışacak, tabii onun da düşüncesi olmayacak ... bu böyle gidecek, Peter. Dünyanın çevresini dolaşıp duracak. Çünkü herkesin diğer herkesle aynı görüşte olması gerek. Öyle bir dünyada, hiç kimsenin kendi istediği bir şey olmayacak. Herkes çabasını, komşusunun isteklerine hizmet etmeye yöneltecek, o komşunun da kendi isteği olmayacak, o da öteki komşunun isteklerine hizmet edecek, ama o komşunun da isteği olmayacak ... yine dünyanın çevresi böyle dolaşılacak, Peter. Çünkü herkes herkese hizmet etmek zorunda."



O dünyada insan…….., saygınlık dedikleri o kafası olmayan canavara çalışacak. Diğer insanların takdir etmesi, onaylaması için. Onlar kendisi hakkında iyi düşünsün diye. Fikri olmasına izin verilmeyen insanların fikri uğruna. Sırf kolları olan, beyni olmayan bir ahtapot. Yargı mı, Peter? Yo, yargı değil, kamuoyu yoklamaları. Sıfırlardan bir ortalama ... Çünkü bireyselliğe asla izin verilmeyecek. Motoru çıkarılmış bir dünya. Bir tek yürek, elle pompalanıyor. Benim elim ve benim gibi daha birkaç insanın eli. Senin gibi şahane sıradanları bamtelinden yakalamayı bilenlerin. Size sıradan dediğimizde, küçük, vasat dediğimizde öfkeyle ayağa fırlamayanların. O isimleri sevip kabullenenlerin. Siz küçük insanlar bir tahtta oturuyor olacaksınız. Kutsallaştırılacaksınız. Salt yönetici sizsiniz. Geçmiş yöneticilerden hangisi olsa, imrenir sizin durumunuza. Sınırsızlık var çünkü. Tanrı, Peygamber, Kral, hepsi bir arada. Halkın sesi. Vox populi. Sıradan, vasat, genel. Ego sözünün tersi ne, biliyor musun? Dolgu. Fasafiso. İşte onların yönetimi. Ama bunun bile, bir gün biri tarafından başlatılması zorunluluğu var. Biz onu başlatacağız. Vox dei. İtaattan başka bir şey öğrenmemiş insanlardan, sınırsız itaat görmenin zevkini tadacağız. Ona "hizmet" diyeceğiz. Madalyalarımızı hizmetlere vereceğiz. Kim daha iyi ve daha çok teslim oluyor diye görebilmek için, birbirinizi çiğneyeceksiniz. Aranacak başka bir seçkinlik kalmayacak. Başka türlü kişisel başarı olmayacak. Sen Howard Roark'u böyle bir tablonun içinde görebiliyor musun? Hayır mı? O halde saçma sapan sorularla vakit ziyan etme. Yönetilemeyecek her şey yok olmak zorunda."



"Ara sıra bir manyak, doğmakta ısrar ederse, on iki yaşının ötesine varamayacak. Beyni çalışmaya başladığı anda, baskıyı hissedip patlayıverecek. Boşluğa, vakuma yönelik baskı. Derin deniz canlıları, gün ışığına çıkarılınca ne oluyor, biliyor musun? İşte geleceğin Roark'larının hali. Geri kalanınız gülümseyecek ve boyun eğecek. Budalaların habire gülümsediğine hiç dikkat ettin mi? İnsanın ilk kaş çatışı, Tanrı'nın elinin alnına ilk değişidir. Düşüncenin dokunuşu. Ama bizde ne Tanrı olacak, ne de düşünce. Yalnızca gülümsemelerle oy verilecek. Otomatik levyeler."



"Sevmediğimiz bir düşünürün ifadesini ödünç alırsak, sinek raketi işlevi görmek bize düşmez; ama sineğin biri kendini dev aynasında görmeye kalkarsa, en iyilerimiz bile bir infaz işine tenezzül etmek zorunda kalır."



"Binlerce yıl önce, birisi ateş yakmasını keşfetti. Herhalde insan kardeşlerine ateş yakmayı öğretti diye, o ateşte yakmışlardır onu. İnsanların korktuğu bir şeytanla işbirliği yapan kötü biri olarak görülmüştür."



"Ama ondan sonra, insanların ısınmak için, yemeklerini pişirmek için, mağaralarını aydınlatmak için bir ateşi olmuştur. O adam onlara, akıllarına gelmeyen bir hediye bırakmış, karanlığı yeryüzünden kaldırmıştır."



"Yüzyıllar geçmiş, derken biri tekerleği icat etmiştir. Herhalde o da insan kardeşlerine öğrettiği tekerleğin çarkında parça parça edilmiştir. Yasak şeylerle uğraşan bir küstah olarak görülmüştür. Ama ondan sonra, insanlar artık ufukları aşarak yolculuk edebilmeye başlamışlardır. Bu adam onlara akıllarına gelmeyen bir hediye bırakmış, dünyanın yollarını açmıştır. "O adam, o boyun eğmeyen ilk adam, insanoğlunun başlangıçtan bugüne kadar yarattığı her büyük efsanenin ilk bölümünde, karşımızdadır. Promete zincirlerle bağlanmış, yırtıcı kuşlara peşkeş çekilmiştir, çünkü tanrıların ateşini çalmıştır. Adem acı çekmeye mahkûm edilmiştir, çünkü bilgi ağacının meyvesini yemiştir. Efsane ne olursa olsun, insanlığın belleğinin gölgeleri içinde, bu güzelliğin bir tek kişiyle başladığı, o kişinin de cesaretinin bedelini ödediği bilinir. "Yüzyıllar boyunca ortaya çıkan bazı adamlar, yepyeni yollara doğru ilk adımları atmışlar, bunu yaparken de kendi vizyonlarından başka bir silaha sahip olmamışlardır. Amaçlar farklıdır, ama hepsinin bir ortak noktası vardır. Atılan adım ilk adımdır, yol yeni bir yoldur, vizyon kimseden ödünç alınmış değildir, ve bu kişilere tepki olarak da her zaman nefret yöneltilmiştir. Büyük yaratıcılar ... düşünürler, sanatçılar, bilim adamları, mucitler ... hep çağlarının insanlarına karşı tek başlarına durmuşlardır. Yeni çıkan her büyük fikre karşı gelinmiştir. Her yeni büyük icat kınanmış, lanetlenmiştir. Motor saçma bir şey olarak karşılanmış, uçak imkânsız diye düşünülmüştür. Otomatik tezgâh kötü bir icat sayılmıştır. Anestezi günah sayılmıştır. Ama ödünç almadıkları vizyonlara sahip olan insanlar yine de yollarına devam etmişlerdir. Mücadele etmiş, acı çekmiş, bedel ödemişlerdir. Ama sonunda kazanmışlardır.”



"Hiçbir yaratıcı, kardeşlerine hizmet etmek düşüncesiyle harekete geçmiş değildir, çünkü kardeşleri, onun sunduğu hediyeyi reddetmişlerdir ve o hediye, bu kişinin güçlükle sürdürdüğü mücadele dolu hayatı mahvetmiştir. Bu kişinin tek gerçeği, kendi amacı olmuştur. Kendi gerçeği, onu kendi usulünde yapabilmesi, başarabilmesi. Bir senfoni, bir kitap, bir motor, bir felsefe, bir uçak ya da bir bina ... Odur onun hayattaki amacı. Hayatı da odur. Yarattığı şeyi duyanlar, okuyanlar, işleyenler, inananlar, ona binip uçanlar ya da içinde yaşayanlar değildir onun için önemli olan. Mesele yaratılar şeydedir, onu kullananlarda değil. Yaratılan şeydir önemli olan; ondan yarar sağlayanlar değil. Yaratılan şey, o kişinin gerçeğine biçim vermiştir. O da kendi gerçeğini her şeyden ve herkesten üstün tutmuştur. "O kişinin vizyonu, gücü ve cesareti, kendi ruhundan gelmektedir. Ama bir insanın ruhu, kendi benliğidir. Bilinci dediğimiz kimliğidir. Düşünmesi, hissetmesi, yargılaması, eyleme geçmesi, hep ego'nun fonksiyonlarıdır. "Yaratıcılar benliksiz değildir. Güçlerinin bütün sırrı budur. O gücün kendine yeterli olması, kendiliğinden motive olup harekete geçmesi, kendi kendini yaratması bundandır. Bir ilk amaç, bir enerji, bir hayat gücü, bir başlatıcı. Yaratıcılar hiçbir şeye ve hiç kimseye hizmet etmemişlerdir. Kendileri için yaşamışlardır. "Ve insanlığın şeref tacı olan şeyleri ancak kendileri için yaşamakla başarmışlardır. Başarının yapısı, doğası böyledir."



"İnsan ancak kendi zihniyle var olabilir. Dünyaya silahsız gelir. Tek silahı, kendi beynidir. Hayvanlar yiyeceklerini fiziksel güçleriyle bulurlar. İnsanın pençeleri, sivri tırnakları, boynuzları, büyük kas gücü yoktur. Yiyeceğini ya toprağa ekmek, ya da avlamak zorundadır. Ekebilmek için bir düşünce süre-cine ihtiyacı vardır. Avlamak için silahlara, dolayısıyla silah yapmaya ihtiyacı vardır ki o da bir düşünce sürecidir. Bu en basit gereklilikten en yüce dinsel soyutluğa kadar, tekerlekten gökdelene kadar, neysek ve neye sahipsek hepsi insanın bir tek niteliğinden doğmaktadır... o da mantıklı bir zihnin fonksiyonudur."



"Ama zihin, bireyin sahip olduğu bir şeydir. Kolektif beyin diye bir şey yoktur. Kolektif düşünce diye bir şey de yoktur. Bir grup insanın vardığı anlaşma, ya bir uzlaşma, ödün verme sürecidir, ya da birçok bireysel düşüncelerin bir ortalamasıdır. İkincil önem taşıyan bir şeydir. Birincil eylem ... yani mantık yürütme süreci... bir tek kişinin tek başına yapması gereken bir şeydir. Yemekleri bir sürü insana paylaştırabiliriz. Ama kolektif bir midede sindiremeyiz. Hiç kimse kendi ciğerlerim, başkasının yerine solumak için kullanamaz. Hiç kimse kendi beynini, başka birinin yerine düşünmek için de kullanamaz. Vücudun ve ruhun bütün işlevleri bireysel ve özeldir. Paylaşılamazlar ve devredilemezler. "Başka insanların düşüncelerini biz miras yoluyla alırız. Tekerlek de miras kalmıştır bize. Onu alır, araba yaparız. Derken araba değişir, otomobil olur. Otomobil de uçak olur. Ama bu sürecin tümü yer alırken, bizim diğer kimselerden aldığımız tek şey, onların düşüncelerinin ortaya koyduğu son üründür. Eylem gücü, bu son ürünü alıp malzeme olarak kullanan, oradan bir sonraki adımı ortaya çıkaran yaratıcı güçtür. Bu yaratıcı güç ne verilebilir, ne de alınabilir. Paylaşılamaz ve ödünç verilemez. Bir tek kişiye, bir bireye aittir."



"Yaratılan şey, yaratanın mülküdür. İnsanlar birbirlerinden öğrenirler. Ama öğrenmenin tümü aslında yalnızca malzeme değiş tokuşudur. Hiç kimse bir başkasına düşünme kapasitesini veremez. Oysa o kapasite, bizim sağ kalmak için tek gücümüzdür. Bu dünyada hiçbir şey insana hazır verilmiş değildir. İhtiyacı olan her şeyi üretmesi gerekmektedir. İnsan burada kendini temel bir seçimle karşı karşıya bulur. Ancak iki yoldan birini seçerek sağ kalabileceğini görür. Ya kendi zihninin bağımsız çalışmalarıyla, ya da başkalarının zihninden beslenen bir asalak olarak."



"Yaratıcı başlatır. Asalak ödünç alır. Yaratıcı doğa karşısında kendi başına dikilir. Asalak doğa karşısında hep bir aracıyı kullanır. Yaratıcının derdi doğayı fethetmektir. Asalağın derdi ise insanları fethetmektir."



"Yaratıcı, kendi işi için yaşar. Başka insanlara ihtiyacı yoktur. En önemli amacı, kendi içindedir. Asalak elden düşme yaşar. Başkalarına ihtiyacı vardır. Başkaları onun baş amacı haline gelir." "Yaratıcının temel ihtiyacı, bağımsızlıktır. Mantık yürüten zihin, herhangi bir türlü zorlama altında çalışamaz. Kısıtlanamaz, feda edilemez, başka amaç ve düşüncelere boyun eğemez. Gerek işlerlikte, gerekse amaçta, tam bir bağımsızlık ister. Bir yaratıcı için, insanlarla olan ilişkilerin tümü ikinci plandadır. "Elden düşmecinin temel ihtiyacı, beslenebilmek için diğer insanlarla olan bağlarım sağlamlaştırmaktır. İlişkileri birinci sıraya koyar. İnsanoğlunun başkalarına hizmet etmek için var olduğunu söyler. Kendini feda etmekten, hizmet ve yardım etmekten söz eder.""Bu düşünce, insanın başkaları için yaşamasını, başkalarını kendinden ön plana almasını gerektiren bir doktrindir. "Hiç kimse başkaları için yaşayamaz. Vücudunu paylaşamadığı gibi, ruhunu da paylaşamaz. Ama elden düşmeci, yardım etmeyi bir sömürü silahı ola-rak kullanmakta, insanoğlunun ahlâkî ilkelerini değiştirmektedir. İnsanlara yaratıcıyı mahvetmenin bütün yolları öğretilmektedir. Bağımlılığın bir sevap olduğu öğretilmektedir insanlara. "Başkaları için yaşamaya kalkan kişi, bir bağımlıdır. Amaçları açısından bir asalaktır, hizmet ettiği kimseleri de asalak haline getirir. Bu ilişkiden doğabilecek tek şey, birlikte yozlaşmaktır. Kavram olarak imkânsız bir şeydir bu. Gerçek hayatta buna en yakın olan şey, başkalarına hizmet etmek için yaşa-yan kişidir ki o da köledir. Eğer fiziksel kölelik bile iğrenç bir kavram gibi gözüküyorsa, ruhsal kölelik bundan ne kadar daha iğrenç bir kavram olmalıdır! Savaşta ele geçirilen bir kölenin kendine göre bir gururu vardır. Karşı koymuştur ve içinde bulunduğu durumu kötü bir şey olarak görmektedir. Ama kendini kendi isteğiyle köle haline getiren, bunu sevgi uğruna yaptığını söyleyen adam, yaratıkların en aşağılığıdır. İnsanlığın onurunu düşürmekte, sevgi kavramını küçültmektedir. Ama hizmet, hayır ve yardım doktrininin altında yatan budur. "İnsanlara en yüce sevabın, başarmak değil, vermek olduğu öğretilmiştir. Oysa insan yaratılmamış bir şeyi veremez. Yaratma, dağıtımdan önce gelmek zorundadır, yoksa dağıtılacak bir şey bulunamaz."



"İnsana başkalarıyla aynı görüşte olmanın da bir sevap olduğu öğretilmiştir. Oysa yaratıcı, farklı görüşteki adamdır. İnsanlara akıntıyla birlikte yüzmenin iyi olduğu söylenir. Yaratıcı ise akıntıya karşı yüzen adamdır. İnsanlara bir arada durmanın bir sevap olduğu öğretilir. Ama yaratıcı tek başına duran adamdır. "İnsanlara 'ego'nun kötülük demek olduğu öğretilir. Sevabın ideali, benliksizliktir. Oysa yaratıcı, salt anlamda bencil kişidir. Benliksiz kişi, düşünmeyen, hissetmeyen, yargılamayan, eyleme geçmeyen kişidir."




Umarım bazı düsturların doğruluğunu sorgulama fırsatı doğmasına faydası olmuştur. İki saattir uğraşıyorum çünkü :) Bu paylaşımım da, başta kitabı okuma serüvenimde fikirleriyle beni yalnız bırakmayan @aysegulce 'ye olmak üzere gönderiye göz atma zahmetinde bulunmuş 'neokur'un geride kalmış cengaver okur ailesi'ne gelsin. Büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperim.
EK 1
@aysegulce'de terk-i diyar etmiş, bir okur daha azaldık. :( 06.09.18
Hayatın Kaynağı
kitaba 9 verdi, inceleme ekledi.
36 beğeni · 47 yorum
Ömer Aydemir. (@seyyah73)
Kaçtığım başka bir kitaptı ama sanırım yakalandım yine. Kaç kez eline alıp bıraktım bu kitabı ama zamanı gelmiştir. Emeğine sağlık çok güzel bir paylaşım.
06.09.18 beğen 3 cevap
Gülşah Sönmez (@gulsahsonmez)
Güzel paylaşım, emeğinize sağlık. 👏🏻👏🏻👏🏻Bence de herkes okumalı bu kitabı.
06.09.18 beğen 3 cevap
Hakan (@hakani)
Kalemine, emeğine sağlık @khaos. Okuma listeme ekliyorum kitabı. Okuduktan sonra konuşalım üzerinde.
06.09.18 beğen 2 cevap

Red Red

@khaos

"Biz düşünen adamlar istemiyoruz !!!"
"En önemlisi bu. İnsanların mutlu olmasına izin verme. Mutluluk kendine yeterli bir duygudur ve insanı kendi içine döndüren bir özelliği vardır. Mutlu insanların sana ayıracak zamanı da yoktur, sana önem de vermezler. Mutlu insanlar, özgür insanlardır. Demek ki onların yaşama sevincini öldürmen gerekir. Onların gözünde değerli ve önemli olan ne varsa, al ellerinden. İstedikleri şeyi elde etmelerine asla izin verme. Kişisel arzu denilen şeyin kötü olduğuna inandır onları. "İstiyorum" demeyi doğal haklan sayamayacak düzeye indir. Bundan utansınlar. Bu noktada yardımseverlik çok işine yarayacaktır. Mutsuz insanlar sana gelir. Sana ihtiyaç duyarlar. Avutulmak için, destek bulmak için, kurtulmak için gelirler. Doğada boşluğa, vakuma yer yoktur. İnsanın ruhunu boşalttın mı, yerini sen doldurabilirsin. Neden bu kadar şoke olmuş göründüğünü anlayamıyorum, Peter. Bu hile içlerinde en eskisi. Dön de tarihe bak bir kere. Bütün büyük ahlak sistemlerine bak. Ta Doğu dünyasından başlayarak. Hepsi de kişisel zevki feda etmeyi öğütlemiyor mu? O laf kalabalığının altında hep aynı amaç yok mu? Feda et, kapılma, kendini inkâr et. Yalan mı? Hep tekrarlayıp durdukları nakaratı bilmiyor musun? 'Vazgeç, vazgeç, razı ol, razı ol.' Günümüzün manevi atmosferine bir bak. Keyifli olan ne varsa, sigaradan tut da sekse, ihtirasa, kâr etmeye kadar, hepsi günah sayılıyor. Bir şeyin seni mutlu ettiğini kanıtladığın anda, o şeyi lanetlemiş sayılıyorsun. Bu aşamalara vardık artık. Mutluluğu suçluluğa bağladık. Ve tabii insanoğlunu da gırtlağından yakaladık. İlk doğan çocuğunu kurban et... Çivilerle dolu bir tahtanın üstüne yat... Çöle yürü, bedenine eziyet et ... Dans etme ... Pazar günleri sinemaya gitme ... Zengin olmaya çalışma ... Sigara içme ... İçki içme. Hep aynı terane. Aynı öğüt. Budalalar bu tür tabuları yalnızca bir saçmalık sanıyor. Geçmişten kalma, demode şeyler, diyorlar. Ama saçmalıkların hep bir amacı vardır. Bir çılgınlığı incelemeye gerek yok, yalnızca kendine, neye yaradığını, neyi sağladığını sor, yeter. Hangi ahlak sistemi fedakârlık öğütlüyorsa, sonunda bir süper güç haline gelmiş, milyonları yönetmiştir. Tabii üstünü biraz süslemek gerek. İnsanlara, kendilerini mutlu eden her şeyi feda ettikleri zaman, daha yüce bir mutluluğa ulaşacaklarını söylemek zorundasın. Bu konuda fazla açık seçik olman da gerekmez. Koca koca, anlamı belirsiz kelimeler kullan. "Evrensel Uyum" "Ebedi Ruh" "İlahi Amaç" "Nirvana" "Cennet" "Irksal Üstünlük" "Proletarya Diktatörlüğü". Mesele içerden çöküş, Peter. Yöntemlerin en eskisi bu. Bu fars yüzyıllardır oynanıyor, insanlar da hâlâ yutuyor. Oysa sınaması öyle kolay ki! Kendine peygamber diyenlerin ne söylediğine kulak kabart. Eğer fedakârlıktan söz ediyorsa, hemen kaç oradan. Vebadan kaçar gibi, olanca hızınla kaç. Ortada bir fedakârlık oldu mu, mantıksal olarak, feda edilen o şeyleri toplayacak birilerinin de olacağı kesin zaten. Hizmet varsa, hizmet edilen birileri var demektir. Sana fedakârlıktan söz eden adam, aslında kölelerle efendilerden söz ediyor demektir. Kendisi efendi olmak niyetindedir. Ama eğer sana mutlu ol diyen, bu senin doğal hakkındır diyen, ilk görevin kendine karşıdır diyen birini bulursan, o adam senin ruhunun peşinde değil demektir. O adamın senden kazanacağı hiçbir şey yoktur. Ama öyle biri ortaya çıktığı anda, hepiniz o boş kafalarınızla avaz avaz haykırmaya başlarsınız. Bencil bir canavar bu adam, dersiniz. Böyle olunca da, soygun daha yüzyıllarca devam edecek demektir, korkulacak bir şey yok demektir. Ama bu arada, ağzımdan çıkan bir şeye dikkat etmişsindir belki. Bir ara, 'mantıksal olarak' diye bir söz kullandım. Anlamıyor musun? İnsanların kendilerini senden korumak için bir silahı var: Mantık. Bu yüzden, onu onların elinden mutlaka alman şart. Mantık kötüdür deme sakın. Bazıları onu da yapacak kadar ileri gitmiş, beklenmedik başarılara da ulaşmışlardır gerçi ... Ama sen mantık sınırlıdır de, yeter. Onun daha üstünde başka şeyler var, de. Nedir? O konuda pek açık seçik olmasan da olur. Alan nasılsa geniş. Bir yığın şey bulabilirsin. İçgüdü dersin, Duygu dersin, Vahiy dersin, İlahi Sezgi dersin, Diyalektik Materyalizm dersin. Eğer bir yerde yakayı ele verirsen, birisi sana, doktrinin mantıksız derse, ona da hazırsın demektir böylelikle. Mantığın ötesinde başka şeyler var, dersin ona. Düşünmeye çalışma, hisset, dersin. İnanman gerek dersin. Mantığı bir kere kenara ittirdin mi, artık meydan senindir. Ne zaman, neye ihtiyacın olsa elinde sayılır. O adamı elde etmişsin artık demektir. Düşünen adamı yönetebilir misin? Biz düşünen adamlar istemiyoruz."
Hayatın Kaynağı
kitaba 9 verdi, inceleme ekledi.
14 beğeni · 1 yorum
Eseflal (@eseflal)
🤔
04.09.18 beğen 1 cevap

Red Red

@khaos

Fedakarlık üzerine
"Bizler insanoğlundaki büyüklüğün ne olduğunu da, onu nasıl tanıyabileceğimizi de anlamak için hiçbir çaba göstermiş değiliz. Bir uyurgezerlik havası içinde, büyüklüğün kendini feda etmekle ilişkili olduğu noktasına takılmışız. Salyamız aka aka, kendini feda etmek en büyük sevaptır, deyip duruyoruz. Bir an durup da düşünelim bakalım. Her şeyi feda etmek sevap mıdır? Kişi kendi dürüstlüğünü, namusunu feda edebilir mi? Ya onurunu? Özgürlüğünü? İdealini? İnançlarım? Duygularının dürüstlüğünü? Düşünce özgürlüğünü? Oysa insanoğlunun sahip olduğu en değerli şeyler bunlar değil mi? Bunları elde edebilmek için feda ettiği şeyler, fedakârlık sayılmaz; kârlı alışveriş sayılır. Ama bu varlıkları, onun hiçbir neden uğruna asla feda edemeyeceği şeylerdir. O halde tehlikeli ve kötü zırvalıkları tekrarlayıp durmaktan vazgeçelim mi? Kendini feda etme konusunu? Aslında esas feda edemeyeceğimiz ve feda etmememiz gereken şey, o benliğimizdir. İnsanda en çok saygı göstermemiz gereken şey, feda edilmemiş bir benlik olmalıdır."
Hayatın Kaynağı
kitaba 9 verdi, inceleme ekledi.
25 beğeni · 21 yorum
ayse gülce (@aysegulce)
Bencilik ile bencillik arasındaki fark da bunun gibi, incecik ama çok keskin bir çizgi gibi. Okumadıysanız, birey olmanın kendini tanımanın,kendine, değerlerine sahip çıkmanın çok etkili bir şekilde anlatıldığı Ego romanını da tavsiye ederim @khaos. Roman bile sayılmaz belki, novella denebilecek kadar kısa 1-2 saat içinde okunabilir.
04.09.18 beğen 2 cevap
Mehmet (@yoldas)
"Sen yanmazsan, ben yanmazsam, Biz yanmazsak.Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa..." demiş şair. '' Kişi kendi dürüstlüğünü, namusunu feda edebilir mi? Ya onurunu? Özgürlüğünü? İdealini? İnançlarım? Duygularının dürüstlüğünü? Düşünce özgürlüğünü? Oysa insanoğlunun sahip olduğu en değerli şeyler bunlar değil mi? '' aslında insanlar en çok bunlar için feda ediyor bir şeyleri.
04.09.18 beğen 2 cevap

Red Red

@khaos

O ufacık beynin içindeki bilinç düzeyini hayal etmek, onu paylaşmaya çalışmak...
"O ufacık beynin içindeki bilinç düzeyini hayal etmek, onu paylaşmaya çalışmak..."
"Bir zamanlar bir yavru kedim vardı. Bana bağlanıverdi sefil yaratık. Sokağın çamurlarından gelme, pire dolu bir hayvan. Sırf kürk, çamur ve kemik. Peşimden eve geldi. Yemek verdim, sonra dışarıya attım. Ertesi gün geri geldi. Sonunda eve aldım. On yedi yaşındaydım o zamanlar. Gazette'de, çalışıyordum. Hayatım boyunca uygulayacağım çalışma biçimini öğreniyordum. Dayanabiliyordum, ama hepsine değil. Bazen iyice kötü oluyordum. Genellikle akşamları. Bir keresinde kendimi öldürmek istedim. Kızgınlıktan değil. Kızgınlık beni daha hızlı çalıştırırdı. Korku da değil. Tiksinti, Howard. Dünya tümüyle su altındaymış, o su da hareketsizmiş gibi bir tiksinti. Lağımlardan taşan, her şeyi kemirip çürüten, gökyüzünü bile, benim beynimi bile çürüten bir su. Öyle zamanlarda, o kedi yavrusuna bakardım. Benim nefret ettiğim şeyleri bilmiyor o, diye düşünürdüm. Asla bilemeyecek. Temiz o. Salt anlamda temiz. Çünkü dünyanın çirkinliğini anlayamıyor. O ufacık beynin içindeki bilinç düzeyini hayal etmek, onu paylaşmaya çalışmak, o temizliğe ve özgürlüğe ulaşmaya çalışmak ne kadar rahatlatıcıydı, anlatamam. Yere uzanır, yüzümü o kedinin karnına dayardım. Mırıltılarını dinler, kendimi daha iyi hissederdim ..."
Hayatın Kaynağı
kitaba 9 verdi, inceleme ekledi.
18 beğeni · 3 yorum
Eseflal (@eseflal)
O temizlik ve özgürlük daha bir çocukken aynı kedinin başını okşamak yerine kuyruğunu çektiğimizde son buluyor... İnsan temiz kalamayan bir varlık, o hareketsiz suda boğulmak zorunda olan bir varlık... 🍁
02.09.18 beğen 2 cevap