ara

Hakkari'de Bir Mevsim

Hakkari'de Bir Mevsim Konusu ve Özeti

Hakkari'de Bir Mevsim
Yazar:
Yayınevi: Sel Yayıncılık
ISBN: 9789755702858
Sayfa: 198 sayfa
Basım Tarihi: 2006
Filmi 1984 Berlin Film Festivali'nde dört ödül birden alan “Hakkâri'de Bir Mevsim”, Çince ve Japonca dahil, çeşitli dünya dillerine çevrilmiştir.Ferit Edgü'nün kitapları: Avara Kasnak, Devam, İnsanlık Halleri, Tüm Ders Notları, Yazmak Eylemi, Abidin.
Hakkari'de Bir Mevsim kitabı Filmi de Çekilen Kitaplar listesinde yer almaktadır.
Camus ve Edgü'de Yabancılık
Lafı kısa keseceğim abi. İleride zamanım olursa bu romandaki yabancılık olgusunu ile Camus'un yabancılık olgusunu karşılaştırarak bir harita çizmek istiyorum -sadece yabancılık kavramı üzerine-. Ki, bu romanda yabancılık kavramını Camus'tan çok daha başarılı anlattığı kanaatindeyim demiştim...

Camus’un Yabancısı, Edgü’nün yabancılığı üzerinden her iki yabancılık unsurunu incelemeye çalışacağım. Öncelikle yabancılığın ne olduğu, ne anlama geldiğini belirtmek isterim. Ardından kimlik unsuruna değinmek istiyorum. Kimlik ile yabancılık iç içe geçen bağımsız ve bağımlı iki kavramdır. Kimlik: Birey, ait olduğu toplumun sosyolojik normlarını kendi benliğinde eriterek kimlik kazanır. Yani birey yaşadığı toplumdaki tarihini, kültürünü; kısacası medeniyetini kendi içinde yontar, biçimlendirir ve kabullenir. Bütün yaşamı boyunca dışarıdan(yabancı) gelebilecek her türlü yabancı öğeyi yetiştiği topluma göre değerlendirir. Bu değerlendirme sonucunda ya kabul eder ya da ret eder. Böylece kendine göre bir kimlik kazanır. Toplum içindeki birey, toplum içinde çok az farklılıkları olurken toplum dışında başka bir toplumun içinde ise oldukça büyük bir farklılık oluşturur. Her neyse kimliğini kazanmış olan birey böylece yaşamını sürdürebilir hale getirir. Yabancılık bu noktada devreye girer. Yabancılık: Yabancılaşma önce düşünce boyutuyla başlar. Ait olduğu kimliği sorgulaması ve ret etmesi… Toplumun kendi kimliğiyle kendi kimliği ters bir çizgi çizer. Toplumun değerleriyle çatışmaya giren birey neden, niçin, nasıl, kim, ne gibi sorular sorar diğer yandan bu sorulara cevap arar. Bu sorulara cevap bulamayınca bir yabancılaşma başlar ve hızla kendisini kuşatır. Bazen bu sorulara cevap bulur ama bulduğu cevaplar toplumun değerleriyle ters düşer. Bu terslik bireyi toplumdan tamamen uzaklaştırır…

Pekâlâ, Camus’ta geçen yabancılık nasıl bir yabancılıktır? Edgü’de geçen yabancılık nasıl bir yabancılıktır? Öncelikle, Camus’ta, varoluşsal bir sorun yatmaktadır temelde. İnsanın evreni ve kendisini keşfetme merakı, ilk insandan itibaren insanı düşünmeye sevkeden bir dinamizmdir. Camus, yaşadığı toplumu tanıyor(dil ve kültür açısından), fakat kendisinin ne istediğini, neyi merak ettiğini, neyi niçin yaptığına anlam veremiyor. Bu anlamsızlık onun için bütün toplumu absürt bir konuma indiriyor. Arayış sürecinde kendi varoluşunu, başkalarının yok oluşuyla öğrenen birey; varoluş problemi sebebiyle doğumundan ölümüne kadar ontolojik bir kıskaçtadır. Romanın kahramanı Meursault, kendisine sorulmadan verilen bir hayatı ve yine kendisine sorulmadan alınan hayatı çözmeye, anlamaya ve anlamlandırmaya çalışır. Ancak bir türlü içinden çıkamaz. İçinden çıkamadığı için iş yeriyle, yakın arkadaşlarıyla ve onun çevresi dışındaki her türlü yabancıyla sorun yaşar, bu sorun ise onu idama götürür. Ölümü ve hayatı absürtleştirir ve trajik bir duruma düşer. Hayat algılaması; kimlik/benlik bütünlüğüne bağlı olan birey, benliğin parçalanmış durumu sonucu hayatı sağlıklı algılayamaz. Laing’in “Bölünmüş Benlik” kuramında, ontolojik güvenlik ile benlik arasında kurduğu ilişkiye göre bunalımlar ortaya çıkar. Kendi ‘ben’ine yabancılaşarak kendini sürekli olarak kendi dışında tanımlanmış sahte bir benlikte görür. İç benlik ile dışa yansıyan benlik arasındaki fark açıldıkça birey, kendisiyle ve çevresiyle bunalıma girer(Davutoğlu 2014:59). Ancak Meursault, hayata/çevreye o derece kayıtsızdır ki çevresinin etkisiyle dahi oluşan sahte benliğe sahip değildir. Meursault; hayatla, toplumsal değerler ve iç benlik arasında denge kurmaya çalışır. Ancak bunu başaramaz. Romanın özüne damgasına vuran etken işte budur: Denge. Bu dengeyi başaramayışının nedeni ise benliğinden kaynaklı yabancılaşma ve bunun sosyo-psikolojik boyutudur.

Uzun lafın kısası: Camus, yabancılık öğesini bir bireye yüklemiş ve bireyin kayıtsızlığı, anlamsızlığıyla örülmüş bir tablo sunar. Edgü’de ise birey hem kendi kendine tamamen yabancıdır hem de yaşadığı(sürgün edildiği) topluma karşı tamamen yabancıdır. Gökten düşmüş gibi. Âdem ile Havva’nın dünyaya düşüşü gibi adeta. Sürgün edilmiştir Hakkâri’ye. Ancak bu sürgün onu geçmişinden/anılarından da sürgün etmiştir. Yine kimlik sorunu kendini Edgü’de de göstermektedir(hem toplumsal hem de bireysel kimlik sorunu). Her karşılaştığı kişiye yabancı der, her yeni gittiği yere yabancı der. Birinci bölümde ilk karşılaşılan başlık da ‘’Yabancılar Arasında Bir Yabancı’’… Yabancılar dediği toplum Hakkâri toplumudur ve bu toplum bütün toplumlara yabancıdır. Bu toplum yabancılaştırılmış bir toplumdur. Tanrının unuttuğu, insanların unuttuğu bir toplum, bir yer. Bu bakımdan Edgü, Camus’tan tamamen ayrılır. Bu eserde kahraman hem kendini tanımak, anlamak zorundadır hem de toplumu. Bu yönüyle bu şiirsel roman bana göre Camus’un bir adım önündedir. Burada bir parantez açmayı farz görüyorum. Garip olan bir şey var ki… Sitede Hakkâri’de Bir Mevsim’i okuyan oran 776 iken, Camus’un Yabancısını okuyan sayısı sekiz bini aşmıştır. Bu şaşırtıcı, ilginç ve lanet edilesi bir durumdur. Ki, bizim toplumun kendine ne kadar yabancı olduğunu da göstermektedir. Edgü’nün kahramanı bir kazazededir. Nasıl oraya(Hakkâri) gittiğini yahut geldiğini bilmiyor. Kendisi daha önce bir denizci. Kızgın kumlarda sırtını kızartıp ardından denizde yüzen tatlı bir su balığıdır. Ama nasıl olduysa kendini burada(Hakkâri) buluyor. Anıları hafızasından silinmiş, kendini ve geçmişini unutmuş. Bir yandan kim olduğunu ve buraya nasıl geldiğini merak ederken diğer yandan olduğu yeri öğrenmeye çalışıyor. Bir Süryani ile tanışıyor, kitaplar alıyor parasız. Anlamaya çalışıyor ama Süryani sır vermiyor. Kendisinin arayıp bulacağından emin olduğundan. Başıboş bir dünya, dağınık bir dünya, kendi kendine sıkı sıkı bağlanan ve bu bağlayışla hayatta kalınan bir dünya. Kar, yağmur, fırtına dolu çığlıkla dolu bir tablo. Kendini tanımak, ne olduğunu, ne yaptığını anlamak için aynaya bakıyor. Sakallarını ovuyor, yüzüne bakıyor. Ama hiçbir şey yok. Silinmiş bir hafıza, köksüz bir ağaç. Hatırlar umuduyla berbere koşuyor. Ama yine hiçbir şey yok.

Kentte sağır(vali, memurlar, görevliler) insanlar var. Sürekli geçiştiren ve önemsizleştiren insanlar. Köye geçiyor, bebek ölümleriyle karşılaşıyor. Ölüme de yabancı. İnsanlar var ama ne yaptıkları ve düşündükleri hakkında tek bir fikri dahi yok. Dillerini, kültürlerini bilmiyor, kendini bilmiyor. Bilinmezlik içinde yüzüyor, yabancılık içinde tanıdığı tek bir şey yok. Mektuplar geliyor sevgiliden, dosttan, arkadaştan ama kimseyi tanımıyor. Tanımadığı için nasıl bir cevap vereceğini bilmiyor, cevapsız bırakıyor hepsini. İlk gün ile ilk düşünce beliriyor düşüncede: ‘’Doğan günle birlikte gereği düşünüldü: Yaşamak, yaşamayı sürdürebilmek için kişiliğini bulmak zorundasın(sayfa:23).’’ Ama bu kişiliğini nasıl bulacak? Neyin aracılığıyla bulacak? Geçmiş yok, gelecek belirsiz, şimdiki zaman anlamsız, belirsiz. ‘’ Adım adım ilerliyordum. Kişilik. Bulmak mı, yaratmak mı?’’ Bir zamanlar güneşlerde yanan kahraman şimdi karın ayazında yanıyor. Tek bir çaresi kalıyor: Yaratmak. Bulamaz, çünkü hatırlamıyor, hiçbir şey yok hafızasında. O zaman yaratacak. Ama bu da belirsizlik içinde. Neyi yaratacak? Neyi anlıyor ki yaratsın?

Okul açılıyor. Okula yabancılar(öğrenciler) geliyor. Dillerini bilmiyor, kültürlerini bilmiyor. Neye sevinip neye ağladıklarını bilmiyor. Yabancılar da bilmiyor ne kahramanın(öğretmenin) dilini ne de kültürünü. Nasıl anlaşacaklar? Denizci olan kahramanımız deniz dese ne anlayacaklar? Bu çözümsüzlük ve anlamsızlık(anlamsızlığın da kendisi bir anlamdır, en azından bunun farkında) içinde ne yapacağını, nasıl davranacağını(kendisini de tanımıyor) bilmiyor.

Edgü, romanda onlarca hatta her parağrafta yabancı kelimesini kullanması romanın bir yabancılık üzerine kurulu olduğunu da apaçık göstermiştir. Bireyin parçalanmışlığı, toplumun parçalanmışlığını çok açık bir biçimde vermektedir. Bir bakıma doğudan uzakta olanların hepsinin oranın yabancısı olduğunu, oranın da geri kalan her yere yabancı olduğunu gösteriyor. Edgü, Camus’un yaptığı gibi bireyi ve toplumu absürt bir biçimde vermemektedir. Ve romanın sonunda kişinin anlama çabasından sonra doğan bir parça anlamı başarıya ulaştırır. Fakat Camus bunu başarıya değil sona(felaket) götürür. Bu bakımdan bu her iki yabancı romanı benim için Edgü farkını ve tarzını ortaya koymada yeterlidir.

Sonuç olarak…

Modern insanın çaresizliği, parçalanmışlığı, kayıtsızlığı, anlamsızlığı Camus’ta yankılanırken… Edgü’de ilkel insanın(sıfırdan başlayan insanın) hayatta kalma, anlama, anlamlandırma, toplumsallaşma göze çarpmaktadır. Edgü’de birey bir şeylere ait olmaya çabalarken, Camus’ta birey hiçbir şeye ait olmamayı tercih etmektedir. Camus’ta birey bohemli, uyuşturucuya elverişli, intihara meyilli, boşluğun getirdiği yerde birey kendini boşluğa bırakıyor. Ancak Edgü’de birey denge unsurunu gözetiyor, kendini bir şeylerle teskin etmektedir. Hiç kuşkusuz bu iki farklılığın oluşumunda yazarın dünyaya bakış açısı, metafizik anlayışları, yaşadığı toplum ve vermek istediği mesaj gibi unsurlar etkili olmaktadır. Eğer Edgü’nün kahramanını(öğretmen aynı zamanda öğrenci) Camus ele alsaydı hiç şüphesiz ya kahraman olduğu yerden(Hakkâri) kaçardı ya intihar ederdi ya da valiyi öldürürdü. Eğer Edgü Camus’un Meursault karakterini ele alsaydı… Kahramanı idama götürmez, kahramana bir çıkış noktası yaratırdı. Diğer yandan Avrupa medeniyetinin geldiği noktaya dikkat çekmek gerekiyor. Avrupa insanı temel ihtiyaçlarını(fizyolojik, güvenlik/barınma, ait olma ve sevgi ihtiyacı, kendini gerçekleştirme / Maslow'un İhtiyaçlar Hiyerarşisi) karşılamıştır ama ait olma ve sevgi ihtiyacını gerçekleştirememiştir. Bu nedenle Camus kendi toplumu açsından yarattığı karakter böyle bir kişilik göstermektedir. Edgü’de ise fizyolojik ihtiyaçlar dahi karşılanmamıştır. Bu neden belki de her ikisinin yabancılığa (Edgü’de dil ve ırk kaygısı/meselesi/mesajı etkili olmuştur) bakış açıları çok farklılık göstermektedir.

Hakkâri’de Bir Mevsim için… ''Size öğrettiğim her şey yalan'' demekle tekrar başa dönüyor yabancı.. İnsanoğlu her zaman başa dönecektir her zaman kim olduğunu kendine soracaktır, her zaman nasıl yaşayacağını ilkel insan kafasıyla düşünecektir. Ne kadar okursak okuyalım dönüp dolaşıp başa döneceğiz. Romanın şiirsel mükemmel dili/üslup ayrı bir inceleme mevzusu, romanın politik duruşu ayrı bir inceleme mevzusu, romanın gerçekçilik öğesi ayrı bir inceleme mevzusu… Kürt sorununun altında yatan başka bir gerçekliğe odaklanması da ayrı bir mevzu. Romanda geçen karakterlerin dünyası ve hayal dünyası ayrı bir mevzu… Hepsini tek tek incelemek, kendi toplumumuza yabancı kalmamak adına iyi bir çalışma olacaktır. Ben neden bu yabancılık öğesi üzerinde durdum onu da bilmiyorum.


Günümüzün modern insanı, zamanın şartlarından etkilenen, varolma mücadelesinde yabancılaşmayı kendi benliğinde hisseder. Sosyal düzeni de baskıcı bir şekilde algıladığı zaman sosyolojik boyutta da yabancılaşır. Psikolojik temelli olan bu olgu, sosyolojik boyuta doğru genişler. Camus’a göre varoluş insanın maddi özünden önce gelir, vesselam…
Hakkari'de Bir Mevsim
kitaba puan vermedi
4 beğen · 5 yorum
Bayır gülü (@bayirgulu)
Yine uzun bir inceleme, okumadım... beğendim her zaman ki gibi, güzel bir Şeyler yazma ihtimalini gözardı etmeme adına.. Umarım beğendiğime değecek güzel şeyler anlatmışsındır..
21.05.18 beğen 1 cevap
Enis (@dusundurucudusunce)
Copy paste yasak değilmiydi? Pdf kitap attın sandım
21.05.18 beğen cevap

POST_MORTEM

@postmortem

P.M.
Değerli bir dostumun önerisi ile başladığım bir kitaptı Hakkari'de Bir Mevsim. Eski baskılarında ismi "O" olarak geçiyor. Ufak bir karışıklık yaşadım bu yüzden. Sel Yayıncılık baskısında ise Hakkari'de Bir Mevsim ismi kullanılmış. Ferit Edgü'nün üslubu ile ilgili hiçbir fikrim yoktu fakat okumaya başladığımda ilginç bir şiirsellikle beraber hikayenin atmosferine kapılıverdim. Anlatımı etkili ve içe işliyor. Hikayeye bakacak olursak, kahramanımız bir kazazede. Ama öyle bir kazazedelik ki bu, gerçekten bir kazazede mi yoksa içinde bulunduğu durumu bir kaza olarak değerlendirip, kendisine bu yakıştırmayı mı yapıyor? Kitabı bitirdiğim halde bunun ayırdına varamadım. Açıkçası bunu biraz da yazarın gerçek ile hayali çok güzel bir şekilde harmanlayan anlatımına borçluyum. Bu şekilde bir başlangıç ile Hakkari'de buluyor kendini kahramanımız. Dilini, töresini, havasını, hayvanını bilmediği bir yerde, orada yaşamaya çalışan insanlara hem kendi dilini ve bildiklerini öğretiyor, hem de onların dilini ve hayatlarını öğreniyor. Ama şu farkla. Öğretmen, öğrettiklerini kitaptan öğretirken öğrendiklerini bizzat yaşayarak öğreniyor. Çocuklara, belki de hiç görmeyecekleri denizi öğretirken kendisi dağı, soğuğunu yaşayarak öğreniyor. Kaldı ki o coğrafyaya aşina olmayan insanların ne sıkıntılar çekeceğini hepimiz az çok tahmin ederiz. İşte böyle geçiyor Hakkari'de bir mevsimi öğretmenimizin. Zazi'yi tanıyor. Halit'i, muhtarı, Süryani kitapçıyı, valiyi, bürokrasiyi, çaresizliği, ölüp giden bebeleri, sağ kalanları, karın üstünde moraran çıplak ayakları, kendini... Psikolojik yönü de etkileyiciydi kitabın ve birçok altı çizilesi cümlesi vardı. Sonu ise gerçek ile rüya arası bir şey gibiydi. Hani desem ki aslında öyle bitmedi hikaye, öğretmenin aklında öyle bir son belirdi ya da belli yerleri gerçek, belli yerleri de rüyayla yoğurdu, her türlüsü akla yatkın geldi yani.
Hakkari'de Bir Mevsim
kitaba 8 verdi
9 beğen · 4 yorum
Baran Yusuf (@baranyusuf)
Kitaplığımda okunmayi bekleyen kitaplardan biri . Filmi de var izledim onu. Eğer izlemediysen tavsiye ederim .
29.06.17 beğen cevap
POST_MORTEM (@postmortem)
Teşekkür ederim tavsiyen için, kitap da okunmayi fazla beklemesin yalnız. Haksızlık olur :)
29.06.17 beğen cevap
Baran Yusuf (@baranyusuf)
Uzuncadir kitap okuyamıyorum , dergiler ile o açığı kapatmaya çalıştım ama yerini tutmuyor . Başlangıcı onunla yapabilirim :).
29.06.17 beğen cevap
POST_MORTEM (@postmortem)
Dergi de bir yere kadar aynen.
29.06.17 beğen cevap

treudaimonia

@treudaimonia

Çaresizlik,Yalnızlık,Yabancılık...
Ferit Edgü'nün okuduğum ikinci kitabı,diline,şiirsel anlatımına tam anlamıyla bayıldım.Kitapta, kazazede olarak nitelendirilen bir öğretmenin, Hakkari'nin uzak bir köyünde yaşadığı, yalnızlığı ve çaresizliği yalın bir dil ile anlatılıyor.Ferit Edgü bizleri olay örgüsü ile değil cümleleri ile büyülüyor adeta.Yazar yer yer kitapta okuyucuyu da etkin kılmıştır.Zaten pasif değil aktif bir okuma yapılması gereken bir eserdir.Bunu en iyi şu cümlelerinden anlıyoruz....
“Bu kitapta yazılı olanları anlamakta güçlük çekebilirsin.. çünkü anlamak ortak bir dil gerektirir.. ortak dil ise ortak yaşam/ ortak bilgi/ ortak birikim/ ortak düş, kimi yerde, ortak düşüş demektir.. ama diyebilirsin ki bana yabancı olanı arıyorum ben..öyleyse yolun açık olsun.. ama gene de bu kitabı okurken elinin altında, büyük gezginlerin sözlükleri, andaçları bulunsun derim..”
Bir öğretmen olarak neden bu kadar geç okudum diye hayıflandığım bir eser.Filmini de Erden Kıral çekmiştir.80'li yıllarda yasaklandığı için ne yazık ki birçoklarının bilmediği bir film olarak kalmıştır.
Hakkari'de Bir Mevsim
kitaba 10 verdi
2 beğen · 0 yorum

Burcu Ünlü

@burcuunlu

Ferit Edgü ile ilk tanışmamı Hakkari’de Bir Mevsim ile gerçekleştirdim. Yazarın şiirsel, masal tadında bir anlatımı var. Yokluk, çaresizlik ancak bu kadar etkileyici anlatılırdı. Çoğu şeyi yazmadan hissettirebiliyor yazar. Mesela ölen bebeklere üzüldüm demiyor ama sizi üzmeyi fazlasıyla başarıyor anlatımıyla. Ya da köy soğuk demiyor ama soğuğu iliklerinize kadar hissettirmeyi başarıyor. Adaletsizliğe deli gibi öfke duymanızı sağlıyor. Ve bütün bunları hissettirebildigi icin de fazlasıyla övgüyü hakediyor.

Birkaç alıntıyı sizlerle paylaşırken kitabı kesinlikle tavsiye ettiğimi belirtirim dostlar. :)

“Ölmesin bebeler, ölmesin bebeler, ölmesin bebeler. Koru onları Tanrım!”

“Ey çaresiz
Neyin çaresini arıyorsun
Neyin çaresi var, neyin yok
Yaz bunları bir kenara
Bir gün belki bulursun çareyi
İnsanlar ölmesin demiyorum
İstediğim ölümsüzlük değil
Ne kendim, ne başkaları için
İstediğim, çocuklar ölmesin.”

“Kitapları da dostlarını seçer gibi seçmeli kişi, öyle değil mi? Ben öyle yaparım.”
Hakkari'de Bir Mevsim
kitaba 7 verdi
10 beğen · 0 yorum

@

Okuyun. Okutturun !
Anlatılan olaylar gerçek bir yaşamdan alınma. Bir roman değil aslında bu. Şiirsel bir üslupla yazılmış bir günlük. Ama öyle bir günlük ki Türkiye'nin acı gerçeğini tokat gibi yüzümüze vuruyor. İnsanı derinden etkiliyor. Ne tasvir var ne betimleme. Ne bir duygu sömürüsü var ne ağdalı bir dil. Bu kitapta sadece gerçek var.Sadece gerçek! Türkiye'nin acı gerçeği. Ferit Edgü ile çok geç tanıştığım için pişmanım...
Aslında şu pasaj bile kitabı ve Türkiye'yi özetler nitelikte..

"Tümünüz, sen yatağında uzanmış, uzak iklimlerin ve gelecek günlerin şiirlerini düzen ozanım; sen varlıkla yokluğun arasında mekik dokuyan diyalektiksiz konuşamayan filozofum;
sen beni doğurduğuna pişman olmadığını söyleyen anam;
sen, Kendinden kaçma, kendinden kaçamazsın, bunu gördün
işte, diyen
kör sevgilim...
izin verin de çıldırayım
sizin dünyanız aklı başında insanların dünyası ise bırakın ben
çıldırayım.
Biraz da dağ başlarında çıldırayım.
Çünkü burda, bu koşullarda, ancak çıldırarak sürdürülebilir yaşam!"
Hakkari'de Bir Mevsim
kitaba puan vermedi
9 beğen · 3 yorum
Dünyalı (@dunyaliperizan)
Benim de kitapevine her gittiğimde elime alıp alıp bırakıp aslında merak ettiğim bir kitap. Şimdi daha da meraklandım... :)
08.05.15 beğen cevap
(@)
mutlaka oku
09.05.15 beğen cevap
Semih Oktay (@semihoktay)
,
29.05.15 beğen cevap

Hakkari'de Bir Mevsim - S41

Şimdi söyleyin, neye ihtiyacınız var?
Kitap,defter ve ilaç, dedim.
Bunlar kolay başka? dedi.
Başka bir şeye ihtiyacım yok,dedim.
treudaimonia tarafından eklenmiştir.

Merve 🗡

@mtrv

Ey çaresiz
Neyin çaresini arıyorsun
Neyin çaresi var, neyin yok
Yaz bunları bir kenara
Bir gün belki bulursun çareyi
İnsanlar ölmesin demiyorum
İstediğim ölümsüzlük değil
Ne kendim, ne başkaları için
İstediğim, çocuklar ölmesin
Hakkari'de Bir Mevsim
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
11 beğen · 0 yorum

Ahme't Sessiz

@ahmetsessiz

Artık söyleyecek birkaç sözüm var tümünüze!
Eğer bir tek mektupla sesleniyorsam, bağışlayın beni.
Çünkü tümünüz birbirinize benziyorsunuz.
Uçurumlar, uzaklıklar, denizler, akarsular ayırıyor bizi birbirimizden.
Hakkari'de Bir Mevsim
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
10 beğen · 0 yorum

Esmi hanım

@esmihanim

Alaaddin geliyor. Gece.
Hoca, benim kardeş hasta, diyor.
Nesi var? diyorum.
Ateşi var çok, diyor. Ölecek.
İlaç vereyim mi? diyorum.
Hayır, portakal ver, diyor.
Portakal yememiştir hiç."
Hakkari'de Bir Mevsim
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
10 beğen · 0 yorum

Ayse Nur

@zencirella

" Yolcu, bir gün yolunu yitirirsen , artık eski yolunu bulmaya çalışma , yeni bir yol ara kendine."
(sayfa:77)
Hakkari'de Bir Mevsim
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
8 beğen · 0 yorum

Ahme't Sessiz

@ahmetsessiz

İnsanoğlu kendine yetmesini bilseydi, önemli bir sorunun çözümlemiş olurdu.
Hakkari'de Bir Mevsim
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
8 beğen · 0 yorum
333
KİTAP
Filmi de Çekilen Kitaplar
Edebiyat dünyasından sinema dünyasına taşınan unutulmaz eserler bu listede! Film uyarlamaları mevcut olan tüm kitapları bu li...
159
KİTAP
Kütüphanenizde Yer Alması Gereken Hazine Değerindeki Edebiyat Kitapları
Herkesin okuması ve kitaplığında bulundurması gerektiğini düşündüğümüz hazine değerindeki en iyi edebiyat kitaplarını bu list...

Uykulu Filozof

@uykulufilozof

Yeni bir başlangıç..
Hakkari'de Bir Mevsim
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
8 beğeni · 1 yorum
CEVİZKABUĞU (@karacurin)
Bu kitabı hafif uykulu halinde iken okuyun ; kitabın bir yerinde uyur rüyanız da devam edersiniz yaşayarak..
14.04.18 beğen 3 cevap

Ruh Hassası

@ruhhassasi

Hassas Yazılar - Doğu'nun Münzevi Dili/ Ferit Edgü
Hassas Yazılar - Doğu'nun Münzevi Dili/ Ferit Edgü
Gemisi kayalıklara çarptığında ne kumsalda buldu kendisini ne de denizlerde. Göklere yakın, karlı dağlarda uyandı şuuru; yabancılar arasında bir yabancı olarak.

Melih Cevdet Anday bu kitap için, gerçek yaşamı bir roman yaşamına dönüştüren bir yetkinlik eseri demiş. Gerçekten benim de tam manasıyla katıldığım bir düşünce. Basit, hoş bir dil ama daha da ötesinde insanı Doğu'nun soğuk, soğumuş ve hatta 'soğutulmuş' diyarlarına götüren, yalnızlığıyla üşüten etkili bir dil aynı zamanda. Biraz da Ferit Edgü ile yaşadığım kader ortaklığının da nüfuz eden etkisi var. En nihayetinde kendisi de diyor ki:

''Çünkü anlamak bir ortak dil gerektirir.
Ortak dil ise,
ortak yaşam/ ortak bilgi/ ortak birikim/ ortak düş/ kimi yerde, ortak düşüş demektir.
Ortak değilse bile yakın/ benzer/ gibi.''

Bizimki belki ortak bir düş, belki ortak düşüş.
Düşlere düşmek belki ama biraz da gerçeğe düşüş.
Hakkari'de Bir Mevsim
kitaba 10 verdi, inceleme ekledi.
13 beğeni · 1 yorum
Ruh Hassası (@ruhhassasi)
Ayrıca birçok ödül almış bir filmi de vardır. Beni etkileyen bir sahnesi vardır ki sizlerle de paylaşmak isterim.
https://www.youtube.com/w...h?v=tf0F7je6YYg
30.03.18 beğen 3 cevap

Baran Yusuf

@baranyusuf

Şu an okuduğum kitap
"Demek istediğim şu, insan, çok basit şeylere bile, nasıl söyleyeyim, ilgi duymuyorsa ya da o konuları sevmiyorsa, ne diye anlamaya çaba göstersin? Kitapları da dostlarını seçer gibi seçmeli kişi, öyle değil mi? Ben öyle yaparım. (Yeniden kendine döndü, sevecen görünüşüne kavuştu.) İşte size on dost gibi on kitap verdim, dedi. Bakarsınız, karıştırırsınız, anlarsınız, seversiniz ya da kaldırıp atarsınız, unutursunuz."
EK 1
Uzun zamandır kitap oku-ya-mama durumuma bu kitap ile son vermiş bulunmaktayım. Kitabı yarıladığım şu anlarda , bu kitap neden onca zaman kitaplığımda öylece okunmadan durdu diye hayiflanmadim değilim. Bu kitabı okumamda sitenin sevdiğim şahsiyetlerinden biri olan @post-mortem 'in incelemesinin ışık tuttuğunu belirtmeden edemeyecegim. (Var olasın kardeşim. ) Bu kitap bittikten sonra @lotus 'un eşi Musa Karakaya 'nin kaleme aldığı imzalı bir şekilde bana armağan ettiği' Lisan-ı hâl ile ' kitabını okuyacağımı( @lotus hanıma ;) ) belirtmek isterim . 15.07.17
Hakkari'de Bir Mevsim
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
44 beğeni · 14 yorum
POST_MORTEM (@postmortem)
Eyvallah dostum bilmukabele. Güzel bir şeye vesile olabildikse ne mutlu :) Bu arada güzel övgülerine mazhar olabilmek ayrıca mutlu etti beni. Keyifli okumalar dilerim :)
15.07.17 beğen 1 cevap
Merve Ceydanur Özcan (@merveceydanurozcan)
Ne tesadüf bende filmini izledim bugün :) Ben kitabın O ismiyle basıldığını zannediyordum :)
15.07.17 beğen 1 cevap
kemalist betty (@kemalistbetty)
oku ve okuttur
16.07.17 beğen 1 cevap

Limon kabuğu

@limonkabugu

Hakkâri'de Bir Mevsim
Hakkâri'de Bir Mevsim
"Ben oradaydım, dilinden anlamadığım insanların arasında.
Dilimden çok az kimselerin anladığı insanların arasında.
Gökyüzüne yakın bir dağ başında."
Hakkari'de Bir Mevsim
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
22 beğeni · 2 yorum
MEMED (@endezyar)
Hoca, benim kardeş hasta, diyor.
Nesi var? diyorum.
Ateşi var çok, diyor. Ölecek.
İlaç vereyim mi? diyorum.
Hayır, portakal ver, diyor.
Portakal yememiştir hiç.
27.05.17 beğen 1 cevap