ara

Otomatik Portakal

A Clockwork Orange

Otomatik Portakal Konusu ve Özeti

Otomatik Portakal
Alex adında 15 yaşındaki bir çocuğun ergenliğinden erginliğine kadar geçen dönemde yaşadıklarını, bozulmuş ahlak yapısını ve yozlaşan toplum değerlerini sert bir dille anlatan distopik eser.
Çevirmen:
Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları
ISBN: 9789944885706
Sayfa: 172 sayfa
Basım Tarihi: 2008

Otomatik Portokal Kitabı Hakkında Genel Bilgiler

Anthony Burgess, 1959 yılında tümör nedeni ile 1 yıldan daha az ömrü olduğunu öğrenir. Bu kısa sürede çok para kazanmak ister. Çünkü eşinin daha iyi bir hayat yaşaması ve sıkıntı çekmemesini ister. Çözümü de kitap yazmakta bulur. Bu kısa zaman zarfında ise dünyaca ünlü bir yazar olan Burgess, kendisine yanlış tanı koyulduğunu da öğrenmiştir. Bu kısa sürede yazdığı ve onu çok meşhur eden kitapların başında da Otomatik Portakal kitabı gelmektedir. Otomatik Portakal'daki Alex karakteri Borgess'in hastalığı dönemindeki ruh halini yansıtmaktadır.
Kitap, nefret duygusu barındıran tipik İngiliz Edebiyatı distopyasıdır.
Stanley Kubrick'in muhteşem film uyarlaması, yirminci yüzyılın kült eserlerinden biri olan bu romanın şöhretini pekiştirmiştir...

Otomatik Portokal Kitabının Konusu

Alex ve çetesinin yaşadıkları kötü dünyada hüküm süren baskıcı yönetime karşı direnişlerini anlatan yazar,
15 yaşındaki Alex'in sarsıntılı hayatından bakarak, ilgisiz aile kavramını ve günümüz toplum yapısını eleştiriyor ve bunu yaparken de sert bir mizaca bürünüyor.
İnsanların ahlaki açıdan yozlaştığı, iyi ve kötü kavramlarının gerçek anlamları dışında var oldukları ve gerçek değerinden saptığı bir toplum işlenmiştir.
İletişimsizlik ve yeni kültür de eleştirel bir dille anlatılmaktadır.

Otomatik Portokal Kitabının Özeti

Alex iki farklı hayat yaşıyor gibidir. Gündüzleri normal bir birey gibi okula giderken akşamları ise içinde barındırdığı şiddete meyilli ruh hali ile hırsızlık, gasp, tecavüz ve adam yaralama gibi birçok suça bulaşır.
Çetenin iletişimi normal konuşma dilinden uzak kendi aralarında geliştirdikleri nadsat dedikleri bir dildir.
Bir gece barda oturmuş uyuşturucu katkılı sütlerini içerken çete üyelerinden Dim ile tartışır ve çetenin diğer üyeleri de Alex'in suçlu olduğunu düşünür. Çete içinde Alex'in otorite ve itibarı düşerken, Alex de bu durumun farkına varır ve diğer üyelerin kendisine karşı tutumlarının değiştiğini görür.

Pete, ortaya daha önce uygulamadıkları bir fikir atar. Kedileriyle birlikte yaşayan yaşlı bir kadının evine girip içerideki kıymetli eşyaları çalacak ve bunları da karaborsada satacaklardır. Alex sarsılmış otoritesinin de getirdiği duyguyla karşı çıkamaz. Yaşlı kadını etkisiz hale getirme işi Alex'indir. Alex pencereden eve girer fakat kadın buna hazırlıklıdır. Kadını etkisiz hale getirmek o kadar kolay değildir. Kedilerin de Alex'e saldırmasının etkisi ile Alex eline aldığı vazo ile yaşlı kadını öldürür. Yaşlı kadın daha önceden polisleri çağırmıştır. Eve gelen polisler Alex'i yakalar. Çetenin diğer üyeleri, her şeyin Alex'in fikri olduğunu polise söyler. Böylece Alex tutuklanır ve on dört yıl hapis cezası alır.

Hapishanede geçen iki senenin ardından Alex'in koğuşunda ölü bir mahkum bulunur ve suç yine Alex'in üzerine atılır. Alex bu yüzden suçluları yeniden topluma kazandırma projesi sebebiyle Ludavico adlı bir laboratuvara gönderilir. Alex'e şiddet dolu filmler, fiziksel işkencelere maruz bırakırlar. Alex'in aklına kötülük gelince acı içinde kıvranır hale gelir ve kusma isteği uyanır. Böylece Alex'in ruhunu kötülükten arındırmışlardır. Daha sonra Alex özgürlüğüne kavuşur.
Alex, artık kötülük işleyememekte ve istemsizce herkese iyi davranmaktadır. Yaşadığı tüm şeylerden sonra artık büyüdüğünü fark eder ve geleceğini düşünür.
Otomatik Portakal kitabı Hiç Unutamayacağım Dediğimiz Kitaplar listesinde yer almaktadır.

fikirfakiri

@fikirfakiri

A Clockwork Orange -ve Kötülük
A.Burgess'in bu kitabı, Kubrick'in sinemaya aktardığı yorumuyla paralel değerlendirilmiştir.
...

A Clockwork Orange’ın suçlu ve kurban diyalektiği üzerine kurgulanmış bir hiciv örneği olduğu söylenebilir. Gelecek pesimist bir yorumla kurgulanmıştır. Burası herhangi bir zamana vurgu yapmayan karanlık bir dünyadır. Kentin pek de konuksever denilemeyecek brutal soğukluğuna karşın iç mekanlarda parlak, renkli, ışıltılı bir mekan tasviri yapılmıştır. Mekânlar genellikle zıtlıklar üzerinden ve contrast bir şekilde verilir. Krom ve altın rengi duvarlarıyla, kitsch mobilyalarıyla post modern bir mekan okuması yapılabilir. İzleyiciyi mekana dahil ederken bir anda benimsenen bir atmosfer yaratılabilecekken, bilinçli ve son derece doğru bir tercihle abartılı bir şekilde kullanılan iç mekanlardaki renk ve obje tercihleri ile punk ve grotesk bir dünyanın içinde kaybolmuşluk hissi yaratılır. Görünür görünmez tanınır, kavranabilir olan şeyler akışkanlığın önünü keser. Filmde bu akışkanlığın önü sık sık açılır; okunaklılık yiter.

Yargının dışsallığı ile gösterilen imgenin içine dalma arasında gidip gelinir. “Verfremdungseffect”’in diyalektiği belki de böyledir. İzleyici, yabancılaşmanın bilinci içinde ve bu bilinç vasıtasıyla yabancılaşmadan çıkmalıdır. Kendi içine daha iyi nüfuz edebilmek, kötülüğün ve kötülüğün çelişkilerinin bilincine varabilmek için kendini kendinden kopartılmış hissetmelidir.

Söz gelimi kumarhanedeki tecavüz sahnesinden çıkan kavgada Rossini’nin Hırsız Saksağan uvertürü duyulur. Neşeli ve canlı olarak tarif edilebilecek olan bu müzik görüntüde olan bitene çok aykırı düşer ve izleyiciyi kafa karıştırıcı bir dışsallıkta bırakır. Her şey onun önünde tüm açıklığıyla cereyan etmesine rağmen, açıkça bilmese de izleyici, gerçeğin çelişkilerinin canlı bilinci olur. Yazarın gözü önünde karısının ırzına geçilmesi ayrımında da “Singin’ in the rain” gene böyle bağlamından çıkarılıp olmaması gereken bir yerde kullanılmıştır. Beethoven’in dokuzuncu senfonisi de böyledir. Bu şekilde eylem izleyicinin içine aktarılır.

Filmin/kitabın ilk bölümünde Alex ve çetesi üzerinden bireysel olan kötülük işlenmektedir. Londra’nın karanlık, tekinsiz sokaklarını kendine yer edinen Alex ve onun üç droogisi, sadistçe kötülük yapmaktan zevk alır; hedefinde savunmasız bir profesör ya da modern bir yazar ve karısı, ya da genç kızlar vardır. Alex ve çetesi sınıfsal bir ayrıma gitmeden önüne çıkan her şeyi yok etme psikolojisi içinde, yaptıklarının kötülük olduğunun farkındadır ve kötülüğün bireysel bir seçim olduğunu savunur.

Filmin/kitabın ikinci bölümünde ise, Alex, aralarındaki egemenlik hesaplaşması sonucu ayrılığa düştüğü çete elemanları tarafından ihbar edilir. Tecavüz ve cinayetten hapse mahkum edilen Alex’in bireysel kötülüğü yerini organize bir kötülüğe bırakır. İktidarın bekçileriyle -artık yalnız ve çaresiz bir birey konumuna düşen- Alex’i karşı karşıya gelir kaçınılmaz olarak. Başta pek de özdeşleşemeyeceğimiz saldırgan ve yıkıcı bir porte çizen Alex ile bu noktadan sonra özdeşleşmek durumunda kalınır. Filmin ilk yarısındaki mekan ve objelerin rengi solarken, müzik ritmini düşürür.

Filmdeki hapishane sahneleri boyunca Alex ve diğer mahkumların koğuş hayatına değil de iktidarın temsilcisi olan papaz tarafından ahlaki bir eğitime tabi tutulduklarını görürüz. Kitab-ı Mukaddes eğitimi alan Alex kitabı kendine göre yorumlamakta geç kalmaz. İşkence ritüelini andıran İsa ve Yahudilerle ilgili pasajlardaki işkence sahneleriyle içindeki kötüyü besleyen Alex kolay kolay teslim etmez kendini.
Daha sonra devletin denemekte olduğu sistemi inşa edecek olan deneylerden birine gönüllü olarak katılmaya karar verir. Çünkü bu sistem sayesinde mahkumiyet süresi kısalacaktır. Filmde bahsi geçen yeni hükümet suçluların bir arada tutulduğu bir sistemde ahlaki bir eğitimin mümkün olamayacağını ve hatta kötülüğün artarak büyüyeceğini iddia etmektedir. Bu yüzden hapishaneye alternatif bir çözüm önerisi olarak, kötülerin ıslah edilerek ahlaki açıdan daha iyi bireyler olmasını sağlayacak olan 'Ludovico Tedavisi' ni dayatmaktadır.
Alex, 'Ludovico Tedavisi' sonucunda, şiddeti görmeye dahi tahammülü olmayan bir kişi haline dönüşür. Alex’in düşünme yeteneği de elinden alınmaktadır bir anlamda. Suçu azaltmayı ve daha ”iyi bir toplum” olmayı ortak menfaat sayan ve “kurtarmayı” sorumluluk olarak gören devlet, suçluları ve kötülüğü hizaya getirmelidir. İnsanları ayırıp, onları homojenlik içinde, kendisine uyan bir birlik haline getirmeli, dolayısıyla bireyi ele geçirmelidir.

Hapishanenin papazının ise deneye yönelik itirazı vardır:

“İtiraf etmeliyim ki bu şüpheleri paylaşıyorum. Mesele, böyle bir tekniğin bir insanı gerçekten iyi bir insana dönüştürüp dönüştüremeyeceği. İyilik içten gelir 6655321. İyilik seçilen bir şeydir. İnsan seçemediğinde insanlıktan çıkar.”

Bu yönüyle papaz bireysel olana vurgu yapar. Her bireyin bizzat kendisi olarak eylemde bulunduğunu, bireyin ahlaki etkinliğinin kendi vicdanından kaynaklandığını savunur. İnsanı otomatik bir portakala dönüştüren bu sistem karşısında ahlaki bir seçim yapılamayacağını söyleyen papaz, deneyin doktorundan ise şu cevabı alır:

“Yüksek etikle değil suç oranını düşürmekle ilgileniyoruz.”

Bu cevap Auschwitz’de görev alan, Hannah Arendt’in vurgu yaptığı şekliyle, doktor Eichmann’ı akla getirir. Dr. Brodsky de tıpkı meslektaşı gibi kendisine verilen emirlere yalnızca itaat etmiş kararlarının sonuçlarını ölçüp biçmediği banal bir kötülüğü işlemektedir.
Alex hapishaneden çıktıktan sonra filmin başında yaptığı bütün kötülüklerin simetrisi bir kötülükle karşı karşıya kalacaktır. Bunlardan en vurucusu da devletin rasyonel kötülüğünün bir devamı niteliğinde görünen polisin elinden olacaktır. Ne var ki burada ilginç olan şey, söz konusu polislerin Alex’in eski çetesinden arkadaşları olmasıdır. Eski arkadaşları tarafından darp edildikten sonra kendini karısına tecavüz ettiği yazarın evinde bulan Alex bir döngüye hapsolmuş gibidir. Yazar ve arkadaşları tarafından bu defa onların çıkarına alet olacağı bir rasyonel kötülüğe tabi tutularak intihara sürüklenir. Gözlerini hastanede açan Alex gördüğü tedavi sonucu tekrar eskiye dönmüştür.

Sadece filmi izleyenler için Alex’in eskiye dönüşü aslına dönüşü gibi yorumlansa da yazar kitapta sanki daha başka bir kötülük tanımlaması yapmaktadır. Kitapta hastaneden çıktıktan sonra yeni bir çete oluşturan Alex, bir süre sonra artık kötülük yapmak istememektedir. Sıkılmıştır ve bir aile hayal ederken kitap sonlanır. Kubrick’in Alex yorumu ise daha farklıdır. Kitabı istediği yerde keserken ontolojik bir kötülük yorumunda bulunduğu rahatlıkla söylenebilir.
Otomatik Portakal
kitaba 8 verdi
5 beğen · 0 yorum

Erica

@ericache

Edebiyatın Şiddet Dolu Aykırı Yüzü
Yer altı edebiyatını seviyor musunuz?

Ya da hiç okumadınız ama merak mı ediyorsunuz?

Aykırı, her zaman eleştirel, gerçek ve hayalin birbirine karıştığı o ince çizgide dolaşan, sıra dışı, küfürbaz, şiddetin alkolün ve cinselliğin sıradan olduğu romanlar mı seviyorsanız?

İşte o zaman siz bir yer altı edebiyatı seversiniz diyebiliriz.

Köklerinin Marquis de Sade’ye kadar dayandığı düşünülen yer altı edebiyatı türünün en kült ve popüler kitabı olan Otomatik Portakal sizi kendi, sıra dışı, şiddet dolu bir o kadar da sorgulayıcı dünyasına götüren çok farklı bir roman. Anthony Burgess’ın en iyi kitabı diyebileceğimiz bu kitabı çok uzun zaman önce okumuştum. İlk okuduğumda bende birbirinden farklı ve çelişkili duygular oluşturmuştu. Yani kitabı sevdiğim kadar nefret ettiğimi bile söyleyebilirdim.

Aradan geçen bir çok yıl üstüne yeniden okuma planlarımı gerçekleştirdikten sonra ilk seferde hissettiğim zaman zaman tiksinti zaman zaman acıma hissini yeniden yaşadım.

Kitabın etkisi ciddi olarak çok ilginç. Çünkü okurken birbirinden farklı duyguları yaşıyorsunuz. Bir bakmışsınız nefret ederken bir bakmışsınız acıma ve üzüntü hislerinin içinde boğuluyorsunuz. Bu açıdan Burgess sizi bir çok uç duyguda tutmayı başarıyor.

Bunun yanı sıra kitabın aynı zamanda şaheser bir filmi de bulunuyor. Genellikle film yerine kitabı seven biriyim ama şunu da söylemeliyim ki filmi de kitabı kadar etkileyici. Stanley Kubrick kitabı görsel bir şölene çevirmiş diyebilirim.

Bana göre, yer altı edebiyatının en önemli kitaplardan biri olan Otomatik Portakal okunması ciddi anlamda zor bir kitap. Çünkü iyi kahramanlara alışmış bizler için kötülüğü sanat haline getirmiş anti kahramanımız Alex ciddi anlamda antipatimizi kazanma yetisine sahip bir karakter.

"Doğruyu görür, onaylar ama yanlışı yaparım." (Alex'in sözleri ile bu seçimini biraz olsun anlatmak istedim.)

Bu kısımdan sonrası biraz spoiler içerir. Bu sebeple isterseniz devam etmeyebilirsiniz.

Kitabımız, distopik bir dünyada Alex ve çetesinin hikâyesini anlatıyor. Kitabın asıl kahramanı olan Alex’in yanında isimleri Dim, Georgie ve Pete olmak üzere üç arkadaşı vardır. Okuyucu kitabı Alex’in ağzından okumaktadır.

Alex ve çetesi kötülüğü ve kötü olmayı seçmişlerdir. Şiddet eğilimli yapıları ile hırsızlık, gasp gibi suçlar işlemektedirler. Ancak şiddet eğilimlerinin boyutu öyle yüksektir ki tecavüze, öldürmeye kadar gitmektedir.

Bir dizi suç olayı sonunda yakalanan çete, devletin ‘Suçluları Yeniden Topluma Kazandırma’ projesinde yer almayı kabul ederler. ‘Ludavico’ isimli bir çalışmada kobay olacaklardır ve bu proje sonunda ise kişilikleri düzeltilecektir. Bundan sonra şiddettin kaynağı olan Alex ve arkadaşları şiddetin mağduru olmaya başlarlar.

Bu çalışmanın seanslarında Alex, fiziki işkenceler dâhil olmak üzere birçok yöntemle şiddetten tiksinecek hale getirilir. Proje sonunda iyileştiği öne sürülerek serbest bırakılan ve geçmişte kötülüğü kendi seçmiş Alex artık şiddeti düşündüğünde kusan bir kurban ve hatta bir kukla olmuştur.

Kitabı okurken ilk bölümünde nefret duygularımı uyandıran Alex'in ikinci bölümde nerede ise haline acıyacağımı düşünmemiştim açıkçası. Ancak yazarın bu iki farklı durumu yaratması yani ilk bölümdeki nefreti acımaya çevirmesi açısından etkileyici bir kurgu diyebilirim. Nefret - acıma döngüsünde yazar okuyucuya pişman olmuş bir suçlunun affedilip affedilmemesi durumunu da başarılı bir şekilde düşündürüyor. Suçlu biri yaptığından pişman olmuş ise ve bir daha bu suçu işlemeyeceği düşünülüyorsa geçmiş suçları affedilmeli midir? Ben bunu düşündüğümde açıkçası bu kadar yüce gönüllü olmadığıma kanaat getirdiğimi de itiraf etmek istiyorum.

Kitapta fark edilenin çok üstünde bir toplumsal eleştiri bulunmaktadır. Ancak Burgess bunu öyle sert bir üslupla yapıyor ki okurken rahatsızlık duyacak ve hatta nerede ise kitabı bıraktıracak kadar sert bir üslup. Ancak gene de söylemek isterim ki anlatılan şiddet sahnelerinin dili ne kadar sert olsa da kitabın atmosferine çok iyi uymakta.

Ayrıca bir de kitabın kendine özgü bir jargonu var (Alex ve arkadaşlarının konuşması), tercüme sırasında bu etkisini biraz azaltsa da kişiyi etkilemekten geri durmuyor. Bu açıdan da Burgess iletişimsizliğe farklı bir bakış açısı getirmiş de diyebiliriz.

Kitabın yarattığı distopik dünya, kullandığı dil ile ciddi anlamda sosyal ve toplumsal eleştiriler ile dolu olması, hükümetlerin, insanları bir makine gibi görmesini ve tek tip yapma isteklerini gösteriyor.

Geçmişte yazılmış olmasına rağmen değişen çok şey olmaması ayrı bir konu ayrıca.

Cockney dilinde (İngiliz argosu) bir deyiş vardır. "Uqueer as as clockwork orange". Bu deyiş, olabilecek en yüksek derecede gariplikleri barındıran kişi anlamına gelir. Bu çok sevdiğim lafı, yıllarca bir kitap başlığında kullanmayı düşünmüşümdür. Bir de tabii Malezya'da "canlı" anlamına gelen "orang" sözcüğü var. Kitabı yazmaya başladığımda, rengi ve hoş bir kokusu olan bir meyvenin kullanıldığı bu deyişin, tam da benim anlatmak istediğim duruma, Pavlov kanunlarının uygulanmasına dayalı bir hikâyeye çok iyi oturduğunu düşündüm...
Otomatik Portakal
kitaba 8 verdi
7 beğen · 0 yorum

özgür hanım

@ozgurhanim

otomatik portakal
Otomatik portakal bu isim ilk başta bende anlamsızlıktan, arkasındaki şu tanımlamaysa kafa karıştırmaktan öteye gidemedi benim için “karabasan gibi bir gelecek atmosferi… Geceleyin sokaklara dehşet saçan, yaşamları şiddet üzerine kurulu gençler… Sosyal kehanet? Kara mizah? Özgür iradenin direnişi?.. Otomatik Portakal bunların hepsidir. ” tabi ki yalnız bunları düşününce ortaya bir şeyler çıkıyor ama kitabı okumadan havada pek çok şeyin kaldığını söyleyebilirim. Anthony Burgess ise kitabın isminin ondaki anlamına “Cockney dilinde (İngiliz argosu) bir deyiş vardır. “Uqueer as as clockwork orange”. Bu deyiş, olabilecek en yüksek derecede gariplikleri barındıran kişi anlamına gelir. Bu çok sevdiğim lafı, yıllarca bir kitap başlığında kullanmayı düşünmüşümdür. Bir de tabii Malezya’da “canlı” anlamına gelen “orang” sözcüğü var. Kitabı yazmaya başladığımda, rengi ve hoş bir kokusu olan bir meyvenin kullanıldığı bu deyişin, tam da benim anlatmak istediğim duruma, Pavlov kanunlarının uygulanmasına dayalı bir hikâyeye çok iyi oturduğunu düşündüm…” böyle açıklık getiriyor.

Okuduğum en rahatsız edici, en şiddet içerici bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Okurken bazı yerleri atlamak veya durdurmak istemekle bir yandan da neler olacağını merak etmek arasında kaygan bir zeminde ilerliyor, otomatik portakal. Roman kahramanımız Alex’in üslubunu ilk başlarda yadırgasam da sonradan alışabildim ama yaptıkları, düşündükleri kolay hazmedilir şeyler değil. Kahramanımız bir çete lideri geceleyin sokaklara dehşet saçan bir çete lideri, insanları öldürmekten, kötülük yapmaktan zevk duyan klasik müzik tutkunu bir psikopat. Yaşlı bir kadının evine soyguna gittiklerinde polisler bu sefer enseliyor bu çeteyi ve çetedeki diğer elemanlar tüm suçu lider Alex’e yükleyip kaçıyorlar ve roman kahramanımızın serüveni hapishanedeyken de, hükümetin desteklediği bir deneyde kobay olarak kullanılırken de, sonrasında da olaylı geçiyor. Ee ne olacak şimdi ha? Derseniz otomatik portakal ‘a buyurun derim ustaca tasarlanmış bu kurguyu ve özenle seçilmiş kelimelerin dizaynını ben iyi ki okumuşum. Yazımı tamamlamadan önce filmini de izlemek istiyordum ama yazıyı daha fazla soğutmak istemedim kitabı da soğutmadan filmi izleyebilsem ne iyi. Alıntıları da şöyle serpiştireyim…

“iyilik seçilen bir şeydir. İnsan seçemediğinde insanlıktan çıkar.”

“bir rüya ya da kâbus aslında kafanızın içindeki bir film gibidir o kadar, tek farkı siz de içinde yer alabilirsiniz.”

“Bazılarımız mücadele etmeli. Büyük özgürlük geleneklerini savunmak gerek. Ben partizan değilim. Rezalet gördüm mü düzeltmeye çalışırım. Parti isimlerinin hiçbir anlamı yok. Sadece özgürlük geleneği önemli”

“sırf bir otomatik portakal gibi mi olayım yani?”

ozgurhanim.com
Otomatik Portakal
kitaba puan vermedi
1 beğen · 0 yorum

@

Otamatik Portakal
otomatik portakal hakkında konuşulması zor bir kitap.
olaylar yakın gelecekte başı bozuk bir gençliğin hikayesini içeriyor.
üç bölümden oluşan kitap,kitap kahramanı alex'in hayatının üç devresini içeriyor.
ilk bölümde ki umarsız,ölçüsüz şiddet ve cinsellik acaba yarım bıraksam mı ikilemini yaşatmıyor değil ama zaten filmi izlerken de aynı şeyi hissediyorsunuz.
alex'ten nefret mi etsem yoksa ona acısam mı bilemedim.
ikinci bölümde hak yerini buldu demeye kalmadan şiddete şiddet bir çözüm mü diye düşünüyorsunuz..bir de alex'in müzik zevki var ki üzerine oturup düşündüm.
nasıl olur da alex gibi bir çocukta böyle bir müzik zevki olabilir diye yazar insanı düşündürüyor.
ben alex'te ki müzik zevkinin bir metafor olduğuna karar verdim.o muazzam müzik zevki alex'te ki ölmemiş insani yanı sembolize ediyor olabilir.ama alex'in o birbirinden muhteşem müzikleri dinlerken bile zihninden hiç solmayan o şiddet hayalleri de şaşırıtıcı.o zamanda acaba bu çocuk pedofili mi diye de düşünüyorsunuz.
tabi ki gerçek nedenini sadece yazarımız biliyor.
on beş yaşında argodan başka konuşma bilmeyen bir çocuk 'kardeşim' diye seslenerek kendi hikayesini anlatırken 1984'te ki 'yoldaşlar' sözünü yad etmeden duramıyorsunuz.
1984'te ki 'büyük kardeş' otomatik portakal'da yoldan sapmış gençliği yeni gelştirdikleri koşullanma yöntemiyle dize getirip koltuğunu sağlama almak isteyen iktidar şeklinde karşımıza çıkıyor.
satır aralarında medyaya yapılan sağlam eleştiriler de gözümden kaçmadı hani.
çevirmenin de eline sağlık akıcı bir kitap olmuş.
ama konu itibariyle insanı sarsan,rahatsız eden,bir an önce bitsin ve gidip kütüphanede dursun dedirten bir kitap.doğrusu hemen bitsin istedim.kubrcik yapımı filmide her ne kadar muhteşem olsada insanı çok rahatsız da ediyordu.kitabı okurken acaba bu kitaba tarantino film çekseydi nasıl olur diye de düşündüm.zira tarantino filmlerinin
içeriği de şiddete şiddetle karşı koyan türden yapımlar.
kubrick yorumundan çok farklı olacağı kesin ama sanırım en
mükemmel yorumunu kubrick'te bulmuş.
bu güne kadar filme uyarlanmış kitaplar arasında en iyi yorumlardan biriydi bence.
artık ister kitabı okuyun,ister filmi izleyin.karar size kalmış.
'seçim meselesi' ;)
Otomatik Portakal
kitaba puan vermedi
3 beğen · 1 yorum
Orhan Şahin (@orhansahin)
- Keşke filmi olduğunu söylemeseydiniz.Uzun zamandır adını hatırlamaya çalıştığım filmin bu kitabın filmi olduğunu öğrenmek kötü oldu oysa ne de çok hevesliydim bu kitabı okumak için :)
22.10.15 beğen cevap

NLGNYC

@dunyasnilzehes

Eee,ne olacak şimdi ha?"
Kankaniz ve Mütevazı Anlatıcı 'niz Alex'ten buyurun siz Otomatik Portakalı.Alex'in anlatımıyla kitabımız 3 bölümden oluşmaktadır.????Spoiler icerebilir bu defa yorumum bilginiz olsun??????
???1.Bölüm de ??4 kisilik arkadas gurubunun yaptigi icraatlar var.Kitap hakkinda az biraz bilgi sahibiyseniz zaten duymuşsunuzdur kitabımız argo.Ilk defa bu tarz kitap okuyanlar yadirgayabirler.Otomatik Portakal ilk bölümü ile bana Hakan Günday 'in #Piç adli kitabini anımsattı.Orada da 4 arkadaşın serseri yaşamları vardi.
???2.Bölüm de ?? Alex artik bir tutukludur ve katlanilmaz bir yasanti içine girer.Tutuklu olması suç işlemesine engel değildir.Hukumet tarafindan gonderilen yetkililer suclarin önüne geçebilmek için yeni bir yöntem uygulayıp,tutukluları topluma kazandırma fikrini sunarlar.Ilk denek Alex'tir.Yazarın arka kapağında bahsettiği Pavlov kanunları bu da gerek.Nedir Pavlov Kanunlari? ____ Pavlov Kanunlari veya deneyleri adı her ne ise sartlandirilmis kosullanmadan oluşan Pavlov ve Köpeği modelini kitabın ikinci bölümü ile kiyaslayabilirsiniz.
???3. Bölüm de ?? Alex'in tekrar eve dönüşü ve başına gelenler anlatilmaktadir. ________________________ ✏✏Yakın geleceğin argosu "nadsat" kullanılarak yazılmış derken sanırım bu kelime sadece bu kitaba özgü bir dil.
✏✏Kitabın ismi ise oldukça ilginç gelmedimi hepimize.Otomatik Portakal yani olabilecek en yüksek derecede gariplikleri barindiran kimse. ✏✏Romanın baş kahramanı Alex'in isminde ki "A" harfi olumsuzluk hali içermektedir ve "lex" kanun anlamına gelmektedir.
✏✏Yazıldığı yıllarda geleceği anlatan distopya olarak ele alınır kitap.
✏✏ Kitap Stanley Kubrick tarafından filme alinmis .Şiddete neden oldugu gerekçesiyle kaldırılmıştır.
Vs .Vs. gibi kitap hakkinda bilgilere de internetten ulasabilirsiniz.Ben filmini 5 dakika kadar izlemis bulundum ama begenecegimi dusunmedigim icin vakit kaybi olarak degerlendiriyorum filmi.5 dakikadan fazlasını dikizlemedim????????
Otomatik Portakal
kitaba 7 verdi
7 beğen · 1 yorum
Büşra Okumuş (@busraokumus)
Çok eğlenceli bir inceleme olmuş, kaleminize sağlık ?
09.07.18 beğen cevap

Otomatik Portakal - S41

Son bölüm ikinci kez de bittiğinde, bütün o hengâme ve Neşe Neşe Neşe Neşe diye cıyaklamalar kesildiğinde, bu iki genç piliç artık sofistike olgun kadın ayağına yatmayı kesmişlerdi. Taze bedenlerine neler yapıldığına uyanmaya başlamışlardı ve eve gitmek istediklerini ve vahşi bir hayvan gibi olduğumu filan söylüyorlardı. Büyük bir savaştan çıkmış gibi görünüyorlardı, ki cidden öyle olmuştu ve her tarafları morluk içindeydi ve surat asıyorlardı. Eee, okula gitmeyeceklerse bir şekilde eğitilmeleri gerekiyordu. Sahiden de eğitilmişlerdi. Giyinirken cıyaklıyor ve ay ay ay diyorlardı ve ben yatakta pis ve cıbıldak ve epey yorgun ve bitkin bir halde yatarken, minik zumzuklarıyla bana vuruyorlardı. Şu küçük Sonietta "Canavar, iğrenç hayvan. Pislik, korkunç şey," diye cıyaklıyordu. Sonra toparlanıp gitmelerine izin verdim ve aynasızların beni tutuklamaları gerektiği gibi bok püsürden bahsederek gittiler. Merdivenden inerlerken uyuyakaldım, kulaklarımda hâlâ şu bizim Neşe Neşe Neşe Neşe seslerinin ulumalarıyla ve o hengâmeyle.
Kabardian tarafından eklenmiştir.

Eduşka

@edaa

Koltuk altında kitaplar taşıdığını görüyorum kardeşim. Bugünlerde hâlâ kitap okuyan birine
rastlamak gerçekten nadide bir zevk kardeşim.
Otomatik Portakal
kitaba 8 verdi, inceleme eklemedi.
18 beğen · 0 yorum

Red Red

@khaos

Hapisteki şairin dediği gibi, her insan sevdiği şeyi öldürür.
Otomatik Portakal
kitaba 8 verdi, inceleme ekledi.
14 beğen · 0 yorum

BAHAR

@bahar49

Gülüyorlar. Dışarıdaki soğuğu, yoksulluğu, açlığı umursamaksızın kahkahalar atıyorlar.
Otomatik Portakal
kitaba 8 verdi, inceleme ekledi.
13 beğen · 0 yorum

Pelin

@piko

''... zavallı çocuk, ne çileler çekmişsindir. Modern çağın bir kurbanısın...''
Otomatik Portakal
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
13 beğen · 0 yorum

Sultan Nur KORKUSUZ

@sultannurkorkusuz

Ama asıl günah, temel hedefleri. Seçim yapamayan biri insanlıktan çıkar.
- Sayfa 137
Otomatik Portakal
kitaba 8 verdi, inceleme eklemedi.
12 beğen · 0 yorum
432
KİTAP
Hiç Unutamayacağım Dediğimiz Kitaplar
Bittiğine üzüldüğümüz, hayatımızda derin izler bırakan unutamayacağımız kitapları paylaşıyoruz....
336
KİTAP
Filmi de Çekilen Kitaplar
Edebiyat dünyasından sinema dünyasına taşınan unutulmaz eserler bu listede! Film uyarlamaları mevcut olan tüm kitapları bu li...
163
KİTAP
Kütüphanenizde Yer Alması Gereken Hazine Değerindeki Edebiyat Kitapları
Herkesin okuması ve kitaplığında bulundurması gerektiğini düşündüğümüz hazine değerindeki en iyi edebiyat kitaplarını bu list...
48
KİTAP
Kitaplığınızda Mutlaka Bulunması Gereken Kitaplar
Herkesin kitaplığında bulunması ve çevresindeki herkese okutması gerektiğini düşündüğümüz kitapları bu listede paylaşıyoruz. ...
107
KİTAP
Başyapıt Niteliği Taşıyan Önemli Kitaplar
Tüm dünyada yüzbinlerce okur tarafından beğenilerek okunmuş, çığır açan başyapıt niteliğinde kitaplar. Okurken asla pişman ol...

Karanlık Sokaklar

@karanliksokaklar

Otomatik Portakal, Anthony Burgess
Otomatik Portakal, Anthony Burgess
"Ve ölüm, her şeyin tek çözümüymüş gibi geliyordu.."
Otomatik Portakal
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
10 beğeni · 1 yorum

Erdem Soydan

@erdemsoydan

Yeni başlıyorum bu kitaba. Çok iyi yorumlar var ama artık yorumlara aldırmıyorum Fahrenheit451 de yaşadığım pişmalığı yaşamam umarım!
Otomatik Portakal
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
2 beğeni · 0 yorum

Buse

@craseritfinis

Otomatik Portakal
İncelemelere baktım birçok hem olumlu hem olumsuz yorumlar var. Sizce okunmalı mı?
Otomatik Portakal
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
9 beğeni · 9 yorum
deriN (@derinnn)
Bence izle
24.07.18 beğen 1 cevap
viyan (@viyan)
Okumalısın bence
24.07.18 beğen 1 cevap
Lilu Helenium (@lalalakv)
Okunmalı.
24.07.18 beğen 3 cevap

Karanlık Sokaklar

@karanliksokaklar

Otomatik Portakal, Anthony Burgess
Otomatik Portakal, Anthony Burgess
"Artık az kalmıştır herhalde. Bitmek üzeredir. Acının doruklarını yaşadım ve daha fazla acıya katlanamam.."
Otomatik Portakal
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
5 beğeni · 1 yorum

Yeliz

@yeliz

Tavsiye
bu kitabı okuyalı çok uzun zaman oldu. bu kitap 8.sınıf öğrencileri için uygun olur mu içinde uygunsuz içerik var mı okuyanlar dönüş yaparlarsa çok sevinirim.
Otomatik Portakal
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğeni · 8 yorum
kişibaşınadüşenmilligelir (@kisibasinadusenmilligelir)
Olmaz
12.05.18 beğen cevap
Alcyone (@alperckm)
Portakallar karıştı sanırsam Şeker portakalk olur ancak.
12.05.18 beğen 5 cevap
Kenan (@enron)
Bence de uygun olmaz hocam.
12.05.18 beğen cevap