ara

Hayvan Çiftliği

Animal Farm

Hayvan Çiftliği Konusu, Özeti ve Türleri

Hayvan Çiftliği, bir hayvan çiftliğinde yaşanan olaylar üzerinden 1940'lardaki reel sosyalizmi eleştiren politik bir romandır.
Hayvan Çiftliği
Yazar:
Çevirmen:
Yayınevi: 576
ISBN: 9789750719387
Sayfa: 152 sayfa
Basım Tarihi: 2014

Hayvan Çiftliği Kitabı Hakkında Genel Bilgiler

George Orwell, Türkiye’de Bin Dokuz Yüz Seksek Dört isimli kitabıyla bilinmektedir. Hayvan Çiftliği, çağdaş klasikler arasında sayılan bir diğer başarılı eseridir. Yergi türünün örneklerinden biri olan bu roman 1940’lardaki reel sosyalizme eleştiri niteliği taşımaktadır.

Hayvan Çiftliği Kitabının Konusu

Hayvan Çiftliği kitabının ana karakterleri bir çiftlikte yaşayan hayvanlardır. Sömürüldüklerine inanan bu hayvanlar, sahipleri olan çiftçilere karşı isyan çıkararak yönetimi ele geçirirler. Amaçları eşitlik içinde yaşamaktır. Domuzlar, içlerinde en akıllı olanlardır. Kısa süre içinde bir grup oluşturup diğer hayvanları yönetmeye başlarlar. Bir süre sonra, devrimi amacından saptıran domuzlar tarafından çiftliğin sahipleri olan insanlardan daha acımasız bir diktatörlük kurulmuş olur. George Orwell, bu romanında çiftlikte yaşananları anlatırken tarihsel bir gerçeği gözler önüne sererek eleştirmektedir.

Romanda önder konumunda olan domuz, Stalin’i simgelemektedir. Diğer karakterler de diktatörlük ortamında ortaya çıkabilecek kişileri betimlemektedir. Kitabın isminde “Bir Peri Masalı” alt başlığı geçiyor olsa da aslında çocuklara yönelik bir masal değil, politik bir eleştiridir.
Hayvan Çiftliği kitabı Hiç unutamayacağım dediğimiz kitaplar listesinde yer almaktadır.

Hayvan Çiftliği - s41

YEDİ EMİR
1. İki ayak üstünde yürüyen herkesi düşman bileceksin.
2. Dört ayak üstünde yürüyen ya da kanatları olan herkesi dost bileceksin.
3. Hiçbir hayvan giysi giymeyecek.
4. Hiçbir hayvan yatakta yatmayacak.
5. Hiçbir hayvan içki içmeyecek.
6. Hiçbir hayvan başka bir hayvanı öldürmeyecek.
7. Bütün hayvanlar eşittir.
Burcu Yıldız tarafından eklenmiştir.

Hayvan Çiftliği Kitap Listeleri

435
KİTAP
Hiç unutamayacağım dediğimiz kitaplar
Bittiğine üzüldüğümüz, hayatımızda derin izler bırakan unutamayacağımız kitapları paylaşıyoruz....
1024
KİTAP
Mutlaka okunması gereken kitaplar
Herkesin mutlaka okuması gereken, kitaplığında bulunması gereken kitaplar listelenmektedir....
549
KİTAP
Ölmeden önce okunması gereken 1001 kitap
Neokur üyelerinin katkılarıyla ortaya çıkmış olan, ölmeden önce okunması gereken kitapların toplandığı listedir...
725
KİTAP
Okuduğum en güzel kitap
Okuduğumuz en güzel kitapları bu listede topluyoruz! Sen de en beğendiğin kitabı listeye ekle....
311
KİTAP
Filmi de çekilen kitaplar
Edebiyat dünyasından sinema dünyasına taşınan unutulmaz eserler bu listede! ...

Onur Tüzüngüven

@onur-tuzunguven

- George Orwell
9 (1601 oy)
George Orwell

George Orwell (25 Haziran 1903 – 21 Ocak 1950), veya asıl adı ile Eric Arthur Blair 20.nci yüzyıl İngiliz edebiyatının önde gelen kalemleri arasındadır.

Orwell'ın hayatı, sonradan yazılarını etkileyecek olan deneyimlerle doludur. Eton Koleji'nden mezun olduktan sonra, o sırada bir İngiliz sömürgesi olan Burma'da bulunmuş; kısa süreliğine adanın polis teşkilatında görev yapmıştır. Bu memuriyet döneminde şahit olduğu acımasız uygulamalar, emperyalizme karşı geliştirdiği derin öfkeye katkıda bulunmuştur.

Gençlik döneminde Fransa'da bulunmuş, türlü mesleklerde çalışmış, para sıkıntısı gerek yazarlığa başlamadan önce, gerekse ilk yapıtlarını kaleme aldığı yıllarda yakasını bırakmamıştır.

İlk Yapıtları

Orwell'ın ilk romanı, otobiyografik olup olmadığı halen tartışma konusu olan Paris ve Londra'da Beş Parasız dır. 1933 yılında yayınlanmış olan bu eserde olaylar, ismi asla zikredilmeyen bir karakterin ağzından aktarılmaktadır. Eserin kahramanı Paris'te İngilizce kursu vermek üzere bulunan, öğrencilerinin dersleri türlü bahanelerle bırakmasından sonra ise işsiz ve meteliksiz kalan genç bir adamdır. Günler boyunca açlık çeken, sokakta sabahlayan, sonunda önce otel mutfağında, ardından da bir restoranın bulaşıkhanesinde iş bulan baş karakter, sonunda zihinsel engelli bir çocuğun eğitmenliğini üstlenerek Londra'ya gider.

Ne var ki talihsizlik ve yokluk, burada da peşini bırakmaz. İşvereni olan ailenin tatile çıktığını öğrenir, onların dönüşünü yersiz yurtsuz bir serseri olarak, yollarda aç bilaç taban teperek, güçsüzlere ayrılmış yatakhanelerde sabahlayarak geçirmeye zorlanır.

Avrupa'nın iki büyük başkentini toplumun en alt basamağındaki bir kişinin gözünden betimleyen eserden sonra Burma Günleri (1934) ve pek fazla beğenilmeyen Papazın Kızı (1935) gelir.

Orwell'ın edebi hayatındaki ikinci kilometre taşı, daha sonra kaleme alacağı Daralma ile pek çok ortak noktası bulunan Keep the Aspidistra Flying (Zambak Solmasın) adlı romandır. Orwell bu eserde kendisinin de bir parçası olduğu, dar gelirli ortadireğin yaşantısına ayna tutar; bu sınıfa mensup olanların hayatını adım adım kurutup manasızlaştıran, umutlarını ve hayallerini teker teker öldüren geçim derdine ve tekdüzeliğe isyan eder.

1937 yılında Orwell, maden işçilerinin hayatına dair bir araştırma olan Wigan Pier Yolu nu kaleme alır. Ne var ki yazıları, bu tarihten sonra bir süreliğine kesintiye uğrayacaktır; çünkü güneyde, İspanya'da savaş davulları çalınmaya başlanmıştır.

İspanya İç Savaşı ve Orwell

Orwell, İspanya'da darbe girişiminde bulunan, Hitler ile Mussolini'nin de desteğini alan Franco'ya karşı çarpışacak gönüllülere katılarak İspanya'ya gider. Savaşa dair anılarını daha sonra Katalonya'ya Selam adlı eserinde aktaracaktır.

Orwell gördükleri karşısında çok etkilenir: Darbecilerle çatışan devrimci organizasyonlar, özellikle de sosyalistler ve anarko-sosyalistler İspanya'da yepyeni bir düzen kurmuş gibidir. Fuhuş ortadan kaldırılmış, dilenciler sokaklardan çekilmiştir. Piyasadaki pek çok mal ihtiyaç sahiplerine parasız dağıtılmaktadır. Yeni sistem sosyal hayatın her detayını etkilemektedir: Artık hiç kimse senyör gibi, karşıdaki kişinin üstün olduğunu ima eden sözcükleri telaffuz etmemektedir ve bahşiş bırakmak yasaktır.

Orwell cepheye gider, bir keskin nişancının attığı mermiyle gırtlağından vurulur. Ölümden kılpayı kurtularak cephe gerisine gönderilir ve İspanya'ya ilk geldiğinde gördüğü düzenin tamamen ortadan kaldırılmış olduğuna tanık olur. Kanaatine göre bu durum sadece İspanyol buruvazisinin değil, Avrupa'da zamansız bir devrim hareketinin başlamasını tehlikeli bulan Stalin'in de eseridir.

Kısa bir süre sonra Sovyetler Birliği ile yakın bağları bulunan İspanyol Komünist Partisi bir siyasi temizlik hareketine girişir. P.O.U.M (Marxist Birlik Partisi) yasadışı ilan edilir, yabancı uyruklu çoğu asker silah arkadaşlarınca tutuklanır veya -Orwell gibi-ülkeyi terketmek zorunda kalır.

Hayvanlar Çiftliği

İspanya'daki 'ihanete uğramış devrim' tablosu Orwell'ı derinden sarmıştır. Ancak en meşhur yapıtları olan Hayvanlar Çiftliği'nin ve 1984'ün sırf Stalin'i yermek için kaleme alındığını iddia etmek mevzuyu haddinden fazla basitleştirmek olacaktır. Orwell yazarlığa başladığı günlerdeki çizgisinden sapmış değildir: Nasıl ki ilk eserleri kendi tecrübelerinden izler taşıyor, ancak her toplumu ve çağı ilgilendiren meseleleri de işliyorsa savaş sonrası yapıtları da yalnızca Franco'nun, Hitler'in, Stalin'in dünyasını değil, bu despotları yaratan hırsları ve budalalığı da taşlamaktadır.

Hayvanlar Çiftliği bir devrimin trajedisidir. Bu modern fabl, kesilmekten, kırkılmaktan, sağılmaktan, dövülmekten gına getirerek zalim sahiplerine karşı ayaklanan Manor Çiftliği hayvanlarının hikayesidir. Karakterler son derece sade ve güçlüdür: Kinik eşek Benjamin, fedakar at Boxer, akılsız kısrak Mollie, hatta serçeleri tüm hayvanların kardeş olduğunu söyleyerek pençeleri arasına çekmeyi deneyen kedi bile akıllarda kolayca yer edinen, çok canlı kişiliklerdir.

Hayvanlar, çiftliği geri almayı deneyen insanlara karşı yiğitçe çarpışır, gövdelerini mermilere siper eder; el sahibi olmadıkları halde çiftliğin zor işlerinin üstesinden gelmeyi, hatta bir değirmen inşa etmeyi bile başarırlar. Ne yazık ki zaferleri, yöneticiliğe soyunup gitgide 'insanlaşan' domuzların hırsları ve entrikaları tarafından gölgelenmeye mahkumdur.

1984

Orwell'ın edebi yeteneği 1984 ile zirveye ulaşır. Roman, totaliter bir devletin tüyler ürpertici portresini çizmektedir: Orwell'ın Okyanusya'sı, tarihi istediği gibi değiştiren, vatandaşlarına gerçek adı altında propoganda ve barış başlığı altında savaş sunan; insanların yalnızca yaşantılarına değil, beyinlerine de hükmetmek isteyen bir dev, bir canavardır.

Orwell komünist parti ile kilise arasındaki paralelliğe işaret etmektedir: Her ikisi de hiyerarşik yapıya sahiptir, her ikisinin de kutsal kitapları ve peygamberleri vardır; ikisi de cennet vaadetmekte, bir şeytan göstermektedir -parti söz konusu olduğunda bu şeytan kapitalizmdir. Parti'nin dini inançları hoşgörmeyişi şaşırtıcı değildir, ne de olsa kendilerinin dışında kalan inançları horgörmek dinlerin ortak özelliğidir.

1984'ün dünyasında din, ideolojidir. İnsanlara neyi sevip neden nefret edecekleri propoganda yoluyla belletilmektedir. Dünyanın üç büyük devleti arasında süregelen savaş halkları yoksullaştırmış, koyunlaştırmıştır. Parti, devlet ideolojisine aykırı düşen fikirlerin açığa çıkmasını ve ifade edilmesini imkansızlaştırmak adına çaba göstermekte; bu yolda 'demokrasi' ve 'özgürlük' gibi sözcükleri içermeyen bir arıdil hazırlamaktadır.

Hemen herşey yasaktır, hatta parti haricindeki bir varlığa karşı sevgi duymak bile tutuklanmak, işkence görmek riskini göze almak demektir. Cinsellik alabildiğine kısıtlanmıştır. Öğrenim görmüş her insan günün yirmi dört saati boyunca, kameralar vasıtası ile gözetim altında tutulmaktadır. Çocuklar, okullarda aldıkları eğitim tarafından küçük şeytanlara dönüştürülmektedir. Öz evlatlarının atacağı bir iftira sonucunda ortadan kaldırılmak ebeveynlerin en büyük korkusudur.

İşte bu karanlık diyarda tek bir adamın, Winston Smith'in mütevazi başkaldırısını görürüz. Smith dünyayı değiştirmenin peşinde değildir, buna gücünün yetmeyeceğinin farkındadır. Onun tek isteği, ucunda ölüm olduğunu bile bile insan gibi yaşayabilmektir: Bir günlük tutar, ona en gizli sırlarını ve düşüncelerini döker; parti tarafından muzır bulunarak kayıtlardan silinmiş olan bir tekerlemeyi anımsamaya çalışır ve bir kadına aşık olur... onun bu sessiz mücadelesi, Orwell'ın kaleminin ucunda epik bir öyküye, bir destana dönüşür.

Son Yılları

Orwell'ın ömrü, henüz kırk altı yaşındayken noktalanmıştır. Hayvanlar Çiftliğinden sonra geniş çaplı bir üne kavuşsa ve maddi sıkıntıları sona erse de yoksulluk günlerinde tutulduğu tüberküloz hastalığı, hayatının son döneminin büyük bölümünü hastanelerde geçirmesine yolaçmıştır.

İkinci Dünya Savaşı boyunca Observer gazetesinde çalışmıştır. 1945 yılında eşini başarısız bir ameliyat sonrasında kaybetmiş, ölümünden kısa bir süre önce yeniden evlenmiştir.

21 Ocak 1950 tarihinde Londra'da hayata veda etmiş, ardında on adet kitap ve sayısız makale bırakmıştır.

HAYVAN ÇİFTLİĞİ
Editör: A.Ömer Türkeş



Türkiye’de pek çok kez yayınlanmış olan “Hayvan Çiftliği”, bu kez Celal Üster’in çevirisi ile çıkıyor karşımıza. Yazarı George Orwell, 1903 yılında İngiltere’de doğmuştu. Zorlukla geçirdiği eğitiminin ardından 1921’de Burma’ya giderek beş yıl Britanya hükümeti adına polislik yapmış, ancak kendi ülkesinin sömürgeci yönetimine tahammül edemeyip Londra’ya geri dönmüştü. Bir ara Paris’te de yaşayan Orwell’in bu yıllardaki hayatı maddi sıkıntılarla doludur. 1933’e kadar yazdığı ilk iki kitabı “Burma Yılları” ve “Paris ve Londra’daki Sefalet Yılları”, bütünüyle yazarın yaşam hikayesini canlandırır.
1933’ten sonra gazeteci olarak İspanya İç Savaşı’na giden ve bir süre sonra Cumhuriyetçi saflara katılıp yaralanan Orwell, bu savaşta edindiği izlenimlerle “Katalonya’ya Selam” anı kitabını yazmış, kitapta yer alan Stalin ve reel sosyalizm eleştirilerini ise -1945’den sonra tamamladığı- “1984” ve “Hayvan Çiftliği” kitaplarında romanlaştırmıştı. II.Dünya savaşında ciğerlerinden hasta olduğu için geri hizmetlerde çalışan Orwell, 1950’de öldüğünde yeterince tanınan bir yazar değildi belki, ama 1984 yılında “1984” adlı kara ütopyasının hatırlanması ile birlikte, kısa zamanda yüzyılın önemli yazarlarından birisi haline geldi.

Bir Peri Masalı
Orwell’in kitabına koyduğu alt başlıktır “Bir Peri Masalı”. Gerçekten de bu kısa roman tam bir masal havasında gelişir. Hem kolay okunabilen eğlenceli bir üslup tutturmuştur Orwell, hem de eşit toplum idealinin masalsı yanına dikkat çekmiştir. Romanın bütününe yayılan komik unsur, basit bir güldürüyü değil, çok kapsamlı bir hicvi amaçlar.

Hiciv, İngiliz edebiyatının ve roman geleneğinin -Swift’ten Huxley’e kadar- önemli bir silahıdır. Minik insanlar, dev adamlar, “vahşiler”, yamyamlar, çeşitli hayvan türleri, yaşadığımız dünyadaki ülkeleri, hukuksuzlukları, ahlaki bozuklukları, anlayışsızlıkları, ve benzeri çarpıklıkları eleştirmek için bir çok İngiliz yazarın romanına konuk olmuştur. Biraz daha uzağa gidersek, halk masallarında, La Fontaine’de, fabllar ve folklorda benzer temalara rastlayabiliriz. Orwell’in hikayesinde yer alan hayvanlar ve çiftlik de benzer bir anlayışın ürünü. Yazar, Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği’nde yaşanan durumu ve Ekim devriminin başlangıç ilkelerinden nasıl saptığını ya da saptırıldığını, allegori ve hicvin keskin eleştirisi ile anlatıyor.

Beylik Çiftliği sahibi Jones’un kötü davranışı altında sefalet içerisinde yaşayan hayvanlar -ki bunlar emekçileri, insanlar ise burjuvaziyi temsil etmektedirler- yaşlı ve bilge domuz Major’un eşitlik, kardeşlik ve sömürü karşıtı öğretileri ile bilinçlenmeye başlarlar. Major’un da Marx’ı hatırlattığını söyleyebiliriz. Hayvanlar arasında onun öğrettiklerinin bir düşünce sistemi haline konması ile “Animalizm”(Hayvanizm) yani Komünizm akımı yaygınlaşır ve yem saatlerinin unutulduğu bir gün isyan başlar çiftlikte. Üretimin önünde engel teşkil eden Jones ve adamları kovalanır, yerine bütün hayvanların ortaklaşalığı ve eşitliği üzerine bir yönetim biçimi kurulur.

Ne var ki işler hiç de bu başlangıç ideallerine uygun yürümez. Kısa bir süre sonra bazı hayvanların daha “eşit” olduğu çıkar ortaya. Napolyon isimli domuz, etrafına topladığı diğer domuzlarla birlikte diğer hayvan türlerinin zaaflarını çok iyi değerlendirerek iktidara gelir, kendisine rakip olabilecekleri -merkez komitesi üyelerini- tasfiye eder ve yeni bir diktatörlük devri başlatır. Çiftliğin diğer hayvanlarına düşen, tıpkı eskiden olduğu gibi açlık, güçlü çalışma koşulları ve koşulsuz itaattir. Sona gelindiğinde, komşu çiftliğin sahibi olan insanlarla ilişkiye geçen domuzların yüzü değişmiş, bir zamanlar isyan ettikleri insanlara benzemeye başlamıştır.

Totaliter toplum eleştirisi
Sovyet devrim tarihine yabancı olmayan okuyucuların hemen çözecekleri tipleştirmeler ve benzetmeler kullanıyor Orwell. Stalin’in yandaşları ve muhalifleri, çeşitli sınıf ve tabakalar hayvanlar aleminde birer birer vücut bulurken sosyalizmin ideolojik ve teorik vurguları da gözler önüne seriliyor. Soğuk savaş döneminde -sol çevrelerce- sosyalizme bir ihanet olarak algılanan ve üzerine hiç konuşulmayan Orwell romanlarında, doğrusunu söylemek gerekirse bugün dile getirmediğimiz hiç bir fazlalık yok. Bu anlamda “Hayvan Çiftliği”ni bir sosyalizm eleştiri biçiminde algılamıyoruz. Eleştiri Sovyetler Birliği’ndeki reel sosyalizm uygulamasına ve Stalinizm diye adlandırdığımız antidemokratik iktidar aygıtına yöneliyor.

Bir adım daha attığımızda, Orwell’in eleştirisinin yalnızca Stalin dönemi ile sınırlı kalmadığını da söyleyebiliyoruz. Biçimsel anlamda saldırı reel sosyalizmedir belki, ama hayvanlar ve insanlarda değişmeyen iktidar hırsı ve komşu çiftlik yönetimleri arasındaki benzerlikler, Orwell’in kötümserliğini evrenselleştirir. Eseri dilimize önceki tarihlerde çeviren Halide Edip Adıvar’ın deyişiyle; “bu ibretli ve heyecanlı oyunun, zümre, parti, millet, medeni veya iptidai birlik birbirine karşı oynayıp duruyorlar... İki taraf da, sağ veya sol, birer ideoloji silahıyla er meydanında kendini gösteren diktatörlerden ibarettir”.

Orwell, bu kısa romanında, Burma’dan II.Dünya Savaşı sonrasına kadar 20.yüzyılın ilk yarısında tanık olduğu ve insan eliyle gerçekleşen felaketlerden yaptığı çıkarımları, umut olarak gördüğü sosyalizm deneyiminden duyduğu düş kırıklığı ile birlikte karamsar bir ütopya biçiminde dile getiriyor. Ne yazık ki, 21.yüzyılı yaşadığımız bu günlerde, bizler hem ulusal hem de uluslararası düzeyde yaşıyoruz onun “Hayvan Çiftliği”ni...
http://www.dipnotkitap.ne...an_Ciftligi.htm
Verdiği Puan: 10
1 beğen · 0 yorum · kitap inceleme ·

Yeniler Kendini Hayat

@yeniler-kendini-hayat

- George Orwell
9 (1601 oy)
Bir Peri Masalı: Hayvan Çiftliği
Beni George Orwell ile tanıştıran, dünyaca tanınan eseri 1984 olmuştu. Politikayla hiç ilgilenmiyor olmama rağmen, olaylara farklı bir perspektiften bakmak, bu tarz konularla ilgili düşünmek ve araştırma yapmak konusunda bana ivme kazandırmış oldu. Sonrasında farklı distopik kitaplar okusam da, yine en bilindik eserlerinden "Hayvan Çiftliği"ni okuma listeme almış, bir sonraki kitap siparişime hemen eklemiş ve arayı açmadan okumuştum.

Belki bir 1984 değil ancak okunması ve anlaşılması 1984 ten çok daha kolay olan bir kitap olduğu kanaatindeyim "Hayvan Çiftliği"nin. Zaten ön sözünde yer alan açıklamanın, kitabı okurken hangi perspektiften değerlendirmeniz gerektiği konusunda size büyük bir yardımı oluyor.

Kitap, bir çiftlikte yaşayan hayvanların, kendilerini sömüren insanlara karşı başkaldırıp, çiftliğin yönetimini ele geçirmesini anlatıyor. En baştaki amaçları daha eşitlikçi bir topluluk oluşturmak olan bu çiftlik hayvanlarının kurduğu düzende, aralarındaki en akıllı hayvan olarak düşünülen domuzların yönetimi ele geçirmesiyle başlayan ve sonu felaketle biten öyküsünü okurken, bu hayvanların aslında -ve ne yazık ki- insanlardan daha totaliter, daha acımasız bir diktatörlük kurduğunu görüyorsunuz.

Önsözdeki açıklamalarla birlikte bilinen göndermeler gösteriyor ki, 1940'ların sosyalizmine yergi niteliği taşıyan bu kitapta Orwell açık bir şekilde Rus Sosyalist Devrimi'ni ve yönetimi kendi çıkarları doğrultusunda yönlendiren Stalin rejimini hedef almıştır. Bu yüzden, romandaki lider domuzun Stalin'i simgelediği çok açık bir şekilde görülüyor.

Orwell'in ilk okuduğum kitabı 1984 ile son okuduğum kitabı Hayvan Çiftliği'ni mukayese edince ister istemez dikkatimi çeken bir nokta oldu. Tarihsel olarak, Hayvan Çiftliği'nin 1984'ten önce yazıldığını düşününce, bu romanın George Orwell'e 1984'ü yazarken zemin oluşturduğu kanaatindeyim. Çünkü Hayvan Çiftliği'ndeki domuzlar, diğer hayvanların hatırlamış olduklarının yanlış şeyler olduğuna onları inandırarak geçmişe dair bilinenleri unutturma politikası güdüyorlardı. 1984'te ise bu fikir, daha keskin ve net bir tavırla sunulmuş George Orwell tarafından. 1984'te geçmişi değiştirme fikri bir teşkilat tarafından yürütülmeydi.

Hayvan Çiftliği'ni okurken -1984'te de olduğu gibi- insan doğası ve yönetim iradesi üzerine, yazıldığı zamanı aşan örneklemelere yer verilmiş sıkça. Günümüzdeki yönetimlerin uyguladıkları politikalar göz önünde bulundurulduğunda, - apolitik denilebilecek kadar politikaya karşı ilgisiz biri olan benim bile farkedebildiğim - insanda şaşkınlık uyandıran benzerlikler göze çarpıyor.

Mesela, yönetimdeki lideri pohpohlayan, şakşakçı kitleler oluşturma politikası kitapta koyunlar üzerinden betimlenmiş. Söz konusu koyunlar; eleştirmeyen, düşünmeyen varlıklar ve ne zaman ortam hararetlense ve halk yönetimi eleştirmeye yeltense -bilinçli ya da bilinçsiz- yani sorgulamadan cahilce şakşaklayan ya da bilinçli olarak bu politikaya müdahil olan, asılsız konuları gündeme taşıyarak spekülasyon yaratan, bunu yaparken de asıl tartışılması gereken meselelerin her daim hasıraltı edilmesine destek veren ya da zemin hazırlayan kişilerin varlıklar aslında.

"Bütün hayvanlar eşittir" le başlayan bir başkaldırının "Bütün hayvanlar eşittir ancak bazı hayvanlar daha eşittir" noktasına ulaşması arasındaki süreci, sistemler eleştirisiyle allegorik ve metaforik bir şekilde anlatan bu kitabı bence herkes okumalı.

Bizleri kendi masallarıyla uyutmak isteyen, kendi çıkarlarını bizim çıkarlarımız gibi bize yutturmaya çalışanlara karşı uyanık olmak ve asıl gözler önüne serilmesi gerekenleri hasıraltı edenlere fırsat vermemek için okumak zorundayız. Belki dünya daha iyi bir yer olmayacak ancak yine de koyun olup, masal dinlemekten yeğdir.

Acaba bunun için mi Orwell, alt başlığında "Bir Peri Masalı" demişti kitabı için?

Not: Yazımın tamamı için bloğumu ziyaret edebilirsiniz:

http://yenilerkendinihaya...kumalar-iv.html
Verdiği Puan: 8
1 beğen · 0 yorum · kitap inceleme ·

Mehmet Yağız

@mehmet-yagiz

- George Orwell
9 (1601 oy)
otoriter yönetim eleştirisi
Yazar aslında sosyalist olmakla birlikte, Stalin yönetimindeki Sovyet Rusya'nın otoriter ve totaliter sosyalizmini eleştiriyor.
İtalyan düşünür Robert Miehels'in ''Oligarşinin Demir Kanunu'' adlı kuramı vardır.Bu kuramda, örgütlenmenin olduğu her yerde oligarşinin ortaya çıkacağını belirtiyor hatta daha geniş bir ifade ile yöneten ve yönetilen ilişkisinin olduğu her yerde oligarşik yönetimlerin ortaya çıkacağını belirtiyor.Kitapta, Miehels'in bu teorisinin doğrulandığını anlıyoruz.Daha özgür,daha zengin ve daha mutlu olmak idealleri ile çiftlik yönetimini ele geçiren hayvanlar arasından, daha zeki olan küçük bir sınıf(domuzlar) yönetici kadrosunu oluşturuyor.Tüm kararlar ve uygulamalar bu domuz grubu tarafından alınıyor.Kısacası oligarşik bir yönetim oluşturuluyor.
Kitapta yer alan ikinci çıkarımım ise şudur:Eğitimsiz ve cahil bir halkın idaresi daha kolaydır.Bu halk sorgulamaz ve siz ne derseniz ona inanır ve itaat eder.Kitapta eğitimin önemini anlayan liderlerden Napolyon,birkaç yavru köpeği alarak onları uzun süre kendi ideolojileri doğrultusunda eğiterek kendi iktidarını sağlamlaştırıyor.Kitapta da belirtildiği üzerine domuzlar kusursuz bir okuma yazmaya sahipler.Ayrıca yeni doğan domuz yavruları için de bir sınıf yapılıyor ve yalnızca bu yavrular bu sınıflarda eğitime tabi tutuluyor.Devrimden sonra 7 kural belirleniyor ve duvara yazılıyor.Bunlardan birisi ''hayvanlar asla öldürülmeyecek''.İlerleyen zamanlarda hayvanlar casus olduğu gerekçesiyle öldürülüyor.İlk 7 emiri hatırlayan ancak okuma yazma bilmeyen birkaç hayvan itiraz etmeye,homurdanmaya başlıyorlar.Domuzların sözcüsü geliyor ve şöyle diyor:
-Siz bu duvarda ne yazdığını okuyabiliyor musunuz?
Diğer hayvanlar bilmediklerini söylüyorlar.Ve sözcü şöyle devam ediyor:
- Burada ''hayvanlar asla öldürülmeyecek,yazmıyor.Hayvanlar gerek olmadıkça öldürülmeyecek,yazıyor.Öyleyse biz o hayvanları casus oldukları için öldürdük ve emire aykırı davranmadık'' diyor ve diğer hayvanlar bu açıklamayı kabul ediyorlar.
Üçüncü olarak ise, otoriter rejimler halkı şiddet ve baskıyla yönetirler.Hayali düşmanlar yaratılarak rejimlerinin devamını sağlarlar.Kitapta bu durumu da açıkça görüyoruz.Napolyon çiftlikte meydana gelen tüm sorunlarda Snowball'ı suçluyor.Ahırın anahtarı kayboluyor, bunu kesin Snowball çaldı diyorlar, anahtar daha sonra samanların altında çıkmış olsa dahi.Burada Snowball'ın hayali bir tehdit olduğunu görüyoruz.Türkiye'de de benzer ''hayali tehditlere'' rastlayabilirsiniz.Ayrıca casus olduğu düşünülen hayvanlar, diğer hayvanların gözü önünde köpeklerce parçalanıyor ve böylece diğer hayvanlara bir mesaj verilmeye çalışıyor.'' Bakın bizim yönetimimize karşı gelenlerin sonu böyle olur ''.Diğer hayvanlar da böylece sindirilmiş oluyor.Bakınız İran'daki idam cezaları tüm halkın görebileceği geniş meydanlarda gerçekleştirilir böylece halka, iktidarin caydırıcılığı ve gücü gösterilmeye çalışılır.
Daha birçok mesaj barındıran bu kitapta şimdilik bu kadar açıklamakla yetiniyorum.
Verdiği Puan: 9
2 beğen · 1 yorum · kitap inceleme ·
ayşe (@abb)
İncelemeniz çok iyi. Fakat bir konu da size katılmıyorum. İranın idam cezası uygulamasının iktidarın gücünü pekiştiren bir etkisi su götürmez bir gerçektir. Ama çıkış itibariyle bu ceza iktidar tarafından ortaya atılmıştır diyemeyiz. Dini bir referansla ortaya çıkmıştır ve asıl amacı toplumsal huzuru ve eşitliği sağlamaktır. Tek taraflı olarak yönetimi koruyan değil, kişiler arası dengeyi, hak ve hukuku koruyan bir yapısı vardır.Kitapta uygulanan idam cezası ise yönetime karşı olan herkes için kullanılmıştır. 19.01.17

Mustafa Kerem

@mustafa-kerem

- George Orwell
9 (1601 oy)
Muhteşem bir ''Yergi'' ...
Ülkemizde George Orwell ismiyle bilinen yazarın gerçek adı Eric Arthur Blair'dir. 20. Yüzyıl İngiliz Edebiyatının önde gelen yazarları arasındadır. Yazar ülkemizde daha çok 1984 adlı eseriyle tanınmaktadır.
Orwell'in hayatı, sonradan yazılarını etkileyecek olan deneyimlerle doludur. Burslu okuduğu Eton Koleji'nden mezun olduktan sonra, o sırada bir İngiliz sömürgesi olan Burma'da bulunmuş; kısa süreliğine buranın polis teşkilatında görev yapmıştır. Bu memuriyet döneminde şahit olduğu acımasız uygulamalar, emperyalizme karşı geliştirdiği derin öfkeye katkıda bulunmuştur.
Edebi gelişim sürecinde Honoré de Balzac ve Émile François Zola'dan etkilenmiştir.
Yazar bu eserinde, bir çiftlikte yaşayan hayvanların bir domuz tarafından kışkırtılmasıyla birlikte hayatları pahasına ortaya koydukları özgürlük mücadelesi ve bu hakka sahip olduktan sonra da aralarında ne gibi entrikaların döndüğü anlatılmaktadır.
1940´lardaki ´Reel Sosyalizm´in eleştirisi olan roman, dünya edebiyatında ´yergi´ türünün başyapıtlarından biridir. Hayvan Çiftliği´nin kişileri hayvanlardan oluşmaktadır. Bir çiftlikte yaşayan hayvanlar, kendilerini sömüren insanlara başkaldırıp çiftliğin yönetimini ele geçirirler. Amaçları daha eşitlikçi bir topluluk oluşturmaktır. Aralarında en akıllı olan domuzlar; kısa sürede önder bir takım oluştururlar, devrimi de onlar yolundan saptırırlar. Ne yazık ki insanlardan daha baskıcı, daha acımasız bir diktatörlük kurulmuştur artık. George Orwell, bu romanında tarihsel bir gerçeği eleştirmektedir. Romanda önder domuzun, düpedüz Stalin´i simgelediği açıkça görülecektir. Öbür kişiler bire bir belli olmasalar da, bir diktatörlük ortamında olabilecek kişilerdir.
Eser, eşitlik mücadelesi ile başlayan bir ayaklanmanın yavaş yavaş bir dikta yönetimine dönüşmesini başarılı bir şekilde okuyucunun gözleri önüne sermektedir. Başlangıçta herkes tarafından kabul gören ve benimsenen ''Yedi Emir'' 'in zamanla yönetimde otoriterleşen domuzlar tarafından kendi çıkarlarına göre nasıl değiştirildiğini göreceksiniz.

-YEDİ EMİR- (İlk Haliyle)
1. İki ayak üzerinde yürüyen herkesi düşman bileceksin.
2. Dört ayak üzerinde yürüyen veya kanatları olan herkesi arkadaşın bileceksin.
3. Hiçbir hayvan elbisesi giymeyecek.
4. Hiçbir hayvan yatakta yatmayacak.
5. Hiçbir hayvan içki içmeyecek
6. Hiçbir hayvan diğerini öldürmeyecek.
7. Tüm hayvanlar arkadaştır. (Yoldaş)

Yazar, yasaların farklı kişilere farklı şekillerde uygulandığı zaman toplum düzeninin yavaş yavaş kaosa doğru kayışını eserine özgün bir üslup ile başarılı bir şekilde aktarmış.

Alıntı:
“Bütün hayvanlar eşittir ama bazı hayvanlar ötekilerden daha fazla eşittir.”


Her yaştan bireylerin okuması gereken güzel ve nitelikli bu eseri okumadıysanız en kısa zamanda okumanızı tavsiye ederim.

Saygılarımla, Mustafa KEREM.
Verdiği Puan: 8
2 beğen · 0 yorum · kitap inceleme ·

Umut Kalkan

@umutkalkan986

- George Orwell
9 (1601 oy)
Sosyalist devrimlerin başarısız olmasının sebebi insanın doğasını çiğnemesi değildir. Çok ayrıdır bu konu. Benim kafama takılan soru, insan doğası denilen şey gerçekten var mıdır?

İnsan doğası denilen şey, insanların içinde bulunduğu iktisadî sisteme göre değişen davranışlardır. Günümüz kapitalist toplumlarında insanların yaşam amaçları maddî boyutlara indirgenmiştir. Hırslı, kinli, bencil vs. gibi özellikler sınıflı toplumla beraber ortaya çıkmıştır.

Bu savı şöyle temellendirmekte yarar var diye düşünüyorum, ilk sınıfsal ayrımın yapıldığı köleci toplum ile feodal ve kapitalist toplumda insanlar çıkarları için savaş veren canlıya dönüşmüştür. Ezen - ezilen ayrımı olan bir yerde, ezilen dikey geçiş yapıp "ezilen" statüsüne sahip olma ya da "ezen" bulunduğu konumu koruma amaçlı yaşam mücadelesi verir. Köleci toplumda, köleler özgürlük mücadelesi verir, efendiler daha fazla köle kazanmaya çalışır. İlk toplum olan "ilkel komünal toplum"da ise böyle bir savaşa gerek yoktur. Çünkü bu toplumun en belirgin özelliği, sınıf ayrımının olmaması. Belli bir hiyerarşi mevcut, fakat aslan payı denilen şey yok. Çünkü, av esnasında kabile reisi ile kabile üyesi aynı şartlar altında avlanmaya çalışırlar. Kabile reisi çadırında veya mağarasında oturup gelen avdan pay almaz. Kendisinin de emeği vardır. Dolayısıyla başkasının sırtından geçinmez. Elde edilen av da ihtiyaca göre paylaştırılır. Sınıfsız toplumdaki insan davranışı ile sınıflı toplumdaki insan davranışları birbirinden farklı olduğundan, insanın doğası olmadığını; "doğa" olarak denilen şeyin iktisadî yapıya uygun olarak değiştiklerini fark etmek pek de zor değildir.

Marx da ilkel komünal toplumdaki insan davranışlarından yola çıkarak "sosyalist" ve "komünist" toplumu önemsemiştir. Yabancılaşma Teorisi, başlı başına kapitalist toplumdaki insan davranışlarından ve iktisadî durumlardan ortaya çıkmıştır.

Kitapta, Marxist ideolojiye pek saldırı bulunulmaz. Asıl eleştiri, Stalin'in sosyalizmi amacından saptırmasıdır. Giderek korku toplumu yaratmaya çalışmasıdır. Domuzların birbirleri ile mücadelesinde bunu net olarak görürüz. Stalin'i simgeleyen Napolyon, Troçki'yi simgeleyen domuzu kovar. Çünkü o domuz gerçekten çalışır, bir şeyler yapmak için uğraş verir. Fakat Napolyon hiçbir şey yapmaz. Diğer domuzların gözünde Troçki'yi simgeleyen domuzun yükselmesi Napolyon'un sinirine dokunur ve köpeğiyle(KGB'yi temsil eder) beraber Troçki'yi simgeleyen domuzu çiftlikten kovar. Gerçekten de Troçki ile Stalin arasındaki rekabet böyle sonuçlanmıştır.

Sonuç olarak, George Orwell usta bir şekilde eleştirmiştir dönemi. 1984'ü de şiddetle tavsiye edilir.
Verdiği Puan: 10
3 beğen · 1 yorum · kitap inceleme ·
emirmazlum (@emirr)
Bütün kitaplar eşittir ama bazıları daha eşittir. 29.01.14

Eduşka

@edaa

Özgürlüklerini savunamayanların ödedikleri bedel ağırdır. Özgürlük, değerli olduğu ölçüde kırılgandır da...
- George Orwell
9 (1601 oy)
18 beğen · 0 yorum · alıntı

Eduşka

@edaa

Bütün hayvanlar eşittir; ama bazı hayvanlar öbürlerinden daha eşittir.
- George Orwell
9 (1601 oy)
15 beğen · 0 yorum · alıntı

Pınar Koyun

@pinarkoyun

Şunu da unutmayın ki, insana karşı savaşırken sonunda ona benzememeliyiz. Onu alt ettiğimiz zaman bile, onun kötü alışkanlıklarını benimsemeye kalkmayın.
- George Orwell
9 (1601 oy)
10 beğen · 0 yorum · alıntı

Melike

@hiiccc

**İnsana karşı savaşırken sonunda ona benzememeliyiz...*
- George Orwell
9 (1601 oy)
8 beğen · 0 yorum · alıntı

KEVOK

@elif-aydogan

Domuzların yüzlerinde değişen birşey vardı,ama neydi?
Dışarıdaki hayvanlar, bir domuzların yüzlerine,bir insanların yüzlerine bakıyor ; ama onları birbirlerinden ayırt edemiyorlardı.
- George Orwell
9 (1601 oy)
7 beğen · 0 yorum · alıntı

Benzer Kitaplar

9/10
1601 oy
Sence kaç puan almalı?
0