ara

Dönüşüm

Die Verwandlung

Dönüşüm Konusu, Özeti ve Türleri

Franz Kafka'nın 1915'te yayımlanan kitabı Dönüşüm, bir sabah uyandığında kendisini böceğe dönüşmüş olarak bulan Gregor Samsa'nın trajik hikayesini anlatan kısa ama anlam yüklü öykü kitabıdır.
Dönüşüm
Yazar:
Çevirmen:
Yayınevi: 576
ISBN: 9789750719356
Sayfa: 104 sayfa
Franz Kafka'nın 1915'te yayımlanan Dönüşüm adlı öyküsü, yazarın, anlatım sanatının doruğuna ulaştığı bir eseridir. Küçük burjuva çevrelerindeki yozlaşmış aile ilişkilerini en ince ayrıntılarına kadar irdeleyen bu uzun öykü, aynı zamanda toplumun dayattığı, işlevini çoktan yitirmiş kalıplara bilinç düzeyinde başkaldıran bireyin tragedyasını çarpıcı bir biçimde dile getirir.

Kitabın Değişim olarak bilinen adının gerçekte Dönüşüm olduğu, ifadesini Ahmet Cemal'in açıklamasında bulur: "Gregor Samsa'nın bir sabah kendini yatağında bir böcek olarak bulması, salt bir değişim değil fakat 'başkalaşım'dır O, insanlığını koruyarak bazı değişiklikler geçirmemiştir; artık farklı bir canlı türü olmuştur."

Bu açıklama, Kafka'nın eserini tanımlarken kullandığı ifadeyle de örtüşür: "Herkes, beraberinde taşıdığı bir parmaklığın ardında yaşıyor. Şimdi hayvanlarla ilgili bunca şey yazılmasının nedeni de bu. Özgür ve doğal bir yaşama duyulan özlemin ifadesi. Oysa insanlar için doğal yaşam, insanca yaşamdır. Ama bunu anlamıyorlar. Anlamak istemiyorlar. İnsan gibi yaşamak çok güç, o nedenle hiç olmazsa kurgusal düzeyde bundan kurtulma isteği var... Hayvana geri dönülüyor. Böylesi, insanca yaşamaktan çok daha kolay."
Dönüşüm kitabı Mutlaka Okunması Gereken Kitaplar listesinde yer almaktadır.

Dönüşüm - s41

Kapının aralığından, oturma odasında gaz lambalarının yakılmış olduğunu gördü; ama başka zamanlar, günün bu saatinde babası öğleden sonra çıkar, gazetesini, adeti olduğu üzere yüksek sesle annesine, bazende kız kardeşine okurken, şimdi hiç ses duyulmuyordu. kız kardeşinin ona hep anlattığı, uzaktayken de mektuplarında sözünü ettiği bu okuma alışkanlığı, belki son zamanlarda uygulanmaz olmuştu; ama evin hiç kuşkusuz boş olmamasına karşın, çevreden de hiçbir ses gelmiyordu. "aile ne kadar sakin bir yaşam sürüyormuş," dedi Gregor kendi kendine, ve bakışlarını önündeki karanlığa dikerken, bir yandan da annesine, babasına ve kız kardeşine bu denli güzel bir evde böyle bir yaşam sağlayabilmiş olmasından ötürü büyük bir gurur duyduğunu ayrımsadı. Peki ama ya şimdi bütün bu huzur, geçim rahatlığı ve memnunluk, korkunç bir sonla noktalanırsa? Gregor bu tür düşüncelere dalıp gitmemek için hareket etmeyi yeğledi ve odanın içinde bir aşağı bir yukarı sürünerek gidip gelmeye başladı...
Hüseyin Başaran tarafından eklenmiştir.
1030
KİTAP
Mutlaka Okunması Gereken Kitaplar
Herkesin mutlaka okuması gereken, kitaplığında bulunması gereken kitaplar listelenmektedir. Sen de mutlaka okunması gerektiği...
23
KİTAP
En iyi Franz Kafka kitapları
Eserleri onlarca dile çevrilen ve birçok okurun favori yazarı olan Franz Kafka'nın mutlaka okunması gereken en iyi kitapları ...
545
KİTAP
Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap
Neokur üyelerinin katkılarıyla ortaya çıkmış olan, ölmeden önce okunması gereken kitapların toplandığı listedir. Ölüm de ner...
72
KİTAP
Ma vié - Benim Tarzım Kitaplar
Her yanı ile sizi tasvir eden, veya sizi anlatan bir kitap varsa yeri bu listededir. ...
124
KİTAP
Başucu Kitaplarım
Hayatımızda yer edinmiş, zaman zaman sayfalarını yeniden karıştırdığımız ve okumaya doyamadığımız başucu kitaplarımızı bu lis...

Deniz Topaloğlu

@deniz-topaloglu

- Franz Kafka
8.5 (2180 oy)
Bir şehir düşünün ,yaklaşık on beş milyonluk. Yoksa on üç müydü bilmiyorum. Çok da önemli değil on üç yada on beş olmasının. Aralarında sadece istatistiki bir fark var bu kalabalıkların. İstatistiğin dışında kalan her şey bu kalabalıklarda türdeş. Üç aşağı beş yukarı hemen hemen hepsi aynı günahların korkusunu yaşıyor; bu şehir denilen kalabalık nefes alınamaz kuyuda. Hemen hepsinin yüzünde; evde,okulda,arabada,vapurda,otobüste,işte aynı usanç,aynı asabi bir “seni her an boğazlayabilirim” bakışı,batsa da bu dünya kurtulsak bıkkınlığı,erkeklerin yüzünde “anam beni keşke kız doğursaydı da evde otursaydım” seçeneksizliği, kadınlarda “herif herif olsaydı da bende evde zeytinyağlı papatya pişirseydim” isyanı, velhasıl bu şehri ; hatta iki ana karayı birbirinden koparan boğazın suları kadar derin soğuk ve karanlık bir mutsuzluk, tutsaklık duygusu.

Günahı vebali Freud’un olsun. İnsan, anne karnında ki gibi huzurlu bir kıvrımla yatarken sıcacık yatağında,acı ve karmaşadan uzak; üstelik de ilk cinsel tecrübeyi öğrendiği annesine sarılır gibi sarılmışken eşine,sevgilisine –Allah belanı versin mi desem Freud- soğuk ölümün üvey kardeşi, sıcacık uykusundan uyandıran gündelik hayat denilen koca tutsakhanenin gardiyanlarının acımasız, halden anlamaz tiz bağrışları altında adımını atar henüz alacakaranlık sokaklara kendini. Ağır bir uykusuzluğun oturduğu göz kapaklarını insanüstü bir çaba ile açık tutmaya çalışan, bir yandan da kızarmış, iyice ufalmış gözlerinin kenarındaki çapaklardan bi haber, hala yatağındaymışçasına uluorta, otuz iki diş tekmili birden esneyen, hatta tıkış tıkış otobüsün içinde sinsi sinsi ilerleyen yel’in kendi ürünü olduğunun farkına varmadan yüzünü ekşiten, otobüsün her hareketinde kendini hareketin ivmesine bırakan ezdiği ayakların,sıkıştırdığı insanların – ki sıkıştırılanlarda sıkıştırıldıklarının farkında değillerdir-farkına varmayan,bilinçaltını,bilinçüstünü ve hatta insanlığını henüz uyandığı sıcacık yatağında bırakmış,hayvani özgürlüğün esrikliğine teslim olmuş halde yaşayan insanların şehrinden bahsediyorum. Ve tabi ki bu şehrin insancıklarından. Bir iki durak sonra inecek olmasına rağmen, ayakta kalmamak için bütün fiziki,bedeni,sportif,hayvani yeteneklerini ortaya saçarak daldığı kalabalıklara kah omuz atarak, kah çekiştirip-ittirerek,kah tekmeleyerek nihayet oturabildiği koltuktan, bu itiş kakıştan şikayet ederek insanlık dersinin ilk konusu olan “insan” olmanın erdemlerinden bahsedip, sonrasında aldığı asgari ücretin bilmem kaç misli ederi olan ve on iki eşit taksitle alınmış, üstelik ilk üç ayı ertelenmiş kredi kartı kampanyası ile ödenecek olan “ayfon”nuna kafasını gömen “doğan görünümlü şahin” misali mutlu görünen ama mutsuzluğunun farkında olmayan, mutsuzluğun dibini yaşayan insan. Fabrika da tütün saran, sararken de hayal kuran modern şehrimizin modern insanının hayalı, bir “ev”, bir “ayfon” ve bir de “içmeyen koca” dan ibarettir. Geleneksel mi modern mi olduğuna bir türlü karar veremediğimiz Türk aile yapısı –ki oldukça saçma bir adlandırmadır ve aile her yerde aynı işlevi görür.-içi tüketim çağının bütün alameti farikaları ile tıka basa dolu, dışı sıvasız, boyasız ,harabe görünümlü bir ev ile içerisinde şiddetin, ensestin, otoritenin kol gezdiği ama kolun kırılıp yenin içerde kaldığı mutlu, huzurlu bir aile tablosu resmetmenin ötesinde bir tahayyül tanımaz. Onun içindir ki önce aile, sonra etkili ve yetkili otorite; hayat denilen tuval üzerine renklerin bütün canlılığı ile nakşedildiği gençlik çağında, insanları önce askere alarak otoriteye boyun eğmeyi öğretir, sonrasın da muhtemelen hiç de arzu etmediği bir biçimde onu “ev”lilik denen cenderenin içinde çeşitli kredi seçenekleri ile sulandırılmış acı bir sos ile pişirerek modern hayatın yamyamlarının sofrasına bir ömür boyu sürecek taksitle sunar. Bu taksitli, geleceği satın alınmış yaşam; ekstrelerle, aylık ödeme tablolarıyla; özgürlüğün, ufkun perdelendiği, parmaklıklar arkasında süren bir yaşamdır. Burada sevinçler, mutluluklar, geleceğe ilişkin iyi niyetli tasarılar, beklentiler,umutlar, rüyalar,hayaller taksit taksit sizden çalınır. Sonunda ; Oğuz Atay’ın deyimiyle “günleriniz sevgiyle isteyerek değil de, takvimden yaprak koparır gibi bir sıkıntı ve nefretle” süren bir yaşama dönüşür.

"bir sabah tedirgin düşlerden uyanan gregor samsa, devcileyin bir böceğe dönüşmüş buldu kendini. bir zırh gibi sertleşmiş sırtının üzerinde yatıyor, başını biraz kaldırınca yay biçiminde katı bölmelere ayrılıp bir kümbet yapmış kahverengi karnını görüyordu; bu karnın tepesinde yorgan, her an kayıp tümüyle yere düşmeye hazır, ancak zar zor tutunabilmekteydi. vücudunun kalan bölümüne oranla acınacak kadar cılız bir sürü bacakçık, ne yapacaklarını şaşırmış, gözlerinin önünde aralıksız çakıp sönüyordu.."

Dönüşüm, hiyerarşi ve otorite düşüncesiyle temellenen, bu amaçla sözü edilen düşünceyi önce aile kurumu içerisinde odaklaştıran toplum içersindeki bireyin tragedyasıdır. Gregor Samsa, "dönüştüğü" güne değin çeşitli kölelikler içersinde yaşamış bir toplum tekidir; işyerinde köledir; aile çevresinde köledir ve zincirleri içersinde uslu oturduğu sürece de benimsenip sevilir. Başkaldırısı bilinçaltında başlar; bu bilinçaltı, kendine uygun biçimi yaratır: Gregor Samsa'nın böceğe dönüşmesi, gerçekte artık başkalaşmasıdır. Böceğe dönüştüğü andan başlayarak, toplumun ve ailesinin ona ilişkin -onu tutsak kılan- beklentileri, artık sonuçsuz kalmaya yargılıdır; böceğin iğrençliği, çizgisi sürüyle uyuşmayan bağımsız bireyin iticiliğiyle özdeştir. Anlatıda toplumu simgeleyen aile, önceleri ümidini yitirmez; yeni Gregor'a hareket alanı sağlayabilmek için, odasının biraz boşaltılması gerekmektedir. Ama anne buna karşı çıkar ve ilginç olan, karşı çıkış gerekçesidir: "Bence en iyisi, odayı eskiden nasıl idiyse aynen öyle korumaya çalışmamızdır, böylece Gregor yine aramıza döndüğünde her şeyi eskisi gibi bulur, arada olup bitenleri unutması da o ölçüde kolaylaşır." Burada -sözde anne sevgisiyle- Gregor'un unutması istenen, onun gerçek anlamda bağımsız olabildiği zaman parçasıdır; Gregor sürüye dönebilmek için böceklikten çıkmalıdır ve sürüyle yeniden uyum sağlayabilmesi için böcek olduğu dönemi unutmalıdır. O zaman yine annesine ve babasına uyabilecektir; içinde yaşadığı topluma eskisi gibi "hizmet" edebilecektir. Gregor'un yeniden "insan" olmasından artık ümit kesildiğinde kız kardeşinin söyledikleri, bu durumu daha da vurgular: "Buradan gitmeli... tek çare bu, baba. Ama onun Gregor olduğu düşüncesini kafandan atman gerek. Bizim asıl felaketimiz, bunca zaman bu düşünceye inanmış olmamız. Fakat o nasıl Gregor olabilir ki? Gregor olsaydı eğer, insanların böyle bir hayvanla birlikte yaşamalarının olanaksızlığını çoktan anlar ve kendiliğinden çıkıp giderdi..." Kafka'nın gerçekte hemen tüm eserlerinde var olan gülmece öğesi, burada da eksik değildir: Çünkü burada sözü edilen "hayvan", asıl ya da olması gereken insandır!


Birey olmasını başaranlara düşman kesilen son toplumlar ve bu toplumların en güçlü temeli olan, çocuklarının hep iyiliğini, gerçekte ise sürekli köleliğini isteyen son aile yapıları yeryüzünden silinene değin, Kafka'nın Dönüşüm'ü geçerliliğini ve güncelliğini koruyacaktır.
12 beğen · 0 yorum · kitap inceleme ·

Bardamu

@bardamu

- Franz Kafka
8.5 (2180 oy)
Dönüşüm
Franz Kafka dönüşümü gerçek anlamda ne düşünerek yazmıştır bilemeyeceğiz. Bazen bir takım yazılar yazarım ve bunu yakın dostlarımla paylaşırım. Kişiler değişik yorumlar getirirler ama pek azı benim o yazıyı ne için yazdığımın kıyısında dolaşabilirler.

Yazılanı anlamak için yazanı çok iyi tanımak gerekir. İçinde bulunduğumuz zamana bakınca en yakınımızdakileri bile ne derece anlıyoruz ve tanıyoruz diye düşünmeden edemiyorum.

Kafka'nın yaşamını incelediğimiz de içine kapanık bir kişi olduğunu görüyoruz ve babasıyla arası pekte iyi değildir. Bunu dönüşümde de bariz şekilde görüyoruz. Babasının borçlarını daha doğrusu ailesinin borçlarını ödeyebilmek için sabahın erken saatlerinde kalkıp işe gitmek zorunda kalıyor Samsa.

Hepimiz olmasa da bir çoğumuz öyle değilmiyiz. Kapitalist sistem de borç batağına saplanmış ve bu borçları ödeyebilmek için hiçte sevmediğimiz işlerde çalışmak zorunda bırakılmışız.

Samsa'nın o çok sayıda ki bacakları ne işe yarıyor dersiniz. İstediği yöne gitmekte bile zorlanıyor. Yemek yerken zorlanıyor.Kısacası kendi için birşey yapmasına pekte izin vermiyor o çok sayıda ki bacaklar.
İnsan anatomisin de vücudun tüm yükünü bacaklar çeker. Tüm ağırlık onun üzerindedir. Bana kalırsa bacaklarının fazla olması yüklendiği veya yüklenmek zorunda olduğu yükle doğru orantılıdır.Yine dönüşüm de sık sık başını kaldıramadığından bahseder.

Eh herşeyden bir neden çıkartacağım ya bunu da yine beynen bitik durumda olduğuna düşünceler ile boğuştuğuna artık başını taşıyamayacak duruma gelmesiyle bağdaştırmama kimse ses çıkartmaz sanırım.

Bir ortamda herkes halinden gayet memnunken veya memnun görünürken siz memnuniyetsizliğinizi ortaya koyarsanız ve bazı şeyleri sorgulamaya başlayıp çıkışlar yapmaya kalkarsanız dışlanırsınız. Huzuru bozmakla suçlanırsınız haklı olup olmadığınıza bakılmaksızın.Çünkü çark birşekilde dönüyordur ve bunun sekteye uğramasını kimse istemez. işte bu nedenle olmalı ki Samsa odasından ne zaman çıkmaya başlasa sorunlar çıkıyor. Görünmesine bile kime tahammül edemiyor. Başını uzatacak olduğun da da babası( soy ağacına bakacak olursak 1. derece ) tarafından ölmesine neden olacak şekilde avlanıyor .

Zavallı Samsa ,Kardeşi hakkında güzel güzel düşüncelere dalmışken çaldığı enstrumanı herkes dışında sadece o severek dinlerken , kardeşinin artık onu görmek istemediğini duyduğunda belkide haklı olan odur deyip ölmesi.

Böyledir işte. Bazıları kendi çıkarları için birilerini gözden çıkartırken , gözden çıkartılanlar gözden çıkaranlar mutlu olsun deyip ölmeyi yeğleyebiliyor böylesi daha iyi deyip.

Bakın burada bir de hizmetçi faktörü var. İnsanların değer yargılarına önem vermeyen tanımadığı bilmediği insanlar hakkında sadece dış görünüşe bakarak yorum yapan. "bok böceği" demesi ve öldüğün de hemen ortadan kaldırması gibi. O'nun için ne Samsa'nın neler hissettiği ne de ailesinin ne düşündüğü önemsiz. Pis Hizmetkar.Kötü kadın ehhh.

Sanırım yazımın sonu gelmeyecek ve dönüşümün kendisinden daha uzun bir yazı olacak bu gidişle. O yüzden bu noktada kepengi indiriyorum.
9 beğen · 0 yorum · kitap inceleme ·

Eren Yaşar

@eren-yasar

- Franz Kafka
8.5 (2180 oy)
Etkileyici Bir Simgesel Öykü
Franz Kafka’nın kaleme aldığı Dönüşüm adlı öykü kitabının kapağını araladığınız anda, böceğe dönüşerek uyanan Gregor Samsa ile beraber bir odanın içine kapatılıyorsunuz. Ve kitabın kapağını kapatana dek o odadan çıkış yok.

Bir kitap okuyor olmaktan çok Gregor’un hayatına birebir tanık oluyoruz adeta. Gregor’un böyle trajik bir duruma düşmesi sonucunda çaresizliğini, çabasını, mücadelesini, dışlanmasını hatta yalnız kalmasını ya da bu böcek olma durumuyla neyin / nelerin imâ edildiğini, satır aralarında nelerin saklandığını bize yazar anlatmıyor, bir okur olarak tüm bunlara biz tanık oluyoruz.

Aslında bu öykünün bir aksiyon öyküsü olmadığını daha durağan ilerleyen bir durum öyküsü olduğunu söyleyebiliriz. Yani hareketli bir seyir, karmaşık olaylar, çözülmesi gereken gizemler gibi macera öğeleri yok. Bir aksiyon yaşatmaktan çok, bir şeyler anlatmaya çalışan bir öykü. Gerçi "Adam böceğe dönüştü, bundan daha iyi bir aksiyonda olamazdı herhalde" denilebilir. Ancak yazarın sözkonusu böceğe dönüşme olayını bir metafor olarak kullandığını, bu yöntemle felsefî bir mesaj vermeye çalıştığını unutmamak gerekir. Yazarın dönüşümü ele alarak anlatmak istediği bir şeyler var. Onlara kulak vermek gerekir. İşte alt metinlerde ki o seslenişleri duyduğunuz zaman, öyküden alacağınız tat aynı oranda artıyor.

Öykünün konusuna gelirsek, Bütün hayatını, ailesini rahat ettirebilmek ve bu amaç doğrultusunda para kazanmak için çalışıp didinerek geçiren Gregor Samsa bir sabah uyandığında kendini kocaman bir böceğe dönüşmüş olarak bulur ve olaylar gelişir. Gregor, rutin sorumluluklarını yerine getiremeyecek, insanların karşısına çıkamayacak, işinden olacak ve nihayetinde, bir başına kalacaktır.

Burada ki böcek olma durumu bir kaçışı simgeliyor aslında. Başkaları için yaşamaktan, çevresindeki insanların daimi beklentilerini karşılayabilmek için çabalamaktan kaçmaya çalışmak bu. Ve bunun sonucunda da sistemin dışına itilmek.

Annesi ve babası başlarda durumu kabullenemeseler de bir süre sonra içerideki odada duran canlının oğulları Gregor değil, bir böcek olduğu gerçeğini kabullenirler. Kız kardeşi başlangıçta durumu olgunlukla karşılayıp, abisine bir anlamda bakıcılık yapmaya çalışsa da, bu çok uzun sürmeyecektir. Bir noktadan sonra onunda tahammülü tükenecektir. İşte tam da o noktadan sonra Gregor bir başınadır artık, ve bir de odanın diğer tarafında onun bu yaşadıklarına tanık olan okur vardır.
Verdiği Puan: 10
10 beğen · 0 yorum · kitap inceleme ·

Meursault Samsa

@meursaultsamsa

- Franz Kafka
8.5 (2180 oy)
Ben, bu kitapta daha çok bireyin kendine yabancılaşmasının anlatıldığını düşünüyorum. Sonra zaman geçip düşündükçe Kafka' nın sağlam bir kapitalizm eleştirisi yaptığı fikrine vardım. Elbette bir yabancılaşmanın anlatıldığı çok açık kitapta ancak bu, sistemin bir yansıması sadece yoksa kendi kendine ortaya çıkan bir durum değil.

Samsa' nın ilk endişelendiği şey işe gidememek oluyor. O durumdayken bile patronu ile yaptığı konuşmada her şey normalmiş gibi davranıyor. Benim anladığım kadarıyla Samsa toplumun kendisine yüklediği misyonun altında eziliyor. Toplum onu öyle bir hale getiriyor, kendisine o kadar yabancılaştırıyor ki bir böceğe dönüştüğü için değil de işe gidemeyip para kazanamayacağı ve ailesinin ihtiyaçlarını karşılayamayacağı için endişeleniyor. Bir birey olarak kendi isteklerini, ihtiyaçlarını, hazlarını unutuyor. Kendisine o kadar yabancılaşıyor ki böceğe dönüşmesi onun işe gitmesine engel olmayacak olsa, bu dönüşümü fazla sorun etmeden -belki de hiç- yaşamına devam edecek neredeyse Samsa.

Dönüşüm sonucu Samsa bazı fonksiyonlarını yerine getirememeye başlıyor. Dolayısıyla ailesinden aldığı tepki görüntüsündeki iğrençlik değil, sadece ama sadece ailesi için artık bir kazanç değil aksine bir külfet nedeni olması. Yani Samsa böcek olmamış olsa, sadece işsiz bir genç olsa ailesi yine onu sevmeyecek hatta neredeyse yine onun ölmesini isteyecek, ama genel ahlak anlayışı buna el vermeyeceğinden buradaki dönüşüm yani fiziksel görünüm sadece ailenin düşüncesini ahlaki açıdan da destekleyen bir neden oluyor hepsi bu.

Dönüşüm filan olmuyor da aslında. Samsa bir sabah uyandığında kendisi olmadığını fark ediyor bir bakıma ve bu farkındalık etrafındakileri endişelendiriyor, kızdırıyor. Düzenin kendisini dönüştürdüğü ''şey'' i fark edince Samsa, düzene karşı çıkıyor. Bunu bilinçli bir şekilde yapmıyor elbette, üzerindeki baskı o kadar fazla ki bu baskıyı fark ettiği anda artık onu taşıyacak gücü kendisinde bulamıyor. Bırakın işe gitmeyi, odasından bile çıkamıyor, insanlığını yitiriyor ve artık topluma(aile) faydası olmadığından, toplum(aile) için bir külfet olduğundan yok edilmesi gereken bir şey oluyor Samsa, bir böcek oluyor.

Bu kitabı Bordo Siyah Yayınlarından Evrim Tevfik Güney çevirisiyle okumuştum. Facebook sayesinde de kendisiyle tanışma şansım oldu. Sorduğum her soruya da uzun uzun cevaplar verdi sağolsun. Tekrardan teşekkürler abi.
Verdiği Puan: 10
5 beğen · 0 yorum · kitap inceleme ·
- Franz Kafka
8.5 (2180 oy)
Kitabın bana göre güzel ve kötü yanlarından başlarsak olaylar zincirine bir sabah uyanır uyanmaz girilmiş olması beni çok şaşırttı, bunu bir eksiklik olarak değerlendirdim çünkü hiçbir neden yokken ve normal bir insanken bir anda olaylar başlıyor, olayların başına herhangi bir neden eklenebilirdi. Örneğin trenle kolileri taşırken bir koliyi karıştırması ve o kolide çok tehlikeli kimyasal bir madde bulunması, bu koliyi yanlışlıkla düşürüp o maddenin etrafa saçılması ve o maddeden etkilenip yavaş yavaş olayların başlaması gibi bir başlangıç daha doğru olacaktı. Ancak kafkanın bu kadar düşüncesiz olmadığını ve bu yazdıklarına daha sonra ek yapacağını planladığnı düşünüyorum ama erken vefatı bu projenin bu şekilde kalmasına neden olmuş olabilir. Kitabın sevdiğim yönleriyse bahsettiği değişime uğradığı canlıyı çok iyi gözlemleyip olayları adeta bize yaşatır gibi başarılı ve sürükleyici bir şekilde anlatmasıydı. Kitaptan hiç sıkılmadım ancak sonunun daha farklı biteceğini düşünüyordum, beklediğim şekilde bitmemesi beni şaşırtmadı ama çok üzdü, çünkü ben bu kitabın mutluluk vererek bitmesini isterdim, ancak tasvir ettiği varlığa uygun bir sonla bitirmesini de başarılı bulduğumu itiraf etmeliyim. Kitabın bir bölümünde çok eğlendiğimi ve güldüğümü de belirtmek isterim, hangi bölümler olduğunu değil de ip ucu olarak ev halkını istemeden korkutan ve bu yüzden babasının gözünde suç işleyen Gregor Samsa'nın babasının önceki ve o an ki fiziksel durumlarındaki zıtlığı anlatması bana çok komik geldi, diğer komik gelen ve ikisinin üst üste gelip beni baya eğlendirdiği kısımsa elma sahnesiydi. Genel olarak iletişim konusunu ele alan ve bu konuda çok başarılı olan kişilerle başarısız olan kişileri ele alan bir kitaptı. Yaptığı birçok davranışta aile bireylerini mutlu etmek için adım atan ancak bunun yanlış anlaşılmasına neden olan iletişim durumlarını çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktaki başarısı beni büyüledi. Hepimizin içine düştüğümüz olumsuz durumlardan dolayı iletişim problemlerini çok iyi yansıtan ve zaman zaman kendinizin de aynı durumlara düşmüş olduğunuzu hatırlayıp kendinizi bulacağınız güzel bir kitap olduğunu göreceğinizi düşünüyorum.
4 beğen · 0 yorum · kitap inceleme ·

Baran Yusuf

@baranyusuf

"Herkes beraberinde taşıdığı bir parmaklığın ardında yaşıyor."
- Franz Kafka
8.5 (2180 oy)
26 beğen · 0 yorum · alıntı

Emrah Yağan

@emrah-yagan

Biraz daha uyusam , bütün bu olanlardan kurtulabilir miyim diye düşündü .
- Franz Kafka
8.5 (2180 oy)
19 beğen · 0 yorum · alıntı

Zümra

@zumracelen

"Biraz daha uyuyabilsem ve bütün bu saçmalıkları unutabilsem.."
- Franz Kafka
8.5 (2180 oy)
15 beğen · 0 yorum · alıntı

Elifcee

@elifcee

Hiç şüphe yok,artık vücudunu eskisiyle kıyaslanamayacak kadar denetim altında tutabiliyor,sert bir düşüşte bile hiçbir yeri yaralanıp zedelenmiyordu. Gregor sağda solda sürünüp dururken vücudundaki yapışkan madde yer yer iz bırakıyordu. Gregor'un sürünmesini mümkün olduğu kadar kolaylaştırmak isteyen kız kardeşi,onu engelleyen eşyaları,en başta da sandıkla yazı masasını ortadan kaldırmayı kafasına koymuştu.
- Franz Kafka
8.5 (2180 oy)
15 beğen · 0 yorum · alıntı

Cansu Doğan

@cansudogan7146

Biraz daha uyusam , bütün bu olanlardan kurtulabilir miyim diye düşündü .
- Franz Kafka
8.5 (2180 oy)
11 beğen · 0 yorum · alıntı

Benzer Kitaplar

8.5/10
2180 oy
Sence kaç puan almalı?
0