ara

Dönüşüm

Die Verwandlung
- 104s

Dönüşüm Konusu, Özeti ve Türleri

Dönüşüm
Franz Kafka'nın 1915'te yayımlanan Dönüşüm adlı öyküsü, yazarın, anlatım sanatının doruğuna ulaştığı bir eseridir. Küçük burjuva çevrelerindeki yozlaşmış aile ilişkilerini en ince ayrıntılarına kadar irdeleyen bu uzun öykü, aynı zamanda toplumun dayattığı, işlevini çoktan yitirmiş kalıplara bilinç düzeyinde başkaldıran bireyin tragedyasını çarpıcı bir biçimde dile getirir.

Kitabın Değişim olarak bilinen adının gerçekte Dönüşüm olduğu, ifadesini Ahmet Cemal'in açıklamasında bulur: "Gregor Samsa'nın bir sabah kendini yatağında bir böcek olarak bulması, salt bir değişim değil fakat 'başkalaşım'dır O, insanlığını koruyarak bazı değişiklikler geçirmemiştir; artık farklı bir canlı türü olmuştur."

Bu açıklama, Kafka'nın eserini tanımlarken kullandığı ifadeyle de örtüşür: "Herkes, beraberinde taşıdığı bir parmaklığın ardında yaşıyor. Şimdi hayvanlarla ilgili bunca şey yazılmasının nedeni de bu. Özgür ve doğal bir yaşama duyulan özlemin ifadesi. Oysa insanlar için doğal yaşam, insanca yaşamdır. Ama bunu anlamıyorlar. Anlamak istemiyorlar. İnsan gibi yaşamak çok güç, o nedenle hiç olmazsa kurgusal düzeyde bundan kurtulma isteği var... Hayvana geri dönülüyor. Böylesi, insanca yaşamaktan çok daha kolay."
Dönüşüm kitabı Mutlaka okunması gereken kitaplar listesinde yer almaktadır.

Dönüşüm - s41

Kapının aralığından, oturma odasında gaz lambalarının yakılmış olduğunu gördü; ama başka zamanlar, günün bu saatinde babası öğleden sonra çıkar, gazetesini, adeti olduğu üzere yüksek sesle annesine, bazende kız kardeşine okurken, şimdi hiç ses duyulmuyordu. kız kardeşinin ona hep anlattığı, uzaktayken de mektuplarında sözünü ettiği bu okuma alışkanlığı, belki son zamanlarda uygulanmaz olmuştu; ama evin hiç kuşkusuz boş olmamasına karşın, çevreden de hiçbir ses gelmiyordu. "aile ne kadar sakin bir yaşam sürüyormuş," dedi Gregor kendi kendine, ve bakışlarını önündeki karanlığa dikerken, bir yandan da annesine, babasına ve kız kardeşine bu denli güzel bir evde böyle bir yaşam sağlayabilmiş olmasından ötürü büyük bir gurur duyduğunu ayrımsadı. Peki ama ya şimdi bütün bu huzur, geçim rahatlığı ve memnunluk, korkunç bir sonla noktalanırsa? Gregor bu tür düşüncelere dalıp gitmemek için hareket etmeyi yeğledi ve odanın içinde bir aşağı bir yukarı sürünerek gidip gelmeye başladı... (Hüseyin Başaran)

Deniz Topaloğlu.

@deniz-topaloglu

295 8.5
Bir şehir düşünün ,yaklaşık on beş milyonluk. Yoksa on üç müydü bilmiyorum. Çok da önemli değil on üç yada on beş olmasının. Aralarında sadece istatistiki bir fark var bu kalabalıkların. İstatistiğin dışında kalan her şey bu kalabalıklarda türdeş. Üç aşağı beş yukarı hemen hemen hepsi aynı günahların korkusunu yaşıyor; bu şehir denilen kalabalık nefes alınamaz kuyuda. Hemen hepsinin yüzünde; evde,okulda,arabada,vapurda,otobüste,işte aynı usanç,aynı asabi bir “seni her an boğazlayabilirim” bakışı,batsa da bu dünya kurtulsak bıkkınlığı,erkeklerin yüzünde “anam beni keşke kız doğursaydı da evde otursaydım” seçeneksizliği, kadınlarda “herif herif olsaydı da bende evde zeytinyağlı papatya pişirseydim” isyanı, velhasıl bu şehri ; hatta iki ana karayı birbirinden koparan boğazın suları kadar derin soğuk ve karanlık bir mutsuzluk, tutsaklık duygusu.

Günahı vebali Freud’un olsun. İnsan, anne karnında ki gibi huzurlu bir kıvrımla yatarken sıcacık yatağında,acı ve karmaşadan uzak; üstelik de ilk cinsel tecrübeyi öğrendiği annesine sarılır gibi sarılmışken eşine,sevgilisine –Allah belanı versin mi desem Freud- soğuk ölümün üvey kardeşi, sıcacık uykusundan uyandıran gündelik hayat denilen koca tutsakhanenin gardiyanlarının acımasız, halden anlamaz tiz bağrışları altında adımını atar henüz alacakaranlık sokaklara kendini. Ağır bir uykusuzluğun oturduğu göz kapaklarını insanüstü bir çaba ile açık tutmaya çalışan, bir yandan da kızarmış, iyice ufalmış gözlerinin kenarındaki çapaklardan bi haber, hala yatağındaymışçasına uluorta, otuz iki diş tekmili birden esneyen, hatta tıkış tıkış otobüsün içinde sinsi sinsi ilerleyen yel’in kendi ürünü olduğunun farkına varmadan yüzünü ekşiten, otobüsün her hareketinde kendini hareketin ivmesine bırakan ezdiği ayakların,sıkıştırdığı insanların – ki sıkıştırılanlarda sıkıştırıldıklarının farkında değillerdir-farkına varmayan,bilinçaltını,bilinçüstünü ve hatta insanlığını henüz uyandığı sıcacık yatağında bırakmış,hayvani özgürlüğün esrikliğine teslim olmuş halde yaşayan insanların şehrinden bahsediyorum. Ve tabi ki bu şehrin insancıklarından. Bir iki durak sonra inecek olmasına rağmen, ayakta kalmamak için bütün fiziki,bedeni,sportif,hayvani yeteneklerini ortaya saçarak daldığı kalabalıklara kah omuz atarak, kah çekiştirip-ittirerek,kah tekmeleyerek nihayet oturabildiği koltuktan, bu itiş kakıştan şikayet ederek insanlık dersinin ilk konusu olan “insan” olmanın erdemlerinden bahsedip, sonrasında aldığı asgari ücretin bilmem kaç misli ederi olan ve on iki eşit taksitle alınmış, üstelik ilk üç ayı ertelenmiş kredi kartı kampanyası ile ödenecek olan “ayfon”nuna kafasını gömen “doğan görünümlü şahin” misali mutlu görünen ama mutsuzluğunun farkında olmayan, mutsuzluğun dibini yaşayan insan. Fabrika da tütün saran, sararken de hayal kuran modern şehrimizin modern insanının hayalı, bir “ev”, bir “ayfon” ve bir de “içmeyen koca” dan ibarettir. Geleneksel mi modern mi olduğuna bir türlü karar veremediğimiz Türk aile yapısı –ki oldukça saçma bir adlandırmadır ve aile her yerde aynı işlevi görür.-içi tüketim çağının bütün alameti farikaları ile tıka basa dolu, dışı sıvasız, boyasız ,harabe görünümlü bir ev ile içerisinde şiddetin, ensestin, otoritenin kol gezdiği ama kolun kırılıp yenin içerde kaldığı mutlu, huzurlu bir aile tablosu resmetmenin ötesinde bir tahayyül tanımaz. Onun içindir ki önce aile, sonra etkili ve yetkili otorite; hayat denilen tuval üzerine renklerin bütün canlılığı ile nakşedildiği gençlik çağında, insanları önce askere alarak otoriteye boyun eğmeyi öğretir, sonrasın da muhtemelen hiç de arzu etmediği bir biçimde onu “ev”lilik denen cenderenin içinde çeşitli kredi seçenekleri ile sulandırılmış acı bir sos ile pişirerek modern hayatın yamyamlarının sofrasına bir ömür boyu sürecek taksitle sunar. Bu taksitli, geleceği satın alınmış yaşam; ekstrelerle, aylık ödeme tablolarıyla; özgürlüğün, ufkun perdelendiği, parmaklıklar arkasında süren bir yaşamdır. Burada sevinçler, mutluluklar, geleceğe ilişkin iyi niyetli tasarılar, beklentiler,umutlar, rüyalar,hayaller taksit taksit sizden çalınır. Sonunda ; Oğuz Atay’ın deyimiyle “günleriniz sevgiyle isteyerek değil de, takvimden yaprak koparır gibi bir sıkıntı ve nefretle” süren bir yaşama dönüşür.

"bir sabah tedirgin düşlerden uyanan gregor samsa, devcileyin bir böceğe dönüşmüş buldu kendini. bir zırh gibi sertleşmiş sırtının üzerinde yatıyor, başını biraz kaldırınca yay biçiminde katı bölmelere ayrılıp bir kümbet yapmış kahverengi karnını görüyordu; bu karnın tepesinde yorgan, her an kayıp tümüyle yere düşmeye hazır, ancak zar zor tutunabilmekteydi. vücudunun kalan bölümüne oranla acınacak kadar cılız bir sürü bacakçık, ne yapacaklarını şaşırmış, gözlerinin önünde aralıksız çakıp sönüyordu.."

Dönüşüm, hiyerarşi ve otorite düşüncesiyle temellenen, bu amaçla sözü edilen düşünceyi önce aile kurumu içerisinde odaklaştıran toplum içersindeki bireyin tragedyasıdır. Gregor Samsa, "dönüştüğü" güne değin çeşitli kölelikler içersinde yaşamış bir toplum tekidir; işyerinde köledir; aile çevresinde köledir ve zincirleri içersinde uslu oturduğu sürece de benimsenip sevilir. Başkaldırısı bilinçaltında başlar; bu bilinçaltı, kendine uygun biçimi yaratır: Gregor Samsa'nın böceğe dönüşmesi, gerçekte artık başkalaşmasıdır. Böceğe dönüştüğü andan başlayarak, toplumun ve ailesinin ona ilişkin -onu tutsak kılan- beklentileri, artık sonuçsuz kalmaya yargılıdır; böceğin iğrençliği, çizgisi sürüyle uyuşmayan bağımsız bireyin iticiliğiyle özdeştir. Anlatıda toplumu simgeleyen aile, önceleri ümidini yitirmez; yeni Gregor'a hareket alanı sağlayabilmek için, odasının biraz boşaltılması gerekmektedir. Ama anne buna karşı çıkar ve ilginç olan, karşı çıkış gerekçesidir: "Bence en iyisi, odayı eskiden nasıl idiyse aynen öyle korumaya çalışmamızdır, böylece Gregor yine aramıza döndüğünde her şeyi eskisi gibi bulur, arada olup bitenleri unutması da o ölçüde kolaylaşır." Burada -sözde anne sevgisiyle- Gregor'un unutması istenen, onun gerçek anlamda bağımsız olabildiği zaman parçasıdır; Gregor sürüye dönebilmek için böceklikten çıkmalıdır ve sürüyle yeniden uyum sağlayabilmesi için böcek olduğu dönemi unutmalıdır. O zaman yine annesine ve babasına uyabilecektir; içinde yaşadığı topluma eskisi gibi "hizmet" edebilecektir. Gregor'un yeniden "insan" olmasından artık ümit kesildiğinde kız kardeşinin söyledikleri, bu durumu daha da vurgular: "Buradan gitmeli... tek çare bu, baba. Ama onun Gregor olduğu düşüncesini kafandan atman gerek. Bizim asıl felaketimiz, bunca zaman bu düşünceye inanmış olmamız. Fakat o nasıl Gregor olabilir ki? Gregor olsaydı eğer, insanların böyle bir hayvanla birlikte yaşamalarının olanaksızlığını çoktan anlar ve kendiliğinden çıkıp giderdi..." Kafka'nın gerçekte hemen tüm eserlerinde var olan gülmece öğesi, burada da eksik değildir: Çünkü burada sözü edilen "hayvan", asıl ya da olması gereken insandır!


Birey olmasını başaranlara düşman kesilen son toplumlar ve bu toplumların en güçlü temeli olan, çocuklarının hep iyiliğini, gerçekte ise sürekli köleliğini isteyen son aile yapıları yeryüzünden silinene değin, Kafka'nın Dönüşüm'ü geçerliliğini ve güncelliğini koruyacaktır.
8034 karakter
6 beğen · 0 yorum · kitap inceleme

@

295 8.5
Kafka’nın zahiri: Gregor Samsa | Takyedin Çiftsüren
“İnsanlar hiç aldatmadı beni, ama mektuplar ele verdi hep;

başkalarının yazdıkları değil, kendi yazdıklarım.”

F. Kafka

Gregor Samsa’nın Kafka’nın kendisi olmadığını söyleyecek biri şimdiye kadar çıkmadı (en azından benim takip ettiğim kadarıyla).

Bu saatten sonra da çıkması pek mümkün görünmüyor. Biri çıkıp bunu dile getirecek olursa ne derecede gülünç bir duruma düşeceğini bilir. Bu bilme, onun bu yana doğru evirilişine ket vuracaktır.

Gregor Samsa’nın bir sabah erkenden uyandığında kendini bir böcek olarak görür. Böylece başlar roman. Bir elmanın sırtında çürümesiyle devam edip, ölümünün gerçekleşmesiyle sonuçlanan Samsa’nın hayatına göz attığımızda, onu Kafka’nın bir kopyası olarak görürüz.

Anne ve babasının borçları yüzünden çalışmak zorunda kalan Samsa, bir böceğe dönüştüğünü kabullenmesine rağmen, borçlar için çalışmak zorunda hisseder kendini.

Babama Mektup’ta* “despot” biri olarak karşımıza çıkan babasına Kafka, yine aynı mektupta, şimdiye kadar kendisine baktığı için ona borçlu olduğunu yazar. Borcunu ödemek zorunda olduğunu da. Değişim’de** babasının borcunu ödemek için çalışmak zorunda kalan Samsa, aslında kendini babasına borçlu sayan bir Kafka’nın aynadaki görüntüsünden başka bir şey değildir. Birincisindeki babasının borcu, ikincisindeki Babaya Borç onun o olmasını engeller. Kafka’nın Kafka, Samsa’nın da samsa olarak yaşaması için mutsuz olan ortamdan kurtulmaları gerekir. Babasına yazdığı mektupta Kafka, babasına borcunu ödenmesi için “evden başını alıp gitmek”(4) gerektiğini yazar. Babasının buna izin vermediğini de ekler. Bu engel onu her daim babasına muhtaç bırakacaktır.

Değişim’de Samsa’nın işe gitmemesi üzerine eve gelen patron, Samsa’nın böceğe dönüştüğünü görünce, can havliyle kendisini evden dışarı atar. Bu durumda bile Samsa, patronun peşinden gitmek ister. Bunun nedeni aile borcunu ödemek istemesidir. Ancak bu isteği hane halkı tarafından engellenir. Yine Samsa bir gün annesine yardım etmek ister, ancak bu annesinin fenalık geçirmesiyle sonuçlanır. Annesinin fenalık geçirmesinden sonra babası tarafından bu isteği engellenir. Samsa sopayla içeri tıkılır. Çünkü kendilerini rezil etmesini istemezler. Kafka’nın Babama Mektup’da dile getirdiği, “sopayı hak edip tarafından bağışlanarak dayak yemekten kıl payı kurtulma”(6)bununla benzerlik gösterir.

Kapının ailesi tarafından üzerine kapanmasıyla ölümün çan sesleri uzaktan kendini duyurmaya başlar. Bu sahne de, tıpkı Değişim’deki birçok sahne gibi Kafka’nın birebir yaşadığı bir olay üzerinden yükselir.

“Bir gece hep su diye mızmızlanıp” (7) duran Kafka’nın bu davranışından rahatsız olan babası; Kafka’yı “birden çok ev arasındaki bağlantı oluşturan uzun balkon” (8) anlamına gelen pavlatçe’ye çıkartıp, gecelikleriyle orada kalmaya zorlar. Üstüne kapı kapanan (9) Kafka, bu olaydan nasıl etkilendiğini babasına yazdığı mektupta şöyle anlatacaktır: “içimde bir yıkıma yol açmıştı.” (10)

Samsa’nın böceğe dönüşmesinin izini de Babama Mektup’da görürüz. Mektubun son sayfalarında Kafka, babasının ağzından kendi mektubuna yazdığı cevapta, babasının ağzıyla kendisini “kanını emen haşere”ye (11) benzetir. Çünkü babası olsa öyle diyecektir.

Gregor Samsa’nın ölümüne neden olan olaya geldiğimizde her şey daha net görünür.

Elma dini metinlerde Adem ile Havva’nın cennetten kovulma olayıyla anılır. Yasaklanmasına rağmen Adem ile Havva bu elmadan uzak duramaz. Sonunda elma yenir. Aslında elma semboliktir bu metinlerde. Asıl “giz” iki insanın birleşmesidir. Yasaklanan ikisinin birleşme arzusudur. Tevrat’ı iyi bilen Kafka, elmayı bir birliktelikle sembolleştirir.

Kitaba tekrar döndüğümüzde, bir odaya hapsedilen, bir odaya hapsedildiği için bütün özgürlüklerinden mahrum bırakılan Samsa, bu durumdan kurtulması gerektiğini düşünür ki, odadan çıkmaya teşebbüs eder. Genelde aile, özelde ailenin otoriter babası bunu istemez. Odasından çıkmaya çalışan Samsa’ya, babası tarafından bir elma fırlatılır. Bu fırlatılan ilk elma isabet etmez. “Fırlatılan ikinci elma” (12) sırtına saplanır, sırtında çürür, yara olur ve sonunda Samsa bu yaradan “gebermiş” olur. (13)

Franz Kafka, Babama Mektup’ta evliliği, “insanın en geniş anlamda özgürlüğe ve bağımsızlığa ulaşmasının güvencesidir.” (14) diye tanımlar. Ancak, iki defa nişanlandığı Felice ile bir türlü evlenemez. Başka mektuplarda edebiyattan uzak kalma korkusu olarak gördüğümüz bu neden, Babama Mektup’ta babasının hunharca davranışları olur. Onu suçlar. Nişanın ilk defa bozulması(birinci elmanın fırlatılışı) onu yaralar, ama hafif olur yarası, ikinci nişanı(ikinci elmanın fırlatılması) ise daha büyük etki yapar. Zaten babasının etki alanı içinde kendisi dışında her şey olan Kafka, böylece ölü durumuna geçer. Babasına, “barbarca davranış” (15) gösterdiğin için bu evlilik olmadı, der. Bu evliliğin olmaması Kafka’yı yıkar, zahiri olan Samsa’yı da yeniden dönüştürür. Ama bu defa ölüye dönüşüm olur.
5466 karakter
5 beğen · 0 yorum · kitap inceleme

Onur Tüzüngüven.

@onur-tuzunguven

295 8.5
Puan: 10
Dönüşüm
Kafka, Dönüşüm’de hem bir toplum eleştirisi hem de kapitalizm eleştirisi yapıyor. Öykünün baş karakteri Gregor Samsa, bir sabah yatağında iğrenç ve tiksindirici bir yaratık olarak uyanır.

Kapitalizm eleştirisi daha buradan başlıyor. Yorucu çalışma saatlerinin ardından, ertesi sabah uyanıp kolunu kaldıramamak, bunu çalışanlar olarak bizler de biliyoruz. Fazla mesailerin ardından ertesi sabah gelen tükenmişlik hissini canlandırıyor Kafka. Tabi o zamanlarda günlük çalışma saatleri çok daha fazlaydı, şimdikinin fazla mesai eklenmiş hali gibi. Bir gayretle yataktan kalkmak, ancak gövdeni yerden yukarı kaldıramamak ve sürünmek, Samsa’nın dönüştüğü yaratık olmak. İşe bir saat bile geç kalmanın, evine müdürünün gelmesine yol açması, acımasız çarkların nasıl işlediğini de gösteriyor. Yorgunluk ya da hastalık gibi bir bahanenin işveren tarafından şüpheyle algılanması, çalışanına her işi yaptırması ancak güvenmemesi, sanırım sadece o dönemlerin sorunu değildir. O kadar hizmetin ardından bir günlük performans gösteremeyişin, işten atılmakla sonuçlanması sanırım iş güvencesi ya da sözleşmesi olmadan çalıştırılan binlerce işçinin de aynı zamanda “kaderidir”.

Gregor Samsa bu noktadan sonra artık sadece odasında yaşar, sanki kapitalizm ona şunu söyler: “Benim çarklarım arasında sıkıştığın sürece dünyayı görebilirsin, onun dışında burnunu bile çıkaramazsın”. Gerçekten de Samsa burnunu (!) bile çıkaramaz, odasından her çıkışı evde bir olaya neden olur, aile (toplum) tarafından ezilmeye ve yok edilmeye çalışılır. Hayatını odasında sürdürmeye çalışır. Bu sırada ona yardımcı olan tek kişi kız kardeşidir. Ona yiyecek birşeyler bırakır, odasının temizliğini yapar; fakat bunlar Samsa’nın yitikliğini bize daha çok yansıtır. O artık, yiyecek ve içeceklerden bir tat alamaz, zaten yıllar boyunca patronu için seyahat ettikçe ve çalıştıkça damak tadını kaybetmiştir. Oda temizliği ve eşyaların yer değişikliği ile Samsa’ya açılan boşluk, sözde özgürlüğünü artırır, ancak yine de hapsolduğu alan yine odasıdır. Odanın içinde, ona verildiği kadarıyla özgürdür. Eşyaların arasında sürünmekte serbesttir, tavana ve duvara da tırmanabilir; ama odasından çıkarsa…

Zaten odada Gregor Samsa’ya ait olan birşey kalmamıştır, hiçbirisi onu tanımlayan bir şey değildir. Samsa, sadece duvardaki kürk elbiseli kadının portresini korumaya alır, onu saklamaya çalışır, belki de orada onu ifade eden tek şey olarak o kalmıştır.

Ailede eve para getiren kişi kaybolunca tabi ki ailede baba bu görevi yeniden üstlenecektir. Kapitalizm onu süslü üniformasıyla kendine dahil eder, hatta kendisine direnen ve işe gelmeyen Samsa’yı evde ezmeye çalışmak görevi de onun olur. Bankada çalışmak, o bankanın temsil ettiği bütün değerleri de üstünde taşımayı gerektiriyor tabi.

Aile aynı zamanda toplumu da resmediyor; şöyle ki, artık evde kimse onu görmeye dayanamıyor, baba dışarıda ezmeye çalışıyor, anne ondan korkuyor, ona yiyecek götüren kız kardeşi artık hem bayat yiyecek götürüyor, hem de ondan şikayet ediyor. Eve gelen konuklar ve odaların müşterileri de bu pis şeyden tiksiniyorlar. Toplum artık Samsa’nın düşmanı olmuştur, kendilerinden farklı birşey görmeye tahammül edemezler. Sıra dışı birşey onların düzenini bozmuştur; Samsa çalışamayınca istirahat etmek isteyen baba çalışmak zorunda kalmıştır, konservatuarda okumak isteyen kardeş parasızlıktan okula gidemeyecektir, hizmetçi evden gönderilmiştir, evin odaları kiraya verilmiş ve anne müşterilere hizmet etmeye başlamıştır. Düzen bozulunca da Samsa toplum düşmanı haline gelmiştir.

Gregor Samsa’nın kendine sakladığı tek şey duvardaki kürk elbiseli kadın resmiydi demiştik. Dönüşüm ile ilgili biraz araştırınca (Wikipedia), Kafka’nın Viyanalı yazar Leopold von Sacher-Masoch‘dan etkilendiği, Sacher-Masoch’un mazoşizm teriminin de isim babası olduğunu ve Venus in Furs (1870) isimli bir de öyküsünün olduğunu öğreniyoruz. Anlaşılan Kafka, bu yazardan o kadar etkilenmiş olacak ki, hem karakterine ismini vermiş (Sa-Mas harflerine dikkat) hem de onun eserinden Dönüşüm’de de bahsetmiştir.
http://buradayaziyorum.wo...debiyat/page/3/
4535 karakter
7 beğen · 0 yorum · kitap inceleme

Can Uc

@can-uc

295 8.5
Puan: 8
Dönüşüm
"Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu."


Gregor'un günleri üzerindeki baskıyla geçmektedir. Ta ki böcek olarak uyandığı güne dek.

Gregor'un neden böceğe dönüştüğü bilinmez. Belki kendisini bir böcek gibi hissettiği için, belki içinde bulunduğu duruma bir başkaldırı olarak.


Gregor iyi niyetini göstermek için yavaşça odasına doğru yürümeye başladı. Adımları yavaşlamıştı. Odasına geldi. "Peki şimdi ne olacak ?" diye düşündü. Başı hafifçe önüne düştü ve zayıf soluğu burnundan son kez çıktı.

Bir insan olarak doğan Gregor, bir böcek gibi yaşamış ve bir böcek olarak ölmüştü.

İncelemenin tamamını okumak için:

http://bencanuc.blogspot....erwandlung.html

Kafka bu iç karartıcı öyküsünde bize sadece Gregor'un böcek olmasını anlatmıyor. Bize despot bir babayı, Grete'i, aileyi, yalnızlığı, çaresizliği, sevgiyi anlatıyor.

Gregor neden böcek oldu, nasıl bir böcek ? Bunları biz okuyucuların hayal dünyasına bırakmış Kafka. Kitabın sadece Gregor'un böcek olmasından ibaret olmadığını anlamamızı ister. Kafka'nın yayınevinden tek bir ricası olmuştur. Kitabın kapağında bir böcek resmi olmamasını istemiştir.

Gregor, dönüşümünden sonra hiç isyan etmiyor. Kabullenmiş bir durumda. Kendini hep böcek gibi hissettiği için belki de bu kabullenişi. Gregor o sabah uyandığında aslında kendisi oluyor. Kendi içsel dünyası, dışarıya çıkıyor. Dönüşümden sonra tavandan sallanıp tüylerinin titreşmesi, duvarda gezinmek gibi kendine zevkler ediniyor. Zevk aldığı şeyleri yapmaya başlıyor.

Gregor, içinde bulunduğu topluma uyum sağlayan, hep kendinden bekleneni yerine getiren biri iken bir sabah böcek olduktan sonra her şey değişiyor. Gregor, artık içinde bulunduğu topluma uygun biri değil. Toplumdan farklı. Gregor bir canavar. Dışlanması gerekiyor. Kendini anlatmak istiyor, iyi niyetini göstermek istiyor ancak ailesi onun yüzüne bile bakmaya dayanamıyor. Tüm iletişim kapılarını kapatıyor. Farklı olduğu için onun düşüncelerinin, duygularının olması ihtimalini düşünmüyorlar. Oysa Gregor hala aynı Gregor. Kürklü kadının resmine sarılışı - o resim çerçevesi ki kendine ait hissettiği en önemli şey- ben burdayım, ben Gregor'um diye haykırmak istediğinin göstergesi.

Gregor böceğe dönüşmeden önce sadece keman çalıp ev işlerine yardım eden Grete, Gregor'un dönüşümüyle ilk defa sorumluluk almaya başlıyor. İlk başlarda bu sorumluluk, sahiplenme duygusu hoşuna gitse de zamanla yorgunluk, yılgınlıkla Gregor'un artık gitmesini istiyor.

Gregor, Grete'e ve ailesine karşı karşılıksız bir sevgi besliyor. Tüm hayatı boyunca onlar için bir şeyler yapıyor. Dönüşümden sonraki yaşanan olaylarda babasının ona elma fırlatarak, sırtında büyük bir yara oluşturması onu sadece fiziksel olarak değil ruhen de yaralıyor. Son çıkan olayda kız kardeşinden duyduğu sözlere de daha fazla dayanamıyor, odasına gidip evden ayrılması gerektiğini düşünürken, artık yorulduğunu, çektiği acıların yavaşça azaldığını hissediyor ve yavaşça son kez nefesini veriyor.
3365 karakter
3 beğen · 0 yorum · kitap inceleme

Eren Yaşar

@eren-yasar

295 8.5
Puan: 10
Etkileyici Bir Simgesel Öykü
Franz Kafka’nın kaleme aldığı Dönüşüm adlı öykü kitabının kapağını araladığınız anda, böceğe dönüşerek uyanan Gregor Samsa ile beraber bir odanın içine kapatılıyorsunuz. Ve kitabın kapağını kapatana dek o odadan çıkış yok.

Bir kitap okuyor olmaktan çok Gregor’un hayatına birebir tanık oluyoruz adeta. Gregor’un böyle trajik bir duruma düşmesi sonucunda çaresizliğini, çabasını, mücadelesini, dışlanmasını hatta yalnız kalmasını ya da bu böcek olma durumuyla neyin / nelerin imâ edildiğini, satır aralarında nelerin saklandığını bize yazar anlatmıyor, bir okur olarak tüm bunlara biz tanık oluyoruz.

Aslında bu öykünün bir aksiyon öyküsü olmadığını daha durağan ilerleyen bir durum öyküsü olduğunu söyleyebiliriz. Yani hareketli bir seyir, karmaşık olaylar, çözülmesi gereken gizemler gibi macera öğeleri yok. Bir aksiyon yaşatmaktan çok, bir şeyler anlatmaya çalışan bir öykü. Gerçi "Adam böceğe dönüştü, bundan daha iyi bir aksiyonda olamazdı herhalde" denilebilir. Ancak yazarın sözkonusu böceğe dönüşme olayını bir metafor olarak kullandığını, bu yöntemle felsefî bir mesaj vermeye çalıştığını unutmamak gerekir. Yazarın dönüşümü ele alarak anlatmak istediği bir şeyler var. Onlara kulak vermek gerekir. İşte alt metinlerde ki o seslenişleri duyduğunuz zaman, öyküden alacağınız tat aynı oranda artıyor.

Öykünün konusuna gelirsek, Bütün hayatını, ailesini rahat ettirebilmek ve bu amaç doğrultusunda para kazanmak için çalışıp didinerek geçiren Gregor Samsa bir sabah uyandığında kendini kocaman bir böceğe dönüşmüş olarak bulur ve olaylar gelişir. Gregor, rutin sorumluluklarını yerine getiremeyecek, insanların karşısına çıkamayacak, işinden olacak ve nihayetinde, bir başına kalacaktır.

Burada ki böcek olma durumu bir kaçışı simgeliyor aslında. Başkaları için yaşamaktan, çevresindeki insanların daimi beklentilerini karşılayabilmek için çabalamaktan kaçmaya çalışmak bu. Ve bunun sonucunda da sistemin dışına itilmek.

Annesi ve babası başlarda durumu kabullenemeseler de bir süre sonra içerideki odada duran canlının oğulları Gregor değil, bir böcek olduğu gerçeğini kabullenirler. Kız kardeşi başlangıçta durumu olgunlukla karşılayıp, abisine bir anlamda bakıcılık yapmaya çalışsa da, bu çok uzun sürmeyecektir. Bir noktadan sonra onunda tahammülü tükenecektir. İşte tam da o noktadan sonra Gregor bir başınadır artık, ve bir de odanın diğer tarafında onun bu yaşadıklarına tanık olan okur vardır.
2686 karakter
9 beğen · 0 yorum · kitap inceleme

Dönüşüm Kitabı Galerisi

Dönüşüm Dönüşüm Dönüşüm Dönüşüm Dönüşüm

Baran Yusuf

@baranyusuf

"Herkes beraberinde taşıdığı bir parmaklığın ardında yaşıyor."
26 beğen · 0 yorum · alıntı

Emrah Yağan

@emrah-yagan

Biraz daha uyusam , bütün bu olanlardan kurtulabilir miyim diye düşündü .
19 beğen · 0 yorum · alıntı

Zümra

@zumracelen

"Biraz daha uyuyabilsem ve bütün bu saçmalıkları unutabilsem.."
15 beğen · 0 yorum · alıntı

Elifcee

@elifcee

Hiç şüphe yok,artık vücudunu eskisiyle kıyaslanamayacak kadar denetim altında tutabiliyor,sert bir düşüşte bile hiçbir yeri yaralanıp zedelenmiyordu. Gregor sağda solda sürünüp dururken vücudundaki yapışkan madde yer yer iz bırakıyordu. Gregor'un sürünmesini mümkün olduğu kadar kolaylaştırmak isteyen kız kardeşi,onu engelleyen eşyaları,en başta da sandıkla yazı masasını ortadan kaldırmayı kafasına koymuştu.
15 beğen · 0 yorum · alıntı

Cansu Doğan

@cansudogan7146

Biraz daha uyusam , bütün bu olanlardan kurtulabilir miyim diye düşündü .
10 beğen · 0 yorum · alıntı
0
Yeni kitabım Dönüşüm. Bakalım nasıl? @neokur