ara

Yüzyıllık Yalnızlık

- Cien Anos De Soledad

Yüzyıllık Yalnızlık Konusu, Özeti ve Türleri

Büyülü güçlere sahip bir çingenenin akraba evliliği yüzünden domuz kuyruklu bir ailenin yüz yıllık lanetli ve yalnız hayatını anlattığı yazılara göre bu ailenin ve lanetlerinin son bulması için bütün ailenin yok olması gerekmektedir. Ve ailenin son üyesi bu yazıları bulduğunda dışarıda bir fırtına esmeye başlar. Artık ailenin son ferdinin de ölme zamanı gelmiştir.
Yüzyıllık Yalnızlık
Çevirmen:
Yayınevi: Can Yayınları
ISBN: 9789750719363
Sayfa: 461 sayfa
Basım Tarihi: 2014
Yüzyıllık Yalnızlık Kitabı Hakkında Genel Bilgiler
Kolombiyalı yazar (bkz:8440)'in 1967’de yazdığı bu romanı 1982 yılında ona Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandırmıştır. Ve neredeyse tüm dünya dillerine çevrilmiştir. 17 Nisan 2014’te 87 yaşında vefat eden ve hayranları tarafından Gabo olarak anılan yazarın bu kitabının ilk baskısı Mayıs 2015’te Kolombiya’daki Uluslararası kitap fuarından çalınmıştı.

Yüzyıllık Yalnızlık Kitabının Konusu
Kitabın konusu ile ilgili yazar şöyle demiştir: "(bkz:73)'ı yazmaya başladığımda, çocukluğumda beni etkilemiş olan her şeyi edebiyat aracılığıyla aktarabileceğim bir yol bulmak istiyordum. Çok kasvetli kocaman bir evde, toprak yiyen bir kız kardeş, geleceği sezen bir büyükanne ve mutlulukla çılgınlık arasında ayrım gözetmeyen, adları birörnek bir yığın hısım akraba arasında geçen çocukluk günlerimi sanatsal bir dille ardımda bırakmaktı amacım. Yüzyıllık Yalnızlık'ı iki yıldan daha kısa bir sürede yazdım. Ama yazı makinemin başına oturmadan önce bu kitap hakkında düşünmek on beş, on altı yılımı aldı. Büyükannem, en acımasız şeyleri, kılını bile kıpırdatmadan, sanki yalnızca gördüğü şeylermiş gibi anlatırdı bana. Anlattığı öyküleri bu kadar değerli kılan şeyin, onun duygusuz tavrı ve imgelerindeki zenginlik olduğunu kavradım. Yüzyıllık Yalnızlık'ı büyükannemin işte bu yöntemini kullanarak yazdım. Bu romanı büyük bir dikkat ve keyifle okuyan, hiç şaşırmayan sıradan insanlar tanıdım. Şaşırmadılar, çünkü ben onlara hayatlarında yeni olan bir şey anlatmamıştım. Kitaplarımda gerçekliğe dayanmayan tek cümle bulamazsınız."

Yüzyıllık yalnızlık Buendia ailesinin yıllardır süren öyküsünü anlatır. Ve yazar çocukluğunun geçtiği topraklar olan Aracataca’yı Macondo ismiyle kitabına taşımıştır. Orada yaşadıklarını, kalabalık bir ailede büyümenin de vermiş olduğu avantajla Latin America kültürü ile yoğurup aktarmıştır okuyucuya.

Yüzyıllık Yalnızlık Kitabının Özeti
Ursula ve Jose akrabadırlar ve Ursula’nın babası kızını korkutur doğacak çocuklarının kötü görünüşlü olacağını söyleyerek. Ve bekaret kemeri taktırmıştır. Jose’de köyde çıkan dedikodulara kızarak cinayet işler. Bir adamı öldürür ve eşinden bekaret kemerini çıkarmasını ister. Sonrasında bir oğulları ve kızları olan aile giderek büyür ve dağılır. Ancak yüzyıl sonra soyları tükenecektir. Ve tükenmesi de gerekmektedir. Kitap bu aile üzerinden yüzyıllık gelişimi, değişimi ve onların lanetlerini anlatır.

Maconda köyü 20 hanelik bir köydür. Ve kurucularının arasında Buendia ailesi de vardır. Jose Arcadio Buendia her Mart ayında köye gelen çingenelerden simya bilgisini öğrenir ve onların getirdiği ekipmanlarla kendine bir laboratuvar kurar. Eşi Ursula bu duruma karşıdır. José Arcadio Buendia simya ve çingenelerin her sene getirdikleri “mucize” olarak adlandırdıkları aletlere kafayı o kadar çok takar ki ölümüne sebep olur. Ursula ise ailedeki, yaşı 100 yaşına geldiğinde bile bilinci en açık, bilgili ve mantıklı kişi olarak çevresinde olan biten her şeye mantıklı bir şekilde müdahale edebilme yeteneğine sahiptir. Zaman geçtikçe aileleri büyür ve doğan her çocuğa aynı isimler döngü halinde verilir. Bu durum karakterleri gruplandırmada çok işine yarar Ursula’nın. Aureliano isimli olanlar içe kapanık, bilinçli ve akıllı ama Jose Arcadio isimliler daha girişken ve belaya daha yatkınlar.

Bu çoğalma aşamasında tekrar akraba evliliği yapanlardan birinin kuyruklu bir çocuğu olur ve böylece lanetleri başlar. Bu lanetten kaçmak için uğraşırlar ve bir çok yere yayılırlar fakat lanet peşlerini bırakmayacaktır.

Buendia ailesinin kaderi Melquides isimli sihirli güçlere sahip çingene tarafından kaleme alınmıştır. Ve Aynı isime sahip olan aile bireylerinden Aureliano bu yazmaları çözmeye çalışırken ailenin sonunun nasıl olacağını anlar. Soyun atası konumundaki ilk kişi ağaca bağlanmış şekilde ölmüştür. Sonuncusunun da sonu karıncalar tarafından olacaktır, diye yazmaktadır. Aureliano bu yazmaları okurken köylerinde kasırga olmaktadır. Bu lanetli soyun bitmesinin zamanı gelmiştir artık.

Roman aslında bu çingenenin Buendia ailesini yakından tanıdığı için kaleme aldığı kitaptır. Ve ailenin son üyesi tarafından okunmaktadır. Kendi sonunu da ancak yazmaların sonuna geldiğinde öğrenir.
Yüzyıllık Yalnızlık kitabı En sıkıcı kitaplar listesinde yer almaktadır.

Yüzyıllık Yalnızlık - s41

Ocak ayında bir perşembe sabaha karşı saat ikide Amaranta doğdu.
İrfan Yılmaz tarafından eklenmiştir.

Yüzyıllık Yalnızlık Kitap Listeleri

31
KİTAP
...
1007
KİTAP
Herkesin mutlaka okuması gereken, kitaplığında bulunması gereken kitaplar listelenmektedir....
548
KİTAP
Neokur üyelerinin katkılarıyla ortaya çıkmış olan, ölmeden önce okunması gereken kitapların toplandığı listedir...
251
KİTAP
Satırlarından kopamayacağınız, okumaktan kendinizi alamayacağınız kitaplar listelenmektedir....

Meursault Samsa.

@meursaultsamsa

- Gabriel Garcia Marquez
8.5 (805 oy)
Bu roman çok uzun süre elimde kaldı. İlk başlarda inanılmaz sıkıldım. Yarısına kadar gelmem 1 ayımı aldı ki tam da emin değilim belki de bir ayı da geçmiştir. Çünkü hiçbir şey olmuyordu. her şey durağan ve sıradandı. Sonrasında okuduğum diğer Marquez kitaplarını düşündüm. Hepsinde aynı şey vardı. Hepsini okurken aynı hatayı yapmıştım. Alıştığım, popüler kültürehizmet eden kitaplar gibi değildi Marquez'in kitapları. Finali için okunmamalıydı, aksine finalde sarsıcı, şaşırtıcı hiçbir şey olmazdı. Güzellik, kitabın sonunda değildi; güzellik; her cümleye özenle, parça parça serpiştirilmişti. Büyülü gerçekçiliğin en büyük temsilcisi, her cümlede bir final yaratmıştı ve Yüzyıllık Yalnızlık bu büyülü cümlelerle yazılmış bir destandı. Ben bunu kitabın yarısında fark edebildim. Zaten sonrasında da kitabın kalan yarısını kısa bir sürede bitirdim.

Hikaye bir yana, o nasıl bir üsluptur ki Marquez' in Veda Mektubu ismiyle paylaşılan o uydurma mektubun daha 3. satırında bunu Marquez yazmış olamaz dedirtebilmiştir bana. Bir kitap düşünün ki baştan sona bir eşi daha olmayan bir üslupla yazılmış olsun. Bu üslup kurulurken zamanımızda denenen ve benim en naif tabirle zorlama olarak niteleyebileceğim hiçbir yola başvurulmamış olsun. Bir paragraf düşünün ki; o paragrafta yazar dünyalar güzeli bir kızı alıp göğe uçursun ama siz tüm o paragrafı ''susadım ve su içtim'' cümlesi kadar basit, sıradan, doğal bir şeymiş gibi okuyun. Marquez' in elinde kelimeler yeni anlamlar kazanıyor ama eski anlamlarını da kaybetmiyor. Marquez bir kızın göğe uçtuğunu yazdığında, uçmak fiili insanlara özgü(!), sıradan(!) bir eylemi niteliyor o cümlede; ama uçmak dendiğinde aklınıza gelen ilk şeyi de karşılamaya devam ediyor aynı zamanda.

Kitabın içeriğinden bahsetmeye kalkarsam burası yetmez bana. Bambaşka bir şekilde yaradılışı, dünyada insanın varoluşunu anlatıyor Marquez. O çok büyük bir yazar ve çok büyük yazıyor. Bana sadece hayranlık duymak ve asla onun kadar iyi yazamayacağımı bilip üzülmek kalıyor.

Edit: Bir aksilik olmazsa yakında bu incelmeyi tamamen değiştirip, gereksiz övgülerden arındırıp bu kitabın aslında ne olduğu, neden bu kadar güzel ve önemli olduğuyla ilgili uzun bir şey yazacağım üşenmezsem. Yeni yetme bir ergenin gelip de anlamadan, bilmeden bu kitaba ve yazara sallaması kabul edilemez bir şey çünkü. Bugün dünyada hala edebi romanlar yazılabiliyorsa bu kitabın çok büyük bir payı vardır bunda. Don Kişot dünya edebiyat tarihi için neyse, bu kitap da modern zamanlar için odur işte. (17.06.2016 bu editin tarihi)

Edit 2: Yüzyıllık Yalnızlık için ''kötü kitap'' diyenlere kızıp bir edit eklemiştim şimdi o editin hakkını vermeyi deneyeceğim. Öncelikle daha ilkokul sıralarında bazı kavramların subjektif olabileceğini ''zevkler ve renkler tartışılmaz'' cümlesiyle öğrenmiştik hepimiz. Derdim kitabı beğenmeyenlerle değpil yani. Beğenmiyorsa okumaz ve elbette neden beğenmediğini de anlatır. Ama nasıl ki onun kitabı eleştirme özgürlüğü varsa benim de onun eleştirisini eleştirme özgürlüğüm var. Önce şunu merak ediyorum; bu öz güveni nereden buluyorsunuz. Yani bugün bir klasik müzik sitesine girip de ''Mozart çok kötü bir müzisyen ya'' yazabilecek cesaret yok bende. Peki siz nasıl oluyor da her ne kadar adının hakkını veremiyorsa olsa da bir kitap sitesinde, tarihin en büyük yazarlarından birinin en önemli yapıtı hakkında ''boş kitap'' diyebiliyorsunuz?

Önce size Marquez' i bir anlatmak gerek. Bunun için ekşisözlük' ten bir entry alıntılıyorum;

---alıntı--------
bir tanıdığım kolombiyada tanışmıştır kendisiyle. yazarla ilgili aktardığı bir anekdotu yazmak istiyorum. kolombiya'da uluslararası bir film festivali vardır. önemli bakanlar, başbakan, ülkenin önde gelen bürokrat ve aydınları ve tabi ki marquez de ordadır. açılış dolayısıyla konuşmalar yapılacaktır. önce kültür bakanı çıkar:
- "sayın marquez, başbakan ve değerli konuklar. hepiniz hoşgeldiniz". ardından konuşmasını sürdürür. ondan sonra sazı eline başbakan alır:
- "sayın marquez, şili devlet başkanı, kültür bakanı ve saygıdeğer konuklar". oda bitirir ve şili devlet başkanı bir konuşma için çıkar:
- "sayın marquez, kolombiya devlet bakanı ve herkese hoşgeldiniz diyorum".
-----alıntı------ (13.11.2006 11:16 tarih ve saatli khaotik nickli yazarın entrysi)

Bu kısa anektod sanırım Marquez' in nasıl bir isim olduğunu anlamanzıa yeter.

Gelelim Yüzyıllık Yalnızlık' a. Büyülü gerçekçilik diye adlandırılan akımı marquez yaratmadı, bu tanımı da Marquez bulmadı ama bu akımın belki de en güzel örneğini Yüzyıllık Yalnızlık ile Marquez sundu. Distopyaların, ütopyaların, post modern romanların arasında klasik roman kurgusu ve mantığıyla yazılan bir kitabın bir başyapıt olabileceğini, klasik romanın ölmediğini dünyaya gösterdi. Kitabın ana temasını yalnızlık olarak belirledi, bir aileyi yalnızlık ile lanetledi ama bunu yaparken de arka fonda bir ülkenin hatta dünyanın varoluşunu anlattı. Tüm bunları benzersiz ve leziz bir üslupla yaptı. Ama sen bu kitabın neden bu kadar övüldüğünü anlamaya çalışmak yerine, lan bu kadar usta bir yazar, -hatta usta olmasına gerek de yok ya neyse- neden sürekli aynı isimleri kullanmış da kafa karıştırmış acaba diye düşünme zahmetine bile girmeden ''isimler birbirine benziyor, karışık, sıkıcı, boş kitap'' deyip köşene çekildin. O benzer isimlere sahip insanların benzer kaderlere de sahip olduğunu göremedim. Her karakterin aslında daha önceden yaşanmış bir hayatın farklı bir versiyonunu yaşadığını, kitap boyunca zaman kavramının lineer bir çizgide gitmediğini, bir çemberde aktığını göremedim. Spoiler' in tillahı geliyor şimdi; kitabın sonunda, kaderini okuyan adamı,n o kaderi okumasının da yaşadığı kaderin bir parçası olduğunu görüp heyecanlanamadın, vay be! diyemedin. Çünkü ne bunları görebilecek bir bilgi birikimin vardı ne de merakın ve çaban.

Bir konuda sana katılırım; evet kitap başta sıkıcı. Sıkıcı çünkü daha önce okuduğun polisiyelere benzemiyor. O akdar basit değil, kolay değil. Donnie Darko' yu gece yarısı uykun kaçınca Show Tv' de izlediğin aksiyon filmleri gibi izlersen Donnie Darko da sıkıcı ve anlamsız gelir ama ben o filmi 7 8 kez izledim, aynı yerinde 3 4 kez ağladım. Yönetmenin -ki senaristi de kendisi- lise yıllarında yazmaya başlayıp profesyonel kariyerinde uzun metrajlı ilk filmi olan Donnie Darko elbette ki tv' de gösterilsin diye 3 günde yazılıp 1 ayda çekilen o filmlerdend aha yoğun, dolu ve karışık olacak. Bu kitap da öyle işte. Öyle 2 3 ayda ilham gelip de yazılan bir kitap değil. İçerisinde aforizmalar, twittera yazınca fav alacağın cümleler barındıran bir kitap değil. Altını çizebileceğin cümleler çok fazla değil, değil çünkü o cümleri oradan alıp başka bir yere koyduğunda hiçbir anlam ifade etmiyor. O cümle orada güzel, öncesi ve sornasıyla güzel, o hikayede güzel, o karakterle güzel...

Daha çok şey anlatır ya da yazarım bu kitapla ilgili ama araştırma kısmı size kalsın diye başka bir alıntı ile bitiriyorum;

''Bir edebiyat aşığı ve kitap delisi değilseniz, sıkıcı gelebilir.''
Verdiği Puan: 10
30 beğen · 1 yorum · kitap inceleme ·
cansu berk (@cansuberk)
Çok harika anlatmışsınız. Yuzyıllık Yalnızlık benim hazinemdir.Onu okumak, onun kelimelerini anlayıp haz almak şansına eriştiğim için kendimi seviyorum.3 kez okudum.Her okuduğumda kelimelerin nasıl ustaca kaynaştığını nasılda ayrı ayrı iken başka, birleşince başka anlamlar yüklediğini görmekten şaşkına döndüğümü biliyorum.Sanırım tekrar okuduğumda belki de bambaşka şeyler göreceğim değil mi? 04.02.17

Onur Tüzüngüven.

@onur-tuzunguven

- Gabriel Garcia Marquez
8.5 (805 oy)
YÜZYILLIK YALNIZLIK ve BÜYÜLÜ GERÇEKÇİLİK
Büyülü gerçekçilik akımının öncülerinden olan Gabriel García Márquez’in Yüzyıllık Yalnızlık adlı romanını yazarken bu anlatım tarzından yararlandığı görülmektedir. Yazarın bu tarzı benimsemesinde, kitabın arka kapağında bahsettiği gibi; büyükannesinin, en acımasız şeyleri bile zengin imgeler kullanıp duygusuz ve olağan bir tavır ile anlatmasının etkisi vardır. Çünkü büyülü gerçekçilikte, yazarın Yüzyıllık Yalnızlık adlı kitabının neredeyse her sayfasında kullandığı gibi, anlatımda hakim olan fantastik ve mistik atmosfere, hikayelerin doğaüstü görünmesine rağmen okuyucunun gerçeklik ile bağının kopmadığı fark edilmektedir. Yazar, büyükannesinin anlatımı gibi, yazı dili duygulardan uzak ve olağandışı gibi görünen olayların da aslında ne kadar gerçek olduğunu okuyucuya düşündürtmektedir. İncelemenin daha anlaşılır olması adına bu akım ile ilgili kısa bir bilgi verilecektir. Cuddon’a göre;
Büyülü gerçekçilik akımının en önemli özellikleri, fantastik ya da tuhaf unsurlarla, gerçekçi unsurların karıştırılması ya da yan yana kullanılması, kıvrımlı hatta labirentimsi anlatım tekniklerine ve temalara, ustalıklı zaman değişimlerine, rüyalara, yerel mitlere, cinlerle, perilerle dolu masalımsı hikâyelemeye yer verilmesi, dışavurumcu ve gerçeküstücü tanımlamaların ve esrarengiz bir bilgelikle korkunç, izah edilemez, şaşırtıcı ve hatta ani şok yaratacak unsurların kullanımıdır. (Aktaran Elif Diler,Emir,2011: 52)
Gabriel García Márquez’in Yüzyıllık Yalnızlık adlı romanını neden fantastik bir roman değil de büyülü gerçekçilik akımının başarılı örneklerinden biri olarak kabul edildiği düşünüldüğünde, bu iki akımın farkını ortaya koymak açıklayıcı olacaktır:
Eğer bir hayalet kahvaltı masanıza oturur ve siz de korkar, dehşete düşerseniz bu [türce] korku ya da fantastik olur… Ancak eğer, ‘Ah, bir hayalet; lütfen şu reçeli bana uzatır mısın?’ dedikten sonra hayalet: ‘Benim büyükannem çok güzel soğan reçeli yapardı.’ der ve siz buna karşılık ‘Saçmalama, soğanın reçeli yapılmaz!’ derseniz, işte o zaman anlatı büyülü gerçekçi olur. (Erdem, 175)
Yüzyıllık Yalnızlık kitabı baştan ayağa büyülü gerçekçiliğin örneklerinden oluşmaktadır ki gerçekçi romanların yer, zaman ve karakter betimlemesinden farklı bir şekilde yazıldığı görülmekte, aynı zamanda bir sonraki sayfada tahmin edemeyeceğiniz olayların derinliğini ve sürprizini içinizde barındırtmaktadır. Şu an var olan biri, örneğin çamaşır asarken güzel Remedios süzülerek uçar gider ve bir sonraki sayfada onu göremezsiniz ama öyledir ki gelip gelmeyeceği de yazara kalmıştır.
Kitabın konusuna değinmek gerekirse, Macondo ismini verdikleri bir kasaba kuran José Arcadio Buendia – Ursula Iguarán çifti ve ailesinin buradaki yüz yıllık soylarının yalnızlık laneti ile nasıl harmanlandığı hikayeyi oluşturmaktadır. Bu kasabanın dışarısı ile tek bağlantısı Çingenelerdir ve getirdikleri yeni icatlar ile yazar onların geleceği yansıttığını,geleceği getirdiğini düşündürtmektedir ki kitapta, sihirli güçlere sahip çingene Melquiades’in ailenin “yalnızlık” tarihini yazmış olacak kadar önemli bir rolü vardır. Buendia soyu ne kadar çoğalırlarsa çoğalsın yalnızlığa mahkum olacaktır ve yalnız ölmek onların kesin sonudur. Kitapta ensest ilişkilerin devamlı olduğu bir aile yapısı görmekteyiz ki kitabın son sayfalarında Buendia soyunun son ferdi Aureliano, Melquiades’in el yazması kehanetleri okurken kardeşi olduğunu sandığı eşinin aslında onun teyzesi olduğunu öğrenmektedir ve devam ederken kendi sonunun yazıldığını da görmektedir, sonunu okurken bir taraftan da yaşamaktadır, çünkü Melquiades yüzyıllık yalnızlık lanetini bu soyun içinde sonlandırmıştır.
Anlatım açısından bakılacak olursa kitap sade bir anlatım dili ile yazılmıştır. Kitabın başında okuyucuyu karşılayan soy ağacı kişilerin kim olduğunu anlamada yardımcı olmuş lakin soyun aynı isimler ile devam ediyor olması devamlı başa dönüp bu ismin hangi kişiyi belirttiğini bulmaya çalışmaya zorlamıştır. Kim kimdi karmaşasından sıyrılıp, bu kadar yaratıcı ve her şeyi düşünebilecek yapıda bir yazarın böyle bir şeyi neden tercih etmiş olacağı düşünüldüğünde karşımıza bunu bir mesaj vermek amacı ile yapmış olup olmayacağı çıkmaktadır. Örneğin, aynı isme sahip olan kişilerin aynı karakter özelliklerin yansıttığı hissettirilmektedir. Bu da bu lanet içerisinde o kişilerin atalarından farklı olmadığını, zaman ne kadar geçerse geçsin aslında kronolojik değil de döngüsel bir zaman kavramı içinde bu soyun var olduğunu ve hepsinin sonunun da yine aynı olacağını; dolayısı ile yalnız hayatlarının sonunun da yalnız yazılacağını göstermektedir.
Yüzyıllık Yalnızlık kitabının toplumsal açıdan incelendiğinde, kendi köylerinde birlik ve beraberlik ile topraklarını eşit bir şekilde paylaşıp, sorunsuz bir şekilde yaşayan köy halkına hükümetin gönderdiği silahlı bir hukuk adamı, din adamı, askerler ve çingenelerin dahil olması ile karmaşıklaşan toplum yapısı, ticaret alanlarının genişlemesi ile de köyün kasabaya dönüşmesi ve rant kavgasına bürünen bir ortamın oluşmasına neden olduğu görülmektedir. Böylece toplum içi ilişkilerin de bununla birlikte ne denli değişebildiği açıkça görülmektedir. Buendia soyunun yalnız bir son ile düşüşü bu kasabanın da yok olmaya başlaması ile aynı zamana denk geldiği fark edilmektedir.
Yazarın anlatım tarzından olsagerek, bahsettiği son anı romanın son karakteri yaşarken okuyucu da çevresinde gezinen rüzgarı ve gördüğü aynayı hissetmektedir. Okuyucuya gerçeküstü anları da inandırabilecek yapıda bir kalemi vardır.
Gabriel García Márquez’in büyülü gerçekçilik akımının öncülerinden olduğunu bize kanıtladığı Yüzyıllık Yalnızlık romanını yalnız bir soya ve bu soyun geleceğine dair anlatılarını okuyucuyu büyüleyen bir gerçeklik ile sunduğu görülmektedir. Edebiyatın farklı bir yanını okuyucuya sunmakla birlikte okuyucuyu gerçeküstü sürprizler yaparak onları şaşırtmaktadır ama sonuç olarak kesin bir son da vardır..
Yalnızlık.
Cansen Yelesen
http://bordokapli.blogspo...yalnzlk-ve.html
Verdiği Puan: 10
5 beğen · 0 yorum · kitap inceleme ·

Mustafa Çelen

@mustafacelen

- Gabriel Garcia Marquez
8.5 (805 oy)
Yüzyıllık Yalnızlık – Gabriel Garcia Marquez
1 Yılda 80 Kitap olarak Defne Sanat Evi‘nde gerçekleştirdiğimiz bu ayki buluşmamız Gabriel Garcia Marquez‘in Yüzyıllık Yalnızlık kitabı üzerine idi. Kırmızı Pazartesi‘den sonra ikinci Marquez kitabı benim için...

Kitapla ilgili iki farklı yorum yapacağım. Aslında etkinlik günü sabahına kadar tek yorum derlemiştim ama yaptığım araştırma beni o kadar derin noktalara götürdü ki, bir tarih meraklısı olarak bu olaylara kayıtsız kalamazdım. İlk yorumum genel olarak şu şekilde: okurken sıkıldım, evet. Gruptaki arkadaşımın deyimi ile: meyan şerbeti tadı var. Kitaptaki karakterlerin ismi birbirleriyle aynı ve karıştırmadan edemiyorsunuz. Zaten kitabın başında bir soyağacı var. Eminim siz de benim gibi bir kez baktıktan sonra –üşengeçlik de diyebiliriz buna– bir daha açmadınız o sayfayı. Onun için isimlere pek takılmadan devam ettim. Benim için isimlerin devam etmesi, kitaptaki karakterlerin kaderlerinin de benzer olmasından geliyor. Gruptaki diğer arkadaşlarımın yorumuna göre de, bulunulan coğrafyaya özgü bir durum…

Kitapın hikayesi, Buendia ailesinin Macondo kasabasını kurması ile başlıyor. Ailenin hikayesi ile Macondo’nun kuruluşu aynı zamana denk geldiği için aileden biri veya birilerinin yaşadığı olaylar, verdiği tepkiler tüm kasabanın halet-i ruhiyyesine yansıyor. Aile içine kapanık ve kendi içinde bir kısır döngü oluşturuyor. Bundan dolayı ev halkı birbirlerine ilgi duymaya başlıyor. Bir nevi ensest ilişki havası hakim. Ben bir de isim benzerliklerinin bundan dolayı olduğunu düşünüyorum. Kitabın çevirisi gayet muntazam ve akıcı. Özellikle ilk bölümlerde eski Türkçe kelimeler kullanılmış...

Gelelim kitabın beni en çok etkileyen kısmına. Yalnız buraya geçmeden önce bu kısımla ilgili, Illinois Üniversitesi‘nde Latin Amerika Edebiyatı dersi veren Ericka Beckman‘ın sözlerini sizle paylaşayım:

"Bizler halen, bizden önce meydana gelen felaketlerin bir ürünüyüz. Yapılması gereken, bu paylaşılan hikayeleri yeni kolektifler ve ifade biçimlerine dönüştürmektedir…"

Kitapta Muz İşçileri Katliamı isminde bir olay yaşanıyor. Kitap her ne kadar kurgu olsa da şimdi bahsedeceğim gerçek bir trajediye dayanıyor. 1928 yılında gerçekleşen bu katliamda ölenlerin sayısı hiçbir zaman bilinmemekle birlikte 47 ile 3000 arasında değişen sayılar rivayet ediliyor. Olayın odağında muz işçileri var çünkü Latin Amerika büyük bir muz plantasyonuna sahip. Bizim bugün chiquita muz diye yediğimiz muza adını veren şirketin o yıllardaki ismi United Fruit Company. Haksız çalışma koşullarına baş kaldıran halka karşı Kolombiya ordusu harekete geçiyor çünkü Amerikan Hükümeti, United Fruit Company‘nin çıkarlarını korumak için Kolombiya Hükümeti’ni işgal ile tehdit ediyor. Bir bakıma şirket için Latin Amerika‘nın ilk toprak ağası tanımı yanlış da olmaz. Bu gerekçeler neticesinde de bahsettiğimiz katliam gerçekleşiyor…

Yalnız olay burada bitmiyor. Katliamdan 20 yıl sonra Márquez’in hayatını etkileyen bir olay daha yaşanıyor. Geçmişteki acıları araştırmak isteyen Kolombiyalı politikacı suikaste kurban gidiyor. Bunun üzerine başlayan halk ayaklanmasının –ki bu olaylar sadece Kolombiya ile sınırlı değil, United Fruit Company‘nin üretim yaptığı Latin Amerika ülkelerini etkiliyor– Fidel Castro ve Ernesto Che Guevara önderliğindeki Küba Devrimi‘nin başlangıcına etkisi olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bir muz nelere kadir diyebilirsiniz. Yalnız şunu unutmamak gerekir ki muz; pirinç, buğday ve sütten sonra dünyada tüketilen dördüncü tarım ürünü. Bundan dolayı oldukça değerli. Ayrıca kitaptaki kasabanın isim olan Macondo, o coğrafyada kullanılan eski bir dil olan Bantu dilinde muz anlamına geliyor. Son olarak şunu da belirtmek gerekir ki, Muz Cumhuriyeti lafı da –burası Muz Cumhuriyeti değil arkadaş!– buradan geliyor. 1930’lu yıllarda şirketin üretim sahası o kadar büyük ve ülkeler üzerinde o kadar etkili ki, Amerikalı yazarlar Latin Amerika ülkeleri için, parmaklarında oynatmalarına atıfta bulunmak amacıyla bu terimi çıkartıyorlar…

Ericka Beckman‘ın sözleri şimdi anlam kazandı, değil mi? Bu tür toplumsal trajediler bir şekilde nesillere aktarılmalıdır…

Bu yazı ve devamı için: http://mustafacelen.net/y...garcia-marquez/
Verdiği Puan: 8
9 beğen · 5 yorum · kitap inceleme ·
Gülşah Sönmez (@gulsah-sonmez)
Çok uzun bir inceleme. Ayrıca kitabın özeti çıkarılmış. İnceleme kitabın özeti değildir. Kitabın sizde bıraktığı etkilerin sizin cümlelerinizle anlatılmasıdır. Sitedeki "İdeal inceleme nasıl olmalıdır?" başlıklı bölümü okuyarak sonrasında inceleme paylaşırsanız daha uygun olacaktır. 02.09.15
Mustafa Çelen (@mustafacelen)
Merhaba Gülşah Hanım,
Öncelikle görüşünüz için teşekkür ederim. Bir incelemenin uzun veya kısa oluşu göreceli bir kavram olmakla birlikte önemli olan içinde ne barındırdığıdır. Kitap özeti bu şekilde olmaz. Burada kitaba direk alıntı yapılan yani özet olduğunu düşündüğünüz sadece üç cümle var. Eğer yazıyı tam okuma fırsatınız oldu ise "uzun" dediğiniz kısmın, bende bıraktığı etkinin yazıya dökülmüş hali ve kitapla bağlantı araştırma olduğunu pek ala anlayabilirsiniz -ki bu etkinin kısa veya uzun oluşu da yine göreceli bir kavramdır. İncelemenin kaba tabirle "uzun" oluşu, boş olduğu anlamına gelmemektedir. Ayrıca "inceleme" tanımından ne anladığımız da önemlidir. Benim için bir inceleme, kitabı okumamı sağlayacak, beni meraklandıracak, kitapla ilgili kısmen çevremden edindiğim -belki de olumsuz- ön yargıyı kırmama neden olacak öğeler barındırmasıdır. Yüzyıllık Yalnızlık kitabı, sadece okuma ve beğenme anlamında belki de rafımın alt sıralarında bulunacak iken sırf toplumsal bir trajediyi işlemesi ve tarih farkındalığıma yeni pencere açması açısından en üstte bulunduracağım kitaptır. Kitapla ilgili bir soru sorsanız, edebi yorumu bir yana, kaç kişi size bu trajediden ve bugün hala devam ettiğinden bahsedebilir? Ben kendi bakış açımda, bir kitap bana ne katıyor, bilmediğim veya duymadığım ne anlatıyor diye sorarım. İşte bu inceleme yazısı da sorduğum bu soruya verdiğim cevaptır yani kitap özeti değildir. Kaynakları da ayrıca belirtilmiştir. Bu tür bir incelemeye alışık olmamanız, yapılması gereken incelemenin "İdeal inceleme nasıl olmalıdır?" başlıklı bölüm kalıbına girmesi gerektiğini göstermeyecektir...
İyi akşamlar. 02.09.15
misafir
Kitabı okumadım ama bu kadar güzel bir fikir teatisinden sonra en kısa sürede okuyacağım. 03.09.15
volkan köstek (@volkan-kostek)
İnceleme yazınızı çok beğendim 17.09.15
cansu berk (@cansuberk)
Kitap hakkındaki bilgi ve düşüncelerinizin yanı sıra bilgi paylaşımı ne güzeldi. 04.02.17

emine inan

@emine-inan

- Gabriel Garcia Marquez
8.5 (805 oy)
“Bin Yılın En Önemli Kitaplarından Biri” olarak tanıtılır Yüzyıllık Yalnızlık. Latin Amerika’da var olmayan bir kasabada var olmayan bir ailenin 6 jenerasyonluk var olmayan yükseliş ve yok oluşunu anlatır. Bir ölüm acısından kaçmak amacıyla gelinen Macondo’da hayata sıfırdan başlayışın, azmin, bilimin, savaşın, eğlencenin, mücadelenin, yok oluşun ve çoğunlukla doğal-doğaüstü olayların anlatımıdır. Edebiyatın “Büyülü Gerçekçilik” adı verilen fantastik akımıyla yazmasına rağmen “Ben bunu daha önce duydum sanki” dedirtecek kadar hayatın içinden gerçekleri sunar bize Marquez.

İyi bir liderin vasıflarına sahip olan Jose Arcadio Buendia’nın bilimsel gerçeklerle bezeli yaşamının bilime uygun olmayan sonlanışına hüzünlenerek okuruz kitabı. Yada karısı Ursula’nın hırsına, batıl inançlarına, yaşadığı tüm olumsuzluklara rağmen gücünü koruyuşuna, 6 jenerasyon sığdırdığı yaşamındaki yalnızlığına şahit oluruz kitap boyunca. Romandaki erkeklerin nesiller boyunca benzer adlara ve benzer kaderlere sahip oluşu bir süre sonra şaşırtmaz bizi. Ailenin erkekleri ya ‘güçlü ama yalnız’dır ya da ‘kendisinden beklenmeyenleri başarabilen ve âşık’tır. Ailenin en güçlü kadın karakteri kuşkusuz Ursula’dır. Diğer kadın karakterlerin ortak noktası ise gerçekten hazin bir sonla yaşamı tamamlamalarıdır. Ursula’nın kuşaklar boyunca bir şeyleri ya da birilerini değiştirme çabalarına rağmen insanların “yazgıları” değişmemiştir. 6 jenerasyon boyunca ailenin yaşamını etkileyen Çingene Melquiades’in ilk kuşakların yaşamını simyayla, sonraki kuşakların yaşamını ise bilinmeyen bir dille yazdığı şifreli yazılarıyla etkilemesi, yaşayan son fert olan Aurelino’nun tam da gizemi çözmesiyle ailenin yok olması tuhaf bir rastlantı mıdır sadece?

Macondo kasabasının da Buendia ailesinden farklı olmayan bir hikâyesi vardır. Sıfırdan kurulan kasaba önceleri Çingenelerin gelişiyle zenginleştirdiği sosyal ve kültürel yaşamını, oğul Albay Aureliano Buendia’nın da katıldığı darbelerden etkilenerek sürdürür. Darbeler kasabaya liberallerin hâkim olduğu bir yaşamı getirmez, ancak muhafazakârların kasabayı ve verimli topraklarını keşfetmesiyle görece daha modern ve eğlenceli bir yaşamı getirir. Sonrasında yoğun göç alarak, değişen sosyolojik yapısıyla kimi olaylarda sınıf atlar, çoğunlukla ise değer kaybeder. Bir süre sonra, darbelerin değiştirdiği yaşamları işçi eylemleriyle boyut değiştirir. İşçilerin hazin sonuna doğanın bile isyanı büyüktür kasaba için. Bu isyanın sonrasında ise halk koşullara dayanamaz ve terk eder Macondo’yu.

Buendia ailesi kurulmasına liderlik ettiği bu kasabada sırasıyla bilimin, darbenin, yolsuzluğun, sefahatin, işçi hareketlerinin öncülüğünü yapar. Ancak bu öncülükleri yapan erkeklerin hayal kırıklıkları kaçınılmazdır ve umutsuz bir şekilde sona erer yaşamları. Kadın karakterlerin kendi içlerindeki çatışmalarını, hırslarını, küskünlüklerini, yalnızlıklarını, bazen sapkınlık düzeyine varan şehvetlerini, doğaüstü güçlere yatkınlıklarını hemen her bölümde anlatır bize Marquez. Hal böyle olunca ‘Evlenince domuz kuyruklu çocukları olur’ kaygısıyla engellenmek istenen bir evliliğin hikâyesinin 6. kuşakta tam da bu sonla bitmesine şaşırmayız.

Marquez’in kitaplarını her bitirdiğimde kendime ilk sorum ‘Sevdim mi?’ olur. Genelde tek kelimelik cevaplar veremem. Çünkü Marquez salt bir fantastik edebiyat yazarı değildir. Onun kitaplarında kurmaca zannederek okuduklarımız Güney Amerika ülkelerinin çeşitli yerlerinde değişik zamanlarda yaşanmış olaylardır aslında. O bize Latin hikâyelerini, Latin siyasi ve askeri yaşamını da aktarır eserlerinde. Var olmaya çalışan ülkelerin yoklukla mücadeleleri kitaplarının gerçek ‘tema’sıdır. Belki de Marquez’in dediği gibidir: Onun kitaplarında gerçekliğe dayanmayan tek cümle bulamazsınız.
Verdiği Puan: 10
10 beğen · 0 yorum · kitap inceleme ·

Semih Oktay

@semih-oktay

- Gabriel Garcia Marquez
8.5 (805 oy)
YÜZYILLIK YALNIZLIK

Roman;Gabriel Garcia Marquez;Can Yayınları;36.Basım / Temmuz 2008;Türkçesi:Seçkin Selvi ; 356 Sayfa

'Yüzyıllık Yalnızlık' başlıklı romanı birkaç saat önce mahallemdeki sahafa sordum;kalmadı, diye cevap verdi.1998-99 yıllarından birinde ben bu eseri devrettim;hatta hiç beğenmediğime dair notum var karakaplı defterimde.Birkaç arkadaşımla bu günlere kadar ne vakit bu romanın mevzusunu ettiysem,bir daha okumam konusunda ısrarlı davrandılar.Edinip okuyacağım romanı.

Çarşamba,2 Ekim 2013

XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX

Bu sabah "Nobel ödüllü Kolombiyalı yazar Gabriel Garcia Marquez, Meksika'nın başkenti Meksiko'da hastaneye kaldırıldı." diye duydum haberlerde...Ve gün içerisinde Marquez'in 'Yüzyıllık Yalnızlık' başlıklı romanını buldum.

Cuma,4 Nisan 2014

XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX

Devrettim bu sabah Marquez'in 'Yüzyıllık Yalnızlık' başlıklı romanını.Çok beğendim.On beş yıl kadar önce,kitabın daha önceki basımlarından bir nüshasını okuduğumda beğenmemiştim;utandım.Okumak belki de böyle bir eylem:Yüzyıllar değil onyıllar geçtikten sonra aynı verimi okumak,demek ki farklı beğenilere sürüklüyor insanı.Demek önerilen bir kitabı,elimize tutuşturulan bir kitabı,dudak büküp önyargıyla okumak bazan işte böyle benim başıma geldiğinde anlamış olduğum gibi 'beğenmedim' demeye vardırabiliyor insanı.Hem bu defa 'Yüzyıllık Yalnızlık' başlıklı romanın ne tür bir edebî verim olduğunu da öğrendim: "Büyülü Gerçekçilik Akımı" denilen bir türde yazılmış roman...Her şeye rağmen zor okuyabildiğim bir roman oldu 'Yüzyıllık Yalnızlık' başlıklı roman.İki yüz ellinci sayfayı geçmiştim ki okuduklarımdan haz almaya başladım.Türündeki 'BÜYÜLÜ' ifadesinin nereden kaynaklanabileceğini keşfetmeye uğraştım.Başlarda,Ne kadar da abartmış Marquez,derken sonra sonra,Yahu nereden bulmuş bu kadar hayal gücünü,derken buldum kendimi,üstelik kahkahalar attığımı da fark ettiğimde,önyargılarımı hatırlayıp utandım.Misal sayfa 320'de:
"(...) Nil yılanı güzelliğindeki tezgâhtar kız..." misal sayfa 295'te: "Ursula yavaş yavaş kuruyup ufalıyor,çocuk gibi oluyordu.Son aylarında,geceliğinin içinde kaybolan bir kiraz çekirdeğine döndü." örnekleri Yazara önyargılı olan biri için,beğenilmekten uzak cümleler, ifadeler gibi görünebilir.Mamafih türü severek,haz alarak okuduğumdan biliyorum:bu cümleler hiç de abartı gibi görünmedi bana.Büyülü gerçekçilik akımının bir edebî tür olduğunu bilmezden önce okuduğum benzer kitaplar,bana salt okuyucuyu güldürmek maksadı güdülmüş eserler bunlar,diye düşündürtmüştü.Bunlardan şu ân aklıma gelen Rabelais'in GARGANTUA adlı eseri yazılıyorken "Büyülü Gerçekçilik Akımı" sanıyorum henüz edebî âlemde bilinir bir tür değildi(?).

Eseri Türkçemize kazandıran Seçkin Selvi Ablamızın ellerinden öpüyorum müthiş,muazzam çevirisinden dolayı;ve inanıyorum ki adı gibi 'seçkin' bu tercümelerin değerini,bu tercümeler için harcanılan vakitlerin değerini hiçbir zaman yeterince anlayamayacağım.

Salı,15 Nisan 2014

XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX


"Nobel Ödüllü Yazar Gabriel Garcia Marquez Öldü" haberini az önce okudum http://www.haberler.com/n...5921913-haberi/
sayfasından.Toprağı bol olsun...

Perşembe,17 Nisan 2014
Verdiği Puan: 10
4 beğen · 0 yorum · kitap inceleme ·

Tuba S.

@tuba53

“Yüreğini kolla, ölmeden çürüyorsun.”
- Gabriel Garcia Marquez
8.5 (805 oy)
72 beğen · 0 yorum · alıntı ·

Baran Yusuf

@baranyusuf

''Kötülük dünyada değil, kişinin yüreğindedir.''
- Gabriel Garcia Marquez
8.5 (805 oy)
32 beğen · 0 yorum · alıntı ·

Baran Yusuf

@baranyusuf

“‘Umut karın doyurmaz,’ dedi kadın, ‘Umudu yiyemezsiniz.’ ‘Umut karın doyurmaz,’ diye yanıtladı albay, ‘Ama sizi ayakta tutar.’”
- Gabriel Garcia Marquez
8.5 (805 oy)
29 beğen · 0 yorum · alıntı ·

Baran Yusuf

@baranyusuf

''Birisi kabuk tutmuş yaralarımızı okşamaya başladığında, cırt diye açılıveriyor ve oluk oluk kanama başlıyor yeniden… Birine teslim olduğumuzda ve içimizi döktüğümüzde, bedenimiz ve ruhumuz kan içinde kalıveriyor. O yüzden değil mi, içimizi tutmalarımız, birine teslim olmaktan korkmalarımız, ortalıkta tedirgin ve gergin dolanmalarımız? -anlatsam mı, anlatmasam mı?- kararsızlığımız, -bu sevgi beni acıtır mı?- kuşkularımız…
Her zaman seni üzecek birileri olacaktır. Tek yapmamız gereken; sevginin bize vadettiklerine güvenmeyi sürdürmek, ama kime ikinci defa güveneceğimizi de iyi seçmek.''
- Gabriel Garcia Marquez
8.5 (805 oy)
20 beğen · 0 yorum · alıntı ·

RT.D.

@312

"Yüreğini kolla, ölmeden çürüyorsun..."
- Gabriel Garcia Marquez
8.5 (805 oy)
18 beğen · 0 yorum · alıntı ·

Benzer Kitaplar

8.5/10
805 oy
Sence kaç puan almalı?
0