ara

Kırmızı Saçlı Kadın

Kırmızı Saçlı Kadın Konusu ve Özeti

Kırmızı Saçlı Kadın
16 yaşında genç bir kuyucu çırağının o yaşta aşık olduğu kendisinden çok olgun bir kadınla yaşadığı ilişki, gencin büyüyüp zengin oluşu ve gençliğinde yaşadığı ilişkiden doğan çocuğu ile yıllar sonra karşılaşıp yaşadıkları anlatılıyor.
Yazar:
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
ISBN: 9789750835605
Sayfa: 204 sayfa
Basım Tarihi: 2016
Kırmızı Saçlı Kadın Kitabı Hakkında Genel Bilgi
1952 İstanbul doğumlu Nobel Edebiyat ödülü sahibi yazarın son kitabı YKY’dan Şubat 2016’da çıkmıştır. Kitabın en sonunda yazdığına göre Ocak – Aralık 2015 tarihleri arasında yazılmıştır. Çıktığı ilk günden itibaren edebiyat dünyasına bomba gibi düşmüş bir çok tartışmaya da konu olmuştur.

Kırmızı Saçlı Kadın Kitabının Konusu
Kitap 3 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde esas karakterimiz Cem’in çocukluğu anlatılır. Babasının onları terk edişi ve Cem’in çalışmak zorunda kalışı, kuyu ustası Mahmut Usta ile tanışması ve onun yanında Öngören’de (hayali bir yer) bir inşaat için kuyu açma zamanı ve ilk aşık olduğu kadını yani Kırmızı Saçlı Kadını anlatılır.

İkinci bölümde Cem artık büyümüştür. Üniversite okumuş, çok başarılı olmuş ve jeoloji mühendisi çıkmıştır. Bu bölümde, evliliğini ve işlerini büyütmesini, ülke ve dünya çapında inşaat sektöründe gelişmesini, geçmişinin hiç beklenmedik bir zamanda karşısına çıkıp bütün hayatını altüst etmesini ve Cem’in acı akıbetini anlatılır.

Üçüncü bölümü de ise, ilk iki bölümdeki anlatıcı, Cem, değişir; Kırmızı Saçlı Kadın olur. Onun ağzından aslında ne olduğunu, görünenin arkasında neler döndüğünü, Cem’in ve kendisinin nasıl bu hale geldiklerini okuyacağız.

Kırmızı Saçlı Kadın Kitabının Özeti
Cem aslında bir yazar olmak istiyordu çocukluğundan beri. Bunda babasının payı büyüktü kuşkusuz. Babası sol görüşlü, cezaevinde yatmış, işkence görmüş birisiydi. Cem çocukluğundan beri onun gözüne girmek, kendisiyle gurur duymasını sağlamak istiyordu. Hatta büyüdüğünde bile “babam bunu bilse/görse ne derdi acaba?” diye kendisine hep sormuştur.

Cem çok kitap okurdu. Bu yüzden de yazar olmayı istiyordu biraz. Cağaloğlu’nda bir kitapçıda çalışıyordu küçükken, orada da bir çok kitap okuma şansı oluyordu ve kitapçının sahibi Deniz abisi de ondan yazar olacağına dair çok umutluydu. Fakat bir zaman sonra Cem’in babasının daha önce de ortadan kaybolduğu gibi, ortadan kaybolacağı tuttu. Onları terketmişti babası. Bir süre sonra da gelmeyeceğini anladılar zaten annesiyle. Annesinin babasına karşı başka bir öfkesi vardı. Geçmişten gelen. Cem bunun nedenini daha sonra öğrenecekti.

Artık Cem’in çalışması gerekiyordu. Kitapçıda aldığı para üniversite sınavı için dersane ücretini biriktirmeye yetmeyecekti. Bu yüzden bir tanıdıklarının bahçesine bekçi olarak gitti Cem. Kitapçıya göre daha çok para kazanıyordu. Aynı anda bekçilik yaptığı tarlanın yakınlarında bir kuyu açılma işlemi oluyordu. Bu iş Cem’in ilgisini çok çekti. Artık her fırsatta kuyu çalışmasını izliyordu. Orada tanıştı kaderini değiştirecek Mahmut ustası ile. Aynı zamanda Cem de Mahmut ustasının kaderini değiştirdi.
Bir süre sonra annesini zar zor ikna ederek, kuyuya inmeyeceğine dair yeminler vererek Öngören’e bir inşaat için kuyu açmaya gitti Mahmut ustası ile. Mahmut ustasını babasının yerine koydu. Babası kadar sevdi, saygı ve hayranlık besledi. Mahmut usta da kendi babasının onun ustası olduğunu anlatır, Cem’in de onun oğlu gibi olduğunu, onun da daha sonra kendisi gibi usta olacağını söylerdi. Mahmut usta da Cem’i olmayan oğlu yerine koyar öyle severdi. Her gece hikayeler anlatır öyle uyurlardı. Daha sonra Cem bu hikayeleri hiç unutmayacak ve çıkış noktalarını araştıracaktı.

Böyle hikaye anlatılan bir gecede kuyudan su çıkmadığı ve ustanın moralinin bozuk olduğu bir gecede, Cem’den bir hikaye anlatmasını istemişti Mahmut usta. Cem de kendisinin de ustası kadar bilgili olduğunu kanıtlamak istercesine Kral Oidipus efsanesini anlattı. Babasını yanlışlıkla öldürüp annesi ile evlenip kral olan Oidipus.. Mahmut ustanın bu ahlaksız hikaye hoşuna gitmemişti. O da kadere inanırdı ama bu tarz efsanelere kızardı. Cem’e de kızmıştı.

Öngören’de geçirdiği zamanlarda tanıştı Kırmızı Saçlı Kadın, Gülcihan hanımla. Kasabadaki çadır tiyatrosunda oyuncuydu. Herkes ona aşık, hayrandı. Kendisi de son derece gösterişli, ilgi çekmeyi bilen ve ilgi çekmeyi seven bir kadındı. Ustası tiyatro gibi dünyevi şeyleri sevmezdi hiç ama Cem kasabaya indikleri zaman gizli gizli Gülcihan’ı görmeye giderdi. Bir keresinde tiyatroya da girebilmişti. Ve hayatını değiştirecek saatleri yaşadı. Gülcihan da Cem’e ilgi gösterdi. Onunla konuştu, zaman geçirdiler ve onu evine davet etti. Gülcihan evli idi. Aynı çadır tiyatrosunda çalışan eşi o gece şehir dışında olacaktı. Cem’i rahatça evine davet edebilirdi. O gece çok alkol almasının da etkisi ile Cem’le Kırmızı Saçlı Kadın seviştiler. Sabah saatlerine doğru aşk sarhoşluğu ile Cem kuyularının başına ustasının yanına gitmeye çalıştı. Ustası bir şeyler olduğunu anlamıştı ama o gece bir şey demedi. Ertesi gün kuyu kazmaya devam ettiler. Arsanın sahibi, iyi adamdı ama haklı olarak öngörülen zamanda su çıkmayınca ödeme yapmayacağını belirtmişti. Çünkü Mahmut usta kuyuyu kazdıkları yerde çok ısrar etmişti. Sezgilerine aşırı derecede güvenirdi. Eğer sonra bu kuyudan su çıkarsa patron ödemelerini yapacaktı ama o zamana kadar ödeme yoktu. Mahmut usta bu duruma çok üzülmüştü. En çok kendisinin haksız çıkmasına. Bu sebeple son günlerde daha asabi, Cem’i azarlayan tavırla ve daha çok çalışıyorlardı. Cem de artık daha fazla dayanamayacağını ve gitmek istediğini söyledi ustasına. O sıralarda aşık oldu işte Cem ve bir süre daha kalmak istedi Öngören'de.

Artık Mahmut ustanın da Cem’in de sabrı taşmak üzereydi. İlk defa o gün kuyuya indi Cem. Ve çok derinde olan kuyuda korkarak çıkan kumları toprakları kovaya dolduruyor ustası da üstten çekiyordu. Daha sonra yukarı çıktı çok korkmuş bir şekilde. Ustası indi aşağıya. Zaten yorgunluk, aşk sarhoşluğu ve yakıcı güneşin de etkisi ile Cem uyuklamaya, güçsüzleşmeye başladı. Ustası ona “Kuyucu çırağının akılsızı aşağıdakini sakat bırakır; dikkatsizi de öldürür.” Derdi. Bu sefer Cem dikkatini ve gücünü toparlayamadı, boş kovayı aşağıya indirmek için uğraşırken düşürdü, ustasına da seslenmeye vakit kalmadan kova Mahmut ustaya çarparak onu yaraladı belki de ölümcül bir hasar verdi. Cem o an ne yapacağını şaşırdı. Aşağıya inemezdi. Ustasından da ses çıkmıyordu. Kasabaya inip yardım getirmeye koştu ama kimseyi bulamadı. Kırmızı Saçlı Kadın da yoktu. Sonra aynı korku ve pişmanlıkla kuyularının başına çıkı. Ustasından hala ses yoktu. Ölmüş olabileceğini düşündü. O an sadece kaçmak istedi. Ve ilk İstanbul trenine atlayıp kaçarcasına uzaklaştı. Ustasını kuyuda öylece bıraktı. Tıpkı babasının onu bırakması gibi o da babası yerine koyduğu ustasını bıraktı.

İkinci bölümde Cem artık başarılı bir üniversite öğrencisidir. Yine çok okur, araştırır. Yazar olmaktan da vazgeçmiştir annesinin istememesi üzerine. Jeoloji mühendisliğini kazanır. Geleceğini garantiye almıştır. O sıralarda bir tanıdıklarının kızı ile flört eder ve bu kızla, Ayşe ile evlenir. Öngören’de bıraktığı ustasını, aşık olduğu kadını yıllar boyunca hatırlamamak için kendine bir yol bulmuştur; Yokmuş gibi yapmak. ”Dünya güzeldi, içim de güzel olsun istedim. İçimde bir suçluluk, hatta kötülük yokmuş gibi yaparsam, yavaş yavaş kötülüğü unuturdum. Böylece hiçbir şey olmamış gibi yapmaya başladım. Hiçbir şey olmamış gibi yaparsanız ve gerçekten de hiçbir şey olmuyorsa, hiçbir şey olmaz sonuçta” diyerek yıllar boyunca buna inanmış ve sonunda hiçbir şeyin olmadığını görmüştü. Ayşe ile de evlenmişti. Mutlu bir yuvası diğer arkadaşlarına göre daha garanti bir işi vardı. Tek sorunları çocukları olmuyordu. Cem ve eşi Ayşe de doktor doktor gezip çocuklarının olamamasına çözüm aradılar ama bulamadılar. Onlar da en sonunda hem çok yoruldukları ve hem de çok kırıldıkları için tedavi araştırmaktan vazgeçtiler. Cem “Sührap” ismiyle bir emlak, inşaat firması kurdu. Bu firma artık onların oğulları idi. Sührap ismini de Kral Oidipus gibi takıntı haline getirdiği Firdevsi’nin Şeyhname eserinde olan “Rüstem ve Sührap” efsanesinden esinlenerek koydular. Cem ve Ayşe birlikte gezer, müzeleri araştırıp bulur, nadir ve nadide eserleri inceler, Oidipus ve Rüstem ile Sührap’ın izini sürerlerdi. Ayşe de kocasının bu iki efsaneye neden bu kadar takıntılı olduğunu bilmiyordu ama onu bu heyecanında yalnız bırakmak istemedi. Çocukları olmadığı için bütün zamanlarını Sührap’ı geliştirmek ve büyütmek için uğraşıyorlardı. Bu arada da yurtdışına çıktıkları zaman özellikle müzelere gidip bu iki efsanenin tasvirlerini inceliyorlar ve Cem’e unutmak istediği şeyleri hatırlatsa da bu araştırmalardan çok büyük bir zevk alıyorlardı. Evlilikleri ve birbirlerine olan sevgileri hiç azalmıyor aksine artıyordu Cem ile Ayşe’nin. Sührap da ülke dışına kadar çıkıp yurtdışında da iş yapıyordu. İstanbul’da 3 tane şubeleri olmuştu. Sührap büyüdükçe Cem bu mal varlığını bırakabileceği bir çocuğunun olmamasına üzülüyordu. Kendileri son derece lüks içinde yaşarken bir çocuk eksikliğini çok çekiyorlardı. O sıralar Öngören'de de inşaat ve emlak sektörü hareketleniyordu ve Cem'e de oraya yatırım yapmalarını öğütlüyorlardı arkadaşları.

Bu zamanlarda babası Cem ve Ayşe’yi akşam yemeğine davet etti. Uzun bir aradan sonra tekrar babasını görüyordu. Yeni evlendiği kadınla birlikte eski bir evde oturuyorlardı. Cem babasına hala hayran olduğunu anladı. Onun gözüne girebilmek için neler yaptığını hatırladı. O gece hanımlar ayrı yerde babası ve Cem ayrı yerde konuştular. Annesinin nasıl olduğunu sordu. Annesi iyiydi. İstanbul dışında bir ev almışlardı ona. Haftasonları gidiyorlardı. Babası sevindi.

O geceki yemekten kısa bir süre sonra babası vefat etti Cem’in. Cenaze töreninde hayatının kırılma noktasını yaşayacağı bir tanışma gerçekleşti. Orada kendisini iyi tanıyan ama Cem’in hiç tanımadığı birisi ile karşılaştı. Cem’e karşı gayet sevecen, babacan ve güven telkin eder bir şekilde yaklaşıyordu. Cenazeden sonra bir pastanede buluştular. Adamın bir derdi vardı. Sührap Öngören’deki büyümeye daha fazla uzak kalamamıştı. Cem’in eski korkuları ve kırıklıkları depreşse de orada da yatırım yapmaya karar verdiler şirket olarak. Arsa alıp inşaat yapacaklardı.

İşte bu adam Sührap’ın alacağı arsanın sahibiydi ve ona diğer arsalara verilen paradan daha az para veriyorlardı. Bu haksızlığın düzeltilmesini istemişti adam. Bu konuda teminat verince Cem, kendisini nereden tanıdığını sordu adama. Adam da çadır tiyatrosunun oyuncularının kaldığı evin sahibi olduğunu, Mahmut usta vasıtası ile tanıdığını anlattı. Yani pencereden Kırmızı Saçlı Kadını görmek ümidi ile hemen hemen her gece önünde durduğu evin sahibiydi karşısındaki adam. Fakat şimdi o bina yıkılmış yerine alışveriş merkezi yapılmıştı. Kırmızı Saçlı Kadın’ın da bir sol ve örgüt geçmişi vardı. Bu adamın da sol hareketlere katılmışlığı vardı. Oradan tanışırlardı ve kasabalarına geldiklerinde kendi evini kiralardı onlara.

Cem adamdan Mahmut ustanın öldüğünü de öğrendi. Kuyuda geçirdiği kaza sonucu omzunu kırdığı fakat yine de çalıştığını, sonunda suyu bulduğunu da söyledi. Ondan sonra Öngören’de çok sevilmiş Mahmut usta ve birçok firma kuyularını ona açtırmış, o da Öngören’e yerleşmiş. Bir de dul ve bir çocuklu bir kadınla evlenmişti.

Adamdan babasını nereden tanıdığını anlatmasını istedi Cem. Sol örgütlerde tanışmıştı babası ile de. Çok saygı duyuyordu ona. Çok vatansever, korkusuz, idealist olduğunu anlatmıştı Cem’e. Fakat örgütleri çok sıkı kurallara bağlı idi. Ve babasına da bir iftira atılınca örgütünden çıkmak zorunda kaldı. O zamanlar kumral olan Gülcihan hanım yani nam-ı diğer Kırmızı Saçlı Kadın da aynı örgütte idi. Cem’in babası ile büyük bir aşk yaşıyorlardı. Kadın çok güzeldi. Bu yüzden örgütün tepelerinde olan başka birisi de aşıktı kadına. Bir şekilde babasını örgütten uzaklaştırmışlardı. Kadınla da örgütün tepesindeki adam evlenmişti. Fakat Cem’in babası ile kadın aşklarını hiç unutmamışlardı. Hatta Cem, adam konuşurken babasının arada sırada kayıplara karışmasının ve bir süre sonra geri dönmesinin sebebini de anlamıştı. Kırmızı Saçlı Kadın’a gidiyordu. Saklı saklı eski aşklarını yaşıyorlardı. Ve babası geri dönüyordu. Annesinin öfkesini de anlamıştı artık. Ve kaderin nasıl işlediğini, kendisinin de aynı kadına nasıl aşık olduğunu düşündü.

Artık bütün korkularını yenip Öngören’e gitmek istiyordu. Orada Gülcihan’ın izini bulmak istiyordu. O sıralar kötü bir reklam çalışması sonucu bir çok tepki almışlardı. İtibarları ve güvenilirlikleri zedelenmişti. Öngören’den de tepkiler yağıyordu. Reklam filminde karısı ile modern, Avrupai görüntüsü yüzünden Öngören haklı burada geçirdiği zamanları unuttuğunu, artık zengin ve lükse alışmış bir insana dönüştüğünü düşünüyordu. Oradaki imajını da düzeltmesi gerekiyordu. Her gün tepki mesajları, postaları alıyordu. Bu postaların içinde bir tanesi çok ilginçti. “Enver” isimli birisinden “seni oğlun olarak uyarmak istiyorum, babamsın…” gibi şeyler yazan bir posta gelmişti. Araştırmak üzere avukatlarına verdi bilgileri. Yazının sonunda mail adresi de vardı fakat Cem mail yazmadı. Hiçbir tepki vermedi bu postaya. Avukatının edindiği bilgiye göre Enver Cem’in öz oğlu olabilirdi. Nitekim de yapılan DNA testleri sonucu Enver oğluydu. Ama o babasını görmeyi hiç istemiyordu.

Cem’in eşi artık Öngören’deki geçmişini ve bir oğlu olduğunu biliyordu. Kalbi kırıktı. Ondan neden gizlediğini merak ediyordu. Ve Öngörene gitmesini istemiyordu. Cem de gitmeyeceğine dair yalan söyledi. Fakat gizlice, çocukluğundaki gibi trenle Öngören’e gitti. Orada yemekli bir davet hazırlayacak, halka kendini sevdirecek ve kötü imajını düzeltecekti.

Yemekte Gülcihan hanımla karşılaştı. Dikkat çekmemek için bir köşede konuştular. Oğlu gelmemişti yemeğe. Kadın yine aynı güzellikte, bakımda ve işvedeydi. Gecenin ilerleyen saatlerinde Gülcihan hanımın tanıştırdığı Serhat isminde bir genç ile kuyularının başına gitmek istedi. Serhat ona yol gösterdi. Kuyularının oraya geldiklerinde Serhat bir süre gözden kayboldu. O sıra eşi aradı Cem’in. Öngören’e gittiğini biliyordu. Ve Serhat’ın aslında oğlu Enver olduğunu ve onu öldüreceğini söyledi. Cem buna inanmadı ve Serhat ile kuyuya doğru ilerlediler. Kuyunun başına gelip konuşmaya başladıklarında Serhat’ın gerçekten de oğlu Enver olduğunu anladı. Onunla konuşmak için böyle bir oyun yapmışlardı annesi ile birlikte. Enver haklı olarak Cem’den hesap soruyordu. Mektubunu neden cevapsız bırakmıştı? Neden onu hiç aramamıştı. Bir baba oğlunu nasıl bırakırdı? Kendisinin de babasız büyüdüğünü söyleyen Cem, oğlu ile yakınlaşmak istedi. Konuşma biraz gerginleşince korku ile Öngören’e gitmeden önce cebine koyduğu ruhsatlı tabancasını çıkarıp Enver’e nişan aldı. Enver’den bir tehdit sezmişti. Kendisini öldüreceğini düşünüyordu. Aslında öyle bir niyeti olmamasına rağmen asabi bir yapıda olan Enver Cem’e doğru hamle yaparak elindeki silahı almak isterken babasını yanlışlıkla vurdu. Ve kuyuya attı. Hem Ayşe hem de Gülcihan olay yerine geldiklerinde Enver’i bir köşede otururken buldular.

Mahkeme sonucu Enver suçlu bulundu. Ve hapse atıldı. Annesi onu sık sık ziyarete gitti. Buradan sonra da kitabın üçüncü bölümü başlıyordu.

Bu bölümü Kırmızı Saçlı Kadının ağzından dinliyoruz. Cem’in babasıyla yaşadığı aşkı unutamayan Gülcihan, Cem’i görünce babasına benzerliğinden dolayı ona bir yakınlık hissetti. Ve babasıyla yaşayamadığı aşkı belki oğlu ile yaşayabileceğini düşündü. O sıra evli idi. Fakat eşi de örgütlerinin tepesindeki adamın kardeşi idi. O gece ilişkiden sonra hemen hamile kalmıştı. Fakat çocuğun kendi kocasından mı Cem’den mi olduğuna karar verememişti. Sonrasında kocası vefat edince oğluna gerçeği söylemiş, Dna testi yaptırarak gerçek babasının Cem olduğunu kanıtlamıştı. Aslında amaçları aileye sorun çıkarmak değil sadece bu yaşına kadar hiçbir şey başaramamış ve iyi bir geliri olmayan Enver’in Sührap’tan payına düşeni almasını sağlamaktı. Bütün fikir Gülcihan’ın aklından çıkmıştı. Zorla oğlunu ikna etmişti. O geceki yemeğe kadar her şey yolunda gidiyordu da, fakat o gece Cem’in ve Enver’in dışarı çıkıp gelmemesinden şüphelenen Gülcihan kuyunun oraya doğru gitmişti ve oğlunun baba katili olduğunu görmüştü. Mahkemede ne kadar nefsi müdafaa olduğunu söyleseler de arkası kuvvetli bir firma ile başa çıkamamışlardı ve Enver hapse girmişti. Annesi oğlundan tek bir şey istiyordur artık; bütün bu olanları kitaplaştırmasını. Bunu hem mahkemeye delil olarak da sunabileceklerdi. Hem de yaşadıklarını yazmasını istiyordu Gülcihan. Kendi bildiklerini anlattı oğluna, diğer bilgiler için de Cem’in karısı Ayşe ile konuştu. Eksik bilgileri, detayları öğrendi. Bütün hepsini oğluna aktardı. Yine zorlu bir zaman ve ikna etme çabaları sonucu en sonunda oğlu ikna oldu ve kitap yazmaya karar verdi. Bütün yaşadıklarını, yaşananları yazacaktı. Hem babası da yazar olmak istiyordu bu sebeple Gülcihan da Enver’in yazar olmasını istediğini söyledi.
Kırmızı Saçlı Kadın kitabı Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap listesinde yer almaktadır.

Ebru G.

@ebrug

Baba
[Kırmızı Saçlı Kadın, Orhan Pamuk, Yapı Kredi Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, Şubat 2016, 195 s. ]

Kitabın adı ''Kırmızı Saçlı Kadın'' değil mi? İnsanda şöyle bir his uyandırıyor: Ya bir âşk işlenecek ya da bir tablodaki kadın konu edinecek. En azından ben bu kitapla ilk karşılaştığımda gözümde böyle bir şey canlanmıştı. Yani ana temaya iştirak edecek olanı düşündürten konu bu olmalı. Ama değil.
Cem, babası evi terk edince Mahmut Usta adında biriyle kuyu işine giriyor. Su bulana kadar sürekli kazıyorlar. Bu konuyla giriş yapması hoşuma gitti. Mahmut Usta ile Cem'in arasındaki münasebet, Cem'in yazar olma isteği, akışa efsanevi, özellikle baba-oğul ilişkisini konu alan hikâyelerin konu edinmesi ana olaymış gibi yansıyor okuyucuya. Uzunca bir süre de böyle gidiyor. Kırmızı saçlı kadınla tanıştıktan sonra bile onun üzerinde durulur sanıyorsunuz ama boşuna o düşünceye kapılmayın çünkü kırmızılı kadın şöyle birkaç sayfaya serpiştirilip yüzeyde kaybedilmiş ve kitabın da bir ''kaygı'' gayesiyle oluşturulduğu hissi uyandırıyor.
Kitap üç bölümden oluşuyor ve sadece üçüncü bölümde kırmızı saçlı kadına yer verilmiş; o da birkaç sayfa. Mahmut Usta daha bir aktif rol oynuyor kitapta. Hatta okurken gözümde sürekli bir anlatıcı olarak canlandı.
Ana tema baba kavramı. Babasız büyümeye devam eden Cem, Mahmut Usta'yı da bir baba gibi sahipleniyor. Baba-oğul arasındaki münasebetleri konu alan eserler olarak Kral Oidipus'tan ve Firdevsî'nin Şehnâme'sinden yararlanılmış. Oidipus, Rüstem ile Sührab ana temayı oluşturan temel dayanaklar. Bu şekilde mitolojik havayla işlenmesi kitaba her ne kadar bir nebze ruh katmış olsa da genel anlamda kitap ruhsuz. Okuyorsunuz, anlıyorsunuz, hayal dünyanızda şekillendiriyorsunuz ama o dünyaya dair herhangi bir ruhu hissetmiyorsunuz. Bu hikâyelerin çok fazla kitabın gidişatına işlenmiş olması kırmızı saçlı kadını sanki konuk oyuncuymuşçasına gölgede bırakıp kitaba dahil edip çıkartıyor. Kırmızı saçlı kadını hiç merak etmedim açıkçası kuyu işinin ve efsanelerin daha ön plânda ve etkileyici olmasından ötürü.
Kitapta ruhuma işleyen tek yer vardı o da babasıyla ilgili olan kısımdı. Cem'in babasıyla denizde yüzmeyi öğrenmeye çalıştığı yerde babasının boynuna sarılarak onun kokusunu tarif ediyor ya işte o kısımda kalbimden dışarı atamadığım sıkıştırılmış, boğazımda düğümlenen bir ağlamak peyda oldu. Babalarla ilgili hassas bir durumunuz söz konusuysa ya da ona bir kere bile sarılmamışsanız, kokusunu hiçbir zaman almadıysanız, aranızda daima iki yabancıymışsınız gibi bir mesafe varsa öylesine sade ama etkili bir benzetmeden etkilenmeniz mümkün. Yahut bir elin size uzanmasını istediğiniz bir vakitte ''Hadi kızım/oğlum, korkma, ben yanındayım.'' dememişse hiç babanız, yine o özlemle ve yalnızlıkla boğazınız düğümlenebilir.
Son olarak anlatımı usta bir kalemin elinden çıkmış gibi değildi. Sanki koşarak yazılmış da içine ruh katılmamış gibi yalındı, birkaç saate sıkıştırılmış bir film gibiydi. Hele o ''bazan'' kelimesini her okuduğumda duraksadım ve dikkatimi dağıttı. Ağdalı bir üslup kullanılacaksa bunun sırıtmayacak şekilde çoğu yerde kullanılması bana göre daha akıcı durur. Bu şekilde sadece bir tane kelimenin ön plânda olması akışı olumsuz etkiliyor. Kadın erkek ilişkili bir kitap umarken baba-oğul ilişkili, baba özlemi, babanın varlığının zorunluluğu gibi konular çerçevesinde bir anlatım söz konusu. Beni tatmin etmedi kitap açıkçası.
Kırmızı Saçlı Kadın
kitaba 5 verdi
6 beğen · 2 yorum
lavina (@lavina)
Tam anlamıyla kitabı çok iyi anlatmisinuz :) beni de usta bir kalenin elinden bu çıkması husrana ugratmisti...
30.12.16 beğen cevap
Ebru G. (@ebrug)
Olay örgüsü çok kestirme geldi bana ve bir kitabı bitirdiğimde bende bir iz bırakmalı kendini hatırlatmalı ama bu kitabı hatırlayacağımı sanmıyorum çünkü ağzımda herhangi bir tat bırakmadı. Ben de bunu anlatmaya çalıştım sadece. Bir hayli de beğenen olmuş ki acaba ben mi ruhsuzum diye düşünmedim de değil hani. :)
30.12.16 beğen 1 cevap

Dilek Öz

@lostris

Kitabı okuduğumdan beri kitap hakkındaki duygularımı tartıyorum, yoruma dökebilmek için çabalıyorum. İlk bölüm oldukça başarılı başlıyor, ilk sayfadan itibaren merakla sayfaları çeviriyorsunuz.

Mahmut Usta'nın Cem ile ilişkisini, ders niteliğindeki hikayelerini sevmemek imkansız. Fakat, ikinci bölümden itibaren bazı şeyler değişmeye başlıyor, yazarın vermeye çalıştığını tam alamamaya başladım, bu eksiklik duygusu ve/veya tatminsizlik kitap boyunca devam etti.

Karakter tahlillerini, karakterler arasındaki tezatlıkları ve doğu batı ikilemini beğenerek okuduğum Sessiz Ev'den sonra; baba-oğul ilişkisi üzerinden, mitolojilere dayandırarak sunduğu doğu - batı Kitabı okuduğumdan beri kitap hakkındaki duygularımı tartıyorum, yoruma dökebilmek için çabalıyorum. İlk bölüm oldukça başarılı başlıyor, ilk sayfadan itibaren merakla sayfaları çeviriyorsunuz.

Mahmut Usta'nın Cem ile ilişkisini, ders niteliğindeki hikayelerini sevmemek imkansız. Fakat, ikinci bölümden itibaren bazı şeyler değişmeye başlıyor, yazarın vermeye çalıştığını tam alamamaya başladım, bu eksiklik duygusu ve/veya tatminsizlik kitap boyunca devam etti.

Karakter tahlillerini, karakterler arasındaki tezatlıkları ve doğu batı ikilemini beğenerek okuduğum Sessiz Ev'den sonra; baba-oğul ilişkisi üzerinden, mitolojilere dayandırarak sunduğu doğu - batı ikilemi, Kırmızı Saçlı Kadın'da 'yetersizlik'ti benim için.

Bu bölümden itibaren kitabı okumayanlar için içerik hakkında bilgiler içermektedir....

Karakterleri oturtamamak, karakterlerin düşüncelerini, hislerini çözememek bu duyguyu veriyor sanırım. Ana karakter olması gereken Cem bile her yönüyle eksikti. Babasını uzun süre görmüyor, bir şekilde duygularına yansıtmıyor diyelim, babasını tekrar görmesine kadar ki süreçte bir dolu duygusal şey yaşıyor aslında...
Birinin ölümüne sebebiyet vermek, birine aşık olmak, ilk deneyim vs. Cem'in ne duygularına ne de ruhuna yansıyan bir değişiklik görüyoruz. Diğer karakterler ise, hırssız, vasıfsız, sönük, donuk, boş karakterlerler olarak yansıyor kitaba.

Kitabın sonlarındaki hıza adapte olmakta zorlandım, bazen okuyucuya özümsemek için bir ara vermek iyidir. Sıfır duygusal geçişle, birbiri ardına gelen, oğul, Mahmut Usta haberleri bu hızın nedenini sorgulatıyor insana. Kitabın sonunu ise "Bir an önce bitireyim!" gayreti ile eklenen Oğul aracılığıyla, "O kadar mitolojiyle uğraştım, sonu 'Oğul' elinden yazayım ki, bu karakteri de burada kullanalım, adı geçsin." hissinden öte bir şey hissettirmedi bana.

Kurgudaki eksiklik ve kopukluk en başından itibaren hem kitaba hem de konunun ilerleyişine yansıyor, öyleki, Mahmut Usta'nın ölmediğini biliyor, Ayşe ile çocukları olmamasına üzülmüyorsunuz - dip not, zaten karakterlerin de bu konuda ki duygularını net hissetmiyorsunuz, Ayşe Cem'le yıllarını geçiren onunla evli karakter olmasına rağmen, hiçbir ayrıt edici bir özelliği yansımıyor size- çünkü bir şekilde Kırmızı Saçlı Kadından olma oğlu ile sonun belirlendiği belli.

Ne Sessiz Ev ne de Benim Adım Kırmızı'daki tadı alabildim, Bu nedenle eleştirmenlerin aksine; Orhan Pamuk Nobel'den sonra; Nobel'den önceki kitaplarının seviyesine maalesef ulaşamadı bana göre.
Kırmızı Saçlı Kadın
kitaba 5 verdi
3 beğen · 0 yorum

Gamze Türk

@gamzeturk

"hayat efsaneyi tekrar eder." yada tarih tekerrürden ibarettir mi demeliyim bilemedim. Kral oidipus'un kaderi belliydi o kaderinden kaçamadı ve babasının ölümüne neden oldu. Sührap oğlunu öldürdü. Peki ya bu efsanelere bu kadar takılan ve araştıran bir adamın başına böyle birşey gelmesi yada yıllarca bunları araştırması bir kader olabilir miydi?

Hayat bazen bize mükemmel bir yaşam sunmaz. Bazı şeyleri biz çabalayarak ulaşırız. Annemizin yada babamızın eksikliği aslında bizi güçlü birer savaşçı yapar, belkide biz öyle olmak zorunda hissederiz. Ama nefes alıp da bizden uzak olunca öfkeyle karışık bir hüzün de boğar bizi. Başınızı okşayan bir elde baba ve anne şefkati aramak ne kadar acı vericidir. Yada onların yerine başkalarını koymaya çalışmak.

Cem babasız büyüyen bir çocuktu. Ki oğlu da onun kaderini yaşayıp ondan habersiz büyüdü. Cem baba şefkatin den uzak terk edilmiş ve 17 yaşında kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan bir çocuk olarak cıktı karşımıza. Bir kuyu ustasıyla tanışıp kehanetini başlatmış oldu bana göre. Tesadüfler aslında hayatımızın her yerinde olan ve evren tarafından bize gönderilen küçük ip uçları dır. Babasının gençlik aşkı ola kırmızı saçlı kadınla yolları hiç ummadığı şekilde ve ummadığı bir yerde kesişti. Cem ondan habersizdi fakat gülcihan onu görünce yıllardır unutamadığı aşkına benzetti.
Kitap çok akıcıydı. Okuduğum ilk Orhan pamuk kitabıydı. İlk bölümü diğer sayfada acaba ne olacak diye merakla okudum ve hiç beklemediğim bir kurguyla karşılaştım. İkinci bölüm biraz sıkıcıydı ve bu mu yani Nobel ödülü kitap bile dediğim oldu ve bunun için Orhan Pamuk'tan özür dilemem gerekecek sanırım çünkü okudukça olayları kavradım ve ortaya muazzam bir eser çıktı. Özellikle üçüncü bölüm kırmızı saçlı kadının ağzından yazılmıştı ve bütün taşlar yerine oturup kitabın verdiği duyguyu iliklerime kadar hissettim. Kitabı yorumun başında dediğim hayat efsaneyi tekrar eder diyerek bitirdim. Kitabın bize vermek istediği konu ağırlıklı olarak kader di aslında. Cem ve oğlunu sonu, kırmızı saçlı kadının sırrı bunları sizinle paylaşmak çok isterim fakat kitabın heyecanını kaçırmak istemiyorum o yüzden kendimi tutuyorum. Kesinlikle okunması gereken bir kitap.
Kırmızı Saçlı Kadın
kitaba 9 verdi
4 beğen · 2 yorum
Black Butterfly (@blackbutterfly)
Bence Eğer bir seyi cok didik didik edersen basina gelir derler ya aynen oyle
26.11.16 beğen cevap
Gamze Türk (@gamzeturk)
Haklısınız.
28.11.16 beğen cevap

Halenin Haresi

@haleninharesi

Kim ne derse desin, tüm eleştirilere rağmen ben "Orhan Pamuk" okumayı seviyorum. Yeni kitabı çıkacağını duyduğum zaman heyecanlanıyorum. Merakla ve keyifle okuyorum her yeni kitabını. Dilini, karekterlerine gösterdiği özeni seviyorum. Nobel Ödülü almış olması, ülkemizi kötü tanıtması vs.. bir sürü eleştiriye "rağmen" okuyorum Pamuk'u..
Yarattığı dünyayı sevdiğim için, kurgusuna inandığım için. Özenli ve kaliteli buluyorum. Nerede doğduğu, nerede yaşadığı ile ilgilenmiyorum. Hatta keşke hiç popüler bir yazar olmasaydı, öyle röportajlar, reklamlar vermeseydi, az sayıcıda okuyucusundan biri olsaydım..
Bir zamanlar Orhan Pamuk okumak meziyetken şimdi kıyasıya eleştirmek moda oldu. Ne yeni bir kitap mı yazmış vurun beline beline eleştirinin.. Hele de bir Orhan Pamuk kitabı bile okumadan eleştirenleri hiç anlamıyorum.
Gelelim Kırmızı Saçlı Kadın kitabına; kitap yine naif bir şekilde başlıyor. Liseli bir öğrencinin, aile içi ilişkileri ile hayatın içinde yönünü bulma arayışlarını anlatarak başlıyor kitap. Gencimiz bir kuyucu ustası ile tanışıyor, harçlık çıkartmak için girdiği bu yol ona hayatına bambaşka boyutlar getirmesine neden oluyor. Aşkla tanışıyor, vicdanının sesi ile yıllarca yaşamaya mahkum oluyor.
Kitapta sık sık Nietzsche'nin Tragedya'nın Doğuşu, Sophokles'in Kral Oidipus ve Firdevsî'nin Şehname adlı eserlerinden bahsetmiş. Ustası ile diyaloglarını da oldukça derin ve felsefik buldum. Kesinlikle okunmaya değer olduğunu düşünüyorum.
Eleştirecek olanlara bol şans, okuyacak olanlara keyifli okumalar diliyorum..


İlk aşk deneyimi bütün bir hayatı belirler mi?
Yoksa kaderimizi çizen yalnızca tarihin ve efsanelerin gücü müdür?

Orhan Pamuk, Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan yeni romanı Kırmızı Saçlı Kadın'da bizi otuz yıl önce İstanbul yakınlarındaki bir kasabada liseli bir gencin yaşadığı sarsıcı bir aşk hikâyesiyle, büyük bir insani suçun peşinden sürüklüyor.
(Tanıtım Bülteninden)



Sayfa Sayısı: 204

Baskı Yılı: 2016


Dili: Türkçe
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
Kırmızı Saçlı Kadın
kitaba 8 verdi
5 beğen · 0 yorum

Jagermeister Chrysalis

@jagermeisterchrysalis

Hayat efsaneyi tekrar eder!..
- Tıpkı babasız bir oğul gibi, oğulsuz bir babayı da kimse basmaz bağrına. - (Firdevsi, Şehname)

Bu bir incelemeden daha çok genel düşünce olarak algılanmalı.

Yıllar sonra okuduğum ve zihnimde yer eden sanırım 3. Orhan Pamuk romanı oldu. Yeni Hayat, Kar ve Kırmızı Saçlı Kadın..
Aldığı Nobel ödülü sonrası eleştirilerin ve tepkilerin hedefi olmasını -ki bu ödül sonrası daha da arttı- meyve veren ağaç hakikaten taşlanırmış olarak algılamamda bu son romanı etkili.
Masal tadında ve aynı zamanda kendi toplumsal gerçeklerimizle beslenmiş bu kurguyu sevdim. Çok tanıdık sahneler vardı aslında öyle ki romanın büyük kısmını okumamla aynı anda gözlerimin önünde canlandırmam, adeta bir seyirci gibi tüm kurguyu izlemem paralel ilerledi. Heyecanı, merakı, tebessümü ve içsel yarattığı sıkıntı bana tadında ve kıvamında geldi. Sonunu tahmin edecek olmanıza rağmen sıkmayan bir akışa sahip.
Başlangıçta iğreti olduğunuz redaksiyon kaynaklı hatalar ya sonradan azalıyor yada akışa kendinizi öyle kaptırıyorsunuz ki farkına bile varmıyorsunuz. Teknik, teorik ve pratik temelli okuduğum kitaplarda buna çok takılmam, alacağımı almış olmak benim için yeterlidir. Fakat roman okurken kurguya bağlı çeviri ve redaksiyon hataları beni bir süre sonra kitabı yarım bırakma noktasına kadar rahatsız eder.
Son olarak bir romanın amacı size kendi düş kurgunuzu yaratmak ve farklı kapılar açmaksa Kırmızı Saçlı Kadın bende bunu başardı. Kitabı bitirdiğimde karşımda birbiri ardına açılmayı bekleyen kapılar vardı. Cem'den çok Sührap ve Rüstem'in öyküsünü, Gülcihan'dan fazla oğlu ile evlenmek zorunda kalan Oidipus'un annesinin öyküsünü, Firdevsî'nin yaşamını merak ettim. Birbirini tekrarlayan baba-oğul temelli bu masal ve efsanelerle süslenmiş romanı okumak güzeldi. Öneririm. . .
Kırmızı Saçlı Kadın
kitaba 7 verdi
2 beğen · 1 yorum
Semih Oktay (@semihoktay)
,
28.06.17 beğen cevap

Kırmızı Saçlı Kadın - S41

İbretlik Efsaneler'e Mahmut Usta tiyatro hakkında kötü söz söylediği için gitmek istemediğimi seziyordum. Öngören'e indiğimiz akşamlar, Mahöut Usta yanımda olsun olmasın, bir bahaneyle tiyatro çadırına yaklaşmayı, o tatlı sarı renge en azından uzaktan bir kere bakmayı alışkanlık edindim.
zeynep gun tarafından eklenmiştir.

gülçin yıldırım

@gulcinyildirim

Uzun bir süre kimseyle konuşmadım; içime dönüm. Dünya ile arama uzaklık koydum. Dünya güzeldi, içim de güzel olsun istedim. İçimde bir suçluluk, hatta kötülük yokmuş gibi yaparsam, yavaş yavaş kötülüğü unuturdum. Böylece hiçbir şey olmamış gibi yapmaya başladım. Hiçbir şey olmamış gibi yaparsanız ve gerçekten de hiçbir şey olmuyorsa, hiçbir şey olmaz sonunda.
Kırmızı Saçlı Kadın
kitaba 9 verdi, inceleme eklemedi.
16 beğen · 0 yorum

Elifcee

@elifcee

"Pazartesi gene geleceğim" dedim gülümseyerek. Çantamdan çıkardığım Dante Rossetti'nin yırtılmış,yapıştırılmış kırmızı saçlı kadın resmini verdim. "Romanını yazacağını bilmek ise oğlum,çok mutlu etti beni!" dedim. "Bitince kapağına bu resmi koyar,biraz da güzel ananın gençliğini anlatırsın. Bu kadın, bak, biraz benziyor bana. Tabii romanına nasıl başlayacağını sen daha iyi bilirsin ama kitabın,benim son sahnedeki monologlarım gibi hem içten hem de bir masal gibi olmalı. Hem yaşanmış bir hikaye gibi sahici,hem de bir efsane gibi tanıdık olmalı. O zaman yalnız hakim değil herkes anlar seni. Unutma, aslında baban da yazar olmak istemişti."
Kırmızı Saçlı Kadın
kitaba 8 verdi, inceleme ekledi.
8 beğen · 0 yorum

Elifcee

@elifcee

Bir anda bütün kalabalık,masada iki kırmızı saçlı kadının oturması;bu rastlantı hakkında konuşmaya başladı.Kaçta kaç ihtimaldir,uğur mu getirir,neyin işareti olabilir diye sorular soruyorlardı ki:
"Benim saçımın kırmızısı doğal" dedi masanın öbür ucundaki kırmızı saçlı kadın.Hem özür diler gibiydi hem de gururlanıyordu."Bakın ,doğal kırmızı saçlılarda olduğu gibi benim yüzümde,kollarımda çiller var.Tenim de beyaz ve gözlerim de yeşil."
Herkes bu kadına cevabım ne olacak diye bana döndü.
"Sizin saçınızın kırmızısı doğuştan,benimki ise kendi kararım" dedim hemen anında.
Kırmızı Saçlı Kadın
kitaba 8 verdi, inceleme ekledi.
8 beğen · 0 yorum

T. Dmrc

@demirci3557

“Beni dikkatli dinle” dedi Ayşe. “Şimdi orada siyasi bir bahaneyle seni birisine bıçaklatsalar ya da sarhoş numarasıyla kimvurduya getirip birisi seni vuruverirse ne olacak?

“Ölmüş olacağım o zaman” diyerek güldüm.
Kırmızı Saçlı Kadın
kitaba 6 verdi, inceleme eklemedi.
8 beğen · 0 yorum

T. Dmrc

@demirci3557

Modern kişi şehrin ormanında kaybolan kişidir.
Kırmızı Saçlı Kadın
kitaba 6 verdi, inceleme eklemedi.
7 beğen · 0 yorum
547
KİTAP
Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap
Neokur üyelerinin katkılarıyla ortaya çıkmış olan, ölmeden önce okunması gereken kitapların toplandığı listedir. Ölüm de ner...
1177
KİTAP
Mutlaka Okunması Gereken Kitaplar
Herkesin mutlaka okuması gereken, kitaplığında bulunması gereken kitaplar listelenmektedir. Sen de mutlaka okunması gerektiği...
394
KİTAP
Bir Nefeste Okunan Kitaplar
Elinden düşüremeyeceğin, bir solukta okuyacağın en sürükleyici kitapları bu listede bulabilirsin. Sen de en sürükleyici buldu...
16
KİTAP
Mutlaka Okunması Gereken Orhan Pamuk Kitapları
2006 yılında Nobel Edebiyat Ödülünü kazanan ve kitapları birçok dile çevrilen Türk yazar Orhan Pamuk'un en iyi kitapları list...

tuğba gören

@tugbagoren

İlgi çekici bir kaç sayfasını okudum az çok anladığım kadarıyla psikoloji temeli var tabiki henüz tam olarak anladığım söylenemez bu gün bitirme gibi bir planım da var hadi bakalım:)
Kırmızı Saçlı Kadın
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
2 beğeni · 0 yorum

Carmen Magia

@carmenmagia

Yıllardır yeni tanıştığım insanlar hatta bazen de hiç tanımadıklarım bana; o sen misin? dediler. Bu kitap hep elime verildi okumam için. Ama kendimi hazır hissetmedim. Taaa ki geçen ilkbahara kadar. Bir kitap fuarını gezerken yanıma biri geliip kitabı bana uzattı, bu kadın sizsiniz, dedi. Ve ben kitabı okudum. Çok etkilendim. Ben değildim ama yıllardır öyle çok söylendi ki, ben bile ben olduğuna inandım....
Kırmızı Saçlı Kadın
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
8 beğeni · 0 yorum

Hifzullah Toprak

@hifzullahtoprak

Pamuk’un Sophokles ve Oidipus’un hikayesini, Rüstem ve Sührab’ın hikayesini gerçek bir yaşam kesitiyle bağdaştırarak sunduğu Harika bir kitap. İlk başlarda sıkıcı gibi gelen ama ortalara doğru vayyy beee dediğim kitap..🙏🏼
Kırmızı Saçlı Kadın
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
5 beğeni · 0 yorum

Gölge

@golge2010

KIRMIZI SAÇLI KADIN-Orhan Pamuk
➡️ Orhan Pamuk ile yeni tanışıyorum. Nedeni biraz önyargı biraz farklı kitapların öncelik olması gibi gibi uzayarak gider. Kendime kızdım. Keşke önyargılarımın esiri olmadan önceden tanışsaydım diye. Sayın Pamuk’un siyasi, inancı beni ilgilendirmiyor. Onun beni ilgilendiren yönü edebi kişiliğidir. Tarafsız bir şekilde okumaya çalıştım. Olay örgüsü hem kendi inançlarıma hem de içinde bulunduğum toplumun bırakın dile getirilmesi ağza alınmayacak türdendi. İlginç bir o kadar da düşündürücü idi. Kitapla ilgili ne gibi bir duygu hissediyorsun diye sorsanız açıkçası ne olumsuz ne olumlu diyebilirim. Başka kitaplarını da okumaya başlayacağım.
Kitapta çizdiğim yerler vardı. Müsaadenizle paylaşmak isterim:
📚”Yazmanın onun için acılarını iyileştiren, öfkelerini yatıştıran derin bir ilâç olduğunu görünce, ona başından geçenleri, hatta şimdi sonuna geldiğimiz bütün bu hikâyeyi tıpkı bir roman gibi yazmasını söyledim ve bu fikri açık görüşlerde sık sık işledim.”
➡️“Hayat efsaneyi tekrar eder!”
✅”O zaman hayatta bir başka kişiyi anlamanın, ona yaklaşmanın, onun ruhuyla özdeşleşmenin ne kadar zor olduğunu da anlardım.”
📚”Çünkü eski masal ve efsanelerdeki şeyler en sonunda gelir başınıza. Ne kadar çok okur, efsanelere ne kadar çok inanırsanız, o kadar çok gelir. Zaten dinlediğin hikâye başına geleceği için efsane dersin.”
➡️“Sonuçları düşünürsen özgür olamazsın. Özgürlük, tarihi ve âhlakı unutmaktır. Hiç Nietzsche okudun mu?”
✅”Kendimi düşmanlarla, sağcı, solcu, dinci, modernci gibi zıtlıklarla tanımlamadan kendim olmak istediğim için insan içine çıkmadan şiir yazıyorum.”
Kırmızı Saçlı Kadın
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
16 beğeni · 0 yorum