ara

Bin Muhteşem Güneş

Bin Muhteşem Güneş Konusu ve Özeti

Bin Muhteşem Güneş
Bin Muhteşem Güneş, Afganistan'ta yolları kesişen iki kadının dostluğu üzerinden Afganistanlı kadınların çektikleri zorlukları, savaşın getirdiği çaresizlikleri, ayrılıkları ve beraberinde getirdikleri acıları anlatmaktadır.
Çevirmen:
Yayınevi: Everest Yayınları
ISBN: 9789752894846
Sayfa: 430 sayfa
Basım Tarihi: 2008
Bin Muhteşem Güneş Kitabı Hakkında Genel Bilgiler
Bin Muhteşem Güneş, Uçurtma Avcısı kitabının yazarı Khaled Hosseini'in ikinci romanıdır.

Bin Muhteşem Güneş Kitabının Konusu
Bin Muhteşem Güneş, Afganistan’da yolları kesişen iki kadının dayanışmasını anlatan, özlem, arkadaşlık, aşk gibi insani duyguları muhteşem bir şekilde harmanlayan tarihi bir romandır.

Kitabın İlk Bölümünden:
Meryem harami sözcüğünü ilk duyduğunda, beş yaşındaydı.

Günlerden perşembeydi. Bundan emindi, çünkü yerinde duramadığını, zihninin hani hani çalıştığını çok iyi anımsıyordu; bir tek perşembeleri böyle olurdu; Celil’in onu görmeye, kulübe’ye geldiği günler. Meryem vakit geçirmek, sonunda onun, dizboyu otların arasından geçip açıklığa çıktığını ve el salladığını göreceği âna kadar oyalanmak için, bir iskemleye çıkmış, annesinin Çin malı porselen çay takımını indirmişti. Bu takım, annesi Nana’nın elindeki tek aile yadigârıydı, daha iki yaşındayken kaybettiği annesinden kalmıştı Nana’ya. Mavilibeyazlı porselenlerin her bir parçası, zarif, kıvrımlı ağzıyla demlik, elle boyanmış ispinozlarla kasımpatılar, şeker kâsesindeki, şeytanı kovalayan ejderha, hepsi de Nana için aziz, paha biçilmez şeylerdi.İşte, Meryem’in elinden kayan, kulübe’nin zeminindeki tahta döşemelere çarpıp kırılan parça, bu sonuncusuydu.

Nana şekerliği görünce kıpkırmızı kesildi, üst dudağı titremeye başladı; gözleri, hem bozuk hem de sağlam olanı, dümdüz, kırpışmasız bir bakışla Meryem’e dikildi. Nana öyle kızgın görünüyordu ki, Meryem ona yine cin gireceğinden korktu. Ama cin bu kez gelmedi. Onun yerine, Nana Meryem’i bileklerinden yakaladı, yanına çekti, sıkılı dişlerinin arasından, “Seni küçük, sakar harami seni,” dedi. “Çektiğini onca çilenin ödülü bu iste. Aile yadigârımı kıran, sakar bir haramı”.

O sırada, Meryem anlayamamıştı. Haramı piç sözcüğünün anlamını bilmiyordu. Buradaki haksızlığı aynmsayacak, asıl suçlunun, tek günahı doğmak olan imranu’yi dünyaya getirenler olduğunu bilecek yaşta da değildi. Yine de, Nana’nın sözcüğü söyleyiş biçimi, Meryem’i kuşkulandırdı; haramı olmak çirkin, tiksindirici bir şeydi galiba; bir böcek, Nana’nın sürekli lanet okuduğu, kulübe den süpürüp attığı, şu telaşlı karafatmalar gibi bir şey.

Daha sonra. biraz büyüdüğünde, anladı. Meryem’in asıl içine batan, Nana’nın kelimeyi söyleme, daha doğrusu, tükürme biçimiydi. Annesinin ne demek istediğini artık kavrıyordu, haramının istenmeyen bir şey olduğunu yani; kendisi, yani Meryem, başkalarının sahip olduğu şeylerde, sevgi, aile, yuva, topluma kabul edilme gibi konularda hiçbir zaman hak iddia edemeyecek, gayri meşru bir varlıktı.
……
“Celil’le karıları itin ben bir Dikendim. Bir pelin olu. Sen ile öyle. oysa daha doğmamıştın bile.”
“Pelin otu nedir?”
“Zararlı, yabani bir ot,” dedi Nana. “Hemen koparıp attığın bir şey.”
Meryem içinden kaslarını çattı. Celil ona yabani ot muş gibi davranmıyordu ki. Hiçbir zaman da davranmamıştı. Ama akıllılık edip itirazını yüksek sesle dik getirmedi.
“Anne, yabani otların aksine, benim yeniden bir yere ekilmem, beslenip sulanmam gerekiyordu. Senin hatırına. İste, Celil’in ailesiyle yaptığı sözleşme buydu.”
Nana, Herat’na yaşamayı kabul etmemişti.
“Ne diye kalacaktım orada? Şu kinfini karılarını akşama kadar arabayla gezdirmesini seyretmek için mi?”
Babasından boşalan evde, Herat’ın iki kilometre kuzeyindeki Gül Daman köyünde de oturmayacaktı.
Uzak, tarafsız bir yerde yaşamak istiyordu; komşuların gözlerini dikip kanuna bakmayacağı, onu gösterip burun bükmeyeceği, ya da daha kötüsü, içtenlikten uzak, yapmacık bir şefkatle tebelleş olmayacağı.
“Zaten, inan bana, gözünün ününde olmamam babana da rahat bir nefes aldırdı. Bu durum çok isine geldi.”

Bu küçük araziyi öneren, Celil’in ilk karısı Hatice’den olma, en büyük oğlu Muhsin olmuştu. Gül Daman’ın epeyce dışındaydı. Buraya, Herat’la Gül Daman arasındaki anayoldan ayrılan, delik deşik, meyilli bir toprak yolla ulaşılıyordu. Patika, her iki yandan dizboyu otlarla, beyaz ve parlak sarı çiçeklerin beneklediği çayırlarla kuşatılmıştı. Yokuş yukarı, döne kıvrıla tırmanıyor, çeşitli kavak cinslerinin boy attığı, yabani çalı öbeklerinin büyüdüğü, düz bir araziye ulaşıyordu. Bu yükseklikten sıkıldığında, solda, Gül Daman’ın yeldeğirmenlerini puslu karadan seçilebiliyordu, sağ yandaysa Herat uzanıyordu. Patikanın dibinde, Gül Daman’ı çeviren Safidkoh dağlarından doğup gelen, geniş, alabalık dolu bir nehir akıyordu. Irmağın yukarı kısmında, dağlara doğru, iki yüz metre kadar ileride, silkınıv irinlerden oluşan, yuvarlak bir koru vardı. İşte, sözü edilen açıklık, bunun tam ortasında, söğütlerin gölgesindeydi.

Celil gelip araziye bir bakmıştı. Geri döndüğünde, dedi Nana, hapishanesinin temiz duvarlanyla, pırıl pırıl zeminiyle övünen bir gardiyan gibiydi.

“Böylece, baban bize bu sıçan deliğini yaptı.”

Nana on beşindeyken, evlenmesine ramak kalmış. Talibi, Şindandlı bir delikanlıymış; genç bir muhabbetkuşu satıcısı, Meryem öyküyü bizzat Nana’dan dinlemişti; annesinin o kısma hiç değinmemesine karşın, gözlerindeki hülyalı, gelen dolu ışıktan, onun için çok mutlu bir dönem olduğunu anlayabiliyordu Düğün gününe doğru akıp giden bu günler, belki de Nana’nın hayatında en mutlu olduğu, gerçek saadeti tattığı dönemdi.

Nana öyküyü anlatırken, onun kucağında oturan Meryem, annesinin gelinlik provasındaki halini gözünde canlandırmaya çalıştı. Onu bir atın sırtında hayal elti; yeşil duvağının gerisinde mahcup mahcup gülümsüyor; avuçları kızıl kınalı; gümüş tozuyla ortadan ayrılan saçlarına, bir bitki sapına dizili boncuklar iliştirilmiş. Şennay zurnası üfleyen, davulları döven çalgıcıları, gelin alayını bağırış çağrış kovalayan çocukları görür gibiydi.

Sonra, düğüne bir hafta kala, Nana’nın bedenine bir cin girmişti. Bunu Meryem’e uzun uzun anlatmasına gerek yoktu. Ona kendi gözleriyle defalarca tanık olmuştu zaten. Nona ansızın yere devrilir, vücudu kasılır, kaskatı kesilir, gözleri kayar, kolları ve bacakları, bir şey onu içeriden boğuyormuş gibi titremeye, seğirmeye başlardı; ağzının iki yanında beyaz, bazen de kan yüzünden pembe köpükler. Sonra uyuşukluk, o ürkütücü bilinçsizlik, anlaşılmaz sayıklamalar.

Haber Şindand’a ulaşınca, muhabbetkuşu satıcısının ailesi düğünü iptal etti.
Bin Muhteşem Güneş kitabı En Sürükleyici Kitaplar listesinde yer almaktadır.

sultaniyegah

@reyhann

Yalnız bir çocuktur Meryem. Kendisinden utanan ve topluma dahil etmekten korkan bir babası, aynı zamanda kendisi için hayatını bir kulübeye sığdırmış fedakâr bir annesi vardır. Çocuk aklıyla yaptığı bir hata yüzünden annesinin intiharına sebep olur ve o çok sevdiği babası Meryem'i zorla evlendirir. Okul eğitimi almamış, köylü ve kısır olması yüzünden eşinden hakaret ve şiddet görmeye başlar.

Ülkesindeki darbelerle gözünü açar Leyla. Öğretmen bir babası, sosyal bir annesi vardır. İki abisini savaş meydanında, anne ve babasını bir saldırıda kaybeder. Çocuğunu büyütmek zorunda olduğu için Raşit'le evlenmeyi kabul eder ve Meryem'le embağ yani kuma olurlar. Eğitimli, kültürlü, şehirli ve iki çocuk annesi olması Raşit'i memnun etmeye yetmez. Onun da kaderi Meryem'in kaderine bağlanır.

Raşit ise ilk eşini kaybetmiş, tek çocuğu (kendisi o sırada sarhoş olduğu için) suda boğulmuştur. Meryem'le evliliğinde erkek çocuk beklentisi içindedir ama bir kıza bile sahip olamaz. Leyla'yı nikahına almak için Tarık'ın öldüğü yalanını kullanır. Leyla'yı el üstünde tutar, ta ki Azize dünyaya gelene kadar. Azize'den sonra Leyla da Meryem'le aynı kefeye girmiştir. Önceleri güzelliğinden etkilendiği kadından zaman geçtikçe nefret etmeye başlar. Yıllarca öldüresiye döver Leyla'yı. Hiç de utanmadan şikayet eder: ''Ben bir periyle evlendim, ama kendimi bir kocakarıya zincirlenmiş buldum.''

Eğitimli bir kadının da, cahil bir kadının da aynı kaderi paylaşabileceğini gösteriyor yazar. Raşit, yuvayı dişi kuş yapar sözünü alt üst ediyor. Birbirine tamamen zıt iki kadının eşi olmasına rağmen ikisinden de memnun olmuyor. Meryem'i sessiz ve cahil oluşuyla, Leyla'yı çok bilmişliğiyle eleştiriyor. Meryem'i çirkin olmasıyla, Leyla'yı güzelliği yüzünden namussuz olmakla suçluyor. Birinde şikayet ettiği özellik diğerinde daha baskın çıkıyor. En kötüsü de kalbinde zerrece Allah korkusu ve merhamet yokken, eşlerine dinin emirlerine uymalarını söylüyor. Kendisi, emanet olarak sahip olduğu kadınlara her türlü zulmü reva görürken, sokakta burka giymelerinin onları koruyacağına inanıyor. Ama burka hiçbir eşin kötülüğünden korumuyor kadını. Erkek çocuğuna her türlü hakkı tanıyan baba, kız çocuğundan dilencilik yapmasını isteyebilecek kadar ileri gidiyor. Asıl cahil, eğitimsiz ve yok olması gereken kendisiyken, kaç kişinin hayatını cehenneme çeviriyor. Doyumsuz erkek nefsinin tüm sınırları zorlayabileceğini, ''koca'' sıfatıyla her hakka sahip olabileceğini sanıyor.

Bu kitap bilindiğinin aksine, Afganistan savaşındaki kadınları anlatmıyor. Öyleyse bile, ben farklı bir noktadan bakıyorum. Her toplumda ve her yüzyılda yaşanan ve yaşanacak olan, kötü evliliklerin hikayesi bu. Küstah, bencil ve cahil bir erkeğin ne kadar ileri gidebileceğinin hikayesi.
Bin Muhteşem Güneş
kitaba 10 verdi
13 beğen · 4 yorum
Zehra (@zehraclk)
Mutlaka okuyacagm bi kitabi.
10.02.18 beğen 1 cevap
Semih (@semih481)
Çok güzel özetlemişsiniz
21.03.18 beğen 1 cevap

Mustafa Kerem

@mustafakerem

Afganistan'da Kadın Olmak...
Tacik Asıllı Afgan Yazar Khaled Hosseini tüm dünyada (The Kite Runner) Uçurtma Avcısı kitabı ile muazzam bir başarı yakalamış, aylarca kitabı en çok satanlar listesinden inmemişti.
Yazarın ikinci kitabı olan Bin Muhteşem Güneş'de dünya çapında Uçurtma Avcısı kitabına yakın bir performans sergiledi.
Uçurtma Avcısı kitabını okuduysanız bu kitabı elinize yüksek bir beklenti ile alıyorsunuz. Yazarın olay örgüsü, duygusal anlatımı, psikolojik tahlilleri bir önceki eserde olduğu gibi gayet başarılı.
Bin Muhteşem Güneş romanında Khaled Hosseini Afganistan'da yaşayan bayanların, toplumsal baskı, ağır savaş koşulları ve dini rejimin dayatmaları arasında nasıl ezildiğini Leyla ve Meryem karakterleri üzerinden anlatmaktadır.
Eserde Afganistan'daki bayanların toplumsal konumunun yanında, Afgan halkını felaketten felakete sürükleyen rejim değişiklikleri de kronolojik olarak gerçeğe yakın bir şekilde okuyucuya sunulmuş.
Romanda Leyla adlı karakterin çocukluğundan yetişkinlik dönemine kadar olan duygusal süreçlerini bir olay örgüsü etrafında yoğun bir duygusal dille anlatan yazar, savaşın insan psikolojisindeki onarılamaz hasarlarına dikkat çekiyor.
Romanı okurken bir an sayfalar arasında tasvir edilen ülke ile ülkemizi kıyaslamadan edemedim.

(Gazi M.Kemal Atatürk'ün Anadoluyu İslamcıların bitmek tükenmek bilmez hırs ve ihtirasları arasından bir takım İnkılaplarla sıyırıp çağdaş toplum düzenine giden yolda ülkeye olması gereken yönü ve vizyonu verdiği için teşekkür etmeden geçemedim.
Gerçekten kendi döneminde çok sert eleştirilere muhatap kalmışsa bile yaptığı devrimin kıymetini bugün Şeriat Kuralları ile yönetilen ülkelere bakınca daha net anlayabiliyoruz.)

Afganistan'da kadınların bir yok denecek kadar kıymetsiz, kölelerden daha da aşağı bir seviyede görülen toplumsal konumları çok iyi tasvir edilmiş.
Leyla ve Meryem aynı ülkenin ortak kaderine sahip iki kadını olmanın yanında Raşit'in eşleri olarak da aynı evde dönemin tüm ezici ve kahredici zorluklarına birlikte göğüs geren iki kader mahkumu diyebiliriz. Zira yaşamış oldukları hayatın normal bir ülkede hapishanelerde yaşayan mahkumlara bile reva görülmediğini kitabı okuduğunuzda tüm gerçekliği ile anlayacaksınız.
Kitabın birbiri ardına akan sayfaları arasında şeriatın elden ele ve dilden dile nasıl farklı yorumlandığını, dinin cahillerin elinde topluma karşı kullanılan ürkütücü bir canavara dönüşmesini hayretle takip ettim.
Khaled Hosseini ikinci kitabı olan bu eserde yine mükemmel bir iş çıkarmış.
Okumamış olan arkadaşlara Uçurtma Avcısı romanından sonra Bin Muhteşem Güneş'i okumalarını tavsiye ederim.
Saygılarımla, Mustafa KEREM.
Bin Muhteşem Güneş
kitaba 8 verdi
8 beğen · 0 yorum

Duygu Hatinoğlu

@duyguhatinoglu

SPOILER
Buyuk bir bilgi birikimiyle yazilmis bir kitap. Siyasi olaylarin insanlarin hayatini nasil etkiledigini cok guzel bir dille anlatmis yazar. Siyasi olaylari okumaktan sikilan bir insan olarak benim icin oldukca surukleyiciydi. Farkli dusuncelerdeki insanlarin fikirlerinin aktarilmasi da guzeldi. Ama bazi yerlerde rasitin konustuklari sanki yazar dusuncelerini aktaramamis da aleade yerlestirmis izlenimi verdi.
Yazarin betimlemelerine de hayran kaldigimi soyleyebilirim. Her satirinda sanki bir film izliyormusum gibi hissettirmeyi basardi.
Meryeminse basta cok daha farkli bir hayati olacagini dusunmustum. Uzuldum de hayatinin boyle bitmesine. Ama bu kadar kotu seylerin oldugu bir ulkede herkesin mutlu sona kavusmasi kitabin gercekciligini yitirip basit bir kitap olmasina yol acardi.
Leylanin azizeyi dilendirmemek icin canini ortaya koyusu , rasitin sirf pilavi begenmedi diye meryemin agzina cakillari doldurup zorla cignettirmesi ve meryemin dislerinin kirilmasi, meryemin olume korkarak ama bir o kadar da gururla gidisi beni en cok etkileyen yerler olmustur. Yine hem lleyla hem meryem burka giymek istememesine ragmen burkanin icinde kendilerini rahat hissetmeleri... sanki kendi ayiplariymis gibi sanki utanmalari saklanmalari gereken onlarmis gibi... bunun gibi bir cok yer beni oldukca etkiledi.
Kitapta beni en cok rahatsiz eden seyse yazarin 14 yasinda evliligu yadirgama niyetinin oldukca yetersiz kalmasiydi. Bunu cok daha sert bir dille kaleme almasi gerektigini dusunuyorum. Hele kitabin sonuna dogru meryemin celilin yaptigi aslinda o kadar da kotu degildi dusuncesi beni cileden cikartti. Olume gururla yuruyen bir kadinda boyle bir gurursuzluk tezat dustu.
Her ne kadar uzatmadan anlatsa da 14 yasinda bi cocugun kendinden 30 yas buyuk biriyle iliskiye girip yazarin buna da kayitsiz kalmasi beni romandan itti. Bu eksiklikten oturu kitap beni aglatmaktan cok sinirlendirdi.
Tarikla leylanin aski da oldukca yavan kalmisti. Alelacele yazilmis bir ask gibi hissettirdi bana. Yasadiklarinin etkisini birbirlerine tutunuslarini goremedim romanda. Yine ayni sekilde nananin intihari da kisa ve ozensiz yazilmisti. Kitap boyunca rasit ve celilin bile dusuncelerini ogrenirken nanayi hic taniyamadik.
Sonlarda amerikanin ozgurluk getirmesine inanmasi da acinasi bir durum. Acaba farkindalik ivin degil de amerikayi yuveltmek icin mi yazildi bu kitap diye dusunmekten kendimi alamadim.
Sonucta okudugum en guzel kitap degildi tabiki ama okunmasi gereken kitaplar arasinda bence.
Bin Muhteşem Güneş
kitaba 8 verdi
3 beğen · 0 yorum

Hatice Yücel

@haticeyucel505

Savaş zamanında herkes acı üzüntü yokluk çekiyor ama en acı kısımları çocuklara ve kadınlara kalıyor. Çünkü onların ruhlarında iyileşemez kabuk bağlayan yaralar bırakıyor. Meryem haftada bir günde gelse onun en değerlisiydi annesi ne derse desin babası özeldi çok seviyordu dünyalara değişmezdi öyle özel hissettiriyorduki kendisini babası o kadar çok seviyordu celili sonra babasının diğer eşleri ve kardeşleri baba pek bahsetmezdi ama anne anlatırdı hayata daha gerçekçi bakması için meryeme ve derdi ki baban seni çok sevdiğinden değil sadece suçunu affettirmek için geliyor yoksa bizi böyle bir yerde yaşatmazdı. Bir gün kardeşlerini görmek istediğini ve yarın kendisini almaya gelmesini istedi ama babası gelmedi ertesi gün meryem kalktı babasının evine gitti evde olduğu halde eve almadı o an anladı hayatın göründüğü gibi olmadığını meryem ama çok geç kalmıştı o günden sonra annesiz hayata tutunmak zorunda kalmanın ne demek olduğunu öğrenecekti. sonra baba evi ve hiç istemediği evlilik ve üstüne kuma gelişi leyla istiyormuydu kuma olmayı raşiti evliliği ellbette okuyup avukat yada doktor olacaktı ama ansızın kimsesiz kalıvermişti savaşın ortasında hem de sevdiceğinden bir parçayla kendisi için değil ama tarığın anısını yaşatmak için yaşamak zorundaydı. meryem istemedi haklıydı ama sonuçta anne kız gibi oldular ve neleri göze almadılar ki İki kız çocuğu ve çocuk yaşta gelin oluşları ve dinin onlar üzerinden sömürülmesi ve şiddet kadın olmak suçmuş gibi onlar yokmuş gibi davranılması erkeklerin kendi hatalarının bedelinin onlara yükletilmesinin romanı Afganistanın yakın tarihin roman olarak bir Afganlının kaleminden yansıtılması okunası romanlardan Zaman Zaman şiddetin bu kadarı olamaz olamamalı dedirten bir roman
Bin Muhteşem Güneş
kitaba 4 verdi
3 beğen · 0 yorum

Ramazanovaa_._

@ramazanovaa

Nə qədər fikirləşsəmdə kitabi ifadə edəcək söz tapanmiram.Tapsamda çooox az qalir...
Hadisələr realliği ilə ifadəsi heç bu haqda anlayişi olmayan və xəyal gücü zəif olan insanlarda belə göz önünə gətirə biləcək qədər xüsusi vurğulanib zənnimcə...
Kitabin adi kimi möhtəşəm idi hər şey... və qat_qat üstü idi...

Oxumamişdan əvvəl təsirinə düşəcəyimi və sonda ağlayacağimi demişdilər... əslində elədə oldu ancağ sonda təkcə deyil bir çox yerində gözlərim dolmuş və qəribə olmuşdum...
Əvvəlcə Cəlilə qarşi rəğbətim vardisa həqiqət və Nananin intiharinda sarsilmiw oldum... Məryəmin xoşbəxtliyinə sevindiyim anda olanlar kitab həqiqətən.möhtəşəm.idi düşüncələrimdən tam fərqli idi hadisələr...

Leyla və Tariqin uşaqca olan.sevgiləri gözəl olsada Babinin insanliğina heyran. idim...Hələ kitablarini aparmamağ təlaşi olan hissə.. Tariqin.ölüm xəbəri =/ inanmişdim hətta özüm sevdiyimi itirsəm.necə olardim =(
Ancağ qarşisinda görəndə sevindim və başa qayidib gizli pərdəni axtarmağa ćalişsamda tapanmadim....

Rəşid nə qədər pis olsada ölümu və Məryəmin adlandirdiği " azadliq "

Məryəmin.ölümûnə inanmirdim Leyla deyən.kimi " o hər zaman mənimlədir , hər yerdədir və əsasi ürəyimdədir....



Müharibə nəticəsinde yox.olan.arzular və yenədə kitab oxumağin.aci olsada xoşbəxt sonluğu....



Niyə belə gec oxumuşam axi ((( çoooox çoooooooox sevdim.kitabi həmdə laaaaap ćooooox
Bin Muhteşem Güneş
kitaba 10 verdi
9 beğen · 1 yorum
İlayda Küçük (@ilaydakucuk19)
[silindi]
19.06.18 beğen cevap

Bin Muhteşem Güneş - S41

Sonra bir çift el onu koltuk altlarından yakalayıp havaya kaldırdı.
Nakun tarafından eklenmiştir.

Mehmet Ali Nalbant

@mehmetalinalbant

"Pusulanın hep kuzeyi gösteren ibresi gibi,bir erkeğin suçlayan parmağı da daima bir kadını gösterir."
Bin Muhteşem Güneş
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
43 beğen · 0 yorum

Tokmakan ♌️

@tokmakan

"Sırrını rüzgara fısıldarsan,
Ağaçlara söylediği için onu suçlayamazsın.."
Bin Muhteşem Güneş
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
22 beğen · 0 yorum

Nazangül

@nazangul

Bu kentin ne çatısını aydınlatan aylarını sayabilirsin, Ne de duvarlarının gerisine gizlenen bin muhteşem güneşi”.
Bin Muhteşem Güneş
kitaba puan vermedi, inceleme ekledi.
18 beğen · 0 yorum

Hakan Yetişen

@hakanyetisen

'' .. Geldiğim yerde, bir kadının yüzü sadece kocasını ilgilendirir. ''

sy. 74
Bin Muhteşem Güneş
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
18 beğen · 0 yorum

Nakun

@nurdan

Onsuz geçirebileceğim onca zaman. O zaman nefes alamıyorum; sanki biri kalbimin üstünde tepiniyor. Elim ayağım tutmaz oluyor. Öyle bitap düşüyorum ki, bir yere yığılıp kalmak istiyorum.
Bin Muhteşem Güneş
kitaba 10 verdi, inceleme ekledi.
15 beğen · 0 yorum
315
KİTAP
En Sürükleyici Kitaplar
Yemek yemek, uyumak gibi doğal ihtiyaçlarını unutmana sebep olacak en sürükleyici kitaplar bu listede! Sen de en sürükleyici ...
145
KİTAP
Tüm Zamanların En İyi Kitapları
Hem okurların hem de yazarların büyük bir kısmı tarafından başarılı bulunmuş, kitap tavsiyesi istendiğinde akla ilk gelen, tü...
11
KİTAP
Hayatı Öğreten Kitaplar
Bazı kitaplar, daha önce farkına varamadığımız ya da haberdar olmadığımız hayatlarla tanıştırır bizleri. Gerçek hayatı öğreti...
432
KİTAP
Hiç Unutamayacağım Dediğimiz Kitaplar
Bittiğine üzüldüğümüz, hayatımızda derin izler bırakan unutamayacağımız kitapları paylaşıyoruz....
394
KİTAP
Bir Nefeste Okunan Kitaplar
Elinden düşüremeyeceğin, bir solukta okuyacağın en sürükleyici kitapları bu listede bulabilirsin. Sen de en sürükleyici buldu...

Irem USTA

@iremusta

"Sırrını rüzgara fısıldarsan, ağaçlara söylediği için suçlayamazsın."
Bin Muhteşem Güneş
kitaba 9 verdi, inceleme eklemedi.
13 beğeni · 0 yorum

Öznur Zengin

@oznurzengin

Sırrını rüzgara fısıldarsan,
Ağaçlara söylediği için onu suçlayamazsın
Bin Muhteşem Güneş
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
7 beğeni · 0 yorum

katilinellerinde

@katilinellerinde

Başlıyorum...

"Pusulanın hep kuzeyi gösteren ibresi gibi,bir erkeğin
suçlayan parmağı da daima ,mutlaka bir kadını gösterir.Her zaman.Bunu hiç unutma
Bin Muhteşem Güneş
kitaba 9 verdi, inceleme eklemedi.
9 beğeni · 1 yorum

Yonca

@kitapokumakhuzurverir

Khaled Hosseini
Khaled Hosseini
Silahla egonun evliliğinden hayır gelmez.

Khaled Hosseini / Bin Muhteşem Güneş
Bin Muhteşem Güneş
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
4 beğeni · 0 yorum