ara

Nar Ağacı

Sen Öyle Çağırmasan Ben Böyle Gelmezdim -

Nar Ağacı Konusu ve Özeti

Nar Ağacı
Nar Ağacı, Nazan Bekiroğlu'nun kaleme aldığı tarihi kurgu romanıdır. Kitapta Balkan Savaşı ile Birinci Dünya Savaşı arasında geçen süre içinde, dönemin zor koşulları altında yaşanan hayatlara ve anlatılmaya değer aşk hikayelerine yer veriliyor.
Yayınevi: Timaş Yayınları
ISBN: 9786050807073
Sayfa: 536 sayfa
Basım Tarihi: 2012
Nazan Bekiroğlu'ndan Trabzon-Tebriz-Tiflis-Batum-İstanbul hattında geçen muhteşem bir roman.

Balkan Savaşı döneminde başlayıp I. Dünya Savaşı'na uzanan bir öykü...

Trabzon'dan ve Tebriz'den doğup birbirlerine doğru yol alan iki hayat; önce deli akan sonra durgunlaşan iki ırmak... Aslında çok ırmak... Tebriz'in en büyük, en asil halı tüccarının deli fişek oğlu Settarhan ve Trabzonlu inci tanesi Zehra...
Ateşin bakışlı ateşin duruşlu; ırmağını kendi bildiğince alev ateş akıtmayı seçen bir genç kız Azam. Adı ne aşk ne de dostluk olan bir duyguyla Settarhan'ın ırmağına dolanan Batumlu kitapçı Sophia. Acıyla yoğrulan, yoğruldukça durulaşan, kendi varlıklarını sevdiklerinin varlığında eriten Büyükhanım ve Hacıbey...
Ve hep kendi içine doğru akan, kendi ırmağını gencecik yaşta milleti için kurutan, Trabzon'un "kırık kafiyesi" İsmail, ah İsmail...

İki büyük savaşın savurup yeniden şekillendirdiği hayatlar, muhaceret, mücadele, kader, farklı inançların aktığı ortak zemin, üç ülke ve üç sevda Nazan Bekiroğlu'nun mürekkebi aşk olan kaleminde buluştu. "Nar Ağacı" hayal kadar zengin, roman kadar güzel, tarih kadar gerçek bir hikâye… İncelikle işlenmiş karakterleri, son derece zengin detayları ve dönemi anlatmadaki maharetiyle okuyanı çarpacak ve yıllarca unutulmayacak bir kitap...

Nazan Bekiroğlu yine mükemmel bir iş çıkartıyor ve Balkan savaşı ile Birinci Dünya Savaşı arasında birbirinden farklı noktalarda tarihin sayfalarında güzel aşk hikayelerini bize sunuyor.

Trabzon, Tebriz, Tiflis, Batum ve İstanbul'da geçen Nar Ağacı romanı ile tarihte bir yolculuğa çıkıyorsunuz ve o zamanın şartlarında iki savaş ile dağılıp bir araya gelen hayatları adeta yaşıyorsunuz.

Aşk romanlarını sevenler için kaçırılmaması gereken romanlardan biri adeta. Bir de tarihin gizemli sayfalarında dolaşmak da hoşunuza gidiyorsa bir oturuşta okuyup bitirebileceğiniz kadar kısa olan uzun bir roman sizi bekliyor demektir.

Nazan Bekiroğlu’nun Nar Ağacı romanı Trabzon, Tebriz, Tiflis, Batum, Bakü ve İstanbul hakkında geçen mükemmel bir hikaye sunuyor.

Otuz yıl önce postaya verilen mektup dedesinin ölümünün ikinci gününde gelir. Mektupda sadece selam ve adres vardır. Frasçadan Türkçeye çevrilir. Taht-ı Sülayman’dan gelir. Dedesini ve büyük annesini araştırmaya karar verir torunu. Tebriz’e gider ve adresi bulur. Doksana merdiven dayamış bu ihtiyar kalkıp torunu ile Meşhed yollarına düştüğü gibi hem geçmişi hem de bugünü gayet iyi hatırlıyordur. Beyzat amcaya fotoğraflar ve dedesinin hikayesini sorar. Ne olmuştu da Tebriz’li tacir yerini yurdunu terk etmişti, evinden ocağından anasından atasından kopmuştu.

Dedesi Setterhan halı ticareti yapan bir aileden gelir. Taht-ı Suleyman’dan her nasılsa gökten düşen elma gibi Trabzon’a düşüvermişti dedesinin hikayesi. O Tebriz – Batum – Tiflis hattında halı ticareti yapan bir tacirdir. Settarhan, Azam adında bir halı dokuyucu kıza aşık olur. Babası bunu anlar ama önce Yezde gitmesi ve halıları kendi elleri ile teslim etmesi gerektiğini söyler ve dönüşte nişan yapacaklarına söz verir. Azam’ın bunlardan haberi yoktur.

Halıları teslim eder fakat Zerdüst ağasının halısı kalır. Zerdüst ağasının evine vardığında onu oğlu Piruz karşılar. Zerdüst ağasının cenazesi vardır ama Piruz Serttahanı misafir eder ve ikisi çok iyi arkadaş olurlar. Serttahan Piruzu Taht-ı Suleyman’a davet eder. Piruz daveti kabul eder ve gelir. Serttahan arkadaşına dokuma tezgahlarını gösterir. O anda Piruz Azam’a, Azam da Piruz’a aşık olur ve ikisi birlikte Tah-ı Suleyman’dan kaçarlar. Serttahan ikisini de öldürmesi gerekir yoksa orasını tamamen terk etmesi gerekir. O ikinciyi seçer ve Batum’a gider. Batum’da iken Bolşevik ihtilali patlar ve bir daha Tebriz’e dönemez. Burada arkadaşları olan Safia ve Vasili bulur. En iyi yaptığı iş olan halıcıkta iş bulamayınca Sofia’nın yanında kitapçıda çalışmaya başlar. Sofia ile çok iyi arkadaş olurlar ve birbirlerine her konuda yardımcı olurlar.

Bu sırada Vasili askere gider ve ihtilal olur. Serttahan işinden eve dönerken çeteler tarafından tutuklanır. İhtilal olduktan sonra ortalık karışır ve Vasılı Serttahan’a kaçmasında yardımcı olur fakat Sofia’ya yardım edemezler. Serttahan bir tekneye binerek Trabzon’a gelir. Serttahan burada çaycılığı öğrenir ve para kazandıktan sonra İstanbul’a gitmeye karar verir. Çay ocağında çalışırken birgün çay ocağının sahibi onu Zehra ile tanıştırır. İkisi de birbirine aşık olurlar. Serttahan Zehra’ya İstanbul’a gitmeyi önerir fakat o bunu kabul etmez. Bunun üzerine Serttahan Trabzon’da kalır.

Zehra’yı ve kardeşini ananesi ve dedesi büyütmüştür. Ananesine herkes büyük hanım diye hitap eder. Zehra resim yapmayı sevdiği için ona özel resim hocası tutulur. Kardeşi İsmail ise liseyi bitirir ve askere gider. 1 Ekim 1912’de Balkan Harbi seferberliği ilan edilir. Savaş Trabzon’a kadar genişler ve Rus ordusu Karadeniz kıyısında saldırmadık liman, bombalamadık iskele bırakmamıştır. Bunun üzerine Büyük Hanım Zehra ve yardımcısını alarak Samsun’un yolunu tutar. Hacıbey ise sakat bacağı nedeni ile geride kalmak zorunda kalır. Samsun’dan da bir süre sonra İstanbul’a geçerler. Bolşevik ihtilali ile bütün birlikler geri çağrılır ve böylece Trabzon kurtulur. Bunun üzerine Trabzon’a doğru yola koyulurlar.

Trabzon’a vardıklarında evlerine koşarlar fakat ev bıraktığı gibi değildir. Nar ağacı dalları bahçe duvarına sarkmıştır. Fakat onların tek istediği Hacı beyin sesini işitebilmektir. Onun tahta bacağının sesini işitmekten daha büyük bir armağan olamazdı. Hacı beyi görünce hemen yanına koşup bacağının dibine yığılır. Ertesi sabah nar ağacının kesik gövdesine acıyla baktı.
Nar Ağacı kitabı Tüm Zamanların En Çok Satan Kitapları listesinde yer almaktadır.

1234

@ercandurak

Trabzon'da yaşayan biri olarak keyifle okudum, Trabzon-Tebriz-Tiflis-Batum-İstanbul da geçen bölümlerden oluşan bir aşk romanı. Bence okunmalıdır. Kitaptan bir bölüm size :
"…. Setterhan üç gündür Azam’ı görmüyordu. Pirruz geldi geleli sofralar harem ve Enderun için ayrı ayrı kurulmaya başlamış, Azam avluda, havuz başında oturmamaya, olur olmaz ortalıkta görünmemeye dikkat etmişti. Şimdi Piruz’a halı tezgâhlarını, atölyeleri göstermek isterken Setterhan’ın asıl gayesi Azam’ı görmekti.
Evde, hareme yabancı bir erkeğin gözü bile değemezdi. Ama siparişlerini başka ağızlara emanet etmek istemeyen, halısının gidişatını kendi gözleriyle görmek isteyen müşterilere açık bir muafiyet alanıydı atölye. Kızlar, bu tür iş ziyaretlerine, kaprislere, siparişlerini yarı yolda değiştirenlere kısacası erkek ziyaretçilere alışkınlardı.
Firdevs Usta halı tezgâhlarının arasında kedi gibi sessizce dolaşıyordu. Ayak seslerini işitmek mümkün değildi ama elindeki sopanın kızların ellerine inmesi an meselesiydi. Bu tezgâhların her gün dinlemeye alışık olduğu artık ezberlenmiş emirlerini yağdırıyordu bu sabah da.
“Kirtici o kadar set vurma, sırayı ezeceksin!”
“Atkı ipini germe, halının belini bükeceksin.”
“Kızlar! Kimse kimsenin halısından hav kesmesin. Hele kimse kimsenin yerine düğüm atmasın.”
O sırada hizmetkârlardan biri Setterhan’ın misafiriyle geldiğini haber verdi. Kızlar kendilerine henüz çekidüzen vermişlerdi ki o ikisi içeri girdi. Ama ne giriş! Atölye ışığa boğulmuştu sanki. Setterhan için Züleyha olmaya çoktan razıydı kızların hepsi lakin bu defa şu ikisinden hangisi Yusuf’tur, işte bunu içlerinden hiçbiri kestiremedi. Bakışları düğümlerde olsa bile akılları Setterhan’dan Piruz’a, Piruz’dan Setterhan’a gitti geldi. Hele şu yabancı, ne olur kaldırıp başını bir kez nazar etseydi. Ama onun halılara dikilmiş gözü, dokuyan ellere kaymıyordu bile.
Setterhan gururla baktı Piruz’a. Tokmak sesi, makas şıkırtısı, yün kokusu, hav tozu; atölye buydu işte. Buydu dünyanın en güzel halılarının evvel dünyası. Bir başka kapı açıldı, aynı. Bir başka kapının ardında ise Azam vardı. Sırtı kapıya dönük, düğüm atmakla meşgul, elleri hızla gidip geliyordu. Duvara yaslandı Setterhan, kalbi yerinden neredeyse çıkacakken Piruz’u unutmuştu.
Neden sonra, “Sana getirdiğim halı bu tezgâhta dokundu” diyebildi. Sesi kuyuların dibinden yankılanıyor gibi boğulmuştu ve Setterhan’a öyle geldi ki sanki Piruz, orada bulunan diğer kızlar, arkalarından gelen Firdevs Usta her şeyi, onun Azam’a duyduğu aşkı anlamış ve hepsi de gözlerini dikmiş kendisine bakıyorlardı. Piruz’a baktı usulca.
Oysa Piruz, Setterhan’ın yüzüne değil bambaşka bir yere bakıyordu.
Piruz onun ellerini gördü önce, başparmağının elinin ayasıyla birleştiği yerdeki kara ben’i. Halının çözgülerini ayırıyor, elini bileğine kadar, gergin iplerin arasından geçirdikten sonra hızla geri çekerek çabucak düğüm atıyordu ipten bir perdenin ardında bileklerine kadar kaybolan, sonra göz açıp kapayıncaya kadar Yed-i Beyza gibi yeniden ortaya çıkarak parıldayan bu eller mavi yeleli bir atın toynaklarını işliyordu. Ön sağ ayağını kaldırmış atların, bordüründe dizi dizi uzayıp gittiği bir taban halısıydı ördüğü ve Azam, ayak seslerini işittiğinde başını yarı geri çevirip kapıya doğru bakmıştı.
Azam başını kaldırıp geri baktığında Piruz bir yüz gördü bu defa. Sonra bir çift gözün derinliğini, aydınlığını, karanlığını, küstahlığını, itaatini, asiliğini, asaletini, şefkatini, zalimliğini, merhametini, efendiliğini ve köleliğini. Çocukluğunu ve kadınlığını. Kalbine kızgın bir demir çubuk saplanmış gibi sarsıldı. Bu gözleri daha görmeden onların ördüklerini görmüş, bu gözlerin nasıl kör olmadığını merak etmişti. Yezd’deki son gece “Bu halıyı böyle ören gözle kör olmaz mı?” diye sorduğunda Setterhan’ın verdiği cevabı hatırladı. Haklıydı Setterhan cevabında, yerden göğe kadar haklıydı. Bu gözler kör değildi ama bir kez daha böyle bakarsa Piruz’a kör edebilirdi.
Bu körlüğe sorgusuz sualsiz düşüverdi Piruz. Kendisine bir şey olduğunu, bir şeyin ona isabet ettiğini anladığında üzerinde an bile geçmemişti. Ama sanki asırlardan beri hep öyleydi. Aşkın sebebi yok zamanı var. An geldi.
Halı tezgahın başında dikilip kaldı Piruz. Bir başka bakışla baktı Azam’a. Masum değildi bu bakış, o gözle baktı. Kaçırmadı bakışlarını. Alıcı gözle baktı.
Aşk bir cürmün başlangıcı, ihlaller mukaddimesi, hak iddiası. Hepsini göze aldı.
Görmemesi gerekeni görmüştü Piruz. Şimdi kör olacaktı.
Azam’sa başını kaldırdı ve omuz hizasında dikilerek büyülenmiş gibi kendisine bakan Piruz’a baktı önce; sonra da “Onu buraya neden getirdin” der gibi, aynı büyünün içinde kendisini seyreden Setterhan’a. Başından gölge salan bu iki ağaca ayrı ayrı bir daha baktı.
Bu bakışla her ikisine de, “Şimdi ve bundan sonra olacaklardan ben sorumlu değilim” diyordu.
Setterhan ve Piruz Yezd’de çöl ile gök gibi bulmuşlardı birbirlerini; aralarında bir yağmur eksikti hani. Yağmur geldi ama yağmurdan çok ateş gibiydi.
Azam’ın, dünyalar yıkmak için bir şey yapmasına gerek yoktu, sadece var olması, sadece kaldırıp başını bakması yeterliydi. Ama bu kez yıktığı dünyalardan birinin altında kendisi de kaldı. Yaktığı ateşte kendisi de yandı. Harem tarafında günledir Mecusi misafirin iyiliği güzelliği, gelmişi geçmişi, memleketi ailesi hakkında binbir türlü tevatür dolaşıyordu. Ateşprestti!. Gözleri karardı Azam’ın. Bir ateş topu düşmüştü ortaya. Yangın çıkacaktı.
Bakışlarını hemencecik halısına indirdi. Fakat o anda mavi yeleli atın adımlarını bağlayan ilk düğümü yanlış attı. İki ilme yolunu şaştı, sarhoş bir atın adımları gibi bu ayaklar birbirine dolaştı. Buncacık kusuru halı bittikten sonra bile kimseler fark edemez, bir tek Azam bilebilirdi. Ama halıların dilinden hiç anlamayan Piruz fark etmişti. Aralarındaki ilk sır sarhoş atın adımlarından ibaret kaldı. Yanlış atılmış bir ilme onları birbirine bağladı. Öyle kaviydi ki bu düğüm bundan böyle biri “Gel!” dese öbürü anında koşacaktı. Biri “Gel!” demese öbürü çağıracaktı..."
Nar Ağacı
kitaba 8 verdi
14 beğen · 0 yorum

Murat Ciman

@MuratCiman

Nazan Bekiroğlu - Nar Ağacı

Bu hikaye görünürde yazarın dedesinin nasıl olup da Tebriz'den gelip Trabzona yerleştiğini ve burada yazarın anneannesiyle tanıştığını ve bu serüvendeki duraklarını anlatır. Fakat aslında hiç de yazarın hikayesi değildir.Sahibi benim,sensin, benim dedem, senin ninen,benim büyük annem.Bu toprakların tozunu toprağını kullanarak aşkla mayalanmış gönül denen teknede, kabarmış taşmış bir hikaye öyle ki dolmuş bütün yüreklere.
İskeletini aşk oluşturuyor,evet. Setterhan'ın yüreğine gömülen de aşk, Sofya'nın yüreğine gömülen de.En nihayetinde Zehre'nın yüreğine atılacak köprüler de aşk. Ama nedir iskelet? Vücudun ayakta durmasını sağlayan iskeletse onu sarıp sarmalayan deridir, yaşamın devamı için çalışanlar organlardır, ve en mühimi kalptir. Ve bana göre Setterhan bu romanın iskeleti olabilir evet ama romanı vücuda bürüyen, iskeleti sağlamlaştıran, dolduran ve en mühimi ona kalp olan şey yazarın o müthiş anlatımı ile savaşın hallerinin anlatıldığı bölümlerdir. Savaşı ve savaşın yakıp yıktığı hayalleri, kırıp döktüğü haneleri, silip süpürdüğü umutları, bir darbe ile devirdiği o yiğit delikanlıları, masum güzel kızları anlatır. Ve sanki masumiyet bile o kızlarla birlikte ölüp gitmiş gibidir.
Setterhan'ın Azam'a olan aşkı, Piruz'un arkasından bir hikaye geleceği, Sofya ile yaşadıkları ve hatta Zehra ile nasıl olup da birleşecekleri merak konusuydu ve akıcı bir şekilde okuttu kitap kendini. Azam'da Tebriz'i, Piruz'da eski inançları, Sofya'da Batum'u, Rusya'yı ve Zehra'da Anadolu'yu sermiş önümüze ve bir öğretmen edasında anlatıyordu yazar. Öyle bir sunum ki ortaya çıkan, kitap bir eser değil; her bir kelamı her bir cümlesi sanat eseri. Sanki bütün kelimeler seçilip cımbızla yerleştirilmiş, sanki her bir cümle için ayrı bir fırça kullanılmış. Aynı yemek tarifi kullanıldığı halde tutturulamayan yemekler gibi herkes tarih anlatmıştı bize evet ama bu tadı tutturan çok azdı. Annenin "eli değmesi" gibi bir şeydi bu ve bu kitabı da Nazan Bekiroğlu dokunuşu böyle etkileyici kılmıştı. Şahsen ben daha önce yaşamışımdır, usta tarihçi diye kitabını alıp da bir türlü bitiremediğim, "Olmaz bu kitabı okumalıyım" deyip de kaç defa tekrar başlayıp yine yarım bıraktığım...Ne çılgın günler! Benim için sanatsız, düz anlatımlı bir kitap kurak bir toprak gibidir, kitap dediğinde dal dal açmalı çiçek, bağ bağ olmalı üzüm, serin serin esmeli çam ağaçları..Fakat şunu da söylemeliyim ki betimlemelerden hoşlanmıyorsan, sözlerin fazla süslenmesini sevmiyorsan işte o zaman bu kitap sana bitmeyecekmiş gibi, çok yavaş ilerliyormuş gibi gelebilir ki öyle bile gelse bırakma çünkü öyle kapılar açılıyor ki kitapta ardı ardına,yavaş yavaş çıktığın bu gezintiyi koşa koşa bitirdiğini fark edeceksin.Açılan her kapının ardına ayrı bir hikaye, ayrı bir hüzün, ayrı bir tasa...
Karakterlerden de bahsetmek lazım kısaca ancak karakterlerin her biri öyle güçlü ki hepsi ayrı ayrı bağımsızlığını ilan etmiş durumda; hepsinin küfesinde öyle yükler var ki ne bir gram az gelir diğerinden ne bir gram fazla...Bir ara " Yazar neden bunu iki kitap haline çıkarmadı" diye düşündüm.Zehra ile Setterhan'ı o bahçede bıraktım ya yetmedi bana; ırmaklar buldu birbirini birleşti ya nereye akar bundan sonra nasıl coşar bilmek istedim. Zehra ile Setterhan'ın bahçe kapısını kapattım aralamak için başka kapıları.Dedim ya her kapının ardında başka karakterler, başka hikayeler ar ve de öylesine sahici ki..Olur ya bazen bazı roman karakterlerini sorgularız, sonuçta bir kurgudur ancak mantık hataları gözüne batar.Bu kitap da mantık hatası bulmak çok zor.Zaten hikayeye kendini öyle kaptırıyorsun ki aramak da aklına gelmiyor.
Aralıyorum başka bir kapıyı Piruz'u görüyorum, bir başkasında Mirza Han,Sofya...Fakat sonunda yazar bizi öyle bir kapının önüne getiriyor ki, kapı aralandığında taşan yükler oturuyor yüreğime bir karabasan gibi...Bu kapının ardında savaşın en çıplak en acımasız hali var..Hacıbey o evde kaldı ya bir başına orada tutuşmaya başladı ruhum, öyle gerçekti ki Siranuş, Anuş sanki ben de oradaydım.
"Bir de" diye seslendi "Sıcak ekmek içini çok sever.Unutmayın.Bir de ağlar da susmazsa şekerli su yapın.Bir de ateşi yükselirse...Bir de hıçkırığı tutarsa..."
Nar Ağacı
kitaba 10 verdi
2 beğen · 0 yorum

Vildan Yılmaz

@vildanyilmaz1

Nar Ağacı benim kapıma doğum günümde geldi. Kalın kitaplardan hiç korkmamışımdır ama daha önce hakkında hiçbir şey okumadığım bir yazarın ilk kitabı olarak daha kısa bir şeyler tercih ederdim herhalde. Kitap bir süre rafta dururken ben en sonunda Nazan Bekiroğlu ile tanışayım artık dedim ve elime aldım kitabı. Daha ilk bölümde ben bu kadını neden daha önce okumadım dedim kendime.

Ben gezdim Trabzon sokaklarında, nar ağacına baktım, kestane yedim, Gülbahar Hatun Türbesi’nde ben anlattım derdimi. Benim ailem oldu hepsi ve benim komşularım, sürgün edilen de sürgünden gelen de.

Tebriz'de halı dokudum, at bindim, içim yandı, sürgün edildim. Koca konağa ben sığamadım, ben kapıları dinledim, acıyı görmezden geldim, ihaneti hissettim ve acıyı.

O korkunç savaşı gördüm, ölü bedenlere sığındım. Cennet değil cehennem yokluğundan ben korktum. Dilime tekbir doladım, bu topraklar neler görmüş değil, nasıl dayanmış bu acıya dedim.

Ve beni benden alan kısım: İsmail. Kitabı okuyanlar belki aşk der kitap için ama bende sadece İsmail, kardeş acısı. Soframda misafir ettiğim şair İsmail, Trabzon’dan gönüllü asker İsmail, Zehra’nın yarısı İsmail, Kırık Kafiyesi ile ellerimi ve yüreğimi yakan İsmail. İsmail ateş oldu ve İsmail’in ateşi geri kalan bütün sayfaları yaktı bende.

Ve sondaki kavuşma anı Setterhan’ın Zehra’ya gelişi, Zehra’nın Setterhan’a. Yaradan ve acıdan meydana gelen aşk. Ama benim aklımda hala İsmail ve gördüklerinde, kulağımda sesi: “Bazılarının hesabı rûz-ı mahşerde ne kadar ağır görülecek Zehra.” Ve yerde nar ağacının kesilmiş dalları.
Nar Ağacı
kitaba 10 verdi
5 beğen · 0 yorum

A.ÇALIK

@acalik

Tarihte bir yolculuk...
Nar Ağacı, Nazan Bekiroğlu'ndan okuduğum ilk romandı. Ama son olmayacak gibi görünüyor. Zira bu bitmeden başka kitaplarını sipariş etmiştim bile. Yazarın anlatımını çok beğendim. Okuyucuyu alıp götüren bir dili var. Ve ben, bu alıp başımı gitmeleri, başka romanlarında da tekrar yaşamayı ümit ediyorum.
Romanda konu alınan dönem; Balkan Harbi ile Birinci Dünya Harbi zamanları... Tarihimizin belki de en çok ışık tutulması gereken, gençlerin en çok bilinçlendirilmesi gereken dönemi. Zira bu dönemi iyi analiz eden birinin günümüzü yorumlaması da daha kolay ve mesnetli olacaktır. Diyeceksiniz ki roman bu, tarih kitabı değil. Haklısınız ama yazarımız öyle portreler ve manzaralar işliyor ki; Yeri geliyor Balkan Harbi'ne gönüllü asker olarak yollara düşenlerden biriymiş gibi hissediyorsunuz, yeri geliyor muhacirlerin yardımına koşan gençlerden biri oluveriyorsunuz. Bu nedenle de kendinizi kitabı bırakıp tarihi araştırmalar yaparken bulabiliyorsunuz.
Tüm bunların ötesinde, kahramanlarımızın güçlü karakterleri öyle ince nakşedilmiş ki kitabı okuduğunuz dönemde Settarhan ya da Zehra çıkıp gelse karşınıza dikilse; "Hoş geldin" diyecek kadar benimsiyorsunuz.
Anlatılan hikayenin saflığı, detaylarının muhteşemliği ve karakterlerin mağrurluğu birleşince kocaman bir billur köşk oluyor size.
Yani kısaca okunmasını kesinlikle tavsiye ederim. Şimdiden iyi okumalar diliyorum...
Nar Ağacı
kitaba 9 verdi
4 beğen · 0 yorum

Zahide Ç.

@zahidec

Nazan Bekiroğluyla tanışmama vesile oldu Nar Ağacı.Tarihi bilgilerin romanla harmanlandığı bir kitap okumak istedim.O yüzden bu kitabı seçtim.Roman olarak beğensem de tarihi olayların kitaba az dahil edilmesi beni hayal kırıklığına uğrattı.
Hikaye çok güzeldi.Sonu için okunan kitaplardan değil aksine sonu başta belirtilmiş olan türden bir kitaptı.Başta anlatılan Setterhanla Zehranın hikayesini sayfa sayfa yaşadım.Kitabın bu yönü çok hoşuma gitti.Nazan Bekiroğlunun anlatım tarzı ve üslubu da çok hoşuma gitti.Buna rağmen beni rahatsız eden bir şey vardı bu kitapta.Gereksiz yere uzatılan bölümler bunlardan biriydi.Yazarın geçmişten şimdiki zamana döndüğü bölümlerde öyleydi.Bunu yerine bir sadece kitabın başında ve sonunda yaşadığı zamana dönse ve bazı söylemediği noktaları bu bölümlerde söylese çok daha dikkat çekici olurdu.
Beni en çok hayal kırıklığına uğratansa Zehra ve Setterhanın aynı mekanda bulunmamasıydı.Kitap boyunca acaba nasıl kavuşacaklar diye merak edip sonunda böyle bir şey olması tam bir fiyasko.En azından ilk bakışmaları bile anlatılsaydı bana yeter de artardı bile.
Olumsuz düşündüğüm yanları olsa bile okunabilir güzel bir kitaptı.Merak edenlere tavsiye ederim:))
Nar Ağacı
kitaba 8 verdi
3 beğen · 0 yorum

Nar Ağacı - S41

Fakat "evim" diyebileceğim bir ev var, şimdi oraya gideceğim. Büyükannemin baba evine. Mahallesini biliyorum. Ne zaman bu yedi kapılı şehrin Fatih kapısından geçerek sur içine girsek, birkaç sokak ötede annem yerini gösterirdi, "Annemin baba evi burasıydı" diye. Sonunda akşam inerken büyükannemin mahallesine geldim. Deniz yerli yerinde, hayli yıkık olsa bile Fatih'in kapısı da. Öyleyse buralarda bir yerde olmalı. Ama bunca evden hangisi ? Bahçesinde nar dalları sarkan bir evin nefti renkli kapısına sırtımı yaslayıp etrafıma ne kadar bakındıysam da , acı incir kokan sokaklara ne kadar girip çıktıysam da olmadı. Bu kadar yakınına gelsem de hem yerlisi hem yabancısı olduğum bu şehrin Pazarkapı Mahallesi'nde "Eski Ev"i bulamadım. Bulduysam da tanıyamadım. Yanından geçip gitmiş olmalıyım.
Selman Şahin tarafından eklenmiştir.

Nakun

@nurdan

Sen öyle çağırmasan ben böyle gelmezdim.
Ben böyle çağırmasam sen öyle gelmezdin.
Nar Ağacı
kitaba 10 verdi, inceleme ekledi.
30 beğen · 0 yorum

Fadime Eren

@fadimee

Sen öyle çağırmasan ben böyle gelmezdim. Ben böyle çağırmasam sen öyle gelmezdin.
Nar Ağacı
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
19 beğen · 0 yorum

Eduşka

@edaa

İnsan içinden yenilenmeyince dışından eskir.
Nar Ağacı
kitaba 9 verdi, inceleme ekledi.
18 beğen · 0 yorum

sultaniyegah

@reyhann

.. ben kalbiyle yaşayanlar zümresindenim.
Nar Ağacı
kitaba 10 verdi, inceleme ekledi.
17 beğen · 0 yorum

Ahmet Cemil Üçkök

@ahmedcemiluckok

Zaman sana hiç ummadığını ve biriktirmediğini getirir.
Hz.Ömer(ra)
Nar Ağacı
kitaba 10 verdi, inceleme ekledi.
17 beğen · 0 yorum
212
KİTAP
Tüm Zamanların En Çok Satan Kitapları
Aşk, fantastik, polisiye, bilim kurgu ve diğer kitap türlerini kapsayan ve zirveyi kolay kolay kaptırmayan tüm zamanların en ...
756
KİTAP
Okuduğum En Güzel Kitap
Okuduğumuz en güzel kitapları bu listede topluyoruz! Sen de en beğendiğin ve herkese tavsiye etmek istediğin kitapları listey...
84
KİTAP
Aşka İnananların Okuması Gereken En Romantik Kitaplar
Aşkın gücüne inananların ve aşksız yaşayamam diyenlerin mutlaka okuması gereken en romantik kitapları bu listede paylaşıyoruz...
1177
KİTAP
Mutlaka Okunması Gereken Kitaplar
Herkesin mutlaka okuması gereken, kitaplığında bulunması gereken kitaplar listelenmektedir. Sen de mutlaka okunması gerektiği...
246
KİTAP
Okunası ve Tavsiye Edilesi Kitaplar
Satırlarından kopamayacağınız, okumaktan kendinizi alamayacağınız, okuduktan sonra mutlaka bir arkadaşınıza tavsiye edeceğini...

DAVUT SEÇER

@davut38ks

Geçmişi bizim için manalı kılan şey, ona bugünden bakıyor olmamızla alakalıdır. Önemli olan geçmişe sahip cıkılmasıdır.
Nar Ağacı
kitaba 7 verdi, inceleme eklemedi.
12 beğeni · 0 yorum

Bur Cu

@burcua

Elmas'ın sertliği, saflığı'nın da nedenidir. İçine ışıktan başkası girmez ve yansıttığı, aldığından fazlasıdır. Her şeyi kesebildigi halde, hiçbir şey tarafından kesilemez. Bir elmas, ancak bir başka elmas tarafından kesilebilir.

Nazan Bekiroğlu / Nar Ağacı
Nar Ağacı
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
14 beğeni · 0 yorum

Sukûtuhayal

@gece52

Aralık ayına güzel bir başlangıç..

Herkes tarafından bilinen bir kitap olduğunu düşünüyorum,bende ismini çok duymuştum ama şimdiye kadar okumak nasip olmamıştı.Geçenler de kitapçı da gördüm ve aldım okumak ise bugüneymiş.
Nar Ağacı
kitaba 7 verdi, inceleme eklemedi.
35 beğeni · 15 yorum
George Orwel (@liberty)
Nasıl gidiyor. Yorumlanırınz nedir kitap hakkında ki
01.12.17 beğen cevap
Burcu (@bburcu)
Ben de bu kitabı okuyorum, dün başladım ve 364. Sayfadayım. Gerek anlatımı açısından, gerek konusu açısından çok güzel ve sürükleyici bir kitap. Okunması gereken kitaplardan olduğunu düşünüyorum. Keyifli okumalar diliyorum.
01.12.17 beğen cevap
Feyzanur (@vareste)
O taşlar çok güzel, siz mi yaptınız?
02.12.17 beğen 1 cevap

Adisessizlik

@bayansessizlikk

Nar Ağacı
Her şeyin mükemmeline karşı sevk-i tabii içinde akan ruhu ancak kusursuzluklar içinde dinlenebilirdi. Yaradan kusursuz kurmuştu endazesini, yaradılış mükemmeldi. Ama kul kısmı dünyayı eğriltmekle kalmadığı gibi bu eğrilikten dolayı rahatsızlık da duymuyordu.
Nar Ağacı
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
3 beğeni · 0 yorum

Lalhanim

@melikecolakadi

"Bu günün rüzgârında yıkanan mazi gülü" diyordu üstat. Geçmişi bizim için manalı kılan şey, ona bu günden bakıyor olmamızla alakalıydı. Onun bu gün ve yarın için bize vereceği hızdı aslolan...
Nar Ağacı
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
12 beğeni · 0 yorum