up
ara
profil foto

Dokunmak

Dokunmak Konusu ve Özeti

Dokunmak
Yazar:
Yayınevi: Can Yayınları
ISBN: 9789755109688
Sayfa: 124 sayfa Basım Tarihi: 1998
Ahmet Cemal, edebiyatseverlerin yakından tanıdığı bir ad. Deneyimli, usta bir denemeci, usta bir çevirmen. Köşe yazılarıyla da sesini duyuran Ahmet Cemal, şimdi, ilk kez bir başka yönüyle, 'öykücü Ahmet Cemal' olarak çıkıyor karşımıza. Ustalıkla kullandığı Türkçe'yi, yılların edebiyat birikimini, yaşam deneyimini ve elbette ki doğal yazma yeteneğini bu kez öykülerinde kullanmış. Keşke öykü yazmaya daha önce başlasaydı dedirtecek lezzette, ustalıkta öyküler var Dokunmak'ta. Yazar, sıradışı, çarpıcı, ama gerçek konulara çekinmeden el atıyor. Pek çok şeyi göze alarak yüreklice yazıyor. Toplumun genelgeçer kurallarının dışına düşen, ama yadsınmaz bir biçimde de toplumun gerçeği olan kimi konuları, imgelemenin de yardımıyla işliyor. Kitapta on öykü yer alıyor; bunlara bir bütün olarak da bakılabilir. Bütün öyküleri doşan, kiminde az, kiminde belirgin bir biçimde kendini hissettiren temel bir izlek var: insanı insan olarak incelerken, onu bütün zayıflıkları, bütün kusurları ve sapıklıklarıyla ele alırken derin gözlem gücünü de ortaya koyuyor yazar. İnce bir duyarlıkla kurgulanmış bu öyküler, yıllarını edebiyata vermiş bir aydının değişik bir alandaki yeni ürünleri.
Gülşah Sönmez

Gülşah Sönmez

@gulsahsonmez

Dokunmak
Ahmet Cemal’in öykü kitabıdır Dokunmak. Kıyıda Yaşamak adlı otobiyografik romandaki karakterlerden yola çıkarak, yazdığı öyküleri bu kitapta bir araya getirmiş Yazar.

Kitabı okumaya başladıktan sonra, öyküler konuları itibariyle beni sarıverdi. Okudukça okudum, sayfaları çevirdikçe keyif aldım. Yazar’ın şu ana kadar iki kitabını okudum. Her ikisinde de son sayfanın geldiğine inanamadım ve bitmesini istemediğim güzellikteydi ikisi de.

Tamamlanmamış bir yazı, öykü haline getirilmiş ustalıkla. Diğer öykülerdeki konular da yüreğe dokunur nitelikte ve bu yüzden okurun ruhunu doyuruyor. Yazar, cümlelerini farklı kelimelerle süsleyerek gösterişli ifadelere yer vermiyor olsa da, konuşma dilinde kullanılan kelimelerle sade ve akıcı bir üslupla okurun kalbine hitap ediyor. Cümlelerin bir kısmı, üzerinde düşündürüyor, sorgulatıyor. “Yaşamın fotoğrafların dışında kaldığı” fikri, Kıyıda Yaşamak’ta da vardı. Üzerinde düşündüm, yazdım, hala da düşünüyorum.

Kısa ama okurken keyif veren bu öykü kitabını, herkese tavsiye ediyorum. Bir kez okumanın yetmediği cümleler var. İlk okumadan sonraki okumalarda ayrı ayrı haz aldım. Size de keyifli okumalar dilerim.
ataç ikon Dokunmak
kitaba 10 verdi
7 beğen · 0 yorum

Dokunmak - S41

S-41 kitabın 41. sayfasının ilk paragrafıdır. S41 Ekle
tabula rasa

tabula rasa

@tabularasa

O zaman benim de neden hiç fotoğraf çekmediğimi biliyorsun!"

"Biliyorum..."

"Ve neden resim yaptığımı da!

"Evet. Çünkü resim, fotoğraf gibi değil. Fotoğraf gibi yalan söylemeye kalkışmaz. Resim, yaşananların süzülmüş halidir..."

"Şu gördüğün resimlerin hepsi, yaşadıklarımdan bende kalanlar. Belki gerçekte öyle değillerdi, ne kişiler, ne de olaylar... Ama bende nasıl kaldıkları önemli, ve ben onları öyle resmettim. Bu yüzden o resimlerde ‘bir zamanlar...’ deyip geçmişte dondurabileceğim hiçbir şey yok. Onların hepsi, bugün! Oysa fotoğraflar öyle değil. Hepsi de bir daha yaşanması olanaksız anları geçmişin bir yerinde kaskatı dondurmak peşinde. Mezar taşları gibi..."

Sigarasından bir nefes daha aldıktan sonra bana dönüyor.

Yüzü bitkin, ama bir tablo kadar canlı.
ataç ikon Dokunmak
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
8 beğen · 0 yorum
Tiffany

Tiffany

@holly

“Para borcundan değil, insanlık ve sevgi borcundan, öyle borçları ödeyememekten korkmak – bunu da siz mi öğretmiştiniz bana?”
ataç ikon Dokunmak
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
8 beğen · 0 yorum
Tiffany

Tiffany

@holly

“Acaba sonradan ben, yaşamım boyunca paradan nefret etmeyi sizin o ölçüsüz zenginlikteki yüreğinizden mi öğrenmiş oldum? Paranın değerini hiç bilmemeyi bana o sabah siz mi öğretmiştiniz? Siz, yani belki kendi bakkal borçlarınızı bütünüyle temizlemeden bize kira parası veren insan, her şeyi sizden mi öğrendim?”
ataç ikon Dokunmak
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
6 beğen · 0 yorum
Tiffany

Tiffany

@holly

“GİRİTLİ DAYI’NIN SABAH ÇİÇEKLERİ
"Sanat her zaman yalan söylemez mi zaten?" diye sorar Kavafis. "En çok yalan söylediği zaman, en yaratıcı olduğu zaman değil midir?"

Kırda hiç yaşamadığı halde, kırları öven bir şiir yazdığı için sormuştur şair bu soruyu.

Belki de kendini eleştirmek için.

"Bu dizelerimi kurduğumda sanat açısından içtenlikten yoksun muydum? Düşgücüm, sanki kırda yaşıyormuşçasına çalışmıyor muydu?"

Neredeyse yaşamın bütününe de yöneltilebilecek bir soru.

Yani insan: "Hangisi benim gerçek yaşamım? Düşlerimdeki mi, yoksa sabahla akşam arasına sıkışıp kalan zaman parçaları mı?" diye sorup bir kuşku denizinde bocalamaya başladığında, buna bir başka soruyla yanıt getirebilir.

"En yoğun düşlenen yaşam, en gerçek yaşam değil midir?”
ataç ikon Dokunmak
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
6 beğen · 0 yorum
Tiffany

Tiffany

@holly

“şimdi şu asalak satırları yazmamın bir anlamı var mı?

Var.

Çünkü martılar, her zaman omzumuza konmuyorlar.

Dillerinden de her zaman anlamıyoruz.

Alnımızı kavuran ateş nöbetlerini her zaman tuvallerdeki renklerle ya da soylu mermerlerin serinliğiyle geçiremiyoruz.

Çünkü her gecenin ortasında mavi denizlere açılamıyoruz.

Açıldığımız her denizde gönlümüzce vurgun yiyemiyoruz.

Titreyen deli bedenlerin vurgun haritasını çıkarabilen gece sıcağı parmakları da çoğu kez ilençli kıyılarda, ertelenmiş zamanların yalancı izdüşümlerinde yitiriyoruz...”
ataç ikon Dokunmak
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
5 beğen · 0 yorum
Gülşah Sönmez

Gülşah Sönmez

@gulsahsonmez

Ahmet Cemal’den kurgulamak üzerine...
“Gördüğüm dünyayı, olanı ve olmasını istediklerimi fırçamla, çizgilerimle elbette kendime göre kurguluyorum. Olandan yola çıkarak olmasını istediğimi tasarımlıyorum. Yaşadıklarımdan yaşamak istediklerime doğru yol alıyorum. Yaşamak isteyip de yaşayamadıklarımı tuvalimde düşlüyorum. Ama hiçbir zaman, anlıyor musun, hiçbir zaman senin şimdi, yazmakta olduğun bu öyküde yaptığın gibi, sanatımı gerçeklerimin yalanına dönüştürmüyorum...”

Gerçeklerini yalana dönüştürmemek...Nasıl bir ifade şekli...Hayran kaldım...
ataç ikon Dokunmak
kitaba 10 verdi, inceleme ekledi.
2 beğeni · 0 yorum beğen ikon
Gülşah Sönmez

Gülşah Sönmez

@gulsahsonmez

Sen, Ben ve Biz...
“Öyle ya da böyle, Sen’likten ve Ben’likten vazgeçmemişiz. Sen’i ve Ben’i göze almayı sürdürüyoruz. Koskoca bir resmi tarihe meydan okurcasına, her şeyin Biz’le başlayıp Biz’le bitmesi gerektiğini ilân ediyoruz ve bütün kötülüklerin, insanı insanlığından etmelerin kaynağını, bunun şimdiye kadar böyle olamayışında, Biz’i hep bir yana itmelerinde arıyoruz.”

“Biz”i herşeyden ve herkesten yüce görüyoruz. Yazar bu durumu ne güzel ifade etmiş...
ataç ikon Dokunmak
kitaba 10 verdi, inceleme ekledi.
6 beğeni · 5 yorum beğen ikon
Beyhude (@mamafih)
“şimdi şu asalak satırları yazmamın bir anlamı var mı?
Var.
Çünkü martılar, her zaman omzumuza konmuyorlar.
Dillerinden de her zaman anlamıyoruz.
Alnımızı kavuran ateş nöbetlerini her zaman tuvallerdeki renklerle ya da soylu mermerlerin serinliğiyle geçiremiyoruz.
Çünkü her gecenin ortasında mavi denizlere açılamıyoruz.
Açıldığımız her denizde gönlümüzce vurgun yiyemiyoruz.
Titreyen deli bedenlerin vurgun haritasını çıkarabilen gece sıcağı parmakları da çoğu kez ilençli kıyılarda, ertelenmiş zamanların yalancı izdüşümlerinde yitiriyoruz..
11.07.18 beğen 1 cevap
Holly

Holly

@tiffany

Var mı acaba böyle hisseden? . Edebiyat varmış gibiyi düşlemek belkide:)
Bana var gücünle sarıl

“Düşebilirim.

Çıldırabilirim.

Ölebilirim de.

Bırakma beni!”
ataç ikon Dokunmak
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
25 beğeni · 6 yorum beğen ikon
Holly (@tiffany)
https://youtu.be/N7m86aMNjlQ Şikemi? Elbette, herdaim:)
19.03.17 beğen 2 cevap
Zeynep (@zeynep3)
"Belki çoğumuzun yaşamında
arkamızdan çok acele toplanmış
ve izlerimizin çabuk yok edildiği
odaların burukluğu vardır" şikene destek
19.03.17 beğen 3 cevap
Ömer Aydemir. (@seyyah73)
"Hadi bakalım!" diyor ve
Deniz kıyısındaki kayalara çökmemizi
Ve poker oynamamızı kastediyor
-gerçek olabilir mi bu-
Beni çağırıyor.
Kazanıyorum çünkü bende floş ruayal var.
O kazanıyor çünkü O'nda beş as var
Kartlardan birinin joker olduğu açıklanmış
Ama ben duymamışım
Desteyi çıkartıp dağıttığında
Öyle bir dehşete kapılmıştım ki.
O beş aşını çat çat yere bırakırken
Ben elimdeki floş ruayalle öylece sırıtıyorum.
Gülmeye başlıyor,
Kahkahaları ağzından bir kasnak gibi yuvarlanıp
Benimkine giriyor,
Gülmekten iki büklüm olup üzerime devriliyor
Çifte Zaferimize gülen bir şenlik korosu oluyor
Sonra ben gülüyorum, balıklı rıhtım gülüyor
Deniz gülüyor olan gülüyor.
Sevgili kart dağıtıçı,
Elimdeki floş ruayalle,
Elindeki joker yüzünden seni öyle seviyorum ki,
Dizginlenemez, ölümsüz, gözüpek ha-ha
Ve şanslı aşkla...
Anne Sexton.
19.03.17 beğen 6 cevap
Tiffany

Tiffany

@holly

dokunmak
“Bu horlanmış cehennemi
gençliğinin bahçesinden kopardım..."
Hazır değildim. O dokunuşu hiç beklemiyordum.

Aslında bir ucuz kahramandım o gün için.

Kendi dört duvarının arasına çekilip, insanları bir şeyleri yaşamaya hazır olmayışlarından, her şeyi erteleme alışkanlıklarından ötürü suçlamak kolay iş.

Bunu ben de çok yaptım.

Ama o dokunuşa hazır değildim.

"Bilmem hazır mıydın dün geceye – / dizelerde soluk kalmamıştı, nicedir / bir tükenmişlik. / Bana ilk sarıldığında Paris’ti düşümde, / Helena, tek başına da kurtarabilirdi Troya’yı. / O zaman / destansız kalacaktık belki de; / yol / tarih öncesinden / dün geceye uzanmayacaktı."

Yoksa ben değil miydim bu dizeleri yazmış olan?”

“Şiir.

Yaşanamamışlığın cehennemi.

Bir gece treniydi. Biraz kestiriyordum.

İkili koltukta, koridor tarafındaydım.

Dokunmayla uyandım.

Ne zamandan beri uyumakta olduğumu, ya da trenin nereye geldiğini, kalkıştan beri ne kadar geçtiğini hiç merak etmedim.

Koluma dokunuşu.

Uyku ile uyanıklık arasındaki ilk köprü.

Hangisi önceydi?

Gözlerimi açışım mı, yoksa dokunuşu mu?

Anımsamıyorum.

Böyle bir dokunmadan öncesi yoksa, anımsama da yoktur.

Geçebilmesi için uyanmam gerekiyordu.

Ama kımıldayamıyordum.”

“Sanki bir kıyıdaydık.

Onun gösterdiği sularda demirlemiştim.

Sağ kolumu saran parmaklar.

"Çok özür dilerim..."

Tam önümde, ayakta duruyordu. Görmek için başımı kaldırmak zorundaydım.

Bakışları bana inmişti.

Yangın, parmaklarıyla başlamıştı.

Bir tutkunun vurgunu.

Hep böyle abartılır mı?

Ama daha önce, kaç kez...

Böyle her dokunmayla mı?

Hep yeniden başlar.

İnanmıyorum.

Hepsine inandım.

İnsan dayanamaz.

Küller biter mi?”

“Uçup dağılır.

Başka yangınlar çıkar.

Onu bir daha hiç görmedim.

Oysa adak adayabilirdim bir kez daha görmek için.

Bir daha bana dokunmayacaktı.

Karşımda durmayacaktı.

Yeryüzünde herhangi bir yoldan geçebilmek için benden yardım istemeyecekti.

Yolu böyle bir ten yangınına belki de hiç düşmeyecekti.

Rüzgâr yoksulu sularımda bir beden fırtınası.

Azgın bir lodos.

Yelkenlerimi indirmekte geç kalırsam, tek başına kıyıya vuran, yine ben olacağım.

Utanılmış zamanların onun bakışlarıyla bir kez daha bozulan bekâreti.”

“Hem yumuşacık ve sıcak, hem de öldüresiye hoyrat bir dokunma.

Ama yine de...

Ama yine de, isteseydi... isteseydi eğer... bütün bunları bilmeme karşın, isteseydi eğer, kendimi adak mumlarıyla aldatmazdım.

Ten günahlarını bağışlatmak uğruna yakılan pişmanlık tütsüleriyle oyalanmak yerine, onda tutuşturduğum parmaklarımı dikerdim.

Tam karşımda, ayaktaydı.

Soluk soluğa gözlerine tırmanıyordum.

Güzellikti.

Parmakları demir atmıştı.

Ama sarılmayacaktı.

Dokunulamayan kusursuz güzellik, idamdır.

Kalmayacaktı.”

“Kalsaydı da, nasıl anlatabilirdim?

Çoğunlukla neden yaşandığını, ve arada sırada birilerinin neden idama gönüllü gittiklerini nasıl anlatırdım?

Ve sonra, anlamadığında, bunca eskitilmişlik içersinde onu bu yüzden nasıl suçlardım?

Çıkartmadığımız günahlarımızın bile elimizden zorla alındığı ve bütün gerçek güzelliklerden günahtır diye boşuna esirgendiğimiz bir dünyada, anlamasını nasıl beklerdim?

Gecelere karşı bizi cansız melekleriyle uyarmışlardı. O gecelerdeki idamlara gönüllüydük.

Oysa dokunmasını bilen eller, yalnızca gece vakitlerinde uzanır.

Bedenlerimizi hırçın bir sevecenlikle hazzın işkencesinden geçiren eller.

Anlamadılar.”

“Bitmeyen bağışlama vaatleriyle, bizi hep erdemlerin zincirlerine vurdular.

Bakışları yağıyordu.

Güneş yanığı bir gülümseme vardı yüzünde.

Dua zamanıydı.

Oysa tren, acımasızdı.

Sarsıntısız alıyordu virajları.

Bedenlerimiz birbirine savrulmuyordu.

Parmaklarının çıkardığı yangının içine düşemiyordu.

Elbet bilemezdi o an şeytana taptığımı.

Kimi zaman masum bir maskenin ardından bakışlarının hançerini çeken ve sonra kusursuz bir güzelliğin önünde diz çöktürüp dua ettiren ve tapılan bir beden uğruna kendini aşağılamanın doyumsuz zevkini tattıran şeytana taptığımı bilemezdi.

Bizler, günahlarına birbirlerinin bakışlarıyla pay biçenler, bunun için hiçbir Tanrıyı gereksinmiyorduk.

Şeytandan başka kim olabilirdi?

Ötekiler, günah korkularıyla yeryüzü günlerimize kıymışlardı.

Kendi zaaflarımızdan cennetler yaratabileceğimizi anlamadan.

Kazıkların dibine binlerce yalan yığıp, bedenlerimizi ateşe attılar.

Öğrettikleriyle, bizlere hiçbir kıyımın hesabının sorulmadığı yeryüzü cehennemlerinin kapılarını açtılar.

Onların insan olduğumuzda bizleri hiç tanımayan tanrılarına hep borçlu kaldık.

Umutsuzluk tapınaklarının o kara yüzlü bekçileri, bizden sürekli insan olmamızı istediler.

Sırf güzellik uğruna sevmenin hangi kutsal kitapta günah sayıldığını ise hiç açıklamadılar.”

“Sarıldığımız bedenlerde tapılası olanı her aradığımızda, bizleri kendi karatörelerinin ilençlerinde boğdular.

Kurbanlar, yalnızca onların tanrılarına adandığında sevaptı.

Sen, şimdi parmaklarıyla bedenimi tutuşturan, ama ufak bir dokunuşla bileklerinden yukarıya, gençliğine uzansam, alışılmamışın korkunç tedirginliğiyle belki anında kaçıp gidecek olan Sen, anlamalısın ki, elbette şeytana tapılmalı!

Aslında bu dokunma, bu tek dokunuş Seni tekrar yerine oturtabilmeliydi.

Kim bilir ne zaman kalmış olduğumuz bir yerden başlarcasına.

Çünkü ancak bir bakışın tanrısı seçtiğimizin kulluğuyladır ki, bin sevabı kısacık bir hazzın sonsuzluğunda harcayıp insan kesiliriz.

Ötekiler mi?

Hani hep: "Ne derler?" diye”

“düşündüklerimiz...

Sonsuz yaşamı önce firavunların bu dünyayı yadsıyan mumyalarında aradılar, ve beden beden dolaştırdıkları ruhları büyük köleliklere adayarak, kum tapınaklarının yıkıntılarına hapsettiler.

Yeryüzü görkemlerinden arta kalan ne varsa, mezar hırsızlarına kaptırdılar.

Hiç yaşamamış olmayı ölümsüzlük sandılar.

Bedenlerini dinlemeyi günah sayarken, büyük göçlerde hep insana yabancı tanrılara kulluk ettiler.

Bu gece, hemen buracıkta, bir zamanlar ‘Neredeydin?’ sözcüğüyle başlamış bir şeyleri sırf bu dokunma yüzünden devam ettirebilmeliydik.

Ama hayır.

Parmaklar çözülecek.

Yangınını da alıp gideceksin.

“Bu yolculuktan da geriye sadece küller kalacak.”
ataç ikon Dokunmak
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
6 beğeni · 0 yorum beğen ikon
Tiffany

Tiffany

@holly

Az biz de entel olak, hep yiyip içip gezmiyoz ya, arada ben de okurum
“Günün birinde baktım, yine içinde yüzdükleri o deniz, yani zaman, bütün bu dağınıklığa kendine özgü bir düzen vermeye koyulmuş. Saklananlar, saklandıkları yerlerden çıkıp daha önce varlığı hiç bilinmeyen bir haritaya yerleştirilmiş; ortada kalanlar ise yeni bütünlerin içersinde eriyip gitmiş.”
ataç ikon Dokunmak
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
8 beğeni · 0 yorum beğen ikon