ara

Sisifos Söyleni

Sisifos Söyleni Konusu, Özeti ve Türleri

Sisifos Söyleni
Yazar:
Çevirmen:
Yayınevi: Can Yayınları
ISBN: 9789755107264
Sayfa: 147 sayfa
Basım Tarihi: 2009
"Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır: intihar. Yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir."
Albert Camus, İkinci Dünya Savaşı yıllarında yayımladığı deneme kitabı Sisifos Söyleni'nde, yaşamın anlamsızlığı, varoluşumuzun saçmalığı gibi intihara yönelen temaları, tarihin ve edebiyatın belirli bazı kişilikleri üzerinden ele alır. Tahsin Yücel'in dilimize kazandırdığı eser, XX. yüzyıl felsefe tarihinin en önemli yapıtlarından biri olarak kabul edilmiştir. Tanrıların, hep yeniden aşağıya yuvarlanacak olan taşı tepeye çıkarmakla cezalandırdıkları Sisifos, cezasını bilinçli olarak kabullenmiştir, tekrar yuvarlanacağını bildiği halde taşı bütün gücüyle yukarı taşır. Camus saçma kavramını işte bu noktada tanımlar: boşuna olduğunu bildiği halde direnen insan. Yaşamın anlamı ancak, dünyanın saçmalığını ve yenilginin daima tekrarlanacağını bile bile kötülüğe direnmek olabilir, insanlığa gerçek boyutlarını ancak bu başkaldırı kazandırabilir.
Sisifos Söyleni kitabı Akıl Zorlayan Felsefe kitapları listesinde yer almaktadır.
Bu kitap için henüz resim eklenmedi.

Sisifos Söyleni - s41

S-41 kitabın 41. sayfasının ilk paragrafıdır. S41 Ekle
17
KİTAP
Akıl Zorlayan Felsefe kitapları
Felsefe meraklılarına özel, akıl zorlayan, derinlemesine düşündüren ve sorgulatan en iyi felsefe kitapları listelenmektedir. ...
109
KİTAP
Felsefe Severlere Kitap Tavsiyeleri
Felsefe okumayı seven, hatta kendi çapında felsefi düşünceler üretmeye hevesli felsefe düşkünlerinin okuması gerektiğini düşü...
22
KİTAP
En İyi Fransız Yazarlar ve Kitapları
Dünya edebiyatının ölümsüz eserleri denince akla ilk gelen ülkelerden biri olan Fransa'nın en iyi yazarlarının mutlaka okunma...
23
KİTAP
Varoluşçuluk Üzerine Yazılmış En İyi Kitaplar
Felsefenin en tartışmalı akımlarından biri olan varoluşçuluk (egzistansiyalizm) üzerine yazılmış en iyi kitapları bu listede...
25
KİTAP
Her Felsefe Öğrencisinin Okuması Gereken Kitaplar
Üniversitelerin felsefe bölümünde okuyan ya da okumayı düşünen tüm öğrencinlerin okuması gereken en iyi felsefe kitapları lis...

Misafir

@misafir000

SİSİFOS SÖYLENİ
Kendi kendime yabancı kalacağım hep. A.C

Orijinal adı “Le Mythe De Sisyphe” olan bu kitap, Cezayir doğumlu Fransız yazar Albert Camus tarafından yazılmıştır. Varoluşçu filozof Camus, 20. yüzyılın edebiyat ve düşünce alanındaki en önemli isimlerinden biridir, hiç kuşkusuz. 1942’de II. Dünya Savaşı’nda deneme ve makalelerinin derlemesinden oluşan Sisifos Söyleni, aynı yıl yayınlanmış Yabancı adlı romanıyla birbirini tamamlar nitelikte olup, Nobel edebiyat ödülüne layık görülmüştür.
Varoluşçu izler taşıyan bu kitabında Camus, saçma felsefesini geliştirmiş; bunu da Yunan mitolojisindeki Sisifos karakteri üzerinden örneklendirerek izah etmiştir. Homeros’un tabiriyle ölümlülerin en uyanığı, en bilgesi olan Sisifos, Tanrılar tarafından bir cezaya tabi tutulur. Bunun üzerine o, bir kayayı tepeye çıkarmakla sorumludur. Her çıkarışı sırasında kaya hep aşağıya iner, Sisifos yılmaz ve kendi varlığını Tanrılar’a kanıtlamak için büyük bir çabayla kayayı tekrar zirveye taşır.
“Yeryüzünün görüntüleri usa fazla takıldığı zaman, mutluluğun çağrısı fazla ağır bastığı zaman, insanın yüreğinde keder yükselir; kayanın yengisidir bu, kayanın ta kendisidir. Uçsuz bucaksız kederi taşıyamayacak kadar ağırdır,” diyen Camus, bile bile kendisini beyhude olan bu yükü taşıdığını söyleyerek Sisifos’un yerine koymaktadır. Yani yaşamak bir cezadır, belki de bir yük. Eğer bir Tanrı varsa, bizi yaşamak için bu yola sürüklediyse, biz de O’na inat bu yükü taşıyacağız. O saçma kayayı düşeceğini bile bile taşıyarak, kayıtsız kalarak çekeceğiz bu cezayı. Çünkü en ağır ceza, umut vermeyendir. Belki de bu eylem Tanrı’ya bir isyandır. Hayata karşı başkaldırarak, tepkiyi ortaya koymaktır.
Albert Camus da “saçma, uyumsuz” kavramlarını ele almış, merkeze Sisifos’u yerleştirerek başlangıçta intihar üzerine yaşamın anlamını sorgulama sahasına gitmiştir. Bunu kitabın ayrı ayrı bölümlerinde temellendirmeye çalışmıştır.
Kitap dört bölümden ve toplam on alt başlıktan oluşur:
A)Uyumsuz Uslamlama
-Uyumsuz ve İntihar başlıklı birinci makalede insanın düşünmeye başlaması ve yüreğini kurtların yiyip, yaşamın değerini anlamaya çalışmasıyla yaşamı felsefi bir sorgulamaya yatırdığını görüyoruz. Hayatı, yaşamın anlamını, yaşamdaki anlamsızlığı ve saçmalığı irdeleyerek, “bu hayatın bir anlamı var mı?” sorusunu soran Camus, bu şekilde kendisine de bir çıkar yol bulmaya çalışmıştır. Cevap hayırsa intihar etmeli; evet ise umut etmelidir. Aynı zamanda Camus, Yabancı romanının bir bölümünde ‘fakat herkes bilir ki hayat, yaşanmak zahmetine değmeyen bir şeydir’ demiştir. Sorduğu soruya cevabı, gündelik hayatın içinde arar. Çünkü herkes bir rutinin içinde yaşıyor. Sorunu çözmek için bir yöntem önermez. Bunu hayatı gözlemleyerek yapar. Anlaşıldığı üzere, bu saçma denilen şey, metafizik olarak sunulmamıştır. İnsan, çıktığı yere uyumsuz olur. Tüm büyük kafaların, hayatında bir kez intihar etmeyi düşündüklerini söyler. İnsanın iki seçeneği olduğundan yani ‘intihar ve umut’tan bahseder. Umudun bir kaçma, bir erteleme hatta ölümcül bir sıvışma olduğunu düşünür.
“Kurt insanın yüreğindedir. Yürekte aramak gerekir onu. Yaşam karşısında uyanıklıktan ışık dışına kaçışa götüren bu ölümcül oyunu izlemek ve anlamak gerekir.”
-Uyumsuz Duvarlar başlıklı ikinci makalede ise Camus, kullandığı yöntemi açıklamıştır. Bilgi yönteminden ziyade, çözümleme yöntemini ele almıştır. Bu uyumsuzun, saçmalığın beklenmedik bir anda ortaya çıktığını söylemiştir. Bir gün saçmalık, neden diye sorar, o zaman da bıkkınlık meydana gelir. Yani saçmanın fark edilmesi bıkkınlıktır.
“Bıkkınlık, makinemsi bir yaşamın edimlerinin sonundadır, aynı zamanda bilincin devinimini başlatır. Onu uyandırır, gerisine yol açar. Gerisi bilinçsiz olarak yeniden zincire dönüş ya da kesin uyanıştır. Uyanışın ardından da sonuç gelir zamanla; intihar ya da iyileşme.”
Basit kaygı her şeyin başlangıcıdır, der. Bu durumun bilerek değil de tecrübi bir düzeyde başladığını izah eder. Bunun bir basamak daha aşağı inmesi yabancılaşmayı doğurur. Yabancılaşma sonra bunaltıyı meydana getirir. Bilim ve sanatın içimizdeki saçmayı ortadan kaldırmadığını, bunların sadece açıklamaları verdiğini; dünyanın anlamını vermediğini belirtmiştir. Camus aklına ve gözlemlerine uygun olanı kabul etmiştir.
Heidegger, Jaspers, Chestov, Kierkegaard, Husserl bu varoluşçu filozofların hepsi çelişkinin, uymazlığın, bunaltının egemen olduğu bu anlatılmaz evrenden yola çıkarak birtakım kanılara varmışlardır. Varoluşçu filozofların saçma kavramını daha çok tinsel, aşkın bir şekilde ele aldıklarını söylemiş; oysa kendisi uslamlama ve deneyime dayalı bir çıkarımda bulunmuştur. Heiddegger tek gerçeğin, tüm varlıkların katınki kaygının olduğunu vurgular. Camus, her türlü varlık biliminden umudunu kesen Jaspers’ın bu düşüncesinin sonunda da başarısızlığın vuku bulduğunu belirtir. Chestov’un da hayranlık veren bir yapıtının olduğunu, insan düşüncesinin akla aykırılığını kanıtlamaya çalıştığını, ama bunu usun dayanaklarını yadsıyarak yaptığını söyler. Husserl’in de tini yücelttiğini açıklayan Camus, bu sözünü ettiği filozofların hiçbirinin dünyayı, hayatı, hayatın anlamını açık ve kesin bir biçimde kullanmadığını; hepsinin belirsiz, umut kırıcı olan tasvirlerde bulunduğunu anlatır. İşte dünya denilen yer, bu usa aykırılıklarla doludur.
-Felsefesel İntihar isimli alt başlıklı makalede yazar, intihara başka bir bakış açısı getirmiştir. İntiharın, insanın onuruna yakışmayacağını, intihar etmenin gülünç bir çaba olduğunu söylemiştir. Önemli olan hayatı doldurmak, onu anlamlı kılmaktır. Sonu ölüm olan yazgıyı kabullenmektir. İnsan artık kendi özgürlüğünü bulmalıdır. Bunu da ancak devinimle, sıçramayla başarabilir. Saçma, anlaşıldığı andan sonra tutkuya dönüşür; tutkuların en can alıcısıdır. Bunu da tıpkı Sisifos’un yaptığı gibi yapmalıdır.
Camus, Kierkegaard için hayatın anlamını dışarda aradığını, asıl umudun ölümden sonra doğduğunu aktarır. Ama Camus ölüm gibi metafiziksel bir olayı bilmediği ve görmediği için ona umut bağlayamayacağını vurgular. Bu varoluşçu filozofların dünyayı anlama şeylerinin akla aykırı olduğunu belirtir. Yani niçin yaşadığımızın akılla çözülebilecek bir yanı olmadığını öngörür.
Bu bölümde Camus bir de saçmanın niteliklerinden bahsetmiştir. Onun ilk özelliği bölünemez oluşudur. Yani bu dünyanın dışında saçma olamaz, ölümle birlikte o da yok olup gider. Saçma bir karşılaştırma ve bitmek bilmeyen bir çarpışmadır der. Bu çarpışma bir umut yokluğunu getirir, saf akılla bir insan evrenin amacını bulamaz. Hayatı yadsıması gerekir. Bunu da insan kendisini ve dünyayı vazgeçmeden yapmalıdır. Bir şeyi karşılaştırınca o zaman saçma ortaya çıkar. Bir şeyin uyumsuz olduğuna karar vermek için karşılaştırma yapmak gerekir. Mesela, erdemli bir davranış sergilemeyen bir kişi erdemliyim derse işte o zaman uyumsuz olur. O, karşılaştırılan ögelerin ne birinde ne de diğerindedir. Saçma her şeyden önce bir kopuştur. Bilinçli yetinmezlik, sürekli aldığın cevaplarla tatmin olmayıp daha can alıcı noktaların peşinden gitmenin açıklamasıdır. Sisifos, saçmaya boyun eğmiyor, yetinmiyor. Sürekli, umudu yok ama yine de yapıyor.
Jaspers ve Kierkegaard kendilerini ezen şeye umut beslemeye devam ediyorlar. Husserl ruhbilimsel bir gerçeği ussal bir kural yapmaya kalkışıyor: insan usunun birleştirici gücünü yadsıdıktan sonra bu dolambaçlı yoldan Ölümsüz Us’a atlıyor. Sonuç olarak Albert Camus, felsefi bir intiharla ilgilenmeyip intiharın salt kendisini ele almaya çalışmıştır.
-Uyumsuz Özgürlük adlı bu makalede, sıçramanın insanı sevince götürdüğünden bahsedilmiştir. İnsanın özgürlüğüne sahip çıkması gerektiği fikrini Camus, intiharı yadsıyarak yapmaya çalışmıştır. Eğer bu evrende ben, insan olmayıp da başka bir varlık olsaydım, dünyanın bir parçası olduğumu anlayabilirdim, diyor. ‘Başka bir yerden umut etmemeyi öğrendim, şimdiki zamanın cehennemini yaşıyorum.’ Kendi düşüncesiyle dünya arasındaki kırılma onu uzlaşmazlığa sevk etmiştir.
Yaşamak uyumsuzu yaşatmak; uyumsuzu yaşatmak da her şeyden önce ona bakmaktır, diyen Camus, burada başkaldırının niteliklerini ele almıştır. Genelde intihar, başkaldırıdan sonra gelir diye bir düşünce vardır; ki bu yanlıştır. İntihar sıçrama gibi en son noktasına götürülmüş bir kabullenmedir. Her şey tükenmiştir. Oysa başkaldırı böyle değildir. Yaşama değeri veren bu başkaldırıdır. Hayatın tamamına yayılması gerekir. Hayatı tek başına taşımak için başkaldırmak gerekir. Bilinç ve başkaldırı insanı vazgeçişten kurtarır. İntihar bir yanılmadır. Uyumsuz insanın kendi başına her şeyi tüketmesidir.
Sonra da öz olarak özgürlükten bahsederek, onu anlamsız olarak değerlendirir. Çünkü bu Tanrı sorununa bağlıdır. “Bana eylem özgürlüğümü veren uyumsuzdur. Ama o, ölümsüz özgürlük şansımı sıfıra indirir.” Aslında özgürlükle kötülük problemini bir incelemiştir. Tanrı önünde bir özgürlük sorunundan çok bir kötülük sorunu vardır. Mesela, hiçbir şeye sığınmadan yaşamak mümkün müdür? Buna cevap vermek için insan, değer yargılarından uzak durmalı, görmeye ve akıl etmeye dayalı bir şeyle çözümünü aramalıdır. Yarını olmayan uyumsuz, mutlaka bir ideolojiden etkilenir. O yüzden uyumsuz kişi, özgür biri olmadığını anlar.
Ölüm duygusu olmasaydı, saçma duygusu da olmayacaktı Camus’ ya göre. O, ölümden üç sonuç çıkararak birinci bölümü bu şekilde sonlandırır: Başkaldırı, özgürlük ve tutku.

B) Uyumsuz İnsan
“Uyumsuz insan, sonrasızlığı yadsımayan onun için hiçbir şey yapmayan; sınırlı özgürlüğünden, ölümlü bilincinden şüphe duymayınca yaşamı süresince serüvenini sürdürür. Tanrı’dan ayrılmayan buyurucu ahlak görüşünü benimser. Ama kendisi, bu Tanrı’nın dışında yaşar.” Uyumsuz insanı bu tür tanımlamalarla betimleyen Camus, bu bölümü de üç başlık altında incelemiştir.
-Don Juanlık adını verdiği bu makalede Camus, Don Juan efsanesini ele alarak birtakım sonuçlar çıkarmıştır. Kendisini askeri kafayla bir Fatih olarak gören Juan, hazlarının peşinden koşmuş, arzuladığı kişiyi elde etmiş ve ulaşmayı istediği fethi başarıyla tamamlamıştır. Sonra hazzın da kişinin de hiçbir şey ifade etmediğini anlamıştır. Dolayısıyla geriye koca bir hiçliğin kaldığını görmüştür. Ona göre aşk, hem kendisini hem de dünyanın tüm yüzlerini beraberinde getiren, yön veren kurtarıcı türündedir. Don Juan, bu safhada doygunluğu önermiştir. Güzel bir kadının her zaman arzulandığını söylemiş, bir kadını bırakırsa sevmediği için değil, başka birisini sevdiği için bırakacağını anlatmaya çalışmıştır. Neticede bu efsaneden doygunluğu idrak eden Camus şu sonucu çıkarmıştır: İnsan ne kadar çok severse, uyumsuz o ölçüde sağlamlaşır.
- Oyun isimli bölümde de Albert Camus, günlük hayatta bir programa sahip olan insanın oyalanmayı sevmediği; birçok kaderin acısını çekmeyip yalnızca şiirini alması yönüyle tiyatrodan ve gösteriden hoşlandığını belirterek bir giriş yapmıştır. Oyuncu için tanınmamışlığı oynamamak olarak görmüş; oyuncunun oynamamasını ise canlandıracağı tüm varlıklarla yüz kez ölmek şeklinde belirtmiştir. Bu bölümde Camus uyumsuz insan ile oyuncu arasındaki ilişkiden şöyle bahsetmiştir: Oyuncu, uyumsuz gibi bir şeyi tüketir, durmadan dolaşır. Zamanın yolcusudur. Nasıl ki ölüm, uyumsuz insan için düzeltilemez bir şeydir. Aynı durum oyuncu için de geçerlidir. Ne olursa olsun ölmek söz konusudur.
- Fetih’ de de yazar, insanın niteliklerinden, usunu kullanışından hareketle birkaç çıkarımda bulunmuştur. Mesela, bir insan söylediği şeylerden çok söylemedikleriyle insandır. O sahip olduğu aklıyla ya gözlemi ya da eylemi seçer. O yüzden insan olmak derler bunun adına. İnsan hiçbir şey yapamaz ama yine de her şeyi yapabilir. Camus, dünyanın küçülttüğü insanı kendisinin kurtardığını söyler. İnsan sınırlı durumunun bilinciyle karşısında bulunan yazgısını kışkırtır.
Daha sonra Albert Camus, uyumsuz ve Tanrısız bir dünyanın açık düşünen, umut etmeyen insanlarla dolu olduğunu belirterek, uyumsuz yaratım bölümüne geçmiştir.
C)Uyumsuz Yaratım
- Felsefe ve Roman isimle açtığı bu başlık adı altında, sanattan hareketle bir yaratımdan ve onun felsefesinden bahsetmiştir. Yaratım büyük bir oyundur, nitekim sanat da bir yaratımdır. Sanat yapıtı bir deneyimin ölümünü, bununla birlikte çoğalımını belirtir. Sanat ve felsefe dalının her biri de kendine has bir iklime sahiptir. Öğretisinin içine kapanmış felsefeciyle, yapıtının karşısında yer almış sanatçı arasında bir çelişki vardır. Sanat yapıtı da bir çelişkiden ibarettir. Onun bu anlık kusursuzluğunu ancak önyargı doğrulayabilir. Sanatçı da aynı düşünür gibi kendisine bir yol seçer; bu onun özgünlüğünü gösterir. Burada da estetik sorunlar meydana gelir. Gerçek sanat yapıtı insanı aşan bir ürün değildir; onun ölçüsü düzeyindedir. Büyük sanatçı da büyük bir yaşayıcıdır. Yaşadıklarını ve hayallerini sanatına aktarır. Zira dünya sadece görünenden ibaret olsaydı o zaman sanat olmazdı. Sanatın, bir yerde desteğini aldığı soyut düşünce artık tenle buluşur. Yazar öyküler anlatmaz, kendi evrenini oluşturur. Bu yorumlara ek olarak büyük romancılar, filozof romancılardır diyen Camus, diğer bölümde Dostoyevski’nin gözde bir yapıtını inceler.
- Kirilov adını verdiği bu parça Dostoyevski’nin kahramanlarından birine tekabül eder. Yazarın kahramanlarının tipik bir özelliği ‘hayatı sorgulamak’tır. Camus da bunun üzerine yazısını şekillendirmiştir. Bu sorgulamada şu cevap ortaya çıkar: Varoluş ya yalandır ya da durasızdır. Dostoyevski’nin büyük bir romancı oluşu, yani sanatçılığı işte bu çözümle yetinmemesinde saklıydı; yoksa zaten filozof olurdu. O, bu düşüncenin insan yaşamında doğurabileceği sonuçları incelemiştir. Kirilov hikayesiyle Albert Camus, Dostoyevski’nin dediği gibi kendisi de tüm yaşamı boyunca bilinçli ya da bilinçsiz olarak sancısını çektiği sorunu bulur: “Tanrı’nın varlığı.” Bize seslenen uyumsuz bir romancı değil, varlıkçı bir romancıdır. Burada sanata büyüklüğünü veren sıçrama, duygulandırıcı konumundadır. Söz konusu uyumsuz da bir yapıt olarak değil, bir sorun olarak karşımıza çıkar.
- Yarınsız Yaratım bu bölümün son alt başlığını oluşturur.
Sanata en çok katkı sağlayabilecek olan şey, olumsuz düşüncedir. Bulanık bir şekille tezahür eden davranışlar, büyük bir eserin anlaşılması için çok gereklidir. Yaratıcı tutum, uyumsuz yaşamayı tamamlayabilecek tutumlardan biridir. İki işi bir arada yürütmek, bir yandan alçaltıp bir yandan göklere çıkarmak uyumsuz yaratıcının önünde açılan yoldur, boşluğa renklerini vermelidir, diyen Camus bu bölümde de umut vadetmeyen, yarınsız, uyumsuz yaratıcının özelliklerini aktarır. Yaratmanın yazgıya bir tür biçim verdiğini, onu yoğurduğunu söyler. Nasıl ki sanatçının yapıtları kendileriyle tanımlanabilir, yapıtları da aynı şekilde kendilerini tanımlar. Oyuncuda da gördüğümüz gibi görünmekle olmak arasında bir sınır yoktur.
D)Sisifos Söyleni
Başlangıçta izah etmeye çalıştığımız bu bölümle Camus, Yunan Mitolojisi’ndeki Sisifos karakteri üzerinden bir anlatı yaparak içindeki sorunları konsantre halinde sunduğu kitaba son verir.
Neticede Camus, sızısı dinmeyen varoluş sancılarını Sisifos üzerinden sorgulayarak birtakım cevaplar bulmuştur. Sisifos Camus’yu saçmanın girdabına ya daha çok sokmuş ya da onu anlam çukurundan kurtarmıştır. Ama onun da dediği gibi Sisifos’u mutlu düşünmek lazım..
Sisifos Söyleni
kitaba 8 verdi
3 beğen · 0 yorum

Deniz Topaloğlu

@deniz-topaloglu

Yaşamın bir anlamı var mıdır? Yaşam yaşanmaya değer mi? Bu sorularla başlıyor Camus kitabına.Biz her şeyden önce yazarın sık sık kullandığı, nerdeyse kitabın düşünsel zemini oturttuğu bir cümlenin açıklaması ile başlamak istiyoruz : Uyumsuz. Her ne kadar kelime manası olarak absürd,saçma ,abes gibi anlamları işaret etse de tek başına yeterli değil bu açıklamalar yazarın yüklediği anlamı düşündüğümüzde. Yazar kitapta uyumsuzu yukarıda ki manalarını ihtiva eder bir mahiyette kullansa da , gerçekte insan açısından evrenin mantığa aykırılığını, tutarsızlığını anlamış, her şeyi olduğu gibi gören, bilinçli insan ya da düşünce manasında kullanmış.
İnsan uyumsuzu nasıl keşfeder? Evren ile varlığı arasında ki ve her ikisinin us’u ile etkileşimi sonucu ortaya çıkan o hiçliği,boşluğu nasıl keşfeder? “..Dekorların yıkıldığı olur. Yataktan kalkma, tramvay, dört saat çalışma, yemek, uyku ve aynı uyum içinde salı, çarşamba, perşembe, cuma, cumartesi, çoğu kez kolaylıkla izlenir bu yol. Yalnız bir gün 'neden' yükselir ve her şey şaşkınlık kokan bıkkınlık içinde başlar. 'Başlar', işte bu önemli. Bıkkınlık, makinemsi bir yaşamın edimlerinin sonundadır, ama aynı zamanda bilincin devinimini başlatır. Onu uyandırır, gerisine yol açar. Gerisi, bilinçsiz olarak yeniden zincire dönüş ya da kesin uyanıştır. Uyanışın ardından sonuç gelir zamanla, intihar ya da iyileşme..

Harekete geçen bilincin yapacağı ilk iş, düşünceyi kendi kendisine yöneltmektir. Kendi kendisine yönelen düşüncenin bulduğu ilk şey çelişkidir. Yaşadığı dünyayı ve varoluşunu insansala indirgeyemeyen, onu anlamakta güçlük çeken bir çelişkidir bu. “… İçimdeki bu yüreği duyabiliyorum, var olduğu yargısına varıyorum. Bu dünyaya dokunabiliyorum, onun da var olduğu yargısına varıyorum. Tüm bilgim burada duruyor, gerisi kurmaca. Çünkü varlığından kuşku duymadığım bu "ben"i kavramaya çalıştım mı, onu tanımlamaya, özetlemeye çalıştım mı parmaklarım arasından akıp giden bir su oluveriyor. Bürünebildiği tüm yüzleri bir bir çizebilirim, ona verilmiş olan her şeyi, bu eğitimi, bu kökeni, bu ateşliliği ya da bu susmaları, bu büyüklüğü ya da düşüklüğü de bir bir çizebilirim. Ama yüzlerin toplamı yapılmaz. Benim olan bu yürek bile hep tanımlanmaz kalacak benim için. Varoluşum konusunda vardığım bu kesinlikle, bu güven vermeye çalıştığım öz arasındaki çukur hiç bir zaman dolmayacak..”

Varlığı ile özü, ben’i arasındaki çukuru doldurmaya, o boşluğu anlamaya çalışan insanın önünde üç yol vardır. Us dışına çıkmak yada Tanrı ile tanışmak, başkaldırı yada mücadele, ışığı kapatma yada intihar.

Us dışına çıkmak yada Tanrı ile tanışmak ………..Varlık ile öz arasındaki çukuru doldurmak için “ tek çıkar yol, insan yargısı için bir çıkış yolu bulunmayan yerdedir. Böyle olmasa Tanrı’yı ne yapacaktık? Kişi ancak olanaksızı elde etmek için Tanrı’ya yönelir. Olabilene gelince, insanlar onu bulmaya yeter….Bir Chestov felsefesi varsa, bu felsefenin tümüyle burada özetlendiğini söyleyebilirim. Çünkü Chestov, tutkulu çözümlerinin sonunda, her türlü yaşamın temel uyumsuzluğunu bulduğu zaman, “işte uyumsuz” demez hiç. “İşte Tanrı: ona bağlanmak gerekir, bizim ussal ulamlarımızın hiçbirisine uymasa bile” der Chestovu eleştirirken yazar. “ Birbirlerine dayanıp da bir türlü kucaklaşmayan bu benlik ile bu dünyanın ne üzerine kurulmuş olduğunu..yaşamın kuralını ..soruyorum,onun karanlıkla, bilgisizlikle yüklü olduğunu biliyorum, ama bana bu bilgisizliğin her şeyi açıkladığını, bu karanlığın benim ışığım olduğunu söylüyorlar” nyayı, doğayı,onun kuralını, insanı ve onun yaşamını ve bütün bunlara bağlı olarak ölüm ve hiçliği, ez cümle uyumsuzu,karalığı ve boşluğu anlamaya çalıştığımızda bize Ziya Paşa gibi;
“idrak-i meali bu küçük akla gerekmez
zira ki bu terazi bu kadar sıkleti çekmez”
diyerek adresi bilinemeze kesiyorlar.

Başkaldırı yada mücadele….. Sisifos Efsanesi... Tanrılara kurnazlığıyla kafa tutan Sisifos, ölümü zincire vuracak kadar zeki bir yöneticidir. Tatanos'un tutsaklığıyla sonsuzluğu halkına bahşeder. Bolluk içinde günler geçmekte, insanlar ölümsüz tanrılara kafa tutmaktadırlar. Tanrılar işsiz kalmıştır. Sisifos, Tanrıların gazabına uğrayıp sonsuzluğa mahkum edilmekle birlikte bir cezaya çarptırılır. Ağır mı ağır bir kayayı dağın tepesine kadar çıkartacak fakat kaya ağırlığından dolayı tekrar aşağı yuvarlanacaktır. Sisifos kayanın yamaçtan aşağı yuvarlanışını izlemekte ve tekrardan onu yukarı taşımaya çabalayacaktır. Tanrılara göre, bu görev tekrarlandığında boş ve yararsız bir işin sürekliliği sağlanacaktı. Kayayı yüzlerce kez tepeden aşırmak için gösterdiği çabaya rağmen Sisifos'un mutlu olduğunu söyler Camus. Çünkü Sisifos yaptığı işin bilincindedir. Bu bilinçle tanrılara meydan okuduğu için mutludur. Sisifos, oluşturduğu bilinç ve gösterdiği dirençle tanrıların bu anlamsız cezasını da bir gün kesinlikle yeneceği umudundadır.Başkaldırı yaşama değerini verir. “…..bilinç ve başkaldırı, bu yadsımalar vazgeçişin karşıtıdır. Tersine, insan yüreğinde indirgenemez ve tutkulu olan ne varsa hepsi bunları yaşamıyla canlandırır. Uzlaşmamış olarak ölmek söz konusudur. Gönüllü olarak değil, uzlaşmamış olarak ölmek söz konusudur. İntihar bir yanılmadır. Uyumsuz insanın tüm yapacağı herşeyi tüketmektir. Uyumsuz onun son noktasına varmış gerilimi, bir yalnız çabayla sürekli olarak sürdürdüğü gerilimidir, çünkü bu bilinçte ve bu günü gününe başkaldırıda biricik gerçeğini ortaya koyduğunu bilir. Bu gerçek de meydan okumadır…..”

ışığı kapatma yada intihar……. Her şey düşünmeyle başlamakla başlar. Dünyayı, yaşamı, evreni, ölümü, varsa sonrasını ve evren karşısında insan bilincinin zayıflığını,güçsüzlüğünü ve yetersizliğini düşünmeye başlamakla başlar. “…..Düşünmeye başlamak, için için yenmeye başlamaktır. Bu başlangıçlarda toplumun fazla bir etkisi yoktur. Kurt insanın yüreğindedir. Yürekte aramak gerekir onu. Yaşam karşısında uyanıklıktan ışık dışına kaçışa götüren bu ölümcül oyunu izlemek ve anlamak gerekir… Kendini öldürmek, bir anlamda, melodramlarda olduğu gibi içindekini söylemektir. Yaşamın bizi aştığını ya da yaşamı anlamadığımızı söylemektir. Yalnızca “çabalamaya değmez” demektir kendini öldürmek…”

Yazgının yükü altında ezildiğimizde , ona başkaldırmadığımız gibi onu kabullenmediğiz de geriye yapılacak tek şey kalıyor. Yazgıyı hızlandırma..intihar. Her ne kadar intihar içinde yazgıya ,uyumsuza bir başkaldırıymış gibi gözükse de; aslında yazgıya hız vermiş olmanın, kaçınılmaz yazgıya razı olup ona bir an önce varmanın, uyumsuzun çelişik dünyasına dayanamamanın bir sonucudur.
“….İntiharın başkaldırıdan sonra geldiği sanılabilir. Ama yanlış olarak. Çünkü intihar başkaldırının mantıksal sonucu değildir. İçerdiği razı oluş dolayısıyla , onun tam tersidir. İntihar, sıçrama gibi, en son noktasına götürülmüş kabullenmedir…..”
Sisifos Söyleni
kitaba 10 verdi
2 beğen · 0 yorum

Psykhe

@psykhe

“Bu boyun eğme değil, başkaldırıdır.”
“Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır; intihar. Yaşamın yaşanmaya değip değmediğinde bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir” cümleleriyle başlar Albert Camus “Sisifos Söyleni” kitabına. Bu iki cümleyi okuduğunuzda istemsizce de olsa yaşamı sorgulama düşüncesi ile başlarsınız kitaba. Sonra biraz silkelenir ve Camus’nün cevabını beklersiniz.

Camus, yaşamı anlamlı bulur ve niye anlamlı bulduğunu da bize anlatmaya çalışır. Bunda da oldukça başarılı olduğunu düşünüyorum, zira kitabın adında geçen Sisifos’u tanımak bile oldukça bilgi verir bize.

Sisyphus, yunan mitolojisinde Zeus’un sırrını ifşa ettiği için tanrılar tarafından cezalandırılan bilge bir kraldır. Sonsuza dek yeraltı dünyasında büyük bir kayayı bir tepenin en üstüne yuvarlamaya mahkum edilmiştir. İşin ilginç yanı ise o kaya ne zaman zirveye yaklaşsa aşağıya doğru yuvarlanmaktadır. Sisyphus her seferinde yeniden başlar. Bu sonsuza kadar böyle devam edecek bir kısırdöngüdür. Büyük bir çaba ile o kayayı tepeye yuvarlayan Sisyphus ise her şeyin bilincindedir. Bütün bu çabanın beyhude olduğunu bilmesine rağmen, o kendisine verilen cezayı görevi gibi görür ve çabalamaktan asla vazgeçmez. Bu nedenle de “Sisyphus, bir kahramandır artık. Bu boyun eğme değil, başkaldırıdır.” der Berk Yüksel. Camus, insanların da aynı mantıkla hayata bakmalarının gerekliliğinden bahseder. Yaşamın her yönüyle saçma ve anlamsız olmasını absürt olarak tanımlayan Camus, bu absürtlüğün intiharı gerektirdiği ya da haklı çıkarttığı konusuna katılmamaktadır.

"İntihar, sıçrama gibi, en son noktasına götürülmüş kabullenmedir. Her şey tükenmiştir.”

İntiharın varoluşa hakaret olduğunu dile getiren Camus, hayatı bütün saçmalıklarıyla kucaklamamız gerektiğini ifade eder. Belki değiştiremeyiz, ama göstereceğimiz çaba ile az da olsa düzelmelerin olabileceğini söyler. Bu ihtimal yok gibi görünse de, her zaman bir çıkış noktasının varlığı keşfedeme ümidiyle çabalamalıyız ona göre. Kısacası Sisyphus gibi uyumsuz bir kahraman olmalıyız (absürt kelimesini Tahsin Yücel uyumsuz olarak çevirmiştir).

“Arzularımızın bildiğimiz dünyayla eşleşmediğini kabul etmeli ve yine de bütün bunların iflah olmaz absürtlüğünü sevmeliyiz.” der Camus. Bunu başarabilmemiz için de özgürlüğe ve farkındalığa önem vermemiz gerektiğini özellikle vurgular. Böylece içinde bulunduğumuz hayatı tanır ve onu olduğu gibi sevme cesaretini gösterebiliriz. Madem ki geldik ve buradayız, olabildiğince kaliteli ve mutlu bir yaşam için uğraş vermeliyiz. Varoluşun bize verdiği ödevdir bu.

Unutulmamalıdır ki “Bu boyun eğme değil, başkaldırıdır.”
Sisifos Söyleni
kitaba 10 verdi
12 beğen · 0 yorum

Emre

@zwangen

sisifos söyleni ve varoluş üzerine
"Yaşama nedeni denilen şey aynı zamanda çok güzel bir ölme nedenidir de." (kitaptan)
Mantık iki yönde işlediğinde anlaşılıyor intihar kavramının doğallığı ve bunda bir sebep aramanın boşunalığı. Şöyle diyor Charles Bukowski :
"herşeyin anlamsız olduğunu farkettiğiniz zaman bunun ayrımına varmış olmanız, yaşamınızı anlamsız olmaktan kurtarır aslında.ne demek istediğimi anlıyor musunuz ? benimkisi iyimser bir kötümserlik.."Burada bahsi geçen "uyumsuz" kavramı için güzel bir açıklama olabilir "ayrımına varmış" olmak.
Yani uyumsuzluk, aşırı bilinç halidir bir bakıma.intihar da "çabalamaya değmez" demektir.Uyumsuz kişi ,varoluşunu varolmaya değer bulmamaktadır.
İşte burada sorun intihar edip etmeme kararsızlığı meselesidir.
Camus,intihar meselesini mitolojik bir dosttan yardım alarak çözmeye çalışır.Kendilerini horgördüğü için tanrılar tarafından bir kayayı dağın tepesine kadar taşımakla cezalandırılan sisifos'tur bu.Taş her seferinde ağırlığı yüzünden tepeden aşağı yuvarlanmaktadır.Bu da sonsuza kadar devam edecek bir kısır döngüdür.
Sisifonun çabası muhakkak ki başkaldırısındandır. Alınyazısını küçümseyen,yaşama karşı bir başkaldırı.Onun bu çabası ile görürüz ki ;tepelere doğru tek başına didinmek bile bir insan yüreğini doldurmaya yeter.
Camus der ki; tercihsizlik de bir tercihtir.Yani yaşamak için bir sebebinin olmaması intihar için bir gerekçe değildir.Uyumsuz,intiharı acınası bir kabullenme olarak görür ve yaşamın gülünçlüğüne rağmen yaşamın içinde olmaktan kaçınmaz.
Şu da var ki bir edebiyat eserinde intiharı övmek doğru mudur,bunun sonuçları ne olabilir?Kuşkusuz kalem güçlü bir silahtır.Burada çok net bir biçimde Goethe'den ayrılır Camus.
Goethe, Genç Werther'in Acıları'nda;Sevdiği tarafından ikinci plana atılan umutsuz aşığın intiharına seyirci kalmış,bu sayede kendi melankolisinde boğulmakta olan genç werther'in acılarını dindirmiştir, onu öldürmekten kaçınmamıştır.Bu yüzden ikinci baskının önsözüne not düşmek zorunda kalmıştır."siz ,adam olun da beni izlemeyin,siz yalnızca siz olun.
Sisifos Söyleni
kitaba 10 verdi
4 beğen · 0 yorum

Nesli

@nesli

Çeviri okuyanı cidden zorlayacak bir çeviriydi. Okurken kelimelerin anlayabileceğim şekildeki anlamlarını bulup, o kelimenin her tekrar edişinde kendi anladığım versiyonu kitapta yazıyormuş gibi okudum. Mesela uslamlama yazıyorsa ben akıl yürütme diye okudum. Bir yerden sonra pes ettim ama anlamaya başlamıştım zaten. Anlayamıyorum ama neden, aklına bile getirmeden, demek varken, usuna bile getirmeden. diye çevirilir? Bir garip durmuyor mu? Çeviri için o kadar çok şey söylenmiş ki ben ekleme yapamacağım daha. Ancak şunu da belirtmezsem olmaz, çeviri sizi zorlamasa bile inanın kitap zorlayacaktır. Yabancı'nınki gibi bir okuma süreci beklemiyor sizi. Camus kendi saçma felsefesi için adeta soyunmuş ve ciddiyetle ele almış her şeyi.

Bunun dışında, kitap inançsız insanlar için yazılmış, diye acayip saçma bir yorum okudum. Camus, ben ateistim dememiştir hiç. Ama bilinemezci diyebiliriz onun için. Çünkü hep arada kalıyor. Hiçbir şeyden emin değil. Eminim dediği zaman bile parantez içine olumsuzluk ekleyen bir yazar. Mesela Sisifos'ta, her şeyin anlamı varmış gibi davranıp, hiçbir şeyin anlamı yokmuş gibi söylerim, diyor. Bu tam ona göre bir davranış.

Aslında çok da uzak olmadığımız kavramları felsefik yönünden değerlendirdiğinden biraz karmaşıklaşıyor gibi. Ama absürdün neden intihar karşıtı olduğunu açıklayabilmek için buna gerek var. Absürd insan tüketmelidir, yaşamı da kendisini de. Bunu intiharla değil ölüme başkaldırarak yapmalıdır. Kişinin en baştan yenik düştüğü bir savaştır yaşamak. Dünyaya gelmiştir çünkü, bu durumu önceden engelleyebilme fırsatı verilmemiştir ona. Bu durumda yaşama hapsolan insan özgür insan değildir. Özgürlüğünün sınırları bellidir ve yaşamak, farkında olmak, bilinçli olmak absürd düşüncenin gerekliliğidir.

Tüm bunların dışında aklının sınırlarını bilmek, bilinçli olmak demektir gibi bir cümle vardı kitapta. En sevdiğim.
Sisifos Söyleni
kitaba 8 verdi
2 beğen · 0 yorum

E.D

@yabanci

Yalnızca ''çabalamaya değmez'' demektir kendini öldürmek.
Sisifos Söyleni
kitaba 6 verdi, inceleme eklemedi.
16 beğen · 0 yorum

Baran Yusuf

@baranyusuf

‘’Bir insan söylediği şeylerden çok söylemedikleriyle insandır.’’
Sisifos Söyleni
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
15 beğen · 5 yorum
Emine Aydın (@emossaydin)
Söyleyemediklerini bir gün mutlaka söyleyecek veya yazmak isteyecektir.
16.12.16 beğen cevap
Baran Yusuf (@baranyusuf)
Kim bilir belki de bu yuzdendir insan olmaktan boylesi uzaklasmamiz.
16.12.16 beğen cevap
Emine Aydın (@emossaydin)
Kim bilir????
16.12.16 beğen cevap
Baran Yusuf (@baranyusuf)
Sormak gerek bir bilen bulunur elbet :).
16.12.16 beğen cevap
Emine Aydın (@emossaydin)
Ben biliyorum da mesaj atamıyorum :)
16.12.16 beğen cevap

Çallı Coşkun

@calli-coskun

Sevmekle iş bitseydi, her şey fazlasıyla basit olurdu.
Sisifos Söyleni
kitaba puan vermedi, inceleme ekledi.
11 beğen · 0 yorum

Mustafa Başaran

@basaran

Yaşama nedeni denilen şey, aynı zamanda çok güzel bir ölme nedenidir de.
Sisifos Söyleni
kitaba 8 verdi, inceleme eklemedi.
10 beğen · 0 yorum

Baran Yusuf

@baranyusuf

‘’İnsan yüreğinin yalnızca kendini ezeni yazgı diye adlandırmak gibi kötü bir eğilimi vardır.’’
Sisifos Söyleni
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
8 beğen · 0 yorum

Benzer Kitaplar

8.7/10
83 oy
Sence kaç puan almalı?
0