ara

Dava

Der Prozess

Dava Konusu ve Özeti

Dava
Neden tutuklandığını bilemeyen Josef K suçunu öğrenebilmek için girmediği yol, yapmadığı iş kalmamıştır. Fakat suçunu da bir türlü öğrenemez. Fakat kendini de savunamaz, ortada bir mahkeme yoktur. Bütün bunlara rağmen cezası bellidir, ölüm.
Yazar:
Çevirmen:
Yayınevi: Can Yayınları
ISBN: 9789755109251
Sayfa: 240 sayfa

Dava Kitabı Hakkında Genel Bilgiler

Franz Kafka’nın en önemli eserlerinden biridir. Ölümünden iki sene sonra yakın arkadaşı Max Brod tarafından toparlanıp 1925 yılında yayınlanmıştır. Kafka’nın sıkıntılı aile hayatı ve babasıyla olan anlaşmazlığı, onun baskısı, onu üstesinden gelemediği bir güç figürü olarak görmesi ve kısıtlanmaları eserlerine yansımıştır. Bu kitapta da güç figürü olarak devleti, bürokrasiyi ve anlaşılmaz bir kısıtlamayı yansıtır. Bunun kitabın temeli kendi gözündeki baba figürüne dayanmış olabilir.

Ayrıca 1962 yılında Orson Welles yönetmenliğinde başrollerini Anthony Perkins’in oynadığı Dava ismiyle sinemaya aktarılmıştır. Orson Welles’in en beğendiğim filmim dediği bu film ilk önce tepki toplasa da sonra en iyi Kafka uyarlaması seçilmiştir.

Franz Kafka - Dava Kitabının Konusu

Bir sabah uyandığınızda kapınızda polisler sizi tutuklamak için bekliyor. Hayır, bir haber yazısı değil bu. Tanıdık geldi ama değil mi? Bu sıradan, işinden başka bir şeye karışmayan banka memuru Josef K.’nın durduk yere tutuklanması ve sebebini bir türlü öğrenememesi ile alakalı bir kitap.

Franz Kafka - Dava Özeti

Josef K. bir sabah uyandığında kendini devcileyin bir polis memurunun önünde bulur. Onu tutuklamak için beklemektedir. Josef K ne sebepten tutuklandığını bilmez. Fakat normal hayatına da devam edebilir. İşine gidip gelebilir. Bu durum kafasının daha çok karışmasına ve şüpheye düşmesine sebep olur.

Bir şekilde neden tutuklandığını öğrenemez ama iş yerindeki arkadaşlarından kaldığı pansiyondaki kişilere kadar herkes onun tutuklandığını bilir. K.’yı mahkemeye çıkarmazlar. Kendini savunmasına izin vermezler. Açıklamalı bir bilgi vermezler. Uzunca bir süre bürokrasi ile uğraşır K. Ama yine de eli boş döner hep.

K. artık hayatının bir yılını bu olayı çözmeye uğraşacaktır. En azından suçunu öğrenmek ister ama karşısında bir muhatap bulamaz. Gittiği mahkemeler bomboştur. Ve her zaman değişik yerlerdedir. Yine boş bir mahkemede gördüğü ciltli hukuk kitaplarının içine bakar ve hukuk bilgileri yerine garip resimler, şekiller olduğunu görür. Gittiği salonlarda onu karşılayanlar en alt kademedekilerin temsilcileridir. Ve K haricinde herkes onun suçlu olduğunu düşünür. Ve ona yukarıdan bakarlar.

K bir çok kişiden yardım almaya çalışır. Ünlü, başarılı ama yaşlı yatalak olan bir avukat vardır. İçeride bağlantılarının olduğunu söyler fakat uzunca bir süre uğraşmaları boşa çıkmıştır. Aslında çok da başarılı bir avukat değildir kendisi.

Sonrasında bütün savcıların resimlerini çizmiş saray ressamına gider. O da bu davadan kurtuluş olmadığını söyler. Josef K papaza bile başvurur bir çıkış yolu aramak için ama yine eli boş döner. Artık K pes etmiştir. Ne suçunu bilir, ne de kendini savunabilmiştir.

Sonuç itibari ile K öğrenemediği suçu kabul eder ve cezasını bekler. Yargılanmamasına rağmen cezası bellidir, ölüm. K idam edilecektir. Artık bunu onurlu bir kurtuluş olarak görür ve idam gününü bekler.
Aslında yargılanmayı gerektirecek gerçek bir dava yoktur ortada. Josef K zaten bütün hayatı boyunca kendini ölüm cezasına çarptırmıştır hayatın içinde tutsak kalarak. Küçük dünyasından çıkmayarak zaten bir hapishanededir. Bunun ayırdına varamadığı için de cezası, sonu ölüm olacaktır.
Dava kitabı Tüm Zamanların En İyi Kitapları listesinde yer almaktadır.

Semih Oktay

@semih-oktay

DAVA

Roman;Franz Kafka;Cem Yayınları;344 Sayfa;Türkçesi:Kâmuran Şipal (8)(5 Mayıs 2005)

Kahramanımız K'nın bir dava peşinde sürüklenişini anlatır DAVA romanı.

Dünden niyetliydim:Bu pazar mahallemdeki cengâver sahafıma uğrayacaktım.Sabah tedirgin düşlerden uyandığımda, kendimi yatağımda hangi kitaplarımı, başka başka kitaplara dönüştüreceğimi tasarlarken buldum!.. Gün, Franz Kafka'nın bu DAVA başlıklı romanından ayrılma günüymüş meğer.Kitaplığımdan birkaç kitap seçtim;'Dava' da bu takas için seçtiğim kitaplarımın arasındaydı.Çıktım evden:gazetemi almaya ve benim için yeni kitaplar bakmaya.Bu DAVA başlıklı kitabı sahafımda takas ettim herhangi başka Kafka kitabı almadan! Asıl önemli olan bu kitabı tam sahafta takas ediyordum ki aklıma geçmiş günlerden bir gün geldi.Gene böyle kitap satın almaya gittiğim bir günü hatırladım. Hatıralarımı, tasarladıklarımı,hâlletmiş olduğum işleri yazarım zaman zaman;sonra da kendime e-ileti olarak gönderirim.Bu bahis konusu ettiğim günü burada paylaşmak istedim.Beyoğlu'na gidip kitap satın aldığım bir cumartesi günüdür bu...Bilesiniz! İşte bahsettiğim o kendi kendime göndermiş olduğum e-iletilerden birinden buraya alıntılıyorum.

Pazar,2 Şubat 2014

XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX

Cumartesileri çalışıyorum ama işten erken çıkıyoruz bir - birbuçuk gibi...Selçuk'u aramıştım;çoluk çocuğunu Çorlu'ya göndermişti...Kitap bakmaya gideceğim,gelir misin,diye sormuştum.Gelirim,demişti.İşten ayrılmamıştım henüz,beni aradı.

-Yahu,ben eve geldim,duş muş alayım,traş olayım,sen de istersen bize uğra,buradan çıkarız,dedi...

Karnı da açmış,evinde yiyebileceği hiç bi' şey yokmuş...Yarım ekmek arasına hindi salam,taze kaşar dilimleri,acılı ezme koydurttum;yanına ayran aldım.İş çıkışı doğru Selçuk'un evine gittim.Yemeğini yedi;fazla geç kalmayalım diye hemen yola çıktık...

Çağlayan durağında bekleyelim,Taksim dolmuşları geçerse tek vesait gitmiş oluruz,şayet Mecidiyeköy minibüsleri gelirse seni metroya bindiririm,dedim.Zavallı Klimacı,otomobili ile neredeyse tuvalete de gittiği için metroya bineceğimizi duyunca nasıl sevindi,anlatamam!..

Aaa,unuttum söylemeyi...Selçuk,evden çıkmadan önce bir kadeh rakı içeceğini söyledi ve benim fikrimi almak için bana baktı.İçerim,dedim.Anlayacağınız evden çıkmadan birer duble rakı içmiştik ve şimdi Çağlayan otobüs durağının metal oturaklarında otururken çakırkeyif hâlimiz bizi güldürüyordu.Düşününce komik oluyor:Günlerden cumartesi,,,şurup gibi bir hava var, çakırkeyifsin,üstelik Beyoğlu'na kitap bakmaya gidiyorsun...Samimi bir arkadaşın yanında;İstanbul'da hiç metroya binmemiş,metroya bineceği için seviniyor...Dediğim gibi klimacı bir arkadaşım bu Selçuk;gemilere çıkıyor klimalarını tamir etmek için;gemilerin ve matbaaların soğutma sistemleri ile ilgili iş yapıyorlar. Gittik...Selçuk yolda iki de bir:"Rakı içeriz,değil mi?...Rakı içeriz,di mi?" diye sorup duruyor. İçeriz,diyorum,içeriz...Çiçek Pasajı'nda bir rakı içelim seninle,diyor.Tamam ısmarlayacağım sana bir rakı,diyorum... Topitoş'u çağıralım mı,diye soruyorum kitapçılardan çıktıktan ama henüz Sahaflar Çarşısı'na gitmeden önce...Yok,şimdi aramayalım,sonra ararız,diyor.Yarın babalar günü olduğu için saatçinin birine dalıyor ve bir saat bakıyor.Kime alıyorsun bu saati diyorum.Yarın babalar günü ya,oğluma hediye almak istiyordum karne hediyesi, diyor...Yarın babalar günü ve Selçuk oğluna bir saat alıyor hediye olarak! Ben de bir sonraki günün geyiğini hatırlıyorum şu satırları yazarken...Oğlum Onur öğleden sonra üç buçuğa kadar beni arayıp babalar günümü tebrik etmeyince,nerede bu çocuk,diye merak edip arıyorum Onur'u...Merhabalaştıktan sonra:Babalar günün kutlu olsun evlatçıım,diyorum...Aa,baba seni arayacaktım,hatta yanına gelecektim tam,,,babalar gününü kutlamak için,diyor... Ziyanı yok oğlum,kutladık işte babalar gününü.Neredesin sen görünmedin,diye soruyorum...Sözlüm ile Aksaray'a gidiyoruz,yoldayız,diyor...Ben ise babama babalar gününde ulaşamadığıma yanıyorum;üç dört sefer aradım,cep telefonunu evde unutmuş...İki defa aradım;kimse çıkmadı.Sonra annemle görüştüm...Sonuç:babamla görüşemedik.

Saati aldık,çıktık dükkândan...Ha'di içelim,diyor Selçuk...Tamam da önce Sahaflar Çarşısı'na bir uğrayalım,diyorum. Ortalık bir kararsın yahu,acele etme,diyorum.

-Yaa,sen şimdi çok durursun,diyor.
-Dururum,diyorum.
-Tamam,ben de kendime kitap alayım,ne zamandır karım satın alıyor kitapları,diyor.
-İyi olur,kitaba biraz para harca,diyorum...
-Sen Kafka'dan bahsediyordun,hangi kitaptı o,diye soruyor.
-Dönüşüm,diyorum.

Sahaflar Çarşısı'na girerken ona DÖNÜŞÜM romanının o insanı büyüleyen ilk cümlesini ezberimde kaldığı kadarıyla söylüyorum: Gregor Samsa bir sabah tedirgin düşlerinden uyandığında kendini yatağında devasa bir böceğe dönüşmüş buldu.

Kitaptan alıntı: 'Gregor Samsa bir sabah tedirgin düşlerden uyandığında,kendini yatağında devasa bir böceğe dönüşmüş buldu.' Sağlamasını yaptım,evet,tebrik ediyorum kendimi!..Şu ilkcümlesinde Kafka insanı efsunluyor bana kalırsa...

-Tamam,o,ondan bahsetmiştin bana...Bulursam satın alacağım,diyor.

İlk dükkânda yok Kafka'nın DÖNÜŞÜM başlıklı kitabı...Kitapçı yandaki dükkânlardan birini gösteriyor Selçuk ile bana..."Şu arkadaşlarda olması lazım" diyor...

Dükkân kapısından içeri giriyoruz...Dükkâncı bir kadın,buy'run,diyor bize...

-Dönüşüm,diyor Selçuk.
-Kafka,diyorum ben...

Kadın elini raflardan birine uzatıyor...Bir kitabı çekip Selçuk'a gösteriyor...Kadın sessiz,sakin hareketlerle deviniyor...İçeride başka müşteri yok...Biz Selçuk ile Kafka üzerine hararetli bir görüşme yapıyoruz.

-Başka,başka,diyor Kafka'nın eserleri için Selçuk...
-Ceza Sömürgesi'ni,Dava'yı da okuyabilirsin,diyorum...

Kadın o sıra başka Kafka kitapları bulup veriyor Selçuk'un eline.Evirip çeviriyor Selçuk ve TAŞRADA DÜĞÜN HAZIRLIKLARI başlıklı olanını seçiyor...

-İyi yaptın,bunu ben de okumamıştım,diyorum...

Biraz gürültülüyüz galiba..! Neler oluyor? Kadın elleriyle daha yavaş,daha yavaş işaretleri yapıyor:sessiz olun gibilerinden bazı işaretler bunlar...Evet,bir şeyler var...

-Hayrola,diyoruz.
-Çocuk uyuyor da,diyor.

Çocuk uyuyor!Ne diyor bu kadın Selçuk? Selçuk ile bir an göz göze geliyoruz...Kadın masanın altını işaret ediyor:Bebek yeni uyudu da,diyor...Şaşırıp kalıyoruz.Dükkanın orta yerindeki masanın altında bir bebek uyuyormuş.

-Söylesenize,diyoruz Selçuk ile bir olup...

Kadın biraz mahcup mu oldu ne? Hafifçe kızarıyor...Kitapların parasını ödeyip dükkândan çarçabuk çıkıyoruz... Selçuk daha fazla kitap peşinde dolaşamayacağını söylüyor...

-Seni rakı masasına oturtayım ama ben kitap bakmak istiyorum,diyorum.
-Tamam öyleyse,sen kitap bakacaksan ben bir yerde çay içeyim,diyor...

Hemen önümdeki dükkâncıya soruyorum:Çay içilecek...? Yukarıyı gösteriyor adam bana ve,Üst katta çaycımız, diyor. Duydu tabii biz konuşurken,zaten bize bakıyordu adam.Dükkâncıya teşekkür ediyorum,,,Selçuk'u üst kata uğurluyorum.

Bakacak çok kitap var listemde;buna karşılık ayırabileceğim az vaktim var...Birkaç dükkân geziyorum;elimdeki listeden aradıklarımı söylüyorum.Tarjei Vesaas'ın (Vesos) BUZ SARAYI adlı romanını arıyordum...Bu roman Norveçli Yazar'ın en sevilen eseridir sanıyorum...çünkü şu saat itibarıyla okumuş bulunmaktayım romanı...Roman olmasına roman ama şiir gibi bir anlatım,kısa cümleler ve yalın üslup ile Vessas gönlümü âdeta fethetti.190 sayfalık bu romanı iki gün içinde devrettim.Türkçemize Melih Cevdet Anday çevirmiş.Daha önceki çevirileri dahil Anday'ın elinden ne çıkmış olursa olsun,okurum.Başka hangi kitapları bulduğumu da söyleyeyim...Antoine de Saint-Exupery'nin KÜÇÜK PRENS'ini (Mavibulut Yayınları'nın 1999 baskısı) bir de Dashiel Hammett'in SIRÇA ANAHTAR adlı E Yayınları'nın 1986 baskılı bir romanını buldum.

Telefonum çalıyor,bakıyorum...Selçuk arıyor,,,açıyorum.

-Tamam mısın,diyor.
-Evet,tamam,ha'di gel aşağı da gidelim,diyorum.

İmroz Balık Lokantası'na gidiyoruz.Rakı içeceğiz...Garsona zeytinyağlılardan fava,közlenmiş patlıcan söylüyorum... Bir de buranın lakerdası iyi oluyor,diyorum Selçuk'a;lakerda ısmarlıyorum.Selçuk kereviz istiyor.Garson,Mevsimi değil,diyor...Enginar var tepside..! Enginar olsun,diyor Selçuk...Rakımız ve mezelerimiz anında masamıza geliyor... Az bir zaman sonra da tamkıvamındakızarmış ekmek dilimleri görünüyor.Karnımız aç...Selçuk ile başlıyoruz demlenmeye. Orhan'ı arayalım,diyoruz...Arıyorum.Hemen geliyorum,diyor Orhan...Biz daha tabakları yarılamadan Orhan geliyor...Bir taksiyle gelmiş.Sohbet koyulaşıyor...İçkilerimiz tazeleniyor.Kalamar tava söylüyoruz,ardından midye tava söylüyoruz... Selçuk peynir istiyor...

-Ne yapacaksın peyniri,diye soruyorum.Yemeğimiz bitti,kavun söyleyeyim sana...
-Tamam,kavun olsun,diyor...

Ben çakırkeyif hâldeyim...Bir duble ve bir tek içtim;yeter bana...O sıra suyumuz bitiyor,Selçuk yan masadan alayım falan festekiz,derken,,,baktım elini uzattı yan masada oturan iki kişinin su şişesine...

-Bırak,alma,garsondan isteriz,dedim...Canım da biraz sıkılıverdi.
-Alalım yahu arkadaşlardan,alt tarafı bir su,ne olacak sanki)...mealinde sözler söylüyorken Selçuk...ben biraz daha sertçe çıkıştım:Selçuk bırak yan tarafa sarkmayı,garsona söyleriz suyumuzu,dedim.

Yan masamızdaki beyler duymuş olacaklar ki,bize döndüler;suyu uzattılar...Selçuk teşekkür etti,bir iki kelime daha konuştu...Orhan döndü,bir laf attı yan masaya,sonra teşekkür etti...Bu sefer Orhan'a dönüp:Yahu sarkmayın şu yan masaya,dedim.Yan masa muhabbeti başladı mı,bu akşamımızın tadının kaçacağını seziyordum.Tecrübeyle sabittir.Ve dediğim oldu.Anında kaynaştılar Selçuk,Orhan ve yan masadaki iki kişi...Öyle bir kaynaşmaydı ki bu,,,ikinci dakikasında Orhan kartvizitini çıkartıp bu beylerden birine uzattı.Üçüncü dakikada Orhan'ın bu beylerden birine şaka yollu bir söz söylediğini işittim.Ossaat Orhan'ın adama tam on kez ardı ardına göz kırptığını gördüm.Nasıl asabileştiğimi bir ben biliyordum.Ne Selçuk'un ne Orhan'ın benim o anlardaki hâlimi anlayacak durumları yoktu.Çok geçmedi Orhan,Selçuk'a sanıyorum bir makine hakkında fiyat sordu;dönüp yan masamızdakilere bildirecekti zahir bu fiyatı...

O can sıkıntısıyla hesabı istedim,zaten artık içmemeye karar vermiştik...Selçuk makine fiyatını söyledi...Orhan'ın tavırları değişti.Aradan üç-beş dakika geçtikten sonra da kalktık zaten...Nevizade Sokağı epey kalabalıktı...Yan yana yürümek mümkün olmadığı için arka arkaya yürüyorduk.Caddeye çıkan sokaklardan birine çıktığımızda Orhan,Selçuk'a: Biz Semih abi ile Bayrampaşa'ya gideceğiz,dedi...Böyle bir karar vermemiştik ama masada sormuştu Orhan Bayrampaşa'dan bir tanıdığını.O sıra sokağa çıkmıştık,yol tam o esnada kapanmıştı ve birkaç taksi vardı önümüzde... Ve Orhan,,,kolundan tuttuğu gibi Selçuk'u bu taksilerden birine ittiriverdi.

Cumartesi,20 Haziran 2009
Dava
kitaba 6 verdi
2 beğen · 0 yorum

Vahit YILDIRIM

@gregor-samsa

dava ablasının çocuklarıyla birlikte savaş yıllarını baba evinde geçirmek istemesi üzerine kafka’nın evden ayrılmak zorunda kaldığı bir dönemde yazılmaya başlanır.(ağustos 1914)

kafka’nın diğer pek çok yapıtında olduğu gibi dava’da da kurulu düzen ilk okuduğunuz paragrafla bozulacaktır: “biri iftira atmış olacaktı josef k.’ya; çünkü bir sabah durup dururken tutuklandı. her sabah saat sekize doğru kahvaltısını getiren pansiyon sahibi bayan grubach’ın hizmetçisi o sabah ortalıkta görünmemişti. böyle bir şeyle ilk kez karşılaşıyordu, k.”

bununla birlikte klasik eserlerde alışkın olduğumuzun aksine kafka’nın yapıtlarında büyük anlatıcı çıkmaz karşımıza,okuyucunun bilgisi josef k.’nınkinin önüne geçemez .

dava’da da böyledir işte; k.’nın tutuklanmasına neden olan suçu ne tutuklayanlar ne de tutuklanan bilmektedir. kimsenin bu duruma bir anlam veremeyeceğini düşünürsünüz ancak aksine herkes çoktan kabullenmiştir durumu, k.’da dahil.cezası k.’nın hayatıdır bu suçun.

henz politzer s. fischer yayınevinden 1965’de çıkan “franz kafka, der künstler” adlı yapıtında kafka’nın suçundan bahseder:

“mahkemenin suçuyla karşılaştırıldığında k.’ nın suçu daha az paradoks değilse de, basit bir suç niteliğindedir.işlediği suçların hepsi ki bu daha çok ihmal suçlarıdır tutuklanmasını haklı göstermeye yetmez. k.’nın saptanabilen suçları sevgisizliği,mesleğine karşı gerçek bir ilgi duymayışı, yaşamsal güçsüzlüğü, kendisini çağdaş burjuva yaşamının temsilcisi yapan sıradanlığı bir sürü tutuklanmamış insanda görülebilecek şeylerdir. ayrıca kendisini sanık konumuna sokan suçu bilmemesi de suç olarak nitelenemez, çünkü mahkeme hizmetinde çalışan elçi ve habercilerden büyük çoğunluğunun da bu kanun hakkında bir bilgisi yoktur. mahkeme işlerini çok iyi bilen ressam titorelli gibi bir adam bile renkten söz bir kör gibi mahkemeden söz açar: kanunda -ben kendim okudum desem yalan- suçsuz kimsenin pek tabi aklanabileceği belirtilir, ama yargıçlar etkilenir diye bir kayda rastlanmaz. oysa benim bilip işittiğime göre durum tam tersidir bunun.”

ardından bir otelin tavan arasında yapılan duruşmalar başlar. garip bir yerdir mahkeme salonu garip bir yerdedir de aynı zamanda. tüm duruşmalar boyunca bir türlü anlam veremeyeceğinizi düşündüğünüz olaylar yaşanır. duruşma sırasında genç bir hukuk öğrencisi mübaşirin karısına sarkıntılıkta bulunur, kadının çığlığı duruşmayı böler. mübaşirse bu durumu olağan karşılar ancak herkesin içinde yapılması rahatsız eder onu, sorgu yargıcının duruşma boyunca kürsüsünde bulunan kitapları karıştıran k. , ressamın kötü niyetinin gün gibi ortada olduğu çıplak kadın ve erkeğin yan yana bir resmini bulur..

bununla birlikte davaya göre hayatını düzenlemiş olan k.’nın günlük hayatta karşılaştıkları da daha az kabul edilebilir değildir.

k. wagenbach dava’nın bir cezalandırma fantezisi olduğunu söyler. nitekim ressam titorelli’nin k. ile yaptığı konuşma bunu kanıtlar niteliktedir. ressam davanın üç şekilde sonuçlanabileceğini söyler: gerçek aklanma, sözde aklanma, sürüncemede bırakma. ancak şimdiye kadar hiçbir gerçek aklanma ile karşılaşmadığını da eklemeyi ihmal etmez. k. ise haklı bir yorumda bulunur bir tek cellat bütün bir mahkemenin yerini alabilir.

davaya ilişkin pek çok şeyin daha anlaşılır olmasını sağlan bir bölüm vardır: katedralde. k.’nın katedrale geliş sebebi ve onu katedralden içeriye girmeye iten nedenler tüm bunların aslında önceden tasarlanmış olduğu ve davanın tahmin edilenden daha fazla kişi ve kurumu içine aldığı izlenim uyandırır.

katedralde bölümünde mahkeme hizmetinde çalışan rahip tarafından k.’ya bir mesel anlatılır ve k. kendisinden beklenen yanılgıya düşer: kapıcının taşralı adamı aldatmış olduğu. meselde taşralı adamın hikayesi anlatılır. kanun önünde bir kapıcı bekler taşradan gelen adam ise içeri bırakılmaz, kendisine şimdi giremeyeceği söylenir. taşradan gelen adamsa ölümünün yaklaştığı son ana kadar bekler ve sonunda kapıcıyı yanına çağırıp sorar: “nasıl oluyor da, bunca yıl benden başkası girmeye kalkmadı bu kapıdan?”. cevabı basittir oysa, kapı yalnızca taşralı adam içindir ve artık kapıcı kapıyı kapatabilir. aslında kanun taşralı adamı çağırmıştır ancak kapıcılardan geçecek izni vermemiştir kendisine.

kafka’nın yakın dostu max brod’a göre k. elinden çıkıp giden suçsuzluğunu miskinlik içinde savunmaya çalışan biridir. k. da taşralı adam gibi kişilikten yoksundur aslında, meselde asıl kahraman taşralı adam değil kurtarıcı haberi ona çok geç veren kapıcıdır.

kanun önünde meseli heinz politzer’e göre dava için bir çeşit seyrüsefer programı oluşturur. bu bakımdan k.’nın da sona yaklaştığını söyleyebiliriz.

romanın “son” bölümünde k. evinden iki adamca alınır. şehrin dışı sayılabilecek bir yerde bir köpek gibi öldürülür, sanki bunun utancı kendisinden sonra da yaşayacaktır.

aslında benim cevabını aradığım soru k.’nın bu cezadan kurtulmasının mümkün olup olmadığıdır. yani en azından davanın sürüncemede bırakılmasını sağlaması nasıl gerçekleşebilirdi.k. katedralde rahibe şu soruyu sorar “bir insan, insan olur da nasıl suçlu olabilir”. k.’nın suçu diğer insanlarda da görülebilecek şeylerdir. öyleyse k.’nın isyanı diğer insanlar arasından kendisinin keyfi seçilişinedir. çünkü k.diğer insanlar kadar suçlu ya da suçsuzdur. bu durumda k.’nın suçu kafka tarafından yüklenmiş bir suçtur. bu durumda cezadan kurtulması da mümkün değildir.
Dava
kitaba 10 verdi
1 beğen · 0 yorum

Elif Recep

@elifrecep

Distopik roman türünün örneklerinden sayılan 'Dava' anlaşılması ve anlatması zor bir eser.Yazılanların, anlatılanın dışında başka bir şeyi hedeflediğini anlamaya başladığımda her cümleyi sorgulayarak ve anlamlandırmaya çalışarak okudum.Bunu başarabildiğimi düşündüğüm satırlar kadar başaramadıklarım da oldu.Kitap bir sabah Joseph K.' nın tutuklandığını öğrenmesiyle başlıyor.Normal tutukluluk sürecinin işlemesini hem K. hem de okur beklerken bu tutuklamanın aslında bildiğimiz süreçten oldukça farklı olduğunu görüyoruz.K.' ya bir davasının olduğu bildiriliyor ve konusu bildirilmeyen bu dava için mahkemeye davet ediliyor.Böyle bir tutuklamayı ve davayı saçma ve anlamsız bulan K. bunu bir an önce sonlandırmak için mahkemenin olduğu söylenen mahalleye geliyor.Fakat içler acısı bir durumla karşılaşıyor.Köhne bir binanın içinde kokuşmuş bir yargı sistemi ve aynı şekilde yasa dışında her şeyin mevzu edildiği bir ortamla karşılaşıyor.İlerleyen günlerde dava bir şekilde herkes tarafından duyuluyor ve en alakasız kişilerce bile fikir yürütülerek K. yavaşça kendisini bu çıkmazın içine sürüklenirken buluyor.Amcasının ona avukat bulmasının ardındansa artık K. için davası dışında hiç bir şeyin önemi kalmıyor.Konusunun kimse tarafından bilinmediği bu davaya ilk itiraz bile dava konusundan bağımsız olarak yapılabiliyor.Konusu, davacısı ve sonu belli olmayan bu dava herkes tarafından o kadar önemsenip büyütülüyor ki K.'yı devasa bir hortum gibi içine sürüklüyor.Üstelik kendileri bu aşağılanmışlıkların içinde yer alan ve dava uğruna her türlü onursuzluğu yapmaktan çekinmeyen insanlar tarafından şekilleniyor bu yargılama.Kesin bir yargıya ulaşılamayacağı ve ulaşılsa bile bu kararın yayınlanmayacağı, sadece iki seçeneğin olduğu söyleniyor.Ya görünüşte aklanma ya da sürüncemede bırakma.Bunun içinse suçsuz olmak yeterli olmuyor.Yolu aynı kokuşmuşluğa dahil olmaktan geçiyor.
Gelelim bütün bunların ihtiva ettiği manaya.K. her ne kadar ilk başta toplumun değer yargılarına aldırmadığını söyleyip kendi yoluna baksa da kendi hatalarına aldırmadan bir başkasını yargılayacak kadar ve bunu da sezgisel bir baskıyla sinsice yapan toplumun içinde sıkışan bir birey.Toplum, birey için adeta bir mahkeme görevi görüyor.Belli bir konusu olmadan suç olarak tanımlanamayacak davranışlar üzerinden sadece yargılama yapıyor.Belli bir yasası olmayan bu fikirler silsilesi içinde söz konusu bireyin dışında herkes kendi fikirleri doğrultusunda yargıya varıyor.Bu yüzden bir türlü sonuca varılamıyor.Tabi bunda asıl etken bireyin bu düşüncelere izin vermesi ve toplumu hayatının merkezine oturtmasından kaynaklanıyor.Şu cümleler aslında her şeyi bir nebze özetliyor 'Mahkeme senden hiçbir şey istemez seni kabul eder ve gittiğin zaman da bırakır' Kişi kendi iç sesini vicdanının sesini susturup ne zaman ki el alem ne der evhamına kapılarak doğrularını yaşamaktan korkuyor, işte o zaman 'Dava'başlıyor... Artık  kişi  o kadar çok kendini unutuyor ki ölümden sonrası için bile arkamdan ne derler fikrinden kendini bir türlü alamıyor.'Sanki utanç ondan sonra da hayatta kalacaktı'...
Dava
kitaba puan vermedi
3 beğen · 0 yorum

@

Okurken, ülkemizde yaşananlarla paralellikler kurmadan edemediğim
Franz Kafka'nın 1914 senesinde yazdığı ama yayınlanması 1924'ü bulan, 1962'de Orson Welles yönetmenliğinde Anthony Perkins, Jeanne Moreau, Romy Schneider gibi güçlü sanatçılar eşliğinde beyaz perdeye uyarlanan bu ünlü eserini okuduğum günlerde, ülkemizde Balyoz ve Ergenekon davalarının bir kasırga gibi esiyor olması sanırım hayli acı ve hayli güçlü bir tesadüftü.

İngilizce'ye giren ve "Kafka romanlarındaki gibi bunaltıcı ve kabus dolu" olarak Türkçeleştirebileceğimiz "kafkaesque" kelimesine öncülük eden romanların başında gelen Dava, gerçekten de üzerine üzerine gelen bürokrasi karşısında insanın umarsız, çaresiz kalmasını, kendisini ufacık ve etkisiz hissetmesini iliklerinize kadar hissettirten bir roman.

Kahramanımız Joseph K. otuz yaşına girdiği sabah, kaldığı pansiyona gelen iki devlet görevlisi tarafınca tutuklanır ama bu garip bir tutuklamadır çünkü yaşamı "görünüşte" aynen devam etmektedir, hapse atılma gibi bir durum söz konusu değildir. Suçunun ne olduğunu bilmez, kimseden de öğrenemez. Etrafı da onun tutuklandığını bilmekte ve bundan kurtulması için çeşitli tavsiye ve baskılarda bulunmaktadır. Masumiyetinden emin olan kahramanımız mahkemede süren davaya da katılır ama mahkeme bildiğimiz mahkeme değildir. Otuz bir yaşına girdiği gün sona eren öykü, gerçekten de öyle böyle değil, tam bir kabus, hatta karabasan...

Okurken, ülkemizde yaşananlarla paralellikler kurmadan edemediğim, acaba bu kitabı okuyup esinlendiler de mi bunları yaşıyoruz diye sorgulamaktan kendimi alamadığım bu eseri, eğer ruh haliniz böyle bir karabasanı kaldıracak kadar güçlüyse çok tavsiye ediyorum... Ya da bırakın bence ruh halinizi, bu karabasanın gerçeğe dönüşmüş halinde halen yaşamakta olan onlarca, yüzlerce kahramanımız varken, bence bir görevmişcesine okuyun... Bazen sorgulamak acıtır ama her halükarda güçlendirir.....
Dava
kitaba puan vermedi
4 beğen · 0 yorum

Dilek Öz

@lostris

Kitabı okurken birden arka kapağa dönüp Kafka'nın yaşadığı dönemi hatırlama gereği duydum. Günümüz koşullarına da uyduğu rahatça söylenebilecek bir eserde Kafka Korku Çağı olarak adlandırılan dönemde iletişimsizliğe, bürokrasiye ve hukuk sistemine yönelik ağır eleştirilerini sembolik anlatımıyla sunmuş. Bu eleştiriler daha kitabın ilk cümlesinde "Josef K.’ya iftira atılmış olmasıı"na rağmen, kötü bir şey yapmadığı halde tutuklanması ile başlar, idamına kadar sürer.

Özellikle "Yasa Kapısı" hikayesinde taşralı adamın karşısına çıkan engeller, bekçinin ayakta dururken taşralının oturması, bekçiyi aşamaması, hemen öncesinde K'nın aşağıda Rahibi dinlerken Rahibin yukarıdan ona bakması ve K'nın onu aşağıya davet etmesi, duruşma salonunda locadakilerin ona tepeden bakmaları, romanın otoriteyi en iyi vurdugulayan noktalarıydı.

Roman boyunca sadece mahkemenin alt kademesindeki memurları ile görüşebilen, avukat tutmasına, umut gördüğü herkesle konuşup destek amasına rağmen,
yüksek yargıçlara ulaşaması, avukatının yetersizliği, hukuki yollarla bir sonuca ulaşamayacağından emin bir şekilde farklı arayışlara yönelmesi, hiç gitmeyeceği yerlere gitmesi hiç konuşmayacağı kişilerle konuşması, davayı gizli tutma arayışına rağmen, herkes tarafından bilinmesi, yardım isteyeceği kişiler için sürekli çelişki içerisinde olması, güvensizliği o kadar vurduladı ki içinde bulunduğumuz çağla ilişkiler kurmaya başladım.

Dikkatle, özümseyerek okunması gereken bir roman...
Dava
kitaba 8 verdi
4 beğen · 0 yorum

Dava - S41

Bayan Bürstner'i karalamak istiyor değilim hiç kuşkusuz, kendisi iyi ve tatlı bir kızcağız, sevimli, düzenli, titiz, çalışkan, bütün bu yanlarını çok takdir ediyorum, ama öte yandan gerçek olan bir şey daha var, Bayan Bürstner kendini daha ağırdan almalı ve daha çekingen olmalı. Kendisini bu ay içersinde iki kez sapa yollarda ve her defasında başka bir beyle gördüm. Benim için çok zor bir durum, yemin ederim ki, bunu yalnızca size anlatıyorum Bay K., ama bu konuda herhalde onunla da konuşmak zorunda kalacağım.
Defne Alaçam tarafından eklenmiştir.
Otuz yıldır hayattayım ve kendi yolumu tek başıma çizmek zorunda kaldığımdan, beklenmedik şeylere bağışıklık kazanmış olabilirim..
Dava
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
17 beğen · 0 yorum

özge çolak

@ozgecolak

Kafesin biri, bir kuş aramaya çıktı..
Dava
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
17 beğen · 0 yorum

Emine Karakaya

@eekrky

"Siz kimsiniz ki? Anlam arıyorken anlamsızlığın âlâsını yapıyorsunuz."
Dava
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
15 beğen · 0 yorum

özge çolak

@ozgecolak

" Siz kimsiniz ki? Anlam arıyorken anlamsızlığın âlâsını yapıyorsunuz. "
Dava
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
14 beğen · 0 yorum

özge çolak

@ozgecolak

" Kendini öldürmesi o kadar anlamsız olurdu ki böyle bir şeyi yapmak isteyecek olsa bile, eylemin mantıksızlığı nedeniyle yapamazdı. "
Dava
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
13 beğen · 1 yorum
Sena Dalgıç (@sena-dalgic)
Dava, Milena’ya Mektuplar eserlerini sevdim. Bu yazıyı okumuştum hayatını anlatıyor: https://paratic.com/franz-kafka-kimdir/ Birde bu sözü çok güzel; Benim yalnızlığım, insanlarla dolu!
17.06.17 beğen cevap
145
KİTAP
Tüm Zamanların En İyi Kitapları
Hem okurların hem de yazarların büyük bir kısmı tarafından başarılı bulunmuş, kitap tavsiyesi istendiğinde akla ilk gelen, tü...
32
KİTAP
Fikirlerinizi değiştirten en iddialı kitaplar
Çok iyi araştırılmış, doru kurgulanmış, net bir şekilde iddialarını ortaya koyan ve kanıtlayan kitaplar. Hayata bakış açınızı...
205
KİTAP
Tüm Zamanların En Çok Satan Kitapları
Aşk, fantastik, polisiye, bilim kurgu ve diğer kitap türlerini kapsayan ve zirveyi kolay kolay kaptırmayan tüm zamanların en ...
1160
KİTAP
Mutlaka Okunması Gereken Kitaplar
Herkesin mutlaka okuması gereken, kitaplığında bulunması gereken kitaplar listelenmektedir. Sen de mutlaka okunması gerektiği...
742
KİTAP
Okuduğum En Güzel Kitap
Okuduğumuz en güzel kitapları bu listede topluyoruz! Sen de en beğendiğin ve herkese tavsiye etmek istediğin kitapları listey...

Moira

@moira

Kahve ve kitap...
Dava
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
8 beğeni · 5 yorum
Enes (@cortazar)
Dekor çok güzel gerçekten. Kahve bardağını özellikle beğendim, iyi okumalar :)
19.05.18 beğen 2 cevap
tamer aktulum (@tamer-aktulum)
O bardağı istesem cono olurmuyum:)
19.05.18 beğen cevap
Gülcan (@gulcann)
Gülcan diyince benim sandım 😂
19.05.18 beğen 2 cevap

Yonca

@kitapokumakhuzurverir

Franz Kafka
Franz Kafka
"Kimseden çekinme
ve sana doğru görünen neyse onu yap!.."

•Franz Kafka / Dava
Dava
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
13 beğeni · 0 yorum

the.arhez

@thearhez

Dava - Franz Kafka
Dava - Franz Kafka
''Mantık istediği kadar sarsılmaz olsun, yaşamak isteyen bir insana direnemez.''
Dava
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
7 beğeni · 0 yorum

Nur Devam

@nur-devam

🎶
🎶
Zamanı şu şekilde durdursak olmuyor mu hocam?
Dava
kitaba 7 verdi, inceleme eklemedi.
14 beğeni · 1 yorum
Yrd.Doç.CEVİZKABUĞU (@karacurin)
Geminin rotasında bulunuyorsun 2.dava yolda😟
09.09.17 beğen 1 cevap