ara

Sofie'nin Dünyası

- Sofies Verden

Sofie'nin Dünyası Konusu, Özeti ve Türleri

İnsanların kendilerini bulabilmeleri için, aslında kim olduklarını, yaşamlarını, varoluşlarını sorgulamalıdırlar ve dünyayı olduğu gibi kabul etmemelidirler.
Sofie'nin Dünyası
Çevirmen:
Yayınevi: Pan Yayıncılık
ISBN: 9789758434572
Sayfa: 592 sayfa
Basım Tarihi: 2002
Sofie'nin Dünyası Kitabı Hakkında Genel Bilgiler
Kitap yayınlandığı tarihden itibaren, pek çok dile çevrilmiştir. Ve yayınlandığı her ülke de en çok satanlar listesine girmeyi başarmıştır.

Sofie'nin Dünyası Kitabının Konusu
Birleşmiş Milletler'de Binbaşı olarak görevli olan Albert Knag okullarda işlenilen felsefe eğitimlerini yetersiz bulmaktadır. Felsefenin toplum tarafından da yeterli ilgi görmemesi üzerine on beş yaşına basmak üzere olan kızı Hilde Moller Knag'e babası bir hediye olarak kitabı yazar ve Sofie, felsefe tarihine bir yolculuğa başlar.

Sofie'nin Dünyası Kitabının Özeti
On beşinci yaş gününü kutlamaya hazırlanan Sofie, bir gün okuldan döndüğünde posta kutusunda kendisi adına bir zarf bulur. Üzeride isim ve pul bulunmamaktadır. Kimden ve nereden geldiği belli olmayan bu sarı zarfın içinden çıkan notta ise sadece "Kimsin?" yazmaktadır. Not üzerine kendisinin kim olduğunu düşünmeye başlar.

Esrarengiz mektuplar tek bir mektup ile sınırlı kalmaz. Hepsinde düşündürücü sorular bulunan zarflar Sofie'yi iyice heyecanlandırır. Mektupların kimden geldiğini öğrenmek için araştırmaya başlar.

Mektupların bir köpek tarafindan posta kutusuna bırakıldığını görünce şaşkınlığı iyice artmıştır. Zarflardan çıkan sorular, beraberinde ilk filozoflardan felsefenin başlangıcına dair bilgiler içermektedir. Sofie, bunun bir felsefe kursu olduğunu düşünür.

Bir gün kursun kurucusu ve tek öğretmeni olan Alberto Knox kimliğini Sofie'ye açıklar.
Bir süre sonra, Sofie ve Hocası babası Alberto Knag'ın Hilde Möller Knag'a yazmış olduğu bir kitabın içinde olduklarını fark ederler. Yaşananlar bir rüya değildir fakat yaşam da rüyadan farklı olmadığını keşfederler.

Doğum günü kutlamasında yaşanacaklar için merak duyan Sofie, binbaşının hayal dünyasından kurtulmak için plan yaparlar. Ve felsefe kitabından çıkarak masal kahramanlarının yer aldığı ruhlar alemine geçerler.
Sofie'nin Dünyası kitabı Fikirlerinizi değiştirten en iddialı kitaplar listesinde yer almaktadır.

Sofie'nin Dünyası - s41

Doğa filozofların söylediği ya da yazdığı şeylerin çoğu bizlere ulaşmadan kaybolmuştur.
Beyza Cetitusitaho tarafından eklenmiştir.
27
KİTAP
Fikirlerinizi değiştirten en iddialı kitaplar
Çok iyi araştırılmış, doru kurgulanmış, net bir şekilde iddialarını ortaya koyan ve kanıtlayan kitaplar. Hayata bakış açınızı...
1031
KİTAP
Mutlaka Okunması Gereken Kitaplar
Herkesin mutlaka okuması gereken, kitaplığında bulunması gereken kitaplar listelenmektedir. Sen de mutlaka okunması gerektiği...
300
KİTAP
Tavsiye Ettiğim Kitaplar
Kitap tavsiyesi arayanlar buraya! Herhangi bir kitap türüne bağlı kalmaksızın beğenerek okuduğumuz ve herkesin okumasını tavs...
731
KİTAP
Okuduğum En Güzel Kitap
Okuduğumuz en güzel kitapları bu listede topluyoruz! Sen de en beğendiğin ve herkese tavsiye etmek istediğin kitapları listey...
10
KİTAP
...

Berkay Bayram

@berkay

- Jostein Gaarder
8.4 (534 oy)
SEN DE BİR MASAL KAHRAMANI OLDUĞUNU ANLAYANLARDAN MISIN?
Kitabımızda yaşanan olayların baş sorumlusu Binbaşı Knag, kızı Hilde’nin on beşinci yaş günü hediyesini özel bir kurguyla hazırladı. Knag, öyle bir baba ki kızının yaşamda nereden gelip nereye gittiğini, kim olduğunu, “Dünya da ne imiş?” düşüncesini, Tanrı’yı keşfetme mücadelesini okuldaki hocalara bırakmamak istedi. Elbette kızının da kim olduğunu bilmesi gerekiyordu. Aklıyla ve duyularıyla varlığı kanıtlamanın yeterli olup olamayacağını Hilde de düşünmeli miydi? Tüm çocuklar için evren, keşfedilmeyi bekleyen bir hazine, sırlarla kaplı, gizemli bir şey idi. Knag da, çocukların bu gizemli olana duydukları hayretin filozoflarla benzer olduğunu biliyordu. Böylece, Hilde’ye kazandıracağı merak ve soru sorma becerisi ömür boyu çocuk kalacak bir filozofun yetişmesine imkan sağlayacaktı. Bu yol ile Knag, kızının on beşinci yaş günü hediyesinin, felsefe tarihini anlatan bir kitap olması gerektiğine karar verdi. Knag’ın bu düşüncesini Goethe zaten çoktan söylediği şu sözlerle insanlığa belirtmişti “Üç bin yıllık geçmişinin hesabını yapamayan insan, günübirlik yaşayan insandır.”. Peki düşünelim, acaba Knag kızına neden felsefeyi keşfettirmek istedi? Kitabın yazarı Jostein Gaarder neden Knag’a böyle bir vazife verdi? Sebebi şu ki Knag, kızının gerçek bir filozof olmasını istiyordu. Felsefenin insana “Kimsin sen?” sorusunu sorduracağını biliyordu. Felsefe, gözleri açık tutandı, kapanmış gözleri de açandı. Felsefe, herkesi kendi hayatının filozofu yapandı. Bu yüzden bir baba, kızına “gözlerini aç, açmalısın” diyordu. Artık Hilde’nin de “ Farkına var Hilde” diyen iç sesine ve babasına kulak vermesi gerekiyordu. Knag da, kızına, hayatın farkındalığını yaşatacak bu sesi kurguladığı iki kahramanla duyurdu. Hem kızı hayatın farkına varacak hem de kurguladığı kahramanlar, felsefenin gerçekten insanı neye ulaştırdığını anlayacaklardı. Sofie ve Hocası Alberto Knox, hayat denen oyunun hem izleyicisi hem de oyuncusu olmuşlardı. Kurgunun içinde gerçeği bulmuşlardı. Onlar, bir masal kahramanı olduklarını anlayanlardandı.
Kitabın ana fikrini vermiş olduğum giriş paragrafından sonra felsefe tarihine genel bir bakış atalım. Knag’ın kahramanları Sofie ve Hocası Knox, felsefe derslerine başlıyor. Sofie, sıradan bir gün içindeyken aldığı bir mektupla şaşırıyor. Pulsuz ve kimden gönderildiği belli olmayan bir zarf, koskoca felsefe tarihinin başlangıcı oluyor. Zarfı açan Sofie, felsefenin temel taşı olan soruyla karşılaşıyor:” Sofie, Sen Kimsin?” Bu soru ile hocası Sofie’nin düşünmesini istiyor ve başarıyor. Sofie, düşünmeye başlıyor ve düşünmeye başlaması onun şimdiden gerçek bir felsefe tarihi kahramanı olacağını gösteriyor. Çünkü felsefe de düşünme ile başlıyor. Her geçen gün Sofie’ye, içinde yeni soruların olduğu farklı zarflar gönderiliyor. Sofie, hocasının da istediği gibi meraka düşüyor. Acaba bu zarfları kim gönderiyor? Neden kendisine bu sorular soruluyor? Sofie, aldığı bir kartpostalda da Knag’ın adını ve adresini buluyor ve Sofie’nin elinden Hilde’ye yazılı nota çok şaşırıyor. Felsefe kursunun başladığı ve önemli olduğu yazılı kısmı okuduktan sonra kitapta hocasıyla birlikte yola çıktığı bu esrarengiz tarih yolculuğunun içine dalıyor. Doğa filozoflarıyla evreni tanımaya çalışan Sofie’ye Parmenides: “Evrende hiçbir şey değişmez Sofie!” derken Herakletios her şeyin aktığını söylüyor. Empedokles ateşi, havayı, suyu ve toprağı açıklarken Thales sen her şeyin kökeninde suyu düşün diyor. Sofie, doğanın özü Demokritos’un atom düşüncesinde mi diye uğraşırken bahçesinde kendiyle baş başa kalabildiği mağarasında ıslak zarflarla karşılaşıyor. Islak zarfların da ıslaklığını düşünürken zarfları getirenin hocasının köpeği Hermes olduğunu anlıyor. Nasıl mı? Hermes, ağzında bir zarfla Sofie’ye ulaşıyor. İlerleyen bölümlerde Sofie’nin kendisinin bir masal kahramanı olduğunu anlamasında Hermes’in çok katkısı oluyor. Sofie için asıl heyecan hocasının kendisine Atina’dan selam dediği videosu oluyor. Knox, Sofie’ya Atina’dan selam iletirken Sokrates’in, Platon’un ve Aristoteles’in felsefesinden ve hayatlarından bahsediyor. Hatta Sofie, birden kendisini Antik Yunan sokaklarında Sokrates, Platon ve Aristo ile konuşurken buluyor. Sofie’nin aslında kitapta bir masal kahramanı olduğunu okuyucu bu sahnelerden de sezebiliyor. İnsanı ve doğayı anlatıyoruz derken Sofie, ölümün, sonsuzluğun ve gerçekliğin farklı pencerelerinden bakmaya başlıyor hayata. Klinikler’e göre gerçek mutluluk vardı ve ona herkes ulaşabilirdi, gerçekliğin özü bundaydı. Sofie, bu gerçekliği sevmiş olabilir ama Epikuros ona ölümün var olduğumuz sürece olmadığını geldiğindeyse bizim olmadığımızı bildiriyor. Bu da bir gerçekliktir Sofie. Peki, Ortaçağ’ın üniversiteleri, Avrupa’yı nasıl bir Rönesans’a hazırladı? Sofie, bu yolcukta ilmin doğudan Arap- Müslüman dünyasından geldiğini, Ortaçağ Avrupa’sı, oradan gelen ilmi alarak Rönesans ve Aydınlanma’yı yarattığını öğrendi. Bak Sofie, gerçekliğin bir diğer boyutu da buydu. İlim de evrende akıyordu. Hem akıyor hem de aktıkça içinde evrene karşı daha büyük soruları biriktiriyordu. Büyük keşif gezintilerinin en önemli sebeplerinden biri de buydu. Evren de kendisini keşfe çıkmıştı. Tıpkı senin, benim ve bu kitabı yazanın çıktığı gibi. Fakat senin bir masalda olduğuna kanıtlar fazlaydı. Hermes, Sofie’ya Hilde diyerek onun doğum gününü kutlamıştı. Bu nasıl olmuştu? Bir köpek kendisiyle konuşmuştu. Her geçen gün bu yolculuk onu daha da şaşırtıyordu. “Aman Tanrım!” demek isteyen Sofie, şimdi de Tanrı ile ve onun varlığıyla yüzleşecekti. Farklı filozoflardan cevaplar arayan Sofie var olan her şeyin tek Tanrı olduğuna kanaat getirir gibiydi. Tanrı kendisinden önce kendini nasıl yaratsındı? Bunun tek açıklaması Tanrı’nın varlığıydı. Bir gün tüm bu yaşananlardan sonra Hilde babasının kendisi için hazırladığı Sofie’nin Dünyası adlı hediyeye uyandı. Sofie ve hocası yalnızca bu hikayenin kahramanlarıydı. Farkına varmışlardı. Peki, bu hikayeden nasıl kurtulacaklardı? Bunun, başladıkları yolculuğu bitirerek gerçekleşeceğini anlamışlardı. Darwin, Berkeley, Hegel, Marx ve Freud derken artık bu yolculuğa son verme kararı almışlardı. Yolculuktan ayrılmak için de Hilde’den yardım alan Sofie ve Knox, yazarlarının kendilerini nasıl anlayacaklarını izlemeye koyulmuşlardı. Hilde, teyzesinin de yardımıyla havaalanında bekleyen babasına bir oyun oynadı. Farklı zarflar göndererek sanki kendisinin orada olduğuna dair bir şüphe uyandırdı. Knag, kızının kendisini gözetlediğini düşündü. Kitap yazarken de Sofie’yi böyle şaşırttığının farkına varınca, yarattığı kahramanların neler hissettiği kavradı. Sofie ve hocası ise bu olaydan sonra yazarlarından koparak kendi alemlerinde yerlerini aldı.
Bu felsefe hikayesinin sonucuna bazı sembollerle varmak doğru olacaktı. Merak, mağara, yolculukta bir hocanın olması, dolaylı anlatım, olağanüstü olaylar bu hikayenin sembolleriydi. Öyle ki semboller, bir kitabı tahlil etmenin anahtar kelimeleriyse, bu bendeniz de anahtar kelimeleri açıklayarak sonucuna ulaşacaktı. Öncelikle merak üzerinde duralım. Merak, felsefenin ruhuydu. Yazarımız, kahramanlarına merak etme arzusunu iyi aşılamıştı. Merak, insana yeni düşünceler kazandırır, merak yeni bir merak doğurur ve dildeki cümleler de hep üç noktalı kalırdı. Bu yüzden kitabımız da özü düşündürmeyi amaç edindiğinden, merak ile başlamış, merakın, sonun bir sonu olup olmadığının düşüncesiyle üç noktasını koymuştu… Merak, felsefenin en önemli sorularının kapısını açan anahtardı. Sofie de içindeki merakı duyabilmek için onu meşgul edecek tantanalı hayattan mağarasına çekildi. Yalnız kalmak, kendi düşünceleriyle baş başa kalmaktı. İçindeki sesi sığındığı mağarası kendisine yankılayacaktı. Öyle de oldu. Sofie, sığınığı mağarasında hayat denen bir kurgunun içinde masal kahramanı olduğunu anladı. Tarihe baktığımızda da düşünen ve ilham veren bir ses peşinden giden insanlar hep yalnız kaldıkları mağaralarında olgunlaşmışlardı. Hz. Muhammed’e ilk vahiy sığındığı mağarada gelirken Platon, varlığını ve evreni mağara ile tasvir etti. O zaman, kendimizi keşfedeceğimiz bir mağaramızın olması gerektiği kanaati dikkate değer bir olguydu. Kendimizi keşfederken acaba yardıma ihtiyacımız var mıydı? Doğruyu bulmak bu kadar kolay mıydı? Tasavvuf geleneğinde dervişler muhakkak seyr ü süluk yolunda bir pirin elinden tutarlardı. Pir, onlara bu yolun sistemini, sınırlarını ve menzilini gösterirdi. Yeni doğmuş bir ceylan yavrusuna ayakta durup koşmasını öğreten bir anne düşünmek gerekirdi. Hayatta kalması için koşabilmesi şart olan yavrusuna hocalık yapıp, onu hayata hazırlamakta vazifeliydi. Kitabımızda da Sofie, felsefeyi keşfederken yalnız bırakılmamış, Knox ona hocalık yapmıştı. Felsefe tarihini doğru anlamlandırmada Sofie, hocasının önemli derecede desteğini görmüştü. Kendilerinin bu kurguda masal kahramanı olduklarını yalnız değil hocasıyla keşfetmişti. Bize de keşfettirdikleri, her yola çıkmış kişinin bir pirinin olması gerektiğiydi. Kitap, yola koyulmuş bu kahramanları doğrudan gerçeklik içinde okuyucuya sunmamıştı. Yazar, Knag ile kızının hikayesinde hayatın hikayesini arayan, kitabın asıl vermek istediği mesajı bizlere ileten kahramanlar kurgulamıştı. Kurgu içinde kurgu ile doğrudan anlatım yerine dolaylı anlatımı tercih etmişti. Böylelikle hem kendi kimlikleriyle rollerini oynayan kahramanları okurken hem de bu oyunu izleyen ve izlettiren bir kitap yazarı vardı. O, aradan çekildi. Söylemek istediklerini Knag kılığına bürünüp bizlere iletti. Okuduğunuz tüm sayfalar Jostein Gaarder’in içindeki kurgulanan düşüncelerin somut ifadeleriydi. Buradaki güzellik bu somutluğun içinde bizi gerçeğe götüren olağanüstü olayların yer almasıydı. Verilmek istenen mesaj, olağanüstü şeylerle okuyucuya sezdirildi. Köpek konuştu, geçmiş canlanıp günüzüme geldi, Sofie, Aristo ve Platon ile görüştü. Yazarın Knag’a verdiği vazife ile Knag, yazarının vermek istediği mesajı okuyuculara bu olaylarla sezdirmeye çalıştı. Bize de “Sen de bir masal kahramanı olduğunu anlayanlardan mısın?” sorusunu sordurdu. Hepimize, kendi masalının sonunu merak eden birer kahraman olduğumuzu hatırlatmış oldu.
0 beğen · 0 yorum · kitap inceleme ·

aLoNe

@alone

- Jostein Gaarder
8.4 (534 oy)
Şimdilerde Felsefe
Okumaya yeni başladım bu iki kitap duygu ve düşünceleri pekiştiren en iyi iki eserdir.
Tarihin eski dönemlerine iz süren felsefe günümüzdeki yeri herkes aynı söz hakkına sahiptir cümlesiyle farkını korumaktadır. Eski dönemlerde bildiğiniz üzere akla gelen her fikir paylaşılmıyordu ya da insanların kendilerini savunmak gibi bir lüksü yoktu. Kendini savunmaya çalışan her vatandaş acı bir şekilde idam ediliyordu. Şimdiki dönemde fikrimizi belirtmek bir o kadar kolay ama hiç bir etki altında olmadan duru ve sade düşüncelerimizle. İstiklal mahkemelerinden sonra yerini adalet adlı hüküme bırakan idamın en dayanılabilir tarafıydı felsefe.

Eski dönemle şimdiki dönem arasındaki en önemli ayraç insanlar ve ruhsal baskıdır. Eski dönemde insanlar sözlerinin sonunun ölüm olacağını bilselerde felsefi düşüncesini dile getirmekten çekinmiyordu; şimdi ne oluyor peki? Kendi düşüncelerimizin felsefi olarak ifade edilmesinin sonunda özgürlük olsa bile buna yeltenmiyoruz. Ruhsal baskı bence daha çok korkuya maruz kalındığında kendini belli eden üzücü bir durum oluyor.

Ne düşünüyorsunuz bu konu hakkında? Sizce de tarihdeki olaylar ve insanlar daha özgüvenli değiller miydi? Eskiden olan özgüven kötü amellere kullanılıyordu belki ama elbette ele alınabilen doğru tarafları da vardır. İki duvar hayal edin biri önünüzde, biri arkanızda; birinde bir anlık ucu ölüm olan konuşma, diğeri ömür boyu haksız yere susup yaşamayı renklendiriyor. Hangisini seçerdiniz?

Bu, bir ay önce aklıma yazıp ele geçirme fırsatı kolladığım kitabı hangi yoldan anlatsam da beni anlayıp kendilerini sorgulasalar dediğim eser yerini en iyi tarihe adalet felsefesine yazdırmıştır. Benim bu saatten sonra incelemeden anladığım şey okuduklarımın özetini fikirsiz ve felsefesiz dile getirmek yerine sadece çarpıcı sahnesinden girip fikir ve duygularıma yön vermektir. Şimdi dersiniz bazılarınız; bir kitap okuyarak nasıl bu kadar değişip, yazabiliyor, diye ama ben okuduğum kitaplarda psikolojimi inceleyip, kendimi özete değil incelemeye; yani kendime verdim. İnsan kendini değiştiremez ama düşünce, fikir ve karalarını değiştirebilir bu da eşittir olgunluk demektir.

Kitaba yeni başladım, okuduktan sonra ve okumadan önce yazdığın incelemede dağlar kadar fark oluyor; bunun en iyi ve yaralı nedeni yaralı olanı değil uygun olanı belirlemek ve yolun sonunu görene kadar adım atmaktır. Başta bir ay önce Konya Karatay Ünüversitesi' nde rol alan felsefe adlı sunuma adımı yazdırmamla başladı. Bu yılın sonunda elde ettiğim başarı belgelerimle kendimi en uygun hedefe oldaklamak olacak. Dört yılımı her ayrı başarı ile zirveye taşıdım. Yolun sonuna yaklaştım ve daha güzeli girebileceğim en iyi ortam başarı ortamı değil, kendini ifade edip kademe kademe yükselen bir ortamda olmam olacak. Bu yaptığım felsefe ve insan adlı sunumdan sonra kendimi alıştırabildiğim en iyi durum oldu, keşfedebildiğim felsefe kitaplarını okumaya başladıktan sonra görmezden gelip farkedemeyen beni ve görmeden atladığım fikirlerimi yazmaya başladığım kitabımda belirttim.

Michel de Montaigne, Denemeler kitabından sonra Sofie' nin Dünyası beni tamamen hedefe odakladı. Ailevi ve psikoloji üzerinde yazmaya başladığım ilk kitabımda şimdiki konum felsefe olarak değiştirdim. Son 430 yılın en iyi deneme ve deneyimlerini veren bu iki kitap benim kendimi keşfetmeme yettiyse size neden yetmesin? Önce Montaigne' ni tercih ettim, düşünceleri ve fikirleri okudum daha sonra Sofie' yi tercih ettim bu da konum başlığından sonra kısa bir ders hikayesiydi benim için. İnsan en iyi kendi kendine örnek olur ve yaptıklarıyla alabildiği en iyi tecrübeye sahipti. Üzerinde durmak istedim çünkü biriyle fikirlerinizi köpürtüp diğeriyle duygularınızı durulayacaksınız.

Umarım kelimelerim sizi sıkamamıştır ve biliyorum benden daha olgun da düşünebilirsiniz. Kendimde edindiğim bu örnekler kendini keşfedemeyen insanlar için yaralı olabilir belki. İyi okumalar diliyorum.
11 beğen · 0 yorum · kitap inceleme ·

Semih Oktay

@semih-oktay

- Jostein Gaarder
8.4 (534 oy)
Sofie'nin Dünyası - Felsefe tarihi üzerine bir roman

Sofie'nin Dünyası; Jostein Gaarder; Tercüme: Gülay Kutal;Pan Yayıncılık; Türkçe (Orijinal Dili Norveççe) ; Sayfa Sayısı: 592 (9)

25 Ekim 2007 Perşembe günü nihayet devredebildim bu romanı; daha önceleri okuyamamıştım,kitaplarımın arasında beni rahatsız edip duruyordu.Kitabın ön kapağı üzerinde:'Felsefe tarihi üzerine bir roman' yazıyor,bu da benim gözümü korkutuyordu. Kitaplarımı karıştırırken 'SOFİE'NİN DÜNYASI' elime geçecek olsa,daha önce bir kaç kez başladığım aklıma geliyor ve 'keşke okuyup bitirseydim' diye hayıflanıyordum.Ne zaman okumaya niyetlensem kitabı alıyor,evirip-çevirip bir kenara atıveriyordum.

Çok şükür,nihayet bitti; başka kitaplarım da vardı okuyacağım; yarısını okuyup bıraktığım veya 'hep' en sona bıraktığım,,,ama en çok bu kitaba sevindim. Artık felsefeye meraklı arkadaşlarım bana 'SOFİE'NİN DÜNYASI' romanını okudun mu,diye sorabilirler; evet,okudum,nihayet okudum ve çok büyük bir rahatlama hissediyorum okuduğum için. Filozof olacak değilim ama temennim odur ki,felsefe hakkında hocamız -Jostein Gaarder- sayesinde öğrendiklerim inşallah kalıcı da olur.Kitabın,okuduğum diğer romanlara göre bir üstünlüğü olduğunu kabul ediyorum fakat 'roman' denilen edebî türe ait midir,tam olarak çözemiyorum.Bu kitabın roman olup olmadığını roman türünü daha iyi bilen arkadaşlarıma sormak istiyorum ve cevaplamalarını rica ediyorum: 'Roman değil' derken haklı mıyım? Kitabın üstünlüğü onun bir ders kitabı gibi 'öğretici' (didaktik) olmasından kaynaklanıyor olabilir mi? Tüm bu gerekçelere dayanarak okuduğum onlarca romandan sonra bu kitabın aslında 'roman' olmadığını söylerken yanılıyor olabilir miyim? Bunu samimi olarak anlamak istiyorum,bunun bir roman olmadığını iddia ediyor değilim. Sözüm meclisten dışarı,şiir türünde yazılmış ve şiir kabul edilmesi gereken,hatta 'şiir' diye belirtilerek yazılan fakat bence şiirsel kabul edilemeyecek olan; sanki,sadece o şiiri yazanın tam olarak son kelimesine kadar anlayabileceği bazı şiir benzetileri gibi 'SOFİE'NİN DÜNYASI' felsefeyi romanlaştırmak adına sadece Jostein Gaarder'ın anlayabileceği bir edebî tür olmuş.(Türü için Rosofiman diyeceğim,ayıp olacak(!); ne var ki niyetim alay etmek değil,sadece kitabın bana düşündürdüklerini yazmak.) Bu arada Jostein Gaarder 'SOFİE'NİN DÜNYASI' adlı bu eserinden para kazanabileceğini pek sanmıyormuş fakat o'nun sayesinde şimdi rahat bir hayatı varmış…'Para' sen nelere kadirsin? Felsefi romanın şarkî olanını yazmak niyetiyle 'şarkiyatçı bir filozof arıyorum',diye gazetelere ilân versem bulabilir miyim?

Kitabın kalınlığı gözümü korkutmuştu ama okurken zorlanmadım. Bir defa ağır değildi; 'ağır değildi' demekle söylemek istediğim asıl şey okuyorken konular beni içine çekmedi,bölümler de sürükleyici değildi ama dedim ya,zorlanmadım. Elimdeki baskı 1995 yılına ait,fakat yaptığım araştırmada ilk basımının 1992 yılından önce yapıldığını anlıyorum.Ner'deyse 15 yıldır bu kitabın sıkıntısı vardı üzerimde,her ne kadar kitaplarımın arasında bu kadar uzun süre kalmış olmasa da o'nu okumuş olmak beni çok mutlu etti.Felsefeye meraklı olanlar okumalı 'SOFİE'NİN DÜNYASI' nı.
Verdiği Puan: 8
3 beğen · 0 yorum · kitap inceleme ·

erhan

@munzevi

- Jostein Gaarder
8.4 (534 oy)
Şişirilmiş bir kitap. Her bir konu başlığı altında "evet bu fikir/düşünce/akım doğru" diye düşünmemek elde değil. Zira yazar, verdiği vikipedi bilgileri ile bunu yapmayı arzuluyor. Sofie kardeşimiz de görevini başarıyla yerine getirip bazı istisnaları saymazsak "aaa ne ilginç, cidden doğru" şeklinde bir tavır alıyor. Gerçi suç onlarda değil. Felsefenin kendisi böyle. Hedef, hakikati bulmaktan sapıp, bir önceki "doğruda" yanlışı bulmaya yönelince iş çığırından çıkıyor. Sonra da ortaya, her devirde değişen ve her birinin bir diğerini vurduğu "doğrular kümesi" çıkıyor.

Sokrates? Ooo çok haklı ama...
Aristotales? İlklerin adamı ama...
Spinoza? Çok çılgın ama...
Kant ? Hegel ? Platon ? Sartre ? Barok ? Rönesans? Aydınlanma ?

İyi bir roman olmak için zayıf bir konuya ve karakter analizine sahip. Bunların yerine bol bol bilgi var ki bunların büyük çoğunluğunu, başta da dediğim gibi, kolayca bulunabilecek bilgiler oluşturuyor. Yine de bu bilgilerin hepsini iki kapak arasında tutmak güzel bir vasıf. Ek olarak, iyi bir felsefe kitabı olmak için fazla ayrımcı. Avrupa'ya hapsolup kalmış bir "düşünce dünyasından" söz edilemez. Denilecek ki, her şey yazılsa ciltlerce kitap olması gerekirdi. Doğru, ama eksik arkadaşım. Hemen herkesin ismini bildiği uzakdoğunun felsefe babaları yok mesela. Ya İslam toplumu/düşüncesi? İste burada cidden hassaslaşıyorum. Kelam ilmi kestirip atılacak bir dal mı? Eşariler, Maturidiler, Abdullah b. Küllablar, Fahreddin Raziler, Kadı Beyzaviler nerede? Ya koskoca yunan felsefesini yerle bir eden İmamı Gazali? Belki yazarın bunlardan haberi yoktur, olabilir. Lakin ben bu kitap için "felsefe tarihi üzerine bir roman" diyenlere; kitap kapağına "düşünce dünyası hakkında bir ders kitabı" damgasını yapıştıranlara YAVAŞ OLUN demek istiyorum. Lütfen size sunulanın (okuduklarınızın) tek doğru olduğunu düşünmeyin, diye ekliyor; emin olun bunu yazar da, Alberto'da, Sofie'de istemezdi, diye söz söylemekten de kendimi alamıyorum. Evet, belki de son söylediklerim kitaptan çok, kitabı seven okuyuculara yönelik bir eleştiri oldu.

Velhasıl, kendini bilmeyen başkalarını anlamaya çalışırsa kendini(ben-ini) kaptırır. Kendini bilmekse tarihini bilmekle (kitabın bunca tutulmasının sebebi de okuyucuların kendi -düşünce- tarihlerini bilmemesidir kanımca) olur; ve şüpheniz olmasın ki, bizim düşünce tarihimiz şu kitapta bulduklarınızdan katbekat etkileyici.
Verdiği Puan: 6
4 beğen · 2 yorum · kitap inceleme ·
zeyrek (@zeyrek)
Kitap dikkat ederseniz 15 yaşındaki bir kıza felsefe öğretmeyi amaçlıyor. Bu nedenle birçok eseri okuduktan sonra bu kitabın size yavan gelmesi normaldir. Kitapta güzel olan her olayın somutlaştırılmaya çalışılmasıydı. Oysa birçok felsefi eserin soyutluğu o yaşlarda okunmaları için fazla ağır kaçıyor.
İslam Dünyası ve uzak doğuyu eksik bırakması romanın büyük bir eksiği olarak görülebilir. Ama kitabı elinize aldığınızda batının dışlayıcı tavrını kabullenmiş olmanız gerekir zaten. Ayrıca 15 yaşındayken okuduğum bu kitap bana farklı düşünce dünyalarının kapılarını açtı. O yaşlarda zihnimi çok bulandırdığını da itiraf etmeliyim lakin bilmediğim çok fazla şey olduğunu görmüştüm bu kitaptan sonra ve çok değil birkaç yıl sonra elimde İmam Gazali'nin bir eseri vardı. Şüphesiz bu kitabın açtığı kapı sayesinde bu yolu yürümeye ve farklı görüşlerden filozoflar okumaya başladım. 13.03.16
erhan (@munzevi)
Hak veriyorum size, ki bazı noktalarda(bilinmeyenleri öğrenmek, gözardı edilen uzakdoğu ve İslam) üç aşağı beş yukarı ben de aynı şeyleri söyledim.

Benim eleştirdiğim nokta yavanlık değil , "al bu doğru" mantığı. Düşünmeye sevk etmekten çok "şu bilgileri ezberle" hali. Ayrıca emin olun, kitabı okuyan herkes sizin yaptığınız gibi farklı kapılara yönelmez, yönelmiyor.

Her şey bir yana, eleştiriniz için teşekkür ederim :) 13.03.16

Gamze Züleyha Üredi

@gzuleyhauredi

- Jostein Gaarder
8.4 (534 oy)
Öncelikle, kitabın amacı doğrultusunda daha küçük yaşlarda okunması gerektiği fikrine katılmıyorum. Örneğin Sofie'nin Dünyası'nı ilk kez okuduğumda Sofie ile aynı yaşta (14-15) idim, felsefeye olan basit çaplı ilgimi bilinçli bir hale sokmaya yaramıştı falan ama o gün ve bugün arasında bir kıyas yaptığımda yeterli oranda verim alamamış olduğumu görüyorum. Bu durumda Sofie'nin Dünyası, bir başvuru kitabı niteliğinde, ilk ergenlik yıllarının haricinde, daha verimli bir şekilde tekrar ya da ilk kez okunmalı bence. Mesela ben yirmi gün kadar elimde dolaştırıp yavaş yavaş okudum kitabı; üzerine konuştum, araştırma yaptım, küçük notlar aldım vs.

Kitabın dili ile ilgili küçük bir eleştiri yapmak istiyorum: Yazar daha küçük yaşlardaki bir kitleye hitap ettiğinden midir yoksa amatör olduğundan mıdır, bilinmez, olay örgüsünü ve o esnadaki diyalogları aktarırken komiklik derecesinde saçmalamış gibi geldi bana. Anlamsızca basit gibiydi. Fakat "felsefe konuşmaları" diyebileceğimiz kısımlar yeterince oturmuştu gediğine, anlaşılabilirliği arttırabilmek adına Alberto'nun ağzından verilen örnekler çok önemliydi benim için.

Tüm bunların dışında yazar, Farabi, Gazali gibi İslam odaklı felsefeye neredeyse hiç yer vermeyerek bir başka sıkıcı duruma imza atmıştı. Ama şaşırmadım ya da bunu kızgınca eleştirmedim. Zira Sofie aracılığıyla bile, Batı'nın manevi açıdan eksikliğini ve kibrini yeterince vermişti davranışlar ve konuşmalar eşliğinde. Buna yer vermeyeceği açıkça belliydi. Bu da bir açıdan iyi bir itici güçle baş başa bırakabiliyor sizi; Hegel'in dediği gibi: "Tez ne kadar güçlüyse, antitez de bir o kadar güçlü olur." Bu durumda sentezin kalitesinin ne boyutta olabileceğini sezinleyebiliyor musunuz?

Üzerinde uğraşacaksanız okuyun, son derece akıcı bir kitap zaten. Tavsiye edilebilirliği yazının tamamından ne çıkarabildiğinizle ilişkilendiriyorum; kısaca, herkes okumamalı.
Verdiği Puan: 8
2 beğen · 0 yorum · kitap inceleme ·

Merve

@kitabiask

Çinli bilge Chuangtze şöyle der: Bir kere rüyamda kelebek olduğumu gördüm. Şimdi artık rüyasında kelebek olduğunu gören Chuangtze miyim, yoksa rüyasında Chuangtze olduğunu görmekte olan bir kelebek miyim bilmiyorum.
- Jostein Gaarder
8.4 (534 oy)
12 beğen · 0 yorum · alıntı

Numan Uluocak

@numan-uluocak

Soru soran insanlar en tehlikeli olanlardır hep.Cevap vermek o kadar tehlikeli sayılmaz.Bazen tek bir soruda bin cevaptan daha fazla patlayıcı madde bulunur.
- Jostein Gaarder
8.4 (534 oy)
11 beğen · 0 yorum · alıntı

seval samedoğlu

@seval-samedoglu

''Bir tiyatro sahnesidir bütün dünya.kadınlar da erkekler de birer oyuncu.Sahneye bir girer bir çıkarlar ve tek bir insan ömrü boyunca pek çok rol oynar.''
- Jostein Gaarder
8.4 (534 oy)
9 beğen · 0 yorum · alıntı

İrem

@alkyone

"Sihirbazın boş bir silindir şapkadan tavşan çıkarması nasıl anlaşılamaz bir şeyse birçok insan için de dünya böyledir."

"Soru soran insanlar en tehlikeli olanlardır "
- Jostein Gaarder
8.4 (534 oy)
9 beğen · 0 yorum · alıntı

Semih GÜLER

@himesrelugse

Sokrates'e göre kendi düşüncelerine aykırı davranan insan mutlu olamaz.
- Jostein Gaarder
8.4 (534 oy)
8 beğen · 0 yorum · alıntı

Benzer Kitaplar

8.4/10
534 oy
Sence kaç puan almalı?
0