ara

Serenad

- 2010 - 484s

Serenad Konusu, Özeti ve Türleri

Serenad, İkinci Dünya Savaşı'nın sürdüğü yıllarda Yahudi soykırımından kaçmaya çalışan çiftin hikayesini, yıllar sonra İstanbul'a gelişiyle Struma Gemisi'ni yeniden gündeme getiren Profesör Maximilian Wagner'in gözünden anlatır.
Serenad
Serenad Romanının Konusu
Zülfü Livaneli, Serenad romanında bir yandan 60 senelik bir aşk hikayesini anlatırken, bir yandan da toplumsal ve tarihsel öğelere değinmektedir. İkinci Dünya Savaşı’nın sürdüğü dönemde Almanya ve Avrupa’daki Yahudi soykırımından kaçan binlerce kişinin Türkiye’ye sığınmalarını ve yine kaçmak için Struma adlı bir gemiye binen yüzlerce yahudinin başlarından geçen olayları anlatmaktadır.

Serenad Roman Özeti
Maya Duran, İstanbul’da yaşayan, 36 yaşında, bir çocuk annesi bir kadındır. İstanbul Üniversitesi Halkla İlişkiler departmanında çalışan Maya, yurt dışından gelen yabancı konukları ağırlamakla görevlidir.

Bir gün, Maximilian Wagner adında 87 yaşında bir profesörü karşılamak üzere havaalanına gider. Profesör, Maya’nın beklediğinin aksine oldukça genç ve dinç görünen yakışıklı bir beyefendidir. 1939 ile 1942 yılları arasında İstanbul’da yaşamış olan Maximilian, o yıllarda kalmış olduğu Pera Palas Hotel’inde kalmak ister.

Ertesi gün Maya, Profesör'ün kaldığı otelin önünde beyaz bir araç görür, aynı aracı önceki gün de gördüğünü hatırlar ve takip edildiğinden şüphelenir. Üniversiteye gittiğinde rektörün onunla konuşmak istediğini öğrenir. Kendisini takip ettiklerini düşündüğü adamlar da o sırada rektörün odasındadirlar ve Maya’dan Profesör'ün yaptığı her şeyi takip ediğ raporlamasını isterler.

Bir sonraki gün Profesör, Maya’ya Şile’ye gitmek istediğini söyler. Maya, Profesör'ün bu soğukta oraya neden gitmek istediğine anlam veremese de istediğini yapar ve Şile’ye giderler. Şile sahiline vardıklarında Profesör kemanını çıkarıp serenada başlar. Profesör bu şekilde uzun süre sahilde kalınca Maya dayanamayıp yanına gider ve Profesörün ellerinin mosmor olduğunu ve titrediğini fark eder. Hemen arabaya binerler fakat araba çalışmaz, bunun üzerine yakınlarda bulunan ve artık hizmet vermeyen bir otele giderler. Yaşadıkları aksiliklerin ardından nihayet Profesör hastaneye kaldırılır ve orada tedavi görmeye başlar. Bu arada MİT, Fransız ve Alman istihbarat örgütleri Maya’nın peşine düşer. Maya, Profesör Wagner’in hayatı hakkında bir araştırma yapar ve detayları kendisinden dinlemek üzere hastaneye gider. Doktorla konuşan Maya, Profesörün 6 aylık ömrünün kaldığını öğrenir.

Maya, Profesörle konuşma şansı elde ettiğinde, Şile’ye gittikleri gün sayıkladığı “Struma” hakkında sorular sorar. Bunun üzerine Profesör Maya’ya hayat hikayesini anlatmaya başlar.

Katolik bir aileden gelen Maximilian Wagner, aşık olduğu yahudi bir kızla evlenir. Evlenmelerinin ardından karısı ismini değiştirir ve başka bir şehre taşınırlar. Bu dönemde Hitler yahudileri toplatıp öldürmeye başlar. Türkiye’de iş bulabileceklerini duyan çift kaçmanın yollarını ararlar. Yola düştüklerinde Alman polisi tarafından durdurulurlar. Karısının yahudi olduğunu anlayan polisler, kadını kaçırırlar. Bunun üzerine Profesör, İstanbul’a tek başına gelmek zorunda kalır ve burada karısını kurtarmanın yollarını arar. Sonunda karısını Filistin’e giden bir gemiye bindirmenin bir yolunu bulur. Bu geminin adı Struma’dır. Şile yakınlarına geldiğinde durdurulan Struma uzun süre orada kalmak zorunda kalır. Türkiye, gemiyi kabul etmez. Filistin de İngiltere’den korktuğu için gemiyi kabul edemez. Prefesör, her gün Şile sahiline giderek gemiye bakar ve karısına kavuşmayı bekler. En sonunda, Rusya, bir denizaltından füze atarak gemiyi patlatır ve gemi batar. Şok geçirip hastalanan Profesör tedavi görme amacıyla Amerika’ya gider.

Struma olayının yeniden gündeme gelmesinden çekinen İngiltere, Rusya, Türkiye ve Almanya, Profesörü bu sebeple takibe aldırmışlardır. Fakat Profesörün tek istediği şey, ölmeden önce karısının öldüğü yere son kez giderek ona sevdiği şarkıyı çalmaktır.

Maya, yaşanan olaylardan sonra işten çıkarılır, Profesör ise Amerika’ya geri döner. Bir süre sonra Maya, Profesörden bir paket alır, paketin içinde Profesörün kemanı ve Türkçeye çevirmesi için gönderdiği bir kitap vardır. Kısa bir süre sonra Profesör, Maya’yı Amerika’ya çağırır ve son isteğini gerçekleştirmesini ister. Bunun üzerine Maya Amerika’ya gider ve ölen Profesörün küllerini alarak Şile’den denize dökerek son isteğini gerçekleştirmiş olur.

Batırılan gemi Struma hakkında daha detaylı bilgi için Halit Kakınç'ın Struma adlı belgesel-roman türündeki kitabını da okuyabilirsiniz.
Serenad kitabı Mutlaka okunması gereken kitaplar listesinde yer almaktadır.

Serenad - s41

Yine öyle krizli bir günün başlangıcında, işe geç kalmamak için evden çıkıp dolmuşa doğru koşmaya başladım. Yolda nasıl olsa bir simit alır, üniversiteye varınca da çay içerdim. Kahvaltıya vakit yoktu. (MiRa )

Araf Ekmez

@araf

281 9.0
Kitap: Serenad
SeReNaD
Maya, 1965 doğumlu bir çocuk anası dul bir bayandır. Yıllardır İstanbul Üniversitesi’nde Halkla İlişkiler bölümünde çalışır ve görevi yabancı konukları en iyi şekilde ağırlamaktır. Bir gün ondan Maximilian Wagner ismindeki Alman isimli fakat Amerikalı olan Profesör Doktor’u karşılaması istenir.

Maya, profesörü karşılamaya havaalanına giderken bu yaşta bir adamın neden geldiğini merak eder. Maya, elinde profesörün isminin yazılı olduğu kağıt ile beklerken, beklediğinin aksine yaşını göstermeyen gayet yakışıklı bir beyefendi kendisini beklediği kişi olarak tanıtır.

Profesör 1939-42 yılları arasında İstanbul’da yaşamıştır ve o zaman da kaldığı Pera Palas Hotel’inde kalmak ister. Maya, Profesörü kalacağı hotele yerleştirir.

Bir sonraki gün Profesör’ü almak için hotele gittiğinde Profesör’ün ayrıldığını öğrenir fakat Maya’nın dikkatini hotelin önündeki beyaz araç çeker. Aynı araç dün de oradadır ve Maya aracın kendisini takip ettiğine dair şüphelenir fakat fikir saçma geldiği için Üniversite’ye geri döner. Üniversiteye geldiğinde Rektör onunla görüşmek ister. Bu talebe çok şaşıran Maya’yı bir süpriz daha bekler. Takip ettiğini düşündüğü kişiler Rektör ile birliktedir ve Maya’dan Profesör’ün her hareketini takip etmesini isterler.

Maya tekrar hotele döndüğünde Profesör Wagner ile karşılaşır. Profesör ondan yarın sabah 5’te onu almasını ister. Maya profesörü sabah aldığında profesör Şileye gitmek istediğini söyler. Maya bu soğukta orada ne yapacaklarını pek anlamaz ama yine de profesörü istediği yere götürür. Gittiklerinde profesör sahile iner ve kemanını çıkartarak serenad yapmaya başlar. Böyle saatlerce bekler ve Maya daha fazla dayanamayarak profesörün yanına gider. Maya gördüğü karşısında şok olur. Profesörün elleri mos mor olmuştur ve donmak üzeredir. Bunun üzerine acilen profesörü arabaya taşır ama araba çalışmaz. Bunun üzerine sahildeki çalışmayan hotele götürür. Profesör “sutma, sutum, struma” diye sayıklar. Profesör donarak ölmek üzeredir ve Maya ne yapacağını bilemez. Önce profesörün sonra da kendi elbiselerini çıkartarak kendi vücut ısısı ile onu ısıtmaya çalışır ve başarılı da olur.

Profesör hastaneye kaldırılır ve bir süre hastanede tedavi görür. Bu sırada da Maya’nın peşini MİT, Fransız ve Alman istihbarat servisleri bırakmaz. Maya internet üzerinden profesör hakkında bilgiler öğrenir ve daha fazlası için profesör ile konuşmak için hastaneye gider. Hastaneye geldiğinden doktordan profesörün 6 aylık ömrü kaldığını öğrenir.

Maya profesörü hastaneden alır ve ona sayıkladığı struma’nın ne olduğunu sorar. Profesör bunun üzerine Maya’ya hikayesini anlatır.

Profesör katolik bir aileden gelir fakat yahudi birine aşık olur ve onunla evlenir. Karısı evlendikten sonra adını değiştir ve başka bir şehirde yaşamaya başlarlar. Bu sırada Hitler yahudileri öldürmeye başlar ve bunun üzerine ikili kaçacak yer arar. Arkadaşları vasıtası ile Türkiye’nin türlü mesleklere profesör kabul ettiğini öğrenir. Yola koyulduklarında Alman polisi onları yakalar ve karısı kaçırırlar. Profesör İstanbul’a yalnız gelir ve karısını kurtarabilmek için her türlü yola başvurur. Sonunda muradına erer ve karısı Filistin’e giden bir gemiye binerek İstanbul’un yolunu tutar. Fakat gemi Şile yakınlarında durdururlur ve kimsenin gemiyi terk etmesine izin verilmez. Türkiye gemiyi kabul etmez. Filistin de İngiltere’nin baskısı ile gemiyi kabullenmez. Profesör her gün Şile sahiline giderek karısına kavuşmayı hayal eder fakat bür gün büyük bir patlama duyulur ve gemi batar. Rusya bir denizaltıdan atılan füze ile gemiyi batırmıştır. Bunun üzerine profesör bir şok geçirir ve hastalanır. Tedavisi için Amerika’ya gider.

Struma olayı İngiltere, Rusya, Türkiye ve Almanya devletleri için bir kara sayfadır ve her devlet profesör olayın üzerine gider diye korkmaktadır. Bu yüzden onu takibe almışlardır fakat profesörün tek amacı karısının öldüyü yeri ziyaret ederek serenad yapmaktır.

Profesör hastaneden çıktıktan sonra Amerika’ya geri döner. Yaşananlardan sonra Maya işten kovulur. Bir gün Maya Amerika’dan bir paket alır. Paketi Profesör Wagner göndermiştir ve içinde profesörün kemanı ile birlikte çevirisini yapması için bir kitap vardır. Maya çeviri ile uğraşırken Amerika’dan bir haber daha gelir. Wagner çok hastadır ve Maya’yı görmek ister. Maya’dan ölmeden önce son bir arzusu vardır. Arzusunu belirttikten sonra da hayata gözlerini yumar. Maya profesörün son arzusunu yerine getirir ve naaşı yakılan profesörün küllerini Şile’den denize döker. Böylece serenad sona ermiştir.
4998 karakter
1 beğen · 0 yorum · kitap inceleme

Gül Ayan

@gul-ayan

281 9.0
Kitap: Serenad
Puan: 8
Pazar günü 22 Mayıs 2011 tarihinde devrettim Zülfü Livaneli'nin son romanını SERENAD.

Bir arkadaşım, kitabın ismi konusunda; Neden Serena"d" ? sormuştu... Ben de takılmıştım bu , "d" harfine ...Serenat, bu sözcüğün hem doğru yazılışı, hem tınısı daha güzel...İlginç bir ayrıntı ve burada bahsetmeden geçemiyorum.

Çok keyif alarak okudum. Zülfi Livaneli'yi en içten tebrik ediyorum.

HAYAT GÜZELDİR, hayatımda aynı gün içinde iki kez izlediğim tek film ve hâlâ, en sevdiğim film olarak yerini koruyor. Romanın içinde bu film hakkında satırlar okumak bana ayrı bir keyif verdi. Nasıl yazmış Yazarımız 'İçinde bulunduğu koşullarda mümkün olan en güzel hayatı yaşamaya çalışan, bunun için her fırsatı değerlendiren, yeni fırsatlar yaratan insanlar...Sadece böyle insanların daha güzel bir dünya için mücadele etmelerinin içtenliğine inanabilirdik'
Romanda geçişler, zaman içinde yolculuklar, öylesine ustalıkla işlenmiş ki ben hayran kaldım. Her şeye değinebilmiş Yazarımız; Aşk, edebiyat, mutluluk,tarih, İstanbul, siyaset, adalet, gündelik yaşam, aile, varoluş nedenlerimiz...

Aşk...
Romandaki aşk, yine Aşık Veysel sözlerini hatırlattı bana; Seversizn kavuşamazsın, aşk olur...
'Demek ki Genç Werther’in Acıları romanının derin anlamını kavramak için sırılsıklam âşık olmak gerekiyordu.' diyor Livaneli. Ben ise, Sadık Hidayet'in, Kör Baykuş, novellasını neden anlayamadığımı sorguladım.

Yazı...
hakkında okuduklarım beni çok etkiledi
'Yazı doğal bir şey değildi.İcat edilmişti, yani uçmak gibi o da doğamızda yoktu. bu yüzden uçmaktan nasıl korkuyorsak yazıdan da korkuyorduk. En masum insan eylemleri yazıya geçirilince, hele gazetede haber olunca, bir suç havası veriyordu
Yazı insanların düşgücünü harakete geçirip, en masum haretlere olmadık anlamlar yüklenmesine sebep oluyordu. Edebiyatın gücü de buradan geliyor...
Tanrı bile kendini yazıyla anlatıyor.
' TANRI BİLE KENDİNİ YAZIYLA ANLATIYOR, bu basit gerçeği, daha önce nasıl fark etmemişim ki!

Mutluluk...
İlyas-ı Habır, bir Mardinlinin hikâyesini duymamıştım, romanda okudum ve unutabileceğimi sanmıyorum. Anlamsız yaşanan bir hayatın hikâyesi...'Önemli olan yaşadığını, hayatın bir anlamı, bir değeri olduğunu hissetmekti. Elinde çiçekler tutan, beyaz gelinlik giymiş bir kızın mutluluğu gibi bir şey değildi bu. Daha derin bir varoluş sorunuydu. Dünyaya gelmiş olmanın bir anlamı var mı, bu yaşlı gezegene ya da yaşayan insanlara küçük bir katkım oluyor mu gibi tuhaf soruların cevabı.'

İstanbul...
Yahya Kemal bir şiirinde ' İstanbul’u sevmezse gönül, aşkı ne anlar? ' sözlerine yer vermiş Yazarımız...Ne kadar doğru...

Tarih...
'Mavi Alay', 'Struma' facialarını hiç duymamıştım, ilgiyle ve insanların birbirlerine yaptıkları zulümleri kınadım. Ovitz Ailesi (cüce oldukları için, gaz odasından son andan çıkartılan Yahudi ailesi)

Siyaset...
Hiçbir hükümet masum değildir” diyor Yazarımız ve devam ediyor
'İnsanların kendi milletini veya kendi inançlarını diğerlerinden daha üstün görmesi, ne korkunç olaylara, ne büyük acılara neden oluyordu bu dünyada.'

Adalet …
'Gücü olmayan adalet acizdir; adaleti olmayan güç ise zalim' Pascal

Öylesine acı konular fonunda;
Sinir bozucu 'Hadi bye! ', sıcak duşun sihirli etkisi, siyah beyaz fotoğrafların cazibesi, çay demlemenin püf noktası...Okumak hakikaten çok keyifliydi.

Bir kitapta başka kitaplara atıfta bulunması, bana çok, gerçekten çok büyük keyif veriyor. Kendimi, küçük bir hazine bulmuş gibi hissediyorum.
Yasunari Kavabata'yı ve onun; Uykuda Sevilen Kızlar
Erich Auerbach - Mimesis
Emily Dickinson'un ' Başka Bir Gökyüzü
………………………………………………

Bir daha, güzel bir roman okumanın mutluluğunu yaşadım.
İbni Haldun sözü ile uzun yazımı noktalamak istedim. ' Coğrafya kaderdir', bu sözü de SERENAD romanında ilk kez okudum, fakat bu sözün tüm gerçekliğini yüreğimde her zaman hissetmişimdir.
4289 karakter
21 beğen · 4 yorum · kitap inceleme
Cansu (@cansu-balta)
Yazınızda demişsiniz ya "Bir kitapta başka kitaplara atıfta bulunması, bana çok, gerçekten çok büyük keyif veriyor. Kendimi, küçük bir hazine bulmuş gibi hissediyorum." Zülfü Livaneli'nin hangi kitabını okusam bunu hissediyorum ben. 24.03.14
Gül Ayan (@gul-ayan)
Merhaba Cansu...Bazan hiç duymadığım bir romanın peşine, tıpkı bir hazine avcısı gibi, düşürebilir beni bu atıflar, fakat her şey dozunda olması gerekir...En son , okuduğum Kardeşimin Hikayesi romanında, Yazar'ımızın ne kadar entelektüel olduğunu âdeta teşhir etmesinden, inanın sıkıldım...Bilmiyorum bana katılır mısınız? Sevgilerimle.... 24.04.14
Sedat (@bedbin63)
Benim de her satirini ilgiyle okudugum bir kitapti. Ziyadesiyle guzel bir sekilde, hakettigi bir bicimde incelemenizi tamamlamissiniz. Tebrikler 23.11.15
Gül Ayan (@gul-ayan)
Teşekkür ediyorum Sedat Bey. 23.11.15

Mustafa Kerem

@mustafa-kerem

281 9.0
Kitap: Serenad
Puan: 9
İnsana en büyük darbeyi, yine insanların kurduğu devletler vurmuştur!
Zülfü Livaneli'nin ustalığını konuşturduğu ''Serenad'' bir solukta okunacak kadar akıcı olmakla birlikte okuyanda, hangi dine ve ırka ait olursa olsun insana saygı duymayı teşvik eden muhteşem bir eser.

Roman, 2001 yılında İstanbul Üniversitesi Rektörünün Özel Kalemi (Asistanı) olan Maya Duran'ın ABD'den gelen bir profesöre 1 haftalığına yardımcı olarak görevlendirilmesi ile başlıyor.
Maximilian Wagner adındaki bu Alman asıllı profesör 1930'lu yıllarda Nazilerin ırkçı baskılarından dolayı Almanya'dan kaçarak Türkiye'ye sığınmak zorunda kalan bir akademisyendir.
Ülkemizde bulunduğu dönemde genç cumhuriyetin ihtiyacı olan akademisyen kadrosunu yetiştirmek için çalışan bir grup yabancı profesör ile İstanbul Üniversitesinde çalışmıştır.
Aslında hayatının bu dönemi bir insan olarak çok büyük acılar çektiği sarsıcı ve iz bırakıcı yıllara denk gelmiştir.
Eserin üstüne kurulduğu olay örgüsü, Maximilian Wagner 'in o yıllarda İstanbul açıklarında meydana gelen Struma faciasında eşi Nadia'yı kaybetmesine dayanmaktadır.

(Struma Faciası: https://tr.wikipedia.org/...ruma_Olay%C4%B1 )

Zülfü Livaneli, romanında devletlerin güç mücadeleleri arasında yaşanan hadiselerin birey üzerindeki yıkıcı etkilerini hümanist bir pencereden, tarafsızca eserine işlemiştir.
Bazı çevrelerce Yahudi sempatizanı olarak eleştiri almış olsa bile, Livaneli sanatçı kimliğinin de vermiş olduğu sorumluluk ile insana sadece acı çeken, seven, mutlu olan, hüzünlenen, aşık olan yani kısacası insana insan olarak bakabilmiştir.
Etnik kimlik, dini aidiyet, sosyal statü gibi bir çok toplumsal sınıflandırma etiketini yıkarak sadece insana ait olan temel duygulara eğilmiş.

Maya Duran eşinden ayrılmış ve sosyal iletişim problemi olan genç oğlu Kerem ile birlikte yaşamaktadır.
Maximilian Wagner 'in ömrünün son yıllarına tanıklık eden Maya Duran, yakın tarihe ait öğrenmiş olduğu bir çok gerçekle (Mavi Alay) birlikte kişiliğinin gelişim sürecinde yeni bir döneme girmiştir.

(Mavi Alay Olayı: https://tr.wikipedia.org/wiki/Mavi_Alay )

Bence romanın en başarılı yönü, Erkek bir yazarın toplumun değer yargılarına, yaşayış ve algılayış biçimine bir bayan gözüyle bakıp romanda da anlatımı bu bayanın dilinden yapmış olmasıdır.

Livaneli'nin bütün eserlerinde olduğu gibi bu romanında da merak unsuru yoğun bir şekilde sayfalar arasına serpilmiş. Okuyucuyu sayfa çevirmeye zorlayan sürükleyici ve akıcı bir eser ortaya koymuş yazarımız.

Bunun yanında Livaneli keşke okuyucuya vermek istediği duygu ve düşünceleri sayfalara bu kadar ayan beyan yaymış olmasaydı.
Kanaatimce romanda verilmek istenen duygu ve düşünce açıktan ifade edildiği zaman eser büyüsünü bir nebze olsun kaybediyor.
Okuyucu sayfaları çevirdikçe düşünce zihninde yavaş yavaş olgunlaşmalı ve eseri bitirdiğinde yazarın ona gizliden bir takım şeyler kattığını fark etmeli...
Yine de eser Livane'linin okunmadan geçilmemesi gereken eserlerinden biri olarak edebiyatımızdaki yerini almıştır.

Saygılarımla,
Mustafa KEREM.
3264 karakter
9 beğen · 0 yorum · kitap inceleme

@

281 9.0
Kitap: Serenad
Güzel bir eser
Fazlasıyla deger verdiğim bir dostumun hediyesi olan bu kitap ilk andan sempatimi kazanmıştı. Kitapta neredeyse 60 yildan daha fazla süren trajik bir aşk, tarihi gerçeklerle baglantilı olarak anlatılıyor. Bunun yanı sıra Yahudi soykırımı, Kırım Turklerine yaşatılan Mavi Alay olayı ve Struma gemisinin hazin sonu farklı kaynaklarla desteklenerek çarpıcı bir biçimde ele alınmış. Yazar,  okuyucuya bir kadın karakterin ağzından ve günümüzden seslenerek geçmişte yaşanan olayları anlatmayı tercih etmiş. Anlaticımızin dul, tek çocuklu ve çalışan bir kadın olarak secilmesi de okuyucuya bazı mesajlar vermek için aracı olarak kullanılmış bana kalırsa. Bu vesileyle dul bir kadının hayatta karşılaştıgi sıkıntılar, Dogu'da kadının birtakim adetlere kurban gitmesi, boşanmış çiftlerin cocuklarinın maruz kaldığı sorunlar gibi konuların üzerinde de durulmuş. Ayrıca bir insanın hangi ırka, hangi dine mensup oldugundan ziyade her şeyden evvel insan olarak bir değere sahip olduğu sık sık vurgulanan bir durum. Buraya kadar her şey guzel fakat kitabın ilk kısmında Amerika'dan Turkiye'ye gelen bir profesörün başörtülü insanları görmesi ve bu durumla ilgili bilgi almak istemesi üzerine; anlaticımizın da bu durumu olumsuz bir olgu gibi yansıtarak, Turkiye'nin eskiden boyle olmadığını malesef artık cok değiştiğini söylemesi hoşuma gitmedi. Ayni durumu yaşayan biri oldugum için bu şekilde düşündüğüm algılanmasın fakat sürekli insan haklarından, özgürlükten dem vurulurken böyle bir konuda tam aksinin ifade edilmesi bana adil gelmedi açıkçası. Her ne kadar yaşanan bir aşk hikâyesi ele alinsa da, gerek bu hikâyedeki karakterlerin farklı irklara mensubiyetlerinden dolayı maruz kaldikları acıların anlatılması gerekse tarihte yaşanan bu olaylara dair okuyucuyu tatmin edecek ayrıntılara yer verilmesi eseri basit bir aşk romanı olmaktan çıkariyor. Soykırım yüzünden ülkesini terk edip Turkiye'ye gelen bilim adamlarından bahsedilirken Einstein tarafından Atatürk'e yazılan mektuba dahi yer verilmiş. Kitabin fazlaca okuyucu bulması ve herkesin kitabı aşırı derecede beğendiğini söylemesi beklentimi yükseltmişti. Fakat kitabın çok etkileyici bir anlatıma sahip oldugunu düsünmuyorum açıkçası. Evet okuyucuyu sıkmıyor fakat çok da etkilemiyor. Konuya gelince, kitapta var olan konular arasında beni etkileyen tek unsur gecmiş dönemlerde yapılan zulumler oldu. Genel olarak bilgi sahibi oldugumuz bu olaylara dair okuyucuya farklı pencereler açılması kitabı degerli kılan unsur benim için. Bu bilgiler açısından okunmaya değer bir kitap ama cezbetme açısından bir Semerkant değil benim için. Keyifli okumalar herkese. ☺
2824 karakter
3 beğen · 0 yorum · kitap inceleme

Beyhude

@mamafih

281 9.0
Kitap: Serenad
Puan: 6
SERENAD
Zülfü Livaneli
119. baskı / Doğan KİTAP EVİ
sayfa;481

Bu kitabı 13.10.2013 de hediye olarak almışım .Üzerinde ki not ise “Bir solukta okuyacağını düşünüyorum” O soluk uzun bir soluk olmuş sanırım, üzerinden 6 ay geçmiş yeni bitirebildim.Zülfü Livaneli’nin okuduğum ilk ve tek kitabıdır.
Sanırım kişisel önyargılarım bu kitabı okumamı birinci derecede etkiledi. Çünkü Zülfü Livaneli’yi ilk olarak müzisyen kimliğiyle tanımış olmamdan kaynaklanıyor olabilir.Daha sonraları Sis filmi ,yer demir gök bakır,Umut gibi filmleriyle öne çıkması, gazeteci köşe yazarı olarak , arada denk gelirse köşe yazılarını okumam, bu kadar çok yönlü birinin kitabının ne kadar başarılı olacağıyla ilgili şüphelerimi arttırmış olmalı.Benim yinede en sevdiğim yönü müzisyen kimliği. ADA albümü benim için eşsiz değerlidir.

Kitap genel anlamda benim gibi ortalama bir okur için iyi diyebilirim. İlk başladığımda kitaba bir cümle gözüme çarptı””İçimden gelmesine rağmen valizini taşımaya yardım etmeyi teklif etmedim. Çünkü bunu bir gencin yaşlıya yardımı değil de, Müslüman bir kadının içine yerleşmiş kölelik duygusuyla , geleneksel hizmet anlayışı olarak görmesinden çekiniyordum “” Güzel bir cümle;bir yanı batıya bir yanı doğuya bakan, dini ve ahlaki , örf ve adetleri arasına sıkışmış ,ne yapacağını bilemeyen Türk kadınını anlatması açısından çarpıcı bir cümle geldi bana.
Kitap ilerledikçe yazarın gazetecilik kimliği ön plana çıkmış, bence büyük bir emekle tarihi bir çok konuya değinilmiş. Ermeni soykırımı ,Nazi Faşizmi, Kırım Türklerinin yaşadığı zulüm. Babaannesi ve Anneannesi ile ilgili hikayeler, Tarihsel gerçekliğini bildiğimiz olaylar hikayeleşip kişiler olarak karşımıza çıkınca, okurun duyarlılığını arttırma ve yakalama anlamında başarılı diyebilirim.Çok kültürlü bir toplum olmamız ve bununla beraber gelen acıların belgesi niteliğinde gördüm bu romanı, daha doğrusu bir şeyler anlatılmak istenmiş,O anlatılmak istenen şeyi daha çarpıcı hale getirmek için üstüne zorla bir elbise giydirilmiş gibi romanlaştırılmış bir kitap diyebiliriz. Maya karakterinin babaannesi ve ananesi ve abisi(general) bir çok sorgulama unsuru olan konuların tek kişide toplanmış olması dayatmacı ve zorlama olduğunu gösteriyor. Ancak yazar amacına ulaşmış mı ? Ulaşmış önemli olanda bu..

Prof. Max ve sevdiği kadının hikayesi de tarihsel yaşanmışlıkların içine oturtulmuş acıklı duygusal güzel bir hikaye, Bir daha okurmuyum Zülfü Livaneli Romanı ? Bilmiyorum...
2731 karakter
4 beğen · 3 yorum · kitap inceleme
ahmet-samsa (@samsa)
Bu kitabı daha okumadım, kütüphanemde bekleyenler arasında fakat Livaneli'nin ben en çok yazar kimliğini severim. Elinize geçerde eğer Son Ada'yı tavsiye ederim.. :) 19.10.15
Beyhude (@mamafih)
Olur bir ara okurum :) teşekürederim !! 19.10.15
NuRDaN (@nunu)
Okudum ve okuduğum diğer Zülfü Livaneli kitapları arasında en çok Serenad'ı beğendim :) 19.10.15

Serenad Kitabı Galerisi

Serenad Serenad Serenad Serenad Serenad

Baran Yusuf

@baranyusuf

''Aşk ,bir uçurum kenarında gözü kapalı yürümektir. ''
Serenad
15 beğen · 0 yorum · alıntı

Baran Yusuf

@baranyusuf

''Dünyanın kötülerle dolu olduğunu düşünüp küsme, herkesin iyi olduğunu düşünüp hayal kırıklığına uğrama! ''
Serenad
14 beğen · 0 yorum · alıntı

Rumeysa Çolak .

@rumeysacolak

Aramızdaki temel fark ne, biliyor musun? Sen insanlara baktığın zaman üniformalar, bayraklar ve din görüyorsun!"

"Peki, sen ne görüyorsun bakalım?"

"İnsan, sadece insan. Seven, acı ceken, acıkan, üşüyen, korkan bir insan.
Serenad
13 beğen · 0 yorum · alıntı

İrem İvgin

@iremivgin3

‘’ Bir gün dediklerimi değil,demek istediklerimi anlayacak bir erkek çıkmayacak mı karşıma!Hava kötü dediğimde sadece havadan söz etmediğimi anlamak bu kadar mı zor? İlle de,ben bu hayattan bıktım,türünde sözler mi etmeliyim? İşim çok dediğimde,bana sahip çıkacak bir erkeğe ihtiyaç duyduğumu anlayacak biri…Yanımda olmanı istiyorum diyemediğim için bu yağmur içimi ıslatıyor dediğimi nasıl anlamaz? Düpedüz sarıl bana dedikten sonra,sarılmanın ne anlamı kalır! Olmayacak duaya amin deme duygusunu yaşıyorum sürekli. ‘’
Serenad
10 beğen · 0 yorum · alıntı

Baran Yusuf

@baranyusuf

"Çeşitli amaçlar peşinde, çeşitli kaygılarla akıp gidiyordu hayat. Ama kimse kimsenin hikayesini bilmiyordu."
Serenad
9 beğen · 0 yorum · alıntı
0
Yeni kitabım Serenad. Bakalım nasıl? @neokur