ara

Beş Şehir

Beş Şehir Konusu ve Özeti

Beş Şehir
Yayınevi: Dergah Yayınları
ISBN: 9789759952440
Sayfa: 235 sayfa
Basım Tarihi: 2004
Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nün yazarı Tanpınar İstanbul, Bursa, Konya, Erzurum ve Ankara şehirlerini anlattığı bu eserini şöyle tanıtıyor: "Beş Şehir'in asıl konusu hayatımızda kaybolan şeylerin ardından duyulan üzüntü ile yeniye karşı beslenen iştiyaktır. İlk bakışta birbiriyle çatışır gibi görünen bu iki duyguyu sevgi kelimesinde birleştirebiliriz. Bu sevginin kendisine çerçeve olarak seçtiği şehirler, benim hayatımın tesadüfleridir. Bu itibarla onların arkasında kendi insanımızı ve hayatımızı, vatanın manevî çehresi olan kültürümüzü görmek daha da doğru olur."
Beş Şehir kitabı Mutlaka Okunması Gereken En Güzel Yerli Romanlar listesinde yer almaktadır.

Misafir

@misafir000

Ahmet Hamdi Tanpınar, hocası Yahya Kemal’e ithaf ettiği, deneme niteliğindeki eserde gerek görev, gerekse seyahat için bulunduğu şehirleri ve İstanbul’u anlatıyor. Ankara, Erzurum,Konya, Bursa’da Zaman ve İstanbul...Özellikle, geçmişten bahsettiği için ağır sayılabilecek bir dille tüm bu şehirlerin büyüklerini, sanatkarlarını,tarihini,mimarisini, peyzajını ve ruhunu insanın içine işleyecek bir dille anlattığı ve tamamen bizi, Osmanlı, Selçuklu dönemlerini anlattığı için bu kitabın yabancı dillere(2 kere Fransızca ve bir kere Almanca) çevrilmesine duyduğum hayret, kitabı bitirdiğimde yerini kavrayışa bıraktı. Tanpınar Beş Şehir’de, özellikle Erzurum’u anlatırken öyle bir felsefe yapmış ki benim gibi felsefeden hoşlanmayan birini bile kendisine aşık etti. Arjantinli yazar Alberto Manguel de bu felsefik anlatımdan ve kitaptaki gizli büyüden çok etkilenmiş olacak ki Beş Şehir ile ilgili bir belgesel hazırladı.
Ankara; kitabın ilk bölümü Ankara. Tanpınar ileride anlatacağı diğer dört şehrin anlatımını taaa Selçuklular’a kadar dayandırsa da, Ankara’da dönmüş, dolaşmış Milli Mücadele yıllarını anlatmış ve demiş ki: “…Bu o kadar böyle ki, Ankara İstiklal Mücadelesi yıllarından bütün mazini yakarak çıkmış denebilir. “
Erzurum; Erzurum’da daha önce de bahsettiğim üzere diğer şehirlerdeki gibi mimarisini, halk ozanlarını, insanların, büyüklerini, sanatkarlarını, mimarisi o şehri o şehir yapan ne varsa anlatmış fakat Erzurum bir başka. Meslek icabı orada bulunmasından mı, Atatürk ile Pasinler Depremi sırasında yaptığı sohbetten mi, Erzurum’dan mı etkilendi bilinmez çok güzel, felsefe dolu anlatımları var.
Konya; Konya’ya bugün de damgasına vuran Selçuklu tarihinden, tabii ki Mevlana ve Şems’ten, Konya hapishanesindeki Gesi Bağları ve hayasız bulduğu Odasına Varılmıyor Köpekten -ki bu türküyü dinlemeyi çok istememe rağmen bulamadım-türkülerini söyleyen kadından, Maurice Barres’in İspanya için yazdığı Kandan Şehvetten ve Ölümden adlı eserinden(şu an başka bir adla mı yayınlanıyor acaba onu da bulamadım) o güzel İç Anadolu iklimini ustası olduğu şiir diliyle anlatmış.
Bursa; Bursa’nın yazılışı, söylenişi bile güzel.Yüzümü güldürüyor her yazılışı, her söylenişi. Bunlar tabii ki tamamen benim hislerim, Tanpınar’dan sonra benim tek şehrim olan Bursa’yı ve ikinci aşkım İç Anadolu’yu kendi dilimden anlatacağım.
Osmanlı tarihinin dibacesi demiş Tanpınar Bursa için.Her sayfada gözlerim doldu.Bursa çok şükür ki hala o maneviyatı veriyor bize(tarafsız yazamıyorum işte. İnsan aşık olduğundan bahsederken tarafsız olabilir mi?).Sürgün edilen Kara Çelebizade’nin Bursa’ya yaptırdığı tam 200 çeşmeden bahsetmiş. Kaçının günümüze geldiğini bilemediğim bu çeşmeler o zamanlar Bursa’nın havasına su şırıltısının musikisini katarmış ve Bursalılar bu çeşmelere Müftü Çeşmeleri derlermiş hala. Bir şehre bütün servetini harcayarak damgasını vurmuş olan bu şeyhülislam gibi bir kişi de şimdi çıksa da yine su şırıltıları dinleyebilsek Bursa’da.
Ahmet Altan’ın denemelerinde çok bahsi geçen Andre Gide, İstanbul’a karşı oldukça zalim davranmasına rağmen Bursa’da yumuşamış ve Yeşil Camii için “zekanın kemal halinde sıhhati” demiş. Bunu Beş Şehirden, bunları ise La Marche Turque adlı eserinden aktarıyorum;
Girizgâhı I.Murat Camii ve civarıyla yapıyor: “Her yerde bir durgunluk, sessizlik. Hava, tarife sığmaz bir berraklıkta; gökyüzü düşüncem gibi aydın. N’olur! Her şeye yeniden başlamak ve yeni zahmetlere katlanmak! Heyecanın bir süt gibi süzüldüğü hücrelerde bu nefis yumuşaklığı bayıla bayıla duymak. Derin bahçeleriyle nazlı bir gül, sâfiyet gülü olan Bursa, gençliğimin seni görememiş, tanımamış olması nasıl mümkün oluyor? Daha şimdiden bende yaşayan bir anı mıdır? Bu camiinin küçük avlusunda oturan gerçekten ben miyim? Nefes alan ben miyim? Ve seni seven ben miyim? Yoksa seni sevdiğimi mi hayal ettim? Eğer gerçekten ben olsaydım, bu kadar yakınımdan uçar mıydı, bu kırlangıç?”
Yeşil’de…
Gide için teknik bilgilerden ziyade mühim olan, mekândan yansıyan huzurun ta kendisi… Yeşil, kendisi için âdeta bir terapi merkezi. Cami’ye, “nefis bir Tanrı’nın mekânı” olarak hitap etmesi ve iç âlemine yönelmesi bu çerçevede değerlendirilebilir: “Bir dinlenme, berraklık, denge yeri, kutsal bir gök mavisi, kırışığı buruşuğu olmayan bir mavi; mükemmel bir zihin sağlığı… Bu kutsal yerde uzun müddet murakabeye daldım. Kendi iç âlemime baktım ve nihayet Tanrı’nın ibadet için bizi burada beklettiğini ve bizi duruluğa çağırdığını anladım.”
Tanpınar, edebiyat tarihimizde Bursa’da Zaman ile akıllara kazınmıştır. Bursa bahsini bu nefis ilahi ile bitiriyorum;

BURSA'DA ZAMAN

Bursa'da bir eski cami avlusu,
Küçük şadırvanda şakırdıyan su;
Orhan zamanından kalma bir duvar...
Onunla bir yaşta ihtiyar çınar
Eliyor dört yana sakin bir günü.
Bir rüyadan arta kalmanın hüznü
İçinde gülüyor bana derinden.
Yüzlerce çeşmenin serinliğinden
Ovanın yeşili göğün mavisi
Ve mimarîlerin en ilâhisi.

Bir zafer müjdesi burda her isim:
Sanki tek bir anda gün, saat, mevsim
Yaşıyor sihrini geçmiş zamanın
Hâlâ bu taşlarda gülen rüyanın.
Güvercin bakışlı sessizlik bile
Çınlıyor bir sonsuz devam vehmiyle.
Gümüşlü bir fecrin zafer aynası,
Muradiye, sabrın acı meyvası,
Ömrünün timsali beyaz Nilüfer,
Türbeler, camiler, eski bahçeler,
Şanlı hikâyesi binlerce erin
Sesi nabzım olmuş hengâmelerin
Nakleder yâdını gelen geçene.

Bu hayâle uyur Bursa her gece,
Her şafak onunla uyanır, güler
Gümüş aydınlıkta serviler, güller
Serin hülyasıyla çeşmelerinin.
Başındayım sanki bir mucizenin,
Su sesi ve kanat şakırtılarından
Billûr bir âvize Bursa'da zaman.

Yeşil türbesini gezdik dün akşam,
Duyduk bir musikî gibi zamandan
Çinilere sinmiş Kur'an sesini.
Fetih günlerinin saf neşesini
Aydınlanmış buldum tebessümünle.

İsterdim bu eski yerde seninle
Başbaşa uyumak son uykumuzu,
Bu hayâl içinde... Ve ufkumuzu
Çepçevre kaplasın bu ziya, bu renk,
Havayı dolduran uhrevî âhenk..
Bir ilâh uykusu olur elbette
Ölüm bu tılsımlı ebediyette,
Belki de rüyâsı bu cetlerin,
Beyaz bahçesinde su seslerinin.

İstanbul; İstanbul Dünyaya mal olmuş, her devrinde yerli yabancı tüm sanatçıların durağı, ilham kaynağı olmuş bir mücevher.Tanpınar bu mücevherden bahsederken özellikle XVI. Yüzyıldan başlayarak öyle derin bir tarih ve edebiyat bilgisi vermiş ve bunu 95 sayfaya uhrevi bir anlatımla yaymış ki.Benim gibi bir cahile bu yük ağır geldi. Şüphesiz İstanbul’un ibadethanelerinin, yalılarının, devlet adamlarının, sanatkarlarının aşinası olanlar ince detaylara hayretle beraber hayranlık duyacaklardır.
Kendi adıma tüm cahilliğimle İstanbul bölümünden Tanburi Cemil Bey’in Yanık Ninnisini(bunu da bulup dinleyemedim, her aramamda Çeçen Kızı çıktı karşıma), Ahmet Rasim’in Sokaklarda Geceler isimli yazısını bir define gibi buldum, çıkardım.
Böyle bir eseri irdelemek benim boyumu aşar.Sadece şunu söylemek isterim ki; Osmanlı İmparatorluğu’nun sonları, Cumhuriyet döneminin ilk 30-40 yılının yazarlarının pek çoğu, hangi amaca hizmet ettikleri iddia edilirse edilsin, hem Doğu hem de Batı kültürü hakkında şairinden, halk ozanından, yazarından, müzisyeninden tutun da ressamından mimarlarına kadar ciddi bir bilgi birikimine sahipler ve bu birikimi iyice özümseyerek bir potada eritmişler.Hepsinin ruhu şad olsun.
Benim beş şehrim yok.Benim bir yaşadığım, bir de ait olduğum şehir var. Her ikisine de farklı nedenlerden aşığım.
Konya, Kayseri, Kırşehir, Nevşehir Ankara kısaca İç Anadolu ile ilgili olarak sizlere diyebilirim ki; mutlaka görmelisiniz. Benim gibi Bursa’nın yeşilinde doğmuş büyümüş bir deniz çocuğuna bile yeşili, denizi aratmayan çok güzel bir bozkır alemi İç Anadolu.Genetik haritamda hiçbir yeri olmamasına rağmen bu coğrafyanın üzerimdeki dinlendirici etkisini ve huzurunu ifade etmem çok güç. Mevsimine göre sarı, yeşil, mor bozkırlar özellikle gün batımlarında sonsuzluk hissi verir insana; uçsuz bucaksız ve sakin.Timur’un fillerini bir zamanlar buralarda olan ağaçların ardına sakladığına inanmak çok güç.Bu efsaneye ancak Sivrihisar’daki Ulucami, Beyşehir’deki Eşrefoğlu Cami, Kayseri yöresinde taş binaların tavanlarını güçlendiren o büyük kalasları gördüğünüzde inanıyorsunuz.Kapadokya’yı, Konya Mevlana Müzesini, Erciyes’i, Hacı Bektaşi’yi, klasikleri saymıyorum.Bir kere Beypazarı’na gidip buz gibi Beypazarı gecesinde içinizi ısıtan testi kebabını yemeli, Sivrihisar'daki Ulucami'yi ziyaret etmeli,Konya Hüyük’e bağlı Çavuş Kasabasında kurulmuş Sonsuz Şükran Köyü’nde sarı denizin huzuruna bırakmalısınız kendinizi.
Bursa; Bursa benim için zamanın hep aynı kaldığı şehir. Tanpınar “Kaç defa uzun ve başı boş bir gezintiden sonra otelime dönerken bilmediğim bir tarafta ince bir zarın, sırçdan bir kubbenin birdenbire çatlayacağını ve bu altta birikmiş duran zamanın, etrafındaki manzaraya, zihnimdeki hatıralara ait zamanın, bugüne yabancı bin bir hususiyetle, bendini yıkmış büyük sular gibi dört bir yanı kasıp kavuracağını sanarak korktum.Bursa’yı layıkıyla tanıyan herkes bu vehmi benimle paylaşır sanıyorum…” demiş. Ben korkmuyorum.Yaz akşamlarında Heykel’de gelip geçen o kalabalıkların jöleli saç, parfüm, tıraş losyonu gibi modern dünyaya ait kokularına, Ulucami, Orhan Cami ve karşılarındaki Uludağ’dan uhrevi bir koku karışır, eskiyi yeniyi karıştırarak huzur yayar etrafa. Enstantane olarak da olsa Kozahan’da koza satıldığı günleri hatırlıyorum.Sonra Kozahan’ın ikinci katındaki Resulzade’lere ait iki ipek mağazasını ve şadırvanı karşıma alıp, yine Resulzadelere’e ait Mudanya’da kıyı kenar çizgisinde kaldığı için tapusuna satılamaz şerhi konan denize uzanmış, o yalnız yalıyı alabilmek için nasıl çırpındığımızı, … İpekçi’nin bana “Yavrum, orası bize rahmetli annemizden kaldı ama Devlet el koydu, devlette işler ağır yürür ama yürür.İki çocuğunun rızkını bu eve yatırma, bir aksilik çıkarsa paranızı geri vermem” diyerek babaca nasihatlerle beni yalıyı almaktan vazgeçirmeye çalışması, avukatı …’ya bizi yönlendirmesi.Neredeyse tüm Maksem’de avukatı ararken Heykel’de olduğunu anlamamız ve avukat …; bir insan bu kadar mı devrini anlatır? 70’li yılların kıyafeti, konuşmaları, beyefendiliği, nezaketi hepsi ama istinasız hepsini üzerinde toplamış.Bana şekerim diye hitap etmesi ve şekerim lafının bir insana bu kadar yakışması.Yağmurlu havada Timur Selçuk’tan Sen Neredesin’i www.youtube.com/watch?v=qCypyljQ6rk hatırlamak, mescitte namaz kılanların verdiği huşu…
Emir Sultan’ın bahçesinde yatan sevgili Zeki Müren;https://www.youtube.com/watch?v=WrySMZH-QFc , https://www.youtube.com/watch?v=CjJ0zXUucik, http://www.youtube.com/watch?v=Fe6kaWjAbzw
Hayat dairemin içinde; Jack Kerouac, Freddie Mercury, Frida Kahlo gibi yüzlerce bize ait olmayan şahsiyete duyduğum ilgi , klasik müziğin her türü, aldığım modern dans, tango dersleri, rakı balık yapmayı düşündüğüm Ege geceleri, Fransızcaya olan düşkünlüğüm, saçım, kıyafetim makyajım beni dairenin merkezinden ne kadar uzaklaştırsa uzaklaştırsın, Beş Şehir gibi eserler (sevgili Abdülhak Şinasi Hisar’ı anmadan geçemeyeceğim)oynarken evinin önünden uzaklaşan çocuğunu elinden tutup evine döndüren bir anne gibi şefkatle beni özüme döndürüyor ve anlıyorum ki benim evim Türklük, benim evim Müslümanlık, benim evim Türkiye. Ben bu elleri bırakmayacağım.
Beş Şehir
kitaba 10 verdi
4 beğen · 0 yorum

@

İstanbul'u okurken geçmişten geriye kalanların herşeye rağmen bu kadar az olmasına sebebiyet veren
Bazı kitaplara başlarsınız, bitirmeden kalkmazsınız. Kimilerini okur bitirir, sonra yeniden ve yeniden bir kaç kez daha okursunuz. Kimilerini başucu kitabı yapar, aklınıza geldikçe biraz okur, satırlarının altını çizer, bir kenara koyarsınız, belki aylarca ellemez, sonra bir akşam yeniden elinize alır, bambaşka bir bölümünü okursunuz.

Edebiyatımıza "Saatleri Ayarlama Enstitüsü" gibi muhteşem bir klasiği kazandırmış olan güçlü yazarımız Ahmet Hamdi Tanpınar'ın "Beş Şehir"i ise, gezdikçe, öğrendikçe dönüp dönüp okuyacağınız bir kitap. Seyahat etmeyi ama gezerken dört yönlü görmeyi, hissetmeyi ve öğrenmeyi sevenlerdenseniz, "Beş Şehir" sizin olmazsa olmazlarınızdan biri, benden söylemesi....

Yazarın yaşamının belli bölümlerinde ikamet ettiği şehirler olan Ankara, Erzurum, Konya, Bursa ve İstanbul'u tarihinden mimarisine, izlenimlerinden kültürüne dört yönüyle anlatan bu eser, bahsi geçen şehirleri gezip gördükten sonra büyük keyif alarak okuyacağınız bir yapıt. Önce gezip sonra okumak diyorum, çünkü o şehre ayak basmadıysanız, yazarın o çok güçlü tasvirlerle ve yorumlarla sunduğu şehrin güzelliğini tam olarak anlamak mümkün olmuyor. Kendi gözünüzle gördüklerinizi yazarın yorumlarıyla birleştirince ancak ortaya çıkıyor o büyülü deneyim. Bu arada o şehre ayak basmak dediğime de bakmayın: örneğin istediğiniz kadar İstanbul'da yaşıyor olun, eğer zaman ayırıp da yaşadığınız şehri gezmediyseniz, geçmişini tanımak için yüzyıllar öncesinden kalan camilerinde, avlularında, sokaklarında dolaşmadıysanız, yazarın anlattığı İstanbul'la ortak bir payda bulmanız hayli zor olacaktır...

"Beş Şehir" kolay okunan, hızla akan bir yapıt değil. Okurken de emek gerektiriyor. Özellikle çok güçlü tasvirlerin ardından bir es vermek, o tasviri gözünüzde canlandırmak ve duyumsamak ihtiyacını yaratıyor. Beş Şehir bir seyahatname değil, bir tarihi inceleme değil, şehirler üzerine bir deneme yazısı hiç değil; esasen bu kitap bunların hepsi...Konya'yı okurken hoyrat ve şehevi II. Keykubad'ın yaşadıklarını ve dönemin örflerini öğreniyorsunuz... İstanbul'u okurken geçmişten geriye kalanların herşeye rağmen bu kadar az olmasına sebebiyet veren ahşap mimarinin gerekçelerini anlıyorsunuz... Bursa'yı okurken kaybedilen ağaçların ardından bir çevrecilik felsefesi ile karşılaşıyorsunuz.... Bir kaç sayfa sonra, tarihin derinliklerinden Yahya Kemal'i "garson lütfen suyu da yıkayınız" sözüyle Abdülhak Şinasi'nin titizliğini vurguladığı kebapçıda buluyorsunuz... Kısacası sadece şehir şehir değil, asır asır da geziyorsunuz Beş Şehir sayesinde...

Türkiye sevdası gezginlere ve tarih meraklılarına bu büyük ustanın eserini gönülden tavsiye ediyorum....
Beş Şehir
kitaba puan vermedi
5 beğen · 1 yorum
Mesut ÖZKAYA (@mesutozkaya)
MEB tavsiyeli 100 temel eserden biri
19.09.15 beğen cevap

Betül Zeyrek

@betulzeyrek

Şahsi yorum
Beş Şehir, uzun zamandır okumak için elime alıp farklı öeşguliyetlerden dolayı bitiremediğim bir kitap idi. Gece itibari ile yoldaşlığını başka kitaplara devretti. Sevdiğim ve benim için bende çok çok önemli yeri olan beş şehir. Erzurum, özüm'dür benim, Ankara, bi o kadar soğuk ve resmi ama bir o kadar da içine çeken bir şehir. Bende unutamayacağım anıları var, Konya; ilk gittiğimde bozkırında kaybolacağımı sandığım ama bi o kadar da kendimi evimde gibi hissettiğim şehir. İlk üni okuduğum, ilklerin çoğuna şahitlik eden şehir, gez dünyayı gör konyayı demişler bence de görün mevlana da Rahatlayın, Alaaddin tepesinde bir çay molası verin, çıkın Kulesiteye bir de kuş bakışı bakın, ama görün konyayı. Bir diğer anılarımın şehri Bursa. Orayı ilk görünce dedim ki burada yaşamalıyım ben, her taraf tarih, her taraf Osmanlı, her taraf Türk. Osmanlı hayranı olarak oraya da hayran oldum. En cok gezmeye gidip em cok zaman geçirdiğim şehir. Sana her zaman yolum düşecek, tophane de yine köfte, konaklarında çay, türbelerinde huzur. Ben bayıldım. Birde rüyaların şehri "Şehr-i İstanbul" var. Hayal gibi rüya gibi... Geldikçe tanıdıkça kopamayacağımı düşündüğüm şehir. Kız kulesi ile Galatanın bakışmasına doyamadığım şehir. Sultan Ahmet te, Eyüp te ezan sesi. Çamlıca da huzur, Fatih'te benlik... Kız kulesi temalı çay... Allah'ım her yerde Sen. Ayasofya da hüzün ama, bakıp bakıp iç çektiğim Ayasofya. Bir gün özlediğine kavuşacaksın, ve için de namaz kılmak için yarışan cemaatin olacak... Fatih'in Ayasofya'sı... Tüm müslümanların Ayasofya'sı... Anlatılacak o kadar çok şey var ki. Yaşayın imkanınız var sa gidin bu Beş şehre ve orada ki ruhu soluyun, hissedin, yaşayın... Ama gidin.
Beş Şehir
kitaba 10 verdi
3 beğen · 1 yorum
Reyhan Kurt (@reyhankurt)
Kaleminize sağlık çok güzel bir inceleme olmuş. İstanbul, Ankara,Erzurum'u görmek nasip olmadı henüz ama, Konya ve Bursa'yla ilgili duygularımız hemen hemen aynı. Okurken yazıyla bütünleştim gerçekten, ve hepsini yeniden gezesim geldi (ah, mümkün olsa:D) Aladdin Tepesini, bozkırı, Mevlana'yı, o buram buram tasavvuf kokan şehri öyle özledim ki. Bursayı da çok özledim ama Konya'nın yeri ayrı. Bol gezmeler, ve şehirlerle bütünleşmeler diliyorum size. Kendime de:)))
14.06.17 beğen cevap

Gülşah Sönmez

@gulsahsonmez

Beş Şehir
Ankara, Erzurum, Bursa, İstanbul ve Konya şehirlerini tarihiyle, mimarisiyle, insanlarıyla yorumlayıp, kendi his dünyasıyla harmanlayarak, kendine özgü üslubuyla kaleme aldığı kitaptır Beş Şehir.

Kitabın etkileyici olmasının en önemli nedeninin, Yazar’ın, okurlarını anlatılan şehirlere götürerek, tarihin mekanlara sinen havasını okura hissettirmesi olduğunu düşünüyorum. Tarihin üstü kapatılarak, bilinmeyene çevrilen sayfaları, şehrin ön plana çıkanları, olayları ve insanları, Yazar’ın hissettikleriyle farklı anlamlara bürünüyor ve anlatılanlar, her bir sayfayı çeviren okuru, Yazar’a hayran bırakıyor.

Hislerin kelimelerle ifade edilişi, kişiye özgüdür. Kimi yazarlar, kelimeleri öyle yerinde kullanırlar ki, okuyan kişi yazarın duygularından haberdar olmakla kalmaz, o duyguları yaşar. İşte Tanpınar da duygularını okura yaşatan bir yazar bence. Tarzına hayran kaldım.

Yazar’ın anlatımıyla beş şehri tarihi, coğrafyası, hikayeleriyle okumak keyif vericiydi. Bu şehirleri satırlarda da olsa duya duya yaşamak isteyenlere tavsiye edebileceğim bence güzel bir kitap Beş Şehir. Keyifli okumalar dilerim.
Beş Şehir
kitaba 10 verdi
5 beğen · 0 yorum

Gamze Züleyha Üredi

@gzuleyhauredi

Yahya Kemal'e ithaf edilmiş, içinde çeşitli bilgilere (Milli Mücadele'nin izleri, Atatürk, Selçuklu, Osmanlı ve benzerini içeren tarihi bilgilerden folklorik, edebi, mimari bilgilere kadar pek çok çeşitte) rastlarken Tanpınar'ın şiirsel yazımına kendinizi kaptırıp gideceğiniz, gezi yazısından tutun anı türüne kadar zihninizde birçok şekle sokabileceğiniz bir düşünce kitabı -deneme- Beş Şehir. Ama daha çok, kendisinin de belirttiği gibi, "kaybolan şeylerin ardından duyulan üzüntü ile yeniye karşı beslenen iştiyak"ı anlatır Tanpınar.

Üzerine konuşulacak pek bir şey yok, okuyup görmek lazım. Dolu dolu, şiirsel, düşündüren bu denemeler ancak bütününü okumakla tadılabilir, özümsenebilir. Erzurum kısmında eğleneceğinizi garanti ederim zira Erzurum, bana kalırsa, en akıcı denemesidir kitabın.

Kitabı yücelten diğer tüm özelliklerinin yanında beni en çok etkileyen Tanpınar'ın çözümsüzce yakarmak, ağıt yakmak yerine, saydığım tüm o sorunların çözülebilir yanlarını yakalamış olmasıydı. Bu bakımdan düşünüldüğünde mutlaka okunulması gereken bir yapıt olduğunu söyleyebiliriz.
Beş Şehir
kitaba 9 verdi
3 beğen · 0 yorum

Beş Şehir - S41

S-41 kitabın 41. sayfasının ilk paragrafıdır. S41 Ekle

hamuş

@suay

İnsan ömrü, unutmanın şerbetine yiyecek kadar muhtaç.
Beş Şehir
kitaba 7 verdi, inceleme eklemedi.
10 beğen · 0 yorum

EL_NINO

@elnino

Ölümün zaferinin yanı başında, imkansız bir kışın kasıp kavurduğu bir bahçede, buzların kilidi çözülür çözülmez başlayan o acayip baharlar gibi, yavaş yavaş hayatın türküsü yükseliyordu.
Beş Şehir
kitaba 8 verdi, inceleme eklemedi.
7 beğen · 0 yorum

EL_NINO

@elnino

Her İstanbul'lu az çok şairdir, çünkü irade ve zekasıyla yeni şekiller yaratması bile, büyüye benzeyen çok büyük bir muhayyile oyunu içinde yaşar. Ve bu, tarihten gündelik hayata, aşktan sofraya kadar genişler.
Beş Şehir
kitaba 8 verdi, inceleme eklemedi.
5 beğen · 0 yorum

EL_NINO

@elnino

Bir ağacın ölümü, büyük bir mimari eserinin kaybı gibi bir şeydir. Ne çare ki, biz bir asırdan beri, hatta biraz daha fazla, ikisine de alıştık. Gözümüzün önünde şaheserler birbiri ardınca suya düşmüş kaya tuzu gibi eriyor, kül, toprak yığını oluyor, İstanbul'un her semtinde sütunları devrilmiş, çatısı harap, içi süprüntü dolu medreseler, şirin, küçük semt camileri, yıkık çeşmeler var. Ufak bir himmetle günün emrine verilecek halde olan bu eserler her gün biraz daha bozuluyor. Adeta bir salgının, artık kaldırmaya yaşayanların gücün yetmeyen ölüleri gibi oldukları yerde uzanmış yatıyorlar. Gerçek yapıcılığın, mevcudu muhafaza ile başladığını öğrendiğimiz gün mesut olacağız.
Beş Şehir
kitaba 8 verdi, inceleme eklemedi.
5 beğen · 0 yorum

Muhammed

@hukukmuhammed

Tiyatroda nasıl boş sahnede dekorun oyaladığı seyirci, söz başlar başlamaz bütün o teferruatı görmez, ben de öylece insan ıstırabı karşısında tabiat güzelliğine kayıtsızdım.
Beş Şehir
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
5 beğen · 0 yorum
45
KİTAP
Mutlaka Okunması Gereken En Güzel Yerli Romanlar
Türk edebiyatının mutlaka okunması gereken en başarılı romanlarını bu listede topluyoruz. Sen de okuduğun en güzel yerli roma...
14
KİTAP
Mutlaka Okunması Gereken Ahmet Hamdi Tanpınar Kitapları
Türk edebiyatının önemli isimlerinden biri olan yazar, öğretmen, çevirmen, edebiyat tarihçisi ve siyasetçi Ahmet Hamdi Tanpın...

Gülşah Sönmez

@gulsahsonmez

Bir gülüşün hissettirdikleri...
Bir gülüşün hissettirdikleri...
Gören bir göz, hisseden bir kalp için bir gülüş öyle derin duygular hissettirir ki insana. Tanpınar’ın kalemine hayran oldum. Çok paylaşım yaptığımın farkındayım, ama tutamıyorum kendimi.:)
Beş Şehir
kitaba 10 verdi, inceleme ekledi.
5 beğeni · 0 yorum

Gülşah Sönmez

@gulsahsonmez

Ruhun maddeye geçişi
“Cetlerimiz inşa etmiyorlar, ibadet ediyorlardı. Maddeye geçmesini ısrarla istedikleri bir ruh ve imanları vardı. Taş, ellerinde canlanıyor, bir ruh parçası kesiliyordu. Duvar, kubbe, kemer, mihrap, çini, hepsi Yeşil'de dua eder, Muradiye'de düşünür ve Yıldırım'da harekete hazır, göklerin derinliğine susamış bir kartal hamlesiyle ovanın üstünde bekler. Hepsinde tek bir ruh terennüm eder.”
Beş Şehir
kitaba 10 verdi, inceleme ekledi.
2 beğeni · 0 yorum

Gülşah Sönmez

@gulsahsonmez

Yeşil...
Yeşil...
“Türkçede Ş ve L harfleri daima en güzel terkipler yapar. Yeşil dediğimiz zaman âdeta bir çimen tazeliğini, bir palet üzerinde ezilmiş bir renk gibi, günün ve saatin bir tarafında bir bahar müjdesiyle toplanmış buluruz. Bu kelimenin ilk cetlerle beraber Orta Asya yaylalarının baharından geldiği o kadar belli ki...”

Yeşili bir de Tanpınar’dan dinleyelim...
Beş Şehir
kitaba 10 verdi, inceleme ekledi.
6 beğeni · 0 yorum

Gülşah Sönmez

@gulsahsonmez

Bursa’da zaman...
Bursa’da zaman...
“Bursa'ya birkaç defa gittim ve her defasında kendimi daha ilk adımda bir efsaneye çok benzeyen bu tarihin içinde buldum, zaman mefhumunu âdeta kaybettim ve daima, bu şehre ilk defa giren ve onu yeni baştan bir Türk şehri olarak kuran dedelerimizin yaşayışlarındaki halis tarafa hayran oldum. Onlar zaferin kendilerine ilk gülüşü saydıkları bu şehri o kadar sevmişler, o kadar candan kucaklamışlar ki, hâlâ taşı, toprağı bu yükseltici ve şekil verici ihtirasın nurdan izleriyle doludur. Bu şehirde muayyen bir çağa ait olmak keyfiyeti o kadar kuvvetlidir ki insan "Bursa'da ikinci bir zaman daha vardır." diye düşünebilir. Yaşadığımız, gülüp eğlendiğimiz, çalıştığımız, seviştiğimiz zamanın yanı başında, ondan daha çok başka,çok daha derin, takvimle, saatle alâkası olmayan; sanatın, ihtirasla, imanla yaşanmış hayatın ve tarihin bu şehrin havasında ebedî bir mevsim gibi ayarladığı velût ve yekpare bir zaman...”

Yazar, Bursa’da zamanı duymuş, hissetmiş ve kelimelerle ifade etmiş.
Beş Şehir
kitaba 10 verdi, inceleme ekledi.
19 beğeni · 5 yorum
zeyrek (@zeyrek)
Tanpınar'ın dilindeki akıcılık o kadar muhteşem ki yazı ilginizi çekmeyen bir konuda da olsa kendinizi yazıyı okuyup bitirmiş buluyorsunuz. :) Tanpınar'a hayran olmama karşın kitaptaki tüm illeri görmeden bu kitaba başlamayayım demiştim. Ama anlıyorum ki bunun bir önemi yok. Tanpınar her türlü okunur. :)
14.06.18 beğen 1 cevap

Gülşah Sönmez

@gulsahsonmez

Tanpınar’ın Konya’yı duyuşu
“şehir yavaş yavaş size, tıpkı bugün için verebileceği her şeyi verdikten sonra, sizden uzakta geçmiş çocukluğunu ve gençliğini de hediye etmek isteyen, kesik, başı boş hatırlamalarla onları anlatan, güzel ve sevmesini bilen bir kadın gibi mazisini açar. Ve siz dinlediğiniz bu hikâyelerin arasından sevdiğiniz, güzelliğine ve olgunluğuna hayran olduğunuz kadını nasıl şimdi küçük ve nazlı bir çocuk, biraz sonra ürkek bir genç kız veya ilk aşkların, heyecanların içinde henüz çok tecrübesiz bir kadın olarak görür ve hiç tanımadığınız o günlere ait bin türlü sevimliliğin, cazibenin, tuhaflığın, korku ve telâşın, azabın arasından onu başka bir mahlûk gibi sevmeye başlarsanız, Konya'yı da bu yeni tanıdığınız hüviyetiyle öyle yeni baştan, onunla beraber bu geçmiş zamanına eğilerek ve âdeta ona hasret çekerek ve artık bu maziyi ve onun kudretini iyice tanıdığınız için onun arasından bütün bütün sizin olacağına bir türlü inanmayarak sever ve tanırsınız.”

Nasıl bir duyuş, nasıl bir anlatım tarzı, hayran kaldım anlatıma...
Beş Şehir
kitaba 10 verdi, inceleme ekledi.
4 beğeni · 1 yorum
kişibaşınadüşenmilligelir (@kisibasinadusenmilligelir)
Tanpınar'ı çok severim lakin benim daha önce burada da paylaştığım konya hakkındaki düşüncelerim şunlardır: Konya; iğrenç beşeri yapısı, kadim tarihinin büyük bir maharetle gizlediği medeniyet yoksunu şehircilik anlayışı, birbirini pandikleme üzerine kurulu sosyal hayatı, çorak arazileri, olmayan doğal güzellikleri ile pek de güzide olmayan bir şehridir.
İnsanları nezaketten nasibini almamıştır. Zengini ukala ve görgüsüz fakiri bir an önce yırtma gayreti ile yanıp tutuşan alt kültüre intisap etmiş karakterlerdir.
Memeleri köylü domalması yaptığı zaman yerlere değen kadınlarından tiksinmiş erkekleri, beş vakit namazı kılmayı bildiği kadar pavyonlarda konsomatrislere sert bir şekilde mıncırmak sureti ile kompliman yapmayı da iyi bilir.
Kadınları dar bir dünya görüşüne sahiptir ve cehalet ile hemhal olmuşlardır. Dedikodu ve laf sokma tarih içerisinde ovadaki geniş avlulu evlerden dar apartman dairelerine son derece profesyonel biçimde aktarılmıştır.
Herkesin akşam ezanını müteakip kaçarcasına evlerine gittiği konyada insanların sosyallikten anladığı şey nargile kafeler veya avmlerdir. İdeal bir konyalı ile tam manasıyla arkadaş olamazsınız zira ağrı dağı kadar gerçektir ki konyada ilişkiler menfaat temellidir.
Konyalının malı son derece kıymetli olup, bekara ve dahi öğrenciye kiraya vermediği evi için -satışa çıkardığı- zaman duyunca gözlerinizin yuvalarından fırlayacağı bir fiyat isteyebilir.
Mutfağı son derece kısır ve özgünlükten yoksundur. Etliekmek, fırın kebabı, saç arası gibi her yerde bulabileceğiniz ve özgün bir tadı olmayan alelâde yemekler gösterişsiz mutfağını süsler.
Kışı soğuk ve çetin havası son derece kuru ve pistir. Zaten taş çatlasa 60 70 yıl yaşayacağım şu dünyada burada 20 yıl yaşamış birisi olarak bütün hücrelerimle nefret ettiğim bir şehirdir Konya.
13.06.18 beğen 6 cevap