ara

Semerkant

- Samarcande

Semerkant Konusu ve Özeti

Semerkant
Kitapta Ömer Hayyam'ın hayatı ve yazdığı rubailerin peşine düşen Benjamin ve Şirin'in hikayesi anlatılmaktadır.
Yazar:
Çevirmen: Ali Berktay
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
ISBN: 9789750810039
Sayfa: 318 sayfa
Basım Tarihi: 2000
Semerkant Kitabı Hakkında Genel Bilgiler
Semerkant, 1998 yılında Ali Berktay tarafından Fransızcadan Türkçeye çevrilerek Yapı Kredi Yayınları tarafından basılmıştır. Olaylar, kitabın kahramanı Benjamin'in dilinden anlatılmıştır. Kitabın temelini, Yirminci Yüzyıl'da İran'da başlayan modernleşme girişimi oluşturmaktadır.

Semerkant Kitabının Konusu
Kitapta iki hikaye anlatılmaktadır. Ömer Hayyam’ın hayatı ve Benjamin’in Rubailere ulaşma macerası. Hikaye Semerkant’ta başlayıp Titanik’in batması ile son buluyor. İlk bölümlerde Hayyam’ın rubaileri hakkında ve o dönemin sultanları hakkındaki bilgiler konu olmuştur. İkinci bölümlerde ise Benjamin ve Şirin’in aşkının yanı sıra Ömer Hayyam’a ait rubailere ulaşma istekleri ve bu istek sonucunda çıktıkları yolculuklar anlatılmıştır.

Semerkant Roman Özeti
Semerkant’ta bulunan Hayyam, bir gün kavga etmesi sebebi ile o dönemlerde suçlarla ilgilenen kişi olan kadının huzuruna çıkar. Kadı Hayyam’ı tanımış ve herhangi bir ceza vermemiştir. Ceza vermemesinin yanı sıra şiire ilgisi olan Nasır Han ile bir araya getirir. Han’ın beğendiği şair olan Cihan ise şiirleri ile Hayyam’ı etkilemiştir.Bu kadı Hayyam’a kendi yazılarını yazması için bir defter vermiştir. Hediye edilen deftere kimseye okutmadığı rubailerini yazmaktadır.

Selçuklu Devleti’nin sultanı olan Alparslan savaşta esir düşmüş ve öldürülmüştür. Semerkant bu savaşla gücünü kaybetmiştir. Sultan Alparslan’nın öldürülmesi ile savaş bitmiştir. Bu arada Ömer Hayyam Selçuklu Devleti’nin veziri Nizamülmülk ile tanışmış ve bir davet almıştır. Hayyam bu davete icabet etmek için Semerkant’tan yola çıkmıştır. Bu yolculuk esnasında Sabbah ile tanışmıştır. Vezir Nizamülmülk ile iletişime geçtikten sonra Nizam Ömer Hayyam’Dan casusların başı anlamına gelen Sahib-i Haber’lik yapmasını istemiştir. Hayyam bunu kabul etmemiştir. Bir bilim adamı olan Hayyam bu teklifi kabul etmediği için Nizam’ın bu teklifi Sabbah’a yapmasını önerir. Sabbah kabul ettiği bu teklifi kendi çıkarları ve kötü amaçlar için kullanndığı için Sultan Sultan olan Melikşah Sabbah’ı sürgün etmiştir. Hasan Sabbah amaçlarına ulaşmak için çöl sürgününden kendini kurtarmış ve ve Acem Halkını inançları doğrultusunda kandırmayı başararak kendine inanları başkalarını öldürmek üzere fedai olarak tutmuştur. Fedailerin amacı ölmek ve öldürmek olan Sabbah kurduğu bu düzen sayesinde Nizam ve Melikşah’tan intikam alıp onları öldürmeyi başarmıştır. Bu olanlardan sonra huzura eremediği ve ölümü huzursuzluk içinde geçmiştir.

Hayyam ise defterde yazdığı rubailere Rubaiyat adını vermiş ve kitap haline getirmiştir el yazmalarını. Rubaiyat kopyaları belli bir zaman sonra yeniden ortaya çıkmış ve yayılmaya başlamıştır. Benjamin ise bu sıralarda Lesage çiftinin çocukları olarak dünyaya gelmiştir. Bu çift Ömer Hayyam’a aşırı derecede hayrandır. Hatta oğulları Benjamin’e Ömer anlamına gelen Omar ismini ikinci isim olarak vermişlerdir. Benjamin belli bir olgunluğa eriştikten sonra Ömer Hayyam hakkında bilgiler edinmek ister ve bunun için Farsça öğrenir ve Rubaiyat’tan haberdar olup onların peşine düşer. Bulunduğu yerden İstanbul’a geldikten sonra İran’a geçer. İran’da şahın torunu olan Şirin’e aşık olan Benjamin Şirin ile birlikte bu macerasına devam eder ve sonunda Rubailere ulaşır. Rubailer eline geçtikten sonra Amerika’ya geçmeyi düşünür. Amerika’ya geçmek için İngiltere’ye yolculukları devam eder. İngiltere’den geçmek için gemi tercih etmişler ancak tercih ettikleri Gemi Titanic’tir. Yolculuk esnasında gemi batmış ve rubailer kaybolmuştur. Şirin ve Benjamin ise başka bir gemi ile yolculuklarına devam eder. Sonrasında ise ikisinden de haber alınamaz.
Semerkant kitabı Zihin Açıcı Kitaplar listesinde yer almaktadır.

Mustafa Çelen

@mustafacelen

Uyuşmuş kentten tembel gürültüler yükseliyor...
http://mustafacelen.net/semerkant-amin-maalouf/

Öncelikle yazara ilişkin bilgiler verecek olursak; Amin Maalouf, Lübnan kökenli Fransız bir yazar. Aslında Hristiyan bir Arap. Beyrut’ta doğmuş ve Lübnan’ın başkentinde gazeteci olarak çalışmış. 1975’te patlak veren iç savaş sonrası ailesiyle birlikte Paris’e göç etmiş. Bu olaylar 75-82 arası devam ediyor. Hatta bu olayları konu alan belgesel niteliğinde, 21 ödüllü Beşir’le Vals (Waltz with Bashir – 2008) animasyon filmi izlenebilir. İlginç bir anektod; dedesi, Türkiye’deki toprakları ve kafaları özgür kılan kişiye duyduğu hayranlık yüzünden, çocuğuna Mustafa Kemal‘in adını vermek, ona Arapların söylediği biçimiyle ‘Kamal’ demek istemiş. Bu yüzden, Maalouf’un halalarından birinin adının “Kemal” olduğu söyleniyor…

Genellikle yapılan eleştiri, kitaplarında tarihimizden olumsuz anlamda bahsetmesi. Ankara Fransız Kültür Merkezi’ndeki bir söyleşisinde “Osmanlıları barbar gibi göstermişsiniz!” diyen bir okuyucuya “Onlar kazanan taraf, bir de benim desteğime ihtiyaçları yok” cevabı vermiş. Ayrıca kitapta (biraz spoiler olacak ama), Cemaleddin Efgani‘nin İstanbul’da esir tutulduğundan ve ızdırap içinde yaşadığından söz ediliyor lakin Semerkant tarihini çok iyi bilen İlber Ortaylı: “Onu kim dediyse halt etmiş” diyor. Bu arada Maalouf, tarihçi İlber Ortaylı‘nın yakın dostu. Kitaptaki önemli karakterlerden biri olan Nizamülmülk‘ün ne denli güçlü bir kişilik olduğunu yazdığı Siyasetnâme kitabı ile anlamak mümkün. Kitapta geçen alıntıyı paylaşacak olursam: Dört yüzyıl sonra Macchiavelli’nin Prens’i Batı için ne anlama gelecek ise, Müslüman Doğu için aşağı yukarı aynı şeyi ifade edecek… Yine kitapta, iki eser arasındaki farklılık için şöyle diyor: Prens, siyasette hayal kırıklıklığına uğramış, her türlü iktidardan yoksun kalmış birinin eseri idi. Siyasetnâme ise bir imparatorluk banisinin (kurucusunun) yeri doldurulamaz tecrübesinin ürünüydü. Sonuç olarak; Macchiavelli‘nin Prens eserine göre farkedilir bir özelliği; büyük olmayı değil, büyük kalmayı anlatıyor olması diyebiliriz. Size okumak için bir neden daha…

Bu kitaba yönelik yapılan bir diğer eleştiri ise üç etkili karakterin aynı dönem içinde yaşamış gibi gösteriliyor olması -ki ben bu görüşe şu şekilde katılmıyorum: Tarihler baz alındığında Hasan Sabbah, Ömer Hayyam ve Nizamülmülk arasındaki hikayelerde anakronizm olma ihtimali var. Şöyle ki; anakronizm sözlük anlamı olarak: “herhangi bir olay ya da varlığın, içinde bulunduğu zaman dilimi (dönem) ile kronolojik açıdan uyumsuz olması” demek. Özellikle edebiyat ve sanatta, genellikle eserin geçtiği döneme ait olmayan varlıkları ve uygulamaları belirtmek için kullanılıyor. Örnek olarak, Muhteşem Yüzyıl dizisinde olaylar 1520 ilâ 1566 yılları arasında geçiyor ve Pargalı İbrahim Paşa birçok sahnede masa başında çalışırken gösteriliyor. Halbuki Osmanlı Sarayı’na masanın girmesi Abdülmecid’in (1823-1861) saltanatına rastlıyor…

Yanlış hatırlamıyorsam; Semerkant kitabı şu an 76. baskısında. (en azından ben yeni aldığım 76. baskısını okudum.) Yorumlarda sürekli karşılaştırma yapılan ve daha iyi olduğu (ya da detaylı anlattığı da düşünülebilir) söylenen Wladimir Bartol‘un Fedailerin Kalesi Alamut adlı kitabı ise 9. baskısında. Daha çok beğenilip, bu kadar düşük baskıda kalması Türk okuyucuların yaklaşımı adına fikir verebilir. Şahsen, en kısa sürede bu kitabı da okumak istiyorum. Ek olarak; Ömer Hayyam’ın Rubaiyat kitabı, İş Bankası Kültür Yayınları‘ndan Dörtlükler adıyla yayımlanmış. Benim dünyamdan bir bilgi ise; WordPress‘te Rubaiyat isminde bir eklenti var -ki neredeyse hiç güncellenmemiş- yükledikten sonra sayfayı her değiştirdiğinizde Ömer Hayyam’ın farklı dörtlükleri karşınıza çıkıyor…

Yine ilginç bir bilgi paylaşacak olursak; Rubaiyat’ın kağıdı Çin Kağızı -ki bu tanım kitapta geçiyor. Semerkant atölyelerinin ürettiği en iyi kağıt diye geçiyor kitapta. Araştırmalara göre, çok gizli olan kâğıt imalâtı 751 yılında Talas Savaşı‘nın iki Çinli tutuklusundan öğrenilmiş ve İslâm dünyasında ilk kâğıt değirmeni Semarkant’ta yapılmıştır. Abbasiler dönemindeki bu icat diğer İslâm ülkelerine, daha sonra da Avrupa’ya yayılmıştır. Pek tabi, Hasan Sabbah’ın ismini duyan (en azından ilgili) herkesin aklına, Haşşaşinler ve bu korkunç tarikata atıfta bulunan en ünlü oyun serisi Assassin’s Creed gelecektir. Kitaba göre Haşşaşinler tanımını “afyon içenler” şekline yorumlayan ve bu fikri Batı’da yaygınlaştıran kişi Marco Polo idi…

Benim kitap ile ilgili görüşlerime gelecek olursak; yine edebi kaygıdan uzak şekilde heyecanla ve merakla okuyup bitirdim kitabı. Daha önceki yorumlarını takip edenler, dikkat ettiğim noktalardan birinin, kitabın bir sonraki sayfasını sabırsızca çevirme isteği uyandırmasıdır. Gruptaki arkadaşlarımlarımın yorumları ise kitabın derinlik hissi vermediği yönündeydi. Türkçesi gayet güzel ve akıcıydı. Sadece 68. sayfada bir yazım hatası yakaladım, o kadar. Şüphesiz kitabın içinde, burada bahsettiğimden daha fazla karakter ve olay var. Kitabı okuduğunuzda göreceksiniz ki; kitabın başlangıcındaki ve sonundaki olayın bağlantısı sizi şaşırtacak ve benim gibi meraklı iseniz sizi bu ve diğer konular ile karakterleri araştırmaya itecek. İran’ın tarihindeki değişimi de doyurucu şekilde öğreniyorsunuz. Özetle, kitabı okumanız tavsiyedir. Buradaki alıntıları okurken anlıyorsunuz ki (en azından ben böyle çıkarım yapıyorum) günümüzde yaşadıklarımızı yansıtıyor. Söylemeyi unutuyordum; 23 Nisan’da dünyaca ünlü trompetçi İbrahim Maalouf İstanbul’da konser verecek ve kendisi Amin Maalouf’un yeğeni oluyor. Keyifle dinleyeceğim…
Semerkant
kitaba 8 verdi
6 beğen · 0 yorum

okunmuş kütüphane

@okunmuskutuphane

Pers ve Türk medeniyetleri uzun yıllardır tarih sahnesinde. İçlerinde birçok dili, dini ve kültürü barındırmışlar hep. Semerkant romanını yazarı Amin Maalouf işte bu medeniyetlerin beşiği Ortadoğu'dan, Lübnan'dan çıkmış bir yazar.
http://www.okunmuskutuphane.blogspot.com
Semerkant kitabı dört bölüm. Fakat ben kitabı iki bölüme ayırdım. Birisi bin yıl önceki İran ve o zamanki aşk hikayesi, ötekisi bin yıl sonraki İran ve o zamanki aşk hikayesi. Aşklardan bir tanesi Ömer Hayyam ile Cihan'ın diğeri Ömer ile Şirin'in aşkı. Tarihi bir roman olan bu kitap yoğun şekilde İran'ı işlemekte. Kitap Benjamin Ömer Lessage isimli kahramanımızın anlatımı ile başlıyor. Ömer, adaşı olan Ömer Hayyam'ın meşhur Rubailerini Titanic kazasında kaybediyor. Bu kısa bölümden sonra Ömer Hayyam'ın hayatını Rubailer eşliğinde okuyorsunuz. Bazı yorumlarda veya incelemelerde her ne kadar kitabın Rubailerin yazılış hikayesini anlattığı yazılmışsa da bu tespit yanlış kanımca. Kitap İran'ı birçok yönü ile özellikle siyaseti ve dış politikası ile ele alıyor. Bin yıl önceki İran'ı Ömer Hayyam özelinde bin yıl sonraki İran'ı ise Benjamin Ömer özelinde işlemiş. Aşk hikayeleri aralara serpiştirilmiş ve güzel de olmuş. Aşk mevzu ise anlatım çok yoğun. Aynı şey diğer konularda da geçerli.
Kitabın tek kahramanı Ömer Hayyam değil elbette. Tarihi bir roman ve tarihi kişilikleri işlemiş haliyle. Nizamülmülk ve Hasan Sabbah. Bu iki şahsiyet kendi başlarına birer tarih zaten. Nizamülmülkün başarılı siyaseti ile Hasan Sabbah'ın kendisine mürit bulma yöntemleri ve savaşma yöntemi hala konuşulur günümüzde. Birisi tarihin ipek yüzü diğeri ise köpek yüzü gibidir.
Şimdi gelelim eleştirel kısımlara. Kitabın anlatımına akıcılığına diyecek bir şey bulamıyorum. Dört bölümden oluşan kitabın ilk iki bölümünde hiçbir sayfa olmadı ki parmaklarım diğer sayfaya geçmekte acele etmesin. O kadar akıcı ve konular o kadar ilgi çekici. Fakat son iki bölüm için aynı şeyi söyleyemem. Son iki bölümde bin yıl sonraki İran tarihine geçiş yaptığınız için ister istemez bin yıl önceki dünya tarihinden çıkmanın verdiği etkiyle de okuma hızınız biraz yavaşlıyor. Ama bu okunamayacağı anlamına gelmiyor. İlk iki bölüme göre iki gömlek daha yavaşlıyor akıcılık.
Şimdi gelelim tarihi olayların gerçeklik kısmına. Ömer Hayyam'ın Rubailer'i... Dünyada orjinal halinden sonra üzerine birçok eklemeler yapılmış. Sadece internet araştırmasına dayandırarak söylüyorum Ömer Hayyam hayatta iken bile ona ait olmayan mısralar ona maledilmiş. Burada şöyle bir sıkıntı ortaya çıkıyor. Ömer Hayyam'a ait olduğu net olarak bilinmeyen ve dini yönden sakıncalı olan Rubailer. Bu Rubailer bence kitaptaki Ömer Hayyam'ın karakterinin oluşturulmasında temel alınmış ki bu Ömer Hayyam şarapçı, aşkı Cihan ile gayri meşru ilişkilerde bulunan biri gibi anlatılmış. Örneğin;
"Var mı dünyada günah işlemeyen, söyle;
Yaşanır mı hiç günah işlemeden, söyle;
Bana kötü deyip kötülük edeceksen,
Yüce Tanrı, ne farkın kalır benden, söyle."

Bu dizeler kanımca dini açıdan sıkıntılı. Fakat bu dizeler acaba gerçekten Ömer Hayyam'a mı ait? Madalyonun öteki yüzüne yani dini yönden pek sıkıntılı olmayan Rubailer'e(daha doğrusu yukarıdaki gibi dizeleri reddeden görüşe) bakıldığında iki farklı Ömer Hayyam ortaya çıkıyor. Hangisi gerçektir bunu ancak öbür tarafta öğrenebiliriz. Fakat her iki görüşün birleştiği tek bir ortak nokta var. O da Ömer Hayyam'ın bir bilim ve fikir adamı olduğu, Matematik, felsefe ve gökbilimi alanlarında ciddi çalışmış bir insanmış Ömer Hayyam.
Yazarın şahsi görüşünden midir yoksa tarihi yanlış kaynaklardan okumasından mıdır bilemem ama kitapta Selçuklu hükümdarlarına bir önyargı var gibi. Bu dediğimin ayrıntısına girmiyorum ama okursanız kitabı Selçuklu hükümdarları ile ilgili bazı şeyler direk dikkatinizi çekecektir. Bu arada yazara biraz kızgınım. Ömer ile Şirin aşkının sonunu eksik bırakmış. Göreniniz olursa bir zahmet iletin kızgınlığımı.
Kitap belki de tarihi yanlış ele almış olsa da yine de kesinlikle okumanızı istediğim bir kitap olmuştur. İyi okumalar.
http://www.okunmuskutuphane.blogspot.com
Semerkant
kitaba 9 verdi
0 beğen · 0 yorum

Betül Zeyrek

@betulzeyrek

Semerkant hakkında oldukça güsel yorumlar ve tavsiyeler almıştım. Fakat temin edip okumaya fırsat olmamıştı. Bana hediye geldi, bende ki yeri hediye edenden dolayı apayrı zaten. Kitaba gelince; Şairler ve Aşıklar, Haşşaşiyûn Cenneti, Bin Yılın Sonu, Denizde Bir Şair olmak üzere dört ana bölüm halinde kaleme alınmış. Ilk iki kısım biraz daha naif ve akıcı, üçüncü kısım ve dördüncü kısmın ilk başları birqz durağan ama son kısımlar yeniden akıcılığını kazanmış. Kitabın konusu Amerika vatandaşı Benjamin Omar Lesage'in efsane şair Ömer Hayyam'ın yazma eserine ulaşmak için verdiği mücadele etrafında şekilleniyor. (yine bir yabancı ve yine bizim değerlerimizin kıymetini bizlerden iyi biliyor demeden kendimi alamadım doğrusu.) Bu mücadele anlatılırken yazar okuyucuyu tarihin derinliklerine çekip; Ömer Hayyam, Hasan Sabbah ve Nizamülmülk gibi 'Şehirlerin Şahı' Semerkant taki efsane üçlü harika bir kurgu ile buluşturulmuş. Aralara serpiştirilen Ömer Hayyam'ın rubaileri kitaba çok güzel bir hissiyat yüklemiş. Hem bilgi verip hemde bu kadar sürükleyici ilerlemesi takdire şayan bir durum. Semerkant, Tebriz, Alamut, Merv, Nişabur... Ordan oraya dolanıp duruyorsunuz tasvirlerin güzelliği büyülüyor. Ömer Hayyam, İran ve ortaya çıkan birbirinden bağnaz tarikatlar, yaşanılan entrikalarla dolu haksızlıklar, iktidar mücadeleleri, cahilliğin nasıl bir musibet olduğu üzerinde durulmuş ki altı çizilmesi gereken noktalar diye düşünüyorum. Geriye dönüp baktığımda da İran ve hep bir entrika, geçmişten günümüze diyorum hiç birşey değişmemiş. Ömer Hayyam'a farklı bakış açısı kazandırıyor. Ben birqz daha Ömer Hayyam'lı cümleler yudumlamak isterdim doğrusu. Kesinlikle Semerkant'ı birde Amin Maaloftan okuyun derim, okunmalı ve okutulmalı... İlk bu kitabı ile tanıştım Maalof ile ve devamı gelecektir
Semerkant
kitaba 10 verdi
4 beğen · 0 yorum

Misafir

@misafir000

Müthişti! :)
Okuduğum ve beğenmediğim Anayurt Oteli'nden sonra böyle kaliteli bir eserle buluşmak beni mutlu etti açıkçası. Şairler ve Aşıklar, Haşşaşiyûn Cenneti, Bin Yılın Sonu, Denizde Bir Şair olmak üzere dört ana bölümden oluşuyor kitap. Ilk iki kısım diğer kısımlara nazaran daha hoş bir etki bıraktı bende. Kitabın konusu Amerika vatandaşı Benjamin Omar Lesage'in efsane şair Ömer Hayyam'ın yazma eserine ulaşmak için verdiği mücadele etrafında şekilleniyor. Bu mücadele anlatılırken yazar okuyucuyu tarihin derinliklerine çekip; Ömer Hayyam, Hasan Sabbah ve Nizamülmülk ile tanıştırıyor. Efsane bu üç isim arasındaki alaka daha akıcı ve etkileyici anlatılamazdı. Yaşadığı anın tadını almaya çalışan ve bunun yanı sıra ilmi meselelerle alakadar olmaktan zevk alan Ömer Hayyam; din, tarih, felsefe ve gök bilimine dair her şeyi okuyup zihine nakşetmiş Hasan Sabbah; devlet yönetiminde söz sahibi olan, devrinin en maharetli devlet adamı Nizamülmülk. Tarihte farklı etkiler yapmış bu üç ismi Amin Maalouf'tan dinlemek apayrı bir tad bıraktı zihnimde. Olaylar aktarılırken aralara serpiştirilen Hayyam dizeleri okuyucuyu hem düşündürüyor hem de ruhunu besliyor. Insan bu dönemleri okurken gerçekte var olduğu zamandan kopuyor. Olayların yanı sıra şehirler o kadar güzel tasvir edilmiş ki bir ara Semerkand'a, bir ara Merv'e, daha sonra Alamut'a, Nişabur'a, Tebriz'e doğru kanatlanıyorsunuz. Son iki bölümde yazar İran'ın bağımsızlık adına verdiği mücadeleye, yakın tarihe taşıyor okuyucuyu. Ailesinin Ömer Hayyam'a duyduğu alakadan dolayi onun ismini de alan ve bütün bu olaylara aktif veya pasif bir şekilde dahil olan kahramanımızı sürpriz bir son bekliyor. Hiç bitmesin deriz ya bazı kitaplar için, işte Semerkant benim için o kitaplardan biriydi. Okuyun, okutturun derim. :)
Semerkant
kitaba 10 verdi
6 beğen · 4 yorum
Karakalem (@karakalem)
o Kitap senin ecdadına hakaet etmiyormu
27.03.16 beğen cevap
(@)
Abdülhamid ile ilgili bahsettiği birkaç kısmı kastediyorsanız eğer bu onun görüşüdür. Benimsemek ya da katilmak zorunda değilim. Sırf bu yüzden kitabı kötülemek gibi bir mecburiyetim olduğunu da düşünmüyorum.
27.03.16 beğen cevap
Karakalem (@karakalem)
ve dahii bütün türklere genelleme yapılıyor.. bizim milletimizde böylelerini seviyor işte
27.03.16 beğen cevap
(@)
Size katılmıyorum. Şahsi düşünceniz, saygı duyuyorum sadece.
27.03.16 beğen 1 cevap

Mustafa Kerem

@mustafakerem

Ömer Hayyam, Hasan Sabbah ve Nizamulmülk'ün 1000 Yıllık Hikayesi...
Eseri tavsiye üzerine edindim ve büyük bir istekle okumaya başladım. Daha önce Vladimir Bartol'un Alamut adlı eserini okumuş olduğum için kitabın konusu ilk başta tanıdık geldi. Bu konu tanışıklığı kitaba daha fazla ilgi duymama sebeb oldu. Kitap Ömer Hayyam'ın Semerkant sokaklarındaki küçük gezintisi ile başlıyor ve Titanic gemisinin batması ile son buluyor. Kitabın başı ile sonu size alakasız gibi gelebilir ama yazar aradaki bağ için muhteşem bir olay örgüsü tasarlamış...
Kitabın ilk 2 bölümünde konu Ömer Hayyam, Hasan Sabbah ve Nizamulmülk üzerine kuruluyor. Son bölümde ise kitabın 100 yıl önceki macerası anlatılıyor.
* Bu kitabı okuduktan sonra Fatımilik İnancı, İsmailik İnancı ve Şii Mezhebi üzerine geniş bir bilgi edinmiş olacaksınız.
Yazarın anlatımı başarılı ve sürükleyici, Gereksiz tasvir ve ayrıntılar nerdeyse yok diyecek kadar az.
Kitabı okumanızı tavsiye ederim.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------
-Kralına karşı haklı olan bir vekil, kocasına karşı haklı olan bir kadın, subayına karşı haklı olan bir nefer, bunların hepsi iki kat cezaya çarptırılmaz mı? Zayıflar için haklı olmak bir suçtur. (Kitaptan Alıntı.)
-----------------------------------------------------------------------------------------------------

Tabi bu kitaptan önce Vladimir Bartol'un Alamut kitabını okursanız daha iyi bir giriş yapmış olursunuz.

Saygılarımla...
Semerkant
kitaba 8 verdi
3 beğen · 0 yorum

Semerkant - S41

"Ömer genel şaşkınlık havasından yararlanıp Cihan'ın gözlerini aradı; sırtını bir sütuna yaslamış, yüzünü avuçlarına gömmüştü. Yoksa o da Hayyam için mi titriyordu?"
Büşra tarafından eklenmiştir.

Hilal Özdemir

@cokfuzuli

Kralına karşı haklı olan bir vekil, kocasına karşı haklı olan bir kadın, subayına karşı haklı olan bir nefer, bunların hepsi iki kat cezaya çarptırılmaz mı? Zayıflar için haklı olmak bir suçtur.
Semerkant
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
27 beğen · 0 yorum

Atiye

@atiye

İstediğin kadar şatafata gömül, insanlık halinin sefaletinden kurtulamazsın.
Semerkant
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
25 beğen · 0 yorum

Sümeyra Yazıcı

@sumeyrayazici

''Hiçbir şeye şaşırma, hakikatin de insanların da iki yüzü vardır. ''
Semerkant
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
15 beğen · 0 yorum

AFD

@afd

Ne bilginler geldi, neler buldular! Mumlar gibi dünyaya ışık saldılar. Hangisi yarıp geçti bu karanlığı? Birer masal söyleyip uyuya kaldılar..
Semerkant
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
14 beğen · 0 yorum

zeynep gun

@zeynepgun34

Hayyam da, taptığı Suriyeli şairin vecizesini benimsemişti: " Beni dünyaya getirenin günahını çekiyorum, ben bu acıyı kimseye çektirmeyeceğim."
Semerkant
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
13 beğen · 0 yorum
25
KİTAP
Zihin Açıcı Kitaplar
Okurken bir yandan beynimizi çalıştırmamızı sağlayan en iyi zihin açıcı kitaplar listelenmektedir. Sen de zihnini açan kitapl...
315
KİTAP
En Sürükleyici Kitaplar
Yemek yemek, uyumak gibi doğal ihtiyaçlarını unutmana sebep olacak en sürükleyici kitaplar bu listede! Sen de en sürükleyici ...
246
KİTAP
Okunası ve Tavsiye Edilesi Kitaplar
Satırlarından kopamayacağınız, okumaktan kendinizi alamayacağınız, okuduktan sonra mutlaka bir arkadaşınıza tavsiye edeceğini...
212
KİTAP
Tüm Zamanların En Çok Satan Kitapları
Aşk, fantastik, polisiye, bilim kurgu ve diğer kitap türlerini kapsayan ve zirveyi kolay kolay kaptırmayan tüm zamanların en ...
1177
KİTAP
Mutlaka Okunması Gereken Kitaplar
Herkesin mutlaka okuması gereken, kitaplığında bulunması gereken kitaplar listelenmektedir. Sen de mutlaka okunması gerektiği...

Can

@canae

Okuyoruz.
Okuyoruz.
''Hiçbir şeye şaşırma, hakikatin de insanların da iki yüzü vardır. ''
Semerkant
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
56 beğeni · 37 yorum
Keyifli okumalar can can :D Afiyet olsun yarasın :D
14.08.17 beğen 4 cevap
Nutellabrain (@nutellabrain)
Güzel kitaptı, keyifli okumalar :) bi capri-sun ını içerim ayşecim :D
14.08.17 beğen 3 cevap
Feyzanur (@vareste)
Bunları içmek çok eğlenceli :) pipeti çok küçük. Afiyet olsun. Keyifli okumalar dilerim can can :)
14.08.17 beğen 4 cevap

İbrahim

@ibrahim80

Amin Maalouf
"Sizler bu dünya için değil ahiret için yaratıldınız. Denize atılmakla tehdit edilen bir balık korkar mı hiç? "
Semerkant
Semerkant
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
17 beğeni · 1 yorum
Lacrimae (@lumarvondracul)
Mükemmel bir kitap.
26.10.18 beğen cevap

solhegelci

@solhegelci

“İstediğin kadar şatafata gömül, insanlık halinin sefaletinden kurtulamazsın.”
Semerkant
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
10 beğeni · 0 yorum

Selma Kavurmacıoğlu

@selmakavurmacioglu

"Uykusuz geçen gecelerin düşünceleri inatçı olur."
Semerkant
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
9 beğeni · 0 yorum

BlackWhite

@isilll

"Her düşündüğünü ifade edebileceğin gün, senin torunlarının torunları bile ihtiyarlamış olacak.Şimdi sır ve korku devrindeyiz, iki yüzün olmalı; birini kalabalığa göstermeli ,ötekini kendine ve yaratıcıya saklamalısın."

Kitabı elimden bırakınca suç işlemiş gibi hissediyorum öylesine içine çekiyor:) okunmalı😉
Semerkant
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
19 beğeni · 4 yorum
cemil aslan (@cemilaslan)
Ne yazıktır ki,Bu zamanda zaten ınsanın ıkı yuzu var. Bırını ınsanları etkılemeye calısırken gosterdiği,dıgerıde kazandıktan sonra ki gercek olan yüzü. Ve sonuç, yaratıcıya karsı yüzsüz olarak gidiyor.
08.08.18 beğen 3 cevap
ayse gülce (@aysegulce)
Alıntı da manidar.👍
08.08.18 beğen 1 cevap