up
ara
profil foto

Aylak Adam

Aylak Adam Konusu ve Özeti

Aylak Adam
Aylak Adam, herhangi bir işte çalışma ihtiyacı duymayan, ailesinden kalan mirasla geçinen, sorumluluk sahibi olamayan, hayatını aylaklık ederek geçiren C. adlı genç bir adamın hikayesini anlatmaktadır.
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
ISBN: 9789750802447
Sayfa: 159 sayfa Basım Tarihi: 2007

Aylak Adam Hakkında Genel Bilgiler

Aylak Adam, Yusuf Atılgan'ın 1959’da yayımlanan ilk romanıdır. O dönemlerde geçimini çiftçilikle sağlayan Yusuf Atılgan, bu romanı ile Yunus Nadi Roman Armağanı ödüllerine başvurur ve ikincilik ödülü kazanır.

Yusuf Atılgan, köyde yaşadığı halde köyü anlatan bir roman yazmak yerine kentlerde yaşayan insanları anlatan bir roman yazmayı tercih etmiştir. Bunun nedenini ise şöyle açıklamaktadır:
“Evet ben bir köylüyüm ama köy romanı yazmak için köylü olmak yetmez. Kent insanının aylaklığını anlatmak ki bunun batıdaki karşılığı bohemliktir, çok daha kolaydır. Ben İstanbul’da okudum. Bu yüzden biraz İstanbul hasretimi gidermek, biraz da yaşadığım gariplikleri yansıtmak isterken ortaya Aylak Adam çıktı.”

Aylak Adam Kitabının Konusu

Aylak Adam, geçimini ailesinden kalan mirasla sürdüren, belirli bir işte çalışmaya ihtiyaç duymayan, sorumluluk almaktan kaçınan, bir yandan da gerçek sevgiyi arayan C. adlı bir adamın hikayesini anlatır.

Kitap, her biri C.’nin bir mevsim boyunca yaşadıklarını anlatmak üzere toplam dört bölüme ayrılmıştır.

Aylak Adam Kitabının Özeti

Kitabımızın baş kahramanının adı Bay C. Babasından kalan evlerin kira gelirleriyle hayatını sürdüren oldukça aylak bir karakter C. Günlük hayatını arkadaşı Sadık'ın atölyesinde, kahvehanelerde ve sokaklarda dolaşarak geçirmektedir.

C. annesini çok küçük yaşta kaybeder ve teyzesi annesinin yerini alır. Annesiz büyümenin etkisiyle tüm kadınlarda annesini arar ve onun mükemmel olmasını ister. Bundan dolayı aşkta aradığını bulamamıştır.

C. bir gün Ayşe adında bir kızla tanışır ve ona karşı bir şeyler hissetmeye başlar. Fakat aşırı kıskanç olan C. Ayşe'yi birgün biriyle görür ve sorgusuz sualsiz hiç dinlemeden terk eder. Oysa Ayşe'nin yanında ki kişi iş arkadaşıdır. Daha sonra C. sokaklarda boş boş gezerken bir kız görür ve dikkatini çeker, hemen bu kızı takip etmeye başlar. Sonunda bu kızla tanışır ilgi duyar ama bazı şeyler eksiktir. Bundan dolayı kızı bir daha arayıp sormaz.

Daha sonra pansiyonda Ayşe'yi tekrar görür ve hisleri yeniden ortaya çıkar. Yeniden birlikte olurlar fakat Ayşe C'nin beklentilerini karşılayamaz. Zamanla ikisi de bunu anlar ve ayrılırlar. C. aylak hayatına yeniden döner. sokaklarda boş boş gezerken mavi yağmurluklu bir kadın görür ve aradığı kadının o olduğunu düşünür, peşinden koşar fakat yakalayamaz ve yıllardır aradığı kadın bindiği otobüsle kaybolup gitmiştir.
Misafir

Misafir

@misafir000

Bizim edebiyatımızda modernist romanın ilk örneği diyebileceğimiz eser Aylak Adam…
İnceleme şahsi çıkarım ve yorumlar, eski ders notları ve okunan makaleler harmanı ile oluşturulmaya çalışılmıştır. Bazı kısımlarda yazarın Anayurt Oteli adlı kitabı ile paralel gitmenin gerekliliğine inandığım için almak durumunda kaldım. Ayrıca bazı kısımlarda kiminin spoiler diyebileceği ( kitapta nasıl oluyorsa o kavram) örneklere rastlayabilirsiniz.

Bizim edebiyatımızda modernist romanın ilk örneği diyebileceğimiz eser Aylak Adam…
Yusuf Atılgan Aylak Adam romanında kullandığı anlatım teknikleri bakımından romana üst düzey bir kimlik kazandırır. Aylak Adam kış, ilkbahar, yaz ve güz olmak üzere 4 bölümden meydana gelir. Atılgan’ın eserlerinde yalnızlık, yabancılaşma, kötümserlik, intihar, kadın-erkek ilişkileri, aşk, dışlanmışlık, erotizm gibi konuları ve izlekleri işlediğini belirtmekte fayda olacaktır. Yazar edebiyatımızın ‘’ bunalım edebiyatı’’ denilen kısmının en önemli kalemlerinden birini oluşturur.
Hem Anayurt Oteli hem de Aylak Adam’da başkahraman toplumdan kopmuş yalnız kişilerdir. İkisi de sorunun çözümünü bir tek kadında iletişim kurabilmede görüyor ve ikisinin de çabası başarısızlıkla sonuçlanıyor. Aylak Adam’ın kahramanı Bay C, aydın bir kişidir gerçek sevgiyi bulabileceği tek bir kadını ararken İstanbul’da üniversite öğrencileri ve sanatçılar çevresinde dolaşır. Anayurt Oteli’nin Zebercet’i ise Manisa olduğunu tahmin ettiğimiz küçük bir kent kasabası ya da kentte yaşayan ilkokul mezunu bir otel kâtibidir ve cinsel ilişkide sıcak bir iletişim kurabileceği bir kadını beklemektedir. Kültür düzeylerı ayrı bu 2 adamda da aranan ya da beklenen kadın bir saplantı halindedir ve ikisi de ruhsal bakımından sağlıksız insanlardır. Ne var ki Aylak Adam C, kendine güveni olan zeki güçlü ve paralı bir adamdır. Zebercet ise, güçsüz korkak adeta bir zavallıdır. İkisi de ruhsal açıdan şu 3 aşamadan geçer: yalnızlık , kurtuluş umudu ve hayal kırıklığı… C, başta yalnızdır derken aradığı kızı bulduğunu sanır ve umutlanır sonra hayal kırıklığına uğrar. Ayşe ve Güner ile giriştiği ilişkilerde aynı evreleri gözlemleriz aslında Zebercet de aynı aşamalardan geçecektir ama sadece bir kez ve sonunda kendini asacaktır.
Biliyoruz ki yazar Aylak Adam’ı ölümle bitirmeyi planlamış fakat fazla melodramik olacağını düşünerek C’nin sonunda bir çeşit melankoliye hatta deliliğe varabileceği hususunu okura bırakmakla yetinmiştir.. Demek ki her iki kahramanın da ruhsal bozukluğu delilik ya da intiharla noktalanacak şekilde gelişmektedir.
Bay C, bir komisyoncu olan babasından kalan mirastan dolayı varlıklı olmasına rağmen manevi yönden bir boşluk içerisindedir. Bir bakıma bohem olan kahramanın İstanbul’ un Nişantaşı, Harbiye, Beyoğlu ve Maçka gibi entelektüel ve zenginlerin yaşadığı mekanlarda boy gösterdiğini görürüz. C, çocukluğuna ait anıların çağrısını hayatın hemen her safhasında hisseder. Bunun en güzel örneklerinden birisi sinemanın derin localarından birinde yaşadıklarıdır. Burası onu geçmişine, bilinçaltına çağıran mekân olarak simgesel bir değer taşır. İnsanların el ele tutuşmak, sarılmak ve öpüşmek için geldikleri bu mekâna C’yi asıl çeken şey ne iş yaptığını herkesin bildiği ‘’ Şaşı kadını’’ Zehra Teyze’sine benzetiyor olmasıdır. Şaşı kadın C’yi sinemanın derin, küçük gömük ve karanlık localarına çağırırken onu teyzesiyle yaşadığı cennetten kopma zamanlarına ve kadın düşkünü baba arkeotipine taşır. Böylece derin localar C’nin bilinçaltının simgesi olur.
C, babasından nefret ettiği için ailesinin kendine verdiği ismi kullanmaz. O, babasının kendisinin hayatından çaldığı paralarla servet yaptığını düşünmekte ve AYLAKlık yaparak bir bakıma öc almaktadır. Kendisine en uygun işin aylaklık olduğuna karar verir.
Yazar, Aylak Adam’da C’nin toplumdan kopukluğunu insanlarla iletişim kuramama temasını klasik roman kurallarına ve okurun alışmış olduğu durumlara sadık kalarak dile getirir. Anayurt Oteli’ne baktığımızda ise, iletişimsizlik ve yaşamın anlamsızlığı romanın biçimine de yansır. Bu da bilindiği gibi saçma (absürd) tiyatro ve romanın bir özelliğidir.
Bay C, adeta kendisi için yaratılmış olduğuna inandığı kadını aramaya kendisini adamıştır. Zihninde oluşturduğu kadın tipi Zehra teyzesine benzemektedir. Bu kadın onu her zaman bir anne şefkati ile okşayıp sevmiştir. Teyzesinin bu okşama ve dokunuşlarıyla ortaya çıkan ötekinin sıcaklığını duyumsama bilinci C’yi hayatı boyunca takip edecek ve onun anne-sevgili kadın tipini aramasına yol açacaktır.
………………………………………………
Yazar, yapıtının konu izlek ve amacına uygun olan anlatım tekniklerini kullanarak okuyucuya ulaşmak ister. Anlatı türleri yapı ve içerik bakımından karmaşık değildir. Ancak modern ve postmodern anlatı türlerinde yeni anlatım tekniklerinin kullanılması anlatımda çeşitliliğin artmasını sağlamıştır. Malumunuz 20.yy romanını klasik romandan ayıran en önemli özelliklerden biri anlatım olanaklarının çeşitlenmiş olmasıdır. Bunda öznel zaman anlayışının ve bilinçaltının keşfedilmesinin rolü büyüktür.
Anlatı türünde kullanılan başlıca anlatım teknikleri ise, anlatma-gösterme , açıklama-yorumlama , özetleme , tasvir , portre , bilinçakışı , iç monolog , iç çözümleme , diyalog , montaj , geriye dönüş , mektup , günlük ve otobiyografi olarak sıralanabilir.
Atılgan, Aylak Adam’da bilinç akışı tekniği ile iç monolog tekniğini bir arada kullanır. Yazarın bu tekniklere sıkça başvurması okuyucunun başkarakter C’nin psikolojik yapısının daha iyi tanınmasını sağlama amacını güder. Atılgan bu ilk romanında kahramanın bilincini sergilemek için çözümleme, iç konuşma gibi yöntemlerden bolca yararlanır. C’nin iç konuşmaları onun duygu ve düşüncelerini, arzularını ve hayat felsefesini aktarmada büyük önem taşır. Yazarın C’nin psikolojisinin üzerinde durmasının nedeni başkalarına benzemeyen bir roman kişisini onun iç dünyasına inerek derinlemesine işlemek ve böylece bir karakter yaratmaktır.
Romanda leitmotif yani ana motif olarak karşımıza çıkan 4 öge vardır. Bunlar: bıyık, kulak tiki, kadın bacakları ve aylaklık…
Bıyık ataerkil toplumlarda hegemonik bir simgedir ve bu romanda bıyık kahramanın hayatında önemli bir yer tutar. C babasından bahsettiği kısımlarda genellikle onun bıyıklarına vurgu yapar. Evlerinde bir dönem hizmetçilik yapan kadının kendisini babasına benzetmesine oldukça sinirlenir. Romanın başından beri C’nin babasına yönelik olumsuz ifadeler ihtiva eden kimi karşılaştırmaları olan düşüncelerine rastlamaktayız. Baba figürü gerek bay C tarafından gerek roman anlatıcısı tarafından vurgulanmasının esas sebebi olay örgüsünün ileriki bölümlerinde ortaya konmaktadır.
C’nin tanımadığını söylediği annesi o daha 1 yaşındayken ölmüştür. Annesini kaybeden C bakıma muhtaçtır ve o ihtiyacını teyzesi ona sağlamaktadır. Bir gün C’nin babası eve gelir ve teyzesiyle tensel temas kurmaya çalışır teyzesi de karşı çıkmaktadır bu sırada C kapı aralığından onları seyretmektedir. Babasının teyzesinin bacaklarını okşadığını gören C hiddetlenir odasından fırlar ve babasının üzerine yürür. Babası ise bu hareketi üzerine onun kulağına yapışır ve uyguladığı şiddet ile yırtılmasına sebep olur. Roman boyunca C çeşitli durumlarda kadınların bacaklarına bakmakta ve kulağını kaşımaktadır. Görüldüğü gibi bacak ile kulak organları arasında birbirini etkileyen bir bağlantı mevcuttur. C’de oluşan bir kadın bacağına dokunma dürtüsü beraberinde kulağının kaşımasını getirmektedir. Kulak kaşıması bu bağlamda semptomatik bir hüviyete sahiptir. Klasik psikanalitik edebiyat eleştirisi yazarın bilinçli bir mahiyette üretmemiş olması muhtemel bir edebiyat eserini incelerken metnin dahilindeki belirtiler aynı zamanda C’nin de belirtileridir. Bu eksende C’nin belirtilerini Oedipus kompleksiyle olan ilişkisini incelememiz gerekiyor. Freud’un teorize ettiği bu komplekste hepimizin bildiği gibi erkek çocuğun belirli bir dönemde annesini kendisi için arzu edip babasını yok etme eğilimine sahip olduğunu anlatan kuramdır. Bu esnada çocuk hadım edilme korkusuna kapılır babasının kendisini hadım etme korkusundan ona karşı çıkamaz sonradan annesine ilgisini bastıran çocuk kendisini babasıyla özdeşleştirme temelinde bir savunma mekanizması geliştirir. Yani henüz 1 yaşında annesini kaybeden Bay C annesi yerine geçen teyzesi ideal bir seksüel objedir. C bu devrede teyzesi ile olan ilişkilerinden cinsel haz almaktadır. Kapı arasından teyzesinin bacaklarnı okşadığını gören C babasıyla çatışmaya girer babasının cinsel objesini elinden almasına ve sahiplenmesine dayanamayarak ona karşı çıkar bu karşı çıkmanın sonucunda ise babası tarafından kulağı yırtılıp cezalandırılır. Bundan böyle artık babasının otoritesini kabullenmek zorundadır. Ne var li C’nin Oedipal kompleksi tam anlamıyla tamamladığını söylemeyiz ancak yaşamının ilerleyen dönemlerinde babasından kaçmaya ve onun gibi olmamaya uğraşacaktır.
Aylak Adam’ın üçüncü bölümünde geriye dönüş tekniği ile C’nin çocukluğu hakkında bilgiler verir yazarın bu tekniği kullanmasının sebebi kahramanın babası tarafından maruz kaldığı baskıyı okuyucuya daha gerçekçi verebilme gayretinden olsa gerek.
Atılgan’ın bu eseri edebiyatımızda ayrıcalıklı bir yere sahiptir çünkü yazar roman başkişisi C ile Türk Edebiyatında pek karşılaşılmayan bir karakter oluşturur. Bu eserde kahramanın başından 1 yıl boyunca geçen olaylar anlatılır. Postmodern romanlarda sık sık görülen bu anlayış bu eserde de ön plandadır. C, gerçek aşkı arayan mutsuz sıkılgan ve aylak bir adamdır. Güler ve Ayşe ile iki aşk macerası yaşamasına rağmen istediği aşkı bulamaz ve roman boyunca karmaşık duygu ve düşünceler içerisindedir.
Yazar burada klasik roman kahramanlarının aksine aylaklığı kendine iş edinen aykırı, sarhoş olup dayak yiyen cinsel isteklerini gerçekleştiren takım elbise ile sokakta simit yiyebilen takıntıları olan toplumla uyuşmak gibi bir derdi olmayan psikolojik sorunları olan narsist mizaçlı, entelektüel bohem ve sıra dışı insan tipini farklı anlatım teknikleri ile sunar. Türk Edebiyatına C gibi bir anti-kahraman vermesi ve birçok anlatım tekniğinin başarılı bir şekilde bir arada kullanıldığı eser olması dolayısıyla önceden de belirttiğimiz gibi Aylak Adam modern edebiyatımızda önemli bir yere sahiptir diyebiliriz.
…………………………
Ek olarak;

1950’lerde Aylak Adam eseri ile bizde yavaş yavaş modern roman ortaya çıkmaya başlıyor. Bu durum da bireyselleşmenin ortaya çıkması ile oluşmaktadır. Bu konuda Anadolu’dan İstanbul’a göç, şehirleşme ve yalnızlaşan insan faktörü önemli etkilere sahiptir.
Bay C’nin bir adı bile yoktur isimlendirme aslında kaosu ortadan kaldırmak için yapılır ancak Atılgan’ın böyle bir derdi yoktur.
Saussure ‘’ önce kelimeler vardı sonra varlık oluştu’’ der. Varlığa bilinç kazandıran kelamdır. Romanda C’ye isim vermemesi de tıpkı Kafka’nın yaptığı gibi onun yokluğunu yok olduğunu adeta bize bildirmek ister. Bu anlamda aslında C adeta Kafka’nın K’sına bir selam eder.
Bay C, toplumsallaşmaktan korkmaktadır. O, kendini bilerek isteyerek toplumdan uzaklaştırır. Bu roman aslında bir nevi erken dönem Tutunamayanlar’dır. Atılgan da tıpkı Kafka gibi klasik bir roman yazıyormuşcasına yazdı romanını fakat kırılma noktasını muhtevada verdi ve muhtevayı bozdu. Atay ise, Tutunamayanlar’da J.Joyce gibi yapmıştır. Yani özetle birisi şekli diğeri de muhtevayı bozmuştur demek mümkündür.
ataç ikon Aylak Adam
kitaba 8 verdi
17 beğen · 9 yorum
(@)
Bahsettiğin bazı kısımları fark etmediğim için kitabı bir daha okuma isteği uyandı bende :) Freud Amca illa ki olacak, onu bekliyordum zati. Ama "kuyara ve adako"dan bahsetmemişsin. Gözlerim hep bunları aradı. Ondan da ben bahsedeyim madem.

Kuyara ve Adako, Atılgan'ın bahsettiği iki ayrı ruh hali. Kuyara -kumda yatma rahatlığı; Adako -ağaç dalı kompleksi.

Kuyara bir tür alışılmış rahatlıktır. Ne var ki, ne kadar çabalarsak çabalayalım toprağa dönüşeceğimizi biliriz. Adako ise, ontolojik boşluktan bahseder. Gövdeden ayrılma eğilimi ile uzadıkça uzar, bir kaçış yolu ararız.

Bu bakımdan kuyara dişidir, adako ise erkek. Adako tedirgin, kuyara kendinden emin...
12.04.15 beğen cevap
(@)
teşekkür ederim o da senin ilgi alanına giriyor şayet edebiyat, tarih, felsefe , psikoloji ,siyaset ve kuramlara tamamen hakim olmak çok zor malum bende de senin ders notlarını alma ve Say yayınlarına bir göz atma hissi uyandı Şeymacığım :) zaten böyle alt alta farklı açılardan bakılınca dallanıp şekillenip sonunda eserle ilgili tam bilgi ve hakimiyete sahip olunabiliyor .
12.04.15 beğen cevap
(@)
Aynen öyle! "Bilgiler çoğaldıkça (tamamlandıkça) ihtilaf azalır."
12.04.15 beğen cevap
(@)
kesinlikle öyle.
12.04.15 beğen cevap
Beyhude (@mamafih)
Okuduğum en iyi inceleme Aylak Adam ve Anayurt Oteli her iki kitap için . Çok profesyonel bir inceleme. Oldukça beğendim ... her iki kitabı severek okuyan bir insan olarak .
17.04.15 beğen cevap
(@)
teşekkür ederim Beyhude senin de dediğin gibi İnceleme İşte :)
18.04.15 beğen cevap
Beyhude (@mamafih)
http://www.turkishstudies.net/Makaleler/855767732_72_karabulutmustafa_t.pdf
Konuyla ilgili bu incelemeyi de çok beğeniyorum cahit sen ne dersin ? Bir göz at istersen ..
24.04.15 beğen cevap
(@)
evet anlatım tekniklerini derinlemesine incelemiş güzel de olmuş biraz rahatlarsam Atay'ın inceleme notlarını da eklemeye çalışacağım Şeyma zaten bizimle olur yanılmıyorsam Tuğba Koç da Tehlikeli Oyunlar ile eşlik edecek istersen hep birlikte istişare edebiliriz şahsen ben memnun olurum Kuyara ve Adako yu atlamışım Şeyma farketmişti bu tarz yaklaşımlarla daha sağlıklı olacağına inancım tam.
24.04.15 beğen cevap
Gokhan (@gokhan832)
Teşekkür ederim
20.12.17 beğen cevap
Deniz Topaloğlu

Deniz Topaloğlu

@deniztopaloglu

Bazı insanlar vardır; başkadırlar. Başka bir biçimde düşünürler, sizin ve sizin gibilerin, şeytanın bile aklına gelmeyecek bir yerden yakalarlar ayrıntıları. Yürüyüşleri,yemek yiyişleri,giyinişleri,konuşmaları,sessizlikleri bile farklıdır. Öteki insanlardır onlar. Adına gelenek, görenek,adet,alışkanlık dediğimiz tekdüzeliklerin,insanı makine ritminde yaşamaya iten pespayeliklerin hiçbirinin yanına uğramazlar. Bin bir toplumsal dayatma ve kaygı ile sabah yatağından kalkan, otobüse koştur koştur yetişen,işe giden,öğlen yemeğine çıkan,mesai bitiminde bir an önce evlilik denilen karanlık çukurun içine kendini atıp, alışkanlıkla “merhaba aşkım,hoş bulduk ” deyip,karısının dudağından öpen, “sevişelim mi? hadi sevişelim.” deyip, ağır bir makinenin piston kolu gibi ruhsuz,hissiz bir ileri bir geri sürtünen, “cenabet uyunulmaz.günahtır” deyip banyoya gusüle koşan milyonların arasında göze batmış bir çöp gibi sırıtır varlıkları. Onlar; yeri gelir “işe yaramazdırlar”, yeri gelir “mecnundurlar”, yeri gelir “delidirler”, “divanedirler”, “aylakdırlar”, yeri gelir “biçaredirler”, “miskindirler”, “yeri gelir “ermişlerdir”,”evliyalar”dır.

Tezer Özlü ne güzel anlatmış satırlarında “bu uyumsuzları”;
“…Ama hayır, hiç değilse susarak hepsini yüzünüze haykırmak istiyorum. Sizin düzeninizle, akıl anlayışınızla, namus anlayışınızla, başarı anlayışınızla hiç bağdaşan yönüm yok. Aranızda dolaşmak için giyiniyorum. Hem de iyi giyiniyorum. İyi giyinene iyi yer verdiğiniz için. Aranızda dolaşmak için çalışıyorum. İstediğimi çalışmama izin vermediğiniz için. İçgüdülerimi hiç bir işte uygulamama izin vermediğiniz için. Hiç bir çaba harcamadan bunları yapabiliyorum, bir şey yapıldı sanıyorsunuz…”

Bu insanlar Oğuz Atay’ın Selim Işık’ı gibidir. Hayatı “mış” gibi yaparak yaşayacak cesareti vermemiştir onlara Tanrı. Oğuz Atay sitem eder Tanrı’ya Tutunmayanlarda ; “ Neden, günahlarının yükünü taşıyacak gücü ona da vermedin? Selim’de kendi çapında, birkaç kişiyi kandırabilirdi senin yolunda. Meyveleri gösterdin de ağaca çıkma becerikliliğini esirgedin”

Panait İstrati; Adrien’i anlatırken ne güzel söylemiş; “ Vaktinin yarısını kaldırımları arşınlamak yada sabah akşam kitap okumakla geçiriyordu ki, o basit insanlar için ikisi de birdi. Bu insancıklar iki şeyden birini istemekteydiler: ya gar şefinin oğlu gibi “davavekili olmak üzere”okumalı yada sürü içinde kalmalı,çalışıp didinmeli,evlenmeli,çoluk çocuk sahibi olmalı ve ölmeliydi. Başka yolu yoktu bunun.”

Yusuf Atılgan’ın Aylak Adamı C’nin “tutamak sorunu”, Oğuz Atay’ın Selim Işık’ının “Tutunamayan”larına dönüşür. “ Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaydaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kim zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine; sanatına. Çocuklarına tutunanlar vardır. Herkes kendi tutmağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. Gülünçlüğünü fark etmez. Kağızman köylerinden birinde bir çift öküzüne tutunan bir adam tanıdım. Öküzleri besiliydi , pırıl pırıldı. Herkesin, “- Veli ağanın öküzleri gibi öküz, yoktur, ” demesini isterdi. Daha gülünçleri de vardır. Ben, toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: Gerçek sevgiyi! Bir kadın. Birbirimize yeteceğimizi, benimle birlik düşünen, duyan, seven bir kadın!”

Aylak Adam’ı okurken bir yandan da gayri ihtiyari Panait İstarti’yi, Franz Kafka’yı, Oğuz Atay’ı, Tezer Özlü’yü düşünmeden edemedim. Bu yazarların hepsinin kitaplarında ki esas kahramanlarının haleti ruhiyeleri aynı membadan besleniyor.Hepsi, insanların genelinin aksine,dünyayı, doğmak,büyümek,yemek, üremek ve ölmek olarak görmek yerine, hayata anlam katmakla,çoğunluğun aksine var olanla değil olması gerekeni aramak çabası ile, genelden ayrı düşmüş, fikirleri ile toplum dışında bir yerde, gelenekselin ötesinde konum tutmaları nedeni ile toplumsala yabancılaşmış,bu sebeple acı çeken,nefes alamamış ,yalnız kalmış insanın hikayesi anlatılıyor.

Aylak Adam’da gördüğüm diğer bir ayrıntı da, Franz Kafka’nın romanlarında da görülen negatif “baba” figürünün varlığıdır. Her iki yazarda da baba figürü “güç ve otorite”yi temsil eden bir nefret objesidir. Gücün pervasızlığı karşısında bireyin yalnızlığı ve çaresizliği, çaresizliğin, zayıflığın bireyin kendisine karşı yarattığı tiksinti duygusu ile resmedilir. Hem Kafka’da hem de Yusuf Atılgan’da baba figürü aslında devleti temsil eder. Özellikle Yusuf Atılgan’ın illegal TKP ile ilişkili olduğu ve o dönemde yaşanılan yoğun devlet baskısı,yazarı TKP çevresinden ve çok sevdiği arkadaşlarından (Vedat Türkali) ayırmış, yazar bilinçli olarak kendini uzak tutmuş ve Vedat Türkali’ye “ yakalandığımda diğer arkadaşlar gibi dayanamayıp,arkadaşlarıma size karşı şerefsizce bir ihanet içinde bulunmak istemedim” diyerek, aslında çok sevdiği teyzesine karşı hayvani bir iştahla saldıran babasının şahsiyetinde devlet pervasızlığını resmetmiştir.

Diğer bir konu da Kafka ile Atılgan’ın roman kahramanlarının isimlerini ilk harfleri ile yazmaları. Örneğin, Aylak Adam’da ki C. ve B, Kafka’nın Şato’sunda ki K. İle biraz daha farklı düşünülebilecek olsa da aynı bakış açısının bir ürünü olduğunu düşündüğüm Dava’da ki Josef K. Tabi buna bir de Emrah Serbes’in Behzat Ç’si de eklenebilir. Bütün bu roman kahramanların ortak özelliği, bir çeşit yabancılaşma ve varoluşsal bir bunalım yaşamalarıdır. Bence isimler sadece tek harf ile belirtilip, okuyucunun, kahramanları biri ismin insana kazandırdığı etten kemikten sıyırıp, günlük hayatta karşılaştıkları bir takım benzer şahıslar üzerinden tanımaya ve tanımlamaya çalışmalarını engelleyip, sadece özgün bir ruh hali ile öne çıkarıp, bu ruh hali üzerinden fiziksel özelliklerini flulaştırıp fiziksel özelliklerinin dışında tanımlamaya ve vurgu yapmaya yönelme maksatlıdır.

http://parcatesirlikitap.blogspot.com.tr/
ataç ikon Aylak Adam
kitaba 10 verdi
6 beğen · 0 yorum
Meursault Samsa

Meursault Samsa

@meursaultsamsa

Üslup, tespitler, karakter, anlatılan hikaye, kurgu vs. vs. bir kitap için aklınıza gelebilecek tüm ögeler ülke standartlarının çok üzerinde. Albert Camus' nün Yabancı' sında hayran olduğum Meursault karakterine benzer düşüncelere sahip bir adam C. ve bir varoluş sorgusu/sorunu var kitapta; ne var ki Meursault' nun o düşüncelerinin nasıl şekillendiğini bilmiyoruz ve dahası Meursault' nun bir kavgası yok hayatla ya da kendisiyle, C. ise hem kendisiyle hem de hayatla kavgalı bir adam. Issız Adam diye bir film vardı, onunla bağlantılı demeyeceğim, başka bir şey anlatmak için andım bu, bence kötü, filmi. Filmi izleyen her iki erkekten biri ''aynı beni anlatıyor'' demişti. Şimdi o erkeklerin hemen hepsi evli. Bu kitabı da okuyanlar benzer şeyleri söylüyorlar, oysaki C. aynı sizi anlatıyor olsaydı bu kitap olmazdı. Daldan dala atlayıp gidiyorum ama söylemeden geçemiyorum bunları; Orhan Pamuk çok zeki bir yazardır. Okuyucunun bu zaafını alıp neredeyse tüm kitaplarının teması yapmıştır, yani ''başkası olma isteği'', bir karakterde kendini bulma, kendini başka türlü yaşama isteği... C. farklı, Meursault farklı, çünkü insanlar çok aynı; ve hepsinin kendini farklı ve özel sanması, belki de onların en benzeyen tarafları. C' nin hayranlık uyandıran yanları var, çok güçlü olduğu yanları var ama bir o kadar da acınası yanları var.
Çok güzel bir inceleme ekli zaten bu kitapla ilgili. Sanırım bir edebiyat öğrencisi/mezunu tarafından eklenmiş akademik bir inceleme o. Orada yazanları tekrar etmek istemediğimden farklı yerlerden yaklaşmaya çalışıyorum kitaba.
C.' nin iletişim konusundaki sıkıntıları, tedirginlikleri, takıntıları; dilin, iletişim konusunda yetersiz bir araç olduğu fikri üzerine yazılmış Kalecinin Penaltı Anındaki Endişesi kitabının karakteri Bloch' u anımsattı bana.
İlişkilere bakış açısı konusunda da yine Meursault' ya hiç benzemeyen bir adam C. Meursault, önemsiz buluyor, bir korkusu endişesi yok, kaygısı yok; C. ise tam tersi, aynılaşmaktan korkuyor, kaygı duyuyor. Meursault' nun toplumdan farklı olmak gibi bir çabası yok, C.' nin var. C. başta babası olmak üzere birilerine, bir şeylere benzememek üzerine bir hayat kuruyor ve tam bu noktada benim için bir şeylere benziyor aslında. Çünkü herkesin farklı olmaya çalıştığı bir dünyada farklı olmaya çalışmak, seni aynılaştırır. Bu bakımdan C., ilşkiler üzerine yaptığı tespitleri bir kenara koyarsam, benim açımdan öykünülecek, örnek alınacak bir karakter filan değil, çok sevilecek bir karakter de değil, ama Meursault, o gerçekten çok zeki, çok güçlü. Hayatımda kendimden başka olmak istediğim iki adam varsa biri Meursault' tur, diğeri de Holden, ne var ki ikisi de benden çok daha cesur olduklarından ve ben asla o kadar cesur olamayacağımdan hiç denemedim onlara benzemeyi. Diğer yandan bir şeylere benzememe çabası da yaşantını kendin için olmaktan çıkartıp başkaları içine dönüştüren bir durum bence. Bu paragraftaki tedirginlik ve sorgulama neredeyse Aylak Adam' ın, yani C.' nin düşünce dünyasının bir yansıması işte.
Kitapta bu anlatılıyor şu anlatılıyor demek anlamsız, arka kapaktaki tanırım yazısı zaten çok güzel özetliyor kitabı. En sevdiğim kısım ise Yusuf Atılgan' ın ilişkiler üzerine muazzam tespitleriydi. Kitap benim için türk Edebiyat Tarihi' nin en iyi 10 kitabından biri ve değişeceğini de sanmıyorum, bir başyapıt.
Alıntılar bölümüne eklediklerimden sanırım 1 2 tanesi daha önce eklenmiş. Gerçi pek çok alıntı da daha önce eklenmiş buna dikkat edip ekleneni tekrar eklemek istemezdim ancak kitapların altını çizmeyi sevmediğim ve kitaplarımda sadece kül, şarap, gözyaşı ya da kahve izi bırakmayı sevdiğimden altı çizili cümlelerimi bu sitede alıntılar bölümünde topluyorum.
ataç ikon Aylak Adam
kitaba 10 verdi
9 beğen · 0 yorum
Demet K.

Demet K.

@caramiooooooooo

İnsanları yalan söyledikleri zaman dinlemeyi severim. Olmak istedikleri, olamadıkları kişiyi anlatırlar.

Belki de insanlar kendi kendilerini düşünmek, hayaller kurmak için yeteri kadar yalnız kalamadıklarından anlayışsız oluyorlardı

Yoksa her şey ben olmadığım zaman, benim olmadığım yerlerde mi oluyordu?

Bence insanın adı onunla en az ilgili olan yanıdır. Doğar doğmaz, o bilmeden başkaları veriyor. Ama yapışıp kalıyor ona.(sustu bir sigara yaktı.)bakın, şimdi adımdan daha önemli bir şey biliyorsunuz: sigara içtiğimi.

Arkalarından çocuklar güldüler. Böyle içten yalnız çocuklar gülebilir. Bir de deliler.

Sokakta kendi kendine gülünemeyeceğini bilmeyen yoktu.ne adamlar be. Güldüysem güldüm, size ne?

Birlikte gülündü mü insan rahatlıyordu.

Gerçek olan içimdeki bu boşluk mu? değil! bir şey var, ama eksile eksile var.

Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaylardaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine sanatına. Çocuklarına tutunanlar vardır. Herkes kendi tutamağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. Gülünçlüğünü farketmez.

Olanla yetinerek, aramadan, düşünnmeden yaşanılsın diye yaratılmış bir dünyada yalnızdı.

Kadınların neden evlendiklerini anlıyorum: yalnız kalabilmek için.

İnsanlar haksızken daha fazla bağırır.

Biliyorum sizi, küçük sürtünmelerle yetinirsiniz, büyüklerinden korkarsınız. Akşamları elinizde paketlerle dönersiniz. Sizi bekleyenler vardır, rahatsınız. Hem ne kolay rahatlıyorsunuz. İçinizde boşluklar yok, neden ben de sizin gibi olamıyorum? Bir ben miyim böyle düşünen? Bir ben miyim yalnız?”


Neden bu kadar kötümsersin?
- Sen neden değilsin? Çevrene bakmıyor musun? En mutlu görünenlerine bile? bütün bunlar üç oda, bir mutfak, iki çocuk düşü ile başlıyor. sonra? Haydi bayanlar, baylar! Bu fırsatı kaçırmayın. Siz de girin, siz de görün. Üç perdelik dram! birinci kısım: dağlar dümdüz. ikinci kısım: ne çok tepe! üçüncü kısım: ova batak. bugünlük bu kadar baylar. iyi geceler. yarın gene bekleriz.


Hep bu masada buluşmasınlar istiyordu. Alışmaktan korkuyordu. Böyle giderse bu masa sevgilerinin kutsal yeri olacaktı. Bir yerleri olması kötüydü. Sonra insan kendinin değil, o yerin isteğine uygun yaşamaya başlardı.

Sustu. konuşmak gereksizdi. Bundan sonra kimseye ondan söz etmeyecekti. biliyordu; anlamazlardı...
ataç ikon Aylak Adam
kitaba 10 verdi
5 beğen · 0 yorum
ElestirmenAdam

ElestirmenAdam

@elestirmenadam

Aylak Adam - Yusuf Atılgan İnceleme
Merhaba, ben EleştirmenAdam. Bugün inceleyeceğim kitap: Yusuf Atılgan – Aylak Adam kitabı.
Sayfa sayısı:155
Yayın Evi: Yapı Kredi Yayınları
İçindekiler:
Kış – 7
İlkyaz – 45
Yaz – 89
Güz – 135

Kitabın Hakkında:
Yusuf Atılgan, kitabın asıl karakterine yani Aylak Adama sadece “C.” Diyor. Gerçek adını kitapta hiç öğrenemeyeceğiz. C. Karakteri bütün alışagelmiş, sıradan, tekdüze olan her şeye karşı. Aslında, insanların yaptığı bütün şeylere karşı. Kimseye alışmak istemiyor, kimsede ona alışmasın istiyor. Mesela lokantaya gidince ona gülümseyen bir garson gelirse, onun yapmacıklığına dayanamıyor çıkıyor. Her zaman gitti lokanta, eğer C.’ye o istemeden, her zaman içtiği portakal suyunu getirirse kalkar gider. Hayatı boyunca hep doğruyu aramaya çalışıyor, bulamayacağını bildiği halde uğraşıyor. Kitabın arka kapağında yazdığı gibi “Zor bir karakter, zor bir yaşam, yalın bir roman”.

Kitap Hakkında Düşündüklerim:
Yusuf Atılgan'ın diğer iki romanını da okudum, bazı sitelerde kötüleyen olmuş. Yusuf Atılgan'ın romanları gerçekten akıl gerektiren kitaplar, anlamak için sadece okumak yeterli değil ayriyeten yorumlama özelliği de olmalı insanda. Bu kitap için “Enseste” içerikli diye okumuştum bir yerde, inanmadığım için okudum kitabı ve iyi ki de inanmamıştım dedim. Kitabın içinde hiçbir türlü “Enseste” bir düşünce yoktur. C. Roman boyunca hep “Zehra” teyzesini anımsıyor, hatta babasının Zehra teyzesine yaptıklarını gördükten sonra, her kadında Zehra Teyzesi geliyor aklına ve bir anda uzaklaşıyor. C. Zehra teyzesini kötü anlamda aramıyor, onun şefkatini, merhametini ve kucağında onun saçını okşarken ki huzuru arıyor. Yusuf Atılgan, Aylak Adamı yazarak aslında bizleri anlatmak istemiş ve alışagelmiş pis olayları gün yüzüne çıkartmış. Ben kitabı beğendim, kitap okumayı seven insanların okuması gereken bir kitap olarak görüyorum.
ataç ikon Aylak Adam
kitaba 9 verdi
7 beğen · 2 yorum
Zehra güneş (@borderline)
Kesinlikle katiliyorum
23.01.18 beğen 1 cevap
turlim (@turlim369)
C' nin hiçbir kadınla sağlıklı bir ilişki kuramamasının yada onlardan kaçmasının nedeni o kadınları hep teyzesi ile kıyaslayıp aradığını bulamaması diye bir psikolog yorum yazmıştı sanırım ensesti ona dayandırıyorlar bence kitabın güzel tarafıda içinde buna ayit kesin bir ipucu yok onlarda haklı olabilir sende yazar sanki bunu kasıtlı okuyucuya bırakmış lakin bende sen gibi düşünüyorum.
24.01.18 beğen 3 cevap

Aylak Adam - S41

"O gece karsız-yağmursuz bir yürüyüşten sonra eve dönüp odasındaki ışığı yakınca yine resmine baktı.(Ayıktı. Yılbaşı gecesinden beri içmiyordu. Bol dumanlı meyhaneden hindi dolması yüzünden kaçmıştı. Sıkıştıkça içkinin kurtarıcılığına dek düştüğü için hep kendinden utanırdı.) Ertesi gün sıkıcı bir sabaha başlayacaktı. Kim bilir, iç sıkıntısı olmasa, belki insanlar işe gitmeyi unuturlardı. "iş avutur" derdi babası. O böyle avuntu istemiyordu. Bir örnek yazılar yazmak, bir örnek dersler vermek, bir örnek çekiç sallamaktı onların iş dedikleri. Kornasını ötekilerden başka öttüren şoför, çekicini başka ahenkle sallayan bir demirci bile ikinci gün kendi kendini tekrarlıyordu. Yaşamanın amacı alışkanlıktı, rahatlıktı. Çoğunluk çabadan yenilikten korkuyordu. Ne kolaydı onlara uymak! Gündüzleri bir okulda ders verir, geceleri sessiz, güzel kadınlarla yatardı istese. Çabasız. Ama biliyordu: Yetinmeyecekti. Başka şeyler gerekti. Güçlüğü umutsuzca zorlamak bile güzeldi. Duvardaki şu resmin nasıl yapıldığını görmüştü: Islık çalar gibi uzanan dudaklar, kırışan genç alın; uzun, umutsuz, koyu mavi bakışlar. Böylesi gerekti ona. Ama resim yapamazdı. Olsun! Yazacaktı. O gece yatar yatmaz uyudu.
Sevinç Halli tarafından eklenmiştir.
Ece

Ece

@nero

'İnsanları yalan söyledikleri zaman dinlemeyi severim. Olmak istedikleri, olamadıkları kişiyi anlatırlar.'
ataç ikon Aylak Adam
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
40 beğen · 0 yorum
Misafir

Misafir

@misafir000

Sustu. Konuşmak gereksizdi. Bundan sonra kimseye ondan söz etmeyecekti. Biliyordu; anlamazlardı.
ataç ikon Aylak Adam
kitaba 8 verdi, inceleme ekledi.
38 beğen · 0 yorum
Madam Despina

Madam Despina

@madamdespina

Hep böyleydi. Bir şey en gerektiği anda olmazdı.
ataç ikon Aylak Adam
kitaba 8 verdi, inceleme eklemedi.
22 beğen · 0 yorum
Kübra

Kübra

@kubrausta

Galiba babam, sevgisizlik borcunu bana parayla ödüyordu.
ataç ikon Aylak Adam
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
18 beğen · 0 yorum
Çevresine bakındı, yoktu. Oturma odasını da aradı, orada da yoktu. Bunca lüzumsuz eşya vardı da neden en gereken bir sigara küllüğü yoktu. Kadınlar da böyleydi. Dünyada gereğinden çok kadın vardı ama yalnız bir teki yoktu.
ataç ikon Aylak Adam
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
18 beğen · 0 yorum
432
KİTAP
Hiç Unutamayacağım Dediğimiz Kitaplar
Bittiğine üzüldüğümüz, hayatımızda derin izler bırakan unutamayacağımız kitapları paylaşıyoruz....
246
KİTAP
Okunası ve Tavsiye Edilesi Kitaplar
Satırlarından kopamayacağınız, okumaktan kendinizi alamayacağınız, okuduktan sonra mutlaka bir arkadaşınıza tavsiye edeceğini...
48
KİTAP
Beyaz Perdeye Aktarılan Kitaplar
Konuları senaryolaştırılarak beyaz perdeye aktarılan kitaplar listelenmektedir. İzlemeden önce okumanızı tavsiye ederiz....
72
KİTAP
Ma vié - Benim Tarzım Kitaplar
Her yanı ile sizi tasvir eden, veya sizi anlatan bir kitap varsa yeri bu listededir. ...
756
KİTAP
Okuduğum En Güzel Kitap
Okuduğumuz en güzel kitapları bu listede topluyoruz! Sen de en beğendiğin ve herkese tavsiye etmek istediğin kitapları listey...
ruken al

ruken al

@rukenal

 paylaşım fotoğrafı
Acelem yok benim, biliyorsun. Bir gün sana dünyada dayanılacak tek şeyin sevgi olduğunu öğreteceğim.(yolculuk esnasında kitap okuyanlar?) ☺️
ataç ikon Aylak Adam
kitaba puan vermedi, inceleme ekledi.
64 beğeni · 15 yorum beğen ikon
önder taş (@ondertas)
Resim çok güzel ya
05.11.18 beğen cevap
Batuuu (@batuuu)
Ben en son erzuruma giderken 13 saatlik yolun 9 10 saatini kitap okuyarka gitmistm. varmamiza 20dk kala sesli gözlerim yoruldu demiştim. yan koltukta oturan adam bana bakip sana bakmaktan benim gözlerim yoruldu demişti😂
05.11.18 beğen 2 cevap
ruken al (@rukenal)
Mide bulanması dışında her şey iyi gidiyor :)
05.11.18 beğen cevap
ruken al

ruken al

@rukenal

 paylaşım fotoğrafı
İnsanları yalan söyledikleri zaman dinlemeyi severim. Olmak istedikleri ama olamadıkları ''kişi''yi anlatırlar .
ataç ikon Aylak Adam
kitaba puan vermedi, inceleme ekledi.
19 beğeni · 0 yorum beğen ikon
Nurda

Nurda

@ztrknrd

 paylaşım fotoğrafı
**
Aylak Adam- Yusuf Atılgan (sf. 148)
ataç ikon Aylak Adam
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
0 beğeni · 0 yorum beğen ikon
Nurda

Nurda

@ztrknrd

 paylaşım fotoğrafı
****
Aylak Adam- Yusuf Atılgan (sf. 72)
ataç ikon Aylak Adam
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
1 beğeni · 0 yorum beğen ikon