ara

Kör Baykuş

Kör Baykuş Konusu ve Özeti

Kör Baykuş
Çevirmen:
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
ISBN: 9789750803027
Sayfa: 95 sayfa
Basım Tarihi: 2014
Modern İran edebiyatının kurucularından Sadık Hidayet'in 1936'da Bombay'da yayımladığı başyapıtı, kendi deyişiyle "özenle hesaplanmış, net, bilinçli etkilerle dolu" ve "her sayfası bir partisyon gibi düzenlenmiş" Kör Baykuş (Buf-i Kur), öteki yapıtları gibi, pek çok dile çevrildi, pek çok ülkede pek çok yazarı etkiledi.

Kör Baykuş, 1977'de Behçet Necatigil'in unutulmaz çevirisiyle Varlık Yayınları'ndan çıkmıştı. Philippe Soupault ve Andre Breton gibi önemli edebiyatçıların övgüsünü kazanan bu kült romanı, yine Necatigil'in çevirisinden, Necatigil'in "önsöz"ü ile sunuyoruz.
Kör Baykuş kitabı Başucu Kitaplarım listesinde yer almaktadır.

Semih Oktay

@semih-oktay

KÖR BAYKUŞ - Sâdık Hidâyet / ( Sâdık Hidâyet'ten bir başyapıt:KÖR BAYKUŞ )
KÖR BAYKUŞ

Roman(Kısa roman:Novella); Sâdık Hidâyet;Y.K.Y.;Çeviri: ♥ Behçet Necatigil ♥ ; 95 Sayfa (10) (21.10.2006)

Kör Baykuş novellasına on puan üzerinden 10,,,üzerine 5 yıldız da benden caba olsun!..

--- ---

'Modern İran Edebiyatı'nın kurucularından Sâdık Hidâyet'in 1936'da Bombay'da yayımladığı başyapıtı,kendi deyişiyle 'özenle hesaplanmış, net, bilinçli etkilerle dolu' ve 'her sayfası bir partisyon gibi düzenlenmiş' Kör Baykuş (Buf-i Kur) , öteki yapıtları gibi, pek çok dile çevrildi, sadece Fransa'da (Andre Rousseaux: 'Bu roman bence ülkemizin edebiyat tarihinde özel bir etki bırakmıştır') değil pek çok ülkede pek çok yazarı etkiledi.

(Arka Kapak'tan)

--- ---


Yukardaki satırlar, KÖR BAYKUŞ başlıklı kitabın arka kapağından,sizlerin de durumu bilmeye hakkınız olduğunu savunarak bizzat tarafımdan buraya alınmıştır.İtiraf ediyorum:Şu satırları birkaç kez okumak zorunda hissettim kendimi:''Modern İran Edebiyatı'nın kurucularından Sâdık Hidâyet'in 1936'da Bombay'da yayımladığı başyapıtı, kendi deyişiyle 'özenle hesaplanmış, net, bilinçli etkilerle dolu' ve 'her sayfası bir partisyon gibi düzenlenmiş' Kör Baykuş (Buf-i Kur) ''

Ağıt yakanı dinliyormuşum gibi hissetmiştim KÖR BAYKUŞ romanını okuyorken.Sâdık Hidâyet bütün bunları bilerek,plan kurarak,isteyerek yapmış! Bir süre inanamadım.Zannettim ki,kendisi için yaşantısını kaleme almış.Tabiidir ki her insanın dertleri olur ve bazı dertlerini kimselere açamaz, fakat bu kadarı da olmaz ki! Kanun nağmelerinin şırıltısı gibi gönlüme aktı;kırk altıncı sayfaya geldiğimde bunun şimdiye dek okumadığım nitelikte bir eser olduğunu yanımdaki birine anlattım.Bu fevkalade kitabın henüz ortalarındayken benden on puan aldığını itiraf etmiştim zaten.Sâdık Hidâyet Ustamızın,o büyük Ustanın;Üstadın önünde saygıyla eğiliyorum ve ellerini hararetle sıkıyorum.Benim bu sözlerimi, hayatta olabilseydi de kendisi cevaplasaydı! Mümkün mü? Ölüm beni kucağına yatırdığında Sâdık Hidâyet'e bunu kendim sorabilecek miyim?

Kitabı okumaya başladım,,,garip hazlar beni ossaat belli bir karanlığa doğru sürüklemeye başladı.Tam anlamıyla bir düşüş yaşadım toprağa doğru; bilinçsiz,aptallık dolu bir karşıkoymazlıkla sanki toprağın altına çekiliverdim.Ama ben mi toprağın altına ittim kendimi yoksa bazı güçler mi beni yerkürenin altına çektiler, anlayamadım.Yetmişikinci sayfaya geldiğimde satırlar beni o hayal âlemine tekrar tekrar daldırıp çıkardılar. Müthiş bir ruh hâli kuşatmıştı beni.Bu edebî derslerle âdeta eridim,bütünleştim.Böyle bir kitabı okumayı hiç hayal etmemiştim,hiç düşünmemiştim daha önce.Hâlbuki bana ne kadar da yakınmış.Bir yakınımın tavsiyesi ile ve büyük bir istekle sipariş vermiştim kitabı.Alabilmek bile sorunla doluydu.Ramazan Bayramından önce elime geçer de bayramda okurum,diye düşünüyordum.Ne oldu tahmin edin! Evet kitap bugün geldi! Şimdi baktım kitaba tekrar. KÖR BAYKUŞ reklamlı ayracım elli altıncı sayfada duruyor.Allah,Allah…ben az önce yetmiş ikinci sayfaya geldiğimi hatırlıyorum.O halde size yalan mı söyledim? Tekrar bakayım şu sayfalara!.. Elli altıncı sayfadan sonrasını eminim hiç okumadığıma. Doğru işte elli altıncı sayfadayım.Kitap beni bu kadar etkilemiş olabilir mi? Ama ben yetmiş ikinci sayfaya geldiğimi ve sayfanın numarasına baktıktan sonra bilgisayarımın tuşlarına dokunduğumu hatırlıyorum.Yetmiş ikinci sayfa yazmıştım.Yoksa gerçekten yanlış mı yazdım? Bilerek mi yazdım? Yok canım,daha neler!..

21 Ekim 2006 Cumartesi günü çalışıyordum,yani bugün…Aklımdaydı kitap;içimdeyse büyük bir hüzün dolaşıyordu. Kitap gelmeyecek,gelmeyecek herhâlde,,,saat ikiyi geçti.Gelseydi ne iyi olurdu;bayramda okurdum.Bir iş için ayağa kalktığımda sekreter masası üzerinde bir kargo zarfı gördüm.Öylesine baktım çünkü bana ait olamazdı;bana ait olması için benim kargo ücretini ödemem gerekirdi. Hiçbir şey ödememiştim, 'ödeme yoksa kitap olamaz' dedim.Yani benim kitabım: Sâdık Hidâyet'ten gelecek olan KÖR BAYKUŞ başlıklı kitabım.Ama şu saatlerde elimde tutuyorum işte.Demek ki gelmiş... Demek o kargo bana aitmiş.Büyük bir heyecanla zarfı elime aldım.Evet üzerinde bana ait bir şey vardı:adım yazıyordu zarfın üzerinde.Zarfı kaldırdığımda hayal kırıklığına uğradım zira çok hafifti. Bu benim kitabım yani beklediğim kitap:KÖR BAYKUŞ olamazdı.Bu olsa olsa evraktı.Onca dört gözle beklediğim kitap,bu hafif zarfın içerisinde olamazdı. Yoksa olur muydu? Ama işte olmuş,kitap elimde,her zerrem âdeta kitabı sömürüyor, gözlerimle satırları içiyor muyum, gözlerimden içime bir şeyler mi doluyor bilmiyorum.Muazzam bir duygu patlamasının yanı sıra sözcüklerle ifade edemeyeceğim bir dünyanın kapılarını açıyorum.Sonradan başucumda duracağını o zamanlar bilmiyordum.Zarfın içinden çıkamayacak sandığım küçücük kitap sayesinde değişmişti bazı bildiklerim. Düşünebiliyor muyum,evet,kitap sadece doksan beş sayfa idi.İmiş.Yani evet ben sipariş verirken doksan beş sayfa olduğunu okumuştum ama hatırlamam zaman almıştı...Ama daha elli altıncı sayfaya geldiğimde bana bunları yorum diye yazdırabiliyorsa çoktan on puanı haketmiştir zaten.

Ne tuhaf,,,şu saniyelerde aklımdan geçti,böyle bizden önce yaşamış edebiyat ustalarına hitaben sanki onlar şimdiki zamanda yaşıyorlarmış gibi bahsediyoruz.Misal vermem iyi olur mu bilemiyorum ama Victor Hugo ''Savaş,bütün kötülüklerin anasıdır.'' demiş.Düşündükçe savaşın içinde ne büyük acılar, hasretler,ölüm acıları,sefil hayatlar,eş-dost yollarını gözlemeler yaşanmıştır,,,çözmeye,şimdiki zamana uyarlamaya çalışıyorum.Ne mutlu o yazarların ruhlarına! Ne mutlu bu imkânı bize sağlayan, o eşsiz satırları belleklerinden süzüp yazıya döken kalem ustalarının, kalem emekçilerinin,bu yolda çoktan toprak altına inenlerin ruhlarına.Bu kitapları unutmayan insan kültürünün yüceliğine sizleri de ikna etmek isterim.Tekrar tavsiye ediliyor,yayımlanıyor;hem de başka dillerde. Sâdık Hidâyet isimli İranlı Yazarımız 1951 yılında vefat ettiğine göre,elli küsur yıl sonra bize bu kitabı okutabilmek için düşünen,karar veren ve çalışanları gönülden kucaklıyorum.Umuyorum çoğunuz bana katılıyorsunuzdur.KÖR BAYKUŞ romanını devrettikten sonra devam edeceğim.

--- ---

Bu novellayı dün gece devrettim.Hayran kaldım.Puanlama yapmak için on sayısı yetersiz kalacak. Romanı devrettikten sonra Sâdık Hidâyet'in yaşamı ve insanlarla ilişkilerini anlatan bölümleri araştırdım,çok etkilendim, sarsıldım; bütün edebî âlemi sonsuza kadar etkileyecek bir eser yazmış.Sâdık Hidâyet'in diğer eserlerini de okumak istiyorum şimdi. Hani bazı kitapların arka sayfalarında yorumlar vardır,içinde neler bulabileceğinize dair ipuçları yazılıdır,onların yardımı ile seçeriz okuyacağımızı bazen...Bu kitabın arka sayfasında da Andre Breton'un yorumu var.Demiş ki KÖR BAYKUŞ için: ''Başyapıt diye bir şey varsa o da budur.'' Bu cümleyi kitaba başlamadan önce okuyup okumadığımı şimdi hatırlamıyorum ama tam söylemek istediğim şeyi Andre Breton söylemiş.Başyapıt arıyorsanız işte budur.Yazar romanını zaman ve mekânları önemsizleştirerek,büyük yalnızlığının içinde nakış işler gibi ince hesaplamalarla ortaya çıkarmış.Yetmiş üç sayfalık bu kısa roman müthiş bir etki bıraktı üzerimde.


XXXXXXXXXXXXXXXXXX

Bir arkadaşımdan mektup aldım iki gün önce.Kör Baykuş hakkında yazdıklarını hem unutmamak hem de sizlerle paylaşmak istediğim için noktasına,virgülüne dokunmadan buraya alıyorum:

"Kör Baykuş, romanını edinmek istememiştim, sadece neden çok beğendiğinizi merak ettiğim için okumuştum. Anlayamadım ben bu romanı...Çok ürküyorum hâlâ...Neden bilmiyorum, kitaplığımdaki en ilginç kitap...Her gördüğümde, içime, anlatamadığım, fakat ürperdiğimi hissettiren bir duygu yayılıyor... Uzaklaşmak istiyorum."

Nasıl? Yorumu size bırakıyorum.

Pazartesi,18 Şubat 2013

XXXXXXXXXXXXXXXXXX

KÖR BAYKUŞ (Başyapıtı / Dünya Şaheserlerinden bir novella...)
ÜÇ DAMLA KAN
HACI AGA
ALACAKARANLIK
AYLAK KÖPEK
DİRİ GÖMÜLEN
HAYYAM'IN TERANELERİ(Ömer Hayyam'a ait rubailerin derlemesi)

--- ---

21.10.2006 Cumartesi aradım Mehmet'i;evdeymiş.Mehmet'in okumamı önerdiği Sâdık Hidâyet'in KÖR BAYKUŞ başlıklı kitabı geldi.İlk 45 sayfasını Mehmetler'de okudum.Ramazan bayramı arifesi 22.10.2006 pazar günü imiş...

--- ---

Başka bir gün;bambaşka bir zaman:

Günlerden bir gün İranlı bacanağıma sormuştum:

-Mehmet okuyup unutamadığın bir roman var mı senin? diye...

-Olmaz olur mu var tabii,diye cevaplamıştı.Ki Mehmet'i o vakitler neredeyse yirmi yıldır tanırdım da hiçbir gün elinde kitap,gazete görmediğim,dahası bu taraklarda bezi olmaz benim bu bacanağımın,diye tahmin ettiğimden böylesi bir soruyu sormak aklımın ucundan geçmemişti.

İyi ki sormuşum bu soruyu.Mehmet'in 'Var tabii,olmaz olur mu?' demesi dahi heyecanlanmama yetmişti.Bacanaktan ziyade sıkı bir dostum olan Mehmet'in bir zamanlar kitap okumuş olduğu gerçeği beni heyecanlandırmıştı.İranlı bacanağımın evinde Şark köşesi tarzı bir odasındaydık.Halının üzerine atılmış minderlerin üzerinde kaykılmış oturuyorduk.Sevinçle sorularıma devam etmiştim:

-Bûfi Kûğur,demişti Mehmet.
-Ne diyorsun Mehmet? diye sormuştum.Bûf-i Kûr diyormuş sonradan anlayacağım kadarıyla.

-Eee,bacanak ne demek Bûfi Kûğur? diye biz Türklerin hançeresinden çık(a)mayan o kelimeyi tekrar etmiştim.

O vakitler bu romancığın dünyadaki tüm edebiyatseverlerin başyapıtı saydığı dahası ünlü romancıların dahi Sâdık Hidâyet'in Kör Baykuş'u gibi zamansız,mekânsız,kahramansız bir eser yazmayı hep hayal ettiklerini ama yazamadıklarını bilmiyordum.Ee,bacanak ne demek bu Bûfi Kûğur diye sorduğumda önce beni Bûf-i Kûûûr diye düzeltti sonra Kör Baykuş diye tercüme etti.

-Hangisi kör, hangisi baykuş? diye sormuştum saf saf.
-Söylüyorum ya işte Bûğfi Kûûûûr,demişti.
-Buğfi mi kör demek yani? diye aynı saflıkla devam etmiştim.
-Bacanak bak "Bûf-i Köööör" dedi Mehmet.
-Vay canına,anladım,dedim.
-Tebrik ediyorum seni,dedi.O kadar çok kelime almışsınız ki Farsçamızdan işte 'kör'ü de bizden esinlendiniz galiba,dedi.
-Tabii yaaa,diye ünledim.Buf-i Köör demek, Kör Baykuş demek olduğuna göre haklısın,kör kelimesini sizden almış olabiliriz,dedim.

Araştırıp siparişini vermiştim kitabın.Bana ulaşmasında bile bir tuhaflık vardı eserin tamamındaki tuhaflık gibi.Bunu novellayı okuduğumdan sonra anlayacaktım.İş yerimin adresini vermiştim ve kitap tatil günlerinden birinde -galiba cumartesi idi- ulaşmıştı bana.

Eve gidene kadar yolda okumaya başlamış,doğruca bacanağım Mehmet'in evine koşturmuş,Şark minderlerine yayılıp dünyayla ilişiğimi kesmiştim.Kırk beşinci sayfaya geldiğimde titreye titreye, saçlarım diken diken bir hâlde kitabı kapatıvermiştim.

-Müthiş bacanak müthiş,diyordum.
-Sevdin mi,diye sormuştu.Sevdim mi?..
-Sevmedim yalnızca ama bayıldım harika bir eser bu,bu,bu bir başyapıt,bu bir şa-he-ser...Ama okuyamayacağım devamını,biraz demlendirmek istiyorum,hazmetmek istiyorum okuduklarımı, diye cevap vermiştim.

Ben heyecanla eserin konusundan bahsedip defalarca Mehmet'e teşekkür ediyorken bacanağım:

-Dikkat et ama bu eser İran'da yasaklıdır zira binden fazla insanın intihar etmesine neden olmuştur,deyivermişti.

Bu ifadesinin gerçek olduğunu kitabı tamamen okuyup sindirdikten sonra öğrenmiştim.Kör Baykuş acayip bir romandır. Hepi topu yetmiş sayfalık bu romanda hikâyenin bir kahramanı olmadığı gibi,yaşanılanların yaşandığı bir 'zaman' da yoktur;olayların anlatıldığı yerlerin,kentlerin adı geçmesine rağmen,mekânlar da yoktur.

Velhasılıkelam ilk okuduğumdan bu yana beş defa Kör Baykuş başlıklı bu romanı devretmiş olmama rağmen hâlâ gizemini çözemediğim bu eserin Yazarının üslubunu da izah etmekte güçlük çekiyorum.Yer çekimsiz bir dünyadaymışçasına,rüyalar âlemindeymişçesine,sanki biri bana rüyasını anlatıyormuşçasına bir üsluptur Sâdık Hidâyet'in Kör Baykuş romanındaki üslup. Nice kereler kalemi elime almışlığım ama Sâdık Hidâyet'in tek bir cümlesine benzer bir cümle kuramadığım olmuştur.Bu üslubu anlatabilmeme dağarcığımdaki kelimeler kâfi gelmez; biliyorum.

Beş defa Kör Baykuş'u devretmiş olmama rağmen hâlâ bu şaheseri okumak istiyorum. Defalarca da kitabı başından ortasından açtığım ve sekiz-on sayfa okuduğum olmuştur.

XXXXXXXXXXXXXXXXXX

KÖR BAYKUŞ romanını pek beğenmiştim.Sâdık Hidâyet'in diğer eserlerini de edinip okumaya devam ettim.

Kör Baykuş romanından sonra:ÜÇ DAMLA KAN adlı hikâyelerini,SADIK AGA adlı romanını, ALACAKARANLIK adlı insanın içini karartan hikâyelerini,AYLAK KÖPEK başlıklı kitabındaki yedi hikâyesini,DİRİ GÖMÜLEN adlı dokuz öyküsünü ve HAYYAM'IN TERANELERİ adlı Ömer Hayyam'ın rubailerini derlediği kitabını okudum.

Sâdık Hidâyet İran'ın önemli bir Yazarı.1903 yılında Tahran'da dünyaya gelmiş, 9 Nisan 1951 tarihinde Paris'te kendi isteğiyle hayatına son vermiştir.Sâdık Hidâyet Modern İran Edebiyatı'nın önde gelen roman,öykü ve kısa hikâye yazarıdır.


--- ---


Vakit : Gece Yarısı;20 Temmuz 2008

KÖR BAYKUŞ ; Sâdık Hidâyet ; Yapı Kredi Yayınları; 95 sayfa

Romanı bir kaç gün önce yeniden devrettim; üç kez okumuş oldum.Tekrar okuyacağımı -kısmet olursa- biliyorum...KÖR BAYKUŞ kitabımı ödünç verdiğim arkadaşım,bir başka arkadaşına ödünç vermiş kitabı ve geri alamamış çünkü arkadaşımın arkadaşı kaybetmiş kitabı,öyle söylemiş yani, ben onun dediğini arkadaşımdan duymuş olduğum şekliyle aktarıyorum. KÖR BAYKUŞ kayboldu,sonra bir nüsha daha satın aldım.Neyse ki bu yeni KÖR BAYKUŞ'u kaybetmedim... Sadece ödünç verdim bir arkadaşıma.Ne yapayım okuduğum kitapları dağıtmayı seviyorum ve KÖR BAYKUŞ romanını herkesin okumasını diliyorum.Bana bir kitap ver,diyen arkadaşım olduğunda elbette en sevdiğim romanları ödünç veriyorum.Bu KÖR BAYKUŞ müthiş bir roman...Sürükleyici değil başka bir hâl var bunda.Konu yok,mekân yok,zaman yok,belirgin kahramanlar yok.Diyorum ya 'acayip' bir roman...Tam anlayamadığımı,tam tadına varamadığımı biliyorum.Bu sebeple en kısa zamanda tekrar okumak istiyorum.

--- ---

Dün farkına vardığım bir kitap sitesini bildiriyorum;buradan KÖR BAYKUŞ novellasının ilk birkaç sayfasını okuyabilirsiniz.

http://www.kapakbak.com/Kitaplar/Yapi_Kredi_Yayinlari/Sadik_Hidayet/Kor_Baykus/368

Salı,25 Şubat 2014

XXXXXXXXXXXXXXXXXX

KÖR BAYKUŞ novellası hakkında okuduğum ve pek samimi duygularla yazılmış bulduğum bir yorum okudum.Sabah sabah keyfim yerine geldi.Arsız polislerin dilinden düşürmediği o nakaratı özler mi insan? Ben özlemişim:

Gel gidelim içelim
Rey şarabından içelim!
Şimdi içmezsek onu,
Ya ne zaman içelim?

Yorum yazısını merak edenler için:
http://sapyadasaman.blogspot.com.tr/search/label/Sad%C4%B1k%20Hidayet

Pazartesi,10 Mart 2014

Bayrampaşa/İstanbul

--- ---

Bu sabah kitabı elime alıp yirmibeşinci sayfasına kadar okudum.

Pazartesi,24 Mart 2014

Florya / İstanbul
Kör Baykuş
kitaba 10 verdi
13 beğen · 6 yorum
Semih Oktay (@semih-oktay)
Sekiz yıl olmuş;hayır...Sekiz yıl ve on gün olmuş devrettiğim 'Kör Baykuş' romanını ve bu andıçı buldum: "(...) 21.10.2006 Cumartesi aradım...Mehmet evdeymiş.Sâdık Hidâyet'in KÖR BAYKUŞ başlıklı kitabı geldi.İlk 45 sayfasını Mehmetler'de okudum."
31.10.14 beğen cevap
Semih Oktay (@semih-oktay)
Ve o andıçımın devamını buldum: "(...) Ramazan Bayramı arifesi 22.10.2006 Pazar günü imiş." yazmışım!
31.10.14 beğen cevap
Semih Oktay (@semih-oktay)
http://blog.radikal.com.tr/kultur_ve_sanat/dogunun-infaz-ettigi-bir-yazar-sadik-hidayet-78603

Doğu’nun infaz ettiği bir yazar: Sâdık Hidâyet

09.11.2014
Yılmaz Tekin isimli bir arkadaşımızdan:
antagonist@tekin_yilmaz
10.11.14 beğen cevap
Semih Oktay (@semih-oktay)
http://www.cafrande.org/?p=23462 Okumak isteyene:Kör Baykuş romanının 15 - 23 sayfalarını bulabilirsin!
16.11.14 beğen cevap
Semih Oktay (@semih-oktay)
Aziz Arkadaşım Serhan. KÖR BAYKUŞ romanını okumuşsun.Esaslı bir eser değil mi? Düşünebiliyor musun? Ben bu novellayı tam beş kez okudum;ama ilk okuduğumda yaşamın ve yaşamımın tam ortasında buldum kendimi. Bundan böyle geri dönemeyeceğimi bildiğim bir hâldeydim. Sâdık Hidâyet gölgesi için yazıyordı;ya ben gölgem için mi okumuştum bu romanı? Belki. Belki de kendimi eksik buluyordum da bu eser tamamladı beni!..Artık hayatımda bir dönüm noktası yaşayacaksam "İşte o dönüm noktası olsa olsa budur." dedim.Kör Baykuş'tan öncesi ve sonrası diye hayatımın iki dönemi olacaktı bundan böyle;bu gerçeğin ayırdına varmıştım;bu benim kendi gerçeğim olmalıydı. Yanılmadım.Öyle pek uçuk hayallere kapılmadım;bir gerçeğin ayırdına vardım ama.Yanımızda,yakınlarımızda Sâdık Hidâyet'in, kahramanları belirgin olmayan bu küçücük romanındaki hayatlara benzer nice hayatlar vardır.Ölümüyle bize asıl hangi mesajı vermeye çalışmıştır? Yoksa bu mesajıyla, iflah olmaz insanlığa bir faydası olmayacağını mı düşünmüştü? Bir başka deyişle hiçbir mesajın insanların bir kısmına bile ulaşmayacağına mı inanıyordu acaba hayatının o en son zamanlarında?..Ardında bırakacağı bir mesaj olsun istemiyordu belki de.Bilinmez.Fakat Kör Baykuş'u yazmış işte.Daha ne olsun.Hayatını incelediğimde onu anlamaya çalıştım.Zor tabii,,,onun bu romanı hangi ruh hâllerinde yazdığını bilmek 'zor'.Belki de kendi eliyle yaşamına son vermek,içinde bulunduğu ve yetiştiği çevrenin inanışlarına göre son derece elim bir durumdu.Elbette bunu biliyor fakat kendisi inanmıyordu. Kendi kurduğu dünyasında başkalarına görünmeden,sessizce,bir gölge olarak yaşadığını duyumsuyordu belki de Sâdık Hidâyet.Yolun sonuna şimşek hızıyla varmanın tek yoluydu ona göre bu seçim.İnanmadığı için sorun da yoktu ona göre.Ama peki böyle mi geçiyordu zihninden? Yoksa bilerek,isteyerek seçeceği bu yolda kararını vermeden önce bu inanç gelgitleri arasında kaç ay,kaç yıl salınıp yaşamıştı Hidâyet? Bu kararı verdikten hemen sonra mı yoksa birkaç gün sonra mı? Yoksa bir ay sonra mı? Birkaç yıl geçti ise o yıllar boyunca bir insanın ruh hâlleri nasıl olur? Her saat başı değişir mi yoksa artık yeni duygular edinilemediğinden ruh hâlleri değişmez mi?
16.11.14 beğen cevap
Semih Oktay (@semih-oktay)
https://www.youtube.com/watch?v=5EDstU8lXZw
16.11.14 beğen cevap

Misafir

@misafir000

Kör Baykuş'u nasıl okumalı
Modern İran edebiyatının en önemli adlarından Sâdık Hidâyet'in (1903-51) başyapıtı Kör Baykuş, ilk yayımlanışından çeyrek yüzyıl sonra yeniden okurla buluştu. Pek çok dile çevrilmiş olan bu kült kitap özellikle Fransız yazarlarını derinden etkilemiş bir roman. Kitabın yeni basımında Necatigil'in düzyazılarının toplandığı Düzyazılar 1'de (YKY, 1999) yer alan "Türkçede İran Edebiyatı ve Doğumunun 75. Yılında Sâdık Hidâyet" başlıklı önemli bir tanıtım yazısı ve Bozorg Alevî'nin "Sâdık Hidâyet'in Biyografyası" adlı bir denemesi yer almakta.

Hidâyet'in roman, öykü ve inceleme türünde toplam yedi cilt kitabı 1995-2001 yılları arasında YKY'den yayımlandı. Son yayımlanan başyapıta edebiyatımızın önemli denemecilerinden Oğuz Demiralp'ın Kör Okur adlı incelemesi de eşlik etti. Necatigil'in Hidâyet'in bütün yapıtlarını değerlendirdiği yazısında önemli tespitler bulunuyor. Bunlardan biri çağdaş dünya edebiyatları üzerine, her ulus için ayrı, kısa başvuru yapıtlarının dilimizde bulunmaması, diğeri ise çağdaş İran edebiyatı üzerine hemen hemen hiçbir şey bilmiyor oluşumuzdur. Her iki konuda da, Necatigil'in bu sorunlara değinmesinden tam yirmi beş yıl sonra alınan yolun bir arpa boyunu geçmediğini ne yazık ki rahatça söylemek mümkün.

Hidâyet, Tahran'da bir Fransız kolejinde okumuş, öğrenimini Paris'te sürdürmüş, ailesinin nüfuzundan yararlanmaksızın sıradan bir memurlukla geçinmiş, otuz yaşında edebiyat toplulukları oluşturmuş ve Rıza Şah'ın baskıcı yönetimi yüzünden Hindistan'a gitmiş bir yazar. Necatigil'den öğrendiğimiz kadarıyla Kör Baykuş (1936) ilk kez Hindistan'da yayımlanmış ve İran'da yasaklanmış. İran'daki yönetimin baskısı, uğradığı kovuşturmalar ve karşılaştığı düşmanlıklarla sürekli bunalıma düşen Hidâyet yaşamına şöyle son verir: "Paris'te günlerce, havagazlı bir apartman aradı, Championnet Caddesinde buldu aradığını; 9 Nisan 1951 günü dairesine kapandı ve bütün delikleri tıkadıktan sonra gaz musluğunu açtı. Ertesi gün ziyaretine gelen bir dostu, onu mutfakta yerde yatar buldu. Tertemiz giyinmiş, güzelce tıraş olmuştu ve cebinde parası vardı. Yakılmış müsveddelerinin kalıntıları, yanı başında, yerdeydi." (s. 11)

Hidâyet'in II. Dünya Savaşının sonunda ülkesinin durumuna ilişkin olarak düştüğü ve çıkamadığı bunalımın izlerini yapıtlarında bulmak mümkün. Kendini sürekli bir biçimde mutsuz ve yenik hisseden ve hiçbir çıkış yolu görmeyen Hidâyet'in ölümünü Bozorg Alevî şöyle yorumlar: "Ölümünden az önce bir hikâye taslağı kaleme almıştı, şuydu konu: Annesi 'Salgı salamaz ol!' diye beddua eder yavru örümceğe. Küçük örümcek ağ yapamayınca ölüme kurban gider. Hidâyet'in hayat hikâyesi miydi bu?" (s. 95)

Çoğunlukla hikâye kitabı yazmış olan Hidâyet, çağdaş İran edebiyatından Türkçeye çevrilmiş ilk roman diye bilinen Kör Baykuş'ta Necatigil'in deyişiyle "hayatının bunalımlarını, tekdüze ve karanlık gerçeklerini semboller, alegoriler ve birsamlarla [hallüsinasyonlar] nasıl şiirsel bir plana yükselttiğinin [bir] kanıtı"nı şöyle sergiler: "[A]fyon tiryakisi bir ruh hastasının, güzellik ve dürüstlüğü aradığı yolda yenik düşerek kendini şeytana teslim edişini anlatan bu eserde olay; zaman ve mekânın dışında geçer. Şimdi ile Geçmiş, iki zaman; anı, rüya ve birsam olarak iç içe kaynaşmış, kenetlenmiştir." (s. 11) İran edebiyatında modernist (Batı) edebiyatın etkilerini içselleştiren ilk roman olarak bilinen bu yapıt, Sartre, Kafka, Poe, Zweig ve özellikle Rilke'den etkilenmiş bir yazarın bütün bu esin kaynaklarını nasıl yetkin bir bireşime ulaştırdığının somut bir örneğidir. Yine Necatigil'in dilimize çevirdiği Rilke'nin başyapıtı Malte Laurids Brigge'nin Notları'ndaki "korkular" bölümü ile Kör Baykuş'taki "korkular" bölümü arasındaki benzerlik karşılaştırmalı edebiyatbilimcilerin dikkatini çekmiştir. Rilke'nin kendisi olarak değerlendirilen genç aydın Laurids Brigge, yalnız ve hasta bir insandır. Onun Paris'te geçirdiği yıllar yoksulluk, korku, insanlardan yalıtılmışlık duygusu ve Tanrı'yı arama deneyimleriyle yüklüdür. Rilke'deki temel konu olan boşluk duygusu ve yapıtının merkezinde bulunan ölümle Kör Baykuş'ta ve Hidâyet'in diğer bütün roman ve öykülerinde karşılaşmak mümkündür.

Rilke'nin "Hepimiz ölümü kendimizde taşırız, meyvenin çekirdeğini taşıması gibi" sözü Hidâyet'in yapıtıyla örtüşen önemli bir söz. Kör Baykuş'a bir anahtar-roman olarak bakmaktan yana olmayan Alevî, "Bu roman, daha çok sessizce katlanılan bir acının ifadesidir; kendisinin çektiği, onunla beraber hisseden ve terörün susturduğu diğerlerinin çektikleri acıların ifadesi" diye yazar. (s. 92) Yine Alevî'nin Hidâyet'i yorumlarken "Yalnız ölüm kurtarır, bizi bütün aldanışlardan bir ölüm kurtarabilir, ama ancak şu ölüm: Bize yeni yeni azaplarla dolu ahreti lütfedecek olan değil de, bizi hiçlik ülkesine, boşluklara gömecek olan ölüm" (s. 94) şeklindeki saptaması, Hidâyet'teki temel döngünün ipuçlarını sergiler. Bu döngü, "ebedi bir çember olarak hayat ve ölüm" ikiliğini içerir. Bu, Rilke'nin yapıtında da karşımıza çıkan ve Demiralp'in şimdi tanıtmaya çalışacağım kitabında da, diğer denemelerinde olduğu gibi ön planda yer alan bir ikilidir.

Oğuz Demiralp, otuz yıldır deneme yayımlayan ve kendine özgü bir "metafizik" kurmaya çalışarak Tanpınar'dan Benjamin'e değişik yazarları eleştirel incelemelere tabi tutan bir yazar. Son denemesinde daha önce Tanpınar (Kutup Noktası, YKY, 2. baskı, 2001) ve Benjamin (Tanrı Bakışlı Çocuk, YKY, 1999) üzerine geliştirdiği okuma biçiminin kuramsal temelinden ayrılmayan yazar, Hidâyet'i de yine ruhçözümcü verilere yaslanarak değerlendirir. Demiralp, "Muktedir Çirkin İhtiyar", "İktidar-sız Aydın", "Metafizik Kaza" ve "Hiçbir Renk Siyahtan Daha Koyu Değildir" başlıklı dört bölümde "Doğu'nun gizemli öykü geleneğiyle Batı'nın fantastik yazınının bir bireşimi" olarak gördüğü Kör Baykuş'u, bu düşsel anlatıyı ussallaştırmaya, onun büyüsünü bozmaya çalışır. Hemen belirteyim, Demiralp Kör Baykuş merkezinde Hidâyet'in tüm yapıtlarını kuşatmaya çalışır, ancak dürüstçe, Hidâyet'in bütün eserlerini okuma imkânını bulamadığını, elindeki kimi çeviri metinlerle yetindiğini itiraf eder.

Demiralp bir yapıtı nasıl okuduğunu kitabın girişinde şöyle betimler: "Bir yazarın bütün yazdıklarını alıp, kullandığı izlekler, imgeler ve biçem özellikleri arasında bağlantılar kurmaya bayılırım. Neyin ardındayım bunu yaparken? 'Yazdığım yaşadıklarımın tortusudur,' demiş Kafka. Bu tortuyu, yazıldıktan sonra yazara bile yabancı hale gelen ve bağımsız yaşamını sürdüren (...) gölge bir varlığı ararım. Yaşamla, dış dünyayla bire bir ilişki içinde olmayan, ancak anlaşılması için bunlara da başvurulması gereken bir ruhsal bütünün ya da dağınıklığın ardındayım." (s. 8)

Bu bence imkânlar kadar, sorunlar da içeren bir okuma biçimi. Niye mi? Edebiyat yapıtını eleştirirken, yapıtı tarihsel süreçlerden soyutlama, ruhçözümcü verilerin götürebildiği noktaların dışına ulaşamama tehlikesini içermektedir. Bu, indirgemeci bir yaklaşım anlamına gelebilir. Demiralp'in bütün tavrı Herbert Marcuse'nin estetik anlayışını irdelediği bir denemesinde dile getirdiği gibi, sanatı "şeyleşmeye, donuklaşmaya, katılaşmaya, mekanikleşmeye karşı bireyin erotik etkinliği" şeklinde görmesinde somutluk kazanır. Erotik etkinlik olarak sanat ve eleştirisi, oyuncul bir uğraş anlamını da içerir bir bakıma. Nitekim Demiralp de "Bir hafiye işine benzetiyorum okurluğumu. Eskiden bir Spartalı tavrıyla yaklaşırdım okuma edimine, eylemine. Artık o kadar da ciddiye alınmaması gerektiğini düşünüyor ve bir oyun olarak görüyorum," der. (s. 8) Bu bağlamda Demiralp'in yaklaşımına göre metafizik, oyuncul ve tarihsel süreçlerden soyutlanma risklerini içeren eleştiri uğraşında eleştirmenin muhakkak göz önünde bulundurması gereken temel kaygıları Claudio Guillen'den aktaralım:

Eleştirmenin her an göz önünde bulundurması gereken birkaç kaygısı vardır: Bir kez, estetik bir eğilimle, yani sanat yapıtını özgün ve özerk bir biçim olarak değerlendirmekle, toplumsal bir bilinç, yani o yapıtın tarihsel bir ürün, insanın tarihine yanıtı ya da tepkisini barındıran bir ürün olarak görme arasında kurulması gereken denge; ikinci olarak, bir sanat yapıtını kendi içinde değerlendirirken, kuramsal bir çerçevede de yerini belirleme; üçüncüsü, her eserin tekilliğini örselemeden, o yapıtın içinde yer aldığı edebi gelenek, tür, ya da tarz ile ilişkisini saptama ve sonuncu olarak da, bir sanat yapıtını, yerel ve evrensel öğelerin geriliminde açıklama ve değerlendirme. (Jale Parla, "Berna Moran", Cumhuriyet Kitap Eki, sayı 632, 28 Mart 2002, s. 1.)

Demiralp, uyumsuz bir özne, Kafka, Dostoyevski gibi bir modern çağ kahramanı olarak gördüğü Hidâyet'in içinde bulunduğu ortamın temel belirleyicilerinden birini, eski-yeni çatışmasının analizini Youssef Ishagpour'dan alıntılar: "Ben'i dünyaya, iç benliği Tanrı'ya bağlayan eski ilişki, yerine gerçek anlamda bir 'özne' doğmadan kesilmişti; onun yerini yokluğu, bir hapishane, bir yalnızlık, ölüm sıkıntısı ve bir an önce son bulma isteği içinde çıplak, sefil biçimde sergilenen güçsüz bir acı almıştı." (s. 17) Bu durumu kapitalist dönüşüm sırasında "özne-bireyin" geriye itilmesi, giderek öldürülmesi süreciyle ilintilendiren yazar, bu çelişkinin doğurduğu kapitalist ilişkiler ağında insan tekinin yalıtılmışlık ve terk edilmişlik duygusuna kapıldığını, Hidâyet'in de bu özne-birey'in yazarı olduğunu belirtir.

Demiralp, denemesinin merkezinde oturan "Metafizik Kaza" adlı bölümde Kör Baykuş'u çözümler. Bu fantastik "Batı romanı"nı metinlerarası ilişki bağlamında Rilke'nin yapıtı ile birlikte okur. Hidâyet'in izlekçesinde yer alan gerçek babanın yokluğu durumu, suçluluk duygusunun varoluşsal niteliği, cinsel karmaşa, kadın cinselliğinin olumsuz olarak değerlendirilmesi, Türkmen fizyonomisini aşağılamaya dayanan ırkçı yönsemeler gibi temel özellikler metin içi alıntılarla desteklenerek sıralanır. Yazar, "Batı kültüründe tutku suçu olarak tanımlanan türden bir aşk cinayetinin öyküsü" şeklinde tanımladığı (s. 84) romanı, anlatıcının "karşıt ben"e nasıl dönüştüğünün öyküsü diye okur ve çözümler.

Kitabın sonunda Demiralp, tartışmaya açık temel savlarını bir bütünlük kaygısı gözetmeksizin sıralar. Hidâyet'in temel karşıtlamının uygar Batı-Müslüman İran biçiminde ele alınamayacağını, onun Freud ve Otto Rank okuduğunu, ruhçözümlemesinin verilerinden etkilendiğini, bu etkiyi yapıtlarına bilinçli bir biçimde aktardığını ve temel kaygısının "Kendini bilerek, aşarak yazarak, kendinde bütün insanlığı yok ettiğini sanarak yok eden bilinç. Yok-öznenin bilinci" olduğunu vurgular. (s. 108) Bütün bu analizin sonunda Demiralp'in, Hidâyet'in temelde kültürel üstbenini yitirdiği ve bu yitiğin yerine bir şey koyamadığı için pusulasını kaybetmiş bir Üçüncü Dünya aydınından ve yapıtının da bu durumun tespitinden ibaret olduğunu yazması ne yazık ki yine indirgeyici bir yaklaşım izlenimi vermektedir. Demiralp'in Necatigil ile buluştuğu bir nokta ise Hidâyet'in Rilke ve Kafka gibi, yazısının mekânını içi kılan, yazıyı mutsuzluğun bilinci olarak gören yazarlardan biri olduğu yolundadır. Rilke'nin "Notlar"ı, Hidâyet'in Kör Baykuş'u, Kafka'nın anlatıları, Necatigil'in şiirleri ve Demiralp'in denemeleri, Maurice Blanchot'nun Yazınsal Uzam'daki "Ölüm karşısında kendimize sahip olursak, onunla egemenlik ilişkileri kurmuşsak yazabiliriz ancak" şeklindeki ifadesini doğrulayan, bir zincirin parçaları gibi birbirine eklenen yapıtlar. Bu bütünlük içinde okuru çağırıyorlar.

Ali Galip YENER
Kör Baykuş
kitaba 10 verdi
0 beğen · 0 yorum

@

Kör Baykuş'u nasıl okumalı
Modern İran edebiyatının en önemli adlarından Sâdık Hidâyet'in (1903-51) başyapıtı Kör Baykuş, ilk yayımlanışından çeyrek yüzyıl sonra yeniden okurla buluştu. Pek çok dile çevrilmiş olan bu kült kitap özellikle Fransız yazarlarını derinden etkilemiş bir roman. Kitabın yeni basımında Necatigil'in düzyazılarının toplandığı Düzyazılar 1'de (YKY, 1999) yer alan "Türkçede İran Edebiyatı ve Doğumunun 75. Yılında Sâdık Hidâyet" başlıklı önemli bir tanıtım yazısı ve Bozorg Alevî'nin "Sâdık Hidâyet'in Biyografyası" adlı bir denemesi yer almakta.

Hidâyet'in roman, öykü ve inceleme türünde toplam yedi cilt kitabı 1995-2001 yılları arasında YKY'den yayımlandı. Son yayımlanan başyapıta edebiyatımızın önemli denemecilerinden Oğuz Demiralp'ın Kör Okur adlı incelemesi de eşlik etti. Necatigil'in Hidâyet'in bütün yapıtlarını değerlendirdiği yazısında önemli tespitler bulunuyor. Bunlardan biri çağdaş dünya edebiyatları üzerine, her ulus için ayrı, kısa başvuru yapıtlarının dilimizde bulunmaması, diğeri ise çağdaş İran edebiyatı üzerine hemen hemen hiçbir şey bilmiyor oluşumuzdur. Her iki konuda da, Necatigil'in bu sorunlara değinmesinden tam yirmi beş yıl sonra alınan yolun bir arpa boyunu geçmediğini ne yazık ki rahatça söylemek mümkün.

Hidâyet, Tahran'da bir Fransız kolejinde okumuş, öğrenimini Paris'te sürdürmüş, ailesinin nüfuzundan yararlanmaksızın sıradan bir memurlukla geçinmiş, otuz yaşında edebiyat toplulukları oluşturmuş ve Rıza Şah'ın baskıcı yönetimi yüzünden Hindistan'a gitmiş bir yazar. Necatigil'den öğrendiğimiz kadarıyla Kör Baykuş (1936) ilk kez Hindistan'da yayımlanmış ve İran'da yasaklanmış. İran'daki yönetimin baskısı, uğradığı kovuşturmalar ve karşılaştığı düşmanlıklarla sürekli bunalıma düşen Hidâyet yaşamına şöyle son verir: "Paris'te günlerce, havagazlı bir apartman aradı, Championnet Caddesinde buldu aradığını; 9 Nisan 1951 günü dairesine kapandı ve bütün delikleri tıkadıktan sonra gaz musluğunu açtı. Ertesi gün ziyaretine gelen bir dostu, onu mutfakta yerde yatar buldu. Tertemiz giyinmiş, güzelce tıraş olmuştu ve cebinde parası vardı. Yakılmış müsveddelerinin kalıntıları, yanı başında, yerdeydi." (s. 11)

Hidâyet'in II. Dünya Savaşının sonunda ülkesinin durumuna ilişkin olarak düştüğü ve çıkamadığı bunalımın izlerini yapıtlarında bulmak mümkün. Kendini sürekli bir biçimde mutsuz ve yenik hisseden ve hiçbir çıkış yolu görmeyen Hidâyet'in ölümünü Bozorg Alevî şöyle yorumlar: "Ölümünden az önce bir hikâye taslağı kaleme almıştı, şuydu konu: Annesi 'Salgı salamaz ol!' diye beddua eder yavru örümceğe. Küçük örümcek ağ yapamayınca ölüme kurban gider. Hidâyet'in hayat hikâyesi miydi bu?" (s. 95)

Çoğunlukla hikâye kitabı yazmış olan Hidâyet, çağdaş İran edebiyatından Türkçeye çevrilmiş ilk roman diye bilinen Kör Baykuş'ta Necatigil'in deyişiyle "hayatının bunalımlarını, tekdüze ve karanlık gerçeklerini semboller, alegoriler ve birsamlarla [hallüsinasyonlar] nasıl şiirsel bir plana yükselttiğinin [bir] kanıtı"nı şöyle sergiler: "[A]fyon tiryakisi bir ruh hastasının, güzellik ve dürüstlüğü aradığı yolda yenik düşerek kendini şeytana teslim edişini anlatan bu eserde olay; zaman ve mekânın dışında geçer. Şimdi ile Geçmiş, iki zaman; anı, rüya ve birsam olarak iç içe kaynaşmış, kenetlenmiştir." (s. 11) İran edebiyatında modernist (Batı) edebiyatın etkilerini içselleştiren ilk roman olarak bilinen bu yapıt, Sartre, Kafka, Poe, Zweig ve özellikle Rilke'den etkilenmiş bir yazarın bütün bu esin kaynaklarını nasıl yetkin bir bireşime ulaştırdığının somut bir örneğidir. Yine Necatigil'in dilimize çevirdiği Rilke'nin başyapıtı Malte Laurids Brigge'nin Notları'ndaki "korkular" bölümü ile Kör Baykuş'taki "korkular" bölümü arasındaki benzerlik karşılaştırmalı edebiyatbilimcilerin dikkatini çekmiştir. Rilke'nin kendisi olarak değerlendirilen genç aydın Laurids Brigge, yalnız ve hasta bir insandır. Onun Paris'te geçirdiği yıllar yoksulluk, korku, insanlardan yalıtılmışlık duygusu ve Tanrı'yı arama deneyimleriyle yüklüdür. Rilke'deki temel konu olan boşluk duygusu ve yapıtının merkezinde bulunan ölümle Kör Baykuş'ta ve Hidâyet'in diğer bütün roman ve öykülerinde karşılaşmak mümkündür.

Rilke'nin "Hepimiz ölümü kendimizde taşırız, meyvenin çekirdeğini taşıması gibi" sözü Hidâyet'in yapıtıyla örtüşen önemli bir söz. Kör Baykuş'a bir anahtar-roman olarak bakmaktan yana olmayan Alevî, "Bu roman, daha çok sessizce katlanılan bir acının ifadesidir; kendisinin çektiği, onunla beraber hisseden ve terörün susturduğu diğerlerinin çektikleri acıların ifadesi" diye yazar. (s. 92) Yine Alevî'nin Hidâyet'i yorumlarken "Yalnız ölüm kurtarır, bizi bütün aldanışlardan bir ölüm kurtarabilir, ama ancak şu ölüm: Bize yeni yeni azaplarla dolu ahreti lütfedecek olan değil de, bizi hiçlik ülkesine, boşluklara gömecek olan ölüm" (s. 94) şeklindeki saptaması, Hidâyet'teki temel döngünün ipuçlarını sergiler. Bu döngü, "ebedi bir çember olarak hayat ve ölüm" ikiliğini içerir. Bu, Rilke'nin yapıtında da karşımıza çıkan ve Demiralp'in şimdi tanıtmaya çalışacağım kitabında da, diğer denemelerinde olduğu gibi ön planda yer alan bir ikilidir.

Oğuz Demiralp, otuz yıldır deneme yayımlayan ve kendine özgü bir "metafizik" kurmaya çalışarak Tanpınar'dan Benjamin'e değişik yazarları eleştirel incelemelere tabi tutan bir yazar. Son denemesinde daha önce Tanpınar (Kutup Noktası, YKY, 2. baskı, 2001) ve Benjamin (Tanrı Bakışlı Çocuk, YKY, 1999) üzerine geliştirdiği okuma biçiminin kuramsal temelinden ayrılmayan yazar, Hidâyet'i de yine ruhçözümcü verilere yaslanarak değerlendirir. Demiralp, "Muktedir Çirkin İhtiyar", "İktidar-sız Aydın", "Metafizik Kaza" ve "Hiçbir Renk Siyahtan Daha Koyu Değildir" başlıklı dört bölümde "Doğu'nun gizemli öykü geleneğiyle Batı'nın fantastik yazınının bir bireşimi" olarak gördüğü Kör Baykuş'u, bu düşsel anlatıyı ussallaştırmaya, onun büyüsünü bozmaya çalışır. Hemen belirteyim, Demiralp Kör Baykuş merkezinde Hidâyet'in tüm yapıtlarını kuşatmaya çalışır, ancak dürüstçe, Hidâyet'in bütün eserlerini okuma imkânını bulamadığını, elindeki kimi çeviri metinlerle yetindiğini itiraf eder.

Demiralp bir yapıtı nasıl okuduğunu kitabın girişinde şöyle betimler: "Bir yazarın bütün yazdıklarını alıp, kullandığı izlekler, imgeler ve biçem özellikleri arasında bağlantılar kurmaya bayılırım. Neyin ardındayım bunu yaparken? 'Yazdığım yaşadıklarımın tortusudur,' demiş Kafka. Bu tortuyu, yazıldıktan sonra yazara bile yabancı hale gelen ve bağımsız yaşamını sürdüren (...) gölge bir varlığı ararım. Yaşamla, dış dünyayla bire bir ilişki içinde olmayan, ancak anlaşılması için bunlara da başvurulması gereken bir ruhsal bütünün ya da dağınıklığın ardındayım." (s. 8)

Bu bence imkânlar kadar, sorunlar da içeren bir okuma biçimi. Niye mi? Edebiyat yapıtını eleştirirken, yapıtı tarihsel süreçlerden soyutlama, ruhçözümcü verilerin götürebildiği noktaların dışına ulaşamama tehlikesini içermektedir. Bu, indirgemeci bir yaklaşım anlamına gelebilir. Demiralp'in bütün tavrı Herbert Marcuse'nin estetik anlayışını irdelediği bir denemesinde dile getirdiği gibi, sanatı "şeyleşmeye, donuklaşmaya, katılaşmaya, mekanikleşmeye karşı bireyin erotik etkinliği" şeklinde görmesinde somutluk kazanır. Erotik etkinlik olarak sanat ve eleştirisi, oyuncul bir uğraş anlamını da içerir bir bakıma. Nitekim Demiralp de "Bir hafiye işine benzetiyorum okurluğumu. Eskiden bir Spartalı tavrıyla yaklaşırdım okuma edimine, eylemine. Artık o kadar da ciddiye alınmaması gerektiğini düşünüyor ve bir oyun olarak görüyorum," der. (s. 8) Bu bağlamda Demiralp'in yaklaşımına göre metafizik, oyuncul ve tarihsel süreçlerden soyutlanma risklerini içeren eleştiri uğraşında eleştirmenin muhakkak göz önünde bulundurması gereken temel kaygıları Claudio Guillen'den aktaralım:

Eleştirmenin her an göz önünde bulundurması gereken birkaç kaygısı vardır: Bir kez, estetik bir eğilimle, yani sanat yapıtını özgün ve özerk bir biçim olarak değerlendirmekle, toplumsal bir bilinç, yani o yapıtın tarihsel bir ürün, insanın tarihine yanıtı ya da tepkisini barındıran bir ürün olarak görme arasında kurulması gereken denge; ikinci olarak, bir sanat yapıtını kendi içinde değerlendirirken, kuramsal bir çerçevede de yerini belirleme; üçüncüsü, her eserin tekilliğini örselemeden, o yapıtın içinde yer aldığı edebi gelenek, tür, ya da tarz ile ilişkisini saptama ve sonuncu olarak da, bir sanat yapıtını, yerel ve evrensel öğelerin geriliminde açıklama ve değerlendirme. (Jale Parla, "Berna Moran", Cumhuriyet Kitap Eki, sayı 632, 28 Mart 2002, s. 1.)

Demiralp, uyumsuz bir özne, Kafka, Dostoyevski gibi bir modern çağ kahramanı olarak gördüğü Hidâyet'in içinde bulunduğu ortamın temel belirleyicilerinden birini, eski-yeni çatışmasının analizini Youssef Ishagpour'dan alıntılar: "Ben'i dünyaya, iç benliği Tanrı'ya bağlayan eski ilişki, yerine gerçek anlamda bir 'özne' doğmadan kesilmişti; onun yerini yokluğu, bir hapishane, bir yalnızlık, ölüm sıkıntısı ve bir an önce son bulma isteği içinde çıplak, sefil biçimde sergilenen güçsüz bir acı almıştı." (s. 17) Bu durumu kapitalist dönüşüm sırasında "özne-bireyin" geriye itilmesi, giderek öldürülmesi süreciyle ilintilendiren yazar, bu çelişkinin doğurduğu kapitalist ilişkiler ağında insan tekinin yalıtılmışlık ve terk edilmişlik duygusuna kapıldığını, Hidâyet'in de bu özne-birey'in yazarı olduğunu belirtir.

Demiralp, denemesinin merkezinde oturan "Metafizik Kaza" adlı bölümde Kör Baykuş'u çözümler. Bu fantastik "Batı romanı"nı metinlerarası ilişki bağlamında Rilke'nin yapıtı ile birlikte okur. Hidâyet'in izlekçesinde yer alan gerçek babanın yokluğu durumu, suçluluk duygusunun varoluşsal niteliği, cinsel karmaşa, kadın cinselliğinin olumsuz olarak değerlendirilmesi, Türkmen fizyonomisini aşağılamaya dayanan ırkçı yönsemeler gibi temel özellikler metin içi alıntılarla desteklenerek sıralanır. Yazar, "Batı kültüründe tutku suçu olarak tanımlanan türden bir aşk cinayetinin öyküsü" şeklinde tanımladığı (s. 84) romanı, anlatıcının "karşıt ben"e nasıl dönüştüğünün öyküsü diye okur ve çözümler.

Kitabın sonunda Demiralp, tartışmaya açık temel savlarını bir bütünlük kaygısı gözetmeksizin sıralar. Hidâyet'in temel karşıtlamının uygar Batı-Müslüman İran biçiminde ele alınamayacağını, onun Freud ve Otto Rank okuduğunu, ruhçözümlemesinin verilerinden etkilendiğini, bu etkiyi yapıtlarına bilinçli bir biçimde aktardığını ve temel kaygısının "Kendini bilerek, aşarak yazarak, kendinde bütün insanlığı yok ettiğini sanarak yok eden bilinç. Yok-öznenin bilinci" olduğunu vurgular. (s. 108) Bütün bu analizin sonunda Demiralp'in, Hidâyet'in temelde kültürel üstbenini yitirdiği ve bu yitiğin yerine bir şey koyamadığı için pusulasını kaybetmiş bir Üçüncü Dünya aydınından ve yapıtının da bu durumun tespitinden ibaret olduğunu yazması ne yazık ki yine indirgeyici bir yaklaşım izlenimi vermektedir. Demiralp'in Necatigil ile buluştuğu bir nokta ise Hidâyet'in Rilke ve Kafka gibi, yazısının mekânını içi kılan, yazıyı mutsuzluğun bilinci olarak gören yazarlardan biri olduğu yolundadır. Rilke'nin "Notlar"ı, Hidâyet'in Kör Baykuş'u, Kafka'nın anlatıları, Necatigil'in şiirleri ve Demiralp'in denemeleri, Maurice Blanchot'nun Yazınsal Uzam'daki "Ölüm karşısında kendimize sahip olursak, onunla egemenlik ilişkileri kurmuşsak yazabiliriz ancak" şeklindeki ifadesini doğrulayan, bir zincirin parçaları gibi birbirine eklenen yapıtlar. Bu bütünlük içinde okuru çağırıyorlar.

Ali Galip YENER
Kör Baykuş
kitaba puan vermedi
2 beğen · 0 yorum

Ogün Sucuğ

@ogun-sucug

Sadık Hidayet'in Büyülü Romanı "Kör Baykuş"
20. Yy. Modern İran Edebiyatının kurucularından olan Sadık Hidayet’in, Kör Baykuş eseri, günümüz dünya edebiyatında bir başyapıt olarak değerlendirilmektedir.
Bütün gününü kalemdanlar boyayıp, şarap ve afyon içerek geçiren bir ruh hastasının iyiyi arama yolunda ki yenilgisini ve ruhunun kötülüğe teslim oluşunu; Hidayet; semboller, alegoriler ve birsamlarla şiirsel bir yoğunlukta kaleme almıştır. Karakterler aynı kişinin hülyalarından ibarettir. (Romanın karakterleri bir birlerine dönüşürler. İhtiyar, hurdacı, arabacı, mezarcı, baba, amca ve bizzat romanın baş kahramanı aslında aynı kişilerdir) Normal zaman düzeninin dışına çıkılmıştır. Şimdi ki zaman ve geçmiş zaman; anı, rüya ve halüsinasyonlarla iç içe geçmiştir. Her ne kadar zaman kavramının sekteye uğradığına, çeşitli semboller ve hayallerin gerçeklikten uzak izlenimler yarattığına şahit olsak ta bu anlam gizliliğinin perde arkasında bir kültürün izleri, umutsuz, yalnız bir insanın gerçek duyguları ile karşılaşırız.
Anlatıcı konumunda ki roman karakterinin istek ve arzularını karşılayabilecek özelliklerinin bulunmayışı, iç hezeyanlar ile boğuşması, gününün tamamını afyon ve şaraba ayırması (kalemdan yapmak dışında) ve iç dünyasında ki çatışmaları psikanalitik çözümleme ile işlenir.
Anlatıcı konumunda ki “afyon bağımlısı” yazdıklarının nedenini şu sözlerle açıklıyor. “Hayat tecrübelerimle şu yargıya vardım ki, başkalarıyla benim aramda korkunç bir uçurum var. Anladım elden geldiğince susmam gerek, elden geldiğince düşüncelerimi kendime saklamalıyım. Ve şimdi yazmaya karar vermişsem, bunun tek nedeni, kendimi gölgeme tanıtmak isteğidir”
Nevruz’un 13. günüdür. Baharın ilk günüyle yeni yılın başlangıcı gelmiştir. Anlatıcı miskin ve yoksul dünya düzeninde karşılaştığı tek güzelliği, nevruz’un 13. gününde hayal mahsulü bir kadının iri Türkmen gözlerinde görmüştür. Bu güzelliğin, zamansız ve kısa sürede yok oluşu karşısında afyona ve şaraba iyice bağlanacak, bu büyüleyici kadını tekrar görebilmek için ilk defa arzuları ile yönlendirilecektir. Oysaki bu gizemli kadın kendisinden sürekli uzak duran, bir an olsun birlikte olamadığı karısının bir yansımasından başka bir şey değildir. Bu gizemli kadını, yeryüzünde hiçbir güzellikle kıyaslamaz, onu yeryüzünün güzellikleriyle biraz daha süsler. İçinde taşıdığı en büyük sevgi ve nefretin sahibi karısını, bir gece vakti elinde bıçakla odasına girip öldürmek ister. Ne var ki karsının o an için arzularına karşılık verebileceğini hesaplamamıştır. Nihayet gayesine ulaşır anlatıcı ama elinden bırakmadığı bıçağı ani bir hareketle savurduğunda karısının yüzüne isabet ettirir. Artık iki isteği de yerine gelmiştir. Odasına döndüğünde avucunun içerisinde karısından bir parça vardır. Yeryüzünde tanıştığı tek güzellik olan gözlerden biri avucunun içerisindedir. Sadık hidayet’in 25 yıllık dostu Bozorg Alevi Kör Baykuş’un bu bölümünü şöyle izah eder. “Kızın gözlerinde, hayatının bütün acı macerasının akıp gittiğini görür; Resimleri karşılaştırınca da anlar ki, çok zaman önce bir kader arkadaşı vardır; lanetlenmiş ve kendisi gibi acılar çekmiş bir ressamdır bu. Zaman ve mekan anlamsızlaşır gözünde. Yalnız ölüm kurtarır, bizi bütün aldanışlardan bir ölüm kurtarabilir, ancak şu ölüm bize yeni yeni azaplarla dolu ahreti lütfedecek olan değil de, bizi hiçlik ülkesine, boşluklara gömecek olan ölüm”
Olay kahramanlarının tipik kimseler olduğunu, daha doğrusu bir tipin değişik varyasyonları olduğunu hatırlatmak isterim. Anlatılan her karakterin bir sembolü, bir anlamı temsil ettiği aşikardır.
Sadık Hidayet İran Edebiyatındaki realist yazarlardan biridir. Buna karşın Kör Baykuş ta bu derece açıklanması güç bir değişime uğramasının nedeni olarak 1930-1940 yılları arasında ki politik şartların etkisi olduğunu söyleyebiliriz. Hidayet, asıl düşüncelerini dile getirdiği takdirde baskıcı rejimin uygulamalarına kurban gideceğini biliyordu. Yine de hiçbir zaman toplumdan ve olaylardan soyutlamamıştır kendini. Yalnızlığının ve kendisini ölüme götürecek olan bunalımlarının nedeni olarak çoğu kez bu ruh halinin olduğu söylenip durulmuştur. Ölümünün ardından bir benzetme yapılmıştır Hidayet için. “O ne Avrupa’nın Kafka’sı ne de doğunun Hayyam’ı olabildi. Ölüm nedeni budur.”
Kör Baykuş
kitaba 10 verdi
4 beğen · 4 yorum
Semih Oktay (@semih-oktay)
Halt etmiş o benzetmeyi yapan her kim ise:Sâdık Hidâyet'in sanatı ne Kafka ile ne de Hayyam ile ölçülemez.
10.10.15 beğen cevap
Semih Oktay (@semih-oktay)
"Ölümünün ardından bir benzetme yapılmıştır Hidayet için. “O ne Avrupa’nın Kafka’sı ne de doğunun Hayyam’ı olabildi. Ölüm nedeni budur.” Bu son yazdıkların hariç olmak kaydıyla inceleme yazını beğendim Ogün.Bilesin!
10.10.15 beğen cevap
Ogün Sucuğ (@ogun-sucug)
Sadık Hidayet'in yeteneğini ve bilgisini gölgelemez Kafka veyahut Hayyam ile kıyaslanması. Hidayet, iki isimden de etkilenmiştir ve bu etkileşimin etkilerini eserlerinde görebiliyoruz. Beğenmenize sevindim Semih. Bilesin!
10.10.15 beğen cevap
Semih Oktay (@semih-oktay)
,
11.10.15 beğen cevap

Meursault Samsa

@meursaultsamsa

Son 5 6 yılda, yaşadıklarımdan ziyade yaşadıklarımın bende bıraktığı hikayeleri daha çok önemser oldum. Bu kitabın kısa süre önce oluşan kısacık bir hikayesi var, onunla başlayayım:

Semih Oktay isimli bir üye bana bir mesaj attı bu siteden ve profilimdeki kitabı okudun mu dedi. Normalde ukalaca bir cevap verirdim ama kitabın Varlık Yayınlarından çıkan bir kitap olması ister istemez kitabı önemsememe neden oldu. Tavsiye eder misin gibi bir cevap verdim. O da kesinlikle dedi. Ben de her zaman kitap aldığım sahafı aradım ve kitabı sordum. Kitabı bulmak kolay, YKY' den var mesela yeni baskıları ama benim ilgilendiğim Varlık Yayınları' ndan olan baskısıydı. Şans işte varmış.
Kısacık bir kitap zaten. Kitabı elime aldığımda ilk iş olarak son kısıma yer alan yazarın hikayesini, daha doğrusu yazarın bir arkadaşının yazar hakkındaki görüşlerini okudum. Ve daha o an, kitaba henüz başlamadan Semih' e içten bir teşekkür gönderdim içimden.
İranlı yazar Sadık Hidayet tarafından 1937 yılında yazılmış. 1903 yılında doğan Sadık Hidayet, 1951 yılında intihar etmiş. Geriye de böyle manyak bir kitap bırakmış işte kendisi.
Öncelikle kitabı okuyacaklara şunu söyleyeyim; benim yaptığımı sakın yapmayın ve kitabın sonundaki sonsözü, yani yazarın arkadaşının yazar hakkındaki görüşlerini kitabı bitirmeden okumayın. Ben, orada yazanlardan spoiler olanlarını attıktan sonra geriye kalanları kısaca özetliyorum işte size şu anda. Özel hayatında son derece naif ve hümanist bir insanmış Sadık Hidayet. Bir karıncayı bile incitemezmiş. (Kitabı okuduğunuzda bu bilginin neden verildiğini anlayacaksınız) Çok esprili bir kişiliği varmış dolayısıyla aslında ne kadar düşünceli, ne kadar hüzünlü bir adam olduğunu etrafındaki insanlar asla fark edemezmiş. Henüz kimse bilmezken onun keşfedip de okuduğu kitapların değeri seneler sonra anlaşılır, başyapıt sayılırmış. Bu derece edebiyata hakim, vizyon sahibi, geniş görüşlü bir adammış Sadık Hidayet. Çok nadiren de olsa afyon kullanırmış. Bana kalırsa bu kitabı yazarken fazlasıyla kullanmış, ayık kafayla olacak iş değil bu kitabı yazmak.
Kitaba gelirsek, incecik ama çok yoğun bir kitap. Yer yer grotesk sayılabilecek betimlemeler, doğulu bir kalem tarafından yazıldığına inanılması çok güç, batı için bile ekstrem sayılabilecek pasajlar(ki kitap zaten yasaklanmış İran' da) hayal, gerçek ve rüya arasında gidip gelen, bir yerden sonra neyin hayal, neyin rüya, neyin gerçek olduğunu ayırt etmenin mümkün olmadığı bir hikaye ve her satırda, her cümlede doğrulu olduğunu açıkça ortaya koyan, Avrupa' da aldığı eğitimi rağmen kendi kültürden asla kopmadığını ispatlayan, oryantalizmden çok çok uzak duran yetenekli mi yetenekli bir yazar... Benim için bir başyapıt bu kitap.
Kitabın şöyle de bir zararı oldu bana. Şimdi kitap okumayı seven pek çok kişi gibi ben de yazmak istiyorum, bunun hayalini kuruyorum, yazıyorum. Ama işte böyle bir yazar ve böyle bir kitapla karşılaşınca insanın tüm şevki kırılıyor. Ulan böyle adamlar varken benim neyime yazmak diyorsun. Günümüzde iyi bir kurgu, bir kitabı hayatının kitabı saymak ve yazarını da çok süper yazar olarak anmak için yeterli saylıyor çoğunlukla. Oysaki Hollywood yapımı her macera filminin senaristi 'çok süper' bir yazar kabul edilmeli bu mantıkla. Öyle kitapları yazmak kolay. Oturursun, çalışırsın, araştırırsın yazarsın; ama böyle bir kitabı yazamazsın. Bu kitabı yazmak için çalışmak yetmez, yetenek gerek. Dahası yetenek de yetmez, acı çekmek gerek. İntihar edecek bir psikolojiye sahip olmak gerek ki böyle bir kitap yazabilesin.
Salvador Dali der ki(tam alarak böyle demez de bu minvalde bir sözdür);''tablolarımda ne anlattığımı sorduklarında benim de bilmediğimi söylüyorum. Ama bu, tablolarımın anlamsız olduğunu göstermez, aksine onların rasyonel ögelerle açıklanamayacak kadar derin anlamlar, duygusal patlamalar içerdiğinin bir kanıtıdır.'' İşte bu kitap Dali tablosu gibi bir kitaptır.
Kör Baykuş
kitaba 9 verdi
55 beğen · 1 yorum
Semih Oktay (@semih-oktay)
"(...) Dali tablosu gibi bir kitaptır."
15.10.14 beğen cevap

Kör Baykuş - S41

Nerden başlamalı! Çabuk çabuk kafamda kaynaşan düşünceler, hepsi şu dakikanın ürünü; ne günü var, ne saati, ne tarihi. Dünün bir olayı bana, bin yıl öncesinin bir olayından daha eski, daha önemsiz geliyor.
Ahmet Aykut tarafından eklenmiştir.

Demet K.

@caramiooooooooo

Tek tesellim, ölümden sonra hiçlik ümidiydi, orada tekrar yaşamak düşüncesi içime korku salıyor, beni hasta ediyordu. Ben ki henüz yaşadığım dünyaya bile alışmamışım, bir başka dünya neyime yarardı benim?
Kör Baykuş
kitaba 10 verdi, inceleme ekledi.
54 beğen · 0 yorum

Melankolia

@melankolia

Uzun zamandır başkalarıyla bütün bağlarımı koparmışım, kendimi daha iyi tanımak istiyorum.
Kör Baykuş
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
15 beğen · 0 yorum

EminD

@emind53

“Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar.”

" Hayat bana tek ve değişmez bir mevsim oldu hep. "

“Lâkin tek korkum: yarın ölebilirim kendimi tanıyamadan.”

“Odamı sınırlayan dört duvar arasında ,varlığımı ve düşüncelerimi kuşatan hisarın içinde ömrüm azar azar eriyor ...”

“Vücuttaki kan pıhtılaşıyor, bazı organlar yirmidört saat sonra çürümeye başlıyorlar ya; saçlar tırnaklar ölümden sonra daha bir süre uzamaya devam ediyorlar. Kalp durunca duygular düşünceler de kayboluyor mu, yoksa kılcal damarlarda kalan kan sayesinde belli belirsiz bir hayat sürüp gidiyor mu? Ölüm olayı aslında korkunç bir şey; ya öldüklerini kavrayanların hissettikleri?”

“Parmak uçlarına basa basa çekilip gidiyordu gece. Sanki yorgunluk çıkarmıştı, kanaatkardı, bu kadarı yeterdi ona. Uzak, hafif sesler duyuluyordu. Bir göçmen kuş, rüya görüyordu belki, belki bitkiler büyüyordu. Solgun yıldızlar, bulut kümeleri gerisinde kayboluyorlardı. Yüzümde sabahın yumuşak soluğunu hissediyordum…”

“Bana göre değildi bu dünya; bir avuç yüzsüz, dilenci, bilgiç, kabadayı, vicdansız, açgözlü içindi; onlar için kurulmuştu bu dünya. Yeryüzünün, gökyüzünün güçlülerine avuç açanlar, yaltaklanmasını bilenler için.”
Kör Baykuş
kitaba 8 verdi, inceleme eklemedi.
14 beğen · 0 yorum

Zeynep

@zeynepheus

Lâkin tek korkum: yarın ölebilirim kendimi tanıyamadan.
Kör Baykuş
kitaba 9 verdi, inceleme eklemedi.
13 beğen · 0 yorum

Elifcee

@elifcee

Kimseye anlatılamaz bu dertler, çünkü herkes bunlara nadir ve acayip şeyler gözüyle bakarlar
Kör Baykuş
kitaba 9 verdi, inceleme ekledi.
13 beğen · 0 yorum
125
KİTAP
Başucu Kitaplarım
Hayatımızda yer edinmiş, zaman zaman sayfalarını yeniden karıştırdığımız ve okumaya doyamadığımız başucu kitaplarımızı bu lis...
311
KİTAP
En Sürükleyici Kitaplar
Yemek yemek, uyumak gibi doğal ihtiyaçlarını unutmana sebep olacak en sürükleyici kitaplar bu listede! Sen de en sürükleyici ...
743
KİTAP
Okuduğum En Güzel Kitap
Okuduğumuz en güzel kitapları bu listede topluyoruz! Sen de en beğendiğin ve herkese tavsiye etmek istediğin kitapları listey...
428
KİTAP
Hiç Unutamayacağım Dediğimiz Kitaplar
Bittiğine üzüldüğümüz, hayatımızda derin izler bırakan unutamayacağımız kitapları paylaşıyoruz....
1160
KİTAP
Mutlaka Okunması Gereken Kitaplar
Herkesin mutlaka okuması gereken, kitaplığında bulunması gereken kitaplar listelenmektedir. Sen de mutlaka okunması gerektiği...

Işıl aksil

@isilll

Kör baykuş🦉
Kör baykuş🦉
...birisiyle konuşsam, bir şey yapsam, türlü konularda söze karışsam, gönlüm başka yerde oluyordu, aklim başka yerde, ve ayipliyordum kendimi..dagilan çözülen bir kitleydim ben.sanki ben hep böyleydim..böylede kalacagım..acaip bicimsiz bir karısım..🦉🦉
Kör Baykuş
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
34 beğeni · 5 yorum
Hayata Gülümse (@hayatagulumse998)
Etkileyici bir kitap öyle değil mi?
27.04.18 beğen 2 cevap

Semih Oktay

@semih-oktay

KÖR BAYKUŞ - Sâdık Hidâyet
"Sâdık Hidâyet soylu bir aileden 1903 yılında Tahran'da dünyaya geldi. Fransız Lisesi'nde okudu. Eğitimine devam etmek için Avrupa'ya gitti. Fransa ve Belçika'da geçirdiği dört yılın ardından İran'a döndü ve kısa sürelerle çeşitli işlerde çalıştı. Monarşiye ve ruhban sınıfına ağır eleştirilerde bulundu. Siyasi baskılara dayanamayan Hidâyet, Hindistan'a gitti. Kör Baykuş'u burada yazdı. Paris'te 1951 yılında intihar ederek hayatına son verdi." Videonun bulunduğu sayfadan alıntıdır şu yazdıklarım.

Bu öğleden sonra Sevâl Günbal'ın Farsça aslından Türkçemize çevirdiği, birinci baskısı bu yılın Mart ayında yapılmış 112 sayfalık KÖR BAYKUŞ nüshalarından birini satın aldım.Kitabın arka kapağındaki metni de aşağı alıntılıyorum:

"Sâdık Hidâyet

Kör Baykuş, uyku ve uyanıklık halinde geçen iki bölümden oluşmaktadır. Ancak rüyanın gerçekten ayırt edilmesi ne kadar zorsa, gerçek de gerçek olamayacak kadar ilginçtir. Ölümün peşinden ayrılmayan, epey ince fikirli bir yazardır Sâdık Hidâyet; yirminci yüzyıl İran edebiyatına yön veren isimdir. Kör Baykuş’ta kurguladığı anlatıcı, hayalle gerçek arasında, dünle bugün arasında gidip gelir; hayat ve gerçekler karşısında yenik düşen insanın hikâyesini bu güne nakleder. Birinci şahsın ağzından anlatılan hikâye, güzel bir şiirden, bir acının mateminden başka bir şey değildir. Hem dünden koparılmış hem de yarını olmayan, başıboş ve huzursuz insanın öyküsüdür bu. Sâdık Hidâyet’in eserlerinde, onun manevi ve dünyevi sorunlarından ziyade, güzelliğe dair düşüncelerini görmek mümkündür. Kör Baykuş da bunun en iyi örneğidir.

Sevâl Günbal’ın Farsça aslından çevirisi ve önsözüyle…

“Başyapıt diye bir şey varsa o da budur.”

André Breton"
EK 1
"Bu öğleden sonra Sevâl Günbal'ın Farsça aslından Türkçemize çevirdiği,birinci baskısı bu yılın Mart ayında Timaş Yayıncılık'tan çıkmış 112 sayfalık KÖR BAYKUŞ nüshalarından birini satın aldım." diye yeniliyorum bu tümceyi... 19.04.18
EK 2
Sevâl Günbal'ın Farsça aslından Türkçemize çevirdiği,birinci baskısı bu yılın Mart ayında Timaş Yayıncılık'tan çıkmış 112 sayfalık KÖR BAYKUŞ kitabını devrettim.Nevim Gökdemir
@nevimgokdemir Hanım istemişti kitabı...Unutmayayım! 06.05.18
EK 3
Sevâl Günbal'ın Farsça aslından Türkçemize çevirdiği,birinci baskısı bu yılın Mart ayında Timaş Yayıncılık'tan çıkmış 112 sayfalık KÖR BAYKUŞ kitabını devrettim.Nevim Gökdemir
@nevimgokdemir Hanım istemişti ya kitabı...Ödünç verdim : Geri almayı unutmayayım! ;) 11.05.18
Kör Baykuş
kitaba 10 verdi, inceleme ekledi.
32 beğeni · 46 yorum
Ruh Hassası (@ruhhassasi)
İstanbul'a döndüğümde dediğim gibi Çingenem'i alacağım fakat yine de ilk olarak Kör Baykuş'a tekrar başlayacağım @semih-oktay ağabey, bilesin!
08.05.18 beğen 1 cevap
Hayata Gülümse (@hayatagulumse998)
Nasıl çevirisi Semih Abi
08.05.18 beğen cevap
turlim (@turlim369)
semih abi çingenem kitabının yazarı Ahmet Mithat mı?
09.05.18 beğen 1 cevap

Canan

@cnnhni

Kömkör😊baykus...
Kömkör😊baykus...
Ùzerimdeki aaa sen "Kor baykus "ve "Para "kitabini okumadinmi?Nezaman okuyacaksin ?gbi baskilardan kurtulmak adina bugun is ćikisi seyyar bir kitap saticisindan "Kömkör baykusu istedim hem de yapi kredi yayinlarinin yeni baskisindan.Ya yapi krediden olacakmis yada Behcet Necatigil cevirmis olcakmis😊Yok dedi kadincagiz yapi kredi yayinlari Üskupte ne arasin😊Bari 1978 baskisi "Para "yi bul dedim ama 1978 baskisi olmasi sart😊aradik taradik oda yok😊sen bos gitme sana bi Elvis Presley plagi vereyim dedi..Ver dedim sevgili @semih-oktaya hediye ederim bnde karsiliginda da Kömķör baykusu alirm😊...
EK 1
Kör Baykuş
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
39 beğeni · 27 yorum
Semih Oktay (@semih-oktay)
Ahaha! Yahu iyice ele ayağa mı düştü acaba KÖR BAYKUŞ ile PARA nüshaları? Canan ne yaptın sen? Üsküp'te ne arasın bu kitaplar?!
21.04.18 beğen 3 cevap
Uzm. Serdar T. (@lizbon)
Bakırköy mü ?
22.04.18 beğen cevap
Mert Esin (@mertesin)
Burası İstiklal Caddesi'nden Karaköy'e inerken Galata Kulesi'nin yakınında bir yer olmalı. 🤔
22.04.18 beğen 1 cevap

Nevim Gökdemir

@nevimgokdemir

Semih sizin için
Semih sizin için
Kör Baykuş
Kör Baykuş
kitaba puan vermedi, inceleme ekledi.
28 beğeni · 16 yorum
Hayata Gülümse (@hayatagulumse998)
Günaydın Nevim Hanım. Üzüldüm şimdi kizcagıza. Hiç bu saatte okunacak hele dışarda okunacak bir kitap mı? 🤣🤣
17.11.17 beğen 4 cevap
Bencede , okumanın saati olmaz ama bu kitap bence akşam okunmalı :)
17.11.17 beğen 2 cevap
Bayır gülü (@bayirgulu)
Sn; Semih abiyle bende tanışmak istiyorum. Ona ithafen paylaşımlar yapmak istiyorum. 🙃
17.11.17 beğen 3 cevap

Nevim Gökdemir

@nevimgokdemir

AYLA
Birini sevmek içiniz titreyerek sevmek elinizi tutuğu an bir daha hiç bırakmaktadır, bazen şartlar değişir ve kopuverirsiniz ama hep o biryerlerde vardır
Kör Baykuş
kitaba puan vermedi, inceleme ekledi.
6 beğeni · 2 yorum
Semih Oktay (@semih-oktay)
Bu nedir Ya Rab?! :S
13.11.17 beğen 1 cevap
8.5/10
418 oy
Sence kaç puan almalı?
0