ara

Kör Baykuş

Kör Baykuş Konusu ve Özeti

Kör Baykuş
Çevirmen:
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
ISBN: 9789750803027
Sayfa: 95 sayfa
Basım Tarihi: 2014
Modern İran edebiyatının kurucularından Sadık Hidayet'in 1936'da Bombay'da yayımladığı başyapıtı, kendi deyişiyle "özenle hesaplanmış, net, bilinçli etkilerle dolu" ve "her sayfası bir partisyon gibi düzenlenmiş" Kör Baykuş (Buf-i Kur), öteki yapıtları gibi, pek çok dile çevrildi, pek çok ülkede pek çok yazarı etkiledi.

Kör Baykuş, 1977'de Behçet Necatigil'in unutulmaz çevirisiyle Varlık Yayınları'ndan çıkmıştı. Philippe Soupault ve Andre Breton gibi önemli edebiyatçıların övgüsünü kazanan bu kült romanı, yine Necatigil'in çevirisinden, Necatigil'in "önsöz"ü ile sunuyoruz.
Kör Baykuş kitabı Başucu Kitaplarım listesinde yer almaktadır.

Leandros

@leandros

Kör Baykuş, Sadık Hidayet
KÖR BAYKUŞ
Yazar: SADIK HİDAYET
Çeviri: BEHÇET NECATİGİL
YKY YAYINLARI 17. BASKI

Acaba bir gün bu metafizik olguların, ruhtaki bu kendinden geçme anında ve uykuyla uyanıklık arasında beliren gölgeler yansımasının sırrı anlaşılacak mı?

Sadık Hidayet’in Kör Baykuş kitabını 18 Haziran 2016 Cumartesi günü okumaya başladığımda bu cümle çok dikkatimi çekti ve kitabı okumaya devam ettim bir kez sonuna kadar okumam aslında çok da uzun sürmedi. Sonra kitabın özet kısmına baktığımda karşımda üçyüz küsür alıntı yaklaşık yüz adet inceleme vardı. Kitabı bir kez daha okumaya karar verdim. Sadık Hidayet Kör Baykuş kitabı (YKY YAYINLARI 17. BASKI sayfa 15- 85 arası) 70 sayfa ( bu arada şunu belirtmek istiyorum kitapları okurken bazen bazı kitaplarda notlar tutarım iki sayfalık bir faks kağıdına bu notlarımı da yazdım ve resmini de paylaştım). Sadık Hidayet’in Kör Baykuş kitabını 19 Haziran 2016 Pazar günü önce Atatürk havaalında başka bir şehre gideceğim gün uçağı kaçırıp sonra üstene tekrar otobüsle başka şehre geçtiğim gün tekrar baştan başlayıp okumaya devam ettim. Kitap için notlar aldığım 2 sayfalık faks kağıdının her sayfasını kalemle ikiye böldüm ve şimdiki zaman, geçmiş zaman, anılar(metafizik olgu), uyku ile uyanıklık hali olmak üzere başlıklar attım.

Sadık Hidayet’in Kör Baykuş kitabı; bana göre benimde not tutuğum kağıda yazdığım gibi şimdiki zaman, geçmiş zaman, uyku ile uykusuzluk hali arasındaki yansıma yanılma ve hatırlamalar ve anıların metafizik olguları ile devam ediyor. Kitap iki bölüm içermekle birlikte genel özeti halası tarafından büyütülmüş, anne ve babasını hiç görmemiş ve halasının kızıyla sırf annesi olarak gördüğü ve halasına olan sevgisinden dolayı evlenmiş roman kahramanının ve kahpe dediği karısının öldürülmesine ve mezarlıkta gömülmesine kadar devam olay, olgular, dönüşümlerle devam ediyor.

İncelemeleri okuduğumda birkaç olay örgüsü anlatan yazıya rastlayabildim. Notlar tuttuğum kağıdın resmini paylaşmayı ve inceleme yazmaya bu yüzden karar verdim. Sadık Hidayet’in Kör Baykuş kitabının özetini sayfa numaraları ile birlikte yazmaya karar verdim. Kitabı okumak istemeyen arkadaşlar aşağıda sayfa numaraları ile beraber yazmaya çalıştığım olay kurgusunu okumayabilirler.
NEDEN KÖR BAYKUŞ?

Athena, Yunan mitolojisinde zeka, sanat, strateji, ilham ve barış tanrıçasıdır. Roma mitolojisinde Minerva diye anılır. Babası Tanrıların başı Zeus, annesi ise Zeus'un ilk karısı olan hikmet tanrıçası Metis' tir. Sembolleri, kalkan, mızrak, zeytin dalı ve BAYKUŞTUR.
Kitap okumaya gittiğim yerdede en azından teyit etmek adına ya da BAYKUŞ sizce neyi ifade ediyor dediğimde ‘’Bilgelik ‘’ demişti bana. Yunan mitolojisinde Baykuş ‘’ Bilgelik ‘’ ve ‘’ Uğursuzluk ‘’ demektir.

DÖNÜŞÜMLER
Yazar: OVİDİUS
Çeviri: İSMET ZEKİ EYUBOĞLU
PAYEL YAYINLARI HAZİRAN 1994 BASIM
Ovidius’un Dönüşümler ( Besinçi Kitap Sayfa 131 – 132 ; 535-550)

Gezinirken Tartarus bahçelerinde, bir nar
Koparmış dalları eğik ağaçtan, kırmış kabuğunu 535
Yemiş yedi narı. Bu olayı gören yalnızca
Ascalaphus oldu. Söylentilere göre Avernuslar
Arasında Orphne denen, pek bilinmeyen,
nympha doğurmuş onu, ormanda, bir mağarada 540
Acheron’dan. İşte o. Görmüş Proserpina’yı
İçi sızlamadan duyurmuş ortalığa, önlemiş
Dönüşünü. İnledi Erebus, kraliçesi uğursuz
Bir KUŞA döndürdü bu olayın tanığını. Başında
Phlegethon sularıyla ıslanan bir gaga, tüy, 545
Kocaman gözler yarattı. Değişti tüyle kaplandı
Sarımsı gövdesi, büyüdü başı, kıvrıldı, uzadı
Tırnakları, güçlükle titredi kımıldayan kolunda
Tüyler. Yıkımların ulağı, UĞURSUZ sayılan, bütün
Ölümlülerin kaçındığı BAYKUŞ derler buna 550

Yunan Mitolojisinde Bilgelik ve Uğurszluk ifade eden Baykuş neden Sadık Hidayetin kitabında Kör diye düşündüğümde Cevabını bana göre ‘’ Bilgelik gözlerin gerçeklere açılmasıyla gelir’’ sözleriyle GEORGE SANTAYANA verdi.

Gölgem çok çok güçlüydü, belirgindi gerçek cismimden; duvara vurulmuş gölgem daha gerçekti vücudumdan. Sanki ihtiyar hurdacı, kasap, dadım ve o kahpe karım, benim gölgelerimdiler, ben bu gölgelerin içinde hapsedilmiştim. Bir Baykuşa benziyordum, ama iniltilerim boğazımda takılıp kalıyordu ve ben pıhtılaşmış kan olarak tükürüyordum onları. Şayet Baykuş da hasta olsa benim düşündüğüm şeyleri düşünürdü. Duvardaki gölgem tıpkı bir Baykuş gölgesiydi ve iki büklüm eğilmiş, yazdıklarımı dikkatle okuyordu. Anlıyordu besbelli; bir o anlayabilirdi. Göz ucuyla gölgeme baktıkça korkuyordum.
SADIK HİDAYET – KÖR BAYKUŞ SAYFA-82

Kitap iki bölüm içermekle birlikte genel özeti halası tarafından büyütülmüş, anne ve babasını hiç görmemiş ve halasının kızıyla sırf annesi olarak gördüğü ve halasına olan sevgisinden dolayı evlenmiş roman kahramanının ve kahpe dediği karısının öldürülmesine ve mezarlıkta gömülmesine kadar devam olay, olgular, dönüşümlerle devam ediyor. ***Kitabın özetini sayfa numaraları ile yazıyorum. Kitabı okumak istemeyen arkadaşlar aşağıda sayfa numaraları ile beraber yazmaya çalıştığım olay kurgusunu okumayabilirler.


Annemle babam üzerine bazı şeyler duydum, ama yalnız dadımın anlattıkları doğru görünüyor bana. Dadım bana şunları anlatmıştı: Babamla amcam ikizlermiş, aynı yüz, aynı görünüş, aynı huy aynı ahlak; hatta sesleri de o kadar benzermiş ki onları ayırt etmek kolay olmazmış. Manevi bir bağ, bir duygu beraberliği varmış aralarında, birisi hastalansa ötekide hastalanırmış, hani derler ya, bir elmanın yarısı o, yarısı bu. Derken ikisi de ticaretle uğraşmaya başlamışlar, yirmi yaşında Hindistan'a giymişler,rey mallarını orada satmak için: türlü kumaşlar, çiçekli basmalar, pamuklu dokumalar, cübbe şal, iğne, Çanak çömlek, baş yıkamaya killi toprak, kalemdan. Babam, Benares’e yerleşmiş, ticaret için öteki kentlere amcamı gönderiyormuş. Çok geçmemiş babam aşık olmuş. Sayfa 44.

Ben doğduktan az sonra amcam Baneres’e dönmüş. Duyguları ikiz kardeşinin duygularına bağlı sanki, rakkaseye bu kez de çılgınca o vurulmuş. Babamla ortak oldukları dış ve iç benzerliklerinden yararlanarak, muradına da çabuk ermiş. Ama annem anlamış ve açığa vurmuş sırrı. Kararı kobra yılanı vermeliymiş, yoksa ikisini de bırakıp gidecekmiş annem. Hangisi sağ kalırsa onunla olacakmış annem. Sayfa45

O gün bu gün ben boşuna ekmek diyorum, lüzumsuz bigane bir adamım ancak. Sonra Amcam ya da babam, rakkaseyi ve beni alıp takibe Rey’e gitmiş ve beni kız kardeşine, yani halama emanet etmiş. Sayfa 46

Karımın annesi, biraz da benim annemdi, çünkü ben kendi annemi, babamı görmedim, bilmedim. Karımın annesi olan o boylu poslu, kır saçlı kadın büyüttü beni. Karımın annesini kendi annem gibi sevdim, onun kızıyla evlenişim de bu sevgi yüzünden oldu. Sayfa 44

Çocukluğumda Nevruzun 13. günüydü (Sayfa 18 -22-56-65) ben buraya gelmiştim, karımın annesiyle ve o kahpeyle gelmiştim. Servilerin etrafında az mı koşuşmuş, oyunlar oynamıştık. Sonra başka çocuklar da katılmışlardı bize; fakat şimdi tam hatırlamıyorum. Körebe oynamıştık. Irmak kıyısında o kahpeyi kovalıyordum ki, birden ayağı kaymış suya düşmüştü. Sudan çıkarmışlar, üstünü değiştirmek için bir servinin arkasına götürmüşlerdi. Peşlerinde gitti. Önüne bir baş örtüsü tutmuşlardı. Ama ben ağacın arkasından gizlice, gördüm bütün vücudunu. Gülüyor, sol elinin işaret parmağını ısırıyordu. Beyaz bir atkıya sardılar onu ve ince siyah ipek entarisini güneşe serdiler. Sayfa 56

Ben onunla annesine benzediği için evlendim, bana da benziyor az çok, diye evlendim. Sayfa 53

Karı koca olamadık biz. Sayfa 53

Sanki kendisini bir canavarla birlikte bir hücreye kapamışlardı. Kimse inanmaz, zaten inanılır gibi değil. Hiç değilse dudaklarından öpsem; ona bile bırakmadı. İkinci gece, ilk geceki gibi, aynı yerde kuru toprakla yattım. Ertesi geceler de öyle, elimden bir şey gelmedi. Hasılı, uzun süre, odanın bir ucunda kuru toprakla uyudum. Kim inanır? İki ay, hayır, iki ay dört gün, onun uzağında hep yerde uyudum, ona yaklaşmaya cesaret edemedim. Sayfa 48

Hayatından pek memnundu anlaşılan ve farkında olmadan sol işaret parmağını ağzına götürüyordu hep. Bu latif kadın, Suren ırmağının kıyısında körebe oynadığımızi entarisi kırmalı ve siyah, kendisi ince, zarif o kızmıydı? Halleri çocuksu, özgür ve eteğinin altında bacakları gördükçe heyecanlandığım o kız mıydı? Şimdiye kadar farkına varmamıştım, şimdi gözlerimin önünden bir perde kalkmıştı sanki. Safya 75

Çok geçmeden sağda solda aşıkları olduğunu anladım. Sayfa 48

Hemde ne aşıklar! İşkembi, fakih, ciğerci, müftü, tüccar, feylesof, ki isimler ve lakaplar değişik, ama hepside bir sürü fasarya adam. İşte bunları bana tercih etmişti. Sayfa 48

Sonra ayaklarımın ucuna basa basa, karımın odasına doğru yürüdüm. Karanlıktı odası, kapıyı yavaşça açtım. Rüya görüyordu herhalde, yüksek sesle sayıkladı: ‘’Şalını Çıkar!’’ Yatağına yaklaştım, sicak yumuşak soluklarını yüzümde hissettim. İnsanı dirilten, tatlı bir alevdi bu! O havayı birkaç dakika teneffüs etseydim tekrar canlanırdım. Ah, ne kadar zamandır inanıyordum buna: herkes bu bendeki gibi ateşli soluklar olması gerekirdi. Odada bir başkası, aşıklarından biri olmasın diye sağa sola baktım, hayır kimse yoktu, yalnızdı. Hakkında söylenenlerin sırf yalan ve iftira olduğunu anladım. Kim bilir belki de bakireydi henüz? Ona yaklaştığımda hayallerden, suçlamalardan ötürü kendimden utandım. Fakat bir dakika bile sürmedi bu: Kapının arkasından bir aksırık sesi geldi, daha boğuk alaycı bir gülüş, insanın tüylerini diken diken eden bir kahkaha duydum, damarlarım çekildi ürperdim. O aksırmayı, o kahkahayı duymasaydım, onlar alıkoymasaydı beni, karar vermiştim, gövdesini parca parca edecek, satsın diye müsterilere, karşıdaki kasaba götürecektim. Budundan bir parçayı da adak olarak kuran okuyan ihtiyara verecek, ertesi gün de gidip soracaktım ona: Dün yediğin et ne etiydi, biliyor musun? Sayfa 79

O, ben hariç, kendini herkese veriyordu, fakat ben, onun çocukluğunu belli belirsiz tekrar yaşayarak, kendimi teslim ediyordum. Sayfa 75

Hani kötülemek gibi olmasın ya, karın dün gece bir çocuk düşürdü… Biliyoruz ki bu çocuk… Kendisi söyledi, sözde hamamda gebe kalmış. Sayfa 80

Her an bana mezardan daha dar, karanlık olmaya başlamış bu odada vaktimi, karımı beklemekle geçiriyordum, ama o hiç gelmiyordu. Ben bu hallere onun yüzünden düşmemiş miydim? Şaka değil, üç yıl, hayır, iki yıl dört ay oldu; ( Burada neden YIL yazılmış çeviri hatasımı var bilmiyorum çünkü bir çok sayfasında iki ay dört gün özellikle belirtilmiş ve yazmaktadır. Sayfa 16-17-18-19-21-48-) ama nedir günler nedir aylar? Benim için bir önemi yok onların; mezardan olan için zaman, anlamı kaybeder. İki yıl dört aydır bu oda, benim hayatımın ve düşüncelerimin mezarı oldu. Sayfa 51

Günden güne zayıflıyordum, aynada bakıyordum kendime: Yanaklarım kızarmıştı, kasap dükkanında asılı etlerin rengiydi bu. Çok ateşim vardı ve gözlerimde baygın sönük acılı bir ifade. Sayfa 49

Çenesinde üç tel sakal, hekimbaşı geldi, afyon içmeme izin verdi. Çektiğim cefalara bundan değerli deva mı olurdu? Sayfa 60

Hekim söylemiş, sen ölecekmişsin, senden kurtulacakmışız. Ölmek nasıl olur? Sayfa 81

Süpürme bitince aşağı, odama indim ve bir karar verdim, korkunç bir karar: Bitişik odaya geçtim, kutumdaki kemik saplı bıçağı çıkardım, eteğime sildim, temizledim yüzümü yastığımın altına soktum. Sayfa 67

Korkunç keyifli bir hava. Bense biliyorum niçin yere eğilmiştim; böyle havalarda hep ölümü düşünürüm. Ama ançak şimdi, ölümün bana kanlı yüzünü gösterdiği, kemikli ellerini boğazıma doladığı şu anda vermiştim kararımı: Ardımdan ‘’ Allah rahmet eylesin, rahata erdi! ‘’ dedirtmemek için, kahpeyide beraber götürecektim. Sayfa 67

Delirdiğini sanıyordum. O keşmekeş içinde, elimi uzattım nasılsa ve elimdeki bıçağın vücudunun bir yerine saplandığını hissettim. Sicak bir sıvı, yüzüme fışkırdı. Bir çığlık kopardı o, ve beni bıraktı. Avucumda sicak bir şey vardı, ona dokunmadım, elimi yumruk yaptım. Bıçağı attım, bıçaksız elimi vücudunda gezdirdim, katılaşmıştı. Ölmüştü o. Sayfa 84

Ama ben onlardan bir tanesini anlatmakla yetineceğim, başımdan geçti bu ve beni öyle sarstı ki asla unutamam. Sayfa 15

Çalışacağım yazmaya, aklımda kalanları, olaylar zincirinden zihnimde kalanları yazmaya. Sayfa 15
Yazmak bir ihtiyaçtı, zorunlu bir görevdi benim için. Uzun süredir bana işkence eden devi öldürmek istiyordum, çektiklerimi kağıda geçirmek istiyordum. Sayfa 38

Beni yazmaya da o resim zorluyor. Sayfa 71 ( Bahsettiği resim Sayfa 17- 18-19-34-35-55-59-71)

Üç aydan beri, hayır, iki ay dört gün var ki onun izini yitirdim, ama o büyülü gözlerinin, o gözlerdeki öldürücü parıltının anısı hayatımdan silinmedi; onu nasıl unutabilirim ki, hayatıma öylesine bağlanmış. Sayfa 16

Vazgeçebilir miydim tamamen? Ama onu tekrar görmek, benim elimde olan bir şey değildi Azap çeken bir ruh gibi bekliyor, kolluyor, arıyordum, lakin boşuna! Evin çevresini dolaştım, araştırdım. Bir gün, iki gün değil, belki iki ay dört gün, cinayet yerlerinde dönen katiller gibi, döndüm dolandım evin çevresinde. Sayfa 21

Onu yitirdim yitireli, aramızda bir taş duvar, ıslak bir set, deliksiz pencere, kurşun gibi bir taş duvar yükseldi yükseleli hayatım ebediyen boş ve kayıp bir hayat olduğunu kavramıştım. Sayfa 22

Onu kendi tenimin Siçaklığı ile ısıtmak istedim, ona kendi sıcaklığımı verip ölümün soğukluğunu ondan almak istedim. Ola ki ona kendi ruhumu üflerim diye soyundum, yanına uzandım. Ağzı bir salatalığın içi gibi buruk ( bu ifade Sayfa 25-57-76-83 teyit ederek geçmektedir.)ve serinletici. Bütün teni buz gibiydi, damarlarımdaki kan dondu, bu soğukluk ta kalbime işledi. Boşunaydı bütün çabalarım. Karyoladan indim, giyindim. Hayır, yalan değil, işte odama, yatağıma gelmiş, vücudunu bana teslim etmişti, teninin ve ruhunu, ikisini de bana vermişti. Sayfa 25

Ben bu ölüyü ne yapacaktım, çürümeye başlamış bu cesedi? Önce odamda gömmeyi düşündüm, sonra alıp götürmek geldi aklıma; götürüp bir kuyuya, etrafında mavi gündüzsefaları olan bir kuyuya atmak geldi. Ama bu işi kimse görmeden yapmak, az düşünce, az zahmet, az ustalık mı isterdi! Sayfa 28

Bu kez tereddüt etmedim, küçük odadaki kemik saplı bıçağı aldım, (Sayfa 67-79-80) önce büyük bir dikkatle, vücudunu bir örümcek ağı gibi hapsetmiş ince, siyah entariyi, üstündeki tek giysiyi uzunlamasına kestim. Uzamıştı adeta, gözüme eskisinden daha boylu göründü. Sonra başını kestim, birkaç damla soğuk pıhtılaşmış kan sızdı gırtlağından. Sonra kollarını bacaklarını kestim. Gövdeyi, kol bacakları düzgün ve tertipli bavula koydum. Sayfa 29

Hamal arıyorsun ben varım işte! Ya! Dedi ihtiyar. Cenaze araba da var. Ben her gün ölü taşır, götürür, gömerim, ya! Tabut da yaparım, ölcüsü ölcüsüne, tam tamına. Şu anda hazırım ben, ya! Sayfa 29

Gelirken kazma kürek de getirmişti, cevabımı beklemeden kazmaya başladı. Bavulu yere bıraktım, uyuşuk cansız duruyordum. Kamburihtiyar işinin eri gibi becerikli çalışıyordu. Sayfa 31

Bavulu koyarak kaldırdım, çukura indirdim, tamamı tamamına sığdı çukura. Fakat son defa görmek istedim ölüyü, bavuldaki ölüyü. Çevreme bakındım, hiçbir canlı görünmüyordu. Cebimden anahtarı çıkardım, bavulun kilidini açtım. Fakat siyah entarisinin kenarlarını açıp da sızmış kanlar ve kaynaşan kurtçuklar arasında, onun bana anlamsız şaşkın bakan ve derinliklerinde bütün ömrünün boğulduğu o iri, kederli gözlerini görünce, hemen kapattım bavulu. Üzerine topraklar atım, toprağı çiğnedim, sımsıkı pekiştirdim. Gittim, o kokusuz, mavi gündüzsefalarından topladım, mezarının üstüne diktim. Sonra bütün izleri yok etmek, tanımasını imkansızlaştırmak için de kum çakıl serpiştirdim mezara. Bu işi öyle sağlam yaptım ki, artık neresiydi yeri, ben bile ayırt edemiyordum. Sayfa 32

Uyandığım yeni dünyada çevreyi, durumları yakından tanıyor, kendimi onda, eski hayatımı oluşturan çevredekinden daha rahat hissediyordum. Bu benim asıl hayatımın bir yansımasıydı sanki. Bir başka dünya idi, ama aşinası olduğum için, kendimi hemen gene alışageldim eylemler içinde buldum.Ben bir başka, çok eski bir dünyaya doğmuştum, ama bu daha yakın, daha doğaldı bana. Sayfa 37

Her kitap kurgusunda olduğu gibi Kör Baykuş kitabını Anlatıcı Mekan ve Zaman olarak incelemek gerekir.

Anlatıcının mekanı ve romanın tamamındaki bakış acısı farkılıklar gösterebilir. Sadık Hidayet Kör Baykuş romanı Anlatıcı ve Roman kahramanı acısından bunların tamamını kapsamaktadır. Birinci şahis olarak anlattığı gibi üçüncü şahsın ağzında anlattığı bölümler ve paragraflar var olay kurgusunda hatta ve hatta Anne ve Babasının hikayesin de başka bir anlatıcının arkasına sığınıp hikayesine devam ederken bir taraftanda halasının ağzından hikayesine devam etmektedir. Gerçeklik düzeyinde ise roman kahramnalarının bağlantısı ve dönüşümleri ile ilgili kitabında şunu ( İnanmış inanmamış başkaları sayfa 15) yazmıştır. Bir çok yerde aynı tipler ama farklı karakterler olan Baba, amca mezarcı, hurdacı ve roman kahramanının birbirlerine dönüşümler. (Ben ihtiyar hurdacı olmuştum sayfa 84)

Mekan olarak baktığımda ise Kendi evinin odası gibi görünse de bu noktada bir çok farklı mekan ve sapmalar var ( Issız sokaklara sapmıştım. Yol üstünde acayip, garip geometrik sekilerde, kübik, prizma biçimi, koni kesiği, kül rengi evler görülüyordu. Basık karanlık pencereli evler. Harap, sahipsiz, eğreti, pencereler. Bu evlerde hiçbir zaman canlı varlık oturmamıştı sanki. Sayfa 54-66 ) ( Çevreme bakındım: Tepelerle, mor sıradağlarla çevrili bir yöredeydim. Sayfa 32 )

Olaylar, Anlatıcı ve roman kahramanlarının dönüşümleri mekan ve zamanla gidip gelmekte ve karışmaktadır.. Yazıldığı dönem ve İran Edebiyatı açısından baktığımda ise gözüme çarpan çümleler var.

(Tek ilaç şarap yardımıyla unutmaktır; afyonun ve uyuşturucu maddelerin sağladığı sahte uykudur. Sayfa 15)

(Hemde ne aşıklar! İşkembi, fakih, ciğerci, müftü, tüccar, feylesof, ki isimler ve lakaplar değişik, ama hepside bir sürü fasarya adam. İşte bunları bana tercih etmişti. Sayfa 48)

(Tanrı gerçekten var mı, yoksa kutsal imtiyazlarının korunmasını gözeten bu yeryüzü güçlüleri tarafından, vatandaşlarını daha da rahat sömürebilmek için, kendi tasarılarına göre mi yaratılmıştır. Sayfa 63)

İnsanı duyguların ise bu örgüye yayılmasını ise gerçekten çok başarılı buldum ama bununla birlikte Kör Baykuş Kitabının anlaşılmaz olduğunu asla düşünmüyorum.

***2.06.2016 Semih Abi’ye Cevabımdır.

Okuduğum kitapları düşündüğümde ve bu kitapların diğerlerine göre daha farklı bulduğumda bunu kendimce hep şuna bağlamışımdır. Ya kendi dönemlerinde yasaklanmış, ya da kendi ülkelerinde basılmamış, ya da revaçta olmamış ve değerleri sonraki zamanlarda anlaşılmıştır. Bu tamamen kendi düşüncem olmakla birlikte okuduğum bu kitaplarda gözlemlediğim kurgular ya da yazım şekli o zamana ait aykırı bir düşünceyi anlatıyor ya da kurgular ve düşüncelerde farklılıklar yaratıyorlar ya da döneme sosyolojik ve psikolojik bakış acısından farklılıklar içeriyor… Sadık Hidayet’de Kör Baykuş kitabı bana göre bu tarz bir kitap ve zaten ülkesinde o dönem yasaklanmış ve kendisi başka bir ülkede yaşamış ve Paris’de intihar etmiştir. Kör Baykuş konu ve tema olarak düz mantıkla körü körüne hayata, yaşama, anılara deneyimlere bağlı bir kitap değildir bunlar olsa bile kurmaca her açıdan olağan üstü tasarlanmış kitabın başlangıcında beklide duygular basit anlaşılır görünse de kitap vardığı noktada karmaşıktır. Kurmacayı, duyguları başa bir şeye dönüştürmek başka bir noktaya götürmek zaten bana göre büyük yazarların büyük kitapların işidir. Kör Baykuş bu acıdan uzun süre okunabilecek bir kitap olma özelliğini göstermektedir. Kitaplarda konular duygular basit olabilir ama yazım şekli tarzı isyankar ve kurmacası ile olan uyumu onu başka kitaplardan ayırır. Kar Baykuş Sadık Hidayet’in iç dünyasından çıktığını düşündüğümde (Kendisi bizzat kitabında belirtmiştir …Beni yazmaya o resim zorluyor. …Yazmak bir ihtiyactı.) hayal dünyasından üretilen içindeki duygu ve karamasarlığı kurguya çok iyi işleyip hepimizi kurgunun gerçekliğine inandırmıştır. Sonuçta roman kavramı kurmacaların, yalanların, haya gücünün ürettiği kandırmacaların bize gerçekmiş gibi gösterilmesidir. Biz bu gerçekliğe inandığımızda işte bu noktada bu kitaplar sonsuzluğa doğru yola çıkarlar.
Bunu yazmamın sebebi roman kahramanı, mekan, zaman kurgusuna cevap verebilmek için (yukarıda yazdıklarım benim adıma düşünce notları olmakla birlikte açıklama adına önemli.) için önemliydi. Her romanda bir anlatıcı vardır ve bu anlatıcı bu romanı yazan yazar olmak zorunda değildir. Her romanda olan bu anlatıcı romandaki kahramanların, karakterin işleyişini ve ruhunu ifade eder. Bu anlatıcı yazar olmamakla birlikte roman devam ettiği sürece kitabın tüm sözcüklerinde varlığını sürdürür ve kitabın son noktasında kitapdan ayrılır. Benim adıma ise en önemli karakterlerden bir tanesi bu anlatıcı karmaşıklığı olan bu tarz kitaplardır. Bu noktada zaten anlatıcı bir roman kahramanıdır. Bir anlatıcısı olmayan bir roman olmayacağı gibi bir kahramanı olmayan bir romanda bana göre yoktur. (Bir anlatıcısı olmayan bir roman varmıdır?) Roman kahramanının anlattığı romanlar, Mekanın dışında olan anlatıcı ya da belirsiz bir anlatıcı kitaplarda olabilir. Bu farklı durumları Sadık Hidayet Kör Baykuş kitabında kullanmıştır. Bu anlatıcı bazen bulunduğu mekanda bazen mekanın dışında bazende tamamen dışarıda yani yukarıdan bakılan bir mekandan anlatabilir. Kör Baykuş bu noktada çoklu anlatıcı ile devam eder ve bu çoklu anlatıcılar kurguda farklılıklar ve zaman kayması yaratmakla birlikte Roman kahramanlarının birbirlerine ve iç içe olan döngü ve dönüşümleri Kurguyu sona gerçeklikle bağlar.(Ben ihtiyar Hurdacı olmuştum.) Anlatcının dönüşümü Kahramanın dönüşümü ve bunların bakış acısı saklanması Romanı Kahramansız yapar mı ?
Mekan olarak baktığımda ise Kendi evinin odası gibi görünse de bu noktada bir çok farklı mekan ve sapmalar var ( Issız sokaklara sapmıştım. Yol üstünde acayip, garip geometrik sekilerde, kübik, prizma biçimi, koni kesiği, kül rengi evler görülüyordu. Basık karanlık pencereli evler. Harap, sahipsiz, eğreti, pencereler. Bu evlerde hiçbir zaman canlı varlık oturmamıştı sanki. Sayfa 54-66 ) ( Çevreme bakındım: Tepelerle, mor sıradağlarla çevrili bir yöredeydim. Sayfa 32 ) Anlatıcının olduğu farklı Mekanların olması ile birlikte bir Roman Nasıl Mekansız Olabilir ?
Sadık Hidayet’in Kör Baykuş romanı zaman açısından da iç içe ve farklı bakış acısından ilerlemektedir. Anlatıcı aynı zaman diliminde olduğu gibi şimdiki zamandan bakarken geçmiş zamanda olan olayları şimdiden, geçmişte olan olayları da şimdiki ve gelecek zaman şeklinde ilerlerken rüya ve halisünasyonlarla da inci gibi işlemiştir. Rüya ya da gerçek olup olmadığını bize şimdiki zamanda belirtir. Bu durumları bu şekilde anlatması bu Kör Baykuş kitabını zamandan mahrum etmek olabilir mi ?
Kör Baykuş
kitaba 10 verdi
19 beğen · 19 yorum
Beyhude (@mamafih)
merhaba incelemenizi çok beğendim. Kitabın ismini ben kendimce şöyle yorumladım. Baykuş sizinde bahsettiğiniz gibi yukarıda uğursuzluğu ile tanınan bir hayvan. Bizim oralarda çocukluğumun geçtiği taşra köyünde baykuşun öttüğü evin damında mutlaka bir cenaze çıkardı. ertesi gün köyün camisinde cenaze kaldırılırdı. Bu biraz da bana tabu ve totem kitabını anımsattı. inanç şekli beklentiyi arttırıyor. Ve kaçınılmaz olanla çabuk buluşturuyor. Uğursuzluğunun yanında görme özeliği yüksek olan bu hayvan karanlığı simgeliyor diye düşünüyorum. Karanlıkta görememe körlüğü ise bana tek özeliğini yitirmiş bir ruh. Yanılsamalar vs. vs.. Bu kitabı okurken hep sis içinde hissettim kendimibulanık anlatımlar içinde yorulduğumu çoğu zaman.. ilginç bir kitaptı. hüzünlü ve acıyan bir yan kanayan bir yara gibi..
20.06.16 beğen cevap
Leandros (@leandros)
Teşekkür ederim. Şayet Baykuş da hasta olsa benim düşündüğüm şeyleri düşünürdü. Duvardaki gölgem tıpkı bir Baykuş gölgesiydi ve iki büklüm eğilmiş, yazdıklarımı dikkatle okuyordu. Anlıyordu besbelli; bir o anlayabilirdi. Sayfa 82 . Belkide her iki anlamda da düşünülebilir bu kitap adına... Ben uğursuzluk kısmına da değindim Ovidius dönüşümlerde... UĞURSUZ sayılan, bütün
Ölümlülerin kaçındığı BAYKUŞ derler buna 550 (sayfa 132 )
20.06.16 beğen 1 cevap
Ömer Aydemir. (@seyyah73)
incelemeyi çok beğendim hakkını vermişsiniz teşekkür ederim
20.06.16 beğen cevap
Semih Oktay (@semih-oktay)
"(...) Kör Baykuş Kitabının anlaşılmaz olduğunu asla düşünmüyorum." Leandros ne mutlu sana.İki defa okumuş ve kitabı çözmüşsün.Yazarının ruh hâllerini de hissetmiş olabilir misin bu durumda?
21.06.16 beğen cevap
Leandros (@leandros)
Kitap Kurgusu çok daha karmaşık olan kitaplar olduğunu düşünüyorum ve biliyorum.Bu acıdan baktığımda kurgu ve konusununda Kör Baykuş kitabının anlaşılmaz olduğunu evet düşünmüyorum. Ama Konu duygu ve ruh hallerine gelince aklıma şu geldi öncelikle. Sadık Hidayet gibi intihar etmiş ya da psikolojik sorunları olan özellikle de kitaplarını okuduğum yazarlar ve kitapları var... Bunlar Cesare Pavese, Comte De Lautreamont, Ernest Hemingway, Hans Fallada, Jack London, Malcolm Lowry, Romaih Grey Sylvia Plath, Stefan Zweig, Mayakowski, Vaslav Nijinsky, Mişima, Kawabata, Virginia Woolf, Marcaus de Sade; bunlar arasında Kay Redfield Jaminson'u arıyorum çünkü kendisinin iki kitabını okudum durulmayan bir kafa ve intiharı anlamak (İtiraf ettiği üzere psikoloji prof. olan bu kişi hastalığı sırasında seçimini intihardan yana kullanmamış). Bunların tamamına ait duygu ve ruh hallerini yazmak ya da anlamak yada konuşmak çok uzun bir konu bence. Ben Kör Baykuş Kitabında Konu Özeti ve ANLATICI, MEKAN, ZAMAN, olan bir inceleme görmediğim için bu incelemeyi yazdım. Sayfa Numaralarını da not ettim. Ayrıca ANLATICI (roman kahramanı) ZAMAN VE MEKAN ile ilgilide yorumlarımı yazıp onlarla ilgilide Kitap cümlesi paylaştım... Kitap kurgusunu incelemedim ve kendimce de bunu dile getirdim. Okuma tarzımın fotoğrafını bu açıdan paylaştım. Şimdi YUKARIDA YAZMIŞ OLDUĞUM bu intihar etmiş yazarların Ruh hallerini her insanın anlaması mümkün mü ?
21.06.16 beğen cevap
Semih Oktay (@semih-oktay)
Her insanın anlaması mümkün değil...Ama ben de henüz yirmi yaşımdayken intihara teşebbüs etmiş biri olduğum hâlde Hidâyet'i ancak anlayabildim.KÖR BAYKUŞ romanından değil Yazarı Hidâyet'ten bahsediyorum.Zamanı,mekânları ve kahramanı olmayan bir başka roman bildirmen mümkün mü bana peki?
21.06.16 beğen cevap
Leandros (@leandros)
***2.06.2016 Semih Abi’ye Cevabımdır.

Okuduğum kitapları düşündüğümde ve bu kitapların diğerlerine göre daha farklı bulduğumda bunu kendimce hep şuna bağlamışımdır. Ya kendi dönemlerinde yasaklanmış, ya da kendi ülkelerinde basılmamış, ya da revaçta olmamış ve değerleri sonraki zamanlarda anlaşılmıştır. Bu tamamen kendi düşüncem olmakla birlikte okuduğum bu kitaplarda gözlemlediğim kurgular ya da yazım şekli o zamana ait aykırı bir düşünceyi anlatıyor ya da kurgular ve düşüncelerde farklılıklar yaratıyorlar ya da döneme sosyolojik ve psikolojik bakış acısından farklılıklar içeriyor… Sadık Hidayet’de Kör Baykuş kitabı bana göre bu tarz bir kitap ve zaten ülkesinde o dönem yasaklanmış ve kendisi başka bir ülkede yaşamış ve Paris’de intihar etmiştir. Kör Baykuş konu ve tema olarak düz mantıkla körü körüne hayata, yaşama, anılara deneyimlere bağlı bir kitap değildir bunlar olsa bile kurmaca her açıdan olağan üstü tasarlanmış kitabın başlangıcında beklide duygular basit anlaşılır görünse de kitap vardığı noktada karmaşıktır. Kurmacayı, duyguları başa bir şeye dönüştürmek başka bir noktaya götürmek zaten bana göre büyük yazarların büyük kitapların işidir. Kör Baykuş bu acıdan uzun süre okunabilecek bir kitap olma özelliğini göstermektedir. Kitaplarda konular duygular basit olabilir ama yazım şekli tarzı isyankar ve kurmacası ile olan uyumu onu başka kitaplardan ayırır. Kar Baykuş Sadık Hidayet’in iç dünyasından çıktığını düşündüğümde (Kendisi bizzat kitabında belirtmiştir …Beni yazmaya o resim zorluyor. …Yazmak bir ihtiyactı.) hayal dünyasından üretilen içindeki duygu ve karamasarlığı kurguya çok iyi işleyip hepimizi kurgunun gerçekliğine inandırmıştır. Sonuçta roman kavramı kurmacaların, yalanların, haya gücünün ürettiği kandırmacaların bize gerçekmiş gibi gösterilmesidir. Biz bu gerçekliğe inandığımızda işte bu noktada bu kitaplar sonsuzluğa doğru yola çıkarlar.
Bunu yazmamın sebebi roman kahramanı, mekan, zaman kurgusuna cevap verebilmek için (yukarıda yazdıklarım benim adıma düşünce notları olmakla birlikte açıklama adına önemli.) için önemliydi. Her romanda bir anlatıcı vardır ve bu anlatıcı bu romanı yazan yazar olmak zorunda değildir. Her romanda olan bu anlatıcı romandaki kahramanların, karakterin işleyişini ve ruhunu ifade eder. Bu anlatıcı yazar olmamakla birlikte roman devam ettiği sürece kitabın tüm sözcüklerinde varlığını sürdürür ve kitabın son noktasında kitapdan ayrılır. Benim adıma ise en önemli karakterlerden bir tanesi bu anlatıcı karmaşıklığı olan bu tarz kitaplardır. Bu noktada zaten anlatıcı bir roman kahramanıdır. Bir anlatıcısı olmayan bir roman olmayacağı gibi bir kahramanı olmayan bir romanda bana göre yoktur. (Bir anlatıcısı olmayan bir roman varmıdır?) Roman kahramanının anlattığı romanlar, Mekanın dışında olan anlatıcı ya da belirsiz bir anlatıcı kitaplarda olabilir. Bu farklı durumları Sadık Hidayet Kör Baykuş kitabında kullanmıştır. Bu anlatıcı bazen bulunduğu mekanda bazen mekanın dışında bazende tamamen dışarıda yani yukarıdan bakılan bir mekandan anlatabilir. Kör Baykuş bu noktada çoklu anlatıcı ile devam eder ve bu çoklu anlatıcılar kurguda farklılıklar ve zaman kayması yaratmakla birlikte Roman kahramanlarının birbirlerine ve iç içe olan döngü ve dönüşümleri Kurguyu sona gerçeklikle bağlar.(Ben ihtiyar Hurdacı olmuştum.) Anlatcının dönüşümü Kahramanın dönüşümü ve bunların bakış acısı saklanması Romanı Kahramansız yapar mı ?
Mekan olarak baktığımda ise Kendi evinin odası gibi görünse de bu noktada bir çok farklı mekan ve sapmalar var ( Issız sokaklara sapmıştım. Yol üstünde acayip, garip geometrik sekilerde, kübik, prizma biçimi, koni kesiği, kül rengi evler görülüyordu. Basık karanlık pencereli evler. Harap, sahipsiz, eğreti, pencereler. Bu evlerde hiçbir zaman canlı varlık oturmamıştı sanki. Sayfa 54-66 ) ( Çevreme bakındım: Tepelerle, mor sıradağlarla çevrili bir yöredeydim. Sayfa 32 ) Anlatıcının olduğu farklı Mekanların olması ile birlikte bir Roman Nasıl Mekansız Olabilir ?
Sadık Hidayet’in Kör Baykuş romanı zaman açısından da iç içe ve farklı bakış acısından ilerlemektedir. Anlatıcı aynı zaman diliminde olduğu gibi şimdiki zamandan bakarken geçmiş zamanda olan olayları şimdiden, geçmişte olan olayları da şimdiki ve gelecek zaman şeklinde ilerlerken rüya ve halisünasyonlarla da inci gibi işlemiştir. Rüya ya da gerçek olup olmadığını bize şimdiki zamanda belirtir. Bu durumları bu şekilde anlatması bu Kör Baykuş kitabını zamandan mahrum etmek olabilir mi ?
22.06.16 beğen cevap
Semih Oktay (@semih-oktay)
Pek güzel bir metin...Peki benim sorduğuma cevap verecek misin Leandros?
22.06.16 beğen cevap
Leandros (@leandros)
*** Pedro Paramo (Juan Rulfo)
*** Moby Dick (Herman Melville)
*** Seksek ( Julio Cortazar)
*** Zaman Makinesi ( H.G. Wells)
*** Tristram Shandy Beyefendi’nin Hayatı Ve Görüşleri (Laurence Sterne)
*** Ulysses ( James Joyce)
***Hazar Sözlüğü (Milorad Paviç)
*** Yanardağın Altında (Malcolm Lowery)
22.06.16 beğen cevap
Semih Oktay (@semih-oktay)
Moby Dick romanında Kaptan Ahab var ama kahraman olarak!..Beyaz Balina da başlı başına kahramanıdır romanın...Başlayıp biten bir deniz serüveni olduğundan zaman da belli.Ve mekânlar net:Deniz ve gemi.
22.06.16 beğen cevap
Semih Oktay (@semih-oktay)
?
18.05.17 beğen cevap
Leandros (@leandros)
Not alıyorum beyaz balina konusuna cevap vereceğim
18.05.17 beğen cevap
Semih Oktay (@semih-oktay)
Merak ettim acaba nasıl bir cevap olacak bu.
18.05.17 beğen cevap
Semih Oktay (@semih-oktay)
Cevabı unuttun @leandros!
13.06.17 beğen cevap
Leandros (@leandros)
Aklımda moby dick tekrar okuyun cevabı vereceğim.
13.06.17 beğen cevap
Semih Oktay (@semih-oktay)
Ciddi misin? Benim de niyetim var MOBY DICK okumaya! :)
13.06.17 beğen cevap
Semih Oktay (@semih-oktay)
https://www.evrensel.net/haber/330158/cagdas-iran-yazininin-oncusu-s-dik-hid-yet-ustune-1
23.08.17 beğen cevap
Leandros (@leandros)
Yazar ayrıca, eski Farsçadan yaptığı çevirilerle ve bugün de okunan Hayyam incelemesiyle tanınıyor. Bu kitap var mi? Semih Oktay (@semih-oktay)
23.08.17 beğen cevap
Semih Oktay (@semih-oktay)
Leandros @leandros bana "misafir" olarak göründüğünün farkında mısın? Ve kitap elbette var.Yanlışlıkla B.K.Ü
@bku arkadaşımıza vermiştim kitabı : HAYYAM'IN TERÂNELERİ adı.
23.08.17 beğen cevap

Semih Oktay

@semih-oktay

KÖR BAYKUŞ - Sâdık Hidâyet / ( Sâdık Hidâyet'ten bir başyapıt:KÖR BAYKUŞ )
KÖR BAYKUŞ

Roman(Kısa roman:Novella); Sâdık Hidâyet;Y.K.Y.;Çeviri: ♥ Behçet Necatigil ♥ ; 95 Sayfa (10) (21.10.2006)

Kör Baykuş novellasına on puan üzerinden 10,,,üzerine 5 yıldız da benden caba olsun!..

--- ---

'Modern İran Edebiyatı'nın kurucularından Sâdık Hidâyet'in 1936'da Bombay'da yayımladığı başyapıtı,kendi deyişiyle 'özenle hesaplanmış, net, bilinçli etkilerle dolu' ve 'her sayfası bir partisyon gibi düzenlenmiş' Kör Baykuş (Buf-i Kur) , öteki yapıtları gibi, pek çok dile çevrildi, sadece Fransa'da (Andre Rousseaux: 'Bu roman bence ülkemizin edebiyat tarihinde özel bir etki bırakmıştır') değil pek çok ülkede pek çok yazarı etkiledi.

(Arka Kapak'tan)

--- ---


Yukardaki satırlar, KÖR BAYKUŞ başlıklı kitabın arka kapağından,sizlerin de durumu bilmeye hakkınız olduğunu savunarak bizzat tarafımdan buraya alınmıştır.İtiraf ediyorum:Şu satırları birkaç kez okumak zorunda hissettim kendimi:''Modern İran Edebiyatı'nın kurucularından Sâdık Hidâyet'in 1936'da Bombay'da yayımladığı başyapıtı, kendi deyişiyle 'özenle hesaplanmış, net, bilinçli etkilerle dolu' ve 'her sayfası bir partisyon gibi düzenlenmiş' Kör Baykuş (Buf-i Kur) ''

Ağıt yakanı dinliyormuşum gibi hissetmiştim KÖR BAYKUŞ romanını okuyorken.Sâdık Hidâyet bütün bunları bilerek,plan kurarak,isteyerek yapmış! Bir süre inanamadım.Zannettim ki,kendisi için yaşantısını kaleme almış.Tabiidir ki her insanın dertleri olur ve bazı dertlerini kimselere açamaz, fakat bu kadarı da olmaz ki! Kanun nağmelerinin şırıltısı gibi gönlüme aktı;kırk altıncı sayfaya geldiğimde bunun şimdiye dek okumadığım nitelikte bir eser olduğunu yanımdaki birine anlattım.Bu fevkalade kitabın henüz ortalarındayken benden on puan aldığını itiraf etmiştim zaten.Sâdık Hidâyet Ustamızın,o büyük Ustanın;Üstadın önünde saygıyla eğiliyorum ve ellerini hararetle sıkıyorum.Benim bu sözlerimi, hayatta olabilseydi de kendisi cevaplasaydı! Mümkün mü? Ölüm beni kucağına yatırdığında Sâdık Hidâyet'e bunu kendim sorabilecek miyim?

Kitabı okumaya başladım,,,garip hazlar beni ossaat belli bir karanlığa doğru sürüklemeye başladı.Tam anlamıyla bir düşüş yaşadım toprağa doğru; bilinçsiz,aptallık dolu bir karşıkoymazlıkla sanki toprağın altına çekiliverdim.Ama ben mi toprağın altına ittim kendimi yoksa bazı güçler mi beni yerkürenin altına çektiler, anlayamadım.Yetmişikinci sayfaya geldiğimde satırlar beni o hayal âlemine tekrar tekrar daldırıp çıkardılar. Müthiş bir ruh hâli kuşatmıştı beni.Bu edebî derslerle âdeta eridim,bütünleştim.Böyle bir kitabı okumayı hiç hayal etmemiştim,hiç düşünmemiştim daha önce.Hâlbuki bana ne kadar da yakınmış.Bir yakınımın tavsiyesi ile ve büyük bir istekle sipariş vermiştim kitabı.Alabilmek bile sorunla doluydu.Ramazan Bayramından önce elime geçer de bayramda okurum,diye düşünüyordum.Ne oldu tahmin edin! Evet kitap bugün geldi! Şimdi baktım kitaba tekrar. KÖR BAYKUŞ reklamlı ayracım elli altıncı sayfada duruyor.Allah,Allah…ben az önce yetmiş ikinci sayfaya geldiğimi hatırlıyorum.O halde size yalan mı söyledim? Tekrar bakayım şu sayfalara!.. Elli altıncı sayfadan sonrasını eminim hiç okumadığıma. Doğru işte elli altıncı sayfadayım.Kitap beni bu kadar etkilemiş olabilir mi? Ama ben yetmiş ikinci sayfaya geldiğimi ve sayfanın numarasına baktıktan sonra bilgisayarımın tuşlarına dokunduğumu hatırlıyorum.Yetmiş ikinci sayfa yazmıştım.Yoksa gerçekten yanlış mı yazdım? Bilerek mi yazdım? Yok canım,daha neler!..

21 Ekim 2006 Cumartesi günü çalışıyordum,yani bugün…Aklımdaydı kitap;içimdeyse büyük bir hüzün dolaşıyordu. Kitap gelmeyecek,gelmeyecek herhâlde,,,saat ikiyi geçti.Gelseydi ne iyi olurdu;bayramda okurdum.Bir iş için ayağa kalktığımda sekreter masası üzerinde bir kargo zarfı gördüm.Öylesine baktım çünkü bana ait olamazdı;bana ait olması için benim kargo ücretini ödemem gerekirdi. Hiçbir şey ödememiştim, 'ödeme yoksa kitap olamaz' dedim.Yani benim kitabım: Sâdık Hidâyet'ten gelecek olan KÖR BAYKUŞ başlıklı kitabım.Ama şu saatlerde elimde tutuyorum işte.Demek ki gelmiş... Demek o kargo bana aitmiş.Büyük bir heyecanla zarfı elime aldım.Evet üzerinde bana ait bir şey vardı:adım yazıyordu zarfın üzerinde.Zarfı kaldırdığımda hayal kırıklığına uğradım zira çok hafifti. Bu benim kitabım yani beklediğim kitap:KÖR BAYKUŞ olamazdı.Bu olsa olsa evraktı.Onca dört gözle beklediğim kitap,bu hafif zarfın içerisinde olamazdı. Yoksa olur muydu? Ama işte olmuş,kitap elimde,her zerrem âdeta kitabı sömürüyor, gözlerimle satırları içiyor muyum, gözlerimden içime bir şeyler mi doluyor bilmiyorum.Muazzam bir duygu patlamasının yanı sıra sözcüklerle ifade edemeyeceğim bir dünyanın kapılarını açıyorum.Sonradan başucumda duracağını o zamanlar bilmiyordum.Zarfın içinden çıkamayacak sandığım küçücük kitap sayesinde değişmişti bazı bildiklerim. Düşünebiliyor muyum,evet,kitap sadece doksan beş sayfa idi.İmiş.Yani evet ben sipariş verirken doksan beş sayfa olduğunu okumuştum ama hatırlamam zaman almıştı...Ama daha elli altıncı sayfaya geldiğimde bana bunları yorum diye yazdırabiliyorsa çoktan on puanı haketmiştir zaten.

Ne tuhaf,,,şu saniyelerde aklımdan geçti,böyle bizden önce yaşamış edebiyat ustalarına hitaben sanki onlar şimdiki zamanda yaşıyorlarmış gibi bahsediyoruz.Misal vermem iyi olur mu bilemiyorum ama Victor Hugo ''Savaş,bütün kötülüklerin anasıdır.'' demiş.Düşündükçe savaşın içinde ne büyük acılar, hasretler,ölüm acıları,sefil hayatlar,eş-dost yollarını gözlemeler yaşanmıştır,,,çözmeye,şimdiki zamana uyarlamaya çalışıyorum.Ne mutlu o yazarların ruhlarına! Ne mutlu bu imkânı bize sağlayan, o eşsiz satırları belleklerinden süzüp yazıya döken kalem ustalarının, kalem emekçilerinin,bu yolda çoktan toprak altına inenlerin ruhlarına.Bu kitapları unutmayan insan kültürünün yüceliğine sizleri de ikna etmek isterim.Tekrar tavsiye ediliyor,yayımlanıyor;hem de başka dillerde. Sâdık Hidâyet isimli İranlı Yazarımız 1951 yılında vefat ettiğine göre,elli küsur yıl sonra bize bu kitabı okutabilmek için düşünen,karar veren ve çalışanları gönülden kucaklıyorum.Umuyorum çoğunuz bana katılıyorsunuzdur.KÖR BAYKUŞ romanını devrettikten sonra devam edeceğim.

--- ---

Bu novellayı dün gece devrettim.Hayran kaldım.Puanlama yapmak için on sayısı yetersiz kalacak. Romanı devrettikten sonra Sâdık Hidâyet'in yaşamı ve insanlarla ilişkilerini anlatan bölümleri araştırdım,çok etkilendim, sarsıldım; bütün edebî âlemi sonsuza kadar etkileyecek bir eser yazmış.Sâdık Hidâyet'in diğer eserlerini de okumak istiyorum şimdi. Hani bazı kitapların arka sayfalarında yorumlar vardır,içinde neler bulabileceğinize dair ipuçları yazılıdır,onların yardımı ile seçeriz okuyacağımızı bazen...Bu kitabın arka sayfasında da Andre Breton'un yorumu var.Demiş ki KÖR BAYKUŞ için: ''Başyapıt diye bir şey varsa o da budur.'' Bu cümleyi kitaba başlamadan önce okuyup okumadığımı şimdi hatırlamıyorum ama tam söylemek istediğim şeyi Andre Breton söylemiş.Başyapıt arıyorsanız işte budur.Yazar romanını zaman ve mekânları önemsizleştirerek,büyük yalnızlığının içinde nakış işler gibi ince hesaplamalarla ortaya çıkarmış.Yetmiş üç sayfalık bu kısa roman müthiş bir etki bıraktı üzerimde.


XXXXXXXXXXXXXXXXXX

Bir arkadaşımdan mektup aldım iki gün önce.Kör Baykuş hakkında yazdıklarını hem unutmamak hem de sizlerle paylaşmak istediğim için noktasına,virgülüne dokunmadan buraya alıyorum:

"Kör Baykuş, romanını edinmek istememiştim, sadece neden çok beğendiğinizi merak ettiğim için okumuştum. Anlayamadım ben bu romanı...Çok ürküyorum hâlâ...Neden bilmiyorum, kitaplığımdaki en ilginç kitap...Her gördüğümde, içime, anlatamadığım, fakat ürperdiğimi hissettiren bir duygu yayılıyor... Uzaklaşmak istiyorum."

Nasıl? Yorumu size bırakıyorum.

Pazartesi,18 Şubat 2013

XXXXXXXXXXXXXXXXXX

KÖR BAYKUŞ (Başyapıtı / Dünya Şaheserlerinden bir novella...)
ÜÇ DAMLA KAN
HACI AGA
ALACAKARANLIK
AYLAK KÖPEK
DİRİ GÖMÜLEN
HAYYAM'IN TERANELERİ(Ömer Hayyam'a ait rubailerin derlemesi)

--- ---

21.10.2006 Cumartesi aradım Mehmet'i;evdeymiş.Mehmet'in okumamı önerdiği Sâdık Hidâyet'in KÖR BAYKUŞ başlıklı kitabı geldi.İlk 45 sayfasını Mehmetler'de okudum.Ramazan bayramı arifesi 22.10.2006 pazar günü imiş...

--- ---

Başka bir gün;bambaşka bir zaman:

Günlerden bir gün İranlı bacanağıma sormuştum:

-Mehmet okuyup unutamadığın bir roman var mı senin? diye...

-Olmaz olur mu var tabii,diye cevaplamıştı.Ki Mehmet'i o vakitler neredeyse yirmi yıldır tanırdım da hiçbir gün elinde kitap,gazete görmediğim,dahası bu taraklarda bezi olmaz benim bu bacanağımın,diye tahmin ettiğimden böylesi bir soruyu sormak aklımın ucundan geçmemişti.

İyi ki sormuşum bu soruyu.Mehmet'in 'Var tabii,olmaz olur mu?' demesi dahi heyecanlanmama yetmişti.Bacanaktan ziyade sıkı bir dostum olan Mehmet'in bir zamanlar kitap okumuş olduğu gerçeği beni heyecanlandırmıştı.İranlı bacanağımın evinde Şark köşesi tarzı bir odasındaydık.Halının üzerine atılmış minderlerin üzerinde kaykılmış oturuyorduk.Sevinçle sorularıma devam etmiştim:

-Bûfi Kûğur,demişti Mehmet.
-Ne diyorsun Mehmet? diye sormuştum.Bûf-i Kûr diyormuş sonradan anlayacağım kadarıyla.

-Eee,bacanak ne demek Bûfi Kûğur? diye biz Türklerin hançeresinden çık(a)mayan o kelimeyi tekrar etmiştim.

O vakitler bu romancığın dünyadaki tüm edebiyatseverlerin başyapıtı saydığı dahası ünlü romancıların dahi Sâdık Hidâyet'in Kör Baykuş'u gibi zamansız,mekânsız,kahramansız bir eser yazmayı hep hayal ettiklerini ama yazamadıklarını bilmiyordum.Ee,bacanak ne demek bu Bûfi Kûğur diye sorduğumda önce beni Bûf-i Kûûûr diye düzeltti sonra Kör Baykuş diye tercüme etti.

-Hangisi kör, hangisi baykuş? diye sormuştum saf saf.
-Söylüyorum ya işte Bûğfi Kûûûûr,demişti.
-Buğfi mi kör demek yani? diye aynı saflıkla devam etmiştim.
-Bacanak bak "Bûf-i Köööör" dedi Mehmet.
-Vay canına,anladım,dedim.
-Tebrik ediyorum seni,dedi.O kadar çok kelime almışsınız ki Farsçamızdan işte 'kör'ü de bizden esinlendiniz galiba,dedi.
-Tabii yaaa,diye ünledim.Buf-i Köör demek, Kör Baykuş demek olduğuna göre haklısın,kör kelimesini sizden almış olabiliriz,dedim.

Araştırıp siparişini vermiştim kitabın.Bana ulaşmasında bile bir tuhaflık vardı eserin tamamındaki tuhaflık gibi.Bunu novellayı okuduğumdan sonra anlayacaktım.İş yerimin adresini vermiştim ve kitap tatil günlerinden birinde -galiba cumartesi idi- ulaşmıştı bana.

Eve gidene kadar yolda okumaya başlamış,doğruca bacanağım Mehmet'in evine koşturmuş,Şark minderlerine yayılıp dünyayla ilişiğimi kesmiştim.Kırk beşinci sayfaya geldiğimde titreye titreye, saçlarım diken diken bir hâlde kitabı kapatıvermiştim.

-Müthiş bacanak müthiş,diyordum.
-Sevdin mi,diye sormuştu.Sevdim mi?..
-Sevmedim yalnızca ama bayıldım harika bir eser bu,bu,bu bir başyapıt,bu bir şa-he-ser...Ama okuyamayacağım devamını,biraz demlendirmek istiyorum,hazmetmek istiyorum okuduklarımı, diye cevap vermiştim.

Ben heyecanla eserin konusundan bahsedip defalarca Mehmet'e teşekkür ediyorken bacanağım:

-Dikkat et ama bu eser İran'da yasaklıdır zira binden fazla insanın intihar etmesine neden olmuştur,deyivermişti.

Bu ifadesinin gerçek olduğunu kitabı tamamen okuyup sindirdikten sonra öğrenmiştim.Kör Baykuş acayip bir romandır. Hepi topu yetmiş sayfalık bu romanda hikâyenin bir kahramanı olmadığı gibi,yaşanılanların yaşandığı bir 'zaman' da yoktur;olayların anlatıldığı yerlerin,kentlerin adı geçmesine rağmen,mekânlar da yoktur.

Velhasılıkelam ilk okuduğumdan bu yana beş defa Kör Baykuş başlıklı bu romanı devretmiş olmama rağmen hâlâ gizemini çözemediğim bu eserin Yazarının üslubunu da izah etmekte güçlük çekiyorum.Yer çekimsiz bir dünyadaymışçasına,rüyalar âlemindeymişçesine,sanki biri bana rüyasını anlatıyormuşçasına bir üsluptur Sâdık Hidâyet'in Kör Baykuş romanındaki üslup. Nice kereler kalemi elime almışlığım ama Sâdık Hidâyet'in tek bir cümlesine benzer bir cümle kuramadığım olmuştur.Bu üslubu anlatabilmeme dağarcığımdaki kelimeler kâfi gelmez; biliyorum.

Beş defa Kör Baykuş'u devretmiş olmama rağmen hâlâ bu şaheseri okumak istiyorum. Defalarca da kitabı başından ortasından açtığım ve sekiz-on sayfa okuduğum olmuştur.

XXXXXXXXXXXXXXXXXX

KÖR BAYKUŞ romanını pek beğenmiştim.Sâdık Hidâyet'in diğer eserlerini de edinip okumaya devam ettim.

Kör Baykuş romanından sonra:ÜÇ DAMLA KAN adlı hikâyelerini,SADIK AGA adlı romanını, ALACAKARANLIK adlı insanın içini karartan hikâyelerini,AYLAK KÖPEK başlıklı kitabındaki yedi hikâyesini,DİRİ GÖMÜLEN adlı dokuz öyküsünü ve HAYYAM'IN TERANELERİ adlı Ömer Hayyam'ın rubailerini derlediği kitabını okudum.

Sâdık Hidâyet İran'ın önemli bir Yazarı.1903 yılında Tahran'da dünyaya gelmiş, 9 Nisan 1951 tarihinde Paris'te kendi isteğiyle hayatına son vermiştir.Sâdık Hidâyet Modern İran Edebiyatı'nın önde gelen roman,öykü ve kısa hikâye yazarıdır.


--- ---


Vakit : Gece Yarısı;20 Temmuz 2008

KÖR BAYKUŞ ; Sâdık Hidâyet ; Yapı Kredi Yayınları; 95 sayfa

Romanı bir kaç gün önce yeniden devrettim; üç kez okumuş oldum.Tekrar okuyacağımı -kısmet olursa- biliyorum...KÖR BAYKUŞ kitabımı ödünç verdiğim arkadaşım,bir başka arkadaşına ödünç vermiş kitabı ve geri alamamış çünkü arkadaşımın arkadaşı kaybetmiş kitabı,öyle söylemiş yani, ben onun dediğini arkadaşımdan duymuş olduğum şekliyle aktarıyorum. KÖR BAYKUŞ kayboldu,sonra bir nüsha daha satın aldım.Neyse ki bu yeni KÖR BAYKUŞ'u kaybetmedim... Sadece ödünç verdim bir arkadaşıma.Ne yapayım okuduğum kitapları dağıtmayı seviyorum ve KÖR BAYKUŞ romanını herkesin okumasını diliyorum.Bana bir kitap ver,diyen arkadaşım olduğunda elbette en sevdiğim romanları ödünç veriyorum.Bu KÖR BAYKUŞ müthiş bir roman...Sürükleyici değil başka bir hâl var bunda.Konu yok,mekân yok,zaman yok,belirgin kahramanlar yok.Diyorum ya 'acayip' bir roman...Tam anlayamadığımı,tam tadına varamadığımı biliyorum.Bu sebeple en kısa zamanda tekrar okumak istiyorum.

--- ---

Dün farkına vardığım bir kitap sitesini bildiriyorum;buradan KÖR BAYKUŞ novellasının ilk birkaç sayfasını okuyabilirsiniz.

http://www.kapakbak.com/Kitaplar/Yapi_Kredi_Yayinlari/Sadik_Hidayet/Kor_Baykus/368

Salı,25 Şubat 2014

XXXXXXXXXXXXXXXXXX

KÖR BAYKUŞ novellası hakkında okuduğum ve pek samimi duygularla yazılmış bulduğum bir yorum okudum.Sabah sabah keyfim yerine geldi.Arsız polislerin dilinden düşürmediği o nakaratı özler mi insan? Ben özlemişim:

Gel gidelim içelim
Rey şarabından içelim!
Şimdi içmezsek onu,
Ya ne zaman içelim?

Yorum yazısını merak edenler için:
http://sapyadasaman.blogspot.com.tr/search/label/Sad%C4%B1k%20Hidayet

Pazartesi,10 Mart 2014

Bayrampaşa/İstanbul

--- ---

Bu sabah kitabı elime alıp yirmibeşinci sayfasına kadar okudum.

Pazartesi,24 Mart 2014

Florya / İstanbul
Kör Baykuş
kitaba 10 verdi
14 beğen · 6 yorum
Semih Oktay (@semih-oktay)
Sekiz yıl olmuş;hayır...Sekiz yıl ve on gün olmuş devrettiğim 'Kör Baykuş' romanını ve bu andıçı buldum: "(...) 21.10.2006 Cumartesi aradım...Mehmet evdeymiş.Sâdık Hidâyet'in KÖR BAYKUŞ başlıklı kitabı geldi.İlk 45 sayfasını Mehmetler'de okudum."
31.10.14 beğen cevap
Semih Oktay (@semih-oktay)
Ve o andıçımın devamını buldum: "(...) Ramazan Bayramı arifesi 22.10.2006 Pazar günü imiş." yazmışım!
31.10.14 beğen cevap
Semih Oktay (@semih-oktay)
http://blog.radikal.com.tr/kultur_ve_sanat/dogunun-infaz-ettigi-bir-yazar-sadik-hidayet-78603

Doğu’nun infaz ettiği bir yazar: Sâdık Hidâyet

09.11.2014
Yılmaz Tekin isimli bir arkadaşımızdan:
antagonist@tekin_yilmaz
10.11.14 beğen cevap
Semih Oktay (@semih-oktay)
http://www.cafrande.org/?p=23462 Okumak isteyene:Kör Baykuş romanının 15 - 23 sayfalarını bulabilirsin!
16.11.14 beğen cevap
Semih Oktay (@semih-oktay)
Aziz Arkadaşım Serhan. KÖR BAYKUŞ romanını okumuşsun.Esaslı bir eser değil mi? Düşünebiliyor musun? Ben bu novellayı tam beş kez okudum;ama ilk okuduğumda yaşamın ve yaşamımın tam ortasında buldum kendimi. Bundan böyle geri dönemeyeceğimi bildiğim bir hâldeydim. Sâdık Hidâyet gölgesi için yazıyordı;ya ben gölgem için mi okumuştum bu romanı? Belki. Belki de kendimi eksik buluyordum da bu eser tamamladı beni!..Artık hayatımda bir dönüm noktası yaşayacaksam "İşte o dönüm noktası olsa olsa budur." dedim.Kör Baykuş'tan öncesi ve sonrası diye hayatımın iki dönemi olacaktı bundan böyle;bu gerçeğin ayırdına varmıştım;bu benim kendi gerçeğim olmalıydı. Yanılmadım.Öyle pek uçuk hayallere kapılmadım;bir gerçeğin ayırdına vardım ama.Yanımızda,yakınlarımızda Sâdık Hidâyet'in, kahramanları belirgin olmayan bu küçücük romanındaki hayatlara benzer nice hayatlar vardır.Ölümüyle bize asıl hangi mesajı vermeye çalışmıştır? Yoksa bu mesajıyla, iflah olmaz insanlığa bir faydası olmayacağını mı düşünmüştü? Bir başka deyişle hiçbir mesajın insanların bir kısmına bile ulaşmayacağına mı inanıyordu acaba hayatının o en son zamanlarında?..Ardında bırakacağı bir mesaj olsun istemiyordu belki de.Bilinmez.Fakat Kör Baykuş'u yazmış işte.Daha ne olsun.Hayatını incelediğimde onu anlamaya çalıştım.Zor tabii,,,onun bu romanı hangi ruh hâllerinde yazdığını bilmek 'zor'.Belki de kendi eliyle yaşamına son vermek,içinde bulunduğu ve yetiştiği çevrenin inanışlarına göre son derece elim bir durumdu.Elbette bunu biliyor fakat kendisi inanmıyordu. Kendi kurduğu dünyasında başkalarına görünmeden,sessizce,bir gölge olarak yaşadığını duyumsuyordu belki de Sâdık Hidâyet.Yolun sonuna şimşek hızıyla varmanın tek yoluydu ona göre bu seçim.İnanmadığı için sorun da yoktu ona göre.Ama peki böyle mi geçiyordu zihninden? Yoksa bilerek,isteyerek seçeceği bu yolda kararını vermeden önce bu inanç gelgitleri arasında kaç ay,kaç yıl salınıp yaşamıştı Hidâyet? Bu kararı verdikten hemen sonra mı yoksa birkaç gün sonra mı? Yoksa bir ay sonra mı? Birkaç yıl geçti ise o yıllar boyunca bir insanın ruh hâlleri nasıl olur? Her saat başı değişir mi yoksa artık yeni duygular edinilemediğinden ruh hâlleri değişmez mi?
16.11.14 beğen cevap
Semih Oktay (@semih-oktay)
https://www.youtube.com/watch?v=5EDstU8lXZw
16.11.14 beğen cevap

Misafir

@misafir000

Kör Baykuş'u nasıl okumalı
Modern İran edebiyatının en önemli adlarından Sâdık Hidâyet'in (1903-51) başyapıtı Kör Baykuş, ilk yayımlanışından çeyrek yüzyıl sonra yeniden okurla buluştu. Pek çok dile çevrilmiş olan bu kült kitap özellikle Fransız yazarlarını derinden etkilemiş bir roman. Kitabın yeni basımında Necatigil'in düzyazılarının toplandığı Düzyazılar 1'de (YKY, 1999) yer alan "Türkçede İran Edebiyatı ve Doğumunun 75. Yılında Sâdık Hidâyet" başlıklı önemli bir tanıtım yazısı ve Bozorg Alevî'nin "Sâdık Hidâyet'in Biyografyası" adlı bir denemesi yer almakta.

Hidâyet'in roman, öykü ve inceleme türünde toplam yedi cilt kitabı 1995-2001 yılları arasında YKY'den yayımlandı. Son yayımlanan başyapıta edebiyatımızın önemli denemecilerinden Oğuz Demiralp'ın Kör Okur adlı incelemesi de eşlik etti. Necatigil'in Hidâyet'in bütün yapıtlarını değerlendirdiği yazısında önemli tespitler bulunuyor. Bunlardan biri çağdaş dünya edebiyatları üzerine, her ulus için ayrı, kısa başvuru yapıtlarının dilimizde bulunmaması, diğeri ise çağdaş İran edebiyatı üzerine hemen hemen hiçbir şey bilmiyor oluşumuzdur. Her iki konuda da, Necatigil'in bu sorunlara değinmesinden tam yirmi beş yıl sonra alınan yolun bir arpa boyunu geçmediğini ne yazık ki rahatça söylemek mümkün.

Hidâyet, Tahran'da bir Fransız kolejinde okumuş, öğrenimini Paris'te sürdürmüş, ailesinin nüfuzundan yararlanmaksızın sıradan bir memurlukla geçinmiş, otuz yaşında edebiyat toplulukları oluşturmuş ve Rıza Şah'ın baskıcı yönetimi yüzünden Hindistan'a gitmiş bir yazar. Necatigil'den öğrendiğimiz kadarıyla Kör Baykuş (1936) ilk kez Hindistan'da yayımlanmış ve İran'da yasaklanmış. İran'daki yönetimin baskısı, uğradığı kovuşturmalar ve karşılaştığı düşmanlıklarla sürekli bunalıma düşen Hidâyet yaşamına şöyle son verir: "Paris'te günlerce, havagazlı bir apartman aradı, Championnet Caddesinde buldu aradığını; 9 Nisan 1951 günü dairesine kapandı ve bütün delikleri tıkadıktan sonra gaz musluğunu açtı. Ertesi gün ziyaretine gelen bir dostu, onu mutfakta yerde yatar buldu. Tertemiz giyinmiş, güzelce tıraş olmuştu ve cebinde parası vardı. Yakılmış müsveddelerinin kalıntıları, yanı başında, yerdeydi." (s. 11)

Hidâyet'in II. Dünya Savaşının sonunda ülkesinin durumuna ilişkin olarak düştüğü ve çıkamadığı bunalımın izlerini yapıtlarında bulmak mümkün. Kendini sürekli bir biçimde mutsuz ve yenik hisseden ve hiçbir çıkış yolu görmeyen Hidâyet'in ölümünü Bozorg Alevî şöyle yorumlar: "Ölümünden az önce bir hikâye taslağı kaleme almıştı, şuydu konu: Annesi 'Salgı salamaz ol!' diye beddua eder yavru örümceğe. Küçük örümcek ağ yapamayınca ölüme kurban gider. Hidâyet'in hayat hikâyesi miydi bu?" (s. 95)

Çoğunlukla hikâye kitabı yazmış olan Hidâyet, çağdaş İran edebiyatından Türkçeye çevrilmiş ilk roman diye bilinen Kör Baykuş'ta Necatigil'in deyişiyle "hayatının bunalımlarını, tekdüze ve karanlık gerçeklerini semboller, alegoriler ve birsamlarla [hallüsinasyonlar] nasıl şiirsel bir plana yükselttiğinin [bir] kanıtı"nı şöyle sergiler: "[A]fyon tiryakisi bir ruh hastasının, güzellik ve dürüstlüğü aradığı yolda yenik düşerek kendini şeytana teslim edişini anlatan bu eserde olay; zaman ve mekânın dışında geçer. Şimdi ile Geçmiş, iki zaman; anı, rüya ve birsam olarak iç içe kaynaşmış, kenetlenmiştir." (s. 11) İran edebiyatında modernist (Batı) edebiyatın etkilerini içselleştiren ilk roman olarak bilinen bu yapıt, Sartre, Kafka, Poe, Zweig ve özellikle Rilke'den etkilenmiş bir yazarın bütün bu esin kaynaklarını nasıl yetkin bir bireşime ulaştırdığının somut bir örneğidir. Yine Necatigil'in dilimize çevirdiği Rilke'nin başyapıtı Malte Laurids Brigge'nin Notları'ndaki "korkular" bölümü ile Kör Baykuş'taki "korkular" bölümü arasındaki benzerlik karşılaştırmalı edebiyatbilimcilerin dikkatini çekmiştir. Rilke'nin kendisi olarak değerlendirilen genç aydın Laurids Brigge, yalnız ve hasta bir insandır. Onun Paris'te geçirdiği yıllar yoksulluk, korku, insanlardan yalıtılmışlık duygusu ve Tanrı'yı arama deneyimleriyle yüklüdür. Rilke'deki temel konu olan boşluk duygusu ve yapıtının merkezinde bulunan ölümle Kör Baykuş'ta ve Hidâyet'in diğer bütün roman ve öykülerinde karşılaşmak mümkündür.

Rilke'nin "Hepimiz ölümü kendimizde taşırız, meyvenin çekirdeğini taşıması gibi" sözü Hidâyet'in yapıtıyla örtüşen önemli bir söz. Kör Baykuş'a bir anahtar-roman olarak bakmaktan yana olmayan Alevî, "Bu roman, daha çok sessizce katlanılan bir acının ifadesidir; kendisinin çektiği, onunla beraber hisseden ve terörün susturduğu diğerlerinin çektikleri acıların ifadesi" diye yazar. (s. 92) Yine Alevî'nin Hidâyet'i yorumlarken "Yalnız ölüm kurtarır, bizi bütün aldanışlardan bir ölüm kurtarabilir, ama ancak şu ölüm: Bize yeni yeni azaplarla dolu ahreti lütfedecek olan değil de, bizi hiçlik ülkesine, boşluklara gömecek olan ölüm" (s. 94) şeklindeki saptaması, Hidâyet'teki temel döngünün ipuçlarını sergiler. Bu döngü, "ebedi bir çember olarak hayat ve ölüm" ikiliğini içerir. Bu, Rilke'nin yapıtında da karşımıza çıkan ve Demiralp'in şimdi tanıtmaya çalışacağım kitabında da, diğer denemelerinde olduğu gibi ön planda yer alan bir ikilidir.

Oğuz Demiralp, otuz yıldır deneme yayımlayan ve kendine özgü bir "metafizik" kurmaya çalışarak Tanpınar'dan Benjamin'e değişik yazarları eleştirel incelemelere tabi tutan bir yazar. Son denemesinde daha önce Tanpınar (Kutup Noktası, YKY, 2. baskı, 2001) ve Benjamin (Tanrı Bakışlı Çocuk, YKY, 1999) üzerine geliştirdiği okuma biçiminin kuramsal temelinden ayrılmayan yazar, Hidâyet'i de yine ruhçözümcü verilere yaslanarak değerlendirir. Demiralp, "Muktedir Çirkin İhtiyar", "İktidar-sız Aydın", "Metafizik Kaza" ve "Hiçbir Renk Siyahtan Daha Koyu Değildir" başlıklı dört bölümde "Doğu'nun gizemli öykü geleneğiyle Batı'nın fantastik yazınının bir bireşimi" olarak gördüğü Kör Baykuş'u, bu düşsel anlatıyı ussallaştırmaya, onun büyüsünü bozmaya çalışır. Hemen belirteyim, Demiralp Kör Baykuş merkezinde Hidâyet'in tüm yapıtlarını kuşatmaya çalışır, ancak dürüstçe, Hidâyet'in bütün eserlerini okuma imkânını bulamadığını, elindeki kimi çeviri metinlerle yetindiğini itiraf eder.

Demiralp bir yapıtı nasıl okuduğunu kitabın girişinde şöyle betimler: "Bir yazarın bütün yazdıklarını alıp, kullandığı izlekler, imgeler ve biçem özellikleri arasında bağlantılar kurmaya bayılırım. Neyin ardındayım bunu yaparken? 'Yazdığım yaşadıklarımın tortusudur,' demiş Kafka. Bu tortuyu, yazıldıktan sonra yazara bile yabancı hale gelen ve bağımsız yaşamını sürdüren (...) gölge bir varlığı ararım. Yaşamla, dış dünyayla bire bir ilişki içinde olmayan, ancak anlaşılması için bunlara da başvurulması gereken bir ruhsal bütünün ya da dağınıklığın ardındayım." (s. 8)

Bu bence imkânlar kadar, sorunlar da içeren bir okuma biçimi. Niye mi? Edebiyat yapıtını eleştirirken, yapıtı tarihsel süreçlerden soyutlama, ruhçözümcü verilerin götürebildiği noktaların dışına ulaşamama tehlikesini içermektedir. Bu, indirgemeci bir yaklaşım anlamına gelebilir. Demiralp'in bütün tavrı Herbert Marcuse'nin estetik anlayışını irdelediği bir denemesinde dile getirdiği gibi, sanatı "şeyleşmeye, donuklaşmaya, katılaşmaya, mekanikleşmeye karşı bireyin erotik etkinliği" şeklinde görmesinde somutluk kazanır. Erotik etkinlik olarak sanat ve eleştirisi, oyuncul bir uğraş anlamını da içerir bir bakıma. Nitekim Demiralp de "Bir hafiye işine benzetiyorum okurluğumu. Eskiden bir Spartalı tavrıyla yaklaşırdım okuma edimine, eylemine. Artık o kadar da ciddiye alınmaması gerektiğini düşünüyor ve bir oyun olarak görüyorum," der. (s. 8) Bu bağlamda Demiralp'in yaklaşımına göre metafizik, oyuncul ve tarihsel süreçlerden soyutlanma risklerini içeren eleştiri uğraşında eleştirmenin muhakkak göz önünde bulundurması gereken temel kaygıları Claudio Guillen'den aktaralım:

Eleştirmenin her an göz önünde bulundurması gereken birkaç kaygısı vardır: Bir kez, estetik bir eğilimle, yani sanat yapıtını özgün ve özerk bir biçim olarak değerlendirmekle, toplumsal bir bilinç, yani o yapıtın tarihsel bir ürün, insanın tarihine yanıtı ya da tepkisini barındıran bir ürün olarak görme arasında kurulması gereken denge; ikinci olarak, bir sanat yapıtını kendi içinde değerlendirirken, kuramsal bir çerçevede de yerini belirleme; üçüncüsü, her eserin tekilliğini örselemeden, o yapıtın içinde yer aldığı edebi gelenek, tür, ya da tarz ile ilişkisini saptama ve sonuncu olarak da, bir sanat yapıtını, yerel ve evrensel öğelerin geriliminde açıklama ve değerlendirme. (Jale Parla, "Berna Moran", Cumhuriyet Kitap Eki, sayı 632, 28 Mart 2002, s. 1.)

Demiralp, uyumsuz bir özne, Kafka, Dostoyevski gibi bir modern çağ kahramanı olarak gördüğü Hidâyet'in içinde bulunduğu ortamın temel belirleyicilerinden birini, eski-yeni çatışmasının analizini Youssef Ishagpour'dan alıntılar: "Ben'i dünyaya, iç benliği Tanrı'ya bağlayan eski ilişki, yerine gerçek anlamda bir 'özne' doğmadan kesilmişti; onun yerini yokluğu, bir hapishane, bir yalnızlık, ölüm sıkıntısı ve bir an önce son bulma isteği içinde çıplak, sefil biçimde sergilenen güçsüz bir acı almıştı." (s. 17) Bu durumu kapitalist dönüşüm sırasında "özne-bireyin" geriye itilmesi, giderek öldürülmesi süreciyle ilintilendiren yazar, bu çelişkinin doğurduğu kapitalist ilişkiler ağında insan tekinin yalıtılmışlık ve terk edilmişlik duygusuna kapıldığını, Hidâyet'in de bu özne-birey'in yazarı olduğunu belirtir.

Demiralp, denemesinin merkezinde oturan "Metafizik Kaza" adlı bölümde Kör Baykuş'u çözümler. Bu fantastik "Batı romanı"nı metinlerarası ilişki bağlamında Rilke'nin yapıtı ile birlikte okur. Hidâyet'in izlekçesinde yer alan gerçek babanın yokluğu durumu, suçluluk duygusunun varoluşsal niteliği, cinsel karmaşa, kadın cinselliğinin olumsuz olarak değerlendirilmesi, Türkmen fizyonomisini aşağılamaya dayanan ırkçı yönsemeler gibi temel özellikler metin içi alıntılarla desteklenerek sıralanır. Yazar, "Batı kültüründe tutku suçu olarak tanımlanan türden bir aşk cinayetinin öyküsü" şeklinde tanımladığı (s. 84) romanı, anlatıcının "karşıt ben"e nasıl dönüştüğünün öyküsü diye okur ve çözümler.

Kitabın sonunda Demiralp, tartışmaya açık temel savlarını bir bütünlük kaygısı gözetmeksizin sıralar. Hidâyet'in temel karşıtlamının uygar Batı-Müslüman İran biçiminde ele alınamayacağını, onun Freud ve Otto Rank okuduğunu, ruhçözümlemesinin verilerinden etkilendiğini, bu etkiyi yapıtlarına bilinçli bir biçimde aktardığını ve temel kaygısının "Kendini bilerek, aşarak yazarak, kendinde bütün insanlığı yok ettiğini sanarak yok eden bilinç. Yok-öznenin bilinci" olduğunu vurgular. (s. 108) Bütün bu analizin sonunda Demiralp'in, Hidâyet'in temelde kültürel üstbenini yitirdiği ve bu yitiğin yerine bir şey koyamadığı için pusulasını kaybetmiş bir Üçüncü Dünya aydınından ve yapıtının da bu durumun tespitinden ibaret olduğunu yazması ne yazık ki yine indirgeyici bir yaklaşım izlenimi vermektedir. Demiralp'in Necatigil ile buluştuğu bir nokta ise Hidâyet'in Rilke ve Kafka gibi, yazısının mekânını içi kılan, yazıyı mutsuzluğun bilinci olarak gören yazarlardan biri olduğu yolundadır. Rilke'nin "Notlar"ı, Hidâyet'in Kör Baykuş'u, Kafka'nın anlatıları, Necatigil'in şiirleri ve Demiralp'in denemeleri, Maurice Blanchot'nun Yazınsal Uzam'daki "Ölüm karşısında kendimize sahip olursak, onunla egemenlik ilişkileri kurmuşsak yazabiliriz ancak" şeklindeki ifadesini doğrulayan, bir zincirin parçaları gibi birbirine eklenen yapıtlar. Bu bütünlük içinde okuru çağırıyorlar.

Ali Galip YENER
Kör Baykuş
kitaba 10 verdi
0 beğen · 0 yorum

@

Kör Baykuş'u nasıl okumalı
Modern İran edebiyatının en önemli adlarından Sâdık Hidâyet'in (1903-51) başyapıtı Kör Baykuş, ilk yayımlanışından çeyrek yüzyıl sonra yeniden okurla buluştu. Pek çok dile çevrilmiş olan bu kült kitap özellikle Fransız yazarlarını derinden etkilemiş bir roman. Kitabın yeni basımında Necatigil'in düzyazılarının toplandığı Düzyazılar 1'de (YKY, 1999) yer alan "Türkçede İran Edebiyatı ve Doğumunun 75. Yılında Sâdık Hidâyet" başlıklı önemli bir tanıtım yazısı ve Bozorg Alevî'nin "Sâdık Hidâyet'in Biyografyası" adlı bir denemesi yer almakta.

Hidâyet'in roman, öykü ve inceleme türünde toplam yedi cilt kitabı 1995-2001 yılları arasında YKY'den yayımlandı. Son yayımlanan başyapıta edebiyatımızın önemli denemecilerinden Oğuz Demiralp'ın Kör Okur adlı incelemesi de eşlik etti. Necatigil'in Hidâyet'in bütün yapıtlarını değerlendirdiği yazısında önemli tespitler bulunuyor. Bunlardan biri çağdaş dünya edebiyatları üzerine, her ulus için ayrı, kısa başvuru yapıtlarının dilimizde bulunmaması, diğeri ise çağdaş İran edebiyatı üzerine hemen hemen hiçbir şey bilmiyor oluşumuzdur. Her iki konuda da, Necatigil'in bu sorunlara değinmesinden tam yirmi beş yıl sonra alınan yolun bir arpa boyunu geçmediğini ne yazık ki rahatça söylemek mümkün.

Hidâyet, Tahran'da bir Fransız kolejinde okumuş, öğrenimini Paris'te sürdürmüş, ailesinin nüfuzundan yararlanmaksızın sıradan bir memurlukla geçinmiş, otuz yaşında edebiyat toplulukları oluşturmuş ve Rıza Şah'ın baskıcı yönetimi yüzünden Hindistan'a gitmiş bir yazar. Necatigil'den öğrendiğimiz kadarıyla Kör Baykuş (1936) ilk kez Hindistan'da yayımlanmış ve İran'da yasaklanmış. İran'daki yönetimin baskısı, uğradığı kovuşturmalar ve karşılaştığı düşmanlıklarla sürekli bunalıma düşen Hidâyet yaşamına şöyle son verir: "Paris'te günlerce, havagazlı bir apartman aradı, Championnet Caddesinde buldu aradığını; 9 Nisan 1951 günü dairesine kapandı ve bütün delikleri tıkadıktan sonra gaz musluğunu açtı. Ertesi gün ziyaretine gelen bir dostu, onu mutfakta yerde yatar buldu. Tertemiz giyinmiş, güzelce tıraş olmuştu ve cebinde parası vardı. Yakılmış müsveddelerinin kalıntıları, yanı başında, yerdeydi." (s. 11)

Hidâyet'in II. Dünya Savaşının sonunda ülkesinin durumuna ilişkin olarak düştüğü ve çıkamadığı bunalımın izlerini yapıtlarında bulmak mümkün. Kendini sürekli bir biçimde mutsuz ve yenik hisseden ve hiçbir çıkış yolu görmeyen Hidâyet'in ölümünü Bozorg Alevî şöyle yorumlar: "Ölümünden az önce bir hikâye taslağı kaleme almıştı, şuydu konu: Annesi 'Salgı salamaz ol!' diye beddua eder yavru örümceğe. Küçük örümcek ağ yapamayınca ölüme kurban gider. Hidâyet'in hayat hikâyesi miydi bu?" (s. 95)

Çoğunlukla hikâye kitabı yazmış olan Hidâyet, çağdaş İran edebiyatından Türkçeye çevrilmiş ilk roman diye bilinen Kör Baykuş'ta Necatigil'in deyişiyle "hayatının bunalımlarını, tekdüze ve karanlık gerçeklerini semboller, alegoriler ve birsamlarla [hallüsinasyonlar] nasıl şiirsel bir plana yükselttiğinin [bir] kanıtı"nı şöyle sergiler: "[A]fyon tiryakisi bir ruh hastasının, güzellik ve dürüstlüğü aradığı yolda yenik düşerek kendini şeytana teslim edişini anlatan bu eserde olay; zaman ve mekânın dışında geçer. Şimdi ile Geçmiş, iki zaman; anı, rüya ve birsam olarak iç içe kaynaşmış, kenetlenmiştir." (s. 11) İran edebiyatında modernist (Batı) edebiyatın etkilerini içselleştiren ilk roman olarak bilinen bu yapıt, Sartre, Kafka, Poe, Zweig ve özellikle Rilke'den etkilenmiş bir yazarın bütün bu esin kaynaklarını nasıl yetkin bir bireşime ulaştırdığının somut bir örneğidir. Yine Necatigil'in dilimize çevirdiği Rilke'nin başyapıtı Malte Laurids Brigge'nin Notları'ndaki "korkular" bölümü ile Kör Baykuş'taki "korkular" bölümü arasındaki benzerlik karşılaştırmalı edebiyatbilimcilerin dikkatini çekmiştir. Rilke'nin kendisi olarak değerlendirilen genç aydın Laurids Brigge, yalnız ve hasta bir insandır. Onun Paris'te geçirdiği yıllar yoksulluk, korku, insanlardan yalıtılmışlık duygusu ve Tanrı'yı arama deneyimleriyle yüklüdür. Rilke'deki temel konu olan boşluk duygusu ve yapıtının merkezinde bulunan ölümle Kör Baykuş'ta ve Hidâyet'in diğer bütün roman ve öykülerinde karşılaşmak mümkündür.

Rilke'nin "Hepimiz ölümü kendimizde taşırız, meyvenin çekirdeğini taşıması gibi" sözü Hidâyet'in yapıtıyla örtüşen önemli bir söz. Kör Baykuş'a bir anahtar-roman olarak bakmaktan yana olmayan Alevî, "Bu roman, daha çok sessizce katlanılan bir acının ifadesidir; kendisinin çektiği, onunla beraber hisseden ve terörün susturduğu diğerlerinin çektikleri acıların ifadesi" diye yazar. (s. 92) Yine Alevî'nin Hidâyet'i yorumlarken "Yalnız ölüm kurtarır, bizi bütün aldanışlardan bir ölüm kurtarabilir, ama ancak şu ölüm: Bize yeni yeni azaplarla dolu ahreti lütfedecek olan değil de, bizi hiçlik ülkesine, boşluklara gömecek olan ölüm" (s. 94) şeklindeki saptaması, Hidâyet'teki temel döngünün ipuçlarını sergiler. Bu döngü, "ebedi bir çember olarak hayat ve ölüm" ikiliğini içerir. Bu, Rilke'nin yapıtında da karşımıza çıkan ve Demiralp'in şimdi tanıtmaya çalışacağım kitabında da, diğer denemelerinde olduğu gibi ön planda yer alan bir ikilidir.

Oğuz Demiralp, otuz yıldır deneme yayımlayan ve kendine özgü bir "metafizik" kurmaya çalışarak Tanpınar'dan Benjamin'e değişik yazarları eleştirel incelemelere tabi tutan bir yazar. Son denemesinde daha önce Tanpınar (Kutup Noktası, YKY, 2. baskı, 2001) ve Benjamin (Tanrı Bakışlı Çocuk, YKY, 1999) üzerine geliştirdiği okuma biçiminin kuramsal temelinden ayrılmayan yazar, Hidâyet'i de yine ruhçözümcü verilere yaslanarak değerlendirir. Demiralp, "Muktedir Çirkin İhtiyar", "İktidar-sız Aydın", "Metafizik Kaza" ve "Hiçbir Renk Siyahtan Daha Koyu Değildir" başlıklı dört bölümde "Doğu'nun gizemli öykü geleneğiyle Batı'nın fantastik yazınının bir bireşimi" olarak gördüğü Kör Baykuş'u, bu düşsel anlatıyı ussallaştırmaya, onun büyüsünü bozmaya çalışır. Hemen belirteyim, Demiralp Kör Baykuş merkezinde Hidâyet'in tüm yapıtlarını kuşatmaya çalışır, ancak dürüstçe, Hidâyet'in bütün eserlerini okuma imkânını bulamadığını, elindeki kimi çeviri metinlerle yetindiğini itiraf eder.

Demiralp bir yapıtı nasıl okuduğunu kitabın girişinde şöyle betimler: "Bir yazarın bütün yazdıklarını alıp, kullandığı izlekler, imgeler ve biçem özellikleri arasında bağlantılar kurmaya bayılırım. Neyin ardındayım bunu yaparken? 'Yazdığım yaşadıklarımın tortusudur,' demiş Kafka. Bu tortuyu, yazıldıktan sonra yazara bile yabancı hale gelen ve bağımsız yaşamını sürdüren (...) gölge bir varlığı ararım. Yaşamla, dış dünyayla bire bir ilişki içinde olmayan, ancak anlaşılması için bunlara da başvurulması gereken bir ruhsal bütünün ya da dağınıklığın ardındayım." (s. 8)

Bu bence imkânlar kadar, sorunlar da içeren bir okuma biçimi. Niye mi? Edebiyat yapıtını eleştirirken, yapıtı tarihsel süreçlerden soyutlama, ruhçözümcü verilerin götürebildiği noktaların dışına ulaşamama tehlikesini içermektedir. Bu, indirgemeci bir yaklaşım anlamına gelebilir. Demiralp'in bütün tavrı Herbert Marcuse'nin estetik anlayışını irdelediği bir denemesinde dile getirdiği gibi, sanatı "şeyleşmeye, donuklaşmaya, katılaşmaya, mekanikleşmeye karşı bireyin erotik etkinliği" şeklinde görmesinde somutluk kazanır. Erotik etkinlik olarak sanat ve eleştirisi, oyuncul bir uğraş anlamını da içerir bir bakıma. Nitekim Demiralp de "Bir hafiye işine benzetiyorum okurluğumu. Eskiden bir Spartalı tavrıyla yaklaşırdım okuma edimine, eylemine. Artık o kadar da ciddiye alınmaması gerektiğini düşünüyor ve bir oyun olarak görüyorum," der. (s. 8) Bu bağlamda Demiralp'in yaklaşımına göre metafizik, oyuncul ve tarihsel süreçlerden soyutlanma risklerini içeren eleştiri uğraşında eleştirmenin muhakkak göz önünde bulundurması gereken temel kaygıları Claudio Guillen'den aktaralım:

Eleştirmenin her an göz önünde bulundurması gereken birkaç kaygısı vardır: Bir kez, estetik bir eğilimle, yani sanat yapıtını özgün ve özerk bir biçim olarak değerlendirmekle, toplumsal bir bilinç, yani o yapıtın tarihsel bir ürün, insanın tarihine yanıtı ya da tepkisini barındıran bir ürün olarak görme arasında kurulması gereken denge; ikinci olarak, bir sanat yapıtını kendi içinde değerlendirirken, kuramsal bir çerçevede de yerini belirleme; üçüncüsü, her eserin tekilliğini örselemeden, o yapıtın içinde yer aldığı edebi gelenek, tür, ya da tarz ile ilişkisini saptama ve sonuncu olarak da, bir sanat yapıtını, yerel ve evrensel öğelerin geriliminde açıklama ve değerlendirme. (Jale Parla, "Berna Moran", Cumhuriyet Kitap Eki, sayı 632, 28 Mart 2002, s. 1.)

Demiralp, uyumsuz bir özne, Kafka, Dostoyevski gibi bir modern çağ kahramanı olarak gördüğü Hidâyet'in içinde bulunduğu ortamın temel belirleyicilerinden birini, eski-yeni çatışmasının analizini Youssef Ishagpour'dan alıntılar: "Ben'i dünyaya, iç benliği Tanrı'ya bağlayan eski ilişki, yerine gerçek anlamda bir 'özne' doğmadan kesilmişti; onun yerini yokluğu, bir hapishane, bir yalnızlık, ölüm sıkıntısı ve bir an önce son bulma isteği içinde çıplak, sefil biçimde sergilenen güçsüz bir acı almıştı." (s. 17) Bu durumu kapitalist dönüşüm sırasında "özne-bireyin" geriye itilmesi, giderek öldürülmesi süreciyle ilintilendiren yazar, bu çelişkinin doğurduğu kapitalist ilişkiler ağında insan tekinin yalıtılmışlık ve terk edilmişlik duygusuna kapıldığını, Hidâyet'in de bu özne-birey'in yazarı olduğunu belirtir.

Demiralp, denemesinin merkezinde oturan "Metafizik Kaza" adlı bölümde Kör Baykuş'u çözümler. Bu fantastik "Batı romanı"nı metinlerarası ilişki bağlamında Rilke'nin yapıtı ile birlikte okur. Hidâyet'in izlekçesinde yer alan gerçek babanın yokluğu durumu, suçluluk duygusunun varoluşsal niteliği, cinsel karmaşa, kadın cinselliğinin olumsuz olarak değerlendirilmesi, Türkmen fizyonomisini aşağılamaya dayanan ırkçı yönsemeler gibi temel özellikler metin içi alıntılarla desteklenerek sıralanır. Yazar, "Batı kültüründe tutku suçu olarak tanımlanan türden bir aşk cinayetinin öyküsü" şeklinde tanımladığı (s. 84) romanı, anlatıcının "karşıt ben"e nasıl dönüştüğünün öyküsü diye okur ve çözümler.

Kitabın sonunda Demiralp, tartışmaya açık temel savlarını bir bütünlük kaygısı gözetmeksizin sıralar. Hidâyet'in temel karşıtlamının uygar Batı-Müslüman İran biçiminde ele alınamayacağını, onun Freud ve Otto Rank okuduğunu, ruhçözümlemesinin verilerinden etkilendiğini, bu etkiyi yapıtlarına bilinçli bir biçimde aktardığını ve temel kaygısının "Kendini bilerek, aşarak yazarak, kendinde bütün insanlığı yok ettiğini sanarak yok eden bilinç. Yok-öznenin bilinci" olduğunu vurgular. (s. 108) Bütün bu analizin sonunda Demiralp'in, Hidâyet'in temelde kültürel üstbenini yitirdiği ve bu yitiğin yerine bir şey koyamadığı için pusulasını kaybetmiş bir Üçüncü Dünya aydınından ve yapıtının da bu durumun tespitinden ibaret olduğunu yazması ne yazık ki yine indirgeyici bir yaklaşım izlenimi vermektedir. Demiralp'in Necatigil ile buluştuğu bir nokta ise Hidâyet'in Rilke ve Kafka gibi, yazısının mekânını içi kılan, yazıyı mutsuzluğun bilinci olarak gören yazarlardan biri olduğu yolundadır. Rilke'nin "Notlar"ı, Hidâyet'in Kör Baykuş'u, Kafka'nın anlatıları, Necatigil'in şiirleri ve Demiralp'in denemeleri, Maurice Blanchot'nun Yazınsal Uzam'daki "Ölüm karşısında kendimize sahip olursak, onunla egemenlik ilişkileri kurmuşsak yazabiliriz ancak" şeklindeki ifadesini doğrulayan, bir zincirin parçaları gibi birbirine eklenen yapıtlar. Bu bütünlük içinde okuru çağırıyorlar.

Ali Galip YENER
Kör Baykuş
kitaba puan vermedi
2 beğen · 0 yorum

Ogün Sucuğ

@ogun-sucug

Sadık Hidayet'in Büyülü Romanı "Kör Baykuş"
20. Yy. Modern İran Edebiyatının kurucularından olan Sadık Hidayet’in, Kör Baykuş eseri, günümüz dünya edebiyatında bir başyapıt olarak değerlendirilmektedir.
Bütün gününü kalemdanlar boyayıp, şarap ve afyon içerek geçiren bir ruh hastasının iyiyi arama yolunda ki yenilgisini ve ruhunun kötülüğe teslim oluşunu; Hidayet; semboller, alegoriler ve birsamlarla şiirsel bir yoğunlukta kaleme almıştır. Karakterler aynı kişinin hülyalarından ibarettir. (Romanın karakterleri bir birlerine dönüşürler. İhtiyar, hurdacı, arabacı, mezarcı, baba, amca ve bizzat romanın baş kahramanı aslında aynı kişilerdir) Normal zaman düzeninin dışına çıkılmıştır. Şimdi ki zaman ve geçmiş zaman; anı, rüya ve halüsinasyonlarla iç içe geçmiştir. Her ne kadar zaman kavramının sekteye uğradığına, çeşitli semboller ve hayallerin gerçeklikten uzak izlenimler yarattığına şahit olsak ta bu anlam gizliliğinin perde arkasında bir kültürün izleri, umutsuz, yalnız bir insanın gerçek duyguları ile karşılaşırız.
Anlatıcı konumunda ki roman karakterinin istek ve arzularını karşılayabilecek özelliklerinin bulunmayışı, iç hezeyanlar ile boğuşması, gününün tamamını afyon ve şaraba ayırması (kalemdan yapmak dışında) ve iç dünyasında ki çatışmaları psikanalitik çözümleme ile işlenir.
Anlatıcı konumunda ki “afyon bağımlısı” yazdıklarının nedenini şu sözlerle açıklıyor. “Hayat tecrübelerimle şu yargıya vardım ki, başkalarıyla benim aramda korkunç bir uçurum var. Anladım elden geldiğince susmam gerek, elden geldiğince düşüncelerimi kendime saklamalıyım. Ve şimdi yazmaya karar vermişsem, bunun tek nedeni, kendimi gölgeme tanıtmak isteğidir”
Nevruz’un 13. günüdür. Baharın ilk günüyle yeni yılın başlangıcı gelmiştir. Anlatıcı miskin ve yoksul dünya düzeninde karşılaştığı tek güzelliği, nevruz’un 13. gününde hayal mahsulü bir kadının iri Türkmen gözlerinde görmüştür. Bu güzelliğin, zamansız ve kısa sürede yok oluşu karşısında afyona ve şaraba iyice bağlanacak, bu büyüleyici kadını tekrar görebilmek için ilk defa arzuları ile yönlendirilecektir. Oysaki bu gizemli kadın kendisinden sürekli uzak duran, bir an olsun birlikte olamadığı karısının bir yansımasından başka bir şey değildir. Bu gizemli kadını, yeryüzünde hiçbir güzellikle kıyaslamaz, onu yeryüzünün güzellikleriyle biraz daha süsler. İçinde taşıdığı en büyük sevgi ve nefretin sahibi karısını, bir gece vakti elinde bıçakla odasına girip öldürmek ister. Ne var ki karsının o an için arzularına karşılık verebileceğini hesaplamamıştır. Nihayet gayesine ulaşır anlatıcı ama elinden bırakmadığı bıçağı ani bir hareketle savurduğunda karısının yüzüne isabet ettirir. Artık iki isteği de yerine gelmiştir. Odasına döndüğünde avucunun içerisinde karısından bir parça vardır. Yeryüzünde tanıştığı tek güzellik olan gözlerden biri avucunun içerisindedir. Sadık hidayet’in 25 yıllık dostu Bozorg Alevi Kör Baykuş’un bu bölümünü şöyle izah eder. “Kızın gözlerinde, hayatının bütün acı macerasının akıp gittiğini görür; Resimleri karşılaştırınca da anlar ki, çok zaman önce bir kader arkadaşı vardır; lanetlenmiş ve kendisi gibi acılar çekmiş bir ressamdır bu. Zaman ve mekan anlamsızlaşır gözünde. Yalnız ölüm kurtarır, bizi bütün aldanışlardan bir ölüm kurtarabilir, ancak şu ölüm bize yeni yeni azaplarla dolu ahreti lütfedecek olan değil de, bizi hiçlik ülkesine, boşluklara gömecek olan ölüm”
Olay kahramanlarının tipik kimseler olduğunu, daha doğrusu bir tipin değişik varyasyonları olduğunu hatırlatmak isterim. Anlatılan her karakterin bir sembolü, bir anlamı temsil ettiği aşikardır.
Sadık Hidayet İran Edebiyatındaki realist yazarlardan biridir. Buna karşın Kör Baykuş ta bu derece açıklanması güç bir değişime uğramasının nedeni olarak 1930-1940 yılları arasında ki politik şartların etkisi olduğunu söyleyebiliriz. Hidayet, asıl düşüncelerini dile getirdiği takdirde baskıcı rejimin uygulamalarına kurban gideceğini biliyordu. Yine de hiçbir zaman toplumdan ve olaylardan soyutlamamıştır kendini. Yalnızlığının ve kendisini ölüme götürecek olan bunalımlarının nedeni olarak çoğu kez bu ruh halinin olduğu söylenip durulmuştur. Ölümünün ardından bir benzetme yapılmıştır Hidayet için. “O ne Avrupa’nın Kafka’sı ne de doğunun Hayyam’ı olabildi. Ölüm nedeni budur.”
Kör Baykuş
kitaba 10 verdi
4 beğen · 4 yorum
Semih Oktay (@semih-oktay)
Halt etmiş o benzetmeyi yapan her kim ise:Sâdık Hidâyet'in sanatı ne Kafka ile ne de Hayyam ile ölçülemez.
10.10.15 beğen cevap
Semih Oktay (@semih-oktay)
"Ölümünün ardından bir benzetme yapılmıştır Hidayet için. “O ne Avrupa’nın Kafka’sı ne de doğunun Hayyam’ı olabildi. Ölüm nedeni budur.” Bu son yazdıkların hariç olmak kaydıyla inceleme yazını beğendim Ogün.Bilesin!
10.10.15 beğen cevap
Ogün Sucuğ (@ogun-sucug)
Sadık Hidayet'in yeteneğini ve bilgisini gölgelemez Kafka veyahut Hayyam ile kıyaslanması. Hidayet, iki isimden de etkilenmiştir ve bu etkileşimin etkilerini eserlerinde görebiliyoruz. Beğenmenize sevindim Semih. Bilesin!
10.10.15 beğen cevap
Semih Oktay (@semih-oktay)
,
11.10.15 beğen cevap

Kör Baykuş - S41

Nerden başlamalı! Çabuk çabuk kafamda kaynaşan düşünceler, hepsi şu dakikanın ürünü; ne günü var, ne saati, ne tarihi. Dünün bir olayı bana, bin yıl öncesinin bir olayından daha eski, daha önemsiz geliyor.
Ahmet Aykut tarafından eklenmiştir.

Demet K.

@caramiooooooooo

Tek tesellim, ölümden sonra hiçlik ümidiydi, orada tekrar yaşamak düşüncesi içime korku salıyor, beni hasta ediyordu. Ben ki henüz yaşadığım dünyaya bile alışmamışım, bir başka dünya neyime yarardı benim?
Kör Baykuş
kitaba 10 verdi, inceleme ekledi.
53 beğen · 0 yorum

Melankolia

@melankolia

Uzun zamandır başkalarıyla bütün bağlarımı koparmışım, kendimi daha iyi tanımak istiyorum.
Kör Baykuş
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
14 beğen · 0 yorum

EminD

@emind53

“Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar.”

" Hayat bana tek ve değişmez bir mevsim oldu hep. "

“Lâkin tek korkum: yarın ölebilirim kendimi tanıyamadan.”

“Odamı sınırlayan dört duvar arasında ,varlığımı ve düşüncelerimi kuşatan hisarın içinde ömrüm azar azar eriyor ...”

“Vücuttaki kan pıhtılaşıyor, bazı organlar yirmidört saat sonra çürümeye başlıyorlar ya; saçlar tırnaklar ölümden sonra daha bir süre uzamaya devam ediyorlar. Kalp durunca duygular düşünceler de kayboluyor mu, yoksa kılcal damarlarda kalan kan sayesinde belli belirsiz bir hayat sürüp gidiyor mu? Ölüm olayı aslında korkunç bir şey; ya öldüklerini kavrayanların hissettikleri?”

“Parmak uçlarına basa basa çekilip gidiyordu gece. Sanki yorgunluk çıkarmıştı, kanaatkardı, bu kadarı yeterdi ona. Uzak, hafif sesler duyuluyordu. Bir göçmen kuş, rüya görüyordu belki, belki bitkiler büyüyordu. Solgun yıldızlar, bulut kümeleri gerisinde kayboluyorlardı. Yüzümde sabahın yumuşak soluğunu hissediyordum…”

“Bana göre değildi bu dünya; bir avuç yüzsüz, dilenci, bilgiç, kabadayı, vicdansız, açgözlü içindi; onlar için kurulmuştu bu dünya. Yeryüzünün, gökyüzünün güçlülerine avuç açanlar, yaltaklanmasını bilenler için.”
Kör Baykuş
kitaba 8 verdi, inceleme eklemedi.
13 beğen · 0 yorum

Zeynep

@zeynepheus

Lâkin tek korkum: yarın ölebilirim kendimi tanıyamadan.
Kör Baykuş
kitaba 9 verdi, inceleme eklemedi.
12 beğen · 0 yorum

zeyrek

@zeyrek

... ömrüm bir oduna benziyor, ocaktan düşen bir oduna: öteki odunların ateşinde kavrulmuş, kömürleşmiş, ama ne yanmış, ne olduğu gibi kalmış bir oduna benziyor. Fakat diğerlerinin dumanından, soluğundan boğulmuş.
Kör Baykuş
kitaba 9 verdi, inceleme ekledi.
12 beğen · 0 yorum
125
KİTAP
Başucu Kitaplarım
Hayatımızda yer edinmiş, zaman zaman sayfalarını yeniden karıştırdığımız ve okumaya doyamadığımız başucu kitaplarımızı bu lis...
305
KİTAP
En Sürükleyici Kitaplar
Yemek yemek, uyumak gibi doğal ihtiyaçlarını unutmana sebep olacak en sürükleyici kitaplar bu listede! Sen de en sürükleyici ...
735
KİTAP
Okuduğum En Güzel Kitap
Okuduğumuz en güzel kitapları bu listede topluyoruz! Sen de en beğendiğin ve herkese tavsiye etmek istediğin kitapları listey...
427
KİTAP
Hiç Unutamayacağım Dediğimiz Kitaplar
Bittiğine üzüldüğümüz, hayatımızda derin izler bırakan unutamayacağımız kitapları paylaşıyoruz....
1134
KİTAP
Mutlaka Okunması Gereken Kitaplar
Herkesin mutlaka okuması gereken, kitaplığında bulunması gereken kitaplar listelenmektedir. Sen de mutlaka okunması gerektiği...

NEVİM GÖKDEMİR

@nevimgokdemir

AYLA
Birini sevmek içiniz titreyerek sevmek elinizi tutuğu an bir daha hiç bırakmaktadır, bazen şartlar değişir ve kopuverirsiniz ama hep o biryerlerde vardır
Kör Baykuş
kitaba puan vermedi, inceleme ekledi.
3 beğeni · 2 yorum
Semih Oktay (@semih-oktay)
Bu nedir Ya Rab?! :S
13.11.17 beğen 1 cevap

Berkay

@solaryumcu

Karyolam bir mezar taşına dönüşür de altına beni gömerse korkusu; ve o dehşet; sesim kısılırsa nasıl bağıracağım, ya kimse yardıma koşmazsa...
Kör Baykuş
kitaba 9 verdi, inceleme eklemedi.
9 beğeni · 1 yorum
CEVİZKABUĞU (@karacurin)
“Bazı yaralar var bavullar içerisinde gezer.”
05.11.17 beğen 5 cevap
Satır arası çizgiler  ...
Satır arası çizgiler ...
Kör Baykuş - Sadık Hidâyet -
Kör Baykuş
kitaba 7 verdi, inceleme eklemedi.
11 beğeni · 0 yorum

Psykhe

@psykhe

"Kendimi bütün ruhumla unutmanın uykusuna bırakmak istiyordum. Unutmam mümkün olsaydı, unutmak sürekli olsaydı, gözlerim kapansaydı da azar azar uykunun ötesine, mutlak hiçliğe gömülebilseydim, varlığımı artık hissedemez olacağım noktaya varsaydım, bir mürekkep damlasında, bir musiki ahenginde ya da renkli bir ışında erir giderdim ve sonunda dalgalar ve şekiller öyle büyürlerdi ki, hissedilemezin içinde silinir, yok olurlardı. O zaman dileğime kavuşurdum."
Kör Baykuş
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
18 beğeni · 0 yorum
8.5/10
410 oy
Sence kaç puan almalı?
0