ara

1984

Bin Dokuz Yüz Seksen Dört - Nineteen Eighty-Four

1984 Konusu ve Özeti

1984
1949 yılında yazılan roman, 1984 yılına yönelik bir disutopya, totaliter rejimlere haklı bir şekilde eleştiri niteliğindedir. Ortaya koyduğu "big brother is watching you" sloganı günümüze kadar ilgisini kaybetmemiştir. Romanda dünya sadece 3 büyük devletten oluşur ve bu devletlerin de birbirleriyle sürekli savaş halinde olmasından kaynaklanan bir baskı ortamı vardır. George Orwell romanı yazdıktan 1 sene sonra hayatını kaybetmiştir.
Yazar:
Çevirmen:
Yayınevi: Can Yayınları
ISBN: 9789750718533
Sayfa: 350 sayfa
Basım Tarihi: 2012
"Yirminci yüzyılın en önemli yazarlarından biri olan George Orwell, 47 yıllık yaşamına iki başyapıt sığdırmıştır; Hayvan Çiftliği ve Bin Dokuz Yüz Seksen Dört.

1945 yılında yayımlanan Hayvan Çiftliği'nde, bir grup hayvanın kendilerini sömüren insanların yönetimini devirip eşitlikçi bir toplum kurmaya çalışmasının öyküsü anlatılır.

Bir siyasal yergi başyapıtı sayılan Hayvan Çiftliği'ni 1949'da Bin Dokuz Yüz Seksen Dört adlı roman izledi. Onvell'in bu son kitabı, her şeyin tümüyle devletin denetiminde olduğu belleksiz ve muhalefetsiz bir toplum tehlikesine karşı yürekten bir uyarı niteliğindeydi. Dünyanın sürekli birbiriyle savaşan üç totaliter polis devletinin egemenliği altında olduğu düşsel bir gelecekte geçen roman, hem o dönemde hem de sonraki yıllarda çok sayıda okuru derinden etkileyecek, güncelliğini hiç yitirmeyecekti.

Kitabın İçinden

Birinci Bölüm

Nisan ayının soğuk, ama açık bir günüydü; saatler on üçü gösteriyordu. Yıldırıcı esen rüzgârdan korunabilmek için çenesini göğsüne gömmüş olan Winston Smith, hızla Zafer Konağı’nın camlı kapısından içeri süzüldü; ama bir toz bulutunun da kendisiyle birlikle içeri dalmasına engel olabilecek kadar çabuk davranamadı.

Hol, kaynamış lahana ve eski paçavra kilim kokuyordu. Ev için oldukça büyük, renkli bir poster, dipteki duvara asılmıştı. Posterde, özenilmeden yapılmış, bir metreden daha geniş, koskocaman bir yüz. resmi vardı: kırk beş yaşlarında, siyah gür bıyıklı, sert çizgileriyle bir erkek yüzü. Winston merdivenlere yolaldı. Asansöre binmeyi denemenin bir yararı yoklu. En iyi zamanlarda bile çalıştığı seyrekti; üstelik son günlerde elektrik kısıntısı vardı. Nefret Haftası’na hazırlık nedeniyle ekonomik önlemlerin bir parçasıydı bu. Daire yedinci kattaydı Otuz dokuz yaşında olan ve sağ ayak bileğinin üstünde bir varis ülseri taşıyan Winston, yolda birkaç kez dinlenerek, ağır ağır çıktı merdivenleri. Her katta asansörün karşısında asılı olan poster, kocaman yüzüyle onu bakıyordu. Gözleriyle insanın hareketlerini izliyormuş gibi yapılmış resimlerdi bunlar resmin altındaki başlıkta: BÜYÜK BİRADERİN GÖZÜ SENDE, yazılıydı.

İçeride yumuşak bir ses. ham demir üretimiyle ilgili birtakım İstatistik değerleri okuyordu, Ses, sağdaki duvara yerleştirilmiş, buğulu bir aynayı andıran, dikdörtgen metal levhadan geliyordu. Winston, bir düğmeyi çevirdi. Ses azalır gibi oldu, ama sözcükler hâlâ seçilebiliyordu. Tele ekran denilen bu aletin sesi azaltılabiliyor, ama tümden kapatılamıyordu. Pencereye yaklaştı. Ufak tefek, çelimsiz bir yapısı vardı: Parti’nin üniforması olan mavi tulum, bedeninin inceliğini ortaya pek çıkarmıyordu. Saçlarının rengi açıktı. Yüzü doğal bir pembelikteydi, teni ise adi sabun ve kör jiletlerden ve yeni biten kışın soğuğundan sertleşmişti.

Kapalı pencerenin kanatlarının gerisinde, dışarıdaki dünya soğuk gibiydi. Aşağıda caddede küçük rüzgâr girdapları, tozları ve kâğıtları çevirip savuruyordu ve güneşin ışımasına, gökyüzünün koyu maviliğine karşın her yana asılmış posterlerin dışında hiçbir şeyde canlılık ve renklilik göze çarpmıyordu. Bu kara bıyıklı yüz her köşeden bakmaktaydı. Posterlerden biri, hemen karşıdaki evin önüne asılmışta. Karanlık gözleri Winston’a dikilmiş, BÜYÜK BİRADERİN GÖZÜ SENDE, diyordu. Aşağıda, caddede köşesi yırtılmış başkabir poster rüzgârla inip kalkarken tek sözcük INGSOS bir görünüp bir kayboluyordu. Uzakta bir helikopter, damları sıyırarak alçaldı, büyük bir mavi sinek gibi bir süre havada asılı kaldı, sonra bir eğri çizerek ok gibi fırladı, insanların pencerelerini gözleyen polis devriyesiydi. Bu devriyeler pek önemli değildi, asıl önemli olan Düşünce Polisi’ydi.

Winston’nun arkasındaki tele ekrandan gelen ses dokuzuncu üçyıllık planın hedefleri başlığı konusunda ve ham demir hakkında hâlâ bir şeyler geveleyip duruyordu. Tele ekran aynı anda hem yayın yapabiliyor, hem de kaydedebiliyordu. winston’ın çıkardığı fısıltıyı aşan her ses, hemen kayda alınabiliyordu; üstelik Winston, metal levhanın egemen olduğu görüş alanı içinde bulunduğu sürece, işitilebildiği kadar görülebiliyordu da. Herhangi bir anda seyredilip seyredilmediginizi anlayabilmeniz olanaksızdı. Düşünce Polisi’nın, ne kadar sıklıkla ya da nasıl bir sistemle kimi izlediği bilinemezdi iler an. canları ne zaman dilerse, alıcıyı çalıştırabilirlerdi. Çıkardığınız sesin işitildiği, karanlıkla olmadığınız sürece, her hareketinizin izlendiği varsayımı, içgüdüsel bir alışkanlık haline dönüşmüştü, bununla yaşamanız gerekiyordu yaşıyordunuz.

Winston, sırtı tele ekrana dönük durdu. Böylesi daha güvenliydi; gelgelelim sırtın bile birşeyler işaret edebileceğini çok iyi biliyordu. bir kilometre otede çalıştığı yer olan Doğruluk bakanlığı kirli bir sorunlu olarak, geniş ve bembeyaz ayaktaydı. bu. diye duşundu belli belirsiz tiksintiyle bu. Londra, Birineci Hava üssü’nün merkez kenti. Okyanusya kentlerinin en yoğun nüfuslu üçüncü kenti. Londra’nın ben böyle mi olduğunu anımsayabilmek için bazı çocukluk anılarını belleğinden sokup çıkarmaya çalıştı. Yanları kereste kirişlerle kapatılmış, pencereleri kartonlarla yamanmış, çatıları oluklu demir levhalardan, düzensiz bahçe duvarları dört bir yana eğilmiş, çürümeye yüz tutmuş 19. yüzyıl evlerinin bu görüntüsü her zaman var olmuş muydu? Peki ya sıva tozlarının girdaplar oluşturarak uçuştuğu, moloz yığınlarının üstünde, tek tük söğüt ağaçlarını barındıran, bombardımana tutulmuş bölgeler, bombardımanların açtığı geniş alanlara serpilmiş ahşap kulübelerin bulunduğu yerler? Sır yararı yoktu, anımsayamıyordu; çocukluğundan geriye, zemini belirsiz, anlaşılmaz bir sürü anlık görüntü dışında hiçbir şey kalmamıştı.

Doğruluk Bakanlığı. Yenikkumaştaki Doğrubak, görünürdeki herhangi bir nesneden çok farklıydı. Bu koskocaman piramit biçimindeki, pırıl pırıl beyaz beton 300 metre yüksekliğindeydi Winston’ın bulunduğu yerden, beyaz cephesinde süslü hatillerle yazılı, partinin ile sloganını okuyabiliyordu.
1984 kitabı Tüm Zamanların En İyi Kitapları listesinde yer almaktadır.

Mustafa Kerem

@mustafakerem

Düşüncelere kilit vurulabilir mi?
George Orwell, asıl adı ile Eric Arthur Blair, 20. yüzyıl İngiliz edebiyatının önde gelen yazarları arasındadır. Eserlerinde sosyal adaletsizliğe ve totalitarizme karşı duruşunu özgün bir şekilde yansıtmıştır.
Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, George Orwell tarafından kaleme alınmış alegorik bir politik romandır. Yazın ve sinema dünyasının en meşhur distopik (anti-ütopyacı) eserlerinden birisidir.
Distopik demişken, bu noktada distopyayı çok kısa bir şekilde açıklamak gerektiğini düşünüyorum. Distopya; Yunanca kökenli bir kelime olmakla birlikte “kötü yer” anlamına gelmektedir. Gerçekleşmesi mümkün olmayan, ideal toplum yapısını temsil eden “ütopya” kavramının tam zıddıdır.
Aldous Huxley'in Cesur Yeni Dünya isimli romanıyla birlikte, Bin Dokuz Yüz Seksen Dört İngiliz edebiyatının ilk ve en ünlü anti-ütopik edebi eserlerindendir.
Yazar George Orwell’in bu eseri, 1948 yılında hayatının son dönemlerini yaşarken Sovyetler Birliği’ne ve Hitler’in SS devletine bakarak kaleme aldığı belirtilmektedir.
Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’ün olay örgüsüne baktığımızda, karşımızda dünyayı üç büyük devlete ayrılmış olarak görüyoruz, bunlar Londra'yı da içine alan Okyanusya, Doğu Asya ve Avrasya devletleridir.
Bu üç süper güç devamlı bir savaş halindedir. Dışta devamlı bir düşman tehdidi altında olan toplum, içte ise totaliter bir rejimin pençeleri arasında parçalanmaktadır.
Londra şehri Okyanusya devletinin büyük şehirlerinden biri olmakla birlikte devrimin de yönetim merkezi olarak karşımıza çıkmaktadır. Partinin toplumu kontrol altında tutmak için kullandığı bakanlık binaları Londra'da bulunmaktadır.
Yönetimdeki parti 2 temel kademeden oluşmaktadır.
1) İç Parti Üyeleri
2) Dış Parti Üyeleri
Winston gerçek bakanlığında çalışan bir dış parti üyesidir.
Romanın baş karakteri Winston Smith'de Londra'da yaşayan ve Gerçek Bakanlığında çalışan partinin dış kademesine üye bir vatandaştır.
Winston'un görevi eski tarihli gazete ve dergilerde yer alan olay, haber, makale vb. yazılı unsurları değişen şartlara göre uyarlayıp arşivdeki orijinalleri ile değiştirerek geçmişi kontrol altında tutmaktır.

“Geçmişi denetim altında tutan, geleceği de denetim altında tutar; şimdiyi denetim altında tutan, geçmişi de denetim altında tutar.”

Winston'un yaşamış olduğu toplum kelimenin tam anlamıyla dört bir yandan yasaklar ile kuşatılmıştır.
En insani duyguları yaşamak, düşünmek, ve yeni bir düzen talep etmek parti tarafından katı bir şekilde yasaklanmıştır.

İngsos diye adlandırılan İngiliz Sosyalizmi devrimin temel ekseninden ayrılarak topluma özgürlük ve eşitlik getirmek yerine, toplumun geniş bir kesimini oluşturan ploreterya tabakasını kontrol altında tutmak için sistemli bir toplumsal dönüşümü adım adım hayata geçirmektedir.
Bu dönüşümlerden en dikkat çekenleri ise şüphesiz, dilin düşünce dünyasını daraltacak şekilde değiştirilmesi ve düşünmenin partiye karşı işlenmiş affedilmez bir suç olduğudur.
Distopik bir roman olmasına rağmen, gerçeğe bu kadar yatkın bir eser olması bende derin bir şaşkınlık hissi yarattı.
Özellikle ''Çift Düşün'' kuralının toplum hafızası üzerindeki yıkıcı etkilerini yazar esere muhteşem bir şekilde yansıtmış.
''Çift Düşün'' tekniği bugün Türk Siyasi hayatında da sık kullanılan bir teknik olarak karşımıza çıkmaktadır.

{Örneğin: Mavi Marmara gemisine saldıran İsrail Devletine, Ülkemizin yöneticileri bir dönem ''Terör Devleti'', ''Katil Devlet'', ''Siyonist Rejim'' vb. ifadelerle açıktan düşmanlık etmişler, ellerinde bulunan TV ve Gazeteler ile toplumu da bu düşmanlığa kitlesel olarak sürüklemişlerdir.
Aradan 4 yıl geçtikten sonra yine aynı yöneticiler İsrail Devleti için, ''Dost Ülke'', ''Değerli Müttefik'' ve ''Stratejik Dostluk'' gibi ifadelerle İsrail Devleti'nin dost bir ülke olduğunu yine aynı tekniklerle topluma empoze ederek, zıt iki kavramı aynı anda savunup toplum bilincini karar veremez ve düşünemez derecede tahrip etmişlerdir.
Bugün sokağa çıkıp önünüze ilk çıkan AKP'li bir vatandaşa İsrail dost mu? düşman mı? diye sorun hangi cevabı verip nasıl savunacağı konusunda kararsız kaldığını göreceksiniz.}

Romanda bireysel özgürlüklerin yok edilerek toplumun büyük bir kısmının düşünme yetisi olmayan, muhakeme etme kabiliyetinden uzak, sorgulamadan sindiren, düşünsel değil de tepkisel davranan bir kitleye dönüşümü Winston Smith karakteri üzerinden kademeli olarak anlatılmış.
Sevgi Bakanlığındaki 101 nolu odada Winston Smith'in başından geçen olaylar aslında bireysel bir örnek üzerinden topluma uygulanan acımasız dönüşümü temsili olarak anlatmaktadır. Romanın sonlarına doğru Winston'un düşünce dünyasını ve karakterini yerle bir eden parti üyesi O'Brien'in istediği gerçekleşmiş, Winston öğrenilmiş çaresizliğin pençesi altında bir hiç olduğunu ve düşünme hakkına sahip olmadığını kabul ederek yaşamına devam etmiştir.

Genel olarak değerlendirildiğinde; eser, tek tip insan modelinin var olduğu, mevcut yönetimin halkın tarihini ve hafızasını silerek, büyük güç olarak varlığını sürdürebilmesini vurgulamaktadır. Bu eserinin kurgudan ibaret olduğunu düşünebiliriz fakat günümüz dünyası ile karşılaştırdığımızda gördüğümüz benzerlikler, distopik bir sistemde yaşayıp yaşamadığınızı sorgulamamızı da gerekmektedir.

Bu değerli romanı okumadan önce yazarın ''Hayvan Çiftliği'' adlı eserini okumanızı tavsiye ederim.
Şu önemli hatırlatmayı yapmadan yazıyı sonlandırmak istemiyorum. Eğer romanı okumaya başlarsanız, önsöz kısmını dikkatli bir şekilde okuyarak bahsedilen kavramlarını anlamaya çalışın, eğer önsözü dikkatli okumazsanız romanın içindeki bir çok terimi tam manası ile kavramanız mümkün olmayacaktır.

Romandan bir alıntıyla yazımızı noktalayalım.

Parti'nin dünya görüşü, onu hiç anlayamayan insanlara çok daha kolay dayatılıyordu. (...) Her şeyi yutuyorlar ve hiçbir zarar görmüyorlardı çünkü tıpkı bir mısır tanesinin bir kuşun bedeninden sindirilmeden geçip gitmesi gibi, yuttuklarından geriye bir şey kalmıyordu.

Başka bir inceleme yazısında buluşmak üzere...
Saygılarımla,
Mustafa KEREM.




George Orwell'in tüm eserleri:

Paris ve Londra'da Beş Parasız (1933)
Burma Günleri (1934)
Papazın Kızı (1935)
Zambak Solmasın (1936)
Wigan İskelesi Yolu (1937)
Katalonya'ya Selam (1938)
Daralma (1939)
Hayvan Çiftliği (Bir peri masalı) (1945)
Neden Yazıyorum (1946)
Bin Dokuz Yüz Seksen Dört (1949)
1984
kitaba 10 verdi
10 beğen · 3 yorum
Emin Aydın (@kursunasker)
Bir de teleekran mevzusu var.Hatta yakın zamanda teknoloji devi bir markanın televizyonlarının ses kaydı yapıp bunu izinsiz biçimde kullandığı da iddia edilince akıllara bu kitap gelmişti.Gerçekten çağının ötesini görmeyi başarmış bir kitap 1984.
13.01.16 beğen 2 cevap
Mustafa Kerem (@mustafakerem)
Evet, incelemede o kadar ayrıntıya inip uzatmak istemedim ama akla uzak bir ihtimal olarak gelmiyor. Kullandığımız bilgisayarların kamerasından istedikleri an biz vatandaşları takip edebiliyorlar zaten.
13.01.16 beğen cevap
mace ? (@binevifree)
3 saat önce bu kitabı okumaya başladım. :)
21.01.18 beğen cevap

Murat Ciman

@MuratCiman

George Orwell - Bin Dokuz Yüz Seksen Dört
Winston partinin içinde çalışan bir memur işi ise: ona gelen haberleri değiştirip yeniden yazmak ve eski haberleri yok etmek bunu yaparken de hayal gücünü çalıştırarak mantıklı noktalar bulmak.
Sabahları evinden siyah bir çanta ile çıkıyor işe geliyor öğle yemeği arasında kuyruğa girip yemeğini aldıktan sonra da cin içiyor işten sonra tekrar eve gidip yatıyor.Başka bir hayat düzeni yok.Evinde ve ülkenin her yerinde insanları gözetleyen bir ekran var bu ekranda hem parti halka sesleniyor hemde partilileri gözetliyor.Partinin dışında kalan geri kalan halk ise işçi sınıfı gündelik işlerde çalışan,fabrikalarda üreten ve tüketen bir halk.
Winstonun dikkatini çeken julia diye bir kız sürekli gözüne takılmaktadır. Winston kendine yasak olan bir eskiciye gitmiş ve oradan bir not defteri almıştır.Tekrar o eskiciye gidip etrafa bakındıktan sonra çıkarken onu Julia görmüş ve onunla göz göze gelmişlerdir . Winston’ın insanlara hiç güveni kalmamıştır. Aile bireylerden 7-8 yaşındaki çocuklar bile insanları düşünce suçu işledikleri için şikayet etmişler ve bir hafiye gibi parti ekiplerinin ellerine düşürmüşlerdir.Bu korkudan dolayı Winston her zaman arkasını kollamak zorunda kalmıştır.Bu yüzden Julia’yı öldürmeyi bile göze almıştır. Bir gün işten çıkarken Julia Winston a doğru yürüdü ve bu arada tökezleyip yere düşmüştü Winston bunu görmesine karşın hem içinde söndürülen insan sevgisi hemde temkinli olmanın verdiği duygu ile julia ya yardım etmekten çekindi.Sonunda onu kaldırmak için elini verdiğinde julia nın eline bir not bıraktığını anladı.Heyecan yapmamaya çalışsa da kendini evine atıp bir an önce o notu okumak istedi. Not da “seni seviyorum“ yazıyordu.
Winston bu duyguya nasıl karşılık vereceğini hiç bilmiyordu.Aslında kafasında bir dolu soru vardı bu notla beraber bu sorular çözüme kavuşmamış biraz daha karmaşıklaşmıştı. Winston bir çok denemeden sonra kızla konuşabildi ve buluşmak için bir yer ismi aldı.Yalnız giderken bile partiyi ve işlediği suçu biliyordu çünkü evlilik dışı bir ilişki büyük bir suçtu ve karısı ile hala evli görünüyordu.
Ormanda bir yerde buluşmuşlar ama etrafta dinleme cihazı olma olasılığından dolayı da temkinli davranıyorlardı.O zamana kadar Julia gibi genç ve güzel bir kızın neden onunla beraber olmak istediğini anlamadı ve ilk olarak da nedenini sordu.İkinci soru ise bunu daha önce yapıp yapmadığı idi. Winston saflıktan nefret ediyordu her türlü saflık onu tiksindiriyordu. Julia kendinden önce de yüzlerce kişi ile yatmış bunu partiye ve sisteme karşı bir davranış olarak görüyor ve bu durum hoşuna gidiyordu.
Winston ve Julia ayda 2 kere falan farklı mekanlarda buluşup beraber oluyorlar ama işledikleri suçun er geç ortaya çıkacağını ve ölümlerden ölüm beğeneceklerini biliyorlardı.
Winston eskici dükkanında bir oda kiraladı ve artık düzenli olarak orada buluşup birbirleri ile zaman geçiyorlardı.Bir kaç buluşmadan sonra bir gün ikisi de gizli bir gurubun varlığından haberdar oldular ve beraber bu guruba katılmaya karar verdiler.
İç parti üyelerinden birisin evinde buluşup gerekli bilgileri aldıktan sonra örgütün kitabını beklediler.
Kitabı iç parti üyelerinden biri onlara başka birinin vasıtası ile ulaştıracaktı ve onlarda okuyup başka birine verecek yada imha edeceklerdi.
Kitabı ele geçirdikten sonra Winston dayanılmaz bir beklenti ile kiraladıkları odaya gitti orada Julia ile buluşup kitabı ona okudu.Bu sırada Julia uykuya daldı Winston kitabı okurken bir patırtı koptu ve basıldı.Daha önceden odanın içinde bir resimdeki delikte içinde fare vardır diye bakmadığı yerde aslında ekran vardı.Bu zamana kadar gözetlenmişlerdi kaçmak yada suçunu itiraf etmemek saçmalık olurdu.
Winston uyandığından bir tahta sedirde otuyordu ne zamandır o mekanda olduğunu bilemiyordu içerisi aydınlıktı ama bu aydınlık yapay bir lamba idi.Winston ın nerede olduğu aklında belirdi :sevgi bakanlığında idi .Aslında ceza verilen işkence edilen bir yer olmasına karşın çiftdüşün yöntemi ile buraya o ismi vermişlerdi.
Bakanlığın bodrum katlarındaki herhangi bir odada bekliyordu sonunun geldiğini kestirmişti.Ama bu sonun ne kadar acılı ve ne şekilde geleceğini kestiremiyordu.
Winston a işkenceler yaptılar hatta bu işkenceleri yapan onu yer altı örgütüne alacağını söyleyen iç parti üyesi ona kitabı ulaştıran adamdı.Demek ki uzun süredir izleniyordu ve her şey birer kurmaca idi. Winston çeşitli işkencelerden sonra fikri değiştirilerek başka bir işe atandı ama bu arada çöktü ve akıl olarak artık partinin isteklerini destekliyordu.
Kitap okurken sizi çok fazla merakta bırakmayan bol bol düşüncelerin olduğu konuşma metinlerinin en sona doğru sıklaştığı bir kitap.Kitapta 3 çeşit insan karakterinin analize ediliyor yönetenler,orta sınıf (yöneticilerin yerinde olmak isteyenler) ve bunların hiç birini takmayan günlük hayatına bakan bir işçi sınıfı var.İnsanlar öyle deli gibi partiye tapıyor ki küçücük çocuklar bile anne babalarını ispiyonluyorlar.Ülkede barış sevgi ve nefret bakanlığı diye bakanlıklar var bunların gorevi ise tam tersini yapmaktır...
1984
kitaba 10 verdi
3 beğen · 0 yorum

Misafir

@misafir000

şahsi kitap değerlendirmem..
1984 DİSTOPYASI VE 2013 DÜNYASI
1984 Distopyası, George Orwell’ın 1922-1927 yılları arasında İngiliz sömürgesi olan Hindistan İmparatorluğunda polis olarak görev yaptığı yıllardan ilham alarak yazdığı, dilinin, tarihinin, kültürünün kısacası hayata dokunan her unsurunun devlet tarafından baskı ve kontrol altına alındığı bir toplumu anlattığı, dünyanın birçok diline çevrilip milyonlarca satılan şaheser niteliğindeki eserlerinden biridir. Eser içerik ve kurgu olarak gerçeküstü bir nitelik taşıdığından dolayı ‘yok-ülke’ anlamına gelen ‘distopya’ türünde bir eser olarak değerlendirilmiştir. Lakin Orwell, ABD’deki bir sendikacıya yazdığı mektupta ‘anlattığım toplumun bir gün mutlaka gerçek olacağını söylemesem de ona benzer bir toplumun gerçek olabileceğini söyleyebilirim’ diyerek geleceğe dair çok önemli bir varsayımda bulunmuş oluyordu.

Orwell, 1984 Distopyası’nda anlattığı baskı politikalarının, insanı hayretler içerisinde bırakacak kadar kötü ve sıradışı uygulamaların günümüz dünyasında ulus devletler ve ulusalcı akımlar eliyle kusursuz ve sistemli bir şekilde hayata geçirildiğini görseydi ABD’li sendikacıya yazdığı düşüncelerin varsayımdan öte bir gerçeklik kazanmış olduğunu görebilecekti.

Kitaptan örnek verecek olursak Orwell’ın betimlediği dünyada gerçekliğin denetim altında tutulabilmesi için ‘bellekten’ ve ‘geçmişten’ yani, bireysel ve toplumsal hafızadan yoksun bırakılmaya çalışılan bir toplumdan bahsedilir. Şüphesiz ki bu tür çabalar, günümüz ulus devletlerinin resmi tarih kurumları ve okul müfredatları dâhilindeki resmi tarih dersleriyle kendi halklarını gerçek tarihlerinden koparmalarına, resmi dil kurumları ve resmi dil eğitimleri ile kendi halklarını anadillerinden dolayısıyla bilinç ve belleklerinden koparmalarına benzer.

1984 Distopyası’nın baskıcı devletinde geçmiş yıllara ait bütün kayıtların ya yok edilmiş ya da çarpıtılmış olması; bütün kitap, gazete ve tarihi vesikaların yeniden yazılmış, sokak cadde ve yapıların yeniden adlandırılmış olması, meydanların resmi tören ve kutlamalar için zorunlu olarak hınca hınç doldurulmuş olması, günümüz ulus devletlerinin bir gecede (halkını cahil bırakma pahasına da olsa) harf inkılâbı adıyla yüzyılların bilgi birikimini çöpe atmasına çok benzer. Tıpkı sokak, cadde, park ve kurumların ulusal kahramanların, darbeci paşaların veya sembol kişilerin isimleriyle kirletilmesine, stadyumların çocuklar ve gençler ile resmi bayramlar için zorunlu olarak tıka basa doldurulmasına çok benzediği gibi.

1984 Distopyası’nın başkahramanı olan Winston Smith’in düşünce polisi tarafından yedi yıl boyunca en küçük bir davranışından söylediği her söze varıncaya kadar takip edilmesi, bizlere devletlerin menfaatlerini her türlü ilke ve değerden üstün tutan (el-muhaberat, MOSSAD gibi) istihbarat teşkilatlarının fişlemelerini, yıldırma amaçlı takibatlarını ve operasyonlarını hatırlatacaktır. 1984 Distopyası’nda kişilerin evlerinin her odasında bulunan ve onların özel hayatlarına müdahale edebilen, onları yatak odalarından dahi izleyen ‘tele ekran’ sistemi her köşebaşından bizi izleyen kameralara, evimizin içinden bizi şekillendiren, çocuklarımızı eğiten (öğüten) televizyon ve bilgisayarlara şaşırtıcı derecede benzer. Günümüz dünyası ile 1984 Distopyası arasındaki benzerliklerden biri de baskıcı, despot ve her tarafa müdahale edebilen devletin kurucu kahramanı olan Büyük Birader’in paraların, pulların, kitap kapaklarının, bayrakların, posterlerin, sigara paketlerinin üstünden… Her yerden bizleri izleyen gözleridir.

Kısacası George Orwell’ın edebiyat dünyasına kazandırdığı eser, 2013’ün dünyasında ulusalcı akımlar, ulus devletler ve küresel sistem tarafından kusursuzca canlandırılmaktadır. Her türlü dini, etnik ve kültürel farklılığı reddederek yekpare, türdeş, kolay yönetilebilen bir toplum dizayn etmeye ant içmiş olan ulus devletler insanlığın değer ve haysiyetlerini ayaklar altına alarak, çizdikleri yapay sınırlar içerisinde insanlığa karşı korku ütopyalarını aratacak kötü muamele ve uygulamalara başvurmaktadırlar.

İnsanlığı bu tür ulusal kâbuslardan uyandırmanın yolu ise eserde belirtildiği üzere insanların bilinçlendirilmesinden geçer. George Orwell’ın da söylediği gibi:

‘İnsanlar, bilinçleninceye kadar asla başkaldırmayacaklar ama başkaldırmadıkça da bilinçlenemeyecekler’.

Hüseyin Asaf YILDIRIM
araftakivezir.blogspot.com.tr
1984
kitaba 10 verdi
2 beğen · 0 yorum

Kamer

@kitapsiz2

Öncelikle lisede ödev olarak verildiğinde okumayıp da internetten özetini indirip ödevi öyle teslim ettiğim için çok pişmanım. Çok şey kaçırmışım meğer.
Kitaba gelince; 3 büyük egemenlik hakim kitabımızda. Okyanusya, Avrasya, ve Doğu Asya. Sürekli sürdüğü iddia edilen bir savaş vardır bu 3 egemenlik arasında fakat kitabı dikkatlice okursak aslında üçü de birbirinden çok farklı değildir.
Bizim olayımız Okyanusyada geçiyor. Okyanusya'da tabii ki komünizm hüküm sürüyor. Ve güçlü, muhalefet kabul etmeyen, geçmişi geleceği o anı sadece kendisinin bildiği bir lider tarafından yönetilen parti..
Her yerde ''Büyük birader seni izliyor '' pankartları asılıdır. İngilizce okuyunca daha havalı tabii '' Big Brother is watching you '' . Her neyse bu posterler her yerde asılıdır ve Big Brotherimiz delici bakışlarıyla beyninize hükmeder adeta.

İşin en akıl almaz kısmı heryerde insanların ne yaptığını ne konuştuğunu denetleyen bir tele-ekran vardır. Tek denetleyemediği şey düşüncelerdir ki orada da bir açık verirsen anında düşünce polisinin sert ve güzel postalları yüzünü eziverirdi. Keşke bu kadarıyla da kalsa ama daha ileriki işkence sahnelerini bizzat okumanızı öneriyorum.

Bu tele-ekranlar işyerinde, evlerde hatta tuvaletlerde bile izliyordu sizi. Ve kitapta geçiyor ki tele-ekranın kesintisiz denetlediği tek yer tuvaletlerdir.

Şimdi insan okurken -Amaan kitap değil mi işte diye düşünebiliyor. Ama düşünmeden de edemiyor, böyle zorba bir devletin baskısı altında kalsak ne yapardık ? Kabus gibi değil mi..

Kahramanımız Winstona gelince; okyanusyada Doğruluk bakanlığında çalışan biridir. Görevi ise hayli ilginçtir; Geçmişi zamana uyarlamak.. Yani tarihi çarpıtmaktır. Büyük biraderin işine nasıl geliyorsa öyle çevirmektir.
Nasıl olduğunu anladığı ama niçin olduğunu anlamadığı düzene karşı çıkmak isteyecek ve bu sisteme karşı ilk eylemini bir antikacıdan günlük alarak başlayacaktır.
Winston yalnızdır. Ve her partili gibi aslında onun da kafasında partiye dair şüpheler vardır.
2 dklık nefret toplantılarından bahsetmeden de geçmek istemiyorum. Beni en çok şaşırtan kısımlarından biri olmuştur. Winston 2 dk nefret toplantılarında partililerle bağırıp esip gürler fakat Goldstein adlı bu partinin iç düşmanıyla irtibata geçmenin bir yolu olup olmadığı merak eder.

Burada bahsetmek istediğim çok terim var yenisöylem çiftdüşün gibi.. Ama kalemim yetmez bunları irdelemeye. En iyisi okuyun.

Ve kahramanımız Anti-sex örgütünün üyesi olan Julıa adında asi bir kızla aşk yaşamaya başlar. Aşktan kastım o Ahmet Batman kitaplarındaki salya sümük aşklar değil elbet. O dönem aslında aşk da yasak olduğu için winstonun istediği belki de sadece bir kadındı. Ama gittikçe birbirlerine öyle bir bağla bağlanırlar ki ihanet etmeme sözü verirler. hem de öyle bir koşulda. Aslında ihanet etmemenin mümkün olmayacağını ikisi de bilse de bu sözle bağlanırlar birbirlerine.
Dönemde her şey yasak olduğu gibi cinsellik de yasaktır tabii. Hele ki aşık olduğunuz bir kadınla evlenmek tamamıyla hayaldir. Aralarında fiziksel çekim olmayan çiftler kurul tarafından onaylandıktan sonra evlenebiliyor ancak.

Julıa ve winston birgün aşk yuvalarında basılırlar. Odadaki tele-ekrandan habersiz aylarca ne planlar yapmışlar neler yapmışlardı.. Her neyse.. düşünce polisi türlü eziyetler yaparlar çiftimize. türlü eziyetler derken yaklaşık 30 40 sayfalık bir eziyetten bahsediyorum. Bu işkence töreninin tek amacıysa devlet hakkında bildiğin bütün gerçekleri! unutup partiye itaat etmeyi sağlamaktı.
Lakin öyle de oldu. Kitabın sonunu yazıp sinir etmeyi çok isterdim ama okuyun gençler. oturup sindire sindire okuyun bu kitabı.
Her şey bir tarafa Winstonun Kağıda 2+2=5 yazması çok dokundu içime.
Ve kitabın başında geçen ''Kestane ağacının altında sen beni sattın; ben seni.'' söylemi kitap bittikten sonra daha bir anlam kazanıyor.
Hatta duygulanıyor insan.
Kitap bittikten sonra açıp The Smiths - Never Had No One Ever dinleyin. Kitapta geçen acıklı denen şarkılardan biri bu sanki. o derece hissettirdi bana (kitapla hiçbir alakası yoktur.) İyi okumalar..
1984
kitaba puan vermedi
9 beğen · 0 yorum

@

“Gerçek”, Büyük Birader'in sözleri ve ideolojisidir. Bunlar da konjonktüre göre değişebilir.
Orwell, eserinde "gerçek" kavramını sorgular. Sistemin ürettiği “sanal gerçeklik”in gerçeğin yerine nasıl geçirildiğini çok incelikli bir dille anlatır. Neyin gerçek, neyin sanal olduğu birbirine karıştığı için kavramlar yeni anlamlara bürünmüştür. “Gerçek”, Büyük Birader'in sözleri ve ideolojisidir. Bunlar da konjonktüre göre değişebilir. Ölçü, hakikat arayışı değil de sistemin çıkarlarıysa "gerçek" manipüle edilir.

Gerçek kavramının toplumun hafızasında sanal/yapay gerçeklikle yer değiştirmesinin ne kadar acı ve ağır yaşandığını 300 yıldır biz de tecrübe ettik. Komşularımız, dostlarımız, kardeşlerimiz, bazen eşimiz ve anne-babamız bile yıllarca birlikte yaşadığı "biz"e değil bir simülasyona inanmayı tercih etti. Sistemin toplum hafızasını kendi ölçüleriyle yeniden kurma çabası maya tuttu. Topluma ne düşüneceğini, kimi dost, kimi düşman olarak göreceğini, hangi kelimelerle konuşacağını dikte ettirme cüreti bireylerde karşılık buldu. İnsanlar, kendi anne-babasına, çoluk çocuğuna ve kardeşine yapılmasını istemeyeceği şeyleri, ötekileştirdiklerine reva görür hale geldi. Merhametin dili, yerini siyasetin diline çabucak terk etti.

Yaşadığımız hayal kırıklığı en çok da nazarların hakikate karşı körleşmesine dairdir. Her şey bunca açıkken neden olup biteni görmüyorlardı? Sahi, “gerçek” dediğimiz şey bu kadar muğlak ve göreceli miydi ki ideolojik aygıtlarla değiştirilebiliyordu?

Oysa inancımız bize eşyanın (şeylerin) hakikatinin sabit olduğunu söyler. Gerçek apaçık ortadadır. Perdeli olan hakikat değil, insanın bakışıdır.

"Güzel gören güzel düşünür" önermesine işaret etmek gerek. Hastalıkları bela diye nitelendirmek de mümkün, ibret ve nimet olarak da… Nereden baktığınızla, nasıl gördüğünüzle ilintili…

‘Bakış', gerçekliği aramıyorsa ‘görüş' kayboluyor. Kırmızı ışığın nesneleri kırmızı göstermesi gibi... Kırmızı olmak nesnelerin kendi gerçekliği değil, ışığın yanıltıcılığı. Ama tüm varlığı aynı bu ışıkda seyrediyorsanız bir süre sonra kırmızı oluşu, nesnelerin ayrılmaz bir vasfı olarak görmeye başlarsınız. Kısaca, insan ancak kendi mahiyetini tahrip eder, eşyanın hakikatini değil.

Daha fazlası da var. İnsanın bakışındaki bozulma, tek başına ödediği bir bedel olarak da kalmıyor. Başkalarını eşyanın kırmızı olduğuna ikna etme çabası, eşyanın kırmızı olmadığını söyleyenlere yönelen nefret, kırmızı olduğunu düşünenlerin tahakküm kurup yeşil ya da sarı olduğunu söyleyenleri sindirmesi, eşyanın hakikatini görenleri yok etme çabası ödenen bedelin toplumsal boyutlarına işaret ediyor.

Zulme adalet demekle, bunu koro halinde seslendirmekle zulüm adalet olmuyor.

Ne oluyor?

Zulme adalet diyen zalim oluyor.

Fıtratın tahribi anlamına gelen günah kavramını bu çerçevede yeniden tanımlamak mümkün. Çünkü en büyük günahın, günahı günah olarak görmemek olduğu bilgisi ile yaşıyoruz. Günahı günah olarak görememek, insanın mevcut gerçeklik algısının bozulduğuna, dolayısıyla da insan olma mahiyetinden uzaklaştığına işaret ediyor.
"Günahların kötü bir kokusu vardır. Allah'ın nuruyla bakanlar o kokuyu duyar, ama belli etmezler." diyen Abdülkadir Geylani Hazretleri de insan mahiyetindeki bozulmanın başka bir boyutuna işaret ediyor.

Bu durumda günah gibi tevbe kavramı da “gerçek” üzerinden yeniden tanımlanabilir.

Tevbe, bozulan nazarı tamir, hakkı teslim çabası. Bir yön ve istikamet arayışı. Tevbe, yuvaya dönüş. Yitiğini bulmak. Kirini temizlemek. Masumiyeti ve yakınlığı özlemek. Mutlu günlerini hatırlamak. Duygularını akort etmek. Gözyaşları ile arınmak. Kalp santralini işletmek. Tevbe, eşyanın hakikatine hürmet. Hayatı ve kavramları o hakikat üzerinden yeniden tanzim gayreti. Yenilenme, tazelenme…
1984
kitaba puan vermedi
12 beğen · 0 yorum

1984 - S41

Winston'ın içi üşümüştü sanki. İki Dakika Nefret sırasında toplu çılgınlığa katılmadan edemezdi, ama bu ilkel "B-B!... B-B!" ezgisi öteden beri yüreğine korku salardı. Hiç kuşkusuz, her seferinde herkesle birlikte o da söylerdi; söylememek söz konusu bile değildi. Duygularını gizlemek, aklından geçenlerin yüzüne yansımasını önlemek, herkes ne yapıyorsa onu yapmak, içgüdüsel bir tepkiydi. Ama gözlerinin birkaç saniyeliğine de olsa duygularını dışavurması onu ele verebilirdi. İşte ne olduysa o anda oldu; oldu denebilirse kuşkusuz.
Burcu S. tarafından eklenmiştir.

Ebrar Uludağ

@ebraruludag

"Kaç parmağımı görüyorsun, Winston?"
"Dört"
"Peki, Parti dört değil de beş diyorsa, o zaman kaç?"
"Dört"
1984
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
25 beğen · 0 yorum

Nazım İlgin

@nazimilgin

Belki de insan sevilmekten çok anlaşılmayı istiyordu.
1984
kitaba 9 verdi, inceleme eklemedi.
20 beğen · 0 yorum

Merve Kapu

@mervekapu

...Elle tutulur bir kanıt yoktu, yalnızca her anlama gelebilecek ya da hiçbir anlama gelemeyecek kaçamak bakışlar...
1984
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
20 beğen · 0 yorum

Merve 🗡

@mtrv

Bilinçleninceye kadar asla başkaldıramayacaklar, ama başkaldırmadıkça da bilinçlenemezler.
1984
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
20 beğen · 0 yorum

Merve 🗡

@mtrv

''...Bize duymak istediklerimizi söyleyen kitapları severiz...''
1984
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
19 beğen · 0 yorum
145
KİTAP
Tüm Zamanların En İyi Kitapları
Hem okurların hem de yazarların büyük bir kısmı tarafından başarılı bulunmuş, kitap tavsiyesi istendiğinde akla ilk gelen, tü...
39
KİTAP
Tekrar Okunması Gereken Kitaplar
Okumak büyük bir bağımlılıktır. Okumanın keyfini tadanlar kolay kolay bu bağımlılıktan vazgeçemezler. Bu listede, okuma bağım...
750
KİTAP
Okuduğum En Güzel Kitap
Okuduğumuz en güzel kitapları bu listede topluyoruz! Sen de en beğendiğin ve herkese tavsiye etmek istediğin kitapları listey...
333
KİTAP
Filmi de Çekilen Kitaplar
Edebiyat dünyasından sinema dünyasına taşınan unutulmaz eserler bu listede! Film uyarlamaları mevcut olan tüm kitapları bu li...
546
KİTAP
Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap
Neokur üyelerinin katkılarıyla ortaya çıkmış olan, ölmeden önce okunması gereken kitapların toplandığı listedir. Ölüm de ner...

Asrin

@asrinokur

1984
"İnsan sevilmekten çok anlaşılmak istiyordu belki de."
-George Orwell
1984
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
6 beğeni · 0 yorum

Asosyal enginar

@gulsahgc

Tehdit mi vaat mi?
Tehdit mi vaat mi?
Sevgi, arkadaşlık kurabilme yeteneğin, yaşama sevincin yitmiş olacak. Gülmeyeceksin, merak duymayacaksın, cesaret gösteremeyeceksin, onur duyamayacaksın. Bomboş olacaksın.
Seni boşaltıp yerine kendimizi dolduracağız!
1984
kitaba 10 verdi, inceleme eklemedi.
2 beğeni · 0 yorum

Bahar Yılmaz

@baharyl

Evet çok bilinen bir kitap. Ancak tam özü anlanamayan kitap. Büyük Birader hepimizi izliyor!
1984
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
12 beğeni · 2 yorum
caner köken (@canerkoken)
Okuduğum en güzel kitaplardan birisi ve tekrar okumayı düşündüğüm kitap.
14.07.18 beğen 1 cevap
Halil HIDIROGLU (@halilhidiroglu)
Cok guzel kitap ama bazi yerlerimi.anlamadim
14.07.18 beğen 1 cevap

woolf

@tecessus

Nasıl kitapları severiz? (1984, George Orwell)
Nasıl kitapları severiz? (1984, George Orwell)
''...Bize duymak istediklerimizi söyleyen kitapları severiz...''
1984
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
10 beğeni · 2 yorum
CEVİZKABUĞU (@karacurin)
"Parayı verdi düdüğü çaldı" adlı eserde Orwell hakkında güzel bilgiler var ,, şayet ilgilenirseniz!
10.07.18 beğen 1 cevap

Gunel Hajiyeva

@gunelhajiyeva

Sülh Nazirliyi (Ministry of Peace) müharibə məsələləri ilə, Həqiqət Nazirliyi (Ministry of Truth) yalan və tarixin saxtalaşdırılması ilə, Sevgi Nazirliyi (Ministry of Love) yad fikirlilərin təqib olunması və Rifah Nazirliyi ( Ministry of Plenty) məhdud resursların bölüşdürülməsi ilə məşğul olarsa, sıravi insanlar nə etməlidirlər?!
1984
kitaba puan vermedi, inceleme eklemedi.
4 beğeni · 0 yorum