up
ara
profil foto
‹ Tüm 1984 İncelemeleri

1984 Kitap İncelemeleri

Misafir

Misafir

@misafir000

şahsi kitap değerlendirmem..
1984 DİSTOPYASI VE 2013 DÜNYASI
1984 Distopyası, George Orwell’ın 1922-1927 yılları arasında İngiliz sömürgesi olan Hindistan İmparatorluğunda polis olarak görev yaptığı yıllardan ilham alarak yazdığı, dilinin, tarihinin, kültürünün kısacası hayata dokunan her unsurunun devlet tarafından baskı ve kontrol altına alındığı bir toplumu anlattığı, dünyanın birçok diline çevrilip milyonlarca satılan şaheser niteliğindeki eserlerinden biridir. Eser içerik ve kurgu olarak gerçeküstü bir nitelik taşıdığından dolayı ‘yok-ülke’ anlamına gelen ‘distopya’ türünde bir eser olarak değerlendirilmiştir. Lakin Orwell, ABD’deki bir sendikacıya yazdığı mektupta ‘anlattığım toplumun bir gün mutlaka gerçek olacağını söylemesem de ona benzer bir toplumun gerçek olabileceğini söyleyebilirim’ diyerek geleceğe dair çok önemli bir varsayımda bulunmuş oluyordu.

Orwell, 1984 Distopyası’nda anlattığı baskı politikalarının, insanı hayretler içerisinde bırakacak kadar kötü ve sıradışı uygulamaların günümüz dünyasında ulus devletler ve ulusalcı akımlar eliyle kusursuz ve sistemli bir şekilde hayata geçirildiğini görseydi ABD’li sendikacıya yazdığı düşüncelerin varsayımdan öte bir gerçeklik kazanmış olduğunu görebilecekti.

Kitaptan örnek verecek olursak Orwell’ın betimlediği dünyada gerçekliğin denetim altında tutulabilmesi için ‘bellekten’ ve ‘geçmişten’ yani, bireysel ve toplumsal hafızadan yoksun bırakılmaya çalışılan bir toplumdan bahsedilir. Şüphesiz ki bu tür çabalar, günümüz ulus devletlerinin resmi tarih kurumları ve okul müfredatları dâhilindeki resmi tarih dersleriyle kendi halklarını gerçek tarihlerinden koparmalarına, resmi dil kurumları ve resmi dil eğitimleri ile kendi halklarını anadillerinden dolayısıyla bilinç ve belleklerinden koparmalarına benzer.

1984 Distopyası’nın baskıcı devletinde geçmiş yıllara ait bütün kayıtların ya yok edilmiş ya da çarpıtılmış olması; bütün kitap, gazete ve tarihi vesikaların yeniden yazılmış, sokak cadde ve yapıların yeniden adlandırılmış olması, meydanların resmi tören ve kutlamalar için zorunlu olarak hınca hınç doldurulmuş olması, günümüz ulus devletlerinin bir gecede (halkını cahil bırakma pahasına da olsa) harf inkılâbı adıyla yüzyılların bilgi birikimini çöpe atmasına çok benzer. Tıpkı sokak, cadde, park ve kurumların ulusal kahramanların, darbeci paşaların veya sembol kişilerin isimleriyle kirletilmesine, stadyumların çocuklar ve gençler ile resmi bayramlar için zorunlu olarak tıka basa doldurulmasına çok benzediği gibi.

1984 Distopyası’nın başkahramanı olan Winston Smith’in düşünce polisi tarafından yedi yıl boyunca en küçük bir davranışından söylediği her söze varıncaya kadar takip edilmesi, bizlere devletlerin menfaatlerini her türlü ilke ve değerden üstün tutan (el-muhaberat, MOSSAD gibi) istihbarat teşkilatlarının fişlemelerini, yıldırma amaçlı takibatlarını ve operasyonlarını hatırlatacaktır. 1984 Distopyası’nda kişilerin evlerinin her odasında bulunan ve onların özel hayatlarına müdahale edebilen, onları yatak odalarından dahi izleyen ‘tele ekran’ sistemi her köşebaşından bizi izleyen kameralara, evimizin içinden bizi şekillendiren, çocuklarımızı eğiten (öğüten) televizyon ve bilgisayarlara şaşırtıcı derecede benzer. Günümüz dünyası ile 1984 Distopyası arasındaki benzerliklerden biri de baskıcı, despot ve her tarafa müdahale edebilen devletin kurucu kahramanı olan Büyük Birader’in paraların, pulların, kitap kapaklarının, bayrakların, posterlerin, sigara paketlerinin üstünden… Her yerden bizleri izleyen gözleridir.

Kısacası George Orwell’ın edebiyat dünyasına kazandırdığı eser, 2013’ün dünyasında ulusalcı akımlar, ulus devletler ve küresel sistem tarafından kusursuzca canlandırılmaktadır. Her türlü dini, etnik ve kültürel farklılığı reddederek yekpare, türdeş, kolay yönetilebilen bir toplum dizayn etmeye ant içmiş olan ulus devletler insanlığın değer ve haysiyetlerini ayaklar altına alarak, çizdikleri yapay sınırlar içerisinde insanlığa karşı korku ütopyalarını aratacak kötü muamele ve uygulamalara başvurmaktadırlar.

İnsanlığı bu tür ulusal kâbuslardan uyandırmanın yolu ise eserde belirtildiği üzere insanların bilinçlendirilmesinden geçer. George Orwell’ın da söylediği gibi:

‘İnsanlar, bilinçleninceye kadar asla başkaldırmayacaklar ama başkaldırmadıkça da bilinçlenemeyecekler’.

Hüseyin Asaf YILDIRIM
araftakivezir.blogspot.com.tr
ataç ikon 1984
kitaba 10 verdi
2 beğen · 0 yorum